… -i âdildir’ deyü ‘el-amân’ deyüp hâk-i pâyine yüz sürüp hamd-i Hudâ mülâhazamda
hatâ
etmeyüp bu kadar günden berü deryâ-misâl asker içinde beni pâdişâhıma sâlimîn ü …
‘Ha işte bu hâkim-i âdildir’ deyü ‘el-amân’ deyüp hâk-i pâyine yüz sürüp hamd-i Hudâ mülâhazamda hatâ etmeyüp bu kadar günden berü deryâ-misâl asker içinde beni pâdişâhıma sâlimîn ü gânimin getirdi. Emir pâdişâhımındır. İşte gayretimden böyle etdim. Şân-ı şerîfine ne lâyık ise eyle. İşte kılıç boynumda, pâdişâhıma Erzurûm'dan kurbâna geldim" deyüp hâk-i pâye yüz sürüp iki dizi üzre yüzü kıbleye müteveccih çöküp kelime-i şehâdete başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 66a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı kavukcuyân: Dükkân 105, neferât 400, pîrleri Abdullâh bin Sa‘d'dır kim Hazret'in tâcına hizmet ederdi. Kabri Mekke Mu‘allâsındadır, Enes ibn Mâlik nazar-gerdesidir. Bunlar dahi dükkânların katîfe ve çuka ve kavukları ile tezyîn edüp cümle kavukcular ve pençe-i âfitâb kavukcu cüvânları akmişe-i fâhire ile pür-silâh ubûr ederken ba‘zı İslâmbol zürefâları kavukcu cüvânlarına "Çelebi temen alır mısın" deyü ulaşırlar. Bir kerre aceb hatâ olayazdı. Bu temen latîfesinden kavukcu cüvânları aslâ haz eylemeyüp efvâh-ı nâsda şâyi‘ kelâmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 192a ·
metinde göster ·
… pür-taksîr akl-ı kâsırumla böyle mülâhaza etdim. İnşâallah mülâhazamızda sehv ü
hatâ
yokdur.
Acibe-i diğer: Bu deyrin havlısında meydân-ı muhabbet içre bir tâk-i bâlâ altında bir mu‘allak kalın demir vardır. Hemân dâ’imâ mu‘allak durur. Bir cânibe şeş cihetden bir yire 325b ittisâli yokdur. Hakkâ ki sihr-i i‘câz bir musanna‘ nihânî kâr-ı ibret-nümâdır. Cümle keferelerin zu‘m-ı bâtıllarıyla Hazret-i İsâ havâriyyûnu Şem‘ûn-ı Safâ'nın kerâmetiyle mu‘allak durmuş ola. Ebleh müselmânlar dahi gördükde hayrân kalup i‘tikâd ederler. Zîrâ şiddet-i rûzgâr bu hadîd amudcuğa isâbet etdikçe mütezelzil olur. Niçe Ehrimen âdamlar vaz‘-ı yed etmesinler deyü cânib-i etrâfına muhkem sunta dırahtından parmaklık çekmişler. Ammâ ma‘rifet-i amûd-ı hadîd, üstâd-ı hukemâ-yı bennâ-yı kudemâ bu demir direciğin üstünde evvel ol tâkı binâ edüp tâkin ta zirve-i âlîsi ortasına bir seng-i azîm mıknatıs komuş ve bir mıknatıs taş-ı kebîri dahi hendese üzre âlî mıknatısın aşağısı olan zemîne {komuş}, ba‘dehû bu demir direciği bu iki mıknatıs taşlarının mâbeynine vaz‘ edince iki seng-i mıknatısın mâbeyninde mu‘allak kalmışdır. Yohsa ne kerâmet-i havâriyyûn-ı Şam'ûn ve ne tılısm-ı Şemsûn'dır. Her gören engüşt-ber-dehen edüp valih [u] hayrân olur. Bu hakîr-i pür-taksîr akl-ı kâsırumla böyle mülâhaza etdim. İnşâallah mülâhazamızda sehv ü hatâ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325a–325b ·
metinde göster ·
… dî Paşa'yı zorına dutup Seydî Paşa'ya galebe sadedinde iken iki hamle mâbeynden
hatâ
geçüp Seydî Paşa dahi gayret-i akrân çeküp var kuvveti bâzûya getirüp yan başı …
