… ilm-i hendesede üstâd-ı kâmil mi‘mâr ve ummâl ve bennâlarından on kerre yüz bin
âdem cem
‘ olup tâli‘-i imâreti seretân olsun deyü tenbîh edüp Edirnekapusu cânibinde bir …
Bânî-i sâbi‘: Binâ-yı şehr-i Makdon hakkında cemî‘i müvverrihân-ı mütekaddimîn tahrîrleri üzre İslâmbol sûrunun ve Ayasofya binâsının keyfiyyet-i binâsı bu yüzden tafsîl [ü] beyân ederler kim yedinci 10b kerrede ta‘mîr [ü] termîm eden Ebü'l-beşer Hazret-i Âdem Safî aleyhi's-selâm vech-i arza hübût etdükden sonra beş bin elli iki sene mürûr etdükde Yanko ibn Mâdyân'ın nebîresinden Vezendon nâm bir pâdişâh-ı zîşân zuhûr edüp cihâna ferr ü şevket salup cemî‘i memâlik-i Rûm'a ve bilâd-ı Frengistân ve Kızılelma'ya ve diyâr-ı Alman'a ve Karaman ve Yûnâniyan'a ve Bahr-i Rûm içre ve Ummân [u] Okyûnûs'da olan cümle cezâyirâta ve sâhil-i bahreynde olan bi'l-cümle memâlik-i mahrûse kılâ‘lara hükmü câri olup bi't-tamâm mülûk-i âfâk fermânına râm oldukdan sonra şehr-i Makdon'a gelüp gördü kim dedesi Yanko'nun binâ etdüği o şehr-i kadîm harâb [ü] yebâb olmuş, hemân sâ‘at Makdon'da meks edüp cemî‘i hukemâ ve kehene ve âsafları ile meşveret edüp cümle memâlik zabtı içün İslâmbol'u tahtgâh edinmek içün binâsına şürû‘ etdükde rû-yı arzda fermân-beri olan pâdişâhlara haber gönderüp her diyârın ilm-i hendesede üstâd-ı kâmil mi‘mâr ve ummâl ve bennâlarından on kerre yüz bin âdem cem‘ olup tâli‘-i imâreti seretân olsun deyü tenbîh edüp Edirnekapusu cânibinde bir rasad peydâ edüp bir mîl minâre üzre bir nâkûs ihdâs edüp âmâde idi. Sa‘d sâ‘at oldukda ol çanı çalup cemî‘i bennâlar ellerinde olan taş ve kireçleri zemîne bırağup esâs etmeğe muntazır dururlardı. Hikmet-i Hudâ bir leylek bir yılanı şikâr edüp ber-hevâ âşiyânına getirirken ol yılan leylek murgunun minkârından rehâ bulup hikmet-i Rabbânî mezkûr rasad çanının üzerine yılan düşünce çan çalınup cemî‘i ummâllar ellerinde olan hacerâtları ve cibs-i Horasânîleri zemîne bırağup tarfetü'l-ayn içre esâs-ı sûr bir zirâ‘-ı melikî zemînden âlî oldu. Cemî‘i müneccimîn ve kehhânîn
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a–10b ·
metinde göster ·
… -i İslâmbol içün imdâd teklîf olunup deryâ-misâl bennâ ve ummâller ile niçe bin
âdem cem
‘ olup Sultân Murâd Hân Revân fethine revâne olup feth edüp gelince bir senede K …
"Sultânım İslâmbol tokuz kerre amâr ve tokuz kerre harâb olmuşdur. Ammâ dest-i Âl-i Osmân'daki gibi ilâ-hâze'l-ân bir zamânda böyle harâb olmamışdır kim her ne cânibinden olursa dost [u] düşman der [ü] dîvârlarının münhedim olan yerlerinden arabalar ile girüp çıkılır. Ekâlîm-i seb‘a pâdişâhları mâbeyninde hasretü'l-mülûk bir İslâmbol ola ve pâ-yı taht-ı Âl-i Osmân ola, lâyık değildir kim sizin zamân-ı hükûmetinizde bu kal‘a böyle harâb [ü] yebâb ola. Ve bu kadar bin yıldan berü cümle der [ü] dîvârları siyâh-rû kala. Dîn-i mübîn gayretine ve Âl-i Osmân şevketine şunun ta‘mîr [ü] termîmine bezl-i himmet buyurun. Pâdişâh-ı zıll-ı İlâh inşâ’allâh Revân'dan mansûr [u] muzaffer geldükde âşiyânı olan Belde-i Tayyibeyi dürr-i beyz-âsâ gördükde cihân cihân safâlar kesb edüp inşâ’allâh hidmetiniz mukâbelesinde ihsân-ı azîmeye mazhar olup inkırâzu'd-devrân nâm-ı şerîfiniz hayr ile yâd olunur" dedükde cümle huzzâr-ı meclis taraf taraf ma‘kûl deyüp derhâl pederimiz bu niyyete El-Fâtiha deyüp seb‘ü'l-mesânî kırâ’at olundukda derhâl İslâmbol mollâsı ve Eyyûb ve Galata ve Üsküdar mollâlarının dördün dahi cem‘ edüp ve şehremînin ve dör[d] mi‘mârbaşı ve sekbânbaşı ve'l-hâsıl cemî‘i ser-i kârda olan iş erlerine fermân olunup İslâmbol'un cümle dörd bin yedi yüz mahallesinin imâmlarına tenbîh ü te’kîd olup ta‘mîr ü termîm-i kal‘a-i İslâmbol içün imdâd teklîf olunup deryâ-misâl bennâ ve ummâller ile niçe bin âdem cem‘ olup Sultân Murâd Hân Revân fethine revâne olup feth edüp gelince bir senede Koca Bayram Paşa İslâmbol'u ve Galata kal‘aların ve cemî‘i câmi‘-i selâtînleri ta‘mîr ü termîm edüp İslâmbol henüz bir tim iken beyâz bir dürr-i yetîm olup ahâlî-yi İslâmbol'dan kesâfet gidüp ferahnâk oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
… im zabtı rabtları müşkil oldu. Zîrâ ekâlîm-i seb‘adan çemapur askeri-misâl benî
âdem cem
‘ olmuş idi.
