… le merhûm Mûsâ Çelebi'nin rûhun yâd etdi. Tîz doğru söyle ben bu türkî etdiğime
peşîmân
olup yasak eyledim. Bunu sana Hünkâr huzûrunda kim oku dedi ve kimden öğrendin" …
"Hay veled, ibtidâ taksîminde câna tâze cân kısmet etdi. Ân-ı vâhidde bir varsağı ile merhûm Mûsâ Çelebi'nin rûhun yâd etdi. Tîz doğru söyle ben bu türkî etdiğime peşîmân olup yasak eyledim. Bunu sana Hünkâr huzûrunda kim oku dedi ve kimden öğrendin" deyü ibrâm [ü] ilhâh etdiler. Hakîr eyitdim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 70a ·
metinde göster ·
… r altun amûddur deyü gamz edüp ba‘de'l-katl bir sarı amûd olduğun müşâhede edüp
peşîmân
oldular. Ammâ "Ba‘de harâbi'l-Basra". Ba‘dehu ol kanlı amûdu hünkâr mahfili alt …
Ve (---) aded sütûnun biri fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa bu amûd içün katl olunmuşdur. Gammâzlar altun amûddur deyü gamz edüp ba‘de'l-katl bir sarı amûd olduğun müşâhede edüp peşîmân oldular. Ammâ "Ba‘de harâbi'l-Basra". Ba‘dehu ol kanlı amûdu hünkâr mahfili altına kodular. Ammâ altun anın kıtında şey değildir. Ammâ bu amûdun rub‘-ı meskûnda nazîri yok bir cevâhir-i seng-i yerakânî-misâl zî-kıymet bir cevâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87b ·
metinde göster ·
… b‘a-i seyyâreler zemîne şehâb-ı semâ gibi döküldü. Bu hâli hakîr görüp etdüğime
peşîmân
olup tâ’ib ve tâhir oldum. Hadîs: Arapça mazmûnu üzre inşâ’allâh etmemiş gibi …
Ammâ bu hakîr âlem-i fetâlığımızda yârân-ı bâ-safâlar ile ihtilâtımız mahallinde Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize bu fişengin biri birinden yedi kat hevâya çıkar fişek peydâ edüp çam sırığının için boş edüp ucuna büyük hammâl fişeğe on yedi okka bârûd koyup yedi fişegin tepesine bir azîm tirşe külâh edüp çam sırığının aşağı ucuna ok gibi kartal yelekleri edüp Kaya Sultân mevlûdu gecesi şâdumânında kayık ile deryâda âteş edüp biri birinden âlî her biri semâya urûc edüp yedinci fişegin şu‘lesi 183a gâ’ib olup en nihâyetdeki badaluçkadan bir sadâ istimâ‘ olundu kim işiden âdemlerin zehresi çâk olayazdı. Ve her fişek aşağı nüzûl ederken neft yağlı ve ala çehirli ve dâne-i haşhâşlardan eyle âteşler nisâr olup zemîne nüzûl etdi kim gûyâ kevâkib-i necm-i geysûdâr-ı seb‘a-i seyyâreler zemîne şehâb-ı semâ gibi döküldü. Bu hâli hakîr görüp etdüğime peşîmân olup tâ’ib ve tâhir oldum. Hadîs: Arapça mazmûnu üzre inşâ’allâh etmemiş gibi oluruz. Ammâ garîb ü acîb san‘at idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182b–183a ·
metinde göster ·
… olup Acem elçisi bu deryâ-misâl askeri görüp Şuşik beğinden şikâyet etdiklerine
peşîmân
oldular. Zîrâ bu deryâ-misâl asker ile ihtimâldir Revân'ı muhâsara ederler mülâ …
Evvelâ nehr-i Araz'ın cenûbi karşısında dağlar içre Şuşik kal‘ası beği isyân u tuğyân edüp sulha muğâyir Acem'in kal‘a-i Revân'ı nevâhîlerinden niçe yerleri nehb u gâret etdüğü Revân Hânı Kelb Alî Hân oğlu Genc 290a Alî Hân tarafından nâmeler ile elçiler ve azîm hedâyâlar gelüp Şuşik beğinden tazallumnâmeleri kırâ’at olundukda cümle erbâb-ı dîvân ile müşâvere olunup sefere mübâşeret olunup cümle eyâlet-i Erzurûm'un sancaklarında olan mîr-i livâları ve erbâb-ı zu‘amâ ve erbâb-ı timarları ve her kal‘anın nısf kulları sefere gelmek içün emr-i şerîfler ile sancak sancak kapucubaşılar gidüp asker-i deryâ-misâl günden güne cem‘ olup Gümüşlü Künbet sahrâsında hayme ve hargâhlarıyla meks edüp paşa-yı âlî-vekâr dahi yetmiş bayrak