122 anlar kim bittiler ḳıldılar eḍgülükler kigrürlermiz olarnı bustanlarḳa kim
aḳar
astınıda arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde ulaşu taŋrınıŋ vaʿdesi çın-oḳ kim ol k …
122 anlar kim bittiler ḳıldılar eḍgülükler kigrürlermiz olarnı bustanlarḳa kim aḳar astınıda arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde ulaşu taŋrınıŋ vaʿdesi çın-oḳ kim ol könirek taŋrıdın aymaḳın
… ç bėrmek örtgey men ök sizdin yawuzlarıŋıznı kigürgey men sizni bustanlarḳa kim
aḳar
astınıda arıḳlar kim kim tansa anda kiḍin sizdin çın-oḳ azdı köni tüz yolda
12 çın-oḳ taŋrı tuttı yaʿḳub oġlanlarınıŋ bıçıġını ıḍtımız olardın on iki ḫayl başı aydı taŋrı: men siziŋ birle men eger aḍaḳın ḳılsa sizler namaznı bėrse sizler zekatnı bitse sizler meniŋḳa aġırlasa siz olarnı ötünç bėrse siz taŋrıḳa körklüg ötünç bėrmek örtgey men ök sizdin yawuzlarıŋıznı kigürgey men sizni bustanlarḳa kim aḳar astınıda arıḳlar kim kim tansa anda kiḍin sizdin çın-oḳ azdı köni tüz yolda
72 vaʿde ḳıldı taŋrı müʾminlerḳa müʾmin uraġutlarḳa bustanlar kim
aḳar
astınıda arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde turġu arıġ ėwler turġu bustanları için …
72 vaʿde ḳıldı taŋrı müʾminlerḳa müʾmin uraġutlarḳa bustanlar kim aḳar astınıda arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde turġu arıġ ėwler turġu bustanları içinde hem ḫoşnudluḳ taŋrıdın uluġ ol ol ḳurtulmaḳ uluġ
12 ol taŋrı kigrür anlarnı kim taptılar ḳıldılar eḍgülükler bustanlar kim
aḳar
anıŋ altınında arıḳlar anlar kim tandılar irinçlenürler yėyürler neçük kim yėyü …
12 ol taŋrı kigrür anlarnı kim taptılar ḳıldılar eḍgülükler bustanlar kim aḳar anıŋ altınında arıḳlar anlar kim tandılar irinçlenürler yėyürler neçük kim yėyür yılḳıla ve ot sıġınġu yer olarḳa
5 kigürgü üçün müʾminlerni hem müʾminelerni uçtmahlarḳa
aḳar
astında arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde örtmek üçün olardın yawuzlarını erür ol …
5 kigürgü üçün müʾminlerni hem müʾminelerni uçtmahlarḳa aḳar astında arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde örtmek üçün olardın yawuzlarını erür ol taŋrı üskinde uluġ ḳurtulmaḳ
anıŋ tirekleri astında arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde hemişe ol uluġ ḳurtulmaḳ
9 ol kün tėrer sizni cemʿ küninde ol taġabün küni kim tapsa taŋrıḳa ḳılsa eḍgülük örter andın yawuzlarını kigrür anı uştmahlarḳa kim aḳar anıŋ tirekleri astında arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde hemişe ol uluġ ḳurtulmaḳ
… bu şehrin önünden cereyân eden bahre Şeytân akındısı derler, gâyet şiddet üzre
akar
tarfetü'l-ayn içre bir gemi Kandîlli bâğçe burnuna sürer. Bu akındı kenârında o …
Ve bu şehrin önünden cereyân eden bahre Şeytân akındısı derler, gâyet şiddet üzre akar tarfetü'l-ayn içre bir gemi Kandîlli bâğçe burnuna sürer. Bu akındı kenârında olan yalılar da Dizdâr yalısı ve Hacı Îsâ yalısı ve Kara Hasan yalısı ve Narkçı Hasan Efendi yalısı ve Koska furunlu Mehemmed Ağa yalısı ve (---) Efendi yalısı ve Topkapulu Mahmûd Ağa yalısı ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 137a ·
metinde göster ·
… şın helvâsın şehir oğlancıkları gördükde akılları gidüp ağızlarından salyarları
akar
ve ter ü tâze beyâz halkaçini mahbûb dostlar görünce bir gayrı vâkı‘a görürler. …