Evvelâ cümleden biri; Ketenci Ömer Paşazâde Urfa'dan ma‘zûl Erzurûm'da dernek muhâfazasında iken etdüğü şûh-ı şengülliği budur kim; pâk, pâkize, müte‘azzım ve muhteşem ve müdebbir ve âkıbet-endîş, lâubâlî, âyine-vâr mücellâ, dil-i uşşâk gibi pür-safâ ve küşâde-meşreb bir âdemdir. Kendüden ba‘zı evzâ‘ı görülürdü kim ol ahvâl-i garîbeler zencîr-keş mecnûn-ı Melâmiyyûndan sâdır olmazdı. Hattâ Gönye gazâsından geldikden sonra cümle vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve ümerâlar ile sımât-ı Muhammedî başında ta‘âm yerken Seydî Ahmed Paşa ile Bâkî Paşa esnâ-yı kelâmda azğaşup bu kadar huzzâr-ı meclis var iken ta‘âmı bırakup yaka yakaya gelüp, "Kalk Evliyâ! Biz iki paşa güleş ederiz. Bizi salavâtla. Aç karnına bir eyi gürüş edüp sonra ta‘âm yiyelim" deyince hemen hakîr nola deyüp "Şast ber-kabza, çekilmiş yay oku gibi hâzırum", deyüp sofra başından ayak üzre kalkup "Allah, Allah! Hâce-i âlem, seyyid-i kâ’inât ve mefhar-i mevcûdât ber-cemâl-i kemâl Muhammed Mustafâ-râ salavât. Engürü'de er yatır, Rûm'da, Sarı Saltık, tan giyer ve tumman çeker. Pîrimiz Hazret-i Mahmûd, pîr-i yâr-ı velî aşkına iki vezîrdir. İkisinin dahi dutduğun Allah öğer, dîn [u] imân ile gide" deyüp bu iki zor-âver ve vezîr-i dilâvereyn-i servereyn-i hünervereyn-i vali-i mihtereynler birbirleriyle koç koç gağ olup keşân-ber-keşân yaka çâk rûyları otâğ içre hâk yaka yakaya olup pehlivân-âsâ küşte-gîrlik edüp Bâkî Paşa zeber-dest ve pîl-ten bir dilâver ü server u zor-âver olmağıla Seydî Paşa'yı zorına dutup Seydî Paşa'ya galebe sadedinde iken iki hamle mâbeynden hatâ geçüp Seydî Paşa dahi gayret-i akrân çeküp var kuvveti bâzûya getirüp yan başı hânesinden dağ pâresi-misâl Bâkî Paşa'yı sımmât-ı Muhammedî içine eyle atdı kim yetmiş aded zî-kıymet Mertebânî ve fağfûr çinî, çin-ender-çîn kırk pâre iken cümle hurd-ı haşhâş-misâl niçe bin pâre olup her pâresi gûş-vâr ve mısır pâresi gibi oldu. Bu kadar mümessek ni‘met-i nefîse içre iki vezîr ni‘met ile mülemma‘ olup cümle ni‘met sarhoş kusmuğuna dönüp üstleri ve başları ve aşları ve işleri harâb [u] yebâb olup vezîr iken vizir olup zerve olup bî-meze işkembe çorbası oldular. Cümle huzzâr-ı meclis, mîr-i mirân, ümerâ ve a‘yânlar vâlih [u] hayrân [u] cey‘ân olup herkes haymelerine gitmek sadedinde iken sâhib-i hayme Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz "Tiz gayrı ta‘âm" deyüp der-‘akab yine gayrı yire elli aded sîm-i hâlis suhûnlar ile sükkerî ter ü tâze ta‘âmlar gelüp bu iki vezîre birer kat libas-i fâhireler ihsân etdikde Bâkî Paşa "Ben yenildim, karnım doydu" deyü ta‘âm yimeyüp gidince ol sâhib-i kerem Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz on altı aded gümüş sahanlar ile ve cümle sofra âvânı ve gümüş sinisiyle ve kâseler ve peşkîr ve leğen-ibrikle çâşnigîrbaşına teslîm edüp Bâkî Paşa'nın otâğına gönderdi. Ve on iki sahan ve cümle alât-ı sîm-âvâniyle Seydî Ahmed Paşa'nın otâğına gönderüp "Cümlesin karındaşım Bâkî Paşa'ya ve Seydî Paşa'ya hibe eyledim" deyü çâşnigîrbaşına tenbîh eyledi ve akîbince Çukâdar Behlül Ağa ile Seydî Paşa'ya bir semmûr ve Silâhdâr Filibeli Mehemmed Ağa ile Bâkî Paşa'ya birer semmûr kürk gönderüp "Sakının, birer şey verirse alman. Yohsa kelleniz tenlerinizden cüdâ ederim" deyü tenbîh buyurdular. Cümle huzzâr-ı meclis Defterdârzâde'nin keremkârlığına âlem-i hayretde kaldılar. Bu keremi meğer Ca‘fer-i Bermekkî ve Hâtem-i Tâyyî etmiş ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334a ·