Evvelâ şehr-i İslâmbol üç senenin içinde ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân olup ol kadar âdem deryâsı oldu kim zabtı rabtları müşkil oldu. Zîrâ ekâlîm-i seb‘adan çemapur askeri-misâl benî âdem cem‘ olmuş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 33a ·
metinde göster ·
… inin leyle-i kadrinde Ayasofya-i Kebîr'de her sene üç gece ihyâ olunup niçe bin
âdem cem
‘ olur. Hakîr ol asırda merhûm u mağfûrun-leh üstâdımız Evliyâ Efendi'den hıfzı …
Sene 1045 Ramazân-ı şerîfinin leyle-i kadrinde Ayasofya-i Kebîr'de her sene üç gece ihyâ olunup niçe bin âdem cem‘ olur. Hakîr ol asırda merhûm u mağfûrun-leh üstâdımız Evliyâ Efendi'den hıfzı tekmîl edüp sekiz sâ‘atde kerrâtile hatm-i şerîf edüp Seb‘a kırâ‘atin dahi me’hazları ve Şâtıbî kitâbıyla tekmîl edüp Aşere kırâ’atine şürû‘ etmişdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 68b ·
metinde göster ·
… vezni üzre velvele ve gulgule olup Atmeydânı'nda âlât-ı silâh ile niçe yüz bin
âdem cem
‘ olunca Abdürrahîm Efendi'den istiftâ edüp Koca Vezîr ve Kara Murâd Ağa ve Emîr …
"Bire, Sultân İbrâhîm Sırçasarâydan rehâ bulup hapsden kaçup bostâncı ocağına dahl düşüp kulun bir fırkası yine İbrâhîm Hân'ı istermiş" deyü İslâmbol içre azîm vezni üzre velvele ve gulgule olup Atmeydânı'nda âlât-ı silâh ile niçe yüz bin âdem cem‘ olunca Abdürrahîm Efendi'den istiftâ edüp Koca Vezîr ve Kara Murâd Ağa ve Emîr Paşa ve niçe iş erleri {Hünkâr'dan hat alup} Sırçasarâya cem‘ olup Koca Vezîr, Cellâd Kara Alî'yi hezârân deyenek ile ura ura Sırçasarâya koyup Cellâd Kara Alî Bismillâh deyüp içeri girince mazlûm İbrâhîm Hân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 78b ·
metinde göster ·
… tertîb dizilmiş bir mesîregâh yerdir kim her ıyd-ı şerîfin ikinci günü niçe bin
âdem cem
‘ olurlar}. Her biri deryâya nâzır olup âsûde yatırlar. Âl-i Osmân pâdişâhının b …
Ve bu toplar cümle çınâr-ı müntehâlar ve serv-i serâmedler ve şecer-i ohlamur ve bîd-i sernigûnlar sâyesinde ale't-tertîb dizilmiş bir mesîregâh yerdir kim her ıyd-ı şerîfin ikinci günü niçe bin âdem cem‘ olurlar}. Her biri deryâya nâzır olup âsûde yatırlar. Âl-i Osmân pâdişâhının bir hazîne-i azîmi dahi bu top-ı kûplerdir kim bir pâdişâh mâlik değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu Seydî Battâl Şâm'ı feth edüp Üsküdar'ın bu minvâl üzre imâretin işidüp başına gâziyândan yedi yüz âdem cem‘ edüp ale'l-gafle Üsküdar'ı basup Kızkullesi'ne kayık ile geçüp Kanator Kıral'ın kızın ve cümle cevâhirlerin alup niçe bin küffârı kırup Üsküdar'ı feth eder. Üsküdar bâğçesi yerinde ibâdet edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 141b ·
metinde göster ·
… da Cîze şehrinde medfûndur. 156a Yılda bir kerre mâh-ı Temmûz'da niçe yüz bin
âdem cem
‘ olup âsitânesinde mevlûdu'n-nebî olur, ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır kim Ebû Hirr …
Esnâf-ı muhaddisîn: Nefer 60, bunlar dahi kadı‘asker ile sefer eşerler. Pîrleri Ebû Hüreyre'dir. Kabri Mısır'da Cîze şehrinde medfûndur. 156a Yılda bir kerre mâh-ı Temmûz'da niçe yüz bin âdem cem‘ olup âsitânesinde mevlûdu'n-nebî olur, ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır kim Ebû Hirre olduğıyçün niçe yüz bin kedi vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155b–156a ·
metinde göster ·
… ûb'da yüz aded kârhâne-i münakkaşlardır kim ıydeynin üçüncü günlerinde niçe bin
âdem cem
‘ olup yoğurd ve kaymak tenâvül ederler. Bu lezîz yoğurd meğer Bingöl yaylasında …
Esnâf-ı cümle yoğurdcıyân: Kârhâne 500, neferât 1600, bu tâ’ife Eyyûb'da yüz aded kârhâne-i münakkaşlardır kim ıydeynin üçüncü günlerinde niçe bin âdem cem‘ olup yoğurd ve kaymak tenâvül ederler. Bu lezîz yoğurd meğer Bingöl yaylasında ola, gâyet lezîzdir. Ba‘zı cânlar Eyyûb Sultân'ın kerâmetiyle lezîz olmuşdur, derler. Zîrâ anın şehrinde hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167b ·
metinde göster ·
… ır. Yılda bir kerre rûz-ı Nevrûz'da bir gün bir gece Mevlûd-ı Nebî olup yüz bin
âdem cem
‘ olup bey‘ [ü] şirâ olup âsitânesinde niçe bin mır mırnâv der kediler vardır. R …
Hazret-i Risâlet bunlara Ebû Hüreyre künye kodular. Zîrâ her Sahâbeye birer hüsn-i lakab korlardı. Bunlar kuttaya {ya‘nî kediye} mahabbet etdiklerinden Ebû Hüreyre lakab komuşlardır. Yılda bir kerre rûz-ı Nevrûz'da bir gün bir gece Mevlûd-ı Nebî olup yüz bin âdem cem‘ olup bey‘ [ü] şirâ olup âsitânesinde niçe bin mır mırnâv der kediler vardır. Râvî-i hadîs ulu sultândır. Cild-i sânîmizde evsâf-ı ziyâretgâhda mevlûdu ve yerden âdem kemikleri zâhir olduğu mufassal tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 196a ·
metinde göster ·
… ultân hazretlerinin "Erguvan Cem‘iyyeti" faslı olup cemî‘î diyârdan deryâ-misâl
âdem cem
‘ olup bir cem‘iyyet-i kübrâ olur kim meşhûr-ı âfâkdır, ta‘rîf ve tavsîfi mümkün …
Eğer bu hânedânların cümlesin tarz-ı tarhıla ilmimiz lâhık olduğu mertebe tahrîr etsek başka bir sa‘âdetnâme olur. Ammâ bu şehr cümle yüz yetmiş altı mahalle-i müslimîndir ve yedi mahalle Ermeni'dir ve tokuz mahalle Rûm keferesidir ve altı cemâ‘at Yahûdîlerdir ve bir mahalle Kıptîlerdir ve bir mahalle miskînler başka semtdir, Murâdiyye râhı üzredir. Bu aşağı şehr bir düz yerde vâkı‘ olup kal‘a-i bâlâ dâmenine vâkı‘ olan hâneler ve imâretler ve Ulu Câmi‘ semtleri mürtefi‘ yere vâkı‘ olmağıla bir sâ‘at ba‘îd şimâl tarafında Filedâr sahrâsından bu şehre nazar olunsa dâmen-i Cebel-i Ruhbân'da rasâs-ı nîl-gûn ile zeyn olmuş şems-i âteş-tâbın şu‘lesi bu şehre pertev urdukda hân ve hammâm ve mesâcid ve câmi‘-i selâtînlerin ve gayrı hayrat [u] hasenâtların ve yine kurşum örtülü sûk-ı sultânîlerin kat-ender-kat zeyn olduğun âdem görünce hayrân kalır. Zirâ bu şehr, Filedâr sahrâsından acâ’ib mehâbet üzre nümâyândır kim temâşâ etdiğimiz belde-i azîmlerin birine müşâbeheti yokdur ve üzerinde nûr şa‘şa‘a verir bir rûhâniyyetli şehr-i kadîmdir. Zirâ bunda olan kibâr-ı evliyâullah, müfessirîn ve muhaddisîn ve musannifîn gayrı diyâ[r]larda yokdur, illâ meğer Bağdâd-ı behişt-âbâd ola. Ve bu şehrin cânib-i cenûbunda cebel-i Ruhbân[da] kân-ı ma‘den-i âb-ı hayvân vâkı‘ olmağıla ol cebel-i âlîden bin altmış aded ism [u] resmiyle ma‘lûm âb-ı hayât, uyûn-ı câriyeler cereyân ederek bâlâda tahrîr olunan sarây-ı âlîlere kehrîz ve kana (?) ve kanavâtlar ile hâneden hâneye cereyân edüp cemî‘î imâretleri saky edüp uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehrdir. Vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûre ve hadâyık [u] bostânı meşhûre nümûne-i behişt-i câvidânîdir. Ve eşcâr-ı müsmirrâtı ve gayrı müsmirresi ve ezhâr-ı bî-pâyânı, bâ-husus dıraht-ı şükûfe-i erguvânı firâvân olur kim senede bir kerre Emîr Sultân hazretlerinin "Erguvan Cem‘iyyeti" faslı olup cemî‘î diyârdan deryâ-misâl âdem cem‘ olup bir cem‘iyyet-i kübrâ olur kim meşhûr-ı âfâkdır, ta‘rîf ve tavsîfi mümkün değildir. Ancak ol cem‘iyyet-i azîm, rûhâniyyet-i Emîr Sultan ile olur. Böyle bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr, buk‘aları hûb ve halkı mahbûb u merğûb mezra‘aları vâfir ve berekâtları mütekâsir ve ni‘metleri firâvân ve mâ-i nâbları revân olmuş, hâneden hâneye suları cereyân etmiş şehr-i müzeyyendir kim Anadolu arzında bilâd-ı seb‘anın biri dahi bu Bursa şehridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223b ·
metinde göster ·
… -ı temmûzda kiraz mevsiminde cümle İslâmbol'dan ve gayrı büleydelerden niçe bin
âdem cem
‘ olup çadırlarında bir sâz [u] söz u ayş ve nûş edüp kırk gün kırk gice leb-i d …
Evsâf-ı âb-ı müshilât, İçme : Her sene mâh-ı temmûzda kiraz mevsiminde cümle İslâmbol'dan ve gayrı büleydelerden niçe bin âdem cem‘ olup çadırlarında bir sâz [u] söz u ayş ve nûş edüp kırk gün kırk gice leb-i deryâda top u tüfenk ve fişenk şâdmânları olur kim diller ile ta‘bîr ve tavsîf olunmaz. Ehl-i derd olup ahlât-ı fâside marazına mübtelâ olanlar bunda üç gün üç gice İçme suyından nûş edüp bi-emrillahi Te‘âlâ kimi istifrâğ edüp sarı sarı ve yeşil yeşil safrâ ve sevdâ ve balgam ve ahlâtlar çıkar kim râyiha-i habîsinden âdem helâk mertebesine varır. Ba‘zı âdemin aşağısından safra ve sevdâ ve ahlât ve kara balgam ve namazbur ve okran ve sîrence nâm emrâz-ı muhtelifeler çıkar kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ba‘zısından bilâ-teşbîh, tesbîh gibi dizilmiş çıkınca çıkınca şeyler çıkup kırkar ellişer boğum bağırsak-misâl çıkıları çalılara sererler, gelüp gidenler temâşâ ederler. Aceb hikmetdir kim 242b ba‘zı çıkıları yarup içinden niçe yüz siyâh başlı kurdlar ve kelebek misillü mahlûk haşerâtlar çıkar. Bir yalçın kayadan kaynayup çıkar. Berrâk ve latîf sudur ammâ sehel şûrcadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 242a–242b ·
metinde göster ·
… ûr ü âbâdân kurâlar olmağıla bu vâdîde haftada bir bâzâr-ı azîm olur kim on bin
âdem cem
‘ olur ve bu mahalde olan büleyde-i ma‘mûre-i Tarabefzûn'da Hâtûniyye nâmıyla ma …
Evsâf-ı Polata bâzârı : Bu dahi Tarabefzûn hükmünde nâhiye ve subaşılıkdır. Etrâf [u] eknâfında niçe yüz pâre ma‘mûr ü âbâdân kurâlar olmağıla bu vâdîde haftada bir bâzâr-ı azîm olur kim on bin âdem cem‘ olur ve bu mahalde olan büleyde-i ma‘mûre-i Tarabefzûn'da Hâtûniyye nâmıyla ma‘rûf Selîm Hân-ı Evvel vâlidesinin evkâfıdır. Mütevellî subaşısı hükm eder. Ve bunda bir limân-ı azîm vardır. Bahr-i siyâh mellahları mâbeyninde Polata limanı demekle meşhûr-ı âfak liman-ı ma‘mûredir. Ve sekiz rûzgârdan emîn a‘lâ demir dutar yataklı liman-ı latîfdir. (---) Andan (---) mil
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 248b ·
metinde göster ·
… ve müstahkem binâ-yı azîm hândır. Her bâzâr günlerinde bu hân önünde beş on bin
âdem cem
‘ olup azîm bâzâr olup herkes metâ‘ın bey‘ [u] şirâ ederler ve cümle üç yüz ma‘d …
Ve cümle (---) hândır. Evvelâ Kadızâde Mehemmed Çelebi, câmi‘ine muttasıl bir hân-ı azîm binâ edüp câmi‘ine vakf etmişdir. Cümleden metîn ve müstahkem binâ-yı azîm hândır. Her bâzâr günlerinde bu hân önünde beş on bin âdem cem‘ olup azîm bâzâr olup herkes metâ‘ın bey‘ [u] şirâ ederler ve cümle üç yüz ma‘dûd dükkânlardır. Ve bir müzeyyen kârhane-i bezzâzistânı var, mahkemeye muttasıldır. Câbecâ kahvehâneleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327b ·
metinde göster ·
… lahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar
âdem cem
‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘ …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… ile hizmet ederler. Ammâ bir yumurta bir akçeye almak ile âdemin başına kafadâr
âdem cem
‘ olmaz. Eğer olursa iş başa düşünce yâr olmaz. Ammâ her hayme ve hargâhda avret …
