33 körmezler mü ol taŋrı ol kim törütti köklerni hem yerni armadı olarnı törütmek birle küçlüg uġan tirgürmek üze ölüglerni ari ol ḳamuġ neŋ üze küçlüg uġan turur
… dâle âheng edüp kal‘a üzre hücûm edüp her tarafdan mümkün olduğu mertebe sarıca
arı
gibi kal‘a dîvârına sarılup bism-i İlâh ile metrise girüp subh [u] mesâ cenge s …
Beri tarafdan asker-i İslâm--gayyûr gayrete gelüp ceng [ü] cidâle âheng edüp kal‘a üzre hücûm edüp her tarafdan mümkün olduğu mertebe sarıca arı gibi kal‘a dîvârına sarılup bism-i İlâh ile metrise girüp subh [u] mesâ cenge sa‘y-i belîğ ve ihtimâm-ı tâm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
Hemân Ebü'l-feth asâkir-i İslâm ile Ayasofya deyrine sarıca
arı
gibi sarılup üç gün üç gece ceng-i azîm olup elli üçüncü günde Ayasofya-i Kebîr …
Hemân Ebü'l-feth asâkir-i İslâm ile Ayasofya deyrine sarıca arı gibi sarılup üç gün üç gece ceng-i azîm olup elli üçüncü günde Ayasofya-i Kebîr feth olup ibtidâ Sultân Mehemmed Ayasofya içre girüp niçe ruhbânı katl edüp elindeki livâ-yı Resûlullâhı mihrâb mahalline diküp ibtidâ ezân-ı Muhammedî'yi Sultân Mehemmed tilâvet edüp sâ’ir guzât-ı müslimîn ruhbânıyâna kılıç urup derûn-ı Ayasofya hûn-ı müşrikîn ile mâl-â-mâl oldu. Hemân Ebü'l-feth Gâzî dal-tîrkeş olup alâmetim olsun içün bir hadeng-i çâr-cenâh Ayasofya kubbesinin tâ ortasına atdı. Hâlâ alâmet-i tîr-i Mehemmed Hân nümâyândır. Ve bir hünkâr solağı sol eliyle bir kâfîri katl edüp sağ elin kâfirin kanına bulayup Sultân Mehemmed'in huzûrunda bir pertâb edüp elinin kızıl kanın bir beyâz mermere sürüp pençe nakşı edüp alâmet etdi. Hâlâ ol kanlı solak pençesi türbe kapusundan içre girdikde karşu köşede beş âdem kaddi bâlâda bir pençe-i kebîr-i sâhib-dilîr zâhir ü bâhirdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 30a ·
metinde göster ·
… râm'ın onuncu günü yevm-i âşûrâda vücûda gelüp yigirmi altı târîhinde nâmûs [u]
ârı
fark edüp Sultân Ahmed Hân'ın Edirne seferin ve Yeni câmi‘ binâsına mübâşeret o …
Bu hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâ ibn Dervîş Mehemmed Zıllî rahm-ı mâderden müştak olup rû-yı arza kadem basdığımız bu Sultân Ahmed Hân'ın zamân-ı saltanatında bin yigirmi Muharremü'l-harâm'ın onuncu günü yevm-i âşûrâda vücûda gelüp yigirmi altı târîhinde nâmûs [u] ârı fark edüp Sultân Ahmed Hân'ın Edirne seferin ve Yeni câmi‘ binâsına mübâşeret olunduğun a‘lâ bilürdüm. Hamd-i Hudâ kim böyle bir azîmü'ş-şân pâdişâh-ı Cem-cenâb asrında vücûda gelmişiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 59a ·
metinde göster ·
… enâhîden müberrâ olup ma‘sûm [u] pâk gerekdir kim muktedâ-yı nâs ola. Herşeyden
arı
olmazsa nikâbeti ve meşîhatı ve imâmeti câ’iz değildir.
