Andan Hâfız (---) Paşa câmi‘i: (---) Gâzînin vüzerâlarındandır. Ebü'l-feth câmi‘i kurbünde olmağile bu Ahmed Paşa bir gece vâkı‘asında Ebü'l-feth'i görüp Ebü'l-feth bu Hâfız Paşa'ya itâb [ü] hitâb edüp "Niçün benim câmi‘im kurbünde câmi‘ binâ edüp niçün cemâ‘atım aldın" deyü bu Hâfız Paşa'yı katl eder. Paşa hemân hâbdan bîdâr olup bu vâkı‘ayı ta‘bîr etdirüp hayr ola derler. Yetmiş günden merhûm olup mezâra defn ederken lahd kenârından bir taş uçup Paşa-yı mûmâ-ileyhin üzerine düşüp bi-emrillâh kılıç gibi başını keser. Tevâtürle meşhûr-ı âfâkdır. Târîhi budur (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---). Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 89b ·
metinde göster ·
Bu marankoz neferâtları dahi pür-silâh olup ellerinde
keser
ve destere ve hinar ve çırpılar ile ubûr edüp kızaklar üzre yeni gemiler yapara …
Bu marankoz neferâtları dahi pür-silâh olup ellerinde keser ve destere ve hinar ve çırpılar ile ubûr edüp kızaklar üzre yeni gemiler yaparak "Pîrimiz yâ Nûh yâ Nûh Nebî Necî" diyerek gûnâ-gûn şakalar ederek ubûr ederler. Andan
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 162b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı kundakcıyân: Dükkân 200, neferât 500, pîrleri keser dutmada Habîb Neccâr'dır. Ammâ Hazret zamânında pîrleri yokdur. Bunların ekserî kârhâneleri Odunkapusu'nun iç yüzünde ve Dîvânyolu'nda ve Kâsımpaşa'da ve Galata ve Tophâne ve Üsküdar'dadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182a ·
metinde göster ·
… şehîd olup anda medfûndur. Bu azîz Sahâbe-i kirâma balta ve nacak ve külünk ve
keser
ve kazma yapmağı îcâd etdi. Bu keserciyânlar dahi dükkânların keser ve balta, b …
Ehl-i kâni‘, esnâf-ı keserciyân: Dükkân 200, neferât 500, bunlar dahi Dâvûdî'dir ammâ Hazret asrında pîrleri Ebü'l-müslim-i Gaffârî'dir. Hazret-i Enes belin bağladı. Kabri nehr-i Murâd sâhilinde Ca‘ber kal‘ası dibinde Hazret-i Alî ile Hazret-i Âyişe-i Sıddîka'nın Sıffîn cenginde şehîd olup anda medfûndur. Bu azîz Sahâbe-i kirâma balta ve nacak ve külünk ve keser ve kazma yapmağı îcâd etdi. Bu keserciyânlar dahi dükkânların keser ve balta, bıçak ve gayrı uracak silâh âletleriyle dükkânların zeyn edüp geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 184a ·
metinde göster ·
… e külünk ve keser ve kazma yapmağı îcâd etdi. Bu keserciyânlar dahi dükkânların
keser
ve balta, bıçak ve gayrı uracak silâh âletleriyle dükkânların zeyn edüp geçerle …
Ehl-i kâni‘, esnâf-ı keserciyân: Dükkân 200, neferât 500, bunlar dahi Dâvûdî'dir ammâ Hazret asrında pîrleri Ebü'l-müslim-i Gaffârî'dir. Hazret-i Enes belin bağladı. Kabri nehr-i Murâd sâhilinde Ca‘ber kal‘ası dibinde Hazret-i Alî ile Hazret-i Âyişe-i Sıddîka'nın Sıffîn cenginde şehîd olup anda medfûndur. Bu azîz Sahâbe-i kirâma balta ve nacak ve külünk ve keser ve kazma yapmağı îcâd etdi. Bu keserciyânlar dahi dükkânların keser ve balta, bıçak ve gayrı uracak silâh âletleriyle dükkânların zeyn edüp geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 184a ·
