… ni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u]
Semûd
kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
ve Hûd u Amâlika kavmi kaldırmağa kâdir değildir ve kavm-i Lût ve kavm-i İsrâ’î …
Elhâsıl bu hakîrin bu seyâhatinde im‘ân-nazar etdüğü kılâ‘larda böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn görmedim. Meğer diyâr-ı acemde kal‘a-i Kahkahâ ve kal‘a-i Van ve Mardin ola. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr ü bihâr felek-i atlas-ı bukalemûnda görmedik derler. Zîrâ benî Âdem binâsı değildir. Hazret-i Süleymân dîvlere yapdırmışdır. Zîrâ ol kubbe-i mu‘azzam-misâl taşları benî Âdem'den Âd [u] Semûd ve Hûd u Amâlika kavmi kaldırmağa kâdir değildir ve kavm-i Lût ve kavm-i İsrâ’îlî ve kavm-i Amalâk hod ilm-i cereskal ile bu kal‘anın bir taşın bir yerden bir yire vaz‘-ı hacer etmeğe kâdir değillerdir. Hattâ Ba‘albek kal‘asının hâricinde bir çemenzâr sahrâda çâr-kûşe dağ pâre bir sahrâ-i azîm vardır. Bir kûşesi zemînde üç kûşesi hevâya nâzır mücellâ bir seng-traşdır. Bir dîv karısı bu taşı Ba‘albek kal‘asına götürür imiş. Kal‘a tamâm oldu, bu taşı nereye götürürsün, dediklerinde taşı kitifinden bu çemenzâ[r] yire bırağup gider. Anınçün bu seng-i hârâ ol mahalde kalmış, tâ bu mertebe sahrâ-i azîmleri vardır. Bu kal‘a Hazret-i Süleymân'dan sonra niçe bin mülûk eline girüp Âl-i Emeviyyûn'da bu kal‘a-i Ba‘albek sahrâsı ol kadar imâr oldu kim bâğ-ı İremden nişân verirdi. Zîrâ Ba‘albek sahrâsı ve Bukâ‘ fezâsı bir vâdî-i mahsûldârdır kim gûyâ sahrâ-yı Busrâ ve vâdî-i Havrân'dır. Ba‘dehû Âl-i Ekrâd'dan Şâm Halîfesi Nûreddîn Şehîd hazretleri imâr etdi. Andan Şâm hilâfeti, Mısır'da kal‘a binâ eden Yûsuf Selâhaddîn eline girüp Ba‘albek kal‘asına kul koyup imâr edüp ba‘dehû sene 922 târîhinde Sultân Gavrî destinden Selîm Hân-ı Evvel feth edüp Şâm eyâletinde subaşılıkdır ve yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi (---) pâre kurâdır. Kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘asında dizdârı ve neferâtları (---) ve derûn-ı kal‘ada (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)36b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36a–36b ·
metinde göster ·
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… b köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle
Semûd
kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmi …
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… bi'l-İzzet bu kavm-i Semûd'a bir ra‘d u berk u sâ’ika azâbın verüp cümle kavm-i
Semûd
ol sayhadan zehreleri çâk ve dâr-ı karârları zîr-i hâk olup cümle kayalarda oyu …