Bu sû’alleri bilen sâhib-i ayâr ve sâhib-i seccâde olmağa liyâkata hâsıl edüp ana miyân-beste pîr derler, cümle ehl-i tarîka ve ehl-i san‘ata ser-çeşme olur. Ammâ fi‘li kavline ve kavli fi‘line muvâfık olup her menâhîden müberrâ olup ma‘sûm [u] pâk gerekdir kim muktedâ-yı nâs ola. Herşeyden arı olmazsa nikâbeti ve meşîhatı ve imâmeti câ’iz değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148a ·
metinde göster ·
… jdehâ-peykerin yigirmi iki bölük başı bayraklarıyla iki bin iki yüz sarı sarıca
arı
, akûr-ı kelb-i sarîh gibi Mikrilin sarp çengelistân içre becenelerine sarılup b …
Menzil-i Zârçayırı: Batum sancağı ile Mikrilistân mâbeyninde bir çemenzâr [u] mahsûldârlı hâmûndır. Deryâ-misâl asker meks edüp cümle atların ol gice şikemleri tabl-ı semengâna dönüp istirâhat etdiler. Andan ale's-sabâh asker-i mûr, mâr-misâl ol menzilden kalkup Çoruğ nehri geçidinden Sefer Paşa Gürcîstân askeriyle geçüp Mikrilistân'ın Dadonya nâhiyesin nehb ü gârete başladı. Andan beri tarafda asker-i İslâm ejder-i heft-ser gibi Mikrilistân'a göz açdırmağa amân vermeyüp bu hâl-i pür-melâli Mikril-i la‘în ü racîm ve anîd-i pelîd ve cünd-i cünûb-ı Yezîd kâfirler dağıstân ve çengelistâna yüz dutup karârları firâra mübeddel olup dâğları giydiler. Hemân Defterdârzâde efendimizin baş bayrağı alem-i ejdehâ-peykerin yigirmi iki bölük başı bayraklarıyla iki bin iki yüz sarı sarıca arı, akûr-ı kelb-i sarîh gibi Mikrilin sarp çengelistân içre becenelerine sarılup bir yaylım kurguşunlar serpüp becene içre mütehassın olan Mikriller dahi kudurmuş yılanlar gibi gıjgırup anlar dahi derûn-ı beceneden kurşumlar serpüp tâ vakt-i zuhra dek tarafeynden ceng-i azîm olup âhir-i kâr becene feth olup içinden yedi yüz ma‘dûd esîr-i Mikril çıkup içinden pençe-i âfitâb bâkireler ve mahbûb-ı zamân gılmânlar ile ibtidâ sekbân ve sarıca askeri muğtenim oldular. Ancak guzâtdan yedi yiğit şehîd oldu. Ol gün bu mahalde ikâmet olunup dağlar içre sadâ-yı Allah Allah evce peyveste olup gûyâ Mikrilistân'da rûz-ı kıyâmet zemzemesi velvelesi olup rûz-ı kıyâmetden bir nişân oldu. Ve himmet-i Seydî Ahmed Paşa ile ol gün Bâkî Paşa dahi mâl-ı ganâ’imle bây olup rdu-yı İslâm'a dâhil olunca sâ’ir guzât-ı müslimîne dahi destûr olup gürûh gürûh olup vesîleler ile dağlara ve bellere ve becenelere düşdüler. Tâ kim kal‘a-i Marava altına asker-i İslâm varup hemân Mikril küffârı kal‘anın iki kanatlı kapusun küşâde kılup içerden pâ-bürehne ve ser-bürehne ve küffâr-ı hîlekâr-ı dûzah-karâr dal-tîğ-ı Dahhâk olup cünd-i şeyâtîn-i la‘în esnâf-ı hakkâk gibi asker-i İslâmın vücûdların zeyl-i hisârdan hakk etmeğe sa‘y-ı belîğ etmeğe cidd ü cehd edüp üç buçuk sâ‘at keşâkeş, yaka çâk, savaş-ı perhâş ederken Avnik kal‘ası Beği Alî Beğ ve Velî Beğ ve Nakışlı Bölükbaşı kal‘anın cânib-i garbîsi tarafı hâlî iken üç bayrak yiğitler birer takrîb ile ve kemend-i müstemendler ile ankebût-vâr resen-bâzânlar gibi taraf taraf şehbâzlar kal‘aya urûc edince kal‘anın