Esnâf-ı helvâcıyân-ı bîrûn: Dükkân 170 ve neferât 400, bunlar dükkânların tahtırevânlar üzre akmişe-i fâhireler ile zeyn edüp ve gûnâ-gûn helvâ-yı pişmâniyeler ve sâbûnî ve tahîne ve helvâ-yı ebyaz ve mâhîce ve kırma bâdem ve samsa ve helvâ-yı kettân ve helvâ-yı gâzîler ve arşın helvâsın şehir oğlancıkları gördükde akılları gidüp ağızlarından salyarları akar ve ter ü tâze beyâz halkaçini mahbûb dostlar görünce bir gayrı vâkı‘a görürler. Hâsıl-ı kelâm dükkânların zülbiyyât ve katr-ı nebât-ı hamavîler ve yetmiş elvân helvâlar ile dükkânların zeyn edüp seyrâncılar üzre helvâ nisâr edüp şakalar ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b ·
metinde göster ·
… Fa’idesiz coşkun cereyân eder bir sudur. Sayf u şitâda dâ’imâ kırmızı kan gibi
akar
kanlı sudur. Hatta bu hakîr, bu mahalde atımla karşu tarafdaki bâğlara geçmek m …
Menzil-i karye-i Hacı Hamza: Hamzavî Hacı Hamza kim Habîb-i Karamânî halîfesidir. Bu karyede mütevellid olup iştihâr verdiğiçün Hacı Hamza Köyü derler. Zulümden ahâlîsi dağda bir ma‘mûr kurâda sâkin olurlar. Târîk-ı âm üzre ancak bir köhne câmi‘i kalmış, gayrı büyûtları harâbdır. Nehr-i Kızılırmak kenarıdır. Karşu cânibi sâfî bâğ u bâğçeler ile müzeyyendir. Bu nehr-i Kızılırmağ'ın ibtidâ tulû‘u (---) sancağında (---) nâm mahal dağlarından hurûc edüp sâhil-i Karadeniz'e Bafra kasabası cenbinde Karadeniz'e mahlût olduğu yerde bu nehir kendüyü evce beraber kayalardan deryâya atup gürüldüsü ve sâ‘ikasından âdeme dehşet hâsıl olur. Fa’idesiz coşkun cereyân eder bir sudur. Sayf u şitâda dâ’imâ kırmızı kan gibi akar kanlı sudur. Hatta bu hakîr, bu mahalde atımla karşu tarafdaki bâğlara geçmek murâd edüp atımla beni toparlayup cân havlinden karşu kenarda bir söğüt dalına sarılup atdan ayrıldım. Meğer zâlim su gâyet darplı ve iri iri taşlı yerden cereyân edermiş. Güç ile cân halâs edüp ba‘dehû huddâmlarım atımı getirdiler. 279b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279a–279b ·
metinde göster ·
ve iki ellerinin ve iki ayağı baş pa[r]maklarının dördün bir yire bend edüp kem …
Ahvâl-ı mezemmet-i ahâlî-i İrân: Nizâm [u] intizâmları bunun üzerine cârîdir kim bir mücrim âdemi katl ve salb etmezler. Darûga ve muhtesib, mücrimleri meydân-ı siyâsete getirüp Allahümme âfinâ cellâd-ı bî-emânlar ol mücrimlere 303a amân vermeyüp üstâd-ı kâmil cellâdların üç yüz altmış aded işkence-i şeb-kencesin üç gün üç gice icrâ eder. Evvelâ üç yüz tâzyâne kırbaç ve şübend ve kîrfîl urur. Ba‘dehû dizlerine nakara zahmesi keserâtı urur. Andan tırnaklarına kamış yürüdür. Andan cümle vücûdun dağlağılar ile dağlar ve yağlı bürünceği ipiyle yutdurup ipiyle bürünceği çekdikde bağırsakları ve mi‘desin taşra çıkarırken elbette ol âdem cürmün ikrâr eder. Ve yağlı sünger yutdurur ve şakaklarına gazâl aşığı bağlar ve şakağına ve alnına at mıhları ve at na‘lları mıhlar ve dirseklerinden tüfenkci burgusuyla dizlerinden delüp burgu tabanı altından çıkar. Ba‘dehû tava içre kurşumu kızdırup burgu deliğinden döküp iliğiyle bile kurşum akar ve iki ellerinin ve iki ayağı baş pa[r]maklarının dördün bir yire bend edüp kemend ile dâra berdâr edüp altından kibrit ve eşek sidiği buhûr verir. Fakîr âdemin feryâdı evce çıkar. Ve arkasında küreklerin ve kaburka ve dalısın ve