Nasîhatnâme-i netîce (---) Benim izzetli peder-i azîzîm! Eğer düşmandan suhûletle intikâm alup kelle kurtarmak murâdınız ise adl-i adâlet ederim, deyü tâ Üsküdar'a {varmayınız}. Bu pendlerim eğer makbûl-i şerîfiniz olursa işte bu ciğeri pür-hûn ehl-i hâlim evlâdı ve kardaş yoldaşım olan Vezîria‘zam Sâlih Paşa ve kethüdâsı İbrâhîm Paşa ve Sâlih Paşa karındaşı Murtazâ Paşa gibi veliy-yi ni‘am-ı akrân [u] emsâlden ayrılmış oğlun Mehemmed fakîr hâlâ on iki bin askerle Engürü altında Kütâhiyye'den ma‘zûl Küçük Çavuş Paşa ve Kethüdâzâde Bâkî Paşa ve Dede Osmân Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ve niçe umerâlar hâlâ benimle inüp binerler. Engürü'ye kapanmak murâd etdim idi. "El‘abdü yüdebbirü vallahu yukaddiru" mazmûnunca hikmet-i Hudâ kal‘adan taşra bulunup kal‘ayı üzerime sedd edüp askerimi kırmağa nefîr-i am edüp ahır hamd-i Hudâ halâs olup Istanoz nâm kasabada Mustafâ Ağa nâm bir kapucubaşı emr-i pâdişâhîler getirüp bizi Kars'a göndermek isterler. Emirlerine ığmâz edüp hâlâ Murtatova nâm sahrâlarda serserî olup cenâb-ı şerîfinize intizâr çeküp gezeriz. Böyle olmadan ise ölmek nûrun alâ nûrdur. Hemân Eskişehir altına bu kadar deryâ-misâl asker ile varalım, uralım, yakalım, yıkalım, günden güne cem‘ olalım. Asalım, basalım, keselim, alalım, askere verelim. Kapularımız askeri bilsinler kim celâlî olup ısyân etdiğimiz cümlesi suçlu olup kümeden ayrılamayup cân baş ile hizmet ederler. Ammâ bir yumurta bir akçeye almak ile âdemin başına kafadâr âdem cem‘ olmaz. Eğer olursa iş başa düşünce yâr olmaz. Ammâ her hayme ve hargâhda avret ve oğlan mubâh gerekdir. Böyle olursa bir hayli devletimiz mümtedd olup inşâallah kellemiz kurtarup düşmanlarımızdan intikâmlar alup Âsitâne tarafında ahvâl-i devlet bergeşte olup emîndir kim fülk-i kec-reftâr vefk-i murâdımız üzerine deverân ide ve illâ bundan gayre ilâc yokdur. Ve illâ kendi askerinizle başınıza tedârikiniz görün. Eğer böyle olmaz derseniz mektûb-ı muhabbet-üslûbumuz küstâhâne tahrîr olunmuşdur, dâmen-i afv ile setr edüp ale't-ta‘cîl yine mefhûmun bu cânibe mektûbumuz îsâl eden Evliyâ Çelebi kulunuz ile mefhûmun bu cânibe i‘lâm buyurasız. Bâkî olasız bâkî ve's-selâm, ale'l-kâmilîn el-âmilîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 361b ·
metinde göster ·
… az. Ammâ lâtif muhayyeri olur. Bâzâr-ı azîmde her hafta etrâf kurâlardan on bin
âdem cem
‘ olur. Hâlâ bu şehr Anadolu eyâleti hâkinde Engürü sancağı hudûdunda Âsitâne-i …
Ahvâl-i pür-me’âl-i Bebekbâzârı: İbtidâ bânisi ma‘lûmum değildir. Lâkin ibtidâ fâtihi Kütâhiyye pâdişâhlarından Germiyânoğlu Ya‘kûb Şâh'ın vezîri Dinar Hezâr feth etmeğile Germiyân Hezârı derler. Ammâ şehrinin ulemâ ve zurefâları şehr-i Bebekbâzârı derler. Amma lisân-ı Etrâk'da Beğbâzarı derler. Hakkâ ki haftada bir gün güzel müzeyyen bâzârı durup cemî‘î zî-kıymet [ü] bî-kıymet bulunur. Ammâ cümle halkının kâr [u] kesbleri tiftik keçisi olmağıla sûf ipliği çok füruht olunur. Ammâ meterisi var deresinde niçe bin kantar sûf ipliği bey‘ ve şirâ olunur. Lâkin sofî olmaz. Ammâ lâtif muhayyeri olur. Bâzâr-ı azîmde her hafta etrâf kurâlardan on bin âdem cem‘ olur. Hâlâ bu şehr Anadolu eyâleti hâkinde Engürü sancağı hudûdunda Âsitâne-i sa‘âdetde her kim şeyhülislâm ise anların hâssıdır kim hâss-ı hümâyûndan ifrâz olunup müftî tarafından subaşısı hâkimdir ve yüz elli akçe ile sadaka olunur kazâdır. Senevî kadısına yedi kîse hâsıl olur şerîf kazâdır. Ve cümle (---) aded kurâları vardır. Ve damga emîni ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Lâkin dizdârı ve kal‘a neferâtları yokdur. Zirâ kal‘ası bir kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî ilhaf taş dîvârlı bir ince kal‘a olmak ile ma‘mûr olmayup neferâtı yokdur. Kal‘a kayası bir dere içine vâkı‘ olmuş kal‘anın iki cânibi balık arkası gibi bir sırtlı kaya üzre kal‘acıkdır. Cirmi ne mikdâr olduğu ma‘lûmum değildir. Aşağıda şehri iki dere-i vâsi‘ içinde cümle yigirmi mahalle ve kırk bir mihrâbdır. Lâkin selâtîn câmi‘leri gibi mükellef câmi‘leri yokdur. Evvelâ çârsû içinde (---) câmi‘i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 367a ·
metinde göster ·
… n'ı pâdişâh ederiz" deyüp cümle ibâdullah silâhlanup Atmeydânı'nda niçe yüz bin
âdem cem
‘ olunca Abdürrahîm Efendi şeyhülislâm idi, andan fetvâlar alup Koca Mevlevî Vez …
Hikmet iki kerre varmak müyesser olup âhir[i] mezkûr fetret mahallinde cezîre-i Girid'den feryâdcılık ile kul kethüdâsı Kara Murâd Ağa geldikde Murâd Ağa'dan bin kîse ve bu kadar şemmâme amber ve yetmiş tahta semmûr-ı bî-nûr kürk ve iki haseki câriye-i duhter-i pâkize-ahter taleb etdiler. Hemân Murâd Ağa cümle yeniçeri odalarına ve sipâh ağalarına haber edüp cümle sipâh Atmeydânı'na ve cümle yeniçeri Etmeydânı'na cem‘ olup guluvv-ı âm ile Allah Allah diyerek cümle asâkir-i İslâm yek-dil [ü] yek-cihet olup Sultân İbrâhîm Hân-ı mazlûmu sırça sarâyda haps edüp yerine ciğer-kûşesi Mehemmed Hân'ı pâdişâh edüp cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ bî‘at edüp Mehemmed Hân müstakil pâdişâh olup Mevlevî Koca Dervîş Mehemmed Paşa vezîria‘zam olup Kara Murâd Paşa yeniçeri ağası olup Tezkireci Vezîria‘zam Ahmed Paşa ihtifâ etdi. Ertesi ale's-sabâh Ahmed Paşa'yı (---)(---) hânesinde muhtefî bulup Koca Vezîr, Şehzâdebaşı'ndaki hânesinde ma‘nûken katl edüp ale's-seher leşini at hamalları Atmeydânı'na bırağup ol guluvv-i âmda Mülakkab oğlan püzevengi İslâmbol mollasın Yeni Câmi‘de ulemâ mâbeynine komayup "Vurun mel‘ûnu" dediklerinde Yeni Câmi‘ nerdübanları üzre askerî tâ’ifesi kılıç üşürüp pâre pâre ederek leşini Ahmed Paşa na‘şesinin yanına bırakdıklarında cümle asker dahi Ahmed Paşa'nın leşine kılıç üşürüp niçe bin pâre etdiklerinde "Hezârpâre Ahmed Paşa" derler. Cümle yağın dâ’-i devâdır deyü sızı içün semin ve semenin yağmâ edüp ân-ı sâ‘atde üstühânları kaldı. Ba‘dehû Cinci Hoca'yı katl edüp üç bin kîse mâlı kalup bu kadar mâl [u] emlâkin mîrîye zabt etdiler. Hattâ hakîre verdiği atı emîr-i ahûr tarafından su’âl etdiler. Hakîr aslâ vücûd vermeyüp ata binüp İslâmbol içre reftâr ederdim. Ba‘dehû cümle musâhib-i bed-hâhların kimin katl ve kimin nefy-i beled ve kimin azl-i ebed etdiler. Hattâ musâhibe avretlerden Şekerpâre Bola vâlidemiz şekilliyi Mısır'da İbrim'e nefy etdiler. Ve Melekî Bola'yı nefy edüp sâ’ir nisvânları ve sâhib-isyân-ı bed-hâhları Eski Sarây'a nefy edüp her bir hasekiyi birer vüzerâ ve a‘yân [u] eşrâfa verdiler. Ertesi ale's-sabâh alay-ı azîm ile Sultân Mehemmed