metinde göster ·
… er "İşte seni askerin ile kırıp akabince kal‘anı muhasara ve feth edüp kulağını
keser
ve benim gibi seni tavâşî eder" deyü "cellâd" der. Der-ân cellâd-ı {bî-amân} ge …
Evsâf-ı kal‘a-i Kehrevân-ı Azerbaycân: Sene (---) târîhinde Avşar hânlarından Seyfi Kulu Hân Şah Tahmasb asrında Süleymân Hân havfinden binâ etmişdir. Ne Âl-i Osmân'a ne âl-i şâh-ı şâhâna tâbi‘ değil idi. Âhir sene (---) târîhinde Tebrîz'den Koca Ferhâd Paşa Bağdâd'a giderken bu Kehrevân Sultânı Meymendî Hân-ı Avşarî, Ferhâd Paşa askerinin önünden ardından guzât-ı müslimîni nehb u gâret edüp kal‘asına mütehassın olurdu. Âhir Ferhâd Paşa ı‘mâz-ı ayn edüp selâmetle Bağdâd-ı behişt-âbâda vâsıl olunca derhâl Solak Ferhâd Paşazâde Bağdâd askeriyle üzerine gelüp on yedi gün kal‘asın toplayup fethi müyesser olmayup bî-feth vilâyet-i Şehrezûl'a gelüp Ferhâd Paşa Bağdâd'da serdâr-ı mu‘azzam kaldı. Beri tarafda bu Kehrevân Hâkimi Meymendî Hân şîrînleyüp Bağdâd'dan Tebrîz'e gelen tüccârdan ve guzâtdan âdem geçirmeyüp ol vâsi‘-mezheb ve bed-meşreb niçe bin ehl-i İslâm'a mühîn-i bî-dînlik edüp bir kerre kırk elli bin tülüngî asker cem‘ edüp Tebrîz-i dilâvîzin cânib-i erba‘asın nehb ü gâret ederken Tebrîz'den Ca‘fer Paşa ale'l-gafle on iki bin cengâver-i dilâver [u] server ile kal‘a-i Tebrîz'den çıkup bu yağî ve bâğî Hân-ı Meymendî'ye bir kılıc-ı Osmânî urup askerinin meymenetin 305b bozup cümle Yezîdî Ekrâdı ve Türkmân'ın bozup Meymendi Hân-ı bî-meymenet ancak öz başıyla kal‘a-i Kehrevân'ına firâr edüp Ca‘fer Paşa yedi bin kelle ve beş bin dil ile on bin kadar at ve katar ve deve ve sâ’ir ganâ’imiyle sâlîmîn ve gânîmîn kal‘a-i Tebrîz'e gelüp top u tüfenk şâdmânları edüp ertesi gün yetmiş bin asker ile kal‘a-i Kehrevân üzre yedi pâre balyemez ve kırk pâre şâhı-bilmez alay toplarıyla üç günde kal‘a-i Kehrevân'ı muhâsara edüp bi-inâyetillah üçüncü günde fethi müyesser olup derûn-ı kal‘ada Meymendî Hân'ı dipdiri kayd-bend ile Tavâşî Ca‘fer Paşa'nın huzûruna getirdiklerinde ibtidâ bir kulağın kesüp eline verüp "Mel‘ûn! Tebrîz'de bir tavâşî hâkim neye kâdir olup nitse gerek?" deyü Tebrîz ülkesin tılâva geldikde Tavâşî Ca‘fer "İşte seni askerin ile kırıp akabince kal‘anı muhasara ve feth edüp kulağını keser ve benim gibi seni tavâşî eder" deyü "cellâd" der. Der-ân cellâd-ı {bî-amân} gelüp mâbeyne muslıhîn girüp "Hayâsın kesmeden mâl-ı mâye-i {sermâye}sin kesmek iyidir" deyü bin kîse ve bin yük pârecesin alup ba‘dehû kal‘a kapusu üzre Hân-ı Meymendi salb edüp "Hakkından geldim", deyü bir tarafda şâha i‘lâm edüp bir tarafdan hânın başın kesüp kal‘a miftâhlarıyla ve iki yüz deve mâl-ı ganâ’imle miftâhları Sultân Murâd Hân-ı Sâlis'e