enegilerin çıkarup andan çârmıha gerüp arkasından sırımlar çıkarup omuzlarına rîh-ı şem‘ler çerâğân eder. Ve hayâların kemend ile boğar ve burnuna kara çalı dikeni sokar ve başına kızgın tas ve gözüne mil çeker ve niçesinin zekerin dübüründen çıkarır. Ve niçesinin dübürün göbeğinden çıkarup sürresinden efşân eder. Allahümme âfinâ. Ve âdemin ödün koltuğu altından çıkarır. Ve sinirlerin kesüp hırsızları leng eder. Ve yalan şâhîde damga urup burnun ve kulağın budar. Ve dûzdânların ellerin ve ayakların keserler. Ve âdemi yedi gûne çengâle urup ve yedi tür kazığa urup üç gün üç gice ibret-i âlem ıslâh-ı benî Âdem içün böyle işkence ederler. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri etdirüp bizlere {rağmen} tefâhur kesb etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mertebe benî Âdeme işkence etmeden me‘âl-i murâd nedir?" dedim. Eyitdi: "Ey birâder-i mâ! Bunların vâcibü'l-izâle olduğu şâhid-i âdiller ile isbât olunup ba‘de's-sübût cümle halka rağmen bir kezden katl etmeyüp tenbîhü'l-gâfilîn içün bu gûne ezâ vü cefâ ederiz kim insândan cebbâr ve âsî yokdur kim Cenâb-ı Perverdigâra âsî olup Arapça diyen benî Âdemdir. Anınçün böyle işkence ederiz" dedi. Hakîr eyitdim: "Ammâ şer‘î değil, nâ-şer‘îdir kim te’sîri yokdur. Şer‘ile had acıdır ve şer‘ile nass-ı kâtı‘ hükmünce {sûre-i Mâ’ide'de}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b–303a ·
metinde göster ·
ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıv …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
… tların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine
akar
. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğla …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… Resûl-i Kibriyâ'nın ağzı bârı / Dediler ol bınara şimdi Ebrîz / Ne hikmetdir ki
akar
şöyle tiz tiz / Cemî‘an etdiler tecdîd-i îmân / İdüp tasdîk olup cümle müselmân …
Koyunca seng üzere yarı zâhirTulû‘ etdi o dem bir mâ’-i tâhirSerî’an anda dahi oldu cârîResûl-i Kibriyâ'nın ağzı bârıDediler ol bınara şimdi EbrîzNe hikmetdir ki akar şöyle tiz tizCemî‘an etdiler tecdîd-i îmânİdüp tasdîk olup cümle müselmânMu‘cizât [u] hem kerâmet oldu buZemzem-i Ahmed değil midir bu suOldu meşhur Zemzem ile İsma‘îlHâcer anayile babası HalîlLik bu mu‘ciz-i Resûl-i KibriyâO şefâ‘at kân[ı] tâc-ı asfiyâMünkirîne oldu ma‘lûm bi't-temâmBildiler ol hazret[i] hep hâs u âm
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17a ·
metinde göster ·
… ş anı Settâr / Ki üç yüz altmış altı Hırk suyu / Aceb taksîm etmiş bunca suyu /
Akar
Hırkî-misâl mâ-i Ceyhûn / Gider sahrâlara gûyâ ki mecnûn / Olur her kûşe anda s …
Mülûk-ı Kayserîden bir melik-zâdHikem ilminde idi kâmil üstâdEkilürdü vilâyetde ad ileOlup meşhûr o adl ile dâd ileEreğli oldu adı şimdi meşhûrZiyâret eyleyenler oldu mesrûrNice medh olmaya bu âb-ı seyyârKi sun‘ ile yaratmış anı SettârKi üç yüz altmış altı Hırk suyuAceb taksîm etmiş bunca suyuAkar Hırkî-misâl mâ-i CeyhûnGider sahrâlara gûyâ ki mecnûnOlur her kûşe anda sebzezârıBütün güller olur bülbül karârıAnın her kûşesi san bâğ-ı cennetHayat bulur kılanlar anda sohbet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… allar ile ubûr olunur. Gayri zamân at ile geçilir ammâ muhâlifdir, gâyet çoşkun
akar
