gâlib sâhib-i vakâr bir ihtiyâr vezîr-i dilîr idi. Silivrikapusu'nun iç yüzünde …
Vezîr Hâdım İbrâhîm Paşa: Hayâ ve âdâbı gâlib sâhib-i vakâr bir ihtiyâr vezîr-i dilîr idi. Silivrikapusu'nun iç yüzündeki câmi‘-i rûşen-binâ anın hayrâtındandır. Andan yine
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 47b ·
metinde göster ·
meclisi ve du‘â vü senâ etmeği ve niçe kelimâtları ta‘lîm edüp hakîri Hâsoda'ya …
Anlar hakîre hayli tesellî-i hâtır verüp Pâdişâh huzûruna vardıkda âdâb-ı meclisi ve du‘â vü senâ etmeği ve niçe kelimâtları ta‘lîm edüp hakîri Hâsoda'ya götürüp anda bir sâ‘at oturup temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 69a ·
metinde göster ·
… bları ve firâşhâneleri ve Sönbeki cezîresi süngeri ve boğazlarında ridâları ile
âdâb
üzre ubûr ederler.
Esnâf-ı ferrâşân-ı ehl-i sanâyi‘ ve ehl-i tarîk: Neferât 2000, bunlar dahi bî-hisâb kavmdir, ammâ sefere me’mûr olup ordu monlâsıyla alay eden bunlardır. Pîrleri Nusayr-ı Hindî'dir. Selmân Fâris belin bağladı. Kabri Basra'dadır. Kuddise sırruhu. 157a Bu tâ’ife ellerinde cârûbları ve firâşhâneleri ve Sönbeki cezîresi süngeri ve boğazlarında ridâları ile âdâb üzre ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 156b–157a ·
metinde göster ·
… düp ve niçe elvân atlas ve kemhâ ve hârâ ve dârâyîler ile dükkânların zeyn edüp
âdâb
üzre ubûr ederler.
Esnâf-ı şekerciyân-ı Galata: Bunlar dahi tahtırevânlar üzre dükkânlar niçe bin gûne bâdem şeker ve fısdık şeker ve zencebîl şeker ve fındık ve leblebi ve râzyâne ve kişmikiş ve nârenc kabuğu 174a ve ûd-ı mülebbes ve kahve dâne mülebbesi ve bâdem mülebbesi ve Şâm fısdığı mülebbesi ve sanavber fısdığı mülebbesi, bunun emsâli niçe bin elvân mülebbes sükker ni‘metlerin hâs u beyâz ve billûr ve necef [ve] moran câm katremîz şîşeler içre koyup dükkânlarında raflar üzre zeyn edüp ve niçe elvân atlas ve kemhâ ve hârâ ve dârâyîler ile dükkânların zeyn edüp âdâb üzre ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b–174a ·
metinde göster ·
Bursa şehrinin hâricinde cânib-i şarkında bir mürtefi‘ hevâdâr yirde bir kubbe-i azîm içre medfûndur. Bâb-ı mu‘allâsının kanatları serâpâ gümüş pullar ve gümüş halkalar ve gümüş musanna‘ kuffeller (?) ile müzeyyendir. Ve atebe-i süflâsı dahi bi'l-cümle gümüş eşikdir. Bu kapudan aşağı altı kade[me] taş nerdübân ile âsitâne-i sa‘âdetine nüzûl olunur ve cümle der-i dîvârının enderûn [u] bîrûnu serâpâ ibret-nümûn nakş-ı bukalemûn Kâşî çînidir. Ve pencerelerinin dörd adedi cânib-i garba Bursa sahrâsına nâzır tuc revzenlerdir. Dörd penceresi dahi kıble cânibinde câmi‘ haremine nâzırdır. Ve bu âsitâne içre olan maslûbât mücevher eşyâlar meğer Ravza-i Mutahhara'da ola. Ve bunda olan zî-kıymet ibrişim hâlîceler bir âsitânede yokdur ve kabr-i şerîfin cânib-i erba‘asında niçe yüz altun ve gümüş çerağlar ve mücevher kanâdîller ve kırkar ve ellişer vukıyye gelir zeheb-i hâlis