… üʾminke meger ḫatan kim kim öldürse müʾminni ḫatan yana müʾmine ḳul azad ḳılmaḳ
müʾmin
ḳul azad ḳılmaḳ hem diyet ısparlanmış boḍnıḳa meger kim sadaḳa ḳılsalar eger bo …
92 kerekmez müʾminḳa öldürmek müʾminke meger ḫatan kim kim öldürse müʾminni ḫatan yana müʾmine ḳul azad ḳılmaḳ müʾmin ḳul azad ḳılmaḳ hem diyet ısparlanmış boḍnıḳa meger kim sadaḳa ḳılsalar eger bolsa boḍundın düşman sizke ol müʾmin bolsa azad ḳılmaḳ müʾmine ḳul eger bolsa boḍundın siziŋ ara taḳı anlar ara üstüvarlıḳ hem diyet ısparlanmış iḍisiŋe yaʿni iḍisi tapa hem müᵓmine ḳul azad ḳılmaḳ kim kim bulmasa iki ay tutaşı ruze tutmaḳ tevbe taŋrıdın erür taŋrı bilgen bütün işlig
… parlanmış boḍnıḳa meger kim sadaḳa ḳılsalar eger bolsa boḍundın düşman sizke ol
müʾmin
bolsa azad ḳılmaḳ müʾmine ḳul eger bolsa boḍundın siziŋ ara taḳı anlar ara üstü …
92 kerekmez müʾminḳa öldürmek müʾminke meger ḫatan kim kim öldürse müʾminni ḫatan yana müʾmine ḳul azad ḳılmaḳ müʾmin ḳul azad ḳılmaḳ hem diyet ısparlanmış boḍnıḳa meger kim sadaḳa ḳılsalar eger bolsa boḍundın düşman sizke ol müʾmin bolsa azad ḳılmaḳ müʾmine ḳul eger bolsa boḍundın siziŋ ara taḳı anlar ara üstüvarlıḳ hem diyet ısparlanmış iḍisiŋe yaʿni iḍisi tapa hem müᵓmine ḳul azad ḳılmaḳ kim kim bulmasa iki ay tutaşı ruze tutmaḳ tevbe taŋrıdın erür taŋrı bilgen bütün işlig
… olar üze ḳapuġḳa ḳaçan kirse sizler yeŋigliler siz taŋrı üze köŋül uruŋlar eger
müʾmin
erse sizler
23 aydı iki er anlardın kim ḳorḳarlar niᶜmet bėrdi taŋrı ol iki üze: kiriŋler olar üze ḳapuġḳa ḳaçan kirse sizler yeŋigliler siz taŋrı üze köŋül uruŋlar eger müʾmin erse sizler
… ıŋ eḍgü ḳılıŋ ol kim siziŋ ara turur boyun bėriŋler taŋrıḳa hem yalavaçıḳa eger
müʾmin
erse sizler
1 sorarlar saŋa ya muhammed ġanimetlerdin ayġıl: ġanimetler taŋrıḳa hem yalavaçḳa ḳorḳuŋ taŋrıdın oŋarıŋ eḍgü ḳılıŋ ol kim siziŋ ara turur boyun bėriŋler taŋrıḳa hem yalavaçıḳa eger müʾmin erse sizler
uraġutlarḳa bustanlar kim aḳar astınıda arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde turġu a …
72 vaʿde ḳıldı taŋrı müʾminlerḳa müʾmin uraġutlarḳa bustanlar kim aḳar astınıda arıḳlar cavidaneler anıŋ içinde turġu arıġ ėwler turġu bustanları içinde hem ḫoşnudluḳ taŋrıdın uluġ ol ol ḳurtulmaḳ uluġ
37 ançada aytur sen anlarḳa kim niʿmet bėrdi taŋrı anıŋ üze niʿmet bėrdiŋ sen anıŋ üze berk tutġıl cüftüŋni ḳorḳġıl taŋrıda yaşrur sen özüŋ içinde anı kim taŋrı belgürtügli ol ḳorḳar sen boḍundın ol taŋrı sezaraḳ kim ḳorḳsa sen anda ḳaçan ötedi erse Zeyd andın hacetini cüftlendürdümiz saŋa anı bolmasun tėp müʾmin-–lerḳa emgek tarlıḳ oġullanmış oġullarnıŋ cüftleri içinde ḳaçan öteseler olardın hacetini taḳı erür taŋrınıŋ fermanı ḳılınmış ḳılġu teg
… yanut bėrilmez meger anıŋ meŋizlig kim kim ḳılsa eḍgülük erkekde azu tişide ol
müʾmin
bolsa bu ögür kigrülür uştmahḳa ruzi bėrlür anıŋ içre saḳış--sız
40 kim kim ḳılsa yawuzluḳ yanut bėrilmez meger anıŋ meŋizlig kim kim ḳılsa eḍgülük erkekde azu tişide ol müʾmin bolsa bu ögür kigrülür uştmahḳa ruzi bėrlür anıŋ içre saḳış--sız
Ve Acem ve Belh u Buhârâ ve Horasân kavmi ve Maskov'da Heşdek kavmi ve Leh'de Libka kavmi ve İşpanya'da Mübtecel kavmi cümle Hazret-i Risâlet-penâh'ın yarlığ-ı belîğ-i sa‘âdetine itâ‘at edüp İslâm kabûl etdiler. İlâ-yevminâ hâzâ anlar kâfiristân diyârlarında mü’min ü müvahhid müselmânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19b ·
metinde göster ·
ü muvahhid ü mu‘temed âdem idi. Mezkûr Fransa kıralı kızının sergüzeşt [ü] sere …
Zîrâ bu [Su]kemerli Mustafâ Çelebi {cümlesinden müsin idi. Hattâ} Müftî's-sakaleyn Kemâl Paşazâde hazretlerinin telâmîzlerinden tekmîl-i fünûn etmiş bir zû-fünûn müfessir ü muhaddis ü müverrih bir kimesne idi. Hattâ Kemâl Paşa huddâmı olmaları cihetiyle Sultân Selîm-i Evvel ile Mısır fethinde yigirmi beş yaşına bâliğ bir fetâ yiğit idim deyü Selîm Şâh'ın Sultân Gavrî ile Mercidâbık'da olan ceng-i azîmin ve Sahrâ-yı Kâkûn'da olan neberd-i kebîrin ve ol cengde Gavrî Sultân câm-ı eceli nûş edüp lezzetinin gavrine erüp cengde Gavrî'nin gâ’ib olduğun ve Mısır'da oğlu Sultân Muhammed pâdişâh olup sabîdir deyü kul yine hal‘ edüp yerine Sultân Tûmânbay Mısır'a pâdişâh olup tâ Mısır feth olunca Sultân Tûmânbay Selîm Hân ile yigirmi üç yerde ceng edüp Mısır nice feth olduğun kaçan kim [Su]kemerli Mustafâ Çelebi hikâye etdükde hakîr âlem-i hayretde kalırdım. Gâyet mü’min ü muvahhid ü mu‘temed âdem idi. Mezkûr Fransa kıralı kızının sergüzeşt [ü] serencâmların anların nakl-i sahîhinden istimâ‘ edüp tahrîr etmişizdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 28b ·
metinde göster ·
… rikâbdârlığı hizmetinde neşv [ü] nemâ bulmuş yüz elli bir yaşında merhûm olmuş
mü’min
ü muvahhid sâhib-i sülûk bir pîr-i nâ-tüvân kimesne idi.