sekbân ve sarıcası ve dörd bin askeriyle Gümüşlü Künbet fezâsına çetr-i mülemma‘ın kurup paşanın cânib-i erba‘asına sâ’ir mîr-i mîrân ve sâ’ir ümerâ-yı livâ meks etdiler. Evvelâ Ketenci Ömer Paşa oğlu Mehemmed ve karındaşı Irakdan ma‘zûl Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Gürcî Deli Dilâver Paşa ve pâye ile Erzurûm Defterdârı Osman Paşa ve İspir [ve] Tortum Paşası Gâzî Seydî Ahmed Paşa, henüz Çaşnigîr Paşalık ile harem-i hâsdan çıkmış bir şecî‘ mîr-i livâdır. Bu mezkûr mîr-i mîrân [ü] ümerâlar ale'l-tertîb kânûn-ı şehriyârî üzre yerlü yerlerince meks edüp cümle yetmiş altı bin asker olup Acem elçisi bu deryâ-misâl askeri görüp Şuşik beğinden şikâyet etdiklerine peşîmân oldular. Zîrâ bu deryâ-misâl asker ile ihtimâldir Revân'ı muhâsara ederler mülâhazası havfine düşdüler. Ba‘dehû mâh-ı mezbûrun gurresinde Alacaatlı Hasan Ağa nâm kapucubaşı bin atlı müsellah asker ile konakcı olup tûğu ve otağı götürdü. Ve Seydî Ahmed Paşa çarkacı ve Bâkî Paşa dündâr ta‘yîn olundu. Ertesi gün paşa-yı kâmkâr menzil-i Gümüşlü Künbet kurâsından cüyûş-ı muvahhidîn ile alâ-rağmi'l-a‘dâ bir alay-ı azîm etmişdir kim cânib-i selâsede olan kızılbaş-ı bed-ma‘âşların çaşıtları hayretde kalup cümle asker gürûh gürûh, fevc ü fevc alaylarıyla 4 sâ‘atde menzil-i Deveboynu nâm mahalde Paşa-yı âlî-kadr otağında meks edüp cümle ümerâ ve mîr-i mîrânlar ziyâfet-i azîminden tenâvül edüp herkes hayme ve hargâhlarına revâne oldular. Bir çemenzâr-ı hamûndur kim nebâtât [u] kiyâhât-ı tırfil yoncasında atlarımız tâze cân buldular. Bu cây-ı ma‘hûd Pasin sahrâsının ibtidâsıdır. Ammâ kış eyyâmında bu Deveboynu nâm mahalde minâre boyu kar olup çığ ve şepe (?) içinde niçe kârbân halkı kalup helâk olmuşlardır. Hatta Tabanıyassı Mehemmed Paşa bu Deveboynu karın aşamayup Revân imdâdına yetişemediğinden Revân kal‘asın kızılbaş yedi ayda Âl-i Osmân elinden almışdır. Böyle bir bî-emân Deveboynu'dur. Andan yine cânib-i şarka 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289b–290a ·
metinde göster ·
oldu. Ba‘de't-ta‘âm Dilâver Paşa'ya mahsûs kâsesiyle bir kâse kaynar kahve gelü …
Ammâ hîn-i ma‘rekede gözün çöpden ve budakdan sakınmaz fârisü'l-hayl ve cündî ve tüfenk-endâz ve kemândâr ve yarar er idi. Ammâ cümleden hikâye-i udhıkesi oldur kim; bir kerre Revân hânı tarafından Tokmak Alî Hân nâmında bir nâmdâr ve müte‘azzım, azîm tuhaf u tefârûklar ile hedâyâlar getirüp muhabbetnâmeli bir elçi geldi. Ve Paşa efendimize cemî‘î hedâyâların arz-ı kâlây kılup her metâ‘ları makbûl-ı vezîr olup kârhâne işi şâh kılıçlarından bir mücevher ve murassa‘ gılâflı bir şemşîr-i zer-nişân verdi kim hakkâ ki şemşîr-i âteş-tâb idi. Elçi dahi bu tîğı uryân kılup paşa huzûrunda ol kadar kılıcı mahtadı kim gûyâ ol şemşîr Seyfü Zül-yezen idi. Paşa dahi mezkûr Deli Dilâver Paşa'ya hitâb edüp eydür "Paşa karındaşım! Kılıcın yahşîsinden tanır mısın?" dedi. Paşa dahi "Kılıcın eyisi diş tutmayandır, göreyim şu kılıcı" dedikde, kılıcı paşanın eline verdiklerinde heman kılıcı dişiyle kütür kütür kırup "Şey değil imiş", deyü meydân-ı muhabbete bırakdıkda fakîr elçi Tokmak Hân, âlem-i hayretde bî-cân kalup kılıcı medh etdüğüne peşîmân oldu. Ba‘de't-ta‘âm Dilâver Paşa'ya mahsûs kâsesiyle bir kâse kaynar kahve gelüp bir demde yeklemeden nûş ederdi. Ba‘dehû buhûr ve gülâb geldükde gülâbı nûş edüp râyiha-i tayyibeden sonra buhûrdânın kapağın açup cümle âteşleri tenâvül etdüğüne elçi hayrân kalup eydür "Sultânım! Bunların ism-i şerîfleri nedir?" dedi. Defter[dâr]zâde eyitdi: "Dilâver Paşa karındaşımızdır" dedi. Elçi eydür "Yoh bunlara Semender Paşa demek gerekdir kim âteş yimek murg-ı semendere mahsûsdur" deyü vâfir latîfe-gûne şakalar olundu. Ammâ bu Dilâver Paşa dahi şecî‘ ve gâzî-i yektâ idi. Vonık Ahmed Paşa kapudan iken Kara Foça cenginde etdüğü yararlıkları Bîjen ü Şağat etmemişdir. 