! Bu menim çâker efkende gulâmlarımdan Yezden Şîr mi ve Mirza Şâh'ı mı ve Fîrûz …
deyü katresin harâm etmişdir. Ol Cenâb-ı Kahhâr'dan korkarım kim cemî‘î mevcûdât-ı ademden vücûda getirdi. Anın emrin sımayup bâde içmenem" dedikde hemân Hân "Vallah yahşi mü’min ve muta‘assıbsın" dedi. Hakîr eyitdim "Vallah hânım muta‘assıb değilim, illâ Nu‘mân ibn Sâbit mezhebinde pâk-i‘tikâd seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem [ü] muhibb-i hânedân-ı merd-i Hudâyım" dedikde cümle huzzâr-ı meclis nüdemâları dembeste ve mest [ü] medhûş-i bî-hûş sarhoş kaldılar. Hemân musırr olup cümle dilberânlarıyla ayağa kalkup yanıma gelüp eydür "Gel gözümin nûrı! Çığı çığı Evliyâ ağam! Bu menim çâker efkende gulâmlarımdan Yezden Şîr mi ve Mirza Şâh'ı mı ve Fîrûz mı ve Pervîz mi ve Alî-yi Yâr'ı mı ve Zevâlîzen mi ve Şehland mı ve Seyf Kulu mı ve Hâl Hân'ı mı bu gulâmlarımın kangısını dilersen sana cabalarım. Kırmızı Murtazâ Alî ve Düvâzde imâmları seversin, gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir câm çakır nûş et. Gelen kim kelleler germ ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında bir kâm alalı ve bir dem süreli" deyü cümle pençe-i âfitâb [u] nûr-ı mahz gulâmlarıyla sarılup anlar beni, ben anları şarp şarp öperim, ammâ yine Feyyâz-ı Mutlak'dan isti‘ânet taleb ederim. Hemân hakîr eyitdim: "Ey Hânım! Cân sohbeti bu mıdır kim imdi Hoca Nağdî bir ayak çakır çeküp mest [ü] medhûş olup huzûrunda Hoca Nağdî 302a nakd-i rîhiyle bâd'efeşânlık edüp yüzüne karşu zartazârlık eder. Keyfiyyet [u] germiyyet-i ıyş [u] nûş-ı İrân-zemîn bu mıdır?" dediğimde hemân Hân depme urarak Hoca Nağdî'yi kaldırdıp başına tomlar urarak ser-i meclisde hâzır etdiler. Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b–302a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû cülûs-ı Süleymân Hânî'de Ebussu‘ûd hazretlerinin tahrîkiyle mülhid ve Şî‘î'dir deyü İbrâhîm Gülşenî'yi Âsitâne'ye da‘vet etmeğe haseki ta‘yîn olunduğu ân İbrâhîm Gülşenî Mısır'dan birer fukarâsıyla "Bizi müsâferete da‘vet etdiler" deyü İskenderiyye'ye gelüp temevvüc-i deryâ ile İslâmbol'a giderken bunların ıhzârına me’mûr olan haseki bu azîze râst gelür. Ma‘an Âsitâne'ye giderken deryâ yüzünde bir Mesnevî kitâbı evrâkların bâdbânı keştî gibi küşâde edüp gelürken İbrâhîm Gülşenî kitâbı deryâdan alup me’mûr olan haseki ağaya 159b kitâbı gösterir. Aslâ ve kat‘â kitâba bir katre âb-ı yemm te’sîr etmedüğün haseki görüp âlem-i hayretde kalup eydür "Sultânım bu ne haldir?" der. İbrâhîm Gülşenî eydür "Ağam senin ağan Süleymân Hân Fârisî kitâbları kırâ’et olunmasın, deyü Ebussu‘ûd'un ilkâsıyla niçe yüz bin mücelled kitâb-ı Mevlânâ'yı ve niçe bin sâ’ir kitâb-ı Fârisî'yi âteşe yakup bir hâdise etdiler. Bir yârânımızı bizim gibi kayd-bend ile huzûr-ı Süleymân Hân'a ıhzâr ederken koynundan bu Mesnevî-i Şerîfi "Al yâ İbrâhîm, sende emânet olsun. Yine Süleymân Hân huzûrunda bana ver, deyü deryâya atıp bu mahalde bana vâsıl olduğun sen de gördün, böyle şehâdet eyle" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 159a–159b ·