mutallâ şem‘dânlar ve çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gül-âbdânlar ile müzeyyen âsitâne-i münevverdir. (---) Ve sandûka-i şerîfinin cânib [u] etrâfında Yâkût-ı Musta‘sımî ve Şeyh ve Bekrî ve Abdullah-i Kırımî ve Hâlidî ve Demirci Kulu ve Zehebî ve Şeyh ve İbnu'ş-Şeyh Dede Mehemmed ve Karahisârî ve Karahisârî Hasan Çelebisi hattıyla mezkûr hattâtların kelâm-ı izzetleri var kim her biri birer dahme-i Efrâsiyâb değer kelâm-ı izzetlerle müzeyyen olmuşdur. Ve sandûka-i şerîfi zerdûz harîr ile mestûrdur. Ve ser-i sa‘âdetleri mahallinde yeşil imâme-i Hüseynî ile bir mehâbet [u] salâbet üzre âsûdedirler kim âdem bu âsitâneye girdikde berk-i hazân gibi dir dir ditrer. Ba‘zı kimesneler âdâbından içeri girmeyüp ser-i sa‘âdetleri tarafındaki pencereden Fâtiha tilâvet edüp gider. Kabrinin kıble tarafı bir şîrîn câmi‘-i münevverdir. Hareminin cânib-i erba‘ası fukarâ hücreleridir. Ve bir imâret-i it‘âmı var, şeb u rûz ni‘meti âmme-i nâsa mebzûldur. Niçe bin keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuş mutasarrıfînden ulu sultândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 238b ·
metinde göster ·
Bizzat Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî halîfesidir. Sene (---) târîhinde muhabbetullahi Te‘âlâ merhûm olup anda medfûndur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Hazret-i Sultân Bâyezîd-i Velî, aziz-i merkûmu leyle-i kadrde vâkı‘asında görüp vasiyyet-i Azîz ile kabr-i şerîfi üzre bir kubbe-i âlî ve bir câmi‘-i şerîf ve dervîşân-ı zî-şân içün bir meydân ve bir it‘âm-ı dârü'z-zıyâfe-i pîr [ü] civân ve bir âyende vü revendeler içün bir mihmânsarây hân ve niçe müte‘addid hücreler ve matbah ve kilâr ve meydân edüp cümle bu hayrât [u] hasenâtla serâpâ kurşum ile mestûr bir binâ-yı ma‘mûrdur kim bir fersah ba‘îd yerden gömgök deryâ gibi kurşumları temevvüc eder şeklinde nümâyân olup kubbe-i nîl-gûnları ve kubbe-i merkad-i pür-envârının altun alemlerinin şa‘şa‘asından benî Âdemin çeşm-i nergîsi hîrelenir. Ve imâretinde şeb [u] rûz ni‘meti âteş üstünden inmeyüp âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hakîr ibtidâ bu şehre dâhil oldukda bir mürtefi‘ yerde âsitânesine âdâb-ı ziyâret üzre varup atebe-i süflîsin bûs edüp es-selâmu aleyk ile kabr-i şerîfine dâhil olup bir hatm-i şerîfe rûh-ı şerîfiçün şürû‘ edüp hamd-i Hudâ ziyâreti müyesser oldu. Kubbe-i münevveresi misk ü anber-i hâm râyihasıyla pür olup cümle ehl-i züvvârın dimâğları mu‘attar olur. Ve her gelen zâ’ire, fukarâ ve türbedârları gülâb nisâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b ·
metinde göster ·
… şar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup
âdâb
üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde …
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… skeri ve sol kolda gönüllü cündî at başı berâber rikâb rikâba zânû-be-zânû olup
âdâb
üzre ubûr etdiler.