Mu‘cize-i enbiyâ bir kaya-yı bâlâdır. Hazret-i Sâlih asrında bu kaya içre Nâka gâ’ib olunca Cenâb-ı Bârî tarafından Hazret-i Sâlih'e hâtif-i Rabbânî ile "Yâ Sâlih! Rûh ile'ş-Şâm!" emri olunca Hazret-i Sâlih Şâm tarafına gitdikde Cenâb-ı Rabbi'l-İzzet bu kavm-i Semûd'a bir ra‘d u berk u sâ’ika azâbın verüp cümle kavm-i Semûd ol sayhadan zehreleri çâk ve dâr-ı karârları zîr-i hâk olup cümle kayalarda oyulmuş mağara evleri münhedim olup hâlâ cemî‘i kapularının üst eşikleri ve kayadan oyulmuş tavanları ve yükleri ve dollâbları cümle ka‘r-ı zemîne geçüp kimi baş aşağı, kimi yan bigi yatar kâ‘alar ve sarâylar var kim cümle Şâm huccâcı bu şehr-i Semûd içinden geçdikde temâşâ edüp gazabullah ne idiğün görüp Hûdâ-yı bîçûndan havf etmeleri ziyâde olur, ibret-nümâ harâbistândır. Andan Hazret-i Sâlih bu Akka şehrine gelüp sene (---) mu‘ammer olup merhûm oldukda bu hâk-i pâkde defn ederler. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Gerçi bir binâ-yı azîm âsitânesi yokdur ammâ yine fukarâ-yı râ‘îden yedi sekiz nefer türbedârları ve hüddâmları vardır. Ammâ bu âsitâneyi dahi kum gark etmededir. Her sene cemî‘i şehir halkı cem‘ olup Hazret-i Sâlih'in rûh-ı şerîfinden istimdâd taleb edüp niçe kerre yüz bin arka yükü rimâli deryâya döküp kabr-i Hazret-i Sâlih'i tathîr ederler. Hakîr dahi hizmetimiz sebkat etsin içün dâmenimle niçe kerre kum taşıyup deryâya ilkâ edüp rûh-ı Sâlih Nebî içün bir Yâsîn-i Şerîf tilâvet edüp ziyâret-i vedâ‘ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43a ·
metinde göster ·
… ğı, kimi yan bigi yatar kâ‘alar ve sarâylar var kim cümle Şâm huccâcı bu şehr-i
Semûd
içinden geçdikde temâşâ edüp gazabullah ne idiğün görüp Hûdâ-yı bîçûndan havf e …
Mu‘cize-i enbiyâ bir kaya-yı bâlâdır. Hazret-i Sâlih asrında bu kaya içre Nâka gâ’ib olunca Cenâb-ı Bârî tarafından Hazret-i Sâlih'e hâtif-i Rabbânî ile "Yâ Sâlih! Rûh ile'ş-Şâm!" emri olunca Hazret-i Sâlih Şâm tarafına gitdikde Cenâb-ı Rabbi'l-İzzet bu kavm-i Semûd'a bir ra‘d u berk u sâ’ika azâbın verüp cümle kavm-i Semûd ol sayhadan zehreleri çâk ve dâr-ı karârları zîr-i hâk olup cümle kayalarda oyulmuş mağara evleri münhedim olup hâlâ cemî‘i kapularının üst eşikleri ve kayadan oyulmuş tavanları ve yükleri ve dollâbları cümle ka‘r-ı zemîne geçüp kimi baş aşağı, kimi yan bigi yatar kâ‘alar ve sarâylar var kim cümle Şâm huccâcı bu şehr-i Semûd içinden geçdikde temâşâ edüp gazabullah ne idiğün görüp Hûdâ-yı bîçûndan havf etmeleri ziyâde olur, ibret-nümâ harâbistândır. Andan Hazret-i Sâlih bu Akka şehrine gelüp sene (---) mu‘ammer olup merhûm oldukda bu hâk-i pâkde defn ederler. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Gerçi bir binâ-yı azîm âsitânesi yokdur ammâ yine fukarâ-yı râ‘îden yedi sekiz nefer türbedârları ve hüddâmları vardır. Ammâ bu âsitâneyi dahi kum gark etmededir. Her sene cemî‘i şehir halkı cem‘ olup Hazret-i Sâlih'in rûh-ı şerîfinden istimdâd taleb edüp niçe kerre yüz bin arka yükü rimâli deryâya döküp kabr-i Hazret-i Sâlih'i tathîr ederler. Hakîr dahi hizmetimiz sebkat etsin içün dâmenimle niçe kerre kum taşıyup deryâya ilkâ edüp rûh-ı Sâlih Nebî içün bir Yâsîn-i Şerîf tilâvet edüp ziyâret-i vedâ‘ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43a ·