metinde göster ·
… râdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına
hatâ
gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara ta …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… ir anda olan enhâr-ı cârî / Gönüllerde komaz aslâ gubârı / Ana bâğ-ı İrem desem
hatâ
yok / İrem bağında bu denlü safâ yok / Biter şeftâlû vü emrûd u elma / Olur zer …
Ki kande varsa anın bir mizânbıDöner üstünde niçe âsiyâbıNedir anda olan bağ u besâtînNedir ezhâr ile dürlü reyâhînNedir anda olan enhâr-ı cârîGönüllerde komaz aslâ gubârıAna bâğ-ı İrem desem hatâ yokİrem bağında bu denlü safâ yokBiter şeftâlû vü emrûd u elmaOlur zerdâlüsü mânend-i hurmaNice medh etmeyim ben bu cinânıKi zîrâ yokdurur bu şehre sânîVerüp vakfiyyetine Âl-i SelçukBu hâli bilmiş idi cümle mahlûkTelef olmuş idi ol vakf cerrâsMukarrer eylemişdi Âl-i Âbbâs
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… ne tahammül ederiz ammâ Çâr-yâr-ı Güzîne sebb ediyorlar. Korkarız elimizden bir
hatâ
çıkar. Buna bir ilâc görün. Yohsa vallahi bir kaç Kızılbaş-ı teberrâyı katl ide …
Hemân bizim Alî Beğ eyitdi: "Sultânım bu Acem'in her şeylerine tahammül ederiz ammâ Çâr-yâr-ı Güzîne sebb ediyorlar. Korkarız elimizden bir hatâ çıkar. Buna bir ilâc görün. Yohsa vallahi bir kaç Kızılbaş-ı teberrâyı katl ideriz." dediler. Hakîr eyitdim: "Bre âdemler, edebinizle olunuz. Islâh-ı âlem size mi kaldı. Bir kaç gün çârsû-yı bâzâra çıkman." deyü tenbîh [u] te’kîd etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 291b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû kendülerinden sonra niçe halîfeleri mum söndürüp ehl ü ıyâlleri bulmada
hatâ
edüp "Acem mum söndürücüdür." deyü mezmûm olmuşlar. Ba‘dehû bu Rûmiyye'de medfû …
Ba‘dehû kendülerinden sonra niçe halîfeleri mum söndürüp ehl ü ıyâlleri bulmada hatâ edüp "Acem mum söndürücüdür." deyü mezmûm olmuşlar. Ba‘dehû bu Rûmiyye'de medfûn Şeyh Sâlih hazretleri merd ü zen bir yere cem‘ olup tevhîd edüp mum söndürmeği men‘ etmişdir. Hâlâ Acem'de dahi vardır. Ammâ Hudâ âlimdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 297a ·
metinde göster ·
… müslim âdem düşüp sabâhın handak kapusun açup taşra çıkardılar. Aslâ bir kılına
hatâ
gelmemiş. Bir ibret-nümâ handak-ı a‘lâdır. Ve bu derin handak tarafında olan ka …
Hâlâ Hudâ âlimdir, iki kerre vâki‘ olup gördük. Bir kerre bir kefere düşüp hurd oldu ve bir kerre bir büdelâ müslim âdem düşüp sabâhın handak kapusun açup taşra çıkardılar. Aslâ bir kılına hatâ gelmemiş. Bir ibret-nümâ handak-ı a‘lâdır. Ve bu derin handak tarafında olan kal‘a dîvârı kırkar ayak enli kalın rıhtım fîl cüssesi kadar küfeke taşlı kalın şeddadî dîvâr-ı hemvârdır. Ve büyük kapu önünde bir haşeb cisr-i mu‘allâkı vardır. Her gece nigehbânlar makaralar ile cisri kaldurup kal‘anın demir kapusuna dayayup kal‘aya aslâ geçilmez olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 36a ·