gönderüp hâlâ derûn-ı kal‘ada Murâd Hân nâmına bir câmi‘ var. On bir sene Âl-i Osmân elinde durmuşdur. Hâlâ Bağdâd yolu üzre bir püşte üzre şekl-i müdevver bir kal‘a-i münevver sûrdur. Dâiren-mâdâr cirmi altı bin adım seng-binâ ve iki kapusu vardır. Cânib-i şimâle Tebrîz kapusu ve cânib-i cenûba Erdebîl kapusu var. Hâlâ sultânlıkdır kim bin askere mâlikdir. Ve kadısı ve kelenteri ve münşî ve darûgası vardır. Ammâ taşra varoşu bâğ u bâğçe ve gül-i gülistânlı yedi bin hâk-ı pâk ile mestûr hânedân-ı ma‘mûrlardır. Cümle altmış mihrâbdır. Lâkin on bir yerde cum‘a kılınur imiş. Hâlâ cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Ve yedi hammâmı ve on bir hânı ve sekiz yüz dükkânı var. Cümle sanâyi‘den mevcûddur. Lâkin kalemkârî, çit yorgan ve çârşaf yüzleri memdûh-ı âlemdir. Bâğı ve bâğçesi cihânı bezemişdir. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbe-i surhserân civân-ı hoş-elhân-ı nevâhân hânende ve sâzendeleri vardır. Bu şehrden cânib-i cenûba 5 sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 305a–305b ·
metinde göster ·
… erhemet Etrâkları vardır. Fursat bulurlarsa âyende vü revendeden benî Âdem dahi
keser
. Bu dağlar dörd sancak yer hudûdında vâkı‘ olmuş, hakkâ ki ağaç deryâsıdır. Bir …
Andan cânib-i şimâle cisri ubûr edüp nehr-i Sakarya kenarınca Ağaç denizi nâm çengelistân ve hıyâbân-ı ormanistândır kim ehl-i beled olmayan garîbü'd-diyâr âdemlerin niçesi gâ’ib olmuş vahşî canavarlara ve kuttâ‘u't-tarîk harâmîlere harem olmuş bir bî-amân dağıstân yerdir. Bu kuyâğıstânda eyle gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar var kim kadd [ü] kâmetleri eflâke ser çekmiş şecer-i azîmlerdir kim şems-i âteş-tâbın te’sîri yokdur, eyle sâye-dâr dâğlardır. Tefne ve ardıç ve çam ve uhlamur dırahtlarının şükûfeleri râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar {olur} bu kûh-ı hıyâbân içre niçe bin tahta biçecek bıçkı değirmânları ve niçe bin gemi kerasteleri kesici kâtı‘u'ş-şecer-i bî-merhemet Etrâkları vardır. Fursat bulurlarsa âyende vü revendeden benî Âdem dahi keser. Bu dağlar dörd sancak yer hudûdında vâkı‘ olmuş, hakkâ ki ağaç deryâsıdır. Bir tarafı Bursa sancağında nihâyet bulur ve İzmit sancağı ve Bolu sancağı ve Kocaili sancağı hadlerinde cümle ağaç denizi vardır. Dâiren-mâdâr bir ayda devr olunur, bahr-i şeceristândır. Ammâ güzîde yerleri bu Geyve yolu üzre vâkı‘ olmuşdur. Bu Geyve'den üçüncü sâ‘atde leb-i Sakarya'da bir yalçın kaya üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369a ·
metinde göster ·
… bü'l-hevl ü Ebü'l-cuhâ ve Ebü'l-bülh âdemler nezerâtın verüp ilm isteyüp kurbân
keser
. Hikmet-i Hudâ ana ulûm-ı garîbe vü acîbe keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müs …