burc [u] bârûları üzre ezânlar okutup kal‘a içinde olan küffâra kılıç urarak kal‘a kapusun kabza-i tasarrufa alup taşra çıkan küffâr içeri giremeyüp cümlesi guzât-ı müslimîn içre tu‘me-i şemşîr oldular. Bakiyyetü's-seyfi esîr-i kayd-bend oldular. Ve'l-hâsıl bu cengde kâmil yetmiş âdam şerbet-i şehâdeti nûş edüp üç yüz kâfir esîr ve yedi yüz fecere katl olunup cesed-i murdârları dâr-ı bevârları önünde 332a püşte püşte oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn belağan-mâ-belâğ mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olup derûn-ı kal‘ada olan zî-kıymet esbâb u eskâli ve bakır-âvânî ve bisâtları kal‘adan ıhrâc edüp cümle der-i dîvâr-ı dârların harâb edüp sâ’ir binâların âteş ile tûrâb etdiler. Bu ceng-i zafer-me’serde yedi yüz kadar Aznavur gavur esîr ve beş yüz mikdârı nisvân-ı pür-isyan esîre ve iki yüz aded dûşîze-i nâçîze ve üç yüz kadar nâ-şüküfte duhter-i bed-ahter ve altı yüz mikdârı giysûdâr-ı murdâr-gulâmları serdâr-ı zafer-şi‘âra teslîm etdiler. Andan yine cânib-i şimâle 12 sâ‘at gidüp nehb [u] gâret ederek tâ Gürcîstân hudûdunun mutî‘ [u] münkâd olan yerlerine dek varup esîr alup geldiler. Andan kalkup yine ormanlık içre çimşirlik dırahtistânın seyr ederek 9 sâ‘atde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 331b–332a ·
metinde göster ·
… râm-ı Konya olur. Tâ bu mertebe nehr-i Tunca âb-ı hayâtdır. Nehr-i Arda kezâlik
arı
bir âb-ı sâfîdir. Bu gülistân-ı bostânlara nâfi‘dir. Şehre nâfi‘ değildir. Kaça …
Andan nehr-i Arda şehr-i Edirne'nin cânib-i cenûbîsinde (---)(---)(---)(---) dağlarından gelüp Mihal cisrinde nehr-i Tunca'ya mahlût olur. Ve nehr-i Meriç şehr-i Edirne'nin cânib-i garbîsinde dörd konak yerde Samakov dağlarından ve Köstence ve İhtiman dağlarından gelüp bu dahı cisr-i Mihal altında nehr-i Tunca'ya ve nehr-i Arda'ya mahlût olup deryâ olur. Nehr-i Meriç'in şehr-i Edirne'ye fâ’idesi azdır. Ammâ nehr-i Tunca ve nehr-i Arda şehr-i Edirne'nin cânib-i erba‘asında olan yetmiş pâre cezîreler içindeki bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i müşebbek bostânları ve bizzât ravza-i cinân olan Hünkârbâğçesi'n nehr-i Tunca reyy edüp nahlistân-ı gülistânı şebboy, benefşe bostânı aynu'l-hayât-ı Tunca cümle eşcârât [u] müsmirrât tâze cân bulup gûyâ her bâğ-ı İrem'i Merâm-ı Konya olur. Tâ bu mertebe nehr-i Tunca âb-ı hayâtdır. Nehr-i Arda kezâlik arı bir âb-ı sâfîdir. Bu gülistân-ı bostânlara nâfi‘dir. Şehre nâfi‘ değildir. Kaçan kim bu üç nehr-i azim Mihal cisri altında deryâ-misâl olduklarında şehir etrâfında olan cezâyirler içre niçe yüz bâğ gaytanları seyl olup harâb eder. Bi-kavl-i mu‘allimîn-i selef eyle tahrîr ederler kim âhiru'l-emr bu üç nehr-i azîm Edirne şehrinin helâkine bâ’is olalar, deyü kafesli kapu üzre lisân-ı Latin ile tahrir etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
… irse sekbanlar seg gibi ol âdeme üşüp pâre pâre ederler. Sarıcalar görse sarıca
arı
gibi sarılup âdemi sokarlar.