336b Hamd-i Hudâ böyle gâzî ve mîr-i mîrânlar ile niçe gazâlarda bulunduk, tekabbel yâ Kadîme'l-ihsân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 336a–336b ·
metinde göster ·
… râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem
peşîmân
olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede ge …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… ğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra
peşîmân
olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kı …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
olduk. Yeniçeri ocağından bize haber geldi. Sizi Üsküdar'da kırmağı teklîf etdi …
"Hakkâ ki eyle edeceği muhakkakdır" dedi. Hulâsa-i kelâm İpşir Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek Eskişehir'e geldikde evvelâ Yeniçeri ocağından Kuyumcu Süleymân Ağa, Muhzır Ağa 178a idi. Ve Sarı Çavuşbaşı ve Şâmîzâde re’îs ve yedi bölük ağaları ve sâ’ir erbâb-ı dîvân a‘yânları paşadan me’zûn olup Eskişehir'e İpşir Paşa istikbâline gitdiler. İpşir Paşa dahi kat‘-ı menâzil ü tayy-ı merâhil ederek İzmid'e gelince İslâmbol a‘yânının havf u haşyetde olan kimesnelerden giden hedâyâ-yı firâvânın hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Melek Ahmed Paşa müşâvere edüp Kapudan Murâd Paşa'ya buyurdular kim "Benim karındaşım. Başdarde-i hümâyûnu izn-i pâdişâhîyle muhabbeten İpşir Paşa karındaşımıza götür. Eğer deryâdan gelirse taht-ı sultânu'l-bahre süvâr olup Sarâyburnu'na gelsin. Eğer karadan gelirse kendüye hizmet etmiş olursuz" dedikde Murâd Paşa eydür "Sultânım, deryâ hâlidir, ihtimâldir ya karayel veyâhûd lodos rûzgârları müşted olursa taht-ı pâdişâhîye bir rahne isâbet ederse pâdişâha ne cevâb vereyim?" deyü gûnâ-gûn özr ü bâhâneler eyledi. Paşa dahi bildi kim Murâd Paşa İpşir istikbâline gitmeden mehzûz değildir. Âhir Bostâncıbaşı, kayığını mükellef ü müzeyyen donadup Hazînedâr Ahmed Ağa ile kırk elli bin guruş zî-kıymet hedâyâları İpşir Paşa'ya İzmid'e gönderdi. İpşir vâfir memnûn olup deryâdan ve karadan varan firâvân hediyyeleri keştîlere tahmîl edüp {İslâmbol'a gönderüp İpşir Paşa adl [u] dâd ile} hükm-i hükûmet edüp İskender-i kübrâ-misâl menâzil kat‘ ederek Bostâncıbaşı cisrinde meks etdüğü haberi Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp ol sâ‘at cümle yeniçeri ocağı askerin ve sipâh askerin İpşir Paşa isikbâline Üsküdar'a geçmeği fermân edüp İslâmbol limanında ne kadar bin keştînin sandalı ve kayıkları ve mavunaları var ise cümle Üsküdar'a asker-i derya-misâl geçirdiler. Niçe bin asker haymeleriyle sahrâ-yı Üsküdar'da meks etdiler. Ve cümle Yeniçeri ocağı askeri Üsküdar içre meks etdiler. Yine ol gün Murâd Paşa'ya başdarde-i hümâyûn ile Üsküdar'a geçmek fermân olunup yedi pâre kadırga ile başdarde-i hümâyûn Üsküdar'a geçince hemân Murâd Paşa Yeniçeri ocağına sûret-i hakdan görünüp eydür "Gördünüz mü yeniçeri askerine ne edecekdir. Erzurûm'da Abaza Paşa yeniçeriyi Kör Hazînedâr'a ve bu İpşir'e niçe kırdırdıysa şimdi sizi dahi kırk bin sekbân u sarıcasına