Sultân Süleymân Hân'ın rikâbdârlığı hizmetinde neşv [ü] nemâ bulmuş yüz elli bir yaşında merhûm olmuş mü’min ü muvahhid sâhib-i sülûk bir pîr-i nâ-tüvân kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37a ·
metinde göster ·
… hbân nihânî mi‘mâr-ı müslim tebdîl-i câme edüp Muhammed sünnetine ikrâm eyleyüp
mü’min
[ü] muvahhid şeklinde olup Rûmeli Hisârı dizdârlığın ricâ edüp ihsân olundu.
Bu san‘at ile bu kal‘a 137a altı ayda tamâm olunca cümle hâr [ü] hâşâke âteş urup kal‘a-i cedîd ve dürr-i beyz-âsâ nümâyân olup cümle asker derûn-ı kal‘aya girüp top u tüfeng ve cebehânesi ve sâ’ir mühimmât [ü] levâzımâtın yerlü yerinde edüp mezbûr ruhbân nihânî mi‘mâr-ı müslim tebdîl-i câme edüp Muhammed sünnetine ikrâm eyleyüp mü’min [ü] muvahhid şeklinde olup Rûmeli Hisârı dizdârlığın ricâ edüp ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 136b–137a ·
metinde göster ·
… ra lâzımlı ta‘âmdır kim "El-mü‘min hulviyyün ve'l-fâsık turşiyyün" demişlerdir.
Mü’min
olan hulviyyât sever kim "Hubbü'l-hulv mine'l-îmân" demişler. Ammâ yine bunlar …
Esnâf-ı turşucuyân, ta‘âm-ı fâsıkân: Dükkân yetmiş, neferât 160(0), bu hirfet dahi başcıya ve sirkeciye yamakdır. Zîrâ bunlar dahi mahmûrlara lâzımlı ta‘âmdır kim "El-mü‘min hulviyyün ve'l-fâsık turşiyyün" demişlerdir. Mü’min olan hulviyyât sever kim "Hubbü'l-hulv mine'l-îmân" demişler. Ammâ yine bunlar lâzımlı esnâfdır. Ma‘îdeyi ekşi turşu küşâde edüp ta‘âma iştihâ verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 170b ·
metinde göster ·
… ineb" buyurduğu üzümden ve Arapça deyü medh etdüği asel-i hâlisden hâsıl edüp
mü’min
ü muvahhidler ni‘meti olur. Ve bizim helvâmız hakkında ol efsah-ı büleğâ ve ol …
"Ey imdi eyle olunca sizin kârınız olan balık bî-akl olunca siz dahi tenâvül etmeğile hayvân-misâl bir heyûlâsız. Ve sayd etdiğiniz mâhîler ekseriyyâ Bekrî cânlara ta‘âmdır. Kâr [u] kesbleriniz dâ’imâ fâsıklar ve kefereler iledir. Bizim helvâmız dersen tatlu ballu şekerlerden ve Cenâb-ı Bârî'nin "Ene hâliku'l-ineb" buyurduğu üzümden ve Arapça deyü medh etdüği asel-i hâlisden hâsıl edüp mü’min ü muvahhidler ni‘meti olur. Ve bizim helvâmız hakkında ol efsah-ı büleğâ ve ol Muhammedü'l-Mustafâ buyururlar kim Arapça ve bir dahi Arapça demişlerdir. Eyle olsa pâdişâhım kankımızın alayı mukaddem gitmek ma‘kûldür" deyince cümle huzzâr-ı meclisin meşveretiyle helvâcıbaşıya hatt-ı yarlığ-ı belîğ verildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b ·
metinde göster ·
karındaş. Alimallâh şehidallâh" deyü vardığı Ka‘be'ye yemîn edüp her pabuc başı …
"Şîvesi budur, mü’min karındaş. Alimallâh şehidallâh" deyü vardığı Ka‘be'ye yemîn edüp her pabuc başına beş akçeye razı değil bir alay bıyığı trâş, başı misvâklı ve gözleri sürmeli tâ’ife-i Kadızâdelidir. Bâzâr edüp akçesin alırken hisâbında müşterîye kan ağladup müşterî gitdikden sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 195b ·
metinde göster ·
[u] muvahhid olup imâm-ı A‘zam mezhebinden olan kimesne, mezhebi imâm-ı A‘zam k …
Mü’min [u] muvahhid olup imâm-ı A‘zam mezhebinden olan kimesne, mezhebi imâm-ı A‘zam kimden ahz eylemişdir bir mü’min bilmese şehâdeti câ’iz olmaz, demişler. Ve imâm-ı A‘zam'ın Selmân ile ve gayrı Ashâb ile müşerref olduğun böyle yazmışlar. Me’âl-i kelâm oldur kim berberlerin pîri evvel Hazret-i İbrâhîm, ikinci Selmân-ı Pâk'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 198a ·
metinde göster ·
… A‘zam mezhebinden olan kimesne, mezhebi imâm-ı A‘zam kimden ahz eylemişdir bir
mü’min
bilmese şehâdeti câ’iz olmaz, demişler. Ve imâm-ı A‘zam'ın Selmân ile ve gayrı …
Mü’min [u] muvahhid olup imâm-ı A‘zam mezhebinden olan kimesne, mezhebi imâm-ı A‘zam kimden ahz eylemişdir bir mü’min bilmese şehâdeti câ’iz olmaz, demişler. Ve imâm-ı A‘zam'ın Selmân ile ve gayrı Ashâb ile müşerref olduğun böyle yazmışlar. Me’âl-i kelâm oldur kim berberlerin pîri evvel Hazret-i İbrâhîm, ikinci Selmân-ı Pâk'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 198a ·
metinde göster ·
ve muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at, halîm ve selîm âdemlerdir. Hak cümles …
