… rum keferesi aslâ ve kat‘â yokdur. Meğer ticâret ile gelüp gide. Ammâ Yahûdî ve
Şi‘î
ve Teberrâ‘î ve Kurâyî çokdur. Ve melâhide ve zenâdıka ve Ca‘ferî ve Cebrî ve K …
Evsâf-ı şehr-i Azîm Karabâğlar: Bu şehri ibtidâ Menûçehr binâ etmişdir. Şehr-i atîkdir kim hâlâ Nahşıvân hâkinde başka sultânlıkdır. Zamân-ı kadîmde azîm imaristân imiş. {Sene 1012 Mehemmed Hân-ı Sâlis asrında dest-i Osmânlıda iken Acem zafer buldu} Sene 1045 târîhinde Fâtih-i Revân Murâd Hân-ı zamân ba‘de'l-feth-i Revân bu şehre gelüp meks etdikde kadîm-i eyyâmda İreme zâtü'l-‘imâd misilli ma‘mûr olan şehri asker-i deryâ-misâline fermân edüp ân-ı vâhidde harâb u yebâb ve der-i dîvârların türâb, halkının ciğerin kebâb edüp hâlâ âsâr-ı inhidâmları zâhir u bâhirdir. Tîmur Hân bu Karabâğlar'da kışlayup refâhiyyet üzre geçinmişlerdir. Tâ bu mertebe ma‘mûr [u] âbâdân sahrâ-yı bî-pâyândır. Ve üç kerre Süleymân Hân ve niçe kerre serdârlar asâkîr-i bî-pâyânlar ile beşer altışar ay meks edüp ganîmet üzre geçinmişlerdir. Lâkin Murâd Hân-ı Râbi‘in harâb etdüğünden beri yine imâr olmadadır. Ammâ güneşde zerre ve deryâda katre-misâl imâr olmamışdır. Huddâmlarımız kırk minâre addetmişlerdir. Hamd-i Hudâ bu şehrin âb [u] hevâsı letâfetinden tabî‘atımız hoş olup esb-süvâr ba‘zı refîkler ile şehri sehl temâşâ etdik. Mihmândârımız takrîri üzre on bin mikdârı bâğlı ve bâğçeli hâneler ve yetmiş mihrâb, kırkı minâreli câmi‘ler ve hân ve hammâmı ve esvâkları vefret üzre ammâ henüz dahi imâr olmadadır. Ve hevâsının letâfet cihetinden vech-i hüsnlü mahbûb u mahbûbelerine râst gelirdik. Ve me’kûlât ü meşrûbâtının [ve] memdûhât-ı müsmirrâtının kesreti bir diyârda yokdur. Kara Bâğlar desek vechi vardır. Elçi ile bir bâğda teferrüc ederken Yezdan Kulu nâm bir bâğbân yigirmi altı gûne emrûd-ı âbdâr getirdi. Meleçe ve Abbâsî ve Ürdibâri demek ile ma‘rûf ve memdûh emrûd-ı hoş-horları olur kim tenâvül edenin üzerine elbette âb-ı zülâli cüllâb-ı katr-ı nebât gibi cereyân eder. Gâyet lezîz emrûdları ve la‘lgûn gülnârları olur. Ve esvâk-ı şâhîsinde pâk u pâkîze işbâzlarında gûnâ-gûn Revân pirinci pilâvları ve herîsesi güyâ sıfr gibi leziz ve râyiha-i tayyibesi vardır. Ve işbâzları gâyet pâkdir. Zîrâ cümlesi müslimdir. Bu Acem diyârında cümle me’kûlât [ü] meşrûbât füruht edicilerde aslâ Ermeni ve Urum yokdur. Aslında Urum keferesi aslâ ve kat‘â yokdur. Meğer ticâret ile gelüp gide. Ammâ Yahûdî ve Şi‘î ve Teberrâ‘î ve Kurâyî çokdur. Ve melâhide ve zenâdıka ve Ca‘ferî ve Cebrî ve Kaderî ve Hurûfî ve Zemînî (---)(---)(---)(---) Bu mezheb-i bâtıllı furak-ı dâlle gâyet çokdur. Bu Karabâğ'ı seyr [u] temâşâ edüp yine cânib-i kıbleye 9 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 294b ·
