Hulâsa-i kelâm ân-ı vâhide kalmayup iki yüz Ekrâd'dan cân
kurtulup
hâna cânlarıyla varamadılar. Bir kaçın paşa söyledüp "Vallahi iki yüz yiğit hân …
Hulâsa-i kelâm ân-ı vâhide kalmayup iki yüz Ekrâd'dan cân kurtulup hâna cânlarıyla varamadılar. Bir kaçın paşa söyledüp "Vallahi iki yüz yiğit hândan ihsân-ı da‘vâ-yı merd ile adû-yı cânım olan Malazgird Beğini katl etmeğe Bitlîs'den iki yüz yiğit birer birer çıkup sizin orduda deryâ-misâl asker içre cem‘ olup ös kes Mehemmed Beği iki yüz atlı çar aparabilmedik. Âhir boş gitmeyelim deyü karavula gelirken sizi geriden gördük. Ammâ seçemezik ve otluğa gelirler derdik. Âhir sizi gâ’ib edüp karavula sataşdık. Ol ma‘rekede siz de bize sataşdınız. Emîr Hudâ'nındır. Hak belâ versin, hân bizi cândan etdi. kûr-be-kûr ola" deyü hâna beddu‘â etdiklerinden paşa ikisin âzâd edüp bir kaçı da piyâde firâr edüp yüz seksen beş kelle ve iki yüz küheylân atları ganîme olup ve cümle kelleleri ârâyiş-i nîze edüp mansûr u muzaffer orduya kable'l-gurûb dâhil olup bizimle bile olan Van ağaları Paşa'nın Fâtiha okuyup "Bu ileride gidenler kimdir?", deyü sorup "Şimdi görürsüz?" deyü niçe gûne rümûz-ı künûzâne kelimât söyleyüp "Hakkâ keşf ü kerâmetdir" deyü yemîn ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 266b ·
metinde göster ·
Bir âkıl ve müdebbir ve mutabassır kefere idi. Hattâ Bihke kapudanı içün eydir: "Bârekallâh, kapudan nefsinde bahâdır dilâver erdir. Yedi hersekimiz içinde dolusu içilirdi ve nâmı yedi dîvânda okunurdu, ammâ ceng hâlidir. Zanca derler Allâh elinde bir hâldir kim Allâh onu bizim elimize giriftâr eyledi, lâkin kendi esîr düşünce bizden sekiz bin altmış cân toprağa düşürüp, anlardan kırk 162a Türk öldü ve yetmişi esîr oldu. Kapudan gidi kendisi esîr olunca bizden beş aded yarar kapudanlarımı kapudan kendi eliyle at üzre kesüp kendi de ağır gövde ile atdan tekerlenüp üç bin Hıristiyânımız yanına vardıklarınca Tatar niçe âdemlerimiz dahi kırup âhir kendüyi bağlayup bu kadar yıldır esîr-i bend-i zincir idi. Elhamdülillâh şimdi elimizden kurtulup öldürdüğü Hıristiyânlarımızın âhiretde cevâbın veregitsin" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161b–162a ·
metinde göster ·
… rup Kaplan Paşalı ile ülfet edüp giderken gördüm ki cemî‘i küffâr henüz ecelden
kurtulup
gûyâ meyyit-i müteharrik olup reng-i rûyları serâpâ zerdâlû olup kehribâ gibi o …
Ammâ hakîr bir kenâra durup Kaplan Paşalı ile ülfet edüp giderken gördüm ki cemî‘i küffâr henüz ecelden kurtulup gûyâ meyyit-i müteharrik olup reng-i rûyları serâpâ zerdâlû olup kehribâ gibi olmuşlar idi. Hemân acele edüp Komaran'a cân atmağa {kasd etdiler}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 120a ·
metinde göster ·
Buna Defter-i Hâkânî'de ada-yı Şâhî derler kim altmış yedi mîl cezîredir. Üç tarafını Karadeniz'in Çoçka boğazı sığlarıdır. Kıble tarafı Heyhât sahrâsıyla Çerkezistân arasından gelen Kuban nehri kenârında şekl-i müseddes bir şîrîn ve ma‘mûr ada-yı Şâhîdir kim içinde seksen pâre Çerkes kurâları vard[ır]. Bu mahalle Mehemmed Geray Hân geçince karşu Kırım tarafında kavm-i Tatar ülüşe kalup "Hay meded, Hân âsî olmayup elimizden kaçdı" deyü hayli te’essüf çeküp târumâr oldular. Hân hazretleri Tatardan kurtulup kal‘a-i Taman'da kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 144b ·
metinde göster ·
… p buzlap edeyim, cümleniz âsân vech ile karşu yakaya ötüp bu yakanın açlığından
kurtulup
karşuda selâmete çıkasız" dedikde hemân fakîr Mehemmed Paşa,
"Sultânım, şimdi sizin başınıza rûzgârın kızıl kıyâmetin koparup bu kadar arabaları ve bu kadar çadırları bile götürdüp kıyâmet gösteren ben idim. İşde ol size ma‘rifetim bir şemme 193a kadarın sizlere gösterdim. Eğer bu suyu karşu geçmek isterseniz bana bir at ve bir sadak ve bir kürk ton ve yüz kuruş verin. Şimdi yine kızıl kıyâmet edeyim ve bu suyu tondurup buzlap edeyim, cümleniz âsân vech ile karşu yakaya ötüp bu yakanın açlığından kurtulup karşuda selâmete çıkasız" dedikde hemân fakîr Mehemmed Paşa,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192b–193a ·
metinde göster ·