Şehr-i Tarabefzûn'da Yahûdî kavmi olmamasının aslı oldur kim Selîm Hân-ı Evvel hâkim iken iki birâder-i kihter [u] mihter bu şehr içre gâib olur. Cümle hükkâm ve âhâlî-i vilâyet cidd u cehd edüp bulmada âciz-mânde olup ferâğat eder. Âhir mürûr-ı eyyâm ile bir gün bâzâr-ı muhabbetde bir mücellâ kırmızı ve bir musaykal sarı sahtiyân satılır. Ne hoş sahtiyân olur deyü elden ele girerken bir ârif-i billah dervîşin eline girüp sahtiyâna nazar ederken görse kim sahtiyânın gerdeninde bir gûne rumûz-ı künûz-ı hatt-ı acîbe tahrîr olunmuş. Ammâ hat idüğü nâ-ma‘lûm, ancak im‘ân-ı nazar ile nazar eden bilir. Netîce-i merâm, bu dervîş bu sahtiyânları alup dikkat-i tâm ile takayyüd edüp hâh [u] nâ-hâh kırâ’at eder: "Ey bizim ahvâlimize vâkıf olmak isteyen, yigirmi senedir debbâğ Yahûdîler elinde zîr-zemînlerde mahpus olup rızâullâh ve rızâ-i Resûlullah bizi halâs edüp tâ ki acâ’ibât göresiz" deyü sahtiyânlar üzre tahrîr olunmuş. Hemân dervîş-i gayûr dâmen-dermiyân edüp doğru Şehzâde Selîm huzûruna varup hatt-ı merkûmu tilâvet etdükde cümle asker pür-silâh olup Debbağhâne kapusundan taşra çıkup cümle debbâğ Yahûdî kârhânelerin basup tahrîr olunan mağarada mezkûr karındaşları bulurlar. Görseler kim iki pençe-i âfitâb mazlûmların arkalarında derilerini yüzüp birbirine arka arka yapışdırup debbağlık işlerler. Biri ser-i kârda ayağ üzre oldukda o biri arkasında yüklü arkası üzre durur. Altındaki birâderi işinden fâriğ olunca arkasındaki işler. Bu gûne azâb-ı elîm ile bunları bulup niçe yüz Mehemmed isimli ma‘sûmları dahi katl edüp niçeleri esîr-i pâ-beste ve dil-haste çâker-i efkende-misâl hizmet ederler. Bu hâl-i pür-melâli ahâlî-i Tarabefzûn görüp nefîr-i âmm ile kal‘a kapuların kapayup cemî‘î Yahûdîleri avretleri ve beşikde ve kundakdaki oğlanlarıyla katl-i âm edüp şehri tathîr etdiler. Ol asırdan berü ellerinde hatt-ı şerîfleri olup çufudları gördükleri yirde katl ederler. Anınçün Tarabefzûn'da Yahûdî yokdur. Ba‘zı Yahûdîye "Tarabuzun'a varsana" dediklerinde "Başına gelsin" derler. Ehl-i Tarabefzûn, Yahûdîleri aslâ sevmezler. Zîrâ gâyet mü’min ve muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at, halîm ve selîm âdemlerdir. Hak cümlesinden râzî ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 253b ·
metinde göster ·
ve muvahhid olurlar. Kitâbî değiller ve bir mezhebde değiller bir alay oğuz ve …
Bu mahalde Abaza vilâyeti tamâm olup bu mahalden ta Faşa çayına varınca geldiğimiz ve temâşâ etdiğimiz aşîretler serâpâ leb-i deryâda olup cümle kurâlarının evleri kıble cânibine Karadeniz'e nâzır Abaza memleketidir. Ve Faşa çayından şarkdan garba bu Kotası aşîretine gelince Abaza diyârının tûlu kâmil kırk konakdır, deryâdan (---) mildir ve arzı beş konak ve dörd menzil ve üç menzil ve iki menzil ve bir menzil yeri. Bu Kotası'yla Jana Çerkesi mâbeynidir. {Ve bu Abaza diyârının kırk konak yerinde kırk nehr-i azîm var. Cümlesi Çerkes ile Abaza mâbeyninde dağlardan gelüp Karadeniz'e mahlut olup cümle birbirine muttasıl yetmiş aded kûh-ı bâlâlardır}. Cümle iki bin pâre köydür derler, ammâ ma‘lûmum değildir. Dağların gezmedim. Harâc ve bâğ u bâğçe ve sâ’ir mahsûlât öşrü dahi vermezler. Niçe yüz bin dâğî ve bağî ve yağî kavmdirler. Kâfir dersen âdemi katl ederler, müselmân desen hazz ederler, ammâ kâfiri sevmeyüp müselmâna cân verirler. İslâm'a gelseler gâyet mü’min ve muvahhid olurlar. Kitâbî değiller ve bir mezhebde değiller bir alay oğuz ve şehbâz dağî âdemlerdir kim ecdâdları kabâ’il-i Kureyş'den Arab Abazî'dir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… -i ilm u fâzıl ve âlim u fâzıl cânlar vardır. Cümlesi ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at
mü’min
ve muvahhid cânlardır. Evkât-ı hamselerin mescidlerinde edâ eder sâhib-i tertîb …
Yedinci tâbûtu Dobruca krallığından İslâm ile müşerref etdüğü Alî Muhtâr bir tâbût alup bu maksad [u] merâmımız olan Keliğra kayalarında Ejderha mağarasında defn edüp Keliğra kayası nâmıyla iştihâr bulmuş kaya olmağıla Keliğra Sultân derler. Lisân-ı Latînde Keliğra ejder-i heft-sere derler. Fesahat-ı lisân-ı Latin'dir. Anınçün yedi kralda medfûn olup âsitâne-i sa‘âdetleri vardır. Üçü Âl-i Osmân hükmünde ulu âsitânelerdir. Ve her diyârda birer ismiyle müsemmâdır. Ammâ Rûm'da Baba Sultân ve Sarı Saltık Sultân ve Keliğra Sultân derler. Ammâ kâfiristân-ı Hıristiyânistân'da İsvet-i Nikola derler. Cemî‘î millet-i Mesîhiyye gâyet mu‘tekidlerdir. Hâlâ cemî‘î dervîşânları def ve kudûmler çalarak alem-i peykerlerin açarak dîb-i Frengistân'da gezüp pâdişâhâne zevk u safâ edüp tatyîb-i hâtırlarıyla cümle nasârâ mukayyed olup nezerât ve sadakalar ihsânlar edüp beleğan-mâ-belağ mâl-i firâvânlar ile yine âsitânelerine gelirler. Ammâ bu bizim deryâdan halâs olup âsitânesinde mihmân olduğumuz Tekye-i Keliğra Sultân, Karadeniz kenarında evc-i âsumâne ser çekmiş bir burundur kim fil hortumu gibi deryâya uzanmışdır. İslâmbol'dan Kara Hırmeni ve Köstence ve Kili câniblerin özleyen gemiler bu Keliğra kayalarını özleyüp gelir. Yüz elli mil yerden nümâyân âsmâne peyveste olmuş kûh-ı bülendlerdir. Deryâ aşırı karşu şark cânibinde Anadolu tarafında Sinop Burnu bu Keliğra