Hân'ı Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri ziyâretine götürüp anda kılıç kuşadup alay ile Mehemmed Hân'ı Edirnekapusu'ndan berü getürüp ecdâd-ı ızâmı Ebü'l-feth'i ve Sultân Bâyezîd-i Velî'yi, dedesi Sultân Ahmed Hân'ı ziyâret edüp sarây-ı âlîsinde hâs odada karâr etdi. Ertesi gün İslâmbol içre bir azîm velvele kopup "Bre Sultân İbrâhîm ırça sarâydan boşanmış, Bostâncı Ocağına varup dahl düşmüş. Cümle sarây halkı pâdişâhımızın uğurunda kırılup yine İbrâhîm Hân'ı pâdişâh ederiz" deyüp cümle ibâdullah silâhlanup Atmeydânı'nda niçe yüz bin âdem cem‘ olunca Abdürrahîm Efendi şeyhülislâm idi, andan fetvâlar alup Koca Mevlevî Vezîr ve Kara Murâd Ağa ve Emîr Paşa ve niçe iş erleri sırça sarâya varup Koca Vezîr Cellâd Kara Alî'yi hezârân deyenek ile ura ura sırça saraya koyup Cellâd Kara Alî Bismillah ile içeri sırça sarâya girince mazlûm İbrâhîm Hân "Cânım usta Alî, niye geldin" der. "Hünkârım! Cenâze namâzın kılmağa geldim" der. Hünkâr "Vallahi ben de kılarım. Yûsuf Paşa lalam Hanya'yı feth edüp geldikde sana öldürtdüm, namâzın kılmadım. İşte şimdi kılalım" dedikde hemân Cellâd Kara Alî, İbrâhîm Hân'a kelb-i akûr gibi sarılır. İbrâhîm Hân gürbüz tüvânâ er server-i hünerver olmağıla Kara Alî'yi alt edüp birbiriyle küşte-gîrlik ederken Kara Alî'nin bir şâkirdi mel‘ûn yetişüp İbrâhîm Hân'ın cân evine bir diz bendi urup İbrâhîm Hân cân havlinde iken Kara Alî kemend-bâzlığ [u] tîz-kârlık edüp yine şâkirdi hayâsına 371a sarılup ol ân sene 1058 târîhinin şehr-i Recebü'l-müreccebinin on tokuzuncu gün yevm-i ahadde mazlûm İbrâhîm Hân'ı ma‘nûkan şehîd edüp Kara Alî hacca firâr edüp na‘ş-ı İbrâhîm Hân'ın techîz u tekfînin edüp ammîsi Sultân Mustafâ merhûmun türbe-i pür-envârında yan yana defn edüp Mehemmed Hân-ı Râbî‘ Rûm'a müstakil pâdişâh-ı cem-cenâb olup cihân âsûde-hâl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 370b–371a ·
metinde göster ·
… htelife mâbeyninde şöhre-i şehîr olup yılda bir kerre vakt-i (---) niçe yüz bin
âdem cem
‘ olup yedi gün yedi gece hayme vü hargâhler kurulup bey‘ [u] şirâlar olup yük b …
Ta‘rîf-i bî-mâ‘nî, meşhûr-ı âfâk Çanlı kenise-i Yârmenî: Akâlim-i seb‘ada cemî‘i milel-i muhtelife mâbeyninde şöhre-i şehîr olup yılda bir kerre vakt-i (---) niçe yüz bin âdem cem‘ olup yedi gün yedi gece hayme vü hargâhler kurulup bey‘ [u] şirâlar olup yük bozulup yük bağlanup kârbân gelüp Revân cânibine ve gayri diyârlara revâne olmadadır. Bu mahalde Van vezîri müsellimi ve Bitlis hânı müsellimi ve Atak beği müsellimi hâzır olup cümle tüccârı ve ecnâs-ı mahlûkâtı muhâfaza ederler, zîrâ bu Çanlı mahalli üç hükûmet mâbeyninde vâki‘ olmağıla Celâlî ve Cemâlî âyende vü revendeyi nehb ü gâret 87b etmesin içün, Van müsellimi ziyâde askerle gelüp ziyâde bâc alur. Zîrâ aslında Van eyâleti hudûdudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a–87b ·
metinde göster ·
… mmü'l-kitâb tilâvet edüp gitdi. Ba‘dehû sizin geminin cânib-i etrâfına niçe bin
âdem cem
‘ olup Allah diyerek geminizi karadan selâmetle deryâya indirüp şâdumân topları …
Ve mine'l-acâ’ib, rüyâ-yı sâliha-i hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ: Paşaya hakîr eyitdim: "Sultânım bu gice menâmımda cümlemiz İslâmbol'da imişiz. Cenâb-ı şerîfiniz Bâğçekapusunda bir kalyon inşâ etmişsiz. Ammâ karada durduğu yerde kıçı ve başı evc-i âsumâne ser çekmiş, cümle halk bu kalyonun başına üşmüş, ayâ bu kalyon bu karadan selâmetle deryâya niçe iner, deyü ta‘accüb ederlerken tarîk-i hâcegân-ı Nakşîbendiyye'den bir fukarâ gelüp eydür: İnşâallah bu kalyon karadan dünyâ deryâsına selâmetle iner yine çıkar, deyü cümle halk mâbeyninde bir Fâtiha-i ümmü'l-kitâb tilâvet edüp gitdi. Ba‘dehû sizin geminin cânib-i etrâfına niçe bin âdem cem‘ olup Allah diyerek geminizi karadan selâmetle deryâya indirüp şâdumân topları atılup geminizi karşu Kurşumlu Mahzen önüne yedek ile götürüp anda yedi yerde demir bırağup yatdı. Cümle halk-ı âlem bu geminin temâşâsına gelüp bu geminin şurası şöyle burası böyle gerek, deyü sizin geminin hakkına gûnâ-gûn müşâvere ederlerdi. Ol mahalde bir saçlı Frenk hakîm gelüp eyitdi: Biz bu deryâda çok gemi gördüm. Ammâ böyle yeraklı ve yasaklı, kerastesi metin ve içi dışı sağ gemi görmedim. Ammâ başında havâlesi çokdur ve içinde safra yokdur. Bu deryâ fırtınasına dayanmaz. Altını bu geminin elbette yağ sürüp kalafat etmek gerek ve dümen evinden kurbânlar edüp kan akıtmak gerek. Ve direği bu kalyona gâyet havâledir, kesmek gerek kim bu gemi dünyâ fırtınasından halâs ola, deyüp hakîm Frenk bu gûne kelimât-ı nasâyihleri söyleyüp gidicek hikmet-i Hudâ bir fırtına-i azîm olup sizin geminiz yedi demir üzre yatamayup beş demiri kırılıp demirler deryâda kalup sizin gemi iki demir üzre serserî talattum-ı deryâda deverân ederken sehel kaldı kim gemi gark olacak mahalde gemi içinden gemiciler feryâd u figân edüp 'Bre meded hay, imdâd vay' dediler. Derhâl Sarâyburnu'nda bostâncıbaşı, sa‘âdetlü pâdişâhın fermânıyla on pâre kayığa askerile süvâr olup sizin kalyonun cânib-i erba‘asına üşüp gemiler içine girdiler. Anı gördüm, mukaddemâ gelen Frenk hakîm bostâncıbaşıya eydür: Sultânım bu geminin halâsın isterseniz elbette bu geminin direğin kesesiz. Zîrâ bu gemiye bu direk çok havâledir, deyince cümle bostâncı ve baltacılar direğe balta urup deryâya uçurdukları ân deryâ fırtınası teskîn olup geminiz halâs olup Kurşumlu Mahzen önünde karâr etdi" deyü bu vâkı‘ayı paşaya mâ-vaka‘ı üzre bir bir takrîr etdiğimde paşa bu vâkı‘ayı cân kulağıyla istimâ‘ etdikde iç ağalarına "Beni bu döşekten kaldırın" deyince kaldırup bir gayri köşede girde-bâlişe dayanup nâliş ederek sadâ-yı zenbûr gibi söyleyerek eydür: "Bu rü’yâ-yı sâlihayı Evliyâ'dan sorun" deyü hakîre vâkı‘amda tenbîh etdiler. Bu gice sen beni vâkı‘anda görüp bu vâkı‘ayı bana söyle dediğim bu vâkı‘a idi" 144b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144a–144b ·