ve elli bin atlısına kırdırup Sultân İbrâhîm kanı havfın alsa gerek. Siz bir alay piyâde garîb yeniçerilersiz. Bu Üsküdar sahrâsında ne işlersiz. Kaçan İpşir İslâmbol'a gelüp sarâyına gelirken ol zamân alayına çıkın" deyü Yeniçeri ocağına bu gûne ığvâ ü fitne sözleri verince hemân Üsküdar içre kıyâmet kopup bir kayık bir altuna güçile bulunup cümle Yeniçeri ocağı havf [u] haşyetlerinden İslâmbol'a geçdiler. Hemân Murâd Paşa kendü tahrîki fesâdının te’sîrin görüp hamd [u] senâ edüp avanta başdarda deyüp Tershâne-i âmireye başdarde gönderüp kendüsü efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya har har soluyarak gelüp "Sultânım gördün mü bu hâli meğer İpşir Paşa sekbân u sarıcaya Üsküdar'da olan yeniçerileri kırdırup cümle devletde olanları kırup Şehzâde Ahmed Hân'ı cülûs etmek istermiş". Sekbân sarıca eyitmişler "Sultânım biz Hacı Bektâş-ı Velî köçeğiyiz. Biz ocağımız yeniçerisine kılıç çekemezüz" deyü bu haberi ocağa gönderirler. Ocak halkının cân başına düşüp "İşte cümle İslâmbol'a geçdiler ve niçe bini geçerken izdihâmda gark oldular, bu Allah'dan revâ mıdır ve sultânımın buna rızâsı var mıdır. Ben dahi başdarde-i hümâyûnu alup, işte İslâmbol'a geldim" dedi. Bu hâl-i pür melâli Murâd Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bildirmede {murâd [u] merâmı} sûret-i hüsn-i tedbîrden görünüp fitne ü fesâda bâ‘is olmak isterdi. Zîrâ cemî‘i zamânda Murâd Paşa fitne ile meşhûr idi. Hattâ cezîre-i Girid'de Deli Hüseyin Paşa'nın hazînesi nehb ü gâreti ve İslâmbol'da Atmeydânı cengi ve Hezârpâre Ahmed Paşa katli ve cülûs-ı İbrâhîm'in şehâdeti ve niçe yüz fitne ü fesâd cümle Murâd Paşa'nın re’y [ü] tedbîri olduğun Melek Ahmed Paşa efendimizin ma‘lûmu olduğıyçün yine Murâd Paşa'ya hitâb edüp eydür "Yâ birâder! Bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa şimdi duyunca küşünleyüp girü Anadolu'ya firâr etmesi mukarrerdir" dedikde Murâd Paşa eydür "Dahi güzel Celâlîliği ve ısyân [u] tuğyânı zâhir olup sancağ-ı Resûlullah ile deryâ-misâl asker üzerine varup Kuyucu Murâd Paşa etdüğü gibi bu Murâd kulına fermân eyle. İnşâallah İpşir'i ve gayri nâ-beşîrleri dünyâ sahîfesinden hakk edeyim" deyü bir azîm da‘vâ-yı merd etdi. Paşa bildi kim yine fitne ü fesâd Murâd Paşa'nın hıyânetidir. "Bre meded buna bir ilâc!" deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâha girüp bu ahvâli bir bir i‘lâm eyleyüp 178b fermân-ı şehriyârî ile bi'z-zarûrî Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'nın istikbâline gitmek iktizâ etdi. Derhâl pâdişâh-ı Cem-azametden me’zûn olup sarâyına gelüp iki bin taşra ağavâtların ve dörd yüz on aded enderûn-ı hâssa ağaların cümle âlât-ı silâha müstağrak edüp bir gice Üsküdar'a ubûr edince cemî‘i kubbe vüzerâları ve sâ’ir ser-i kârda olan a‘yân [u] kibâr ol gice meş‘alleri çerâğân edüp vakt-i çâştda İpşir Paşa ordusuna girecek mahalde bir kere nefîr-i rıhlet çalındığını istimâ‘ etdik. Meğer hakîkatü'l-hâl İpşir Paşa havfinden gerüye dönmek içün nefîr-i evvel çalınmış. Hemân paşa cümle vüzerâlardan bir sâ‘at evvel İpşir'in otağına varınca İpşir ile ikisi birbirlerin bağırlarına basup ol kadar ağlaştılar kim gûyâ ikisin de sar‘a dutup masrû‘ oldular. Bizim Melek Ahmed Paşa eydür "Birâder ne içün bu altı aydan berü Haleb'den Âsitâne-i sa‘âdete gelemediniz" deyince İpşir eydür "Behey birâder, işte geldiğimize peşîmân olduk. Yeniçeri ocağından bize haber geldi. Sizi Üsküdar'da