kayalarına mukâbildir. İkisi mâbeyni (---) mildir. Küşâde hevâda Keliğra'dan Sinop dağları Sinop'dan Keliğra dağları seçilir. Ammâ gâyet küşâde hevâ ister. Bu Keliğra kayasının tâ burnunda Keliğra Saltık Sultân bir mağara içinde medfûndur kim ejderhânın gâr-ı karârı idi. Ve yine bu mahalde tekyesi âsitâne-i azîmdir kim ibtidâ bânîsi Dobruca Alî Muhtar binâ etmişdir. Azîzin ağaç kılıcı ve sapanı ve def ve kudûmü ve alemi ve sancağ u bayrakları durur. Ve âsitânesinde müte‘addid hücreleri ve yaz meydânı ve kış meydânlarının cânib-i erba‘asında pâk u pâkîze kurbân postlarıyla döşenmiş her post üzre birer sâhîb-i ma‘rifet ehl-i ilm u fâzıl ve âlim u fâzıl cânlar vardır. Cümlesi ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at mü’min ve muvahhid cânlardır. Evkât-ı hamselerin mescidlerinde edâ eder sâhib-i tertîblerdir. Yüzden mütecâviz âşıkân-ı sâdıkânlardır. Hatta hakîrden sekiz ay Hıfz kırâ’ati üzre 267b Kur’ân-ı Azîm tilâvet etdiler. Bu âsitânenin ve türbe-i pür-envârın revzenleri cümle deryâya nâzırdır. Ve görmeğe muhtâc ibret-nümâ bir matbah-ı Keykâvûs'u vardır. Mu‘allak bir kubbe-misâl dûd-keş bacası vardır. Şeb [u] rûz ale'd-devâm âteş üzre ni‘meti hâzırdır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hayrât [u] akârâtı olmayup pârsâ-yı Muhammedî ile geçinir bir alây fakr [ü] fâka erenleridir. Ve işbâzlarında pây-bürehne ve ser-bürehne cevallâkî zeber-dest tüvâna zivinleri var kim her biri aşk-ı ilâhî ile suhte olup pute-i kâlde hâl sâhibi olmuşlar, böyle bir âsitâne-i kübrâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 267a–267b ·
metinde göster ·
… ücûda getirdi. Anın emrin sımayup bâde içmenem" dedikde hemân Hân "Vallah yahşi
mü’min
ve muta‘assıbsın" dedi. Hakîr eyitdim "Vallah hânım muta‘assıb değilim, illâ Nu …
deyü katresin harâm etmişdir. Ol Cenâb-ı Kahhâr'dan korkarım kim cemî‘î mevcûdât-ı ademden vücûda getirdi. Anın emrin sımayup bâde içmenem" dedikde hemân Hân "Vallah yahşi mü’min ve muta‘assıbsın" dedi. Hakîr eyitdim "Vallah hânım muta‘assıb değilim, illâ Nu‘mân ibn Sâbit mezhebinde pâk-i‘tikâd seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem [ü] muhibb-i hânedân-ı merd-i Hudâyım" dedikde cümle huzzâr-ı meclis nüdemâları dembeste ve mest [ü] medhûş-i bî-hûş sarhoş kaldılar. Hemân musırr olup cümle dilberânlarıyla ayağa kalkup yanıma gelüp eydür "Gel gözümin nûrı! Çığı çığı Evliyâ ağam! Bu menim çâker efkende gulâmlarımdan Yezden Şîr mi ve Mirza Şâh'ı mı ve Fîrûz mı ve Pervîz mi ve Alî-yi Yâr'ı mı ve Zevâlîzen mi ve Şehland mı ve Seyf Kulu mı ve Hâl Hân'ı mı bu gulâmlarımın kangısını dilersen sana cabalarım. Kırmızı Murtazâ Alî ve Düvâzde imâmları seversin, gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir câm çakır nûş et. Gelen kim kelleler germ ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında bir kâm alalı ve bir dem süreli" deyü cümle pençe-i âfitâb [u] nûr-ı mahz gulâmlarıyla sarılup anlar beni, ben anları şarp şarp öperim, ammâ yine Feyyâz-ı Mutlak'dan isti‘ânet taleb ederim. Hemân hakîr eyitdim: "Ey Hânım! Cân sohbeti bu mıdır kim imdi Hoca Nağdî bir ayak çakır çeküp mest [ü] medhûş olup huzûrunda Hoca Nağdî 302a nakd-i rîhiyle bâd'efeşânlık edüp yüzüne karşu zartazârlık eder. Keyfiyyet [u] germiyyet-i ıyş [u] nûş-ı İrân-zemîn bu mıdır?" dediğimde hemân Hân depme urarak Hoca Nağdî'yi kaldırdıp başına tomlar urarak ser-i meclisde hâzır etdiler. Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b–302a ·
metinde göster ·
… lik bir müferrah câmi‘-i dilküşâdır. Ahâlî-i vilâyeti Ehl-i Sünnet ve'l-cemâ‘at
mü’min
ve muvahhid kişiler olmağıla evkât-ı hamseden mâ‘adâ her câmi‘de ders-i Kur’ân …
Ve aşağı kal‘ada Halîl Ağa Câmi‘i: Kâr-ı kadîm, cemâ‘at-ı kesîreye mâlik bir müferrah câmi‘-i dilküşâdır. Ahâlî-i vilâyeti Ehl-i Sünnet ve'l-cemâ‘at mü’min ve muvahhid kişiler olmağıla evkât-ı hamseden mâ‘adâ her câmi‘de ders-i Kur’ân ve ulûm-ı kesîr-i edyân tilâvet olunur. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 321b ·
metinde göster ·
… lüp bu şehri müsmirrât-ı gûnâ-gûn ile ganîmat ederler. Ve ahâlî-i Ardahân cümle
mü’min
ve muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at, garîb-dost, sulehâ kimesnelerdir. Eks …