metinde göster ·
… ıa‘zam-ı pâdişâhî böyle sâdır olmuşdur" dedikde paşa-yı halîm u halûk eydür "Ey
ağam
, bizim ednâ hâtırımız içün İpşir Paşa karındaşımıza varup selâmımızı teblîğ edü …
Ezîn-cânib ve min te’sir-i ta‘bîr-i rü’yâ-yı sâliha, hikmet-i Hudâ, alimallah ve şehidallah u kefâ billahi, Muhammedün Resûlullah, böyle olmuşdur. Bu vâkı‘ayı bu gûne ta‘bîr etdiğinin sabâhısı bir muhteşem İpşir Paşa ağası bir kıt‘a hatt-ı şerîf ile ve bir kıt‘a yarlığ-ı belîğ-i emr-i pâdişâhî ile mezkûr ağa gelüp bî-bâk u bî-pervâ paşanın halvethânesine girüp hatt-ı şerîf-i emr-i pâdişâhîyi paşanın destine sundukda paşa ayağa kalkup hatt-ı şerîfi bûs edüp ber- ser koyup kırâ‘at etdi. Ve "Fermân pâdişâhımındır, el-emru emrüküm" ve "Tiz tuğlar dîvânhânemize çıksın" dedi. Ve gelen ağaya bir kîse altun ve bir semmûr kürk ihsân etdikde almağa me’mûr değiliz. Hemân sultânımı tâ Van kal‘asına varınca götürmeğe me’mûruz. Zîrâ fermân-ı şehriyârî ve hükm-i sadrıa‘zam-ı pâdişâhî böyle sâdır olmuşdur" dedikde paşa-yı halîm u halûk eydür "Ey ağam, bizim ednâ hâtırımız içün İpşir Paşa karındaşımıza varup selâmımızı teblîğ edüp bize bir hafta mehil vereler. Tâ ki tedarük-i râhımız görüp fermânları üzre Van'a değil tâ Isfahân-ı nısf-ı cîhâna gidelim" deyü cevâb etdikde ağa-yı âkıbet-endîş bir kîse altun ve bir semmûr kürk ile huzûr-ı İpşir Paşa'ya varup Melek Ahmed Paşa'nın tevâzu‘la "emr pâdişâhın" dediği kelimâtları ale't-tafsîl bir bir İpşir Paşa'ya takrîr eder. Hemân İpşir Paşa, Kara Hasan Paşa'ya ve Kürd Kara Mehemmed Ağa'ya eydür "Allah belânız versin, şöyle bir halîm vezîri Van gibi bî-fâ’ide eyâlete gönderdiniz. Hâtırımız içün Van'ın cümle mahsûlün Van mukarrerün götüren ağamıza bir semmûr kürk ile vermiş ve yedi ay kâ’im-i makâmım olmuşken lâyık değil idi ki anı Van'a süreydik. İnşâallah akîbince yâ Bağdâd'ı yâ Diyârbekir'i ihsân ederim" dedikde Abaza Hasan Paşa {eydür} "Hey sultânım, aşîretimizden olsa gerek, zamân-ı sadâretinde Türkmân ağalığın elimden alup ocak ağaları ve Kudde Kethüdâsı iğvâlarıyla ağalığım Ak Alî Ağa'ya verüp kîsem kapu arasında kaldı. Yine böyle iken beni Üsküdar'da katl etmeğe sipâh ocağı ağaları ile Zühdî Efendi'sini gönderüp beni nâhak katl etse gerek idi. Biz dahi Üsküdar'dan firâr edüp Haleb altında sultânıma gelüp güc ile cân kurtardım. Melek Paşa'ya Van değil ana Mar‘aş Karsı bile çokdur" dedikde İpşir Paşa eydür "Hele mezâ mâ mezâ olmaya illâ hayr" deyüp hâmûşbâş olur. Ezîn-cânib hemân paşa ol şiddet-i şitâda seksen toksan merhale