metinde göster ·
… st ve Eski câmi‘den râst kıblegâh yokdur. Andan Bismillah ile nice kerre yüzbin
âdem cem
‘ olup du‘â u senâ ile üç bin aded kurbânları temel yerlerinde hâzır edüp sa‘d-s …
İhvân-ı vefâya hafî olmaya kim bu câmi‘-i Selîm Hân niçün şehr-i İslâmbol'da binâ olunmadı, denirse bir gice Selîm-i Sânî İslâmbol'da Üsküdar tarafında Fenerbâğçesi nâm mahalde hâb-âlûd iken bî'z-zât Hazret-i Fahru'l-âlemîn'i menâmında görüp ol Mefhar-i Mevcûdât eydür: "Yâ Selîm, Allah ile ahd [u] mîsâk etmiş idin kim ‘Eğer fâtih-i cezîre-i Kıbrıs olursam, gazâ mâlından bir câmi‘ binâ edeyim’ demiş, idin. Cenâb-ı Bârî sana Kıbrıs adasının yedi yüz yetmiş mil arzında yüz yetmiş pâre kal‘a ihsân etdi. Niçün ahde vefâ edüp bakıyye-i ömrünü hayrât [u] hasenât yolunda geçirmezsin. Tiz Kıbrıs'da Magosa kal‘asında alınan mâl-ı ganâ’imi vezîr-i müdebbirin Kara Mustafâ Paşa'dan taleb edüp benim himâyemde olan Sedd-i İslâm Edirne'mde bir câmi‘ inşâ edüp alemim dibine gel!" dedikde hemân Selîm Hân hâbdan bîdâr olup "Tiz vezîri kığırın!" dedikde vezîr-i Âsaf-dilîr geldikde "Tiz Lala! Sende olan Kıbrıs ganâ’imi mâlından bana mâl verüp cânın halâs eyle!" deyince vezîr-i hüsn-tedbîr eydür "Sadaktü yâ Resalullah" dedi. Selîm Hân eydür: "Neden sadaktü yâ Resûlallah dedin" deyü su‘âl etdikde "Pâdişâhım, ahşâm Resûl-i Kibriyâ'yı vâkı‘amda gördüm. Yâ Mustafâ, Selîm'e tenbîh etdim. Sendeki mâl-ı ganâ’imi Selîm'e verip Edirne'ye bile gidüp bir câmi‘-i latîf ve bir ma‘bedgâh-ı nazîf inşâ edin, dedi. İşte pâdişâhım gazâ mâlından on bir bin kîse gurûş cem‘ etdim ve baban Süleymân asrında üç bin kîse hâsıl etdim. Ol dahi efendim Risâlet-penâhın uğuruna fedâ olsun. Ammâ pâdişâhım Kıbrıs gazâsından sana üç bin kîse Venedik kralının San Marka mühriyle bundukanî mümessek altun hedâyâ getirdim. Pâdişâhım! Dahi onları Edirne'ye götürüp masrûf edesiz" deyü feth-i kelâm edüp vezîr-i pür-tedbîr cümle 154b mezkûr hazîneleri pâdişâha teslîm edüp sene 972 târîhinde cemî‘i asâkir-i İslâm ile Edirne'ye dâhil olup onda meştâ verilüp yine Resûlü's-sakaleyn'i Selîm-i Sânî vâkı‘asında görüp "Câmi‘i şu Kavak meydânında binâ eyle!" deyü câmi‘in esâsını ve vaz‘-ı kıblesini bizzât Hazret-i Risâlet-penâh işâret etdüğünden derûn-ı şehr-i Edirne'de Selîm Hân câmi‘i mihrâbından dürüst ve Eski câmi‘den râst kıblegâh yokdur. Andan Bismillah ile nice kerre yüzbin âdem cem‘ olup du‘â u senâ ile üç bin aded kurbânları temel yerlerinde hâzır edüp sa‘d-sâ‘at duhûl edince tekbir ile cümle kurbânları zebh edüp esâsına mübâşeret olunduğuna zîbâ târîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 154a–154b ·
metinde göster ·
Hükûmet-i Bitlîs-i Âl-i Abbâsiyân hân-ı Abdâl Hân-ı âlîşândır: Bunlara kavm-i Rujikiyân derler. Hakkarî kadar askere mâlik değildir ammâ ülkesi çokdur. Ve Abdâl Hân'ın ihsân ve in‘âmı Kürdistân halkına mebzûl olmağile cümle kavm-i Ekrâd hâkister-i efkende ve çâkeri olmuşlardır. Hîn-ı ma‘rekede elli bin âdem cem‘ etmeğe kâdirdir. Bâlâda cümle eyâleti ve aşâ‘ir [ü] kabâ’ili tahrîr olunmuşdur kim on gün on gice Melek Ahmed Paşa ile hânesinde mihmân olmuşuzdur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254b ·
metinde göster ·
Evvelâ Hazret-i Selmân-ı Pâk, berberlerin pîridir. Yılda bir kerre yüz bin
âdem cem
‘ olup azîm teferrücler olur, azîm âsitânedir. Andan Hazret-i Meryem binti Umrân …
Evvelâ Hazret-i Selmân-ı Pâk, berberlerin pîridir. Yılda bir kerre yüz bin âdem cem‘ olup azîm teferrücler olur, azîm âsitânedir. Andan Hazret-i Meryem binti Umrân radî, andan makâm-ı Ûc. Ve bu cânibde niçe yüz ziyâretler vardır ammâ ziyâret etdiğimiz bunlardır ve bu Bağdâd burc-ı evliyâdır ancak Aşere-i Mübeşşere'den gayrı bu hâkde niçe kerre sadlek kibâr-ı evliyâullah vardır. Ba‘zısı çöl ü çölistânda ve arslan u kaplan u bülbülistânda medfûn olduklarından ziyâretleri mümkin değildir, ammâ hâmûn-ı Kerbelâ ve deşt-i Necef pür melâmetler ile müzeyyendir, hisâbın Cenâb-ı Bârî bilir, ammâ ziyâret edüp bu âsî yüzümüz sürüp bir hatm-i şerîf yâhûd bir Yâsîn-i şerîf yahûd Fâtiha-i şerîf hedâyâ ile varup Arapça hadîs-i şerîfine imtisâlen ziyâret edüp ervâh-ı şerîflerinden istimdâd taleb etdiğimiz bu tahrîr etdiğimiz ziyâretlerdir. Himmetleri hâzır u nâzır ola. Rahmetullahi aleyhim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 347a ·
metinde göster ·
… 4 târîhinde Hârûnu'r-Reşîd'in vüzerâlarından Aznavur nâm bir hümâm niçe yüz bin
âdem cem
‘ edüp bu depeyi yığdığından galat-ı meşhûr evlâ olup Aznavur Depesi derler. Zam …
Menzil-i Aznavurdepesi: Nasîbîn hâkinde bir çölistân içre bir püşte-i a‘lâdır. Sene 244 târîhinde Hârûnu'r-Reşîd'in vüzerâlarından Aznavur nâm bir hümâm niçe yüz bin âdem cem‘ edüp bu depeyi yığdığından galat-ı meşhûr evlâ olup Aznavur Depesi derler. Zamân-ı kadîmde bu püşte üzre evc-i âsumâne ser çekmiş bir kulle-i nüh-tâk var imiş kim cânib-i garbında tâ Şâm çöllerinde olan Ane ve Seleme kal‘aları nümâyân imiş ve cânib-i şimâlinde tâ Mardin kal‘ası ve Sencâr Şâh kal‘ası zâhir ü bâhir imiş ve cânib-i cenûbunda tâ Eski Musul âşikâre olur bir depe-i âlî imiş. Ve her ne tarafdan bir kârbân veyâhûd bir asker-i bed-gümân nümâyân olsa bu depe olan kasr üzre âteşler yakup çerâğân ile şehr-i Dârâ-zemîne haber ederlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397b ·
metinde göster ·
… ve hammâmı ve çârsû-yı bâzârı vardır ve haftada bir etrâf kurâlarından niçe bin
âdem cem
‘ olup bey‘ ü şirâ olduğıyçün Eynebâzârı derler.