. Bu nehr-i azîmin ibtidâ tulû‘u Sis dağlarından gelüp bu Çakıt Hânı altından ge …
Menzil-i hân-ı Çakıt: Nehr-i Çakıt kenarında sene 1047 târîhinde Fâtih-i Bağdâd Sultân Murâd Hân vezîrlerinden Bayrâm Paşa vezîrin hayrâtıdır ammâ gâyet bî-emân yerde inşâ olunmuş bir hân-ı azîmdir. Cümle yetmiş ocaklı haremli ve ıstabl-ı anterli, türâb ile mestûr kal‘a-misâl ma‘mûr hândır, ammâ imâreti yokdur. Hemân âyende vü revendeler içün bir kârbânsarây-ı ehl-i revândır. Dibinden cereyân eden nehr-i azîm eyyâm-ı bahârda aslâ geçit vermez. Zîrâ Ramazanoğlu yaylalarından ve gayri yerlerden niçe bin uyûn-ı câriyeler mahlût olup deryâ olur. Ol mahalde sallar ile ubûr olunur. Gayri zamân at ile geçilir ammâ muhâlifdir, gâyet çoşkun akar. Bu nehr-i azîmin ibtidâ tulû‘u Sis dağlarından gelüp bu Çakıt Hânı altından geçüp cânib-i garba cereyân ederek iner, kal‘a-i Tarsûs altında Akdeniz'e munsab olur. Bu hânın cânib-i erba‘asında kurâlar yokdur ammâ yaylağ-ı câmûs-ı top-keşân Rûm ve Arab ve Acem'de Adana câmûsu meşhûr-ı âfâkdır. Bu dağlarda Âl-i Osmân pâdişâhının kırk bin aded kânûn üzre top-keşân câmûsları vardır ammâ ilâ hâze'l-ân hesâb [u] kitâbın Hûda bilür. Kendi biter kendi yiter tamgalı ve tamgasız câmûsları var kim her biri Dâbbetü'l-arz'a ve sevr-i hamele-i arza benzer kara câmûslardır. Bunların hıfz [u] hirâsetleriyçün yedi pâre beledîn ahâlîleri mu‘âf u müsellemlerdir. Hîn-i seferde niçe binin kemendlerle ve tokanlarla ve kapanlarla sayd edüp sefere götürüp balyemez toplar çekdirirler. Bu dağlarda kaplan gâyet çok olup câmûs saydına kaplan geldikde câmûsun boğaları kaplanı ortaya alıp ol ân emân vermeyüp helâk ederler. Bu dağlar içine gayri âdem dahi giremezler. Hattâ Murtezâ Paşa eyle alay-ı azîm edüp bu dağlar içre küta küt mehterhâne çalup giderken yedi dâne câmûs mehterhâne sadâsın istimâ‘ edüp "alay budur" deyüp hücûm edince derhâl askeri târumâr edüp davullar orman içinde kalup asker pür-silâh bu yedi câmûsa ol kadar hışt u mızrak urup ok ile câmûsların vücûdları kirpi gibi olup niçe kurşum daha urdular, aslâ rûhlarının haberleri olmayup yine dağlara girüp gitdiler. Bu kadar câmûsa Âl-i Osmân pâdişâhından gayri bir mülûk mâlik olmamışdır. Ba‘dehû bu Çakıt Hânı'ndan kalkup yüz bin derd ü mihen ile Çakıt nehrin ubûr edüp yine cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19a ·
metinde göster ·
… ı câriyeler vardır. Anlara Ayn-i Seccân derler. Eyyâm-ı şitâda çok mümtedd olup
akar
bir hafrda gâ’ib olur. Ammâ eyyâm-ı sayfda az mümtedd olur. Bu mahallerde mezkû …
Bu Gazze kurbunda Üpele nâm bir mahalde bir vâdî-i sağîre vardır. Bu sahrâda beş aded uyûn-ı câriyeler vardır. Anlara Ayn-i Seccân derler. Eyyâm-ı şitâda çok mümtedd olup akar bir hafrda gâ’ib olur. Ammâ eyyâm-ı sayfda az mümtedd olur. Bu mahallerde mezkûr uyûnların sâhillerinde yasdık kadar ve tencere ve kazgan kadar müdevver taşlar döşenmişdir. Bu taşlar içre bir küçük ırmacık dahi vardır. Kenarında bu sudan âlî yekpâre taşdan bir hum-ı Husrevânî vardır. İçi leb-ber-leb mâ-i zülâldir. Bu küpden Cemâpur askeri gelüp on gün on gice suyun taşısalar bir katre nâkıs olmak ihtimâli yokdur. Dâ’imü'd-dehr su ile mâl-â-mâl durur. Suyun almasalar yine ke'l-evvel leb-ber-leb durup taşra taşmaz, aslâ aceb hikmetdir. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 48b ·