metinde göster ·
… ‘ b. Nûn aleyhi's-selâm medfûndur. Yüz yigirmi yıl mu‘ammer olup Tîh sahrâsında
Semûd
şehrinde sâkin idi. Hazret-i Mûsâ ile ba‘zı zamân mülâkât olup koyun güderlerdi …
Ziyâretgâh-ı Ma‘arra: Evvelâ şehrin eski zemîninde Hazret-i Yûşa‘ b. Nûn aleyhi's-selâm medfûndur. Yüz yigirmi yıl mu‘ammer olup Tîh sahrâsında Semûd şehrinde sâkin idi. Hazret-i Mûsâ ile ba‘zı zamân mülâkât olup koyun güderlerdi. Mûsâ Nebî vefâtından sonra yedi sene mu‘ammer olup vefât etdi. Şâm Tarablusu'nda ve bu Ma‘arra'da dahi ziyâret etdim. Allahu a‘lem biri kabri ve biri makâmı ola. Bu Yûşa‘ Nebî'nin avreti Mûsâ Nebî'nin kız karındâşı Meryem Hâtûn'dur kim Tûr-ı Sînâ'da medfûndur. {Ammâ Hazret-i Yûşa'ın pederi Hazret-i Nûn, Hazret-i Yûsuf'un oğlu Efrâyim hazretleri oğlu Hazret-i Nûn'dur. Bunun oğlu Yûşa‘ Nebî'dir. Ammâ Mısır halkı zu‘mı üzre Hazret-i Nûn râvî-i hadîs olan Şeyh Atabe-i Güveynî kurbunda medfûndurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51a ·
metinde göster ·
Tûfân-ı Nûh'dan sonra binâ olunan şehr-i kadîmin biri dahi budur kim
Semûd
kavminden Ruhây nâm bir melik binâ edüp ba‘dehû Nemrûd-ı la‘in bu Ruhâ'nın âb [ …
Tûfân-ı Nûh'dan sonra binâ olunan şehr-i kadîmin biri dahi budur kim Semûd kavminden Ruhây nâm bir melik binâ edüp ba‘dehû Nemrûd-ı la‘in bu Ruhâ'nın âb [u] hevâsından hazz edüp mu‘ammer oldukça ulûhiyyet da‘vâsında olup iki yüz sene bu şehirde sâkin olup Hazret-i İbrâhîm aleyhi's-selâmı bu şehirde âteş-i Nemrûd'a atdığı mancınıkları zâhir ü bâhirdir kim Cenâb-ı Rabbü'l-izze Habîb'ine sûre-i (---) ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 54b ·
metinde göster ·
… olduğu cihetle meşhûr-ı âfâk kûh-ı bülend-i bî-tâkdır. Meselâ Âd kavmi mi yâhûd
Semûd
kavmi mi bu kûhun altını kesmişler, altına niçe bin asker devâbâtıyla girse yer …
Sitâyiş-i kûh-ı Bî-sütûn-ı ibret-nümûn: Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzda yüz kırk sekiz dağ halk edüp Arapça âyet-i şerîfi tefsîrinde cemî‘i müfessirîn lûgat-i mekâlîdi, "kilid" ve "cebel" ma‘nâsıyla tefsîr edüp cümle hukemâ-yı kudemâ yüz kırk dağ-ı azîmler bulmuşlar. Biri de bu kûh-ı Bî-sütûn'dur, demişler. Lâkin kûh-ı Elburz gibi ve kûh-ı Samur gibi ve kûh-ı Sübhân gibi ve kûh-ı Ercîş gibi âlî dağ değildir. Ammâ ibret-nümâ olduğu cihetle meşhûr-ı âfâk kûh-ı bülend-i bî-tâkdır. Meselâ Âd kavmi mi yâhûd Semûd kavmi mi bu kûhun altını kesmişler, altına niçe bin asker devâbâtıyla girse yerim dar demez. Altında havz-ı azîmler ve kâ‘a-i kadîmler ve niçe kerre yüz bin hûş u tuyûr-ı gûnâ-gûnun âşiyânları var. Âdem bir kerre bu kûh altında "Hû!..." dise dağlar ra‘d gibi gürleyüp âdemin zehresi çâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 309a ·