Menzil-i kasaba-i Eynebâzârı: Lisân-ı Etrâk'de Cum‘abâzârı derler. Tokat sancağı hâkinde başka kazâdır kim yüz elli akçe a‘lâ kazâdır ve cümle (---) aded nâhiye kurâları vardır. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir subaşısı vardır. şehrinin zemîni Kazova sahrâsında (---)(---) vâki‘ olmuşdur, cümle (---) aded (---) ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. Câmi‘i ve hânları ve hammâmı ve çârsû-yı bâzârı vardır ve haftada bir etrâf kurâlarından niçe bin âdem cem‘ olup bey‘ ü şirâ olduğıyçün Eynebâzârı derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 25b ·
metinde göster ·
… efereler nukl-i îş-i tarab ederler. Ol dahi çok olur ve yılda bir kerre yüz bin
âdem cem
‘ olup azîm panayırı durup cemî‘i zî-kıymet tefâruklar bî-kıymet bulunup bey‘ [ü …
Eşkâl-i kal‘ası: Bir göl kenârında şekl-i muhammes şeddadî kat-ender-kat taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ iç il olmak ile ne dizdârı ve ne neferâtları ve ne cebehânesi vardır. Ancak derûn-ı hisârda cümle Rûm kefereleri sâkindir kim müselmânları ahiryan kabîlesidir. Büyük kilisaları ve çârsû-yı bâzârı ve hânları ve meyhâneleri ve bâğları ve bâğçeleri bî-hisâb olduğundan la‘lgûn engür şırası memdûhdur ve dahi memdûhâtından gölünde turna balığı ve sazan balığı ve kerevit nâmında gölünden çıkar bir böcek vardır. Kefereler nukl-i îş-i tarab ederler. Ol dahi çok olur ve yılda bir kerre yüz bin âdem cem‘ olup azîm panayırı durup cemî‘i zî-kıymet tefâruklar bî-kıymet bulunup bey‘ [ü] şirâlar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85b ·
metinde göster ·
… rye-i Kıvırcıklı: Meğer bunda hafta bâzârı durur imiş. Cânib-i erba‘adan on bin
âdem cem
‘ olmuş. Anda ba‘zı eşyâlar aldık. Andan bu mahalle karîb,
Menzil-i karye-i Kıvırcıklı: Meğer bunda hafta bâzârı durur imiş. Cânib-i erba‘adan on bin âdem cem‘ olmuş. Anda ba‘zı eşyâlar aldık. Andan bu mahalle karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 52b ·
metinde göster ·
… ândan dekâkîn-i müfîd ü muhtasarlardır. Kiraz mevsiminde bu şehre kırk elli bin
âdem cem
‘ olup hayme vü hargâhlarıyla meks edüp bir bey‘ [u] şirâ ve bir hây hûy ile zev …
Ve cümle üç yüz aded panayırcı dükkânları şehrin kıblesi tarafında nehr-i Sava kenârında çalaş ve malaş ve palaşdan dükkânlardır, ammâ yılda bir kerre kırk gün kırk gece işler külbe-i ahzândan dekâkîn-i müfîd ü muhtasarlardır. Kiraz mevsiminde bu şehre kırk elli bin âdem cem‘ olup hayme vü hargâhlarıyla meks edüp bir bey‘ [u] şirâ ve bir hây hûy ile zevk u safâlar ederler. Bir kerre dahi bu şehirde güz eyyâmında yine germâ-germ panayır durup cemî‘i serhadlerden cemapur askeri gibi ecnâs-ı mahlûkât haşerâtlar cem‘ olup bey‘ men-yezîd eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 60a ·
metinde göster ·
… im cümle mezâristânı bu kal‘a içredir. Ve bu kal‘ada yılda bir kerre beş on bin
âdem cem
‘ olup panayur-ı azîm, ya‘nî bâzâr durup bu kal‘a içre iki üç yüz kadar külbe-i …
Bu imâretlerden mâ‘adâ bu varoşun niçe arz-ı hâliye yerleri var. Hattâ ol kadar vâsi‘ varoşdur kim cümle mezâristânı bu kal‘a içredir. Ve bu kal‘ada yılda bir kerre beş on bin âdem cem‘ olup panayur-ı azîm, ya‘nî bâzâr durup bu kal‘a içre iki üç yüz kadar külbe-i ahzândan dükkânlar yaparlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ varoşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 71b ·
metinde göster ·
‘ olup bâzâr-ı azîm olan yere panayur derler. Ve bu Çemerne yaylası Hersek sanca …
Bu diyârda yılda bir kerre niçe yüz bin âdem cem‘ olup bâzâr-ı azîm olan yere panayur derler. Ve bu Çemerne yaylası Hersek sancağının tâ orta göbeğinde vâkı‘ olup her tarafda beşer konak yerden nümâyân bir kûh-ı Semengân-misâl tell-i ser-bülenddir. Meğer hikmet-i Hudâ bu mahalde germâ-germ bâzârı mahalli olup ecnâs-ı mahlûkâtın bir cem‘iyyet-i kübrâsı mahalli idi kim inşâallâh hilâf değildir, beş kerre yüz bin benî Âdem'in Nasârâ ve Uskoku ve Sırf u Bulgarı ve Hırvadı ve Boşnak'ı ve Hırtman'ı ve Lasman'ı ve Latin'i ve Efrenci ve Rûm ve Yahûdî ve Ermeni ve'l-hâsıl cemî‘i millet-i Mesîhiyye ve niçe bin ümmet-i Muhammed cem‘ olup ve Pıraçalı Mustafâ Paşa'yı dahi bu cem‘iyyet-i kübrâda muhâfazacı bulup yigirmi gün gece germâ-germ hengâme-i bâzâr imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
… su iç yüzünde bir tüccâr-ı ankâ bir câmi‘ bünyâd etmeğe mübâşeret edüp niçe bin
âdem cem
‘ olup kimi esâs hafrına ve kimi cibz ü cibs ve tîn-ı türâbına çalışırlarken Hıt …
Hikâye-i münâsib: Bu şehr-i atîk amâr iken bunda ol kadar ankâ âdemler ve mâl-ı dahme-i Efrâsiyâb'a mâlik bâzergânlar var imiş kim Kırım kal‘asının Kefe kapusu iç yüzünde bir tüccâr-ı ankâ bir câmi‘ bünyâd etmeğe mübâşeret edüp niçe bin âdem cem‘ olup kimi esâs hafrına ve kimi cibz ü cibs ve tîn-ı türâbına çalışırlarken Hıtâ ve Hoten ve Çîn [ü] Mâçîn'den bir ulu bâzergân on katâr deve yükü misk ü amber-i hâm ile binâ olunacak câmi‘ önünden bu bâzergân katâr-ı mehârıyla geçerken câmi‘ sâhibi eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 138a ·
metinde göster ·
‘ olup bâzâr-ı azîm olur kim {vasfında lisân kâsırdır}. 275b Ba‘dehu bu şehird …
Ve bu şehirde yılda bir kerre kırk bin âdem cem‘ olup bâzâr-ı azîm olur kim {vasfında lisân kâsırdır}. 275b Ba‘dehu bu şehirden kalkup bir sâ‘at şimâl tarafına bâğlar içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 275a–275b ·
metinde göster ·
… ve hân [u] hammâmı yokdur, ammâ haftada bir azîm bâzârı durup etrâfdan niçe bin
âdem cem
‘ olur. Andan bir sâ‘atde,