menâzilleri kat‘ edüp çekeceği âlâm-ı şedâ’idi fikr edüp derhâl "At!.." deyüp huzûr-ı pâdişâhîye bilâ telhîs müteveccih oldukda bu hakîr bile idim. Ol mahalde pâdişâh-ı Cem-cenâb sa‘âdetle Çemensoffa nâm {mahalde} idi. Hemân bizim paşa seğirderek huzûr-ı pâdişâha varup zemîn-bûs etmeden "Es-selâmu aleyk 183a pâdişâhım!" deyüp du‘â ederek pâdişâhın dâmenin bûs etdi. Hemân hünkâr "Bak a Melek lala. Sana ben Van'ı ihsân eyledim. Sekiz yüz kîse dutar bir eyâlet-i azîm olup otuz altı sancağı ve dörd hükûmet hânlığı ve yetmiş aded ocak beğliği ve yetmiş altı pâre kal‘alı bir eyâlet-i azîm imiş. Niçün gitmezsin" deyü hitâb etdükde "Belî pâdişâhım, sahîhdir. Cümle sancakları mevcûddur ammâ Kürdistân olmağıla Van kal‘asının top altından gayri yerde paşaların hükmü nâfiz değildir. İntihâ-yı serhadd-i bî-amân yerdir. Anda vâliler mudârâ ile geçinirler. Pâdişâhım beni garazan ol serhadde atarlar. Sekiz yüz kîse değil seksen kîse dutmaz. Zîrâ bir cezîre yerdir. Hattâ İpşir Paşa lalan pederin tâbe serâh İbrâhîm Hân asrında Van eyâleti ihsân olundukda derd [ü] belâ çekerek Van'a revâne olup alay-ı azîm ile kal‘aya gireyim derken kal‘a kapuların sedd edüp iki yüz kadar balyemez alarka topları atup dörd yüz âdem ile şehri harâb mı edersin deyü top urup kal‘aya uğratmayup ili vilâyeti harâb edersin deyü eyâleti zabt etdirmeyüp kodılar" deyince meğer İpşir Paşa bizim paşanın {pâdişâh} huzûruna gitdiğin haber alup topalca ayağıyla sehel aksayarak gelirken hemân sa‘âdetlü pâdişâh "İşte İpşir lalam geliyor" buyurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182b–183a ·
metinde göster ·
lutf eyle. Bizim acele ile Melek Ahmed Paşa yanında işimiz var, ılgar ile gider …
Hakîr eyitdim: "İmdi ağam lutf eyle. Bizim acele ile Melek Ahmed Paşa yanında işimiz var, ılgar ile gideriz" deyü on âdem refîk alup yine vakt-i şâfi‘îde fi'l-hâl atlanup "Bâb-ı kazâ meftûhdur" deyü sabâh namâzın kılmayup bir sâ‘at Van deryâsı kenârında karsız kumsal yerde segirderek giderken geriden seçilir seçilmez kırk elli atlı nümâyân olup beyâz kar üzre karakuş gibi şikâr özleyip gelirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
, bizim kefere tâ’ifesi ahmakdır. Biz anlara kürsülerimizde va‘z u nasîhatlar ed …
Papas-ı hannâs eydir: "Vallâhi ağam, bizim kefere tâ’ifesi ahmakdır. Biz anlara kürsülerimizde va‘z u nasîhatlar ederken sözümüz anlayamazlar ve sizin şeyhleriniz gibi talâkat-ı lisân ile sözlerimiz anladamazız. Ol ecilden ‘Cennet böyle ve cehennem ve Sırat ve haşr u neşr ve meydân-ı Arasât böyle’ deyü tasvîrlerin yazdırup va‘z ederken Hıristiyânlarımıza ‘işte şöyle ve böyledir’ deyü bu sûretleri gösteririz" deyü cevâb-ı nâ-savâb verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106b ·
metinde göster ·