Mâ‘adâ mesâcidlerdir. İmâret-i dârü'l-it‘âm ve medrese ve dârü'l-kelâm yokdur. Lâkin mekteb-i dâru's-sıbyânları vardır. Ve (---) mikdârı esvâk-ı muhtasarı vardır. Câbecâ hâncağızları vardır. Ammâ âb [u] hevâsı burûdet üzre olmağıla bâğ u bâğçeleri yokdur. Ammâ meyvesi Tortum'dan ve kal‘a-i Açaris'den gelüp bu şehri müsmirrât-ı gûnâ-gûn ile ganîmat ederler. Ve ahâlî-i Ardahân cümle mü’min ve muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at, garîb-dost, sulehâ kimesnelerdir. Ekserî zirâ‘at ile kifâflanırlar. Bir fırkası tüccâr-ı berdir. Ve dağlarında latîf güğem meyvesi olur. Bu kal‘a, Erzurûm'un şimâlinde beş merhale yerdir. Ve Ardahân'dan Kargabâzâr'ın geçüp Kars bir konakdır, andan yine cânib-i garba meyyâl kâh sengistân ve kâh çengelistân u âbâdân reh-i râstlar ile nebâtât [u] giyâhât [ve] sebzezârları temâşâ ederek (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 322b ·
metinde göster ·
… -ı bekâya irtihâl eder. Kabr-i şerîfi ulu âsitânedir. Ve karyesi iki yüz hâneli
mü’min
, muvahhid, müselmân köyüdür. Kasaba-misâl câmi‘i ve zâviyesi ve sûk-ı muhtasarı …
Bu nehr-i zülâl hâtıriyçün Dumlu Sultân, Hazret-i Risâlet'den sonra bu nehre Cenâb-ı İzzet'in nazarı ta‘alluk etmişdir, deyü bu nehrin matla‘ında Kayâsıralardan me’zûn olup sâkin olur. Niçe müddet bu âb-ı nâbın safâsın sürüp nûş ederek bir gün ecel câmın nûş edüp dâr-ı bekâya irtihâl eder. Kabr-i şerîfi ulu âsitânedir. Ve karyesi iki yüz hâneli mü’min, muvahhid, müselmân köyüdür. Kasaba-misâl câmi‘i ve zâviyesi ve sûk-ı muhtasarı vardır. Andan yine taraf-ı şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 326b ·
metinde göster ·
… kuzâtı ve yârândan ehl-i dil, garîbü'd-diyâr âdemleri ve salâh-ı hâl ile ma‘rûf
mü’min
ve muvahhid kimesneleri ve âb [u] hevâsının letâfetinden halkının reng-i rûları …
Ve cümle yedi hânı var ve on sekiz yerde âb-ı hayat-ı çeşme-i cân-perveri vardır, bir konak yerden Süleymân Hân getirüp şehre sebîl edüp şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ ervâhların şâd eylemişdir. Ve cümle üç aded tekye-i dervîşânı vardır. Ammâ dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîsi yokdur. Lâkin yine her câmi‘de cemî‘î ilm-i hadîs ve ilm-i tecvîd şeyhleri vardır. Ve cümle üç yüz dükkândır. Her esnâfı mevcûddur. Gerçi Türkistân şehirlerindendir ammâ yine erbâb-ı ma‘ârifi ve nükte-şinâs çelebileri ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyihi ve kuzâtı ve yârândan ehl-i dil, garîbü'd-diyâr âdemleri ve salâh-ı hâl ile ma‘rûf mü’min ve muvahhid kimesneleri ve âb [u] hevâsının letâfetinden halkının reng-i rûları ahmerü'l-vech, orta boylu cesîm âdemlerdir. Ve mahbûb u mahbûbesi meşhûrdur. Halkı ekseriyyâ çukalar giyüp reftâr ederler. Zenâneleri beyâz-ı ızâr bürünürler. Ve bâğları ve bâğçeleri çokdur, ammâ şitası da meşhûrdur. Zîrâ iklîm-i râbi‘in vasatında vâkı‘ olmağıla tûl-ı nehârî (---) sâ‘at (---) derece ve (---) dakikadır. Ammâ kal‘ası şehr kıblesi tarafında celâlî ve cemâlî haşarâtından emîn olmak içün çâr-kûşe seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ küçükdür. Bir demir kapusu var. Dizdârı ve neferâtları vardır. Ve müstevfâ cebehânesi ve birkaç hânesi ve anbârları vardır. Allahu a‘lem ehl-i İslâm binâsıdır. Zîrâ kefere binâsından bir âsârı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350b ·
metinde göster ·
… . Ve bu şehrin halkı; gâyet garîb-dost Oğuz tâ’ifesi vardır ve gâyet musallî ve
mü’min
ve muvahhid ve sâhib-i sülûk ve dervîş-nihâd âdemleri vardır. Ve me’kûlât [ü] m …
Sebeb-i tesmiyyesi kûh-ı Beyaz'dan galat Payas derler bir yaylağ-ı azîmdir kim ol etrâflarda olan Türkmân ve Urbânlardan iki kerre yüz bin âdem on kerre yüz bin koyunlarıyla Kuyruk yıldızı ya‘nî Ülker yıldızı doğunca altı ay bu yaylalarda kesb-i hevâ ve kesb-i tarâvetler edüp döl döş sâhibi olurlar. Niçe bin âb-ı hayâtdan nişân verir uyûn-ı câriyeleri vardır kim her biri hayât-efzâ-yı cân-fezâ yaylağ u âb-ı zülâllerdir. Ve bu şehrin halkı; gâyet garîb-dost Oğuz tâ’ifesi vardır ve gâyet musallî ve mü’min ve muvahhid ve sâhib-i sülûk ve dervîş-nihâd âdemleri vardır. Ve me’kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından beyâz ve hâs ekmeği ve yaylasında pişi lavaşa yufka ekmeği ve üzümü ve inciri ve turuncu (---)(---) memdûhdur ammâ yaylalarında kışa karîb bir üzümü olur, bir diyâra mahsûs değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20b ·
metinde göster ·
… -i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp
mü’min
ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" …