metinde göster ·
etdiler, zîrâ bu kal‘a kefereleri aslâ ümmet-i Muhammed görmemişler ve bunları …
"Belki küffârın askere böyle şarâb içirmeden murâd [u] merâmları âyâ hîle mi ki" deyü tefekkür etdiler, ammâ mülâhazalarında sehv [ü] hatâ etdiler, zîrâ bu kal‘a kefereleri aslâ ümmet-i Muhammed görmemişler ve bunları Tatar ve asker gâret etmemişler ve bunlardan bir esîr almamışlar, zîrâ gâyet sapa yerde vâkı‘ olmuş şehirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26b ·
metinde göster ·
etmez. Yine Sannâ‘-ı lem-yezelin yed-i kudretiyle halk olunmuş mermerden mebnî …
Hakkâ yine mülâhazasında hatâ etmez. Yine Sannâ‘-ı lem-yezelin yed-i kudretiyle halk olunmuş mermerden mebnî minber ü kürsîdir, ammâ gören oğuz cânlar böyle nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn halk olunmuşdur der ve niçe heyûlâları zî-rûhdur der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30a ·
metinde göster ·
görmeyüp selâmetle ubûr edüp Samakov yaylası ve sahrâsı içre elli pâre ma‘mûr k …
Hamd-i Hudâ bu mahalde bir hatâ görmeyüp selâmetle ubûr edüp Samakov yaylası ve sahrâsı içre elli pâre ma‘mûr kurâları geçdik. Cümle re‘âyâları Bulgar'dır ve avred ve oğlanları demir cevheri çıkarmada sâhib-i kârdır. Cümle cevheri çuval çuval şehr-i Samakov'a getirüp Samakov emînine fürûht ederler. Bu kurâları 5 sâ‘atde ubûr ederek niçe yüz aded demir ma‘denleri çıkar yerleri ve dereleri ve depeleri geçüp Rila yaylağı ve Samakov yaylağı kûh-ı bâlâların seyr [ü] temâşâ ederek 4 sâ‘atde, 39b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 39a–39b ·
metinde göster ·
… Muhammed esîrlerimize bir zarar isâbet etdirmeyesiz. Eğer bir esîrimizin kılına
hatâ
gelirse sizin cümleniz kırarız. Ve illâ bu nâmeme muhâlefet edüp yok derseniz k …
Ve kal‘a içinde olan ümmet-i Muhammed esîrlerimize bir zarar isâbet etdirmeyesiz. Eğer bir esîrimizin kılına hatâ gelirse sizin cümleniz kırarız. Ve illâ bu nâmeme muhâlefet edüp yok derseniz kal‘anızın cânib-i erba‘asın kuşadup sademât-ı top-ı kûp ile cümle der [ü] dîvârların Hemedânî sürme edüp asâkir-i gulgule-i Rûm ile yürüyüş etdirüp cümlenizi dendân-ı tîğ-ı bürrândan geçirüp bakıyyetü's-seyf olanlarınızı pây-beste ve dil-haste etmemiz mukarrerdir, ve's-selâm" deyü bu gûne nâme Elçi Hasan Ağa ile kal‘a kapudanına varup vâsıl olunca mefhûm-ı kelâmı ma‘lûmları olunca cümle kefere vü fecereler bir yere cem‘ olup turvin ve müşâvere ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 122b ·
metinde göster ·
ergirmediler, ammâ der-ceng-i evvel atımı kurşum ile urup zahmdâr edüp at kıçın …
Hamd-i Hudâ bir yerime hatâ ergirmediler, ammâ der-ceng-i evvel atımı kurşum ile urup zahmdâr edüp at kıçın serpmeğe başladı. Bu kerre aklım başımdan gidüp cihân başıma teng u tar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 124a ·
metinde göster ·
… Hakkâ ki Sadrıa‘zam varmasa ihtimâl idi kim birkaç günden Kanije kal‘asına bir
hatâ
ere idi. Hudâ hıfz etdi.
