… ḳaçan kim nurı körkitti erse iḍi taġḳa ḳıldı anı kes kes / pare pare tüşti musa
bi-huş
bolup ḳaçan kim usına keldi erse aydı: arıġ sen yandım saŋa men müʾminlerniŋ ev …
143 ḳaçan keldi erse musa öd urmışımızḳa sözledi aŋar anıŋ iḍisi aydı: ey iḍim körkitgil maŋa baḳayın saŋa. aydı: hiç körmegey sen ançası bar baḳġıl taġḳa eger ḳarar ḳılsa yerinde munu körgey sen mėni. ḳaçan kim nurı körkitti erse iḍi taġḳa ḳıldı anı kes kes / pare pare tüşti musa bi-huş bolup ḳaçan kim usına keldi erse aydı: arıġ sen yandım saŋa men müʾminlerniŋ evveli men
… "Yâ Hafîz" ismiyle firâr edüp mezkûr ine Ayazma içre ol gece 124b pinhân olup
bî-hûş
olduğum sergüzeşt [u] serencâmım inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur kim bir fe …
"Gel tâli‘im gel" deyü nidâ etdüğimde bir dîv gûl-i beyâbân zâhir olup havfımdan "Yâ Hafîz" ismiyle firâr edüp mezkûr ine Ayazma içre ol gece 124b pinhân olup bî-hûş olduğum sergüzeşt [u] serencâmım inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur kim bir ferd-i âferîdenin başına gelmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124a–124b ·
metinde göster ·
… an ve İngilis borularının vakt-i seherde savt-ı hazînleri âdemi mest [ü] medhûş
bî-hûş
eder. Bu üstâd-ı kâmiller dahi bu yüzden arz-ı ma‘rifetle güzer ederler.
Bu bâlâdâ tahrîr olunan on aded sâzendegân, nefîr [u] sûrcıyân cümlesi bir perde olup, boruda peşrev olmaz ammâ her bir fırkası birbirlerine peyrev olup {makâm-ı rehâvî sûznâk} faslı ile ubûr etdiklerinde âdeme dehşet hâsıl olup vücûd-ı insâna bir lerzân hâsıl olup dem-beste ve hayrân olur gûyiyâ sûr-ı İsrâfîl işitmişlerdir. Ammâ cümle borulardan torompete ve erganûn ve luturyan ve İngilis borularının vakt-i seherde savt-ı hazînleri âdemi mest [ü] medhûş bî-hûş eder. Bu üstâd-ı kâmiller dahi bu yüzden arz-ı ma‘rifetle güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b ·
metinde göster ·
… r san‘at ile parmağından ol kadar kan akıdırdı kim âhir akıl dâ’iresinden çıkup
bî-hûş
sehel yatup kalkdıkda yine parmağından kan alâ-mele’i'n-nâs cereyân etmededir. …
Ve Mukallid Sûrnâ Ahmed Çelebi: Mezkûr Şengül Çelebi'nin bürâderidir. Ammâ bu dahi ferîd-i asr mukalliddir, her taklîdde pür-mahâretdir. Kendi tiryâkî olmağile kaçan tiryâkî taklîdi etse âdem {dem-}beste olup hayrân olur. Tiryâkî tütün doğrarken, elin bıçağile kesüp bir san‘at ile parmağından ol kadar kan akıdırdı kim âhir akıl dâ’iresinden çıkup bî-hûş sehel yatup kalkdıkda yine parmağından kan alâ-mele’i'n-nâs cereyân etmededir. Andan "Şimdi bir vâkı‘amda gördüm, senin bu kanın dinmek ihtimâli yokdur illâ bir dilber oğlan kanına yapışup alnına süre deyü şimdi vâkı‘amda gördüdüm" deyü bir tâze cüvâne parmağından akan kanıyla Sûrnâ'nın alnına bir elif çekerdi, derhâl kanı dinerdi. Bu esrâra bir pehlivân-ı sîmyâyî akıl erişdiremediler. Sûrnâ böyle bir mukallid pehlivân idi, hakkâ kim pehlivânlıkdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212a ·
metinde göster ·
cânlardır. Çerâğlarına kurbân-bahâ birkaç Abbâsî ve Bisitîler koyup şeyhleri Ni …