Andan (---)(---) kârbânsarâyı: Atbâzârı'nda. Bu dahi bir vekâle-i ibretnümâdır kim vasfında lisân kâsırdır. Cümle kıbâbları rasâs-ı hâss-ı nîlgûn ile mestûr. Bunda dahi paşanın sekban u sarıcaları sâkinlerdir. Kendülerden mâ‘adâ bir âdem bu hâna yanılup girse sekbanlar seg gibi ol âdeme üşüp pâre pâre ederler. Sarıcalar görse sarıca arı gibi sarılup âdemi sokarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 202b ·
metinde göster ·
… sabâh hayya ale's-salât mahallinde alâ mele’i'n-nâs kırk bayrak sarıca ile sarı
arı
gibi kûh-ı Saçlı'ya âteş-i sûzân saçup meterise girdiler. Çûn ale's-sabâh oldu, …
Hemân bizim paşa ile gelen asker dahi vakt-i Şâfi‘îde Sincâr kayalarının altında pinhân olup meterislere girdiler. Hatta baş bölükbaşımız olan Zıpır bölükbaşı ale's-sabâh hayya ale's-salât mahallinde alâ mele’i'n-nâs kırk bayrak sarıca ile sarı arı gibi kûh-ı Saçlı'ya âteş-i sûzân saçup meterise girdiler. Çûn ale's-sabâh oldu, gerüden asker-i deryâ-misâl gelüp vâdî-i Sincâr hayme vü hargâh ve bâr u bengâh ile lâlezâr olup zeyn oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 214b ·
metinde göster ·
… deliğinden bir gürûh zenbûr zâhir olur kim her biri serçe-i sanâfîr kadar sarı
arı
bu asker-i İskender'in içine müstevlî olup İskender askerinin cümle hayvânâtlar …
Netîce-i kelâm kırk gün kırk gice ceng-i İskender-i Kübrâ olunca kırkıncı gün kal‘anın kayaları zeylinde bir gâr deliğinden bir gürûh zenbûr zâhir olur kim her biri serçe-i sanâfîr kadar sarı arı bu asker-i İskender'in içine müstevlî olup İskender askerinin cümle hayvânâtları demlerin hotas-vâr edüp cümle üştür ü ester ve at ""Firâren an tevâli'l-kesürât" deyüp cümle hayvânât [u] insânât "Meded yâ sahrâ-yı Heyhât!" deyüp kararları firâra mübeddel oldu. Fakîr İskender-i Zülkarneyn karnına dermân ararken burundan kulakdan çıkayazdı. Âhir-ı kâr İskender dahi cânından bezdi ve sahrâ-yı Muş'a doğru gezdi. Hemân derûn-ı kal‘adan hazînedâr Bedlîs bî-hisâb mâl-ı firâvân ile lâ-yu‘âd u lâ-yuhsâ girân-bahâ tuhaf u tefâruk ile kal‘anın miftâhların mücevher zarf içre koyup doğru İskender'in pây-ı semendine yüz sürüp kal‘a miftâhların huzûr-ı İskender'e koyup zemîn bûs eder. İskender eydür: "Bre mel‘ûn, niçün bana âsî olup bu kadar askerim helâk eyledin?" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222b ·
metinde göster ·
… mukaddemâ tahrîr olunan İskender bu kal‘a-i Bitlîs'i muhâsara etdükde bu gârdan
arı
askeri çıkup İskender'i bozan zenbûr mağarasıdır. İlâ hâze'l-ân küşâde bâblı bi …
Vâcibü's-seyr-i sâlis: Şehir içinde, kal‘a dibinde Hâtûniyye cisri başındaki hân-ı azîmin içindeki bir yalçın kayada bir gâr-ı ibrenümâ vardır. Ol kehfin kapusu üç âdem kaddi âlîdir. İçinde bir gürüldü istimâ‘ olunur, ammâ kimesne ana dahi muttali‘ olamamışdır. Ol gâr ise Târîh-i Mıkdısî tahrîr etdiği üzre mukaddemâ tahrîr olunan İskender bu kal‘a-i Bitlîs'i muhâsara etdükde bu gârdan arı askeri çıkup İskender'i bozan zenbûr mağarasıdır. İlâ hâze'l-ân küşâde bâblı bir gâr-ı yetîmândır. Bu gâra bir merd girmeğe kâdir değillerdir. Hattâ Mihmân Kulı ve Seyf Alî nâm yârânlarımız ve huddâmlarımız ile bu gârı temâşâ ederken hân içre bir tula çapar lâşesi var idi. Ya‘nî bir zağar kelb leşi idi. Seyf Alî refîkimizin bir sefîh gulâmı bu gâr bir mu‘attal kehfdir, deyü kelbin leşin alup gârın kapusundan içeri niçe atdı ise ol ân tarfetü'l-ayn içre lâşe-i kelb-i bî-cânı taşra pâre pâre ve dilim dilim ve şilim şilim ve çilim çilim taşra atıldı. Hemân hakîrin aklı başından gidüp hândan taşra firâr etdim, ammâ zehrem çâk oldu. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