Ve cümle atları al ve ala kına ile Hasanî ve Hüseynî gerdânlarında ve karınlarında hınnâlı kızıl kana müstağrak olmuş Tunageçdi kınalı atları yancıklı ve bahrî hotaşlı ve sineleri demir kalkanlı ve alınları demir harballı ve sırtları kaplan ve bebr postlu küheylân atlar üzre mezkûr müsellah iki bin deli ve gönüllü askerinin binden ziyâde dahi enselerinde çifte çifte müsellah semmûr kalpaklı pençe-i âfitâb süd gibi beyâz mahbûb köçekleri ile ubûr ederken sağ kolda deli askeri ve sol kolda gönüllü cündî at başı berâber rikâb rikâba zânû-be-zânû olup âdâb üzre ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247a ·
metinde göster ·
… dleri turna telli ve şahin çığalı kapucubaşıları ve zer ü zîvere müstağrak olup
âdâb
üzre el kavuşup dîvânhâne-i hânda tabl u nefîr ü kudümlere turralar urulup dîvâ …
El-azametullah diyâr-ı İmâdiyye'nin pâk ü pâkîze semmûr kürklü a‘yân u eşrâfı ve ulemâ vü sulehâsı ve cümle hânın on bin mikdârı güzîde askeri şal ü şapik ve çarık ile mülebbes olmuş tüfeng-endâz ceyş-i mehîbi cem‘ olup hânın dîvânında yemîn ü yesârda altun ve gümüş kavuklu serbendleri turna telli ve şahin çığalı kapucubaşıları ve zer ü zîvere müstağrak olup âdâb üzre el kavuşup dîvânhâne-i hânda tabl u nefîr ü kudümlere turralar urulup dîvân-ı hâkim tamâm oldukda Murtezâ Paşa efendimizin nâmeleri kırâ’at olunup mefhûmu ma‘lûm-ı hân-ı âlîşân olunca hân eyitdi: "Ey kavm-i İmâdiyye, Murtezâ Paşa karındaşımız bizden bizim duhter-i pâkîze-ahterimizi menkûhalığa şer‘-i Resûl-i mübîn üzre taleb eylemiş, ne buyurursuz?" dedikde cümle a‘yân-ı İmâdiyye "İstihâl istihâl, Allah mübârek eyleye!" denildikde şeyhülislâm-ı İmâdiyye eydür: "Kani Murtezâ Paşa vekîli ve kani ya bu hânın vekîli?" dedikde Murtezâ Paşa kethudâsı meydân-ı muhabbete çıkup hân ile dest be-dest olup Bânû Perî'yi Murtezâ Paşa'ya şeyhülislâm nikâh edüp Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup niçe bin kâse eşribeler nûş olunup Murtezâ Paşa tarafından hâna ve hân kethudâsına ve şeyhülislâma semmûr hil‘atler giydirilüp sâ’ir ümerâ-yı a‘yâna yüz elli kadar zerdûz hil‘atler giydirilüp üç katar-ı katır yükü zî-kıymet tuhef-i tefârik-i kâmyâb makûlesi hedâyâları hâna pîşkeş çeküp Dâvûdî zırhlar ve tuğulka-yı Tâlûtîleri hâna bergüzâr edüp on re’s küheylân-ı sâfinâtu'l-ciyâd misilli atları hâna hedâyâ çeküp hân-ı âlîşân, cihân cihân hazz edüp ol ân Murtezâ Paşa'ya nikâh olduğu müjdecileri gidüp andan İmâdiyye hânının niçe bin sahûn et‘ime-i nefîse ni‘met-i mümesseki meydân-ı muhabbete gelüp bir summât-ı Muhammedî çekilmişdir kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmaz. Ba‘de't-ta‘âm Murtezâ Paşa kethudâsına hân kendü sarâyına hücreler döşeyüp anda mihmân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 376b ·
metinde göster ·
… ve hâzır-bâş olup sâbit-kadem durdular. Andan otak perdeleri açılup Seydî Paşa
âdâb
üzre at ile içeriye kırk elli adım at ile gelüp esb-i sabâ-sür‘atinden inerken …
Alî Paşa: "Hazînedârı çağırın. Cümle iç ağaların hâzır edüp tenbîhimiz üzre tütünler ve kahveler ve şerbetler getirsinler." deyince cümle iç ağaları kat ender kat müheyyâ ve hâzır-bâş olup sâbit-kadem durdular. Andan otak perdeleri açılup Seydî Paşa âdâb üzre at ile içeriye kırk elli adım at ile gelüp esb-i sabâ-sür‘atinden inerken hikmet-i Hudâ sağ ayağı burkulup dizi üzre düşünce tevâbi‘âtları koltuğuna girüp kaldırdılar, ammâ gelişi merdâne-cünbüş değil (değil) idi. Hakîr Seydî Paşa'nın eşkâline im‘ân-ı nazar ile nigerân etdim. Gûyâ meyyit-i müteharrik idi. Meğer 185b peymâne-i ecel pür olmuşdu. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185a–185b ·
metinde göster ·
… ret-i Îsâ'nın on iki havâriyyûnlarının heyâkil [ü] timsâlleri var gûyâ her biri
âdâb
üzre karâr-dâde tasvîrâtları ceseden binâ etmişler kim gûyâ her biri zî-rûhdur.