Şehr-i Sükûn bu âsitânenin evkâfıdır kim bir azîm âsitâne-i Bektâşiyândır. Üç yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne ber-dağ-ı bî-bâğ abdâlânı vardır. Tabl döğerek alem kaldırup def u kudûmler çalarak sûr ve zil urarak hoş-âmede gelüp tekbîr getirdiler. Hakkâ ki muhibb-i hânedân, ârif-i billah, dervîş-i dilrişân-ı zî-şân, kayd-ı dünyâdan bî-kayd bir alay âşıkân-ı sâdıkân, terk-i tecrîd, fakr u fâka pâdişâhları, yüze güler cemâl hayrânları, aşk-ı İlâhî'yle sermest medhûş u bî-hûş cânlardır. Çerâğlarına kurbân-bahâ birkaç Abbâsî ve Bisitîler koyup şeyhleri Ni‘met Dede du‘âsıyla behre-mend olup hamd-ı Hudâ müşevveş-i hâtır iken ten-dürüst olup ertesi gün ale's-sabâh bir sahrâ-yı bî-pâyân içre 13 sâ‘at gidüp üç kerre çemenzârlarda istirâhat edüp ol sahrânın kıblesi cânibi nihâyetinde bir çamenzâr yirde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 294a ·
metinde göster ·
… Hudâyım" dedikde cümle huzzâr-ı meclis nüdemâları dembeste ve mest [ü] medhûş-i
bî-hûş
sarhoş kaldılar. Hemân musırr olup cümle dilberânlarıyla ayağa kalkup yanıma ge …
deyü katresin harâm etmişdir. Ol Cenâb-ı Kahhâr'dan korkarım kim cemî‘î mevcûdât-ı ademden vücûda getirdi. Anın emrin sımayup bâde içmenem" dedikde hemân Hân "Vallah yahşi mü’min ve muta‘assıbsın" dedi. Hakîr eyitdim "Vallah hânım muta‘assıb değilim, illâ Nu‘mân ibn Sâbit mezhebinde pâk-i‘tikâd seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem [ü] muhibb-i hânedân-ı merd-i Hudâyım" dedikde cümle huzzâr-ı meclis nüdemâları dembeste ve mest [ü] medhûş-i bî-hûş sarhoş kaldılar. Hemân musırr olup cümle dilberânlarıyla ayağa kalkup yanıma gelüp eydür "Gel gözümin nûrı! Çığı çığı Evliyâ ağam! Bu menim çâker efkende gulâmlarımdan Yezden Şîr mi ve Mirza Şâh'ı mı ve Fîrûz mı ve Pervîz mi ve Alî-yi Yâr'ı mı ve Zevâlîzen mi ve Şehland mı ve Seyf Kulu mı ve Hâl Hân'ı mı bu gulâmlarımın kangısını dilersen sana cabalarım. Kırmızı Murtazâ Alî ve Düvâzde imâmları seversin, gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir câm çakır nûş et. Gelen kim kelleler germ ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında bir kâm alalı ve bir dem süreli" deyü cümle pençe-i âfitâb [u] nûr-ı mahz gulâmlarıyla sarılup anlar beni, ben anları şarp şarp öperim, ammâ yine Feyyâz-ı Mutlak'dan isti‘ânet taleb ederim. Hemân hakîr eyitdim: "Ey Hânım! Cân sohbeti bu mıdır kim imdi Hoca Nağdî bir ayak çakır çeküp mest [ü] medhûş olup huzûrunda Hoca Nağdî 302a nakd-i rîhiyle bâd'efeşânlık edüp yüzüne karşu zartazârlık eder. Keyfiyyet [u] germiyyet-i ıyş [u] nûş-ı İrân-zemîn bu mıdır?" dediğimde hemân Hân depme urarak Hoca Nağdî'yi kaldırdıp başına tomlar urarak ser-i meclisde hâzır etdiler. Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b–302a ·
metinde göster ·
… âybeğisi ve çeribaşısı vardır. Kânûn üzre cebelüleriyle bin mikdârı Muş sahrâsı
bîhûş
asker olup beğleri livâsı altında me’mûr oldukları sefere giderler. Ve yüz elli …