… vardır. Ve a‘yân [u] eşrâfları ve bizzât kralları re‘âyâlarına "yuram", ya‘nî "
ağam
, cânım" deyü ta‘zîm ile tekellüm ederler. Cümle kitâb-ı İncîlî ve millet-i Mesî …
Ve lehçe-i mahsûsalarında hayli fesâhat u belâğat vardır. Ve a‘yân [u] eşrâfları ve bizzât kralları re‘âyâlarına "yuram", ya‘nî "ağam, cânım" deyü ta‘zîm ile tekellüm ederler. Cümle kitâb-ı İncîlî ve millet-i Mesîhiyye'dendirler, ammâ putperest değillerdir, kiliselerinde aslâ asnâm-ı Vedd ve Süvâ‘ ve Yeğûs ve Ye‘ûkları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9b ·
metinde göster ·
, biz Yanık kal‘asından iki bin âdem bu mahalle gelüp iki gece idi yatup bu dere …
"Vallâhi yuram, ya‘nî ağam, biz Yanık kal‘asından iki bin âdem bu mahalle gelüp iki gece idi yatup bu dereden gelen geçen Türk askeri üzre çıkalım, şikârlar alalım, Yanığ'a tafra ile varalım derken çaşıtlarımız gelüp bire burada ne durursuz, deryâ gibi Türk askeri üzerinize geliyor, demişler. Askerimizin cânları başlarına sıçrayup yoldaşlarımız kaçmışlar. Biz dahi şu âteş başında iki koyun kebâbımız var idi. Ana muntazır olup birkaç kadeh şarâb ziyâdece içüp uyuya kalmışız. İşte başımıza böyle hâl geldi" dedikde hemân bu kâfirleri soyup bellerine bakdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b ·
metinde göster ·
… ay evlâdlarından olmak ile Mehemmed Geray Hân'a "Akaçayım" derlerdi, ya‘nî "Ulu
ağam
karındaşım" derler.
Andan nûreddîn (---) Geray Sultân miyân-kad cüssedâr ve şecî‘ ve hûnî seffâk sultân-ı Özbek idi, ammâ meşâyih-i ızâm ile hem-sohbet olup dâ’imâ tilâvet u kırâ’ata meşgûl bir gazûb celâl-sıfat gâzî pâdişâh-zâde idi. Kalga ve bu nûreddîn sultânlar selâmet Geray evlâdlarından olmak ile Mehemmed Geray Hân'a "Akaçayım" derlerdi, ya‘nî "Ulu ağam karındaşım" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129a ·
metinde göster ·
… ne güldü ve ne ağladı. Bu İnebahtı'ya gelüp ben gideceğim vaktin ölüp Mehemmed
Ağa'm
defn edecek olup ben Kastel kal‘asına gidüp mektûblarınız hakîre gelüp yine gel …
"Vallâhi ümmet-i Muhammed ben bu Arab'ı Gördüs'de Mağribî Arablardan elli altuna alalı kâmil bir haftadır kim ne yedi ve ne içdi ve ne yatdı uyudu ve ne güldü ve ne ağladı. Bu İnebahtı'ya gelüp ben gideceğim vaktin ölüp Mehemmed Ağa'm defn edecek olup ben Kastel kal‘asına gidüp mektûblarınız hakîre gelüp yine geldim. Bu Arabı bu hâlde keçi gördüm, ammâ bunu kabirden kim çıkarmışdır."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339b ·
metinde göster ·
… a gelüp Kapudan Paşa huzûruna çıkup beni ağamdan alup bu yol ile babam ve büyük
ağam
ve iki lalam ve ben atlarımız ile beş kişi giderken ileride Çarpan boğazı ile T …