… et edüp her umûr yerli yerinde oldukda asker-i deryâ-misâl kal‘a-i Van'a sarıca
arı
gibi sarıldılar. Kâmil dokuz gün on gice döğülüp derûn-ı kal‘ada mutahassın ola …
Ba‘dehû Süleymân Hân taht-ı Tebrîz'den cânib-i garba beşinci günde kal‘a-i Van sahrâsına gelüp Ulama Paşa'yı ve Pîrî Paşa'yı Van meterisinde bulup Sadrıa‘zam Rüstem Paşa'yı yetmiş aded beğlerbeği ile Van kal‘ası fethine me’mûr edüp alâ mele’i'n-nâs amân ü zamân vermeyüp meterislere girüp fütûhâta müte‘allık re’y [ü] tedbîrleri ihtiyârlar ile meşveret edüp her umûr yerli yerinde oldukda asker-i deryâ-misâl kal‘a-i Van'a sarıca arı gibi sarıldılar. Kâmil dokuz gün on gice döğülüp derûn-ı kal‘ada mutahassın olan Kızılbaş-ı kallâşlar "Amân cığı cığı! Amân ey kayser-i Rûm Âl-i Osmân, dâd amân!" deyü feryâd etdiler. Meğer mukaddemâ Ulama Paşa ve Pîrî Paşa ale'l-gafle muhâsara etdiklerinde cânib-i erba‘adan imdâdları ve zahîreleri gelmediğinden derûn-ı kal‘ada azîm kaht [u] galâ olup amân dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 250b ·
metinde göster ·
… yüz altun harcırâh ihsân edüp tâ kal‘a-i Van'a varınca kâmil bir bayrak sarıca
arı
eri yiğitleri ta‘yîn eyleyüp paşanın Bağdâd'daki arkı mâlından üç bin altun ve …
Ve Melek Ahmed Paşa efendime muhabbetnâmeler ile beş re’s küheylân ve iki başdan hudûd-ı cılğıdân kısraklar verdi. Ve on aded Şeyhânî kılıçlar ve bir yük fağfûrî kâseler ve fincânlar ve bir yük mertebânîler ve kırk aded nâfe-i müşk-i Hoten ve on şemmâme amber-i hâm ve bir incü tesbîh-i dürr-i yetîm ve yüz kıt‘a dîbâ vü şîb ü zerbâf ve akmişe-i fâhireler ve kâlâ-yı nâdireler makûlesi eşyâları Kaya Sultân içün hedâyâlar verüp bu mezkûr eşyâları cümle bir katar katıra tahmîl edüp katarıyla hakîre teslîm edüp yine ol ân hakîre hemân beş yüz altun harcırâh ihsân edüp tâ kal‘a-i Van'a varınca kâmil bir bayrak sarıca arı eri yiğitleri ta‘yîn eyleyüp paşanın Bağdâd'daki arkı mâlından üç bin altun ve beş bin altun dahi Murtezâ Paşa ceybinden Melek Ahmed Paşa efendimize ceyb harclığı gönderüp paşa ile ve cümle a‘yân [u] kibâr [u] ağavât [u] eşrâflar ile vedâ‘laşup her birinden cüz’î ve küllî ihsân hedâyâlar alup Şeyh Abdülkâdiri'l-Ceylânî hazretlerin ve Şeyh Şehâbeddîn-i Sühreverdî hazretlerin ve Kassâb-ı Cömerd'i ve Kamber-i Alî'yi (---) ve Hazret-i İmâm-ı A‘zam Nu‘mân ibn Sâbit'i ve niçe yüz kibâr-ı evliyâ-ı kümmelînleri ziyâret ve vedâ‘ edüp paşanın dest-i şerîfin bûs edüp bükâ-âlûd olup du‘â ve hayr u senâlar ile sene 1066 mâh-ı (---)(---) günü Bismillah ile nehr-i Şattu'l-Arab üzre cisirden ubûr edüp ibtidâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 408b ·
metinde göster ·
olup bir dahi hekîm eşribesine muhtâc olmazlar, böyle menâfi‘-i kesîreli germâb …
Menûçehrzâde, Ejder'i katl etdiği mağâraların kurbunda yedi yerde germâb ılıcalarına cümle kibâr-ı kâfiristân haymeleriyle gelüp meks edüp bir ay bu ılıcalarda ıyş [u] işret edüp âb-ı germâsından nûş edüp cemî‘i ahlât-ı fâsideden arı olup bir dahi hekîm eşribesine muhtâc olmazlar, böyle menâfi‘-i kesîreli germâblardır. Ve bu şehir kadîm olmağile ibtidâ lisân-ı Macar-ı füccâr bu diyârda peydâ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9a ·
metinde göster ·
… a araba niçe bin küffâr vere ile gelüp bu germâbe çimüp cemî‘i ilel ve illetden