Ve bir temâşâ dahi mihrâb-ı münharifinin yanında cümle mencûkları cevâhir ile musanna‘ ve murassa‘ bir çelipay, ya‘nî İncîl kitâbı konacak bir sepâ-yı simîn inşâ etmişler kim on iki pâyeli bir kürsî-i minâ-fâm idi ve her pâyesi zeylinde palasanta Hazret-i Îsâ'nın on iki havâriyyûnlarının heyâkil [ü] timsâlleri var gûyâ her biri âdâb üzre karâr-dâde tasvîrâtları ceseden binâ etmişler kim gûyâ her biri zî-rûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 14a ·
metinde göster ·
… nlara bezl ederlerken her biri birer gûne nâz u istiğnâ ve cünbüş ü harekât ile
âdâb-ı
vekâr üzre hidmet ederlerdi kim her birinde olan libâs-ı gûnâ-gûn bir duhter-i …
Ertesi gün kral karısı Serdâr Ali Paşa'yı ve yedi veziri ve yirmi iki aded mîr-i mîrânları ve yetmiş aded mîr-i livâları bir bâğ-ı İrem-misâl bir hadîka-i ravza-i cinân gül [ü] gülistân içre bir ziyâfet etmişdir kim bu dahi melike-i mülûkâne ve bir ziyâfet-i şâhâne olmuşdur kim diller ile ta‘bîr ü tavsîf olunur değil idi ve bu rûy-ı arzda böyle bir şeb-i kâfirî üzre bir ziyâfet-i ikrâm görülmemişdir, zîrâ bu ziyâfet avret ziyâfeti olmağile bu şehirde ve gayri yakın ve ba‘îd kılâ‘larda ne kadar pençe-i âfitâbe bikr-i nâ-şüküfte ve nâ-süfte nâ-pûhte meh-cebîn ve nâzenîn kızlar var ise cümlesi şîb ü zerbâf ve çarkâb ile zerdûz olmuş fisdânları ve murassa‘ ve mücevher 19b her biri birer hidmete me’mûr olup niçe yüz adedi huzûr-ı vüzerâda murassa‘ kâseler ile gûnâ-gûn mümessek eşribelerin atşânlara bezl ederlerken her biri birer gûne nâz u istiğnâ ve cünbüş ü harekât ile âdâb-ı vekâr üzre hidmet ederlerdi kim her birinde olan libâs-ı gûnâ-gûn bir duhter-i pâkîze-ahterde yok idi. Ve her birinde olan müşk-i amber-i hâm ve zibâd ve kulle(?) müşk sünbül-i misk-i Arabî ve sünbül-i Hindî râyihaları âdemin demâğın mu‘attar ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a–19b ·
metinde göster ·
… rinde bebr kaplan kağan arslan kat-ender-kat mahbûb köçekler at başları berâber
âdâb
üzre gidüp cemî‘i vüzerâ ve vükelâ ve mîr-i mîrânlar ve mîr-i livâlar ve cümle …
Ertesi bir alay-ı azîm tenbîh olunup ale's-sabâh cümle asâkir-i İslâm pür-silâh cebe vü cevşen ve zırh [u] zereh-külâh katlavi ve tuğulka-yı ser-penâha müstağrak olup cümle küheylân esb-i tâzî ve sabâ-sür‘atleri zer-ender-zere müstağrak olup cümle kemer sîm raht u bahtlar ve sîm ü mebrûm katîfe eğerler ve altı pâre polad-ı Nahşevânî yancıklar ve bahrî hotaslar ile cümle sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlara cümle gâzîler süvâr olup tîrkeş tîrkeşe ve rikâb rikâba cemî‘i asâkir-i kerrârların enselerinde bebr kaplan kağan arslan kat-ender-kat mahbûb köçekler at başları berâber âdâb üzre gidüp cemî‘i vüzerâ ve vükelâ ve mîr-i mîrânlar ve mîr-i livâlar ve cümle alaybeğleri ve birbirinden yeğleri kanûn-ı teşrîfât-ı Âl-i Osmânî üzre yerlü yerlerinde ve kollu kollarında mevc ü mecv ve fevc ü fevc ve sâf sâf alay alay ve bölük bölük ve ser ü ser ve her biri küme küme dârât ve azamet ve şevketleriyle ubûr edüp kal‘a-i Sibin nümâyân