Ve Kanije buheyresi kenârında iki yüz pâre kayık ve çırnıkdan ziyâde gemiler var idi kim bunlar ile Kanije'ye yürüyüş edüp asker döğe, ammâ mel‘ûn küffâr var kuvveti bâzûya getirüp Kanije gölün birkaç yerinden birer ok menzili iğne(?) topu doldurmuş. Hakkâ ki Sadrıa‘zam varmasa ihtimâl idi kim birkaç günden Kanije kal‘asına bir hatâ ere idi. Hudâ hıfz etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179b ·
metinde göster ·
edersiz. İşte bu nehr-i Morava'nın karşu tarafında küffâr yine bir kal‘a yapup …
"Devletli vezîr bu kal‘a 188b kâfirin gözü bebeğindedir. Bundan Âl-i Osmân'a zarar çok olur, aslâ bir habbe fâ’ide olmaz. Bu kal‘aya bu kadar beytü'l-mâl-ı müslimîn ve bu kadar hâne-i selâtîn gidüp bu kadar renc [ü] anâlar çekildiğinden mâ‘adâ bu kadar guzât-ı müslimîn nâ-hak şehîd olup bu kadar renc [ü] anâ mükâfâtında vakfullâha ne â’id ve ne fâ’id bir kal‘adır kim feth edüp elzem-i levâzımından bir kal‘a değildir. İçinde bu kadar guzât-ı müslimîn kosak îrâd [u] masrafları nereden hâsıl olur? Kanije kal‘ası gibi bir sedd-i İskender'in nısıf askerin kaldırup bu kal‘aya komak iktizâ eder. Dutalım komuşuz ve bu kal‘ayı intihâ-yı serhad etmişiz, bu kerre küffâr gelüp askeri olmadığından Kanije'yi alup bu kal‘ayı dahi istîlâ eder. Hemân bu kadar ibâdullâhı bu kal‘ada mahpûs edüp gidersiz. Gerçi Kanije paşalarına bu kal‘ayı tahtgâh edersiz, ammâ hatâ edersiz. İşte bu nehr-i Morava'nın karşu tarafında küffâr yine bir kal‘a yapup bu kal‘ada âdem değil kaz ve tavuk gezdirmez" deyü cümle a‘yân-ı kibâr böyle müşâvere etdiklerinde, Sadrıa‘zam eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 188a–188b ·
metinde göster ·
… ki sâ‘at germâ-germ ceng-âşûb edüp her ne kadar küffâr hamle etdiyse hamlesinde
hatâ
edüp küffâra yedi kerre hamleler etdükde küffâr demet demet olup hâk-i mezellet …
Hemân cümle asker esîrler yanında mu‘temed âdemler koyup cümlemiz ileriye topdan at sıçradup gitmek murâd edindiğimizde ihtiyârlar cümlemizi gerüye dönderüp at başı berâber âmâde olarak esîrleri cümle ortaya alarak ileri varınca anı gördük, bizim çarkacılarımız bizim üstümüze geldiklerinde "Bire ne durursuz" dediklerinde hemân küffâr bizim askerimiz üzre at bırağup iki asker birbirimize kavuşup küffâr-ı hâksâr bir hov edüp bir yaylım kurşum urup hamd-i Hudâ az âdemimiz mecrûh olup kâmil iki sâ‘at germâ-germ ceng-âşûb edüp her ne kadar küffâr hamle etdiyse hamlesinde hatâ edüp küffâra yedi kerre hamleler etdükde küffâr demet demet olup hâk-i mezellete düşerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5b ·
metinde göster ·
… mübtelâ olsa cümle hüsn-i tedbîri sû-i tedbîr olup işledüğü işler cümle sehv ü
hatâ
olur ve bâde nûş ve fâsık u fâcir u lûtî olan hâkimler istidrâc ile cihân-ârâ o …
Âye[t]: Arapça olan garîb benî âdem kendü vücûdun bilmeyüp bu haslet-i zemîmeden birine mübtelâ olsa cümle hüsn-i tedbîri sû-i tedbîr olup işledüğü işler cümle sehv ü hatâ olur ve bâde nûş ve fâsık u fâcir u lûtî olan hâkimler istidrâc ile cihân-ârâ olsa da âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24a ·
metinde göster ·
… ‘nâ fikr-i fâsidi koyun. Anların elçisi bizim Budin'e vardı. Birimize bunda bir
hatâ
gelirse Budin'de anların elçilerini ve bu kadar esîrlerini cümle kılıçdan geçir …
"Bire âdemler aybdır bu bî-ma‘nâ fikr-i fâsidi koyun. Anların elçisi bizim Budin'e vardı. Birimize bunda bir hatâ gelirse Budin'de anların elçilerini ve bu kadar esîrlerini cümle kılıçdan geçirirler. Bire bu ham sevdâdır. Hemân şu âsâr-ı garîbe vü acîbeleri seyr-i temâşâ edüp zevk u safâmızda olalım", deyüp refîklerimizle bâğ-ı hıyâbânı teferrüc etmeğe başladık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 51b ·
metinde göster ·
… suhûletle ala. Bu kal‘ayı binâ etmeğe taraf-ı şehriyârîden izin verildiği ayn-ı
hatâ
olup sû-i tedbîr oldu.