arı
olup vücûdunda olan cereb ve bahak ve cüzâm gidüp vücûdu bir dürr-i yetîm-misâl …
Ta‘rîf-i Açık ılıca: Boşnaklar Üstü Açık ılıca derler. Cemî‘i krallar bu ılıca üzre kubâblar ve tâk-ı Kisrâlar yapup tamâm olunca hemân yere geçer. Ol ecilden hâlâ küşâde bir ılıcadır, ammâ gâyet nâfi‘ olduğundan tâ Dib Firengistân ve Macaristân'dan araba araba niçe bin küffâr vere ile gelüp bu germâbe çimüp cemî‘i ilel ve illetden arı olup vücûdunda olan cereb ve bahak ve cüzâm gidüp vücûdu bir dürr-i yetîm-misâl pâk olur. Hattâ kırk gün bu germâba girüp âb-ı hummasından nûş eden bera[s] zahmeti ve Fireng zahmetinin yedi gûne emrâz-ı muhtelifelerinden halâs olur, ammâ gâyetü'l-gâye perhîz ve kendüyi ısıcak dutmak lâzımdır, zîrâ bu germâb ol kadar issidir kim tavuk yumurtasın pişirir. Belki âdemin hayâsın yumurtasın bile pişir[ir]. Tâ şol mertebe issi germâbdır, ammâ bu ılıcaya avretler girse anların bir şey’i pişmez, zîrâ anlar hayâsızdır. Hakkâ anların dahi bu Üstü Açık Ilıca'da avretlere mahsûs ılıcaları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 85a ·
metinde göster ·
… n on bin aded güzîde Hırvad ve Arnavud ve Boşnak yiğitlerinden sekbân ve sarıca
arı
ve gayri bahâdırânları var idi ve yigirmi bin kadar dahi gayri tüfengli ve yeni …
Ammâ kalb-i askerde hemân Sadrıa‘zamın on bin aded güzîde Hırvad ve Arnavud ve Boşnak yiğitlerinden sekbân ve sarıca arı ve gayri bahâdırânları var idi ve yigirmi bin kadar dahi gayri tüfengli ve yeniçeriler var idi, ammâ Vezîr-i a‘zam henüz Raba suyun geçmeyüp dahi dip alay ile karşu tarafda dururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 20a ·
metinde göster ·
… ve samanı çok yer. Ve fîl ve câmûs kadar su içüp kalkup çârsû-yı bâzârda gezüp
arı
gibi vızlayup kelimât eder. Hattâ yatdığı zamân arkası üzre yatır, gayri gûne y …
Der-beyân-ı temâşâgâh-ı sun‘-ı Hudâ: Bu köyde bir şekl-i acîbe vü garîbe mûhiş bir çehre-i acûbe kefere gördüm. Cümle a‘zâsı yerinde, ammâ başı tahta gibi yassı, ammâ burnundan ensesine doğru yassı. Ve bir kulağı ve bir gözü ve bir kaşı tahtanın bir tarafında ve öbür kulağı ve bir kaşı ve bir gözü tahtanın sağ tarafında. Gûyâ alnı olacak yeri ve ağzı ve burnu ve çenesi tahtanın kenârında. Ve tahtanın iki tarafında ikişer dâne deve dişi gibi dişleri taşra çıkmış, ammâ gerdânı yeri sehel tahta gibi yassı başından kalınca halk olmuş ve kulakları iki tarafda fîl kulakları gibi olup dâ’imâ kulakları yekpâre gibi oynar, ammâ kulakları içinden neft yağı gibi bir sarı su akup sinekler üşdüğünden kulakları oynar ve gözleri ügü kuşu gözleri müdevver, ammâ ol kadar latîf ve mükehhal kirpikli nergis gözleri var kim gören hayrân kalır. Ve kaşları ağzındaki bıyıklarına karışmış, gûyâ kaşı bir bıyık gibi dahi halk olmuş. Lâkin sakalı yeri, ya‘nî çenesi tahta gibi yassının bir kenârına vâki‘ olmağile sakalı kırk elli kadar kıllardır. Ve her ne bulursa yer. Hattâ bir manastır önünde oturup cemî‘i gelüp giden kefereler buna me’kûlât [ü] meşrûbâtıdan her şey getirirler, ammâ ekseriyyâ buğday ve arpa ve samanı çok yer. Ve fîl ve câmûs kadar su içüp kalkup çârsû-yı bâzârda gezüp arı gibi vızlayup kelimât eder. Hattâ yatdığı zamân arkası üzre yatır, gayri gûne yatamaz. Aceb hikmetdir. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·
boku yeyeceğinize karı boku yeyin" deyüp Alî Cân taşra çıkınca hemân hakîr kusa …