metinde göster ·
Menzil-i kend-i Kehrîz: Bin hâneli Tebrîz hânı münşîsi kendi imiş. Altı câmi‘i ve üç hammâmı ve iki mihmân sarâyı vardır. Ve bâğı ve bâğçesi hadden efzûn ma‘mûr kenddir. Hudâ-yı Kahhâr harâb ide. Zîrâ cümle halkı Şi‘î ve Teberrâ‘î olmağıla diyâr-ı Acemde ibtidâ (sebb-i) Hazret-i Ömer'e hâşâ sümme hâşâ sebb etdiklerin bunda işidüp aklım gitdi. Ammâ ne çâre henüz dahi za‘afdan bî-tâb u bî-mecâl idim. Yohsa bir hâl ile ol sebbâb-ı la‘îni katl etmek emr-i sehl idi. Zîrâ diyâr-ı Acem'de elçiler Rûm tarafından geldiklerinde serbestlerdir. Çâr-yâr-ı güzîn aşkına dörd kızılbaş-ı sebbâb katl etse mu‘âfdır. Anâ aslâ cevâb olmazdır. Her ne hâl ise sabr edüp bu şehrden yine cânib-i kıbleye 7 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297a ·
metinde göster ·
… e Terekeme ve Gökdolakı kavmi çokdur ve mâl-ı Kârûn'a mâlik âdemlerdir. Cümlesi
Şî‘î
ve mülhidî-mezheblerdir.
Evsâf-ı kibâr [u] eşrâf [u] a‘yân: Yetmiş iki fırak-ı dâlleden âdemi firâvândır. Ammâ Avşarî ve Dumdumî ve Dumbulî ve Lahicânî ve Terekeme ve Gökdolakı kavmi çokdur ve mâl-ı Kârûn'a mâlik âdemlerdir. Cümlesi Şî‘î ve mülhidî-mezheblerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299b ·
metinde göster ·
… klı ve Kızıllı ve Zeydânî ve Nusayrî ve Tatkî ve Kanağî ve Şihâbî ve Şehbâzî ve
Şî‘î
ve Maslabânî ve Ma‘ânî ve Cebrî ve Mülhidî ve (---)(---) ve niçe bunun emsâlî …
Bu Dürüzistân'da olan yetmiş iki aded fırak-ı dâlleden kavm-i Dürüzî ve kavm-i Timâni ve Yezîdî ve Mervânî ve Hubarî ve Aklı ve Kızıllı ve Zeydânî ve Nusayrî ve Tatkî ve Kanağî ve Şihâbî ve Şehbâzî ve Şî‘î ve Maslabânî ve Ma‘ânî ve Cebrî ve Mülhidî ve (---)(---) ve niçe bunun emsâlî bî-mezheb fırak-ı dâlleden âdemler vardır. Her birinin mezâhib-i bâtılaları birbirlerine muhâlif ve muğâyir bir alay kavm-i dâll u mudıl âdemler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 40a ·
metinde göster ·
… ış idi. Ekseriyyâ ol sıbyânları veled-i harâmlar 74a idi ve ihtiyârları cümle
Şî‘î
ve Mu‘tezilî ve Hurûfî ve Cebrî ve Kaderî-mezheb olmuşlardı. İslâh-ı âlem içün …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Âl-i Osmâniyân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân Türkmân-ı Ceslî elinden feth edüp ba‘dehû Âl-i Osmân üzre Timur Hân hurûc edüp Sivas üzre gelüp kırk bin sıbyân-ı nâ-resîde-i tıflân-ı ebcedhânlar gerdenlerine Kelâm-ı izzetlerin ben kılup Timur'a istikbâle