kırmağı teklîf etdiler. Biz kabûl etmeyüp işte yine İslâmbol'a geçdik, deyü haber gelince yedi kerre çaşıt gönderdim {hakîkatü'l-hâl cümle yeniçerinin İslâmbol'a geçmeleri muhakkak olup} eyle olmuş. Şimdi ben de yine avdet edüp mühür bende iken bildiğimden kalmayup Acem diyârına gidüp Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı ve Tiflis ve Tomennis'i ve Şamahı ve Demirkapu'yu bi-emri Hudâ feth edüp ol diyârları zabt edüp ecel-i müsemmâma dek ol diyârlarda hükm-i hükûmât ederim" dedikde Melek Ahmed Paşa hemân koynundan En‘âm-ı şerîfin çıkarup yedi kerre el urup ve yedi kerre Kesrihâ ile yemîn-billah ve kasem-tallah ile Sultân Murâd rûhun yâd edüp eydür "Benim birâderim, sakın bu hîledir. Senin İslâmbol'a geldiğinden niçe bin vâcibü'l-izâlelerin tahrîkiyle bu gûne fesâd sözlerin mâbeyne bırağırlar. Sakın benim birâderim bu hıyel ü şeytanâta aldanup devlet-i Âl-i Osmân'a isyân eyleme. Eğer niçün Yeniçeri ocağı İslâmbol'a geçdiler, dersen ocaklarının kânûnlarına bakup Hâfız Ahmed Paşa ve Husrev Paşa ve Cüvânkapucubaşı Mehemmed Paşalar mühr ile der-i devlete geldiklerinde sipâh Üsküdar'da alay edüp ertesi yeniçeri Edirnekapusu'ndan alay etdikleri Abaza Paşa ile Husrev Paşa geldüğü alay hâtırınızda yok mudur. Şöyle ma‘lûm-ı şerîfiniz ola" deyü tesliye-i hâtır ile İpşir'in hâtırın ele alup hâh nâ-hâh İpşir'i ata bindirüp alay-ı azîmler kurulup Bostâncıbaşı cisrine geldikde İpşir Paşa iki rek‘at namâz kılup ata süvâr olacak mahalde bizim Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'ya bir murassa‘ raht u bahtlı ve murassa‘ eğerli ve altun zincirli bir eşheb esb-i sabâ-sür‘at pîş-keş çeküp İpşir Paşa "Bârekallah pâdişâha lâyık atdır" deyü Bismillah ile bilâ rikâb süvâr olup at başı beraber Üsküdar'a atf-ı inân ederek yola revâne oldukda deryâ-misâl istikbâlciler nümâyân oldular. Ve yedi kubbe vezîrleri yedi yerde tablların döğüp her biri asker-i müzeyyeniyle at başı beraber selâma dururlardı. Yemîn ü yesârda asâkir-i bî-pâyânın âlât-ı silâhları şa‘şa‘ası benî Âdem'in çeşmini hîrelendirirdi. Ammâ İpşir Paşa askeri cümle ceng eri müsellah ve mükemmel ve müzeyyen cüyûş-ı Arabistân u Türkistân u Kürdistân idi kim her biri birer ayaklı cebehâne-misâl zeber-dest sekbân u sarıca haşerâtları idi. Cümle zırh-ı zirih-külâh ve cebe ve cevşene ve tuğulka ve serpenâh katlavî ve kalkan u nemedlere müstağrak olup her birinin elinde ü belinde beşer altışar çatal telli kurşumlu tüfenkleri çatal fitiller ile âmâde olup gûyâ her biri bir semender kavsı gibi âteş-i Nemrûd içinde kalmış küme küme ve zorba zorba çıtaçıt çark cengine girer gibi eyle giderlerdi. İpşir alayından gayri on sekiz yerde alay-ı azîm ve tablhâne-i kadîm çalınup alaylar yürürdü. Bu alay-ı azîmi İslâmbol askeri gördükde berk-ı hazân gibi ditrerlerdi. Bu kerr ü ferr ü dârât [u] azamet üzre İpşir Paşa, Melek Ahmed efendimizle at başı beraber gelirken kânûn-ı pâdişâhî üzre yedi kubbe vüzerâları gelmeğe başlayup bizim paşa vüzerâlara kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsîf ederdi. İbtidâ Koca Nişâncı Paşa ile Dellâk Mustafâ Paşa gelince İpşir Paşa ve bizim Melek Paşa atlarından nüzûl edüp İpşir Paşa ile görüşüp öpüşüp bilişdiler. İpşir Paşa bu ikisine hayli i‘zâz u ikrâm eyledi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b–178b ·
metinde göster ·
… yedisi bir yerden tevellüd etdi dediklerinde i‘timâd etmeyüp mu‘âraza etdiğime
peşîmân