Menâkıb-ı Habîb-i Neccâr : Bâlâda tahrîr olunan bânî-i Antakıyye Bî‘atü'l-Kassân nâm melikin bir nûr-i dîde ciğer-kûşesi var idi. Ol dahi pederi gibi Hazret-i Mesîh'e îmân getirüp mü’min ü muvahhid olmuş idi. Hikmet-i Hüdâ ecel-i müsemmâsı gülüp "İrci‘î ilâ rabbik" emrine imtisâlen cânib-i Hakk'a revâne olup Antakıyye içre defn olunup yedi seneden sonra bu Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye şehrine gelüp cümle halkı dîn-i Mesîh'e da‘vet etdikde cümle ahâlî-i beled Habîb-i Neccâr'dan mu‘cize isteyüp "Bizim melîkimizin Yavhîd nâmında bir âdil oğlu var idi. Yedi senedir merhûm oldu. Anı ihyâ eyle, cümlemiz îmâna gelelim" dediler. Derhâl Habîb-i Neccâr kabr-i şehzâde üzre varup du‘â edüp "Kum bi-iznillah" deyince bi-emri Hüdâ şehzâde-i âzâde azâb-ı kabrden âzâd olup hayât buldukda yedi sene mu‘ammer olup cümle ehl-i Antakıyye İslâm ile müşerref olup şehzâde yedi sâlde ol kadar adl-i adâletler edüp deyr-i kebîrler ve hayrât-ı vefîrler edüp şehr-i Antakıyye'i imâr ederken Habîb-i Neccâr kifâf-ı nefs içün neccârlık etdüğünden Habîb-i Neccâr derler. Ol asrda dülgerlerin pîri ol idi. Ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında Ebü'l-Kâsım Abdülvâhid en-Neccârî'dir. Hazret huzûrunda Selmân-ı Pâk belin bağlayup kırk ikinci pîr olup [İbn] Zübeyr hazretlerinin fermâniyle Mekke-i Mükerreme'ye bir bâb dahi binâ edüp huccâc birinden girüp birinden çıkarlardı. Ba‘dehû Yûsuf Haccâc-ı Zâlim gelüp zulm ile {Mekke'de} ceng-i azîm edüp [İbn] Zübeyr hazretleri mündehim olup "Niçün Mekke'ye bir kapu dahi ihdâs etdin?" deyü Hazret-i [İbn] Zübeyr'i sene (---) târîhinde Haccâc-ı Zâlim salb edüp kabr-i Zübeyr kurâfe-i mu‘allâdadır. Neccârların pîri Ebü'l-Kâsım'ı dahi kapu inşâ etdiğiyçün salb etmek murâd edindikde Ebü'l-Kâsım Cidde'den gemiyle Habeş'e firâr edüp andan Asvân şehrinde Dâr-ı Bâkî'de karâr etdi. Ammâ pîr-i neccâr-ı kadîm Habîb-i Neccâr idi {Hazret-i Habîb-i Neccâr bu Antakıyye'de Yavhîd nâm} şehzâdei mürde iken ihyâ edüp keşf-i mu‘cize etdüğün münkerîn görüp âhir yedi seneden sonra Habîb-i Neccâr'ı şehîd edüp ser-i sa‘âdeti kûh-ı bâlâdan galtân olarak aşağı şehirde bir gâr-ı hafrde (---) nerdübân ile inilir bir tekye-i pür-envâr içinde medfûn olup hâlâ cemî‘i ehl-i İslâm ü Nasâra kavminin ziyâretgâhıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24a ·
metinde göster ·
Yine böyle iken niçe yüz deve kaya içre Sâlih devesinin sadâsın istimâ‘ edüp altta kaldıkda anda evvel kalan deveyi kurbân edüp ubûr ederler. Ve niçe hâl sâhibi âdemler "Kaya içindeki Sâlih Nebî devesinin sadâsın istimâ‘ etdim" der. Mü’min ü muvahhidlerin efvâhından istimâ‘ etdik, ammâ Hudâ âlimdir hakîr istimâ‘ etmedim. Böyle bir yalçın kayalı yerlerdir kim cümle Şâm huccâcları her sene bu Hazret-i Sâlih kayaları mâbeyninden geçüp ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43a ·
metinde göster ·
… ir olanları bu Ruhâ şehrinin tâli‘ini burc-ı kamerde bulmuşlar. Anınçün ahâlîsi
mü’min
ü muvahhid ve halûk u selîm âdemler.
Sitâyiş-i tâli‘-i şehr-i Urfa: Cemî‘i seyyâhân-ı berr [u] bihâr u cihân-geşt kimesneler ki ilm-i felekde kâmil ü mâhir olanları bu Ruhâ şehrinin tâli‘ini burc-ı kamerde bulmuşlar. Anınçün ahâlîsi mü’min ü muvahhid ve halûk u selîm âdemler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b ·
metinde göster ·
… a böyle bir nazargâh-ı Halîl'dir. Cümle şehir halkı Halîl-sıfat mahbûbü'l-kulûb
mü’min
u muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at müttakî âdemlerdir.
Ve mine'l-bedâyi‘-i âsâr-ı te’sîrü'z-zulm: Menâkıb-ı azîmdir kim vâkıf-ı esrârız, bu hakîr elli altı târîhinde âlem-i seyâhâtde bu şehr-i himâye-i Halîlü'r-rahmân Urfa'ya geldiğimizde Tarabefzûnî Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa bu şehre hâkim idi. Sarâyında mihmân olup subh u mesâ kendüsiyle hüsn-i ülfet ederdik. Bir gün Hazret-i Halîlü'r-rahmân evkâfın teftîş ve tefahhus etmek cür’et edüp halka sûret-i hâkdan görünüp niçe yerlerin ta‘mîr u termîm eder şeklinde celb-i mâl tahsîline düşdü. Ol gice vâkı‘asına bir pîr girüp gâyet kaddi âlî elinde bir asâsı var, dilinde "yâ Kahhâr" ismiyle zikrullah ederek gelüp paşanın pîş-tahtası üzre pençe buyurdusunu alup elindeki asâ ile paşayı döğe döğe tamâm edüp "Benim evkâfıma niçün vaz‘-ı yed etmek istersin?" derken hemân Bâkî Paşa cân havliyle hâbdan bîdâr olup evkâf-ı Halîlullâh'ı yoklamadan fârig olup ale's-sabâh aklı başından gitmiş. Bu vâkı‘ayı imâmına ve hakîre ta‘bîr etdirdikde "Hayr ola sultânım. Fukarâ-yı Halîl'e sadaka ve kurbânlar gönderüp rûhlar içün hatm-ı şerîfler tilâvet etdirin" dedim. Hakîkatü'l-hâl paşa eylece edüp âsitânesine yüz sürüp her şeyden tâ’ib u tâhir oldu. İmdi şehr-i Urfa himâye-i Halîlullâh'da böyle bir nazargâh-ı Halîl'dir. Cümle şehir halkı Halîl-sıfat mahbûbü'l-kulûb mü’min u muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at müttakî âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57a ·
metinde göster ·
… ederler, ammâ hâkir dırahtından kanı akdığın görmeyüp, "Gördük" diyen müsinn ü
mü’min
ve muvahhid u mu‘temed âdemlerin şehâdetiyle tahrîr etdik.