metinde göster ·
nârı içinde kalup aslâ ârâm etmeyüp ale'l-ittisâl tâ vakt-i sehere dek toplar v …
Ba‘dehu Yörükân-ı top-keşânlar kırk altı 110a pâre balyemez topları keşân-ber-keşân götürdüler ve derhâl meterislerde yerlü yerine her topları kodular, ammâ bu mahalde top-keşân Etrâklerinin ve topların salyasına me’mûr toprak sipâhîlerinin feryâd u fiğân ve ca‘ca‘ların kal‘a-i Uyvar'dan küffâr işidüp bildi kim kal‘a altına Türk askeri geliyor. El-azametullâh derûn-ı kal‘ada küffâr kuduz it gibi kudurup tâ sabâha dek iki binden mütecâviz toplar atup kal‘a-i Uyvar murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd ve Âd [u] Semûd nârı içinde kalup aslâ ârâm etmeyüp ale'l-ittisâl tâ vakt-i sehere dek toplar ve kumbaralar ve havân taşları atardı. Ammâ guzât-ı müslimîn,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109b–110a ·
metinde göster ·
… nâzır olup murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalmış bir binâ-yı Şeddâd-i
Semûd
bir tabya-i sedd-i İskender-cünûddur kim üçer kat toplar çeker burc-ı Kahkahâ'd …
Ve bu kal‘anın deryâya nâzır köşesinde bir azîm nev-binâ tabya-i azîmi var kim kirpi tüğü gibi balyemez topları cümle deryâda limana nâzır olup murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalmış bir binâ-yı Şeddâd-i Semûd bir tabya-i sedd-i İskender-cünûddur kim üçer kat toplar çeker burc-ı Kahkahâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 261a ·
metinde göster ·
Ve kal‘a âsârları var kim gûyâ her taşı hammâm kubbesi-misâl Âd u
Semûd
binâsıdır, âdemin aklı perîşân olur. El-hâsıl dünyânın fânî olmasına delîldir k …
Ve kal‘a âsârları var kim gûyâ her taşı hammâm kubbesi-misâl Âd u Semûd binâsıdır, âdemin aklı perîşân olur. El-hâsıl dünyânın fânî olmasına delîldir ki, Arapça dir ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y102a ·
metinde göster ·
… , Hazret-i Nûn'un oğludur. Yüz yigirmi sene mu‘ammer oldu. Yine sahrâsına karîb
Semûd
şehrinde sâkin idi. Hazret-i Mûsâ ba‘zı zamân mülâkat olup koyun güderlerdi. Ha …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Yûşa‘ Nebiyyullâh, Hazret-i Nûn'un oğludur. Yüz yigirmi sene mu‘ammer oldu. Yine sahrâsına karîb Semûd şehrinde sâkin idi. Hazret-i Mûsâ ba‘zı zamân mülâkat olup koyun güderlerdi. Hazret-i Mûsâ vefâtından sonra yedi sene mu‘ammer olup bu âsitâne-i sa‘âdetde medfûndur. Ale'l-ittifâk cemî‘i ulemâ-yı Tarabulus bu i‘tikâd üzredir. Ve Yûşa‘ Nebî'nin ehli Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın hemşîresi idi. İsmine Meryem derlerdi. Kudüs-i şerîfde Tûr-ı Zeytâ'da medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y187b ·
metinde göster ·
… kayası demenin vech-i tesmiyesi oldur kim Hazret-i Sâlih bu mahalde sâkin idi.
Semûd
kavmine ba‘s olunmuşdu (---)(---). Da‘vetin aslâ kabûl etmezlerdi. Bir gün cüm …
Evsâf-ı [[(---) (---)]]: Bu kûh-ı bâlâya Nâka kayası demenin vech-i tesmiyesi oldur kim Hazret-i Sâlih bu mahalde sâkin idi. Semûd kavmine ba‘s olunmuşdu (---)(---). Da‘vetin aslâ kabûl etmezlerdi. Bir gün cümle münkirîn bir yere gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y270a ·
metinde göster ·
ve Hazret-i Kaffâh bunda sâkinler idi. Ve Semûd kavmine ba‘s olunmuşlar idi. Hu …
Hazret-i Hûd ve Hazret-i Sâlih ve Hazret-i Semûd ve Hazret-i Kaffâh bunda sâkinler idi. Ve Semûd kavmine ba‘s olunmuşlar idi. Huccâcın önünden nihâyeti ubûr edince yetmiş seksen salt atlı refîk-ı yâr-ı muvâfık ile bu şehri seyr [ü] temâşâ eyledik. El-azemetü lillâh bu kûh-ı bâlâları kehf-ender-kehf gâr-ender-gâr edüp eyle sarây-ı âlîler ve kâ‘a-i azîmeler var kim bu ibret-nümâyı bir diyârda temâşâ etmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271b ·
metinde göster ·
Hazret-i Hûd ve Hazret-i Sâlih ve Hazret-i Semûd ve Hazret-i Kaffâh bunda sâkinler idi. Ve Semûd kavmine ba‘s olunmuşlar idi. Huccâcın önünden nihâyeti ubûr edince yetmiş seksen salt atlı refîk-ı yâr-ı muvâfık ile bu şehri seyr [ü] temâşâ eyledik. El-azemetü lillâh bu kûh-ı bâlâları kehf-ender-kehf gâr-ender-gâr edüp eyle sarây-ı âlîler ve kâ‘a-i azîmeler var kim bu ibret-nümâyı bir diyârda temâşâ etmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271b ·
metinde göster ·
kavmine seng-i hârâlar bi-emrillâh müsahhar imiş kim böyle seng-i hârâları kale …
Âd ve Semûd kavmine seng-i hârâlar bi-emrillâh müsahhar imiş kim böyle seng-i hârâları kalem tırâş ile peynir keser gibi kesüp mezkûr gârların der-i dîvârlarına ve revzen ü tâklarına ol kadar emek sarf edüp hûrdegîrlik etmişler kim gûyâ hıtâyî kâğıdda Fahrî oyması gibi nükûş-ı garîbe oymuşlardır. Ammâ hikmet-i Hudâ her bir hânedânın kayası başka başka yaradılmış. Herkes birin oyup vatan edinmiş. Ve her birinin mâbeyninden yol geçer kumsal yollardır. Bu râhlara nâzır kat-ender-kat hücreler ve gûnâ-gûn maksûreler vardır. Ve dîvânhâne ve zîr-i zemînler var kim her birine biner ikişer biner benî âdem sığar. Ol çölistânın şiddet-i hârında içine dâhil olduğumuzda gûyâ Bağdâd-ı behişt-âbâd Y 272a serdâblarına girmişe döndük. Ve gûnâ-gûn kapular oymuşlar kim kapunun cânib-i erba‘aları kat-ender-kat zıh-ender-zıh hurde rûmî ve eslimî ve şükûfeler ile ârâste atebelerdir kim hâlâ asrımızın üstâd mermer-bürleri tîşe ve nevregân ve tilismân urmağa kâdir değillerdir. Meğer diyâr-ı Rûm'da Atina şehrinde Sultân Mehemmed câmi‘indeki mermerlerin musanna‘âtı ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271b–Y272a ·
metinde göster ·
ibn (---): Ömreş (---) sene. Hazret-i Sâlih'in karındaşıdır ki hakkında âye[t]: …
Ziyâret-i Hazret-i Semûd ibn (---): Ömreş (---) sene. Hazret-i Sâlih'in karındaşıdır ki hakkında âye[t]: Arapça . Merkad-i şerîflerinin kaddi yetmiş adımdır. Hattâ bir kerre asel-i zenbûr kabr-i şerîfi içre tavattun edüp asel ihdâs eylemişler. Urbânlar kabrinin bir cânibin keşf edüp bal almak kasd edince cümlesi helâk olurlar. Ol mahalde medfûnlardır. Ve bu mahallin temâşâların ubûr ederek bin adım dahi gidüp anda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y272a ·