Bu kapunun deryâ tarafı cânibi kıbledir ve bu kal‘a içre cümle hâk-i pâk ile mestûr üç yüz elli aded hâne-i ma‘mûrlar vardır. Süleymân Hân'ın bir câmi‘i ve bir hammâmı ve bir hânı ve yigirmi mikdârı dükkânı vardır. Gayri imârât-ı azîmelerden bir ebniyye-i âliyeler yokdur. Ve bu kal‘a Van eyâletinde Muş paşasının tahtıdır. Beğinin hâssı taraf-ı pâdişâhîden 410.000 yük akçedir. Ve kânûn üzre ber-vech-i adâlet beğine beher sene yigirmi kise olup beş yüz âdemle sancağı kurâların zabt [u] rabt eder. Erbâb-ı zu‘amâsı cümle 44 adeddir ve erbâb-ı timârı 148 adeddir. Alâybeğisi ve çeribaşısı vardır. Kânûn üzre cebelüleriyle bin mikdârı Muş sahrâsı bîhûş asker olup beğleri livâsı altında me’mûr oldukları sefere giderler. Ve yüz elli akçe pâyesiyle kazâ-yı âsumânîdir kim senevî kadıya iki kise olur. Şeyhülislâmı ve nakîbi ve kethudâyeri ve serdârı yokdur. Ammâ şâhbenderi ve bâcdârı ve muhtesibi ve subaşısı vardır. Bir hâkimi dahi kal‘a dizdârıdır kim cebecilere ve yeniçerilere hükûmet eder. Zîrâ Âsitâne tarafından gelir dizdârdır. Ve cümle yüz aded kal‘a neferâtları var, her şeb mehterhânesi çalınır, neferâtları cümle âmâdedir ve kifâyet mikdârı envâ‘ından cebehâneleri ve kırk aded sağîr ü kebîr şâhî darbzen ve kolomborna topları vardır ve leb-i deryâdaki iskelesinde gümrük emîni oturup cemî‘i gelen keştîlerin metâ‘larından öşr-i sultânî alup kal‘a kullarına mevâcib verir yedi yük akçe iltizâmdır. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 239b ·
metinde göster ·
… bdî Çelebi bir pîr-i nâ-tüvân aşk-ı İlahî ile sermest [ve] medhûş hemîn-i zamân
bî-hûş
sâhib-i rumûz [ü] künûz kimesnedir. Niçe bin kerâmât-i aliyyesi zâhir ü bâhir o …
Menâkıb-ı mazınne-i ehl-i hâl-i mecâzibân: Evvelâ büdelâ ve ümenâ ve nücebâ ve nükebâ mertebesinde mecâzibân-ı İlahî Abdî Çelebi bir pîr-i nâ-tüvân aşk-ı İlahî ile sermest [ve] medhûş hemîn-i zamân bî-hûş sâhib-i rumûz [ü] künûz kimesnedir. Niçe bin kerâmât-i aliyyesi zâhir ü bâhir olmuşdur, ammâ hakîr anda iken bir gün Abdî Çelebi çârsû-yı bâzârda gezüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131a ·
metinde göster ·
… karşu tarafda at üzre dururdum. Bu hâli görüp su kenârında aklım başımdan gidüp
bî-hûş
olmuşum. Meğer min indillâh mukaddem atım urulup ol bahâneyle beri geçüp halâs …
Hemân hakîr karşu tarafda at üzre dururdum. Bu hâli görüp su kenârında aklım başımdan gidüp bî-hûş olmuşum. Meğer min indillâh mukaddem atım urulup ol bahâneyle beri geçüp halâs olmuşum, ammâ yeniçerileri yine çavuşları gerüye püskürdüp fermân üzre cisr başındaki meterislerine girüp mazgalların torbalar ile âmâde ederken gördüler kim sipâhî-i kafâdâr geriden kimse kalmayup suya ururlar ve Sadrıa‘zam sekbânları dahi yayan suya urup şinâverlik edüp karşu selâmete çıkarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21a ·
metinde göster ·
… -ı ma‘rekede binden mütecâviz güzîdesi belki dahi ziyâdesi câm-ı eceli nûş edüp
bî-hûş
zîr-i zeber yatdıklarını küffâr görüp,
Netîce-i kelâm küffâr-ı dûzah-karâr Tatar'ın bu yan verdiği hâlin görüp kaçdı mülâhazasında olup taburunun cümle kapuların küşâde kılup ölüsü dirisine binüp balyemez topların taşra çeküp iki bin kadar arabaların tabur ve küren çatarak top tüfenglerin atarak erganon ve torompete ve luturyan boruları ve nâkûsların çalarak üzerimize cemapur askeri gibi gelir, ammâ taburundan dahi çok alarka olmağa havf edüp âheste âheste gelerek bizim askerimizin meydân-ı ma‘rekede binden mütecâviz güzîdesi belki dahi ziyâdesi câm-ı eceli nûş edüp bî-hûş zîr-i zeber yatdıklarını küffâr görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114a ·