oldukda serdâr-ı Kerrâr Ali Paşa kim Düldül-süvâr Ali ve esedullâhi velî gibi esb-i sabâ-peymânı sürüp cümle yemîn ü yesâr ve mataracıyân ve şâtırân-ı köçek-i Amr-ı Ayyârânlar zer-ender-zere müstağrak olup birer mutallâ taslar ile her biri tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi hırâmânî reftâr ederek ubûr edüp önlerinde tokuz aded yedekler dahi la‘l [ü] yâkût ve cevâhir murassa‘âta müstağrak olup ubûr edüp bizzât Serdâr Ali-i şîr hakkâ ki şîrâne ve dilberâne Sâm-ı süvâr-vâr esb-i eşhebi üzre menkâle pehlivân gibi altında semmûr kapaniçe ve Selemî(?) üzre sorguc-ı serdârîsi ile Âsaf-ı Berhayâ-vâr hulû‘ [u] huşû‘ ile mâdiyâne ubûr edüp ardı sıra kâmil beş yüz aded pür-silâh âteş-pâre gılmân-ı hâssa-i enderûnlar cebe vü cevşene müstağrak olup bunlar dahi rikâb rikâba at başı berâber ubûr edüp dahi akîblerince tokuzar kat mehterhâne-i Cemşîdi segâh faslını üstâdân-ı mehterân çalarak ubûr edüp Serdâ[r]-ı mu‘azzam kal‘a-i Sibin altına vardıkda azamet-i Hudâ kal‘a-i Sibin'den bin pâre balyemez toplara bir fitilden âteş edince gûyâ rûz-ı mahşerden bir gün olup edîm-i arz dir dir ditreyüp Serdâr-ı zafer-şi‘âr bu tertîb üzre serâperdesinde karâr edüp de'b-i şerîfleri üzre summât-ı Muhammedîsi tenâvül olunup herkes haymelerine gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 29a ·
metinde göster ·
… üz yetmiş aded nâmdâr ağaları rikâ[b-ı] Sadrıa‘zama yüz sürüp sâ’ir neferâtları
âdâb
üzre karâr-dâde oldular. Ve yine asâkir-i İslâm alay ile gitmede.
Andan yine asâkir-i İslâm ile kalkup azîm alaylar tenbîh olunup kanûn-ı Âl-i Osmân üzre çet-a-çet mevc ü mevc ve fevc ü fevc asâkir-i İslâm cebe vü cevşene müstağrak olup Budin sahrâsında Kileovası nâm tâ fezâ-yı hâmûn leb-ber-leb cüyûş-ı muvahhidîn olup cemî‘i mîr-i mîrân vüzerâ ve vükelâ ve erbâb-ı dîvân gürûh gürûh giderken cümle ahâlî-i Budin'in sığâr u kibârı serdâr-ı mu‘azzamın istikbâline çıkılu[p] cümle Budin'in on yedi bin kulu pür-silâh olup kat-ender-kat selâma durup cümle yüz yetmiş aded nâmdâr ağaları rikâ[b-ı] Sadrıa‘zama yüz sürüp sâ’ir neferâtları âdâb üzre karâr-dâde oldular. Ve yine asâkir-i İslâm alay ile gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 73a ·
metinde göster ·
… ftâr-ı adû-şikâr ile Âl-i Cingiziyân'dan Semiz Mehemmed Giray Hân gelüp ol dahi
âdâb
[u] erkân ile deryâ-misâl asâkir-i Âl-i Osmân içre güzer ederken otağ-ı hümâyûn …
Yine ol gün iki kerre yüz bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr ile Âl-i Cingiziyân'dan Semiz Mehemmed Giray Hân gelüp ol dahi âdâb [u] erkân ile deryâ-misâl asâkir-i Âl-i Osmân içre güzer ederken otağ-ı hümâyûna müteveccih olup, ammâ müşâhede-i asâkir-i nusret-me’serden bir vecihle dem-beste ve mest [ü] medhûş olmuşdu kim gûyâ Süleymân-ı zamânın serâperdesi kendüye Hazret-i Süleymân'ın bârgâhı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76a ·
metinde göster ·
… rine lâle ve sünbül ve benefşe ve erguvânlar ve gül ü ful ü reyhânlar zeyn edüp
âdâb
üzre illâ yansuru's-sultân deyerek ubûr etdiler.