olup Sübhân dağında kırk evlâd birden müştak olduğun sicill-i şer‘-i Resûl-i mü …
Mukaddemâ bu za‘îfe yedisi bir yerden tevellüd etdi dediklerinde i‘timâd etmeyüp mu‘âraza etdiğime peşîmân olup Sübhân dağında kırk evlâd birden müştak olduğun sicill-i şer‘-i Resûl-i mübînde görüp Arapça deyüp hâmûş oldum. Ve Âdilcevâz'da Kırklar Makâmı deyü ziyâret etdim ve hâlâ evlâd-ı evlâdları vardır, deyü yemîn billah etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243b ·
metinde göster ·
… dü kim iş işden geçdi, vâlî-i Bağdâd olmuş oldu ve şâha haber gönderdiğine dahi
peşîmân
olup bi'z-zarûrî Acem leşkeriyle cenge âheng edüp yedi gün yedi gice ceng ederk …
Beri tarafda Merre Hüseyin Paşa bi'z-zarûrî Çopur Bekir Subaşı'ya eyâlet-i Bağdâd'ı tuğ ve tabl u alemiyle Bekir 401a Ağa'ya gönderüp müjdesi Bekir Subaşı'ya gelmişken Şâh askeri de bir gice Bağdâd'ı muhâsara etdi. Bekir Subaşı gördü kim iş işden geçdi, vâlî-i Bağdâd olmuş oldu ve şâha haber gönderdiğine dahi peşîmân olup bi'z-zarûrî Acem leşkeriyle cenge âheng edüp yedi gün yedi gice ceng ederken bir gice Bekir Subaşı'nın pîç-i nâ-halef konkay koyulğay veled-i nâ-pâki nâ-dervîş-i bî-nâm oğlu Bağdâd'ın iç kal‘asının uğrun kapusun şâh askerine küşâde edüp şâh cündü kal‘a-i Bağdâd'a leb-ber-leb olup Bekir Ağa'nın şâh gözlerine mil çeküp "Niçün Âl-i Osmân'a hıyânet edüp kal‘a-i Bağdâd'ı bize verdin" dedi ve oğluna kapuyu küşâde etdiğiyçün Bağdâd'a gidibaşı etdi. Andan meşveret edüp bizzât şâh-ı Acem eyâlet-i Şehrezûl ve eyâlet-i Hille ve eyâlet-i Musul üzre leşker çeküp şehr-i Musul'a vâsıl oldukda bile ceng [ü] cidâl kal‘a-i Musul'a mâlik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 400b–401a ·
metinde göster ·
… le yedi aded hânları var ve bir hammâmı var. Ol kadar kesîf hammâmdır kim giren
peşîmân
olur ve cümle sekiz yüz dükkândır, ammâ bezzâzistânı yokdur. Ekseriyyâ dekâkînl …
Ve cümle yedi aded hânları var ve bir hammâmı var. Ol kadar kesîf hammâmdır kim giren peşîmân olur ve cümle sekiz yüz dükkândır, ammâ bezzâzistânı yokdur. Ekseriyyâ dekâkînleri tahta şindire örtülüdür. şehrinde aslâ kaldırım yokdur. Limanında beş yüz pâre gemi elbette mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 34b ·
metinde göster ·
… bir küheylân atıyla ikrâm olunup, "Belki küffâristândır, yine âzâd etdiklerine
peşîmân
olalar" deyü ol ân kraldan izin alıverüp, ‘Banım 163b kapudan cisrine kavuşma …
Paşa cümle hedâyâlara nazar edüp bunlardan dahi hazz edüp niçe eşyâlardan "el-hedâyâ tüşterek" deyü ağavâtlara birer şey hibe edüp, "Evliyâm, hoş geldin ve safâ geldin, ammâ kanı Bihke kapudanı" dedikde, "Sultânım, niçe zindândan çıkarup ayağından neybe demirin kırup bir kat esbâb semmûr kürküyle ve müsellâh bir küheylân atıyla ikrâm olunup, "Belki küffâristândır, yine âzâd etdiklerine peşîmân olalar" deyü ol ân kraldan izin alıverüp, ‘Banım 163b kapudan cisrine kavuşmağa gitseler’ dedikde ricâmız kabûl olup Bihke kapudanı bin aded güzîde atlılar ile ılkar edüp Bihke'ye gider, ammâ ne gider. şimdi Kıradişka'dan haber gönderdim. Yarın ya bir gün bunda hâk-i pâye gelüp yüz sürmesi mukarrerdir" deyüp Zirinoğlu ahvâllerin ve vilâyetin imârâtın ve gayrı temâşâ etdiğimiz kılâ‘-ı metîneleri su’âl ederek musâhabet ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 163a–163b ·
metinde göster ·
… Paşa'yı bu meclisde katl etseler bir katre kanı cereyân etmezdi ve söylediğine
peşîmân
oldu.