"Geçen aylarda babası ölmüş. İşte taşra havlısındaki büyük ağacın dalına babasının leşin sandûk ile komuş. Bal arıları babasının siki ve taşağı ve budu arasında arılar bal yapmış. Size mahabbeten babası taşağı kıllarıyla balı getirmiş. Kılların çıkarup balın yersiz. Arı boku yeyeceğinize karı boku yeyin" deyüp Alî Cân taşra çıkınca hemân hakîr kusa kusa ciğerim taşra çıkayazup taşra çıkdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155a ·
metinde göster ·
Hattâ bir kerre giderken karanlık deryâda buza dutulmuş iki dâne Portakal gemileri Çîn'den gelüp Leh vilâyetinde Daniska iskelesi şehrine giderken buzda kalmışlar. Kâfirleri buz üzre gezerlerken buz üzre bizim atlar ile seğirddiğimiz görüp gemilerine girüp bize ol kadar buv atdılar kim, ya‘nî toplar atdılar kim niçe yüz âdemlerimizi ve niçe bin atlarımızı helâk edüp biz dahi gemileri çapmadan ferâğat edüp giderken meğer gemilerin atdıkları topların darblarından buzlar çatlayup ol gemiye yakın yerlerden buz deryâsın geçemeyüp bir hayli yer mesâfeden gidüp (---) günde buz deryâsının arı yakaya varup aydınlık dünyâya çıkup ukâb kuşlarının havfine düşüp cümle atlarımızın kuyru[k]larına ölen otlar, ya‘nî geçen yıldan kalan otlukları atlar kuyruklarına bağlayup birbirlerimizin atları kuyruklarında otları bulup kibrîtlerle yakup yorta yorta gidüp ukâb kuşlarından emîn olup âhır ukâb kuşlarının kesreti mahallerine varup gündüzün gitmek muhâl olup gündüz âteş yakarak oturup gece gece yortup (---)(---) de ka‘bemize varıruz" dediler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 178b ·
metinde göster ·
… n arılarına du‘â edüp ilâ hâze'l-ân ol asel-i zenbûrlar inkırâz bulmayup cihânı
arı
dutmuşdur, zîrâ Şem‘ûn balı pek sevdiklerinden kendiler bal kovanları beslermiş …
Ve bu deyr etrâfındaki dağlara ve bayırlara matar-ı rahmet yağsa rûy-ı arzda olan nebâtâtın ve dırahtların be[r]klerinde(?) olan lâdenlerin ve niçe kerre yüz bin elvân ezhârâtların râyiha-i tayyibeleri insânın demâğların mu‘attar eder. Anıniçün Koçbaşı manastırı balı meşhûrdur. Hazret-i Şem‘ûn balının arılarına du‘â edüp ilâ hâze'l-ân ol asel-i zenbûrlar inkırâz bulmayup cihânı arı dutmuşdur, zîrâ Şem‘ûn balı pek sevdiklerinden kendiler bal kovanları beslermişler. Bir acâ’ib ü garâ’ib neftî reng balı olur kim bir fincân asel-i musaffâ mürevvakına kırk filcan su kosan a‘lâ lezîz şerbet olup pâlûde bir dahi olur. Tâ bu mertebe kuvvetli neftî reng balı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 255a ·
metinde göster ·
… ğıd ile bu kuyuya bırakdı. Ol gece şehirde cümle halk nâmûs derdinden nâmûs [u]
ârı
terk edüp bâğlara firâr ederler. İlâ hâze'l-ân şehrimize ol zamândan berü sivri …
"Ey Melemen'in meleme ve tûl-i emele düşmüş hasîs ve denî halkı. Bu abd-i za‘îfi bir gece konukluğa almayup hadîs: Arapça hadîsine amel etmediniz ise bu hakîrin sizlere şu yâdigârı olsun: Geceler safâ-yı hâtırınız olmasun. Her gece hâne-berdûş olasız" deyü elinde şem‘-i aselden bir sivrisinek sûretin bir kâğıd ile bu kuyuya bırakdı. Ol gece şehirde cümle halk nâmûs derdinden nâmûs [u] ârı terk edüp bâğlara firâr ederler. İlâ hâze'l-ân şehrimize ol zamândan berü sivrisinek müstevlî oldu deyü nakleylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y42a ·
metinde göster ·
… Lâkin yanına varılmaz ve içine girilmez. Allâhümme âfina, alarkadan geçen âdemi
arı
askeri helâk eder. Efvâh-ı nâsda böyle şâyi‘dir ki Takyanus'un mutalsam kenzi b …