Cümleden evvel tâ’ife-i akkâmân ve cümle meş‘alciyân meş‘allerinin saplarına gûnâ-gûn atlaslar sarup ve meş‘aller boğazlarına zî-kıymet münakkaş yağlıklar bağlayup ve meş‘allerin içlerine lâle ve sünbül ve benefşe ve erguvânlar ve gül ü ful ü reyhânlar zeyn edüp âdâb üzre illâ yansuru's-sultân deyerek ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54a ·
metinde göster ·
… nüşün tahtgâhında karâr etse cemî‘i kapu kulları ve karaçı halkları el kavşurup
âdâb
üzre herkes yerlü yerlerinde sâkin olup Hân-ı Cem-cenâbın sağ tarafında kalga s …
Evvelâ hân-ı âlîşânlar her kankı görünüşün tahtgâhında karâr etse cemî‘i kapu kulları ve karaçı halkları el kavşurup âdâb üzre herkes yerlü yerlerinde sâkin olup Hân-ı Cem-cenâbın sağ tarafında kalga sultân oturur kim anın bu Kırım ülkesinde tahtgâhı Akmescid şehridir. Andan tâ Kırım'ın cânib-i şarkî nihâyetinde Kiriş kal‘asına ve Güleç köyleri nâhiyelerine varınca üç yüz pâre kurâlara hükm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 125a ·
metinde göster ·
salâtın şurût kuyûduyla Mu‘âz ibn Cebel tezkîr ü ta‘lîminde ta‘assubâne ta‘lîm …
"Peygamberimizin dahi şeyleri budur kim beş vakit önünde ve âhirinde ikişer ve dörder rek‘at namâz-ı sünnet kıla. Ve zekerinin ucunda bî-ma‘nâ eti kesüp sünnet ede" deyü cümle sünen-i müstehıbbât vâcibât salât vudû‘-ı dakîki âdâb-ı salâtın şurût kuyûduyla Mu‘âz ibn Cebel tezkîr ü ta‘lîminde ta‘assubâne ta‘lîm etdikde yine Cingiz Hân:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131a ·
metinde göster ·
… tin sünnetlerini ve altı yerde âbdestin müstehibbâtlarını ve altı yerde vudû‘un
âdâblarını
ve yedi yerde vudû‘un nevâfillerini ve altı yerde mekrûh-ı vudû‘u ve beş yerde …
"Allâh bir peygamber Muhammed hakkâ ki peygamberdir, inandım" dedikde Mu‘âz ibn Cebel ta‘assub edüp hacc-ı şerîfi ve zekerin sünnet etmeği ve salâtın sekiz şartını ve salâtın altı aded erkânını ve yedi aded vâcibâtlarını ve on dör[d] yerde salâtın sünnetlerini ve yigirmi beş yerde müstehibbâtlarını ve on iki yerde salâtın mekrûhâtını ve on dörd yerde salâtı fesâd eden sebebleri ve dörd yerde âbdestin farzlarını ve on yerde âbdestin sünnetlerini ve altı yerde âbdestin müstehibbâtlarını ve altı yerde vudû‘un âdâblarını ve yedi yerde vudû‘un nevâfillerini ve altı yerde mekrûh-ı vudû‘u ve beş yerde menhiyyât-ı vudû‘u ve yedi yerde nevâkız-ı vudû‘ları ve üç yerde guslün farzlarını ve altı yerde guslün sünnetlerini ve on iki yerde gusl îcâb eden sebebleri ve dörd yerde gusl etmenin sünnetlerin.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b ·
metinde göster ·
"Bunlardan biri eksik olup bu âdâbları şurût [u] kuyûdlarıyla bilmeyenin salâtı sahîh olmayup îmânı dürüst olup mü’min ve muvahhid olup peygamberimize ümmet olamaz" deyü Cingiz Hân gibi dağ âdemisi pâdişâha bu gûne sarpa çeküp cevâb verince Cingiz Hân eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b ·
metinde göster ·