çıkdıklarında hemân Timur Şâh bu sıbyân-ı nâ-resîdeler üzre at koyup cemî‘i asker-i Timur'un pây-ı esb nâhunu altında kırk bin ma‘sûm [u] pâk pâymâl-i rimâl [u] hâk olup ol sâ‘at ahâlî-i Sivas'dan yetmiş bin aded ulemâ ü sulehâ ve sâhib şeybe musannıf ve mü’ellif âdemleri tarfetü'l-ayn içre dendân-ı tîğden geçirüp yedi günde kal‘a-i Sivas'ı harâb u yebâb edüp hâlâ harâbistânı ma‘lûmdur. Elsine-i nâsda meşhûrdur kim, "Sana bir iş edeyim ki Timur-ı Lenk Sivas'a etmemiş ola" deyü darb-ı mesel olmuşdur. Netîce-i kelâm Timur-ı sâhib-şekâ Nasreddîn Hâce-i bî-bakâ Timur'un nedîm-i hâssı olmağıla esnâ-yı kelâmda Timur'a eydür: "Sultânım, Niçün Sivas'da kırk bin gulâmı kelâm-ı izzetleriyle pâymâl-i esb-i Tatar edüp yetmiş bin mahlûk-ı Hudâ sulehâ-yı müttakî kimesneleri katl etdiniz?" dedikde "Va'llahi efendi! Kavm-i Sivas bî-mezheb olup ‘Kur’ân-ı azîm sümme hâşâ mahlûkdur’ deyü âyet-i mensûhlara nazîre âyet etdiklerinden mâ‘adâ yedi âyet şekilli dahi kelâm-ı muhdesler zamîme eyleyüp gılâmânlarının boğazındaki Kelâm, izzetlikden çıkmış idi. Ekseriyyâ ol sıbyânları veled-i harâmlar 74a idi ve ihtiyârları cümle Şî‘î ve Mu‘tezilî ve Hurûfî ve Cebrî ve Kaderî-mezheb olmuşlardı. İslâh-ı âlem içün ilhâm-ı Rabbânî ile Hazret-i Hızır'ın vesîleligiyle cümle hurde evlâdlarını ve sâhib-şeybelerin kırup şehirlerin harâb etdim. Ammâ Nasreddîn Hâce senin şehrin sana bağışladım korkma harâb etmem" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 73b–74a ·
metinde göster ·
… e ümerâ-yı Kürdistân hân-ı âlîşândan şikâyet edüp, "Ber-vâcibü'l-izâle Mülhid ü
Şî‘î
ve Hurûfî ve Cebrî ve Kaderî-mezheb fâsık ü fâcir velev sallî ve sehhâr ü münec …
Hemân ol gün paşa alâ tarîkı's-seyr Van'ın içkal‘asında Yeniçeri Ağası Abdî Ağa ziyâfete varup anda cemî‘i Van ağaları ve cümle Ekrâd beğleri ile müşâvere olup cümle a‘yân-ı Van ve cümle ümerâ-yı Kürdistân hân-ı âlîşândan şikâyet edüp, "Ber-vâcibü'l-izâle Mülhid ü Şî‘î ve Hurûfî ve Cebrî ve Kaderî-mezheb fâsık ü fâcir velev sallî ve sehhâr ü müneccim ve kallâb u kezzâbdır kim kırk seneden berü anın katli geçmişdi." deyü bu kavm-i gaddâr hân-ı bî-haberin hakkına ol kadar hümeze ve lümezelik etdiler kim Arapça öte tarafa geçdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259b ·
metinde göster ·
… lkı esmerü'l-levn ve gendüm-gûn ve kadd-i bâlâ ve tüvânâ âdemleri vardır. Cümle
Şî‘î
ve Râfızî ve Mu‘tezilî ve Müşebbehî ve Hurûfî mezhebinde bî-mezheb havâricî tâ’ …