"Vallâhi benim sultânım. Ben İzmirli (---) Çelebi'nin oğluyum. Kapudan Kaplan Mustafâ Paşa İzmir'e gelüp ben pederimden firâr edüp Kapudan Paşa'nın bir ağası beni hıfz edüp donanma ile Sakız'a varup limanda yatırken babam ardım sıra Sakız'a gelüp Kapudan Paşa huzûruna çıkup beni ağamdan alup bu yol ile babam ve büyük ağam ve iki lalam ve ben atlarımız ile beş kişi giderken ileride Çarpan boğazı ile Turna boğazı deresi ormanlarından üzerimize kırk elli Y 52a mikdârı yaya tüfengli dökülüp ceng ede ede babam ve ağam ve iki kölem kırılup hamd-i Hudâ ben hâlâs olup gerüye kaça kaça bu mahalle geldim. İşte bu sizde karacalarından bağlı olan âdem hırsızlardandır. Karındaşım bunu alt edüp ayağından kılıç ile yaraladı, hâlâ yaralıdır. Ve karındaşımı bunun üzerinde bunun yoldaşları yaraladılar. Elhamdülillâh babam ve karındaşım derdlerinden kurtuldum. Şimdi Sakız'a yine beni kaçıran ağama giderim" deyü cevâb etdi. Ve bize refîk olan Urlalılar bu oğlanı bildiler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y51b–Y52a ·
metinde göster ·
… üzerimize kırk elli Y 52a mikdârı yaya tüfengli dökülüp ceng ede ede babam ve
ağam
ve iki kölem kırılup hamd-i Hudâ ben hâlâs olup gerüye kaça kaça bu mahalle gel …
"Vallâhi benim sultânım. Ben İzmirli (---) Çelebi'nin oğluyum. Kapudan Kaplan Mustafâ Paşa İzmir'e gelüp ben pederimden firâr edüp Kapudan Paşa'nın bir ağası beni hıfz edüp donanma ile Sakız'a varup limanda yatırken babam ardım sıra Sakız'a gelüp Kapudan Paşa huzûruna çıkup beni ağamdan alup bu yol ile babam ve büyük ağam ve iki lalam ve ben atlarımız ile beş kişi giderken ileride Çarpan boğazı ile Turna boğazı deresi ormanlarından üzerimize kırk elli Y 52a mikdârı yaya tüfengli dökülüp ceng ede ede babam ve ağam ve iki kölem kırılup hamd-i Hudâ ben hâlâs olup gerüye kaça kaça bu mahalle geldim. İşte bu sizde karacalarından bağlı olan âdem hırsızlardandır. Karındaşım bunu alt edüp ayağından kılıç ile yaraladı, hâlâ yaralıdır. Ve karındaşımı bunun üzerinde bunun yoldaşları yaraladılar. Elhamdülillâh babam ve karındaşım derdlerinden kurtuldum. Şimdi Sakız'a yine beni kaçıran ağama giderim" deyü cevâb etdi. Ve bize refîk olan Urlalılar bu oğlanı bildiler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y51b–Y52a ·
metinde göster ·
! Bu gece bunda mihmân olursunuz. İşte kuzucuklar, kurbân etdik, kalın. Eğer paş …
"Ağam! Bu gece bunda mihmân olursunuz. İşte kuzucuklar, kurbân etdik, kalın. Eğer paşaya gideriz, derseniz, teng mahalle kalırsız. Yol eri yolda gerek" dediler. Ve taraf taraf "ma‘kûl" dediler. Hakîr dahi gördüm ki bizi savmak isterler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y158b ·
metinde göster ·
ḳazan bu aġaç ol aġaçdur kim sen kāfiri baṣarsın ḳarnuŋ açıġur men saŋa bu aġaç …
çoban aydur aġam ḳazan bu aġaç ol aġaçdur kim sen kāfiri baṣarsın ḳarnuŋ açıġur men saŋa bu aġaç-ıla yimek pişürürin didi ḳazana bu söz ḫoş geldi atından indi çobanuŋ ellerin çözdi