Ammâ her bir dıraht-ı azîmlerin ve her bir serv şecerlerinin kalınlıkları ikişer üçer âdem kucaklar serv-i ahdar-gûnlardır, zîrâ bu servlerin cümlesi biner yıl mu‘ammer olmuş dıraht-ı serâmedlerdir kim aslâ birisinin haşebleri perîşân değildir. Hemân sebiz-gûn zümürrüd-vâr serâmed servlerdir. Cemî‘i ber-tertîb âdâb üzre huzûr-ı Hakk'a el kavşurup tâ‘at-i Hakk kulluğuna bel bağlayup dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 324a ·
metinde göster ·
… ha revâne olup hakîri ma‘an huzûr-ı pâdişâhîye götürürken bâğçe-i hâssda hakîre
âdâb-ı
meclisi sehel işrâb edüp andan Yıldırım Hân kasrında pâdişâha varup miftâhları …
"Gazânız mübârek ola kim bir sâl-i gazâda hem Kandiye fâtihi oldun ve hem Manya vilâyeti gibi bir mülke Âl-i Osmân pâdişâhını mâlik etdin" dediğimde sürû[r u] safâsından at deyüp telhîsî ileri gidüp kendüler dahi sa‘âdetlü pâdişâha revâne olup hakîri ma‘an huzûr-ı pâdişâhîye götürürken bâğçe-i hâssda hakîre âdâb-ı meclisi sehel işrâb edüp andan Yıldırım Hân kasrında pâdişâha varup miftâhları ve Manya kal‘ası tasvîrlerin huzûr-ı pâdişâha koyup pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri miftâhın safâsından ve kal‘anın eşkâl-i resminden hazz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 380a ·
metinde göster ·
üzre oturup hakîrin Sûre-i Nebe’'de kalmış Q 99b bir hatm-i şerîfi tamâm edüp …
Pây-i sa‘âdetleri cânibinde müvâce[he]-i şerîflerine varup cümlemiz âdâb üzre oturup hakîrin Sûre-i Nebe’'de kalmış Q 99b bir hatm-i şerîfi tamâm edüp savâbın rûh-ı şerîflerine hibe eyleyüp şefâ‘atlerin ricâ eyleyüp taşra câmi‘e varup ibâdet etdik. Ve ol gece anda mihmân olup ahâlî-i karye elli tavuk ve bir koyun ve beş hımâr yükü nîlgûn taşlar getirdiler. P 99b Hakîr dücâcların ve ganemin bahâların verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y234a ·
metinde göster ·
… a varup âsitâne-i hâssasın bûs edüp ba‘dehu ber-zânû olup andan ber-kıyâm durup
âdâb-ı
huşû‘ ile,
Hamd-i Hudâ yine benî âdemde merhamet var imiş. Darb-ı meseldir kim yerde yatan yüzü kimse basmaz, derler. Gerçek imiş, kırk elli bin huccâcın izdihâmı içre tâ şebeke-i Resûlullâh'da huzûr-ı müvâcehe-i Resûlullâh'a varup âsitâne-i hâssasın bûs edüp ba‘dehu ber-zânû olup andan ber-kıyâm durup âdâb-ı huşû‘ ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y278b ·
metinde göster ·
… başıma gelüp ihlâs-ı şerîfde kalmış bir hatm-i şerîfi tamâm edüp yine gerü gerü
âdâb
üzre gidüp inşâ’allâh ale't-tertîb ne gûne ziyâret olunur mahallinde beyân olun …
Ba‘de zamânın aklım başıma gelüp ihlâs-ı şerîfde kalmış bir hatm-i şerîfi tamâm edüp yine gerü gerü âdâb üzre gidüp inşâ’allâh ale't-tertîb ne gûne ziyâret olunur mahallinde beyân olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y278b ·
metinde göster ·
hulû‘ [u] huşû‘ ile iki ellerin göğsüne koyup vara. Zîrâ Sened-i âlem ve Mefhar …