"Bu paşa karındaşımız eyle da‘vâ-yı merd ederdi, ammâ evdeki hisâb bâzâra uymaz. İsmâ‘îl Paşa karındaşımız Seydî Paşa'ya bir kasd etse bu gazâ Seydî'ye müyesser olup Seydî yerine İsmâ‘îl Paşa fedâ olup Budin mansıbı mahlûl olmak iktizâ ederdi. Paşa karındaşımız anıniçün gayret edüp Seydî'yi katl etmedi. Ancak şimdi Seydî gazânız kutlu olsun der" deyü Çavuşzâde böyle nükte ve rîşhand cevâblar dediğinde cümle huzzâr-ı meclis mağmûm u müte’ellim iken Çavuşzâde cevâblarından hazz edüp hande etdiler, ammâ İsmâ‘îl Paşa'yı bu meclisde katl etseler bir katre kanı cereyân etmezdi ve söylediğine peşîmân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 186a ·
metinde göster ·
… işden Serdâr Ali Paşa hazz etmeyüp bu mahalde Seydî Ahmed Paşa'yı katl etdiğine
peşîmân
olup müte’ellim-künân duhânın içerek giderdi, zîrâ Seydî merhûm askerin kalb ku …
"Hâlâ hâlâ Kemen Yanoş kral kal‘a-i Eçetvar nâhiyesinde cümle hersekleri ve beyleri ve sekleri yüz bin askerle başına cem‘ edüp bugün yâhûd yarın üzerinize gelmek üzredir, zîrâ Seydî Ahmed Paşa öldü, deyü küffârın pek tuğyânı vardır. Ve Âl-i Osmân askerin tâ bu kâfiristan ortasına çekinceye dek bir yerden baş göstermedi. Gâfil mebâş" deyüp serdârı âgâh edüp ihsân-ı firâvân alup yine çaşıtlığa gitdiler. Artık ağırlıkları ileri koyuvermeyüp ve çetecileri men‘ eyleyüp tuğlar ve ağırlıklar bir yerden gitmek fermân olunup Budin eyâletiyle İsmâ‘îl Paşa çarkacı ve Cerrâh Kâsım Paşa dündâr ve Melek Ahmed Paşa Rûmeli'yle sağda ve Çavuşzâde Anadolu'yla solda rikâb-rikâbe cümle ordu-yı İslâm askeri pür-silâh ve âmâde olup âheste âheste gitmede, ammâ bu haber-i mûhişden Serdâr Ali Paşa hazz etmeyüp bu mahalde Seydî Ahmed Paşa'yı katl etdiğine peşîmân olup müte’ellim-künân duhânın içerek giderdi, zîrâ Seydî merhûm askerin kalb kuvveti ve kâfiri sındırmış idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 6b ·
metinde göster ·
… hakîre iki kîse guruş verüp aldılar, ammâ meğer birisi bir kal‘a kapudanı imiş,
peşîmân
oldum, ammâ çi fâ’ide, ba‘de harâbi'l-Basra.
Andan Leh kapudanı üç yüz kefere ile iki hınto araba yükü elli kîse guruş getirüp bu Holçar varoşunda alınan iki bin esîri Tatar'dan aldılar, ammâ hakîr yedi aded kefere esîrlerim vermeğe sehel tereddüd etdim. Âhir yedi kâfir içün bu hakîre iki kîse guruş verüp aldılar, ammâ meğer birisi bir kal‘a kapudanı imiş, peşîmân oldum, ammâ çi fâ’ide, ba‘de harâbi'l-Basra.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 129b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu küffâr bu Tuna üzre binâ etdiği cisri yapdığına
peşîmân
olup "Bir sû-i tedbîrimizle Osmânlı askerine beri Eflak vilâyetlerine geçmeğe y …
Ba‘dehu küffâr bu Tuna üzre binâ etdiği cisri yapdığına peşîmân olup "Bir sû-i tedbîrimizle Osmânlı askerine beri Eflak vilâyetlerine geçmeğe yol imiş" deyü asker üşürüp mezkûr cisri Tuna üzre harâb u yebâb eder. Ba‘dehu Kosova'da Murâd Hân'ın şehîd olduğun istimâ‘ edüp cisri yıkdığına te’essüf eder. İmdi ol asırdan berü mezkûr cisr harâb olmuşdur, ammâ kaçan kim Tuna nehri Temmûz ayında tenezzülde olduğu vakit mezkûr cisrin Tuna içre on iki kademe Şeddâdî binâları nümâyândır kim cümle Horâsânî tula binâdır kim hâlâ dur[ur].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 98b ·
metinde göster ·
… etmeğe başladıklarında bu kal‘ayı dest-i İslâma hüsn-i rızâlarıyla verdiklerine
peşîmân
olup niçe kerre Aya Mavra üzre gelüp ceng-i azîmler edüp her bâr münhezimen kır …
Ba‘dehu bu kal‘a Sultân Selîm-i Sâni'nin eline girdikde Kılıç Alî Paşa'yı donanma-i hümâyûn ile gönder[üp] bir yılda cemî‘i guzât ile Alî Paşa Aya Mavra'nın taşrasından bir kat dahi kal‘a binâ etmişdir kim gûyâ sedd-i Kahkahâ olup eski kal‘ası iç kal‘a kaldıkda bu kerre Aya Mavra kal‘asının gâzîleri Venedik kıyıların harâb [u] yebâb etmeğe başladıklarında bu kal‘ayı dest-i İslâma hüsn-i rızâlarıyla verdiklerine peşîmân olup niçe kerre Aya Mavra üzre gelüp ceng-i azîmler edüp her bâr münhezimen kırılup mağlûb u menkûb dâr-ı menhûslarına gidüp ilâ hâze'l-ân ilm-i nücûm ile eyle derler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 343a ·
metinde göster ·
… cânına geçüp erliği feryâd [u] figân ile kopup fakîr herif bâzâr günün andığına
peşîmân
olur.