metinde göster ·
… reng-pesend timsâlleri var kim görenler vâlih [ü] hayrân akılları hoş ve vücûdu
bî-hûş
olup merdüm-i çeşm-i nergisleri nem-nâk olup hîrelenir. Gûyâ her tasâvîrleri zî …
Ve beyâz mermer-i hâmdan oyulmuş mukarnas san‘atlar ve niçe kerre yüz bin aded gûnâ-gûn ecnâs-ı mahlûkâtın tasâvîr-i garîbe ve acîbeleri Freng-pesend timsâlleri var kim görenler vâlih [ü] hayrân akılları hoş ve vücûdu bî-hûş olup merdüm-i çeşm-i nergisleri nem-nâk olup hîrelenir. Gûyâ her tasâvîrleri zî-rûh gibi âdeme nigerân ederler. Bu timsâlleri temâşâ edenlere hande-künân tebessüm edüp kimisi gazab-âlûd olmuş şeklinde âdeme kec-nigâh ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 251a ·
metinde göster ·
… leşler zîr [ü] zeber olup cemî‘i âlât-ı silâhları ile şerbet-i şehâdet nûş edüp
bîhûş
yatırlar. Hemân yine refîklerimiz bunları dahi pîr [ü] pâk soyup ve altı aded a …
Andan dahi ileri vardık, altı aded leşler zîr [ü] zeber olup cemî‘i âlât-ı silâhları ile şerbet-i şehâdet nûş edüp bîhûş yatırlar. Hemân yine refîklerimiz bunları dahi pîr [ü] pâk soyup ve altı aded atların alup giderken heybelerinde cümle Ka‘be metâ‘larından misvâk ve hurmâ ve lîf makûlesi eşyâları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y93a ·
metinde göster ·
oldu. Ammâ havâyic sâhibleri medhûş oldu. Ve ba‘zı yatan atların yelilerin ve k …
Hikmet-i Hudâ bu mahalde zîr-i arzda tavattun edinen sıçanların cây-ı menâsı kalmayup çadırlardaki esbâblar içine girüp cemî‘i esbâbları delik delik kesegenler kesüp pâre pâre eyleyüp mûşlar bîhûş oldu. Ammâ havâyic sâhibleri medhûş oldu. Ve ba‘zı yatan atların yelilerin ve kuyrukların Y 261a fâre yeyüp kâmil küheylân iken nâ-kâmil deste kuyruk tay eylediler. Hudâ âlimdir, sehel hâba varanın burnun kulağın kemirdiler. Bu dahi bir musîbet idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260b–Y261a ·
metinde göster ·
… îdesin âgâze-i hicâz uşşâk ile tilâvet etdiklerinde cümle uşşâk mest [u] medhûş
bî-hûş
olurlar. Zîrâ ol gün anda cümle uşşâkân [u] sâdıkân büdelâ ve ümenâ ve evtâd ve …
Her cum‘a namâzından sonra beş altı bin âdem cem‘ olup sûre-i Kehf'i tilâvet edüp evrâd [u] ezkârlarından sonra tevhîd-i sultânî olup aşr-ı şerîfler tilâvet olunmağa başlar kim cemî‘i hoş-elhân hâfız-ı Kur’ân imtihânen murâd edindikleri aşr-ı şerîfden tilâvet edüp câna safâ verirler. Andan cemî‘i hoş-âvâz bülend savt-ı hazîn ile Şeyh Ömer'in Tâ’iyye kasîdesin âgâze-i hicâz uşşâk ile tilâvet etdiklerinde cümle uşşâk mest [u] medhûş bî-hûş olurlar. Zîrâ ol gün anda cümle uşşâkân [u] sâdıkân büdelâ ve ümenâ ve evtâd ve nücebâ vü nükabâ ve mecâzibûn melâmiyyûn andadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y109a ·
metinde göster ·
… düp halka-i Gülşenî'de zikrullâha meşgûl olup tevhîd-i erre ile mest [ü] medhûş
bî-hûş
olup arsa-i mahabbetde vâlih [ü] hayrân olurlar.