Mora sancağı voyvadalığıdır ve yüz elli akçe kazâdır. Ve nâhiyesi (---) aded kurâdır. Şehri bir taşlı yerde şark ve garb tarafı sahrâlı bir mürtefi‘ kayalı yerde cümle beş yüz aded hâneli ma‘mûr u âbâdân bir kasabadır kim zemîni sâfî servlik içinde cümle kiremit örtülü hânedânlar ve cümle bir câmi‘i var, haremi sâfî servi ve kubbesi kiremitli ve bir kârgîr minâreli bir latîf câmi‘i ve âb-ı hayât suları var, ammâ çârsû-yı bâzârı ve hân [u] hammâmı yokdur, ammâ haftada bir azîm bâzârı durup etrâfdan niçe bin âdem cem‘ olur. Andan bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 278a ·
metinde göster ·
… ed dekâkînler olup her bâzâr günleri cemî‘i kurâ ve kasabâtlardan niçe bin benî
âdem cem
‘ olup germâ-ger[m] bir cem‘iyyet-i kübrâlı bâzâr olur kim ta‘bîr olunmaz. (---) …
Der-kâ’ime-i küçük bâzâr-ı ehl-i sanâyi‘ât: Evvelâ büyük kapudan taşra elli aded dekâkînler olup her bâzâr günleri cemî‘i kurâ ve kasabâtlardan niçe bin benî âdem cem‘ olup germâ-ger[m] bir cem‘iyyet-i kübrâlı bâzâr olur kim ta‘bîr olunmaz. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 280b ·
metinde göster ·
… eyyâmında bir panayır-ı azîmine râst gelüp temâşâ etdik. Yetmiş seksen bin benî
âdem cem
‘ olup bir hengâme çârsû-yı bâzârdır kim eğer evsâfın tahrîr eylesek tatvîl-i ke …
Menzil-i kal‘a-i Mizistre: Bu şehir mukaddemâ mevsûfdur, ammâ şimdi avustos eyyâmında bir panayır-ı azîmine râst gelüp temâşâ etdik. Yetmiş seksen bin benî âdem cem‘ olup bir hengâme çârsû-yı bâzârdır kim eğer evsâfın tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ancak şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim on günde kırk bin kantâr harîr-i gûnâ-gûn bey‘ [u] şirâ olunur. Sâ’ir eşyâların bey‘ [u] şirâları buna göre kıyâs olup on gün on gece âdem deryâsı cem‘iyyet-i kübrâsı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 337b ·
metinde göster ·
Ve bu şehir içre yılda bir kerre panayur-ı azîm ya‘nî bâzâr durup kırk elli bin
âdem cem
‘ olup on gün on gece bir hây hûy bâzâr-ı cem‘iyyet-i kübrâ olur kim vasfında li …
Ve bu şehir içre yılda bir kerre panayur-ı azîm ya‘nî bâzâr durup kırk elli bin âdem cem‘ olup on gün on gece bir hây hûy bâzâr-ı cem‘iyyet-i kübrâ olur kim vasfında lisân kâsırdır. Şehir hâricinde cümle üç yüz aded panayır dükkânları vardır. Ve niçe bin dükkân dahi bâzâr mahallinde çalaş malaş palaşdan dükkânlar binâ edüp kâr [u] kisb edüp giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 369a ·
metinde göster ·
… kânları var ammâ haftada bir gün cemî‘i 372a etrâf kurâlarından niçe bin benî
âdem cem
‘ olup bir cem‘iyyet-i kübrâlı bâzâr-ı azîm durup germâgerm bey‘ u şirâlar olur. …
Ve cümle yigirmi aded müfîd [ü] muhtasar dükkânları var ammâ haftada bir gün cemî‘i 372a etrâf kurâlarından niçe bin benî âdem cem‘ olup bir cem‘iyyet-i kübrâlı bâzâr-ı azîm durup germâgerm bey‘ u şirâlar olur. Hakîr bu bâzârda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 371b–372a ·
metinde göster ·
… yüz elli dükkânları var. Ve haftada bir bu şehir içre etrâf kurâlardan niçe bin
âdem cem
‘ olup bâzâr-ı azîm durup bey‘ ü şirâlar olup her metâ‘ bulunur.
Ve yüz elli dükkânları var. Ve haftada bir bu şehir içre etrâf kurâlardan niçe bin âdem cem‘ olup bâzâr-ı azîm durup bey‘ ü şirâlar olup her metâ‘ bulunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6a ·
metinde göster ·
… içre iki yüz hâneli müselmân köyüdür. Cânib-i erba‘asındaki kurâlarda niçe bin
âdem cem
‘ olup haftada bir azîm bâzâr olur. Ve niçe bin çınâr-ı âlî ve bîd-i sernigûn dı …
Karye-i Sinân Paşa: Mahkemede mihmân olduk. Karahisâr hâkinde Sıçanlı kadısı bunda sâkindir, zîrâ vilâyet ortasıdır. Yüz elli akçe kazâ-i âsumânîdir. Zîrâ halkı sıçan gibi muzır kavm-i Etrâk'dir. Ve Karahisâr paşasının voyvadalığı hükmündedir. Bir mesîregâh Y 18b ve çemenzâr ve giyâhâtlı fezâ içre iki yüz hâneli müselmân köyüdür. Cânib-i erba‘asındaki kurâlarda niçe bin âdem cem‘ olup haftada bir azîm bâzâr olur. Ve niçe bin çınâr-ı âlî ve bîd-i sernigûn dırahtlar ile müzeyyen olmuş bir namâzgâh vâdîsinde bâzâr-ı mahabbet olur. Ve aşren fe-aşr havz-ı azîmleri var. Bâzâr günleri bu havuzlar içre pîr u cüvân girüp şinâverlik ederler. Ve etrâf havuzlarda gûnâ-gûn müfîd [u] muhtasar maksûrelerde ahâlî-i bâzâr sohbet edüp hânende ve gûyendeler ve mutribler hoş nevâhat edüp herkes yârânları ile kol kol kavl ü karâr edüp ayş [u] işret ederler azîm mesîregâhdır. Bu mahallin amâristânı serâpâ Gâzî Sinân Paşa hayrâtı olmağile karye-i Sinân Paşa derler. Câmi‘-i azîminin kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y18a–Y18b ·
metinde göster ·
… e kurd ile koyun yağ u bali gezerlermiş. Ve Dervîş her sene başına bu kadar bin
âdem cem
‘ edüp ol sa‘b dağ u râğın râhların ve muğaylân ve hâr [u] hâşâklerin tathîr edü …
Hâkimü'l-vakt dahi harâmîlerin bir şey'in almayup cümle dervîşe ihsân edüp başına turna telleri takup cümleden melik yakın nüdemâlarından eyleyüp dervîşe bu şehir içre bâğ u bâğçe ve bir hâne verüp bir bikr-i nâ-şüküfte verüp Demirci şehrinde kalır. Karîbü'l-ahd olmağla Dervîş Şecî‘'i görmüş âdemlerden istimâ‘ etdik. Nitekim mezkûr dervîş hayâtda imiş, bu Demirci belinde kurd ile koyun yağ u bali gezerlermiş. Ve Dervîş her sene başına bu kadar bin âdem cem‘ edüp ol sa‘b dağ u râğın râhların ve muğaylân ve hâr [u] hâşâklerin tathîr edüp kaldırımlar ve âb-ı hayât kaynak çeşmeler ve çemenzâr soffalar binâ edermiş. Hâlâ ol kûh-ı sa‘b içre ne kadar âsâr-ı hayrât güzer etdik ise mezkûr dervîşin tîri Y 24a berekâtıyla olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y23b–Y24a ·
metinde göster ·
… r çekmiş şecere-i azîmdir. Sâyesinde ba‘zı gencer cem‘iyyetlerinde beş altı bin
âdem cem
‘ olup zıllindeki hıyâbân koyahında sâyelenüp ayş [u] işret edüp Hüseyin Bınarı' …
Bu mahalde bir çınâr-ı azîm var kim her haşebesin üçer âdem dirâgûş