Ve reng-i rûy-ı cüvân: Cümle halkı esmerü'l-levn ve gendüm-gûn ve kadd-i bâlâ ve tüvânâ âdemleri vardır. Cümle Şî‘î ve Râfızî ve Mu‘tezilî ve Müşebbehî ve Hurûfî mezhebinde bî-mezheb havâricî tâ’ifedirler. İçlerinde Sünnîler gâyet pinhânîlerdir kim Sünnîleri sevmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310b ·
metinde göster ·
… m-i usturlâba ve ilm-i hisâba mukayyiddir, Aristo âdemleri vardır. Ammâ cümlesi
Şî‘î
mezheblerdir. Bu şehrin bâğ u bâğçelerinde üç gün ayş [u] nûş ve zevk u safâlar …
Arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---) sâ‘at (---) ve derice ve (---) dakîkada bulunmuşdur. Ve şeb-i yeldâsı kezâlik eyledir. Ekseriyyâ halkı ilm-i usturlâba ve ilm-i hisâba mukayyiddir, Aristo âdemleri vardır. Ammâ cümlesi Şî‘î mezheblerdir. Bu şehrin bâğ u bâğçelerinde üç gün ayş [u] nûş ve zevk u safâlar eyledik kim her demimiz dem-i İsî olup her meclisimiz Hüseyin-i Baykara meclisleri olup cân u cihân sohbetleri etmişiz, ammâ yârân-ı bâ-safâya hafî olmaya kim Kızılbaş-ı bed-ma‘âş diyârı olmağile ayş [u] ışret etdik dediğimizden bir nakş-ı gayr anlanmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312b ·
metinde göster ·
vü Râfızî ve Sebbâb u Teberrâ‘î ü Tülüngî ve Cevellâkî vü Kalenderî ve Melâhide …
Çünki mâh-ı mezbûrun düvâzde günü olup Dergezîn hânı bir gün mukaddem Dergezîn şehri hâricinde Şâh Hıyâbânı kurbâğı kurâsında niçe yüz çetr-i mülemma‘ların ve serâperde ve nâmûsiyye ve otak-ı zer-tâkların kurup cemî‘i şehrin a‘yân [u] kibârları dahi hayme vü hargâh ve bâr-ı büngâhların nasb-ı hıyâm edüp Şâ‘ir Hayyâm-vâr herkes haymelerinde maksûd u merâmları üzre meks edüp ol fezâ-yı hâmûn-ı Dergezîn çetr-i gûnâ-gûnlar ile gûyâ lâlezâr oldu. Ve cümle şehrin aşbâzları dâmen-dermiyân edüp âşûralar ve niçe gûne çâşt-ı mümessekler pûhte etmeğe başladılar. Beri tarafda hân dahi kerr ü ferr ü dârât u ihtişâmıyla ve cümle nöker-i çamapurıyla alây ederek kös ü nefîr ve kerrenây u surnâ ve nakkârelerin çalarak gelüp serâperdesinde karâr etdikde cümle erbâb-ı kibâr-ı güzîn-i şehr-i Dergezîn hânın otağasına cümle Şî‘î vü Râfızî ve Sebbâb u Teberrâ‘î ü Tülüngî ve Cevellâkî vü Kalenderî ve Melâhide ve Havâricân cümle kat-ender-kat cem‘ olup serâperde-i hân içre çıt-a-çıt zânû-be-zânû olup oturdular ve Makteli'l-Hüseyin dinlemeğe sâmi‘înden oldular. Ba‘dehû meydân-ı muhabbete çârpâlı bir kürsî-i sadefkârî getirüp pencgâh kademe bir nerdübân kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312b ·
metinde göster ·
… âsında tâ Diyâle şehrine varınca pembesi ve hubûbâtı firâvândır. Ve halkı cümle
Şî‘î
ve melâhide ve zenâdıkalardır ve cümlesi harâmîler ve kemândârlardır kim bir kı …