Ve bir kol zâkirleri köçekler cem‘ edüp nikrîz ve şâhnâzı ohşayarak makâm-ı zengûlden geçüp gerdâniyye ederek kavl-i Isfahân üzre râst karâr edüp mâbeyninde on iki makâm üzre on iki burûcdan nişân verir on iki halka girih girih pîç-ender-pîç uşşâk birbirlerine sarmaşup birbirlerin dirâgûş edüp mahabbet regleri germ-â-germ olup cemî‘i uşşâkân birbirlerini kemerlerinden zabt edüp halka-i Gülşenî'de zikrullâha meşgûl olup tevhîd-i erre ile mest [ü] medhûş bî-hûş olup arsa-i mahabbetde vâlih [ü] hayrân olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y221a ·
metinde göster ·
… ek necâsetek" demiş. Bundan sen pek ihtirâz eyle", deyince aklım başımdan gidüp
bîhûş
oldum.
"Âh zâlim, işte ol Mısır'ın kutbudur. Seni imtihânen beyt-i halâda sana eyle göründü. Niçün hakâretle Q 250bP 247b nazar edüp eline necâset sürdün. Ol dahi sana du‘â etmiş, "zâdek necâsetek" demiş. Bundan sen pek ihtirâz eyle", deyince aklım başımdan gidüp bîhûş oldum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y246b ·
metinde göster ·
… âşıklar Tâ’iyye'den birer ikişer ebyât kırâ’at olunca âşıklar mest [ü] medhûş-ı
bî-hûş
olurlar.
"Sizin Fütuhât-ı Mekke'niz bizim bu Tâ’iyye'ye nazîre-i bî-nazîr vâki‘ olmuşdur, im‘ân-ı nazar ile manzûrunuz ola" buyurmuşlar. Tâ bu mertebe belîğ ve âteş-pâre kasîde-i Tâ’iyye'dir. Her cum‘a âsitânesinde âşıklar Tâ’iyye'den birer ikişer ebyât kırâ’at olunca âşıklar mest [ü] medhûş-ı bî-hûş olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y269b ·
metinde göster ·
… bir gûne fârûku var, her kankı yılanın burnuna değerse ol ân ol yılan bî-cân u
bî-hûş
olur. Cümle halk bu fârûkdan alup yılanbâz aceb kâr eder. Netîce bu yılanbâzlık …
Ve bu yılanbâzın bir gûne fârûku var, her kankı yılanın burnuna değerse ol ân ol yılan bî-cân u bî-hûş olur. Cümle halk bu fârûkdan alup yılanbâz aceb kâr eder. Netîce bu yılanbâzlık kerâmet mertebesi şeydir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y291b ·
metinde göster ·
… eyle cereyân eder kim gûyâ berg-i hatîfdir. Ve Nîl'in feryâdından gûş-ı hûşlar
bî-hûş
olur. Zamân-ı kadîmde bu iki kal‘adan birbirlerine Nîl üzre zencîr çekerlermiş, …
Ve bu mahalde kayalar dâmeninde bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a vardır. Ve Nîl'in mukâbelesinde yalçın kaya üzre bir kal‘a dahi vardır, kal‘a-i Etfu derler. Mâbeyne-hümâları gâyet teng yer olmağile Nîl-i mübârek eyle cereyân eder kim gûyâ berg-i hatîfdir. Ve Nîl'in feryâdından gûş-ı hûşlar bî-hûş olur. Zamân-ı kadîmde bu iki kal‘adan birbirlerine Nîl üzre zencîr çekerlermiş, hâlâ yerleri ve çerh dollâbları râyegândır, anıniçün bu kal‘alara kal‘a-i Silsile derler. Bundan yukarusuna Şellâlât boğazı ve Şellâl vilâyeti derler, yedi boğazdır. Bu Silsile boğazı teng mahal olmağile yukaruda Nîl cezîre cezîre olup her cezîrede âbâdân kurâlar ve ucûbe-i dehrden garâyibâtlar vardır. Ammâ mezkûr Silsile kal‘aları içinde dizdâr u serdâr u teberdâr deyyâr neferât yokdur, ancak kabâ’il-i Ca‘ferî'den bir alay kavm sâkinlerdir. Bu kal‘anın mukâbelesindeki cezîre içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y384a ·
metinde göster ·