Menâkıb-ı diğer : Yine bir kerre bu şecerin Rûm tarafından bir azîm dalı kırılup zemîne düşer. Cümle ehl-i beled Rûm'da bir pâdişâh fevt olur derler. Meğer Sultân Osmân Hân asrında bir dalı kırılup Osmân Hân Hotin seferinden geldüğü gibi Sultân Osmân üzre kul gulüvv edüp Osmân Hânı şehîd ederler. Hikmet-i Hudâ Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp kırk bin dizçöken kızılbaşı dendân-ı tîgden 58a geçirüp mezkûr şecerin kırk yerden kanlı su akması alâmeti bu gûne zuhûr etdi. Ve bir haşeb-i azîmi kırılması, Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp Âsitâne-i sa‘âdetine varınca merhûm olması alâmetidir. Bu gûne misâl Mısır'da dahi Cevşî dağında elbette bir pâdişâh merhûm olsa bir azîm dahra-pâre kopar. Bu dahi bir alâmet-i azîmdir kim meşhûr-ı âfâkdır. Ammâ bu Urfa'daki şecer-i garîbin yedi aded haşeb-i azîmleri var kim yedi iklîm pâdişâhına ve seb‘a-i seyyâreye delâlet ederler, ammâ hâkir dırahtından kanı akdığın görmeyüp, "Gördük" diyen müsinn ü mü’min ve muvahhid u mu‘temed âdemlerin şehâdetiyle tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b–58a ·
metinde göster ·
… s-ı haşerât cem‘ olup bu zu‘m-ı bâtıl sevdâsına düşmüşler. Garâ’ib bu kim ba‘zı
mü’min
ü muvahhid ümmî-i Ebü'l-hevl ü Ebü'l-cuhâ ve Ebü'l-bülh âdemler nezerâtın verüp …
Hikmet-i garâ’ib: "Te’sîr-i mutalsemâtı mıdır, âyâ nedir kim niçe bin âdem Rûm u Arab u Acem'den gelüp cem‘ olur. Herkes nezerâtın getirüp derûn-ı deyre girüp edâ-yı nezir edüp derûnında ne hâyr [u] murâdât var ise du‘â edüp taşra çıkar. Hikmet-i Hudâ günden güne cemî‘i murâdı hâsıl olur" deyü bir alay ecnâs-ı haşerât cem‘ olup bu zu‘m-ı bâtıl sevdâsına düşmüşler. Garâ’ib bu kim ba‘zı mü’min ü muvahhid ümmî-i Ebü'l-hevl ü Ebü'l-cuhâ ve Ebü'l-bülh âdemler nezerâtın verüp ilm isteyüp kurbân keser. Hikmet-i Hudâ ana ulûm-ı garîbe vü acîbe keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müslimler tanbûr u çenk, rebâb u santûr ve ney [ü] mûsîkâr ve çeşde ve ravze ve karadüzenin ve çöğürün bu deyrde ziyâret mahalline koyup ertesi sâzın ele alup üstâdâne bir fasıl eder kim gûyâ fasl-ı Hüseyin-i Baykara'dır. Ekseriyyâ Ermenî tâ’ifeleri şâ‘ir-i mâhir olup "Bize bu ilm-i şi‘ir Çanlı'da verildi" deyü zu‘m-ı bâtıl ederler. Ammâ derûn-ı deyrde bir muzlim küncde bir kabir vardır. Ermenîler ol kabrin ismine Sıp Garabıt derler. Hakîkî Ermenîlerden su’âl etdim Hazret-i Yahyâ'nın ammîsidir dediler. Urûm Nasârâlarından su’âl etdim Hazret-i İsâ aleyhisselâmın on iki havâriyyûn halîfesi var idi. Anlardan (---) havâriyyûndur dediler. Hulâsa-i kelâm garîbe vü acîbe temâşâgâh-ı deyr-i ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… fer ve Dervîş Angel Haydar millet-i Mesîhiyye şeklinde geçinirler ammâ ikisi de
mü’mîn
ü muvahhid nihânîce sâhib-i seccâdedirler. Ve pişvâ-yı tarîk-i Hâcegân birer pâ …
Paşa efendimiz bu hâli görüp tarîk-i Hâcegân'da iken fırsat ganîmetdir deyüp ol dahi bî‘at edem deyü temennâ etdikde dervîş eyitdi "Ey âşık, siz Melek Ahmed Paşa değil misiz? Siz bî‘at-ı ezeliyyeye iktidâ etmişsiz kim biz sizin hâtırınız içün kat‘-ı menâzil ederdik. Gelüp hamd-i Hudâ sıhhatle mülâkât müyesser oldu. İmdi ey Melek Dede, İşpaniye erenlerinden Mübtecil Hoca Ca‘fer ve Dervîş Angel Haydar millet-i Mesîhiyye şeklinde geçinirler ammâ ikisi de mü’mîn ü muvahhid nihânîce sâhib-i seccâdedirler. Ve pişvâ-yı tarîk-i Hâcegân birer pâdişâh-ı Cem-cenâbdırlar. Anlar hakîre bî‘at verüp "Var ey Dervîş Sünnetî! İslâmbol'da Melek Ahmed Paşa ile buluş ve görüş ve nedîmleriyle biliş ve Allah emâneti olsun Melek Baba'ya selâmımızı teblîğ eyleyüp bu sûre-i Yûsuf âyetiyle tesellî bulsun ve sûre-i (---)Arapça(---) ilâ âhirih, âyetin evrâd etsin. Âyet-i Yûsuf emâneti budur deyüp (---)Arapça âyetidir. Anlar sizlere bu âyeti gönderüp selâm eylediler ve İpşir'den havf eylemesin. Allah ona yâverdir, dediler" deyince hemân paşa ayağa kalkup "Yâ Allah! şükür elhamdülillah ve aleykümü's-selâm rahmetullahi ve berekâtihi, gönderen getiren sağ esen olsun. Hamdülillah ki derûnumda olan İpşir havfi gitdi. Evhâm-ı tahayyülâtdan ve gıll u gışdan berî olup kesâfetden halâs oldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların nutk-ı dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi râhatü'l-ervâh buldum. Maksad [u] merâmıma vâsıl oldum," deyü Dervîş Sünnetî'nin elin eline alıp diyâr-ı İşpaniye'de ve gayri büldânlarda hâl sâhibi kimler var ise su’âl ederken "Kurtuba şehrinde Mübtecil Baba Sâdık size selâm etdi ve Tanca şehrinde Şeyh Mansûr selâm etdi ve Fes-i Merânkûşî şehrinde İzzeddîn Burnâvî selâm etdiler" diyince paşa ayağa kalkup selâm alup "Biz anlara Cezâyirli Alî Sipçinoğlu ile mektûblar göndermiş idik. Vâsıl olduğu haberleri geldi" deyüp paşa Dervîş Sünnetî ile yine öpüşüp koç-kucağ ve birbirlerin derâğûş edüp künc-i bucağda bir çağ dahi sohbet-i hâssa meşğûl 176a oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175b–176a ·