Takyanus binâsıdır. Bir pilâv depesi-misâl bir depe üzre bir şîrîn kal‘adır. Lâkin yanına varılmaz ve içine girilmez. Allâhümme âfina, alarkadan geçen âdemi arı askeri helâk eder. Efvâh-ı nâsda böyle şâyi‘dir ki Takyanus'un mutalsam kenzi bundadır derler. Niçe bin Hindî ve Mağribîler gelüp dahme-küşâlık edelim derken bir rîh-i akîm esüp âdemi sermest edüp arı askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr ederken kal‘a üstünde arı bulut-misâl tayerân ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘acıkdır. Ne‘ûzübillâh anı ubûr edüp ana karîb bir top menzili,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y147b ·
metinde göster ·
askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr e …
Takyanus binâsıdır. Bir pilâv depesi-misâl bir depe üzre bir şîrîn kal‘adır. Lâkin yanına varılmaz ve içine girilmez. Allâhümme âfina, alarkadan geçen âdemi arı askeri helâk eder. Efvâh-ı nâsda böyle şâyi‘dir ki Takyanus'un mutalsam kenzi bundadır derler. Niçe bin Hindî ve Mağribîler gelüp dahme-küşâlık edelim derken bir rîh-i akîm esüp âdemi sermest edüp arı askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr ederken kal‘a üstünde arı bulut-misâl tayerân ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘acıkdır. Ne‘ûzübillâh anı ubûr edüp ana karîb bir top menzili,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y147b ·
metinde göster ·
… zîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr ederken kal‘a üstünde
arı
bulut-misâl tayerân ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘acıkdır. Ne‘ûzübillâh anı ubûr e …
Takyanus binâsıdır. Bir pilâv depesi-misâl bir depe üzre bir şîrîn kal‘adır. Lâkin yanına varılmaz ve içine girilmez. Allâhümme âfina, alarkadan geçen âdemi arı askeri helâk eder. Efvâh-ı nâsda böyle şâyi‘dir ki Takyanus'un mutalsam kenzi bundadır derler. Niçe bin Hindî ve Mağribîler gelüp dahme-küşâlık edelim derken bir rîh-i akîm esüp âdemi sermest edüp arı askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr ederken kal‘a üstünde arı bulut-misâl tayerân ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘acıkdır. Ne‘ûzübillâh anı ubûr edüp ana karîb bir top menzili,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y147b ·
metinde göster ·
… Hemân ki orduya dâhil olunca kemîngâhlardan sekbân ve sarıca bahâdırları sarıca
arı
gibi sarılup hırsızları kemendleri ile kayd-bend edüp paşa huzûruna getirdikler …
Ve ol gece paşa yedi yere bin âdem pusuya kodu. İşte nısfu'l-leyl ki tamâm oldu, garîb huccâc şâm'dan berü hâb-ı râhatı görmemiş âdemler menâm-ı Ashâb-ı Kehf'e varınca Urbânın kara hırsızları kol kol dere ve depelerden ve belîde içinden kemendleri ile yürüdüler. Hemân ki orduya dâhil olunca kemîngâhlardan sekbân ve sarıca bahâdırları sarıca arı gibi sarılup hırsızları kemendleri ile kayd-bend edüp paşa huzûruna getirdiklerince emân vermeyüp şirp kelle ve paf gevde ederlerdi. Bir dahi bir hırsız ordu içinden bir yük esbâb ile taşra çıkarken anı dahi dutup kayd-bend etdiler. Meğer bir huccâcın şâmlı akkâmı imiş, anı dahi katl edüp esvâbları gırârıyla sahîbine teslîm eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y273a ·
metinde göster ·
gölüŋ ördügin şaḳıyup alan ḳaba ümge dip yorır-iken ṭartup üzen ḳarınçuġı aç ol …
inen arı gölüŋ ördügin şaḳıyup alan ḳaba ümge dip yorır-iken ṭartup üzen ḳarınçuġı aç olsa ḳalkup uçan cümle ḳuşlar sulṭanı çal-ḳara kuş ḳanadı-y-ıla ṣaḳṣaġana kendüzin şaḳıdur-mı alp yigitler