metinde göster ·
… zret-i Melik Rac‘îm ibn Süleymân ve Hazret-i Hûd ve Hazret-i şu‘ayb ve Hazret-i
Semûd
şehri Mısır'a karîb olmağile Semûd Nebî her bâr Mısır'a gelüp Eski Mısır'da bir …
Ve Hazret-i Dâvûd ve Hazret-i Süleymân ve Hazret-i Melik Rac‘îm ibn Süleymân ve Hazret-i Hûd ve Hazret-i şu‘ayb ve Hazret-i Semûd şehri Mısır'a karîb olmağile Semûd Nebî her bâr Mısır'a gelüp Eski Mısır'da bir deyr vardır, Kıbtîler, deyr-i Semûd deyü ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y10b ·
metinde göster ·
… Hazret-i Hûd ve Hazret-i şu‘ayb ve Hazret-i Semûd şehri Mısır'a karîb olmağile
Semûd
Nebî her bâr Mısır'a gelüp Eski Mısır'da bir deyr vardır, Kıbtîler, deyr-i Semû …
Ve Hazret-i Dâvûd ve Hazret-i Süleymân ve Hazret-i Melik Rac‘îm ibn Süleymân ve Hazret-i Hûd ve Hazret-i şu‘ayb ve Hazret-i Semûd şehri Mısır'a karîb olmağile Semûd Nebî her bâr Mısır'a gelüp Eski Mısır'da bir deyr vardır, Kıbtîler, deyr-i Semûd deyü ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y10b ·
metinde göster ·
… emûd Nebî her bâr Mısır'a gelüp Eski Mısır'da bir deyr vardır, Kıbtîler, deyr-i
Semûd
deyü ziyâret ederler.
Ve Hazret-i Dâvûd ve Hazret-i Süleymân ve Hazret-i Melik Rac‘îm ibn Süleymân ve Hazret-i Hûd ve Hazret-i şu‘ayb ve Hazret-i Semûd şehri Mısır'a karîb olmağile Semûd Nebî her bâr Mısır'a gelüp Eski Mısır'da bir deyr vardır, Kıbtîler, deyr-i Semûd deyü ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y10b ·
metinde göster ·
… çe yüz bin mağârâlar var kim hadd [ü] hasrın Fâ‘il-i muhtâr Allâh bilür. Âd [u]
Semûd
kavmi kazup bunda sâkin olurmuş derler; hakkâ ki kâr-ı Âdî'dir. Ammâ bi-emrillâ …
Evc-i âsumâna ser çekmiş pür-nûr kayalı dağlardır kim âdem nazar etdikde dehşet alur. Bu dağların içinde niçe yüz bin mağârâlar var kim hadd [ü] hasrın Fâ‘il-i muhtâr Allâh bilür. Âd [u] Semûd kavmi kazup bunda sâkin olurmuş derler; hakkâ ki kâr-ı Âdî'dir. Ammâ bi-emrillâh böyle çakmak taşlı haşîn kayalar anlara müsahhar imiş, gûyâ peynir keser gibi kesmişler ve kâ‘alar ve müte‘addid hücreler ve soffalar etmişler kim herbir hücrenin kaddi ve kapularının âlîliği kırkar ellişer zirâ‘-ı Mekkî'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y384a ·
metinde göster ·
… bu sahrânın cânib-i erba‘ası böyle temâşâgâhlardır kim Âd ibn Şeddâd ve kavm-i
Semûd
ve Cân bin Cân kavminin alâyimât u garâyibâtları var kim ilme'l-yakîn ve ayne'l …
Bu dahi sihr-âsâr-ı sahîh ibret-nümâ temâşâdır. Ve bu sahrânın cânib-i erba‘ası böyle temâşâgâhlardır kim Âd ibn Şeddâd ve kavm-i Semûd ve Cân bin Cân kavminin alâyimât u garâyibâtları var kim ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdiğimiz üzre cümle temâşâ etdiklerimiz tahrîr eylesek bir müdevven olur. Ammâ ol asırların kavmine hezâr ahsend kim kırmızı sommâkî sengîn taşı kendülere musahhar edüp peynir gibi oyup münakkaş edüp bu mertebe san‘atlar icrâ ederlermiş. Zehî san‘at-ı kâmil. Sad kez ve lek bârekellâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y429a ·
metinde göster ·