Ve kal‘a dîvârı tamâm oldukda temelden çıkan ve handak içinden çıkan toprakları kal‘a dîvârı üzre tabyalara yığmağa benî âdem karınca [gibi] toprak taşıyup yedi tabya üzre yedi aded toprakdan kûh-ı Elburz-misâl dağlar yığmışlar. Ve bu kal‘aya iki aded kapu tarh etmişler. Uyvar feth olalı kâfir-i bed-kârların etekleri tutuşup bu kal‘aya mübâşeret etdi, ammâ bu dûrbîn-fikr küffârın elbette bir şeytanatı vardır. Bu hakîr-i âkıbet-endîşin anladığı oldur, bu kal‘ayı binâ edüp içine kırk elli kâfir koyup Pojon kal‘asın muhâfaza edüp fursat buldukda kal‘a-i Uyvar'ı 76b Osmânlı elinden suhûletle ala. Bu kal‘ayı binâ etmeğe taraf-ı şehriyârîden izin verildiği ayn-ı hatâ olup sû-i tedbîr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76a–76b ·
metinde göster ·
… dânda birkaç kerre atına muşvâr vurup küffâra bir kerre hamle eyleyüp bir hamle
hatâ
geçdikde kâfir dahi elindeki Ferhâdî külüng ile Kassâbzâde'ye bir hamle edüp ha …
Hemân beri tarafdan Kassâboğlu "Gâzîler! Beni hayr du‘âdan unutman. Sizi Allâhıma ısmarladım" deyüp meydân-ı rezme at sıçradup meydânda birkaç kerre atına muşvâr vurup küffâra bir kerre hamle eyleyüp bir hamle hatâ geçdikde kâfir dahi elindeki Ferhâdî külüng ile Kassâbzâde'ye bir hamle edüp hamd-i Hudâ anın dahi hamlesi hatâ geçüp hemân ikinci hamle yine Kassâbzâde'ye değüp elindeki yedi vukıyye hadîd-i Hemedânî tokuz yaprak şeştöperiyle kâfire bir hamle-i Kassâb-ı Cömerd edüp kâfirin kellesindeki miğferi hurd olup alâ mele’i'n-nâs kâfirin beynisi taşra çıkup atından depesi üzre kâfir yıkılınca atı kâfire doğru firâr etdikde hemân Kassâbzâde atının dizginin koluna geçirüp atdan piyâde olup dal sâtûr-ı pehlivânî olup Kassâbzâde Kassâb-ı Cömerd köçeği gibi kâfirin kellesin cesed-i nâ-pâkinden cüdâ edüp kâfirin kellesin ağzından eğer kaşına yumruğuyla ura ura geçirüp hamd-i Hudâ sâlimîn ü gânimîn gâziyân-ı mücâhidân içine girince derûn-ı askerden bir "Allâh Allâh!" sadâsı evc-i âsumâna peyveste oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 84b ·
metinde göster ·
… i Ferhâdî külüng ile Kassâbzâde'ye bir hamle edüp hamd-i Hudâ anın dahi hamlesi
hatâ
geçüp hemân ikinci hamle yine Kassâbzâde'ye değüp elindeki yedi vukıyye hadîd-i …
Hemân beri tarafdan Kassâboğlu "Gâzîler! Beni hayr du‘âdan unutman. Sizi Allâhıma ısmarladım" deyüp meydân-ı rezme at sıçradup meydânda birkaç kerre atına muşvâr vurup küffâra bir kerre hamle eyleyüp bir hamle hatâ geçdikde kâfir dahi elindeki Ferhâdî külüng ile Kassâbzâde'ye bir hamle edüp hamd-i Hudâ anın dahi hamlesi hatâ geçüp hemân ikinci hamle yine Kassâbzâde'ye değüp elindeki yedi vukıyye hadîd-i Hemedânî tokuz yaprak şeştöperiyle kâfire bir hamle-i Kassâb-ı Cömerd edüp kâfirin kellesindeki miğferi hurd olup alâ mele’i'n-nâs kâfirin beynisi taşra çıkup atından depesi üzre kâfir yıkılınca atı kâfire doğru firâr etdikde hemân Kassâbzâde atının dizginin koluna geçirüp atdan piyâde olup dal sâtûr-ı pehlivânî olup Kassâbzâde Kassâb-ı Cömerd köçeği gibi kâfirin kellesin cesed-i nâ-pâkinden cüdâ edüp kâfirin kellesin ağzından eğer kaşına yumruğuyla ura ura geçirüp hamd-i Hudâ sâlimîn ü gânimîn gâziyân-ı mücâhidân içine girince derûn-ı askerden bir "Allâh Allâh!" sadâsı evc-i âsumâna peyveste oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 84b ·
metinde göster ·
… ler, ya‘nî tâ bu mertebe gâziyân-ı mücâhidânları vardır. Hudâ-yı Bîçûn cümlesin
hatâ
vü hatarlardan hıfz ede.
Bakıyyetü's-seyf olan küffârlar firâr edince niçe yüz gâzîler ve kal‘adan niçe bin âdemler atlı ve piyâde vakt-i zuhra dak kâfirleri akîblerinden kovup yüz beş kelle ve yetmiş esîr dahi getirüp ol gün ol gece kal‘ada top şâdımânları ve oda sohbetleri olup on gün on gece kal‘a-i Göle'de güle güle kölelerimiz bile zevk u safâ etdiler, ya‘nî tâ bu mertebe gâziyân-ı mücâhidânları vardır. Hudâ-yı Bîçûn cümlesin hatâ vü hatarlardan hıfz ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 84b ·
metinde göster ·
… olsa ol konakbânın kıranında olan komşular ile senin uğuruna ölürler. Sana bir
hatâ
getirdmezler. Ve konakbânın, ya‘nî ev sâhibin bir tavuğa muhtâc olsa gayret edü …
Ve her ne kadar hasmın olsa ol konakbânın kıranında olan komşular ile senin uğuruna ölürler. Sana bir hatâ getirdmezler. Ve konakbânın, ya‘nî ev sâhibin bir tavuğa muhtâc olsa gayret edüp her şey’i ödünç güvenç alup seni sıylar, ya‘nî doylayup ri‘âyet eder. Lâkin sen dahi gidecek zamân bir şey-i kalîl verirsen cihân ânın olup hazz eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152b ·
metinde göster ·
… şimdi bu hâl üzre Kabarti kavmi müslimler olup câriyelerinin nikâhsız vat’ında
hatâ
vardır. Andan 2 sâ‘atde,
"Pâdişâhım bize şimden gerü ulûfemizi kim verir?" deyü beş aded şâhî topları bir gece kal‘anın bir yerinde topları yere gömüp kal‘ayı bırağup Hân'a geldiler. Hayfâ dirîğ Mehemmed Geray Hân'ın devletinde Kabarti kavmi cümle İslâm ile müşerref olup kadı ve imâm ve câmi‘ ve hammâm ve kal‘a binâ olunup şöyle vilâyet-i zamîme-i İslâm olmuşken kim bilir nice ola, ammâ şimdi bu hâl üzre Kabarti kavmi müslimler olup câriyelerinin nikâhsız vat’ında hatâ vardır. Andan 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 157a ·
metinde göster ·
… nâya ma‘lûmdur kim bu hakîrin bir gulâmları ve bir refîklerinin vücûdlarına bir
hatâ
ermeyüp menzil be-menzil gelirdik. Ammâ ekseriyyâ atdan enüp piyâde yürürdük, a …
Ol Allâh-ı âlim ü dânâya ma‘lûmdur kim bu hakîrin bir gulâmları ve bir refîklerinin vücûdlarına bir hatâ ermeyüp menzil be-menzil gelirdik. Ammâ ekseriyyâ atdan enüp piyâde yürürdük, atlar üşüdükde yine atlara süvâr olup sehel tureyl [ü] cevelânlar etdikde atlar dahi kızardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192a ·
metinde göster ·
etdim. Yâ ol sultânın ser-i sa‘âdeti bunda medfûn idüği ma‘lûmum olmayup böyle …
"Hayfâ dirîğ! Ne‘aceb hatâ etdim. Yâ ol sultânın ser-i sa‘âdeti bunda medfûn idüği ma‘lûmum olmayup böyle bir ibâdetgâhı ihrâk bi'n-nâr etdik" deyü te’essüf çeküp cümle âteşi söndürüp fî'l-hâl kabr-i şerîfinin demir kapusun açup bizzât kendüleri ûd ve amber-i hâm yakup micmeri eline alup hidmet ederek câmi‘-i Ümeyye'nin ortasındaki mağâra içre mezkûr kırk ayak taş nerdübândan nüzûl edüp görür kim bir büyük altun kandîl san‘at ile mi yohsa mu‘cize-i Yahyâ aleyhisselâm ile mi berk urup nûr-ı mahz gibi şu‘le verir. Ve bir âdem kaddi bir sommâkî amûd üzre bir mücevher altun sini içre ser-i sa‘âdet-i Hazret-i Yahyâ salavâtullâhi aleyh ve selâma durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y118b ·
metinde göster ·
savdınız. Bu dağları nice aşdınız ve ne yol şaşdınız. Topaçoğlu bu dağları koru …
"Ne aceb hatâ savdınız. Bu dağları nice aşdınız ve ne yol şaşdınız. Topaçoğlu bu dağları korutmuşdur ve yolların kurutmuşdur, var kurbân eyle" deyü cevâb ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y128a ·
metinde göster ·
ermeyüp köpek cengi ede ede, anlardan bir kelle ve bir mızrak alup Bedr-i Huney …
Hamd-i Hudâ bize bir hatâ ermeyüp köpek cengi ede ede, anlardan bir kelle ve bir mızrak alup Bedr-i Huneyn'e selâmetle dâhil olduk. Ammâ gelüp ordu-yı İslâm içre bir vâveylâ olmuş kim "Evliyâ Çelebi gerüde devesiyle kaldı, tüfengler atılırdı, Q 150a cengde şehîd oldu gibi, orduda yokdur" deyü taraf taraf su’âl olunurmuş bir güft [ü] gû kim bir vecihle ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y368a ·
metinde göster ·
… ç atlı üzerine vardık. Ol sığırın gözlerin oyup tenâvül ederdi. Bir kurşum atup
hatâ
edüp ol murg-ı zeyrek hevâya münkalib olup âhir hakîrin huddâmları sığırı boğaz …
Ve bir ukkâb dahi bir çöl sığırın sayd edüp bir kaç atlı üzerine vardık. Ol sığırın gözlerin oyup tenâvül ederdi. Bir kurşum atup hatâ edüp ol murg-ı zeyrek hevâya münkalib olup âhir hakîrin huddâmları sığırı boğazlayup cümle huddâm-ı hacıyân birer pâre etin alup tarfetü'l-ayn içre üstühânları kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y381b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı örüciyân: Zî-kıymet eşyâları güve yese, Y 172b ya bir
hatâ
ile hark olsa, bu örücüler eyle örerler kim ke'l-evveldir. Dükkân on iki, nefer …
Esnâf-ı örüciyân: Zî-kıymet eşyâları güve yese, Y 172b ya bir hatâ ile hark olsa, bu örücüler eyle örerler kim ke'l-evveldir. Dükkân on iki, nefer otuz. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y172a–Y172b ·
metinde göster ·
Hikmet bu kim ba‘zı Şellâl gemisi bu girdâbdan Nîl ile uçup aslâ
hatâ
gelmez, cereyân edüp Allâh diyerek ubûr ederler. Zîrâ iki cânibi Cûdî dağları g …
Hikmet bu kim ba‘zı Şellâl gemisi bu girdâbdan Nîl ile uçup aslâ hatâ gelmez, cereyân edüp Allâh diyerek ubûr ederler. Zîrâ iki cânibi Cûdî dağları gibi semâya münkalib olmuş dağlardır. Anıniçün bu mahalde Nîl yedi boğazdan cereyân eder. Ve her Nîl mâbeyni birer cezîre-i azîmlerdir. Ammâ ma‘mûr cezîreleri Nîl'in karşu cânibine vâki‘ olmuşdur, inşâallâh mahallinde tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y385a ·
metinde göster ·