Anda delîl kırâ’at ederse kırâ’at ederek âdâb-ı hulû‘ [u] huşû‘ ile iki ellerin göğsüne koyup vara. Zîrâ Sened-i âlem ve Mefhar-i benî âdem huzûruna varırsın kim şefâ‘at ricâ etsen gerek. Hemân ki şebekeye yakın vardıkda âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y288b ·
metinde göster ·
… de âsûdelerdir. Bunların dahi müvâce[he]-i şerîflerine Q 120a varıldıkda yine
âdâb
üzre,
Bu âhir mısra‘ nass-ı kâtı‘dan (dan). Bundan gayri Hazret-i [[(---) (---) (---)]] [rahmet]ullâhı aleyh. Bunların muvâcehesinden yine cânib-i şarka iki adım gidüp, [[(---) (---) (---)]] anlar dahi Resûl-i Ekrem ile bir yerde âsûdelerdir. Bunların dahi müvâce[he]-i şerîflerine Q 120a varıldıkda yine âdâb üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289b ·
metinde göster ·
… değildir. Zer-ender-zere müstağrak sandûkaları ile âşikâredir. Bu mahalle dahi
âdâb
ile gelüp bu du‘âyı okuya,
Ziyâret-i Hazret-i Fâtımatü'z-Zehrâ binti Hazret-i Risâlet-penâh: Bunlar dahi Hazret-i Risâlet-penâhın kubbesi sâhası dâhilinde Y 290a başka şebeke içindedir. Ammâ şebekelerinin kıble cânibi Resûl-i Hudâ'nın şebekesine muttasıldır. Ammâ kendüleri Hazret-i Resûl gibi cibinlik içinde değildir. Zer-ender-zere müstağrak sandûkaları ile âşikâredir. Bu mahalle dahi âdâb ile gelüp bu du‘âyı okuya,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289b–Y290a ·
metinde göster ·
üzre avdet edüp hakîr taşraya çıkup yine müvâce[he]-i Resûlullâh'a geldim. Bu m …
Hamd-i Hudâ bu tertîb üzre ziyâret edüp âdâb üzre avdet edüp hakîr taşraya çıkup yine müvâce[he]-i Resûlullâh'a geldim. Bu mahalde şebeke-i Resûl üzre altun ile tahrîr olunmuş celî hüsn-i hatlar var kim ta‘bîr olunmaz. Evvelâ:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y292a ·
metinde göster ·
vardır. Vakt-i seherde hevâ mu‘tedil iken yalın ayak başı kabak Sûre-i Mekâbir …
Ammâ bu mahalli ziyâret etmede bir âdâb vardır. Vakt-i seherde hevâ mu‘tedil iken yalın ayak başı kabak Sûre-i Mekâbir okuyarak bu meşhedistânı ziyâret edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edesin. Ammâ vakt-i zuhurda yalın ayak gezilmez, zîrâ zemîn âteş gibi yanar. Müsta‘mel pâypûş geyüp ziyâret etmek iktizâ eder. Eyle olsa bî-edeplik olmuş olur. şart seheri ziyâret etmek gerekdir. Ba‘zı kimesneler bu binâ olunan dîvâr üzre pabucile yürüyüp ziyâret eder, gam değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y303a ·
metinde göster ·
… ûn-ı sahâbe ile mülemmâ‘ olmuşdur. Tebevvül [ü] tegavvuzdan hazer Y 303b edüp
âdâb
üzre ziyâret etmek gerekdir, ve's-selâm. Zîrâ bu fezâya şühedâ Tarlası derler. …
Ve bu dîvârın bir ucu tâ cebel-i Uhud dâmeninde Hazret-i Hamza şehîd olduğu mahalle varır. Bir ucu yine Hazret-i Hamza âsitânesine karîb varır. Bu sahrâ serâpâ hûn-ı sahâbe ile mülemmâ‘ olmuşdur. Tebevvül [ü] tegavvuzdan hazer Y 303b edüp âdâb üzre ziyâret etmek gerekdir, ve's-selâm. Zîrâ bu fezâya şühedâ Tarlası derler. Niçe bin cân u baş oynamış tarladır. Mahsûlü du‘â hırmeninde derilir kim Hadîs:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y303a–Y303b ·
metinde göster ·