Ancak hâlâ hâk-i Irâk'da hükm-i Kazvîn-i Acem'de başka sultânlıkdır. Bin mikdârı nökere mâlikdir. Fezâlarında Urbân-ı Keys ve Mevâl sâkin olduklarından ol kadar âbâdân değildir. Kal‘a kezâlik dahi imâr değildir ve bunda bir câmi‘-i pür-nûr var kim binâsı midhatinde ve vâsi‘liği cihetinde misli meğer şehr-i Dımışk'da Câmi‘-i Ümeyye ola. Ammâ cemâ‘ati yokdur. Şî‘îler içre garîb kalmışdır. Şehri kal‘a-i Esedâbâd'a karîbdir. Hemedân ve şehr-i Kazvîn'e dahi karîbdir. Sahrâsında tâ Diyâle şehrine varınca pembesi ve hubûbâtı firâvândır. Ve halkı cümle Şî‘î ve melâhide ve zenâdıkalardır ve cümlesi harâmîler ve kemândârlardır kim bir kırçıl âdemîsi on âdemden yüz çevirmez sâhib-cür’et hırsızlardır. Ve Kasrü'l-Lusûs te’sîriyle ekseriyyâ halkı Lıslardır kim Çerâkise kavmi gibi sürmeden gözü çalup sürme gözde kalır. Tâ bu mertebe harâmî harâmzâdelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 317a ·
metinde göster ·
… etgâh-ı azîm şehirdir, ammâ cümle halkı Râfızî ve Şî‘îlerdir. Gayri diyârda bir
Şî‘î
ve Râfızî mürd olsa cümle mâlın Hazret-i Muhammed Hanefî'ye vasiyyet edüp na‘ş- …
Ammâ bu memâlik-i Irâk'da cereyân eden enhârların aslı dokuz aded nehr-i azîmdir. Evveli fevkânîdir kim nehr-i Merre, Şatt'dan garb tarafına ayrılup şimâl cânibinde olan kurâları reyy edüp nehr-i Deyr'e rîzân olur. Nehr-i Deyr, Meşhed-i Muhammedü'l-Hanefî âsitânesi kasabasında nehr-i Şatt'dan ayrılır bir ziyâretgâh-ı azîm şehirdir, ammâ cümle halkı Râfızî ve Şî‘îlerdir. Gayri diyârda bir Şî‘î ve Râfızî mürd olsa cümle mâlın Hazret-i Muhammed Hanefî'ye vasiyyet edüp na‘ş-ı murdârın Muhammed Hanefî civârında defn ederler. Ve nehr-i Deyr ile nehr-i Merre'nin mâbeyni üç mîl mesâfedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344b ·
metinde göster ·
… A‘zamî-i Sünnî!" ve Âl-i Osmân mutasarrıf olsa bu ehl-i Bağdâd'a, "Ey Şâhseven
Şî‘î
vü Râfızî vü Hâricî!" derler. Bu hâl üzre ehl-i Bağdâd arada kalmışdır. Ammâ cü …
Bu kavm-i Bağdâd bir girdâbda kalmış kişi gibidir. Bu şehr-i Bağdâd'a Acem şâhı istîlâ etse ehl-i Bağdâd'a, "Ey Nu‘mân-ı A‘zamî-i Sünnî!" ve Âl-i Osmân mutasarrıf olsa bu ehl-i Bağdâd'a, "Ey Şâhseven Şî‘î vü Râfızî vü Hâricî!" derler. Bu hâl üzre ehl-i Bağdâd arada kalmışdır. Ammâ cümlesi yârândan âlüfte vü âşüfte ve yârân-ı ehl-i dilân sebük-rûh ve halîm ü selîm ve halûk u merd-i meydândır kim ni‘metleri bây u gedâya ve fukarâ vü zu‘afâya mebzûldur. Ve cümle muhibb-i garîbü'd-diyârlardır. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 345b ·
metinde göster ·