"Hay benim gazâda şehîd olan on yedinci kırk yıllık kocacığımla ben böyle mi cimâ‘ ederdim? Hay sikişine doyamadığım şehîd kocacığım" deyü eyle feza‘ u çeza‘ u nâliş eder kim girde-bâlişinde seyl-i eşk ceyhûn-vâr revân olunca fakîr herifin aklı başından gidüp vâveylâ vü vâveledâ sikişi cânına geçüp erliği feryâd [u] figân ile kopup fakîr herif bâzâr günün andığına peşîmân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 355a ·
metinde göster ·
… s'u bel‘ edüp kırk gün kırk gece nûnun karnında mihmân olup fakîr nûn yutduğuna
peşîmân
olup yedi deryâyı yedi kerre deverân eyleyüp âhir hazm edemeyüp bu Sayda kurbun …
Hakîkatü'l-hâl cemî‘i ulemâ-yı Sayda ve Beyrût, şâm-ı Tarabulus Y 192a bu i‘tikâddadırlar kim Hazret-i Yûnus bin Mitte ümmetlerinden rûger[dân] olup Musul diyârından bu mahalle gelüp bir keştîye süvâr olup Mısır'a giderken zevrakları telattum-ı deryâya uğrayup kur‘a ile deryâya bir kaç âdem atarlar. Hikmet-i Hudâ kur‘a-i menhûsun biri Hazret-i Yûnus'a düşüp emân vermeyüp deryâya atarlar. Hemân ol dem bir nûn dem çeküp Hazret-i Yûnus'u bel‘ edüp kırk gün kırk gece nûnun karnında mihmân olup fakîr nûn yutduğuna peşîmân olup yedi deryâyı yedi kerre deverân eyleyüp âhir hazm edemeyüp bu Sayda kurbunda karye-i Ciyeyye'de balık karaya düşüp Hazret-i Yûnus'u taşra çıkardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y191b–Y192a ·
metinde göster ·
oldular. Hazret-i Mûsâ ol taşa erüp üstünden hırka-i peşmînesin alup mübârek te …
Cümle halk yavuz gümân etdiklerine peşimân oldular. Hazret-i Mûsâ ol taşa erüp üstünden hırka-i peşmînesin alup mübârek tenine geyüp elindeki asâ ile ol taşı on iki kerre urup on iki delik oldu. Derhâl ol taş bi-emrillâh lisâna gelüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y244a ·
metinde göster ·
… erler ve esvâbın arayup cebinde ancak bir beksumâtın bulurlar. Katl etdiklerine
peşîmân
olup bir künce bırağırlar. Hikmet-i Hudâ ol zahimden dervîş merhûm olmayup halâ …
Ve bu Müveylah kal‘asından gayri leb-i deryâda Müveylah-ı Atîk vardır. Kal‘ası sehel harâbdır ve hem küçükdür. Sebeb-i vîrânı oldur kim bir dervîş-i dilrîş Ka‘be-i şerîfden bu mahalle geldikde hasta olup yatırken çok altunu vardır, mülâhazasıyla katl etmek içün vetâh ederler ve esvâbın arayup cebinde ancak bir beksumâtın bulurlar. Katl etdiklerine peşîmân olup bir künce bırağırlar. Hikmet-i Hudâ ol zahimden dervîş merhûm olmayup halâs oldukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y375a ·
metinde göster ·
… beyz-âsâ vücûd-ı şerîfin ve yed-i beyzâsın görüp etdikleri Y 383a bed-gümâna
peşîmân
olup Hazret-i Mûsâ taşa erüp üstündeki hırka-i peşmînesin geyüp elindeki asâ il …
Bir gün Mûsâ aleyhisselâm Nîl sâhilinde uryân olup havâyicin bir küçük taş üzre koyup Nîl'e girüp gasl etdükde taşra çıkup esvâbın taş üstünden alam derken bi-emrillâh ol taş yerinden kopup Mûsâ'nın esvâbıyla Mısır içine taş gitmede. Mûsâ uryân kalmamak içün taşın ardına düşüp tâ Mısır içine uryânen Mûsâ girüp cümle ahâlî-i Mısır Hazret-i Mûsânın dürr-i beyz-âsâ vücûd-ı şerîfin ve yed-i beyzâsın görüp etdikleri Y 383a bed-gümâna peşîmân olup Hazret-i Mûsâ taşa erüp üstündeki hırka-i peşmînesin geyüp elindeki asâ ile ol taşa on iki kerre darb edüp on iki delik oldukda derhâl ol hacer-i rahnedâr bi-emrillâh lisâna gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y382b–Y383a ·
metinde göster ·
oldı üç canavar öldürdügi-y-içün bir ḳızçuġazumı aldı gitdi didi ebçin ḳara ṭon …
gözledi meger ḫanum tekür peşiman oldı üç canavar öldürdügi-y-içün bir ḳızçuġazumı aldı gitdi didi ebçin ḳara ṭonlu gök demürlü altı yüz kāfir seçdi gice gündüz yortdılar nagāhandan yetdiler ḳız ḥażır