metinde göster ·
… r-i Murâd'a karışır. Bu nehir her sene ağustosda kırk gün acı ve kırk gün tatlı
akar
. Bu nehrin lezîz alabalığı olur. Sayyâdlar ziyâretden aşağıda balığın sayd eder …
Ovacık nâhiyesinde Munzır Baba[-yı] azîzin dağından tulû‘ eder bir ayn-ı sağîre nehr-i Murâd'a karışır. Bu nehir her sene ağustosda kırk gün acı ve kırk gün tatlı akar. Bu nehrin lezîz alabalığı olur. Sayyâdlar ziyâretden aşağıda balığın sayd ederler. Eğer ziyâret yanında sayd etseler mâhîleri pişmez ve bu aynın şimâlinde bir dağ vardır. Anda Munzır Baba dikmiş bir şecer vardır gâyet siyâhîdir. Ol şecerden kim ki kat‘ etse zarar çeker.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 84b ·
metinde göster ·
… ır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât
akar
ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u b …
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
… yine kıbleye Kara köprü bir musanna‘ cisr-i müzeyyendir. Altından Dülhadî suyu
akar
. İbtidâ tulû‘u (---)(---) andan nehr-i Şatt'a mahlût olur. Bu mezkûr cisri ubû …
Andan yine kıbleye Kara köprü bir musanna‘ cisr-i müzeyyendir. Altından Dülhadî suyu akar. İbtidâ tulû‘u (---)(---) andan nehr-i Şatt'a mahlût olur. Bu mezkûr cisri ubûr edüp Kara Taşlık nâm kaldırımlı râha kadem basdıkda el-azametullah bârân-ı rahmet semâdan nüzül edüp bizi eyle etdi kim, atlarımızda ve bizde cân u mecâl kalmayup yetmiş bin renc [ü] anâ ve rîh-i fenâ çekerek bir cây-ı menâs bulmayup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 198b ·
metinde göster ·
… rîzân olur, ammâ bu cisr-i Batmân altından ubûr etdikde eyle darb-ı hiddet ile
akar
kim sâ’ikasından âdemin kulağı asamm olur. Zîrâ ol mahalle kûh-ı bî-sütûn pârel …
Nehr-i zülâl Batmân: (---)(---)(---)(---) kurbünde (---)(---) dağlarından gelüp bu püll-i kûzahun altından ubûr edüp cânib-i şarka ve kâh kıbleye cereyân ederek (---)(---) altında nehr-i Şatt'a rîzân olur, ammâ bu cisr-i Batmân altından ubûr etdikde eyle darb-ı hiddet ile akar kim sâ’ikasından âdemin kulağı asamm olur. Zîrâ ol mahalle kûh-ı bî-sütûn pârelerinden nişân verir kayalar üzerinden ubûr eder ve bu mahal Diyârbekir ve Mefârikîn'den Hazzo'ya ve Bitlîs'e ve Van'a ve gayrı diyâr-ı Kürdistân'a memerr-i nâs olduğundan nesl-i Âl-i Abbâsiyân'dan (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) hazretleri helâl-i zülâl mâlından üç bin kîse masrûf edüp bu mahalle cemî‘i diyârın bennâ ü mi‘mâr [u] mühendislerin cem‘ edüp bir püll-i azîm binâ etdirmişdir kim Anadolu diyârında cisr-i Geyve ve cisr-i Çâşnigîr ve püll-i Osmâncık ve kantara-i Amasiyye ve Adana köprüsü ve Misis sırâtı ve Hasankeyfâ cisri gibi niçe yüz cisr-i ibret-nümâlar vardır ammâ bu cisr-i Batmân'ın binâsı ve tarzı tavrı ve vaz‘ı esâsı ve kadd u kâmeti ve metâneti bir cisrde yokdur. Bu nehr-i azîmin bir tarafı kayadır, bir tarafı rimâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b ·
metinde göster ·
Karaçay: Bu mâ-i zülâl bahârda taşkın 237b akar ammâ gayrı zamânda geçit verir çaydır. Kâsımoğlu Çayırı nâm sahrâdan ubûr edüp Kara Şeyhler kurbünde deryâya katılır. Andan bu bahrin yine şimâlinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237a–237b ·
metinde göster ·