metinde göster ·
… hatt-ı şerîf istediğin cümle istimâ‘ edüp "Melek Ahmed Paşa bir sâlih dindâr ve
mü’min
ü muvahhid, bî-garaz u ehl-i ırz bir vezîr-i dilîrdir. Ne cürm sâhibidir kim an …
Ve dahi bunun emsâli niçe gûne fezâhatlar edüp nâ-hak yire hûn-ı ibâdı döküp Haccâc-ı Zâlim Yûsuf zulümleri oldurdu. Hemân ol gün Kaya Sultân hakîre on kıt‘a mektûblar ile beşyüz altun harc-ı râh verüp "Meded Evliyâm, bir ayak evvel paşama yetiş. Durmasın hemân Kürdistân'a cân atsın. İşte Kudde Kethüdâsı'nı 185b ve Moralı Defterdâr Mustafâ Paşa'sını ve re’îsü'l-küttâbı olan Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'sini ve niçe tevâbi‘lerin dahi çok katl ederler. Ve elbetde paşamı katl etmek içün sa‘âdetlü pâdişâh ve cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve vüzerâ vü vükelâlar ve Vâlide Sultân ve cümle sipâh ve yeniçeri ocakları paşamın katline İpşir'in hatt-ı şerîf istediğin cümle istimâ‘ edüp "Melek Ahmed Paşa bir sâlih dindâr ve mü’min ü muvahhid, bî-garaz u ehl-i ırz bir vezîr-i dilîrdir. Ne cürm sâhibidir kim anın katline hatt-ı şerîf istersiz, verme pâdişâhım, Melek Paşa bu devlete yine lâzımlı âdemdir. Bir kerre vezîria‘zam ve üç kerre kâ’immakâm-ı mu‘azzam olup cümle kul ile hüsn-i ülfet etdi" deyü cümle kul ayak basup hatt-ı şerîfi İpşir pâdişâhdan alamadı. Ammâ Evliyâ'm, kimbilir bu İpşir Mustafâ Paşa, Melek Paşa kocamın akrabâsıdır, amma akrabâsıdır. Belki bir hâl ile paşacığımun katline nihânîce bir hatt-ı şerîf ala. Ammâ Evliyâm yetiş paşaya, hemân Kürdistân. Ve mansıbı var, acele ile revâne olsun. İsterse sonra Gence'ye ve İrân-ı Nahşivan'a Revân'a sefer etsin" deyü fakîre Kaya Sultân ağlayarak mektûbları elime verüp bir cevâhirli sâ‘at dahi verüp "Şimdi sana yollarda {sâ‘at} pek lâzımdır. Hemân durma" deyü bir semmûr parçası kürk ihsân edüp hakîri ol gice Gümrük Emîni Hasan Ağa'ya gönderdi. Ol gice Hasan Çelebi'yi, Ortaköy'de Baltacı Mahmûd Ağa yalısında Mahmûd Ağazâde Bekir Ağa ile müşâverede imiş, hakîri görüp "Bre Evliyâm hoş geldin" deyüp ayağa kalkup "Gel Evliyâm, seni bu gice yine İslâmbol'a bir işe göndereyim. Gel seninle sehel müşâverem vardır" deyü elime yapışup hücreden taşra halk mâbeyninden çıkup bir pinhân hücrede elime üç kıt‘a mektûblar verüp "Durma yetiş paşaya, işte sana iki yüz altun" dedi ve "Kaya Sultân'dan mektûblar aldın mı?", "Aldım!" dedim. "Durma git, ammâ İzmit şehrine varınca gündüz ve gice ile ulu yollar ile gitme ve menzillere uğrayup sakın at alma. Hemân kendü atlarınla ılgar ile seğirdüp git. İşte sana yüz altun dahi" deyüp beni bir kayığa koyup alarka olacak mahalde "Evliyâ Çelebi, bizim gümrüğe İslâmbol'da uğrayup sandık emînine selâm eyle. Biz yarın İslâmbol'a varımazım" deyü halk arasında o gice hakîri İslâmbol'a gönderme evzâ‘ın edüp hemân hakîr "Nola sultânım?" deyü Ortaköy'den iki yatsı zamânı avanta kayık deyüp akıntı ile baş aşağı akup tarfetü'l-ayn içre Üsküdar'a varup mukaddemâ atların hıfz etdiğim mahall-i ma‘hûdeye varup üç nefer yarar pür-silâh gulâmlar ve beş re’s küheylân atlarım ve Abaza Marşân Yûsuf'u ve Abaza Kamış Mehemmed'i ve Abaza Cumbalı Alî'yi alup yedi aded salt u sebükbâr küheylân atlı pür-silâh âdemler olup nısfu'l-leylde ol şeb-i muzlimde "Tevekkeltü ala'llah" deyüp Çamlıca dağına yedi kişi çıkup ikişer rek‘at namâz kılup Üsküdar şehrinde ve İslâmbol'da medfûn olan erenlerin rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp cümle ervâh-ı enbiyâ vü evliyâ ve kutbu'l-aktâb u ümenâ u evtâd ve nücebâ ve nukabâ ü büdelâ ve mecâzibûn u melâmiyyûn ve ricâlü'l-gayb ve birler ve üçler ve yediler ve kırklar ve yüzler ve binler ve binbirler rûh-ı şerîfleriyçün bir Yâsîn-i şerîfe tilâvet edüp rızâ-yı Allah içün savâbın mezkûr ricâlullahların rûh-ı şerîflerine hîbe eyleyüp el yüze sürdük. Hudâ âlim u dânâdır, bu hakîr gûyâ bir zireh-i polâd-ı Nahşivânî giyüp Bismillah deyüp atf-ı ınân-ı esb-i sabâ-sür‘atimizi sür‘at ile cânib-i Van'a sürüp diyâr-ı Van'a revâne olduk. Hudâ-yı Bîçûn yolumuz âsân ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 185a–185b ·
metinde göster ·