Hikmet-i garâ’ib: "Te’sîr-i mutalsemâtı mıdır, âyâ nedir kim niçe bin âdem Rûm u Arab u Acem'den gelüp cem‘ olur. Herkes nezerâtın getirüp derûn-ı deyre girüp edâ-yı nezir edüp derûnında ne hâyr [u] murâdât var ise du‘â edüp taşra çıkar. Hikmet-i Hudâ günden güne cemî‘i murâdı hâsıl olur" deyü bir alay ecnâs-ı haşerât cem‘ olup bu zu‘m-ı bâtıl sevdâsına düşmüşler. Garâ’ib bu kim ba‘zı mü’min ü muvahhid ümmî-i Ebü'l-hevl ü Ebü'l-cuhâ ve Ebü'l-bülh âdemler nezerâtın verüp ilm isteyüp kurbân keser. Hikmet-i Hudâ ana ulûm-ı garîbe vü acîbe keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müslimler tanbûr u çenk, rebâb u santûr ve ney [ü] mûsîkâr ve çeşde ve ravze ve karadüzenin ve çöğürün bu deyrde ziyâret mahalline koyup ertesi sâzın ele alup üstâdâne bir fasıl eder kim gûyâ fasl-ı Hüseyin-i Baykara'dır. Ekseriyyâ Ermenî tâ’ifeleri şâ‘ir-i mâhir olup "Bize bu ilm-i şi‘ir Çanlı'da verildi" deyü zu‘m-ı bâtıl ederler. Ammâ derûn-ı deyrde bir muzlim küncde bir kabir vardır. Ermenîler ol kabrin ismine Sıp Garabıt derler. Hakîkî Ermenîlerden su’âl etdim Hazret-i Yahyâ'nın ammîsidir dediler. Urûm Nasârâlarından su’âl etdim Hazret-i İsâ aleyhisselâmın on iki havâriyyûn halîfesi var idi. Anlardan (---) havâriyyûndur dediler. Hulâsa-i kelâm garîbe vü acîbe temâşâgâh-ı deyr-i ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… kalkup pîştahtasın küşâde edüp bir pâre taş getirdi. Gürgen ağacından keserken
keser
ve bıçak zahmları ve budak yerleri âşikâre hakîr elime alup gördüm. Gâyet sengî …
Evvelâ kal‘a-i Pirevadi ardında kûh-ı bâlâlar mâbeyninde bir âb-ı hayât bınar vardır. Ol bınar suyuna gürgen ağacı koysalar bir iki günden sonra bi-emrillahi Te‘âlâ yeşil taş olur. Ve niçe kerre ârifler gürgen ağacın dest-i harrâtînde çıkrıkdan çevirdüp kâse ve filincan ve gülâbdân ve hançer kabzası misilli eşyâlar yapdırup bu bınara koyup üç günden sonra kâse ve finilcanlar yeşil zümürrüd-misâl yeşim kâse ve gülâbdân olur, deyü Çeneklizâde ve Nâ’ib Hüseyin Efendi, "Biz tecrübe etdik. Bi-emrillah gürgen ağacı taş oldu" deyü şehâdet etdiler. Ammâ hakîr i‘timâd etmeyüp bir hayli mu‘âraza etdim. Hemân Nâ’ib Hüseyin Efendi gazab-âlûd olup kalkup pîştahtasın küşâde edüp bir pâre taş getirdi. Gürgen ağacından keserken keser ve bıçak zahmları ve budak yerleri âşikâre hakîr elime alup gördüm. Gâyet sengîn taş olmuş Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110b ·
metinde göster ·
… in ayaklarında yigirmişer ve otuzar vukıyye gelir demir neybeleri var, balta ve
keser
ve eğelerimiz yok. Âhır-ı kâr bu yüz elli aded esîr müslimînin bindikleri araba …
Sene 939 gurresinde Süleymân Hân kabza-i teshîre alup yine küffâr-ı Zirin istîlâ etmişdir, ammâ hâlâ Nemse çâsârı hükmünde olup Nedajoğlu keferesi tarafından içinde cünûd-ı cünübleri var gâyet metîn palankadır. Hattâ ileri giden gâzîlerimiz iki yüz aded küffâra râst gelüp yüz elli kadar ümmet-i Muhammed esîrlerini kal‘adan çıkarup nehr-i Tise'den bir ark kazup kal‘anın handakına akıtmak isterlerken hemân guzât-ı müslimînimiz hemân fakîr esîr bizim asker-i İslâmı görüp Allâh deyü feryâd edince bizim asker dahi dal-sâtûr-ı Muhammedî olup esîrler üzre müvekkil olan keferelere bizim çarhacılar kılıç bâzârına girüp biz dahi ileriye varup gördük kim bir meydân-ı ma‘reke kurulmuş, hemân bizim yüğrük atlılarımız ileri yetişüp derhâl cenge girişüp bin altmış kadar küffârı kal‘alarına firâr etmeğe komayup cümle kılıçdan geçirüp ancak kapudanlarıyla üç yüz kâfir esîr olup yüz elli aded ümmet-i Muhammed'i cümle esîrlikden halâs edüp hamd ü senâ etdiler, ammâ her birinin ayaklarında yigirmişer ve otuzar vukıyye gelir demir neybeleri var, balta ve keser ve eğelerimiz yok. Âhır-ı kâr bu yüz elli aded esîr müslimînin bindikleri arabalara yine bindirüp iki yüz kadar atları za‘îf yiğitlerimizle bu ümmet-i Muhammed esîrlerin Kopan kal‘amıza gönderdik. Andan kal‘a-i Kapornak'ı ubûr edüp bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 2b ·
metinde göster ·
… i olan bâğlar bayırında olan meterisler Freng kal‘ası içre olan küffârın amânın
keser
, ammâ Anatolu vezîri Tavîl Lala Mehemmed Paşa ve Rûmeli vezîri Hasan Paşa bâğla …
Meğer hikmet-i Bârî yârî kılmayup fethi Sultân Süleymân'a müyesser olmayup âhır-ı kâr sene 1004 târîhi mâh-ı Şevvâlin 13 gününde Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis Egre gazâsına teveccüh edüp sene 1005 târîhi Saferi gurresinde bizzât Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis kal‘a-i Egre'yi muhâsara edüp ol gece küffâr taşra varoşu asâkir-i İslâm havfinden bırağup orta kal‘aya girüp cenge âheng ederler. Ale's-seher asâkir-i İslâm varoşa duhûl ederler ve ol sâ‘at Egre'yi on bir yerden toplar ile döğmeğe başlayup meterisler yürümeğe başlarlar, ammâ kal‘anın şarkîsi olan bâğlar bayırında olan meterisler Freng kal‘ası içre olan küffârın amânın keser, ammâ Anatolu vezîri Tavîl Lala Mehemmed Paşa ve Rûmeli vezîri Hasan Paşa bâğlar tarafından Freng hisârına toprak sürüp kal‘ayı zebûn ederler ve ol ân kal‘aya yürüyüş ederler. Hamd-i Hudâ Freng hisârın feth ederler. Ba‘dehu cümle küffâr iç kal‘aya tolarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 35b ·
metinde göster ·
Ammâ sikke ve hutbelerine aşk olsun, zîrâ başka sikke sâhibidir. Âl-i Osmân akçesi cezîre-i Kırım'da Tatar arasında geçmez, ammâ Kefe'de geçer. Lâkin bu hân akçesinin sekizi bir dirhem olup hâlisü'l-ayâr sırma gümüş beyâz akçedir. Sikkelerinde "Es-Sultân Mehemmed Geray Hân ibn Selâmet Geray Hân azze nasrahû duribe Bâğçesarây" deyü tahrîr olunmuşdur. Bu diyârda gümüş ma‘deni yokdur. Ammâ cemî‘i kâfir krallarından gelen hazîne-i bî-hisâbları eridüp akçe keser.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 126a ·
metinde göster ·
… alık emîni anlara bir şey demez, ammâ şehir subaşısı duyarsa gulâmları cerîmiye
keser
.
Memdûhât-ı me’kûlât-ı ni‘met-i uzmâ-yı müsmirât: Evvelâ Kefe'nin tereyağı ve sarı mayak yağı misk [ü] amber-i hâm râyihalı semnlerdir. Ve yâsemen ve Kefe lâlesi ve limanında tirkiz balığı ve levrek ve tekir balığı ve yâhûd uskumr[u] balıklarının envâ‘ları on iki aded deryâda olmaz. Hattâ Bahr-i Muhît ve Bahr-i Malgayan ve Bahr-i Okyanûs'da ve Bahr-i Harez'de ve Bahr-i Ummân ve Bahr-i Kulzum'da dahi Kefe balığı gibi bir mâhîler görmedim. Hattâ tirkiz nâmındaki balığı mâh-ı Hamsînde sayd edüp niçe yüz gemilere tuzlayup korlar ve cemî‘i ekâlimlere bâzergânları götürürler. Bir garâ’ib balık emânetidir kim başka mukâta‘adır. Emînin rızâsı olmadan bir ferd-i âferîde bir balık sayd edemez, ammâ gece karanlığında oğlancıklar kalaklı kefal balığı dutup yerler. Balık emîni anlara bir şey demez, ammâ şehir subaşısı duyarsa gulâmları cerîmiye keser.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141b ·
metinde göster ·
"Vallâhi bürâder şunda bir bâğ içre bir alay müsâfirler gelüp meks etdiler. Varsanız tevâbi‘leriniz ile ale'l-gafle anlardan su’âl etseniz, belki husûlü mümkin ola" dediler. Hemân yine mahkemeden bir âdem alup bâğlara vardım. Hamd-i Hudâ bizim çelebilerimizin ikisi dahi bî-bâk ü bî-pervâ kebâb çevirir, biri odun keser. Hemân kebâbı çeviren gulâmım kebâbı bırağup firâr ederken kayd-bend edüp öbür gulâmın dahi girîbânın ele alup bunları kaçıran herîfleri şer‘a da‘vet etdik. Yeniçeri serdârından âdem getürdiler. Derhâl serdâr gelüp bunları şer‘a ihzâr etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y25b ·
metinde göster ·
ile keser gibi olup haşebât-ı berk-i ahzarın Q 79aP 78a hâke pâymâl etdüğü …
Hikmet-i Hallâk oldur kim ibtidâ hâsıl olup yedi sekiz seneye bâliğ olunca meyve vermez, bâğbânı bir kaç nefer [[(---) (---) (---)]] dıraht üzre çıkup teber ile niçe yerinden dırahtı zahmdâr edüp keser ile keser gibi olup haşebât-ı berk-i ahzarın Q 79aP 78a hâke pâymâl etdüğün ma‘hûd âdemler görünce çıkagelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y178b ·
metinde göster ·
… ---)]] dıraht üzre çıkup teber ile niçe yerinden dırahtı zahmdâr edüp keser ile
keser
gibi olup haşebât-ı berk-i ahzarın Q 79aP 78a hâke pâymâl etdüğün ma‘hûd â …
Hikmet-i Hallâk oldur kim ibtidâ hâsıl olup yedi sekiz seneye bâliğ olunca meyve vermez, bâğbânı bir kaç nefer [[(---) (---) (---)]] dıraht üzre çıkup teber ile niçe yerinden dırahtı zahmdâr edüp keser ile keser gibi olup haşebât-ı berk-i ahzarın Q 79aP 78a hâke pâymâl etdüğün ma‘hûd âdemler görünce çıkagelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y178b ·
metinde göster ·
… âlar bi-emrillâh müsahhar imiş kim böyle seng-i hârâları kalem tırâş ile peynir
keser
gibi kesüp mezkûr gârların der-i dîvârlarına ve revzen ü tâklarına ol kadar eme …
Âd ve Semûd kavmine seng-i hârâlar bi-emrillâh müsahhar imiş kim böyle seng-i hârâları kalem tırâş ile peynir keser gibi kesüp mezkûr gârların der-i dîvârlarına ve revzen ü tâklarına ol kadar emek sarf edüp hûrdegîrlik etmişler kim gûyâ hıtâyî kâğıdda Fahrî oyması gibi nükûş-ı garîbe oymuşlardır. Ammâ hikmet-i Hudâ her bir hânedânın kayası başka başka yaradılmış. Herkes birin oyup vatan edinmiş. Ve her birinin mâbeyninden yol geçer kumsal yollardır. Bu râhlara nâzır kat-ender-kat hücreler ve gûnâ-gûn maksûreler vardır. Ve dîvânhâne ve zîr-i zemînler var kim her birine biner ikişer biner benî âdem sığar. Ol çölistânın şiddet-i hârında içine dâhil olduğumuzda gûyâ Bağdâd-ı behişt-âbâd Y 272a serdâblarına girmişe döndük. Ve gûnâ-gûn kapular oymuşlar kim kapunun cânib-i erba‘aları kat-ender-kat zıh-ender-zıh hurde rûmî ve eslimî ve şükûfeler ile ârâste atebelerdir kim hâlâ asrımızın üstâd mermer-bürleri tîşe ve nevregân ve tilismân urmağa kâdir değillerdir. Meğer diyâr-ı Rûm'da Atina şehrinde Sultân Mehemmed câmi‘indeki mermerlerin musanna‘âtı ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271b–Y272a ·
metinde göster ·
… â gönderdikde Sâre Ana kıskanup bir gece Hâcer Ana'nın fercindeki lahm-ı zâyidi
keser
. Ammâ li-hikmetin olmuş kim cimâ‘ı dahi lezîz olurmuş. Hâlâ ol zamândan berü Ar …
{Hele bu hitân-ı bintân-ı Hazarî İbrâhîm'den berü kalmışdır kim kaçan İbrâhîm Nebî Mekke'de iken Mısır meliki Tavtîs, İbrâhîm Nebî'ye Hâcer nâm câriyeyi hedâyâ gönderdikde Sâre Ana kıskanup bir gece Hâcer Ana'nın fercindeki lahm-ı zâyidi keser. Ammâ li-hikmetin olmuş kim cimâ‘ı dahi lezîz olurmuş. Hâlâ ol zamândan berü Arab Urbâ[n] bintânların sünnet etmek Hâcer Ana'dan kalmışdır kim Hazret-i İsmâ‘îl Hâcer Ana'dan doğmuşdur.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y245a ·
metinde göster ·
gibi kesmişler ve kâ‘alar ve müte‘addid hücreler ve soffalar etmişler kim herbi …
Evc-i âsumâna ser çekmiş pür-nûr kayalı dağlardır kim âdem nazar etdikde dehşet alur. Bu dağların içinde niçe yüz bin mağârâlar var kim hadd [ü] hasrın Fâ‘il-i muhtâr Allâh bilür. Âd [u] Semûd kavmi kazup bunda sâkin olurmuş derler; hakkâ ki kâr-ı Âdî'dir. Ammâ bi-emrillâh böyle çakmak taşlı haşîn kayalar anlara müsahhar imiş, gûyâ peynir keser gibi kesmişler ve kâ‘alar ve müte‘addid hücreler ve soffalar etmişler kim herbir hücrenin kaddi ve kapularının âlîliği kırkar ellişer zirâ‘-ı Mekkî'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y384a ·
metinde göster ·
… sarp yörir-iken ḳażılıḳ ata nāmerd yigit bine bilmez bininçe binmese yig çalup
keser
baba ölüp mal ḳalmasa baba malından ne fā'ide başda devlet olmasa devletsüz şerrinden allah ṣaḳlasun hanum sizi dede ḳorḳut bir daḫı ṣoylamış sarp yörir-iken ḳażılıḳ ata nāmerd yigit bine bilmez bininçe binmese yig çalup keser
… mi basaṭ aydur gördüm aydur anda iki ḳılıç var biri ḳınlu biri ḳınsuz ol ḳınsuz
keser
menüm başumı var getür menüm başumı kes didi
depegöz aydur saŋa ölüm yoġ-ımış şol maġarayı gördüŋ-mi basaṭ aydur gördüm aydur anda iki ḳılıç var biri ḳınlu biri ḳınsuz ol ḳınsuz keser menüm başumı var getür menüm başumı kes didi
… geldiler tekür aydur bu ḳatla üç yüz varuŋ didi kāfirler aydur varmazuz kökümüz
keser
atınuŋ çılbırın yine bilegine kiçürdi bu kerre at oġlanuŋ bileginden boşandı ḳaçdı kāfirler yine teküre geldiler tekür aydur bu ḳatla üç yüz varuŋ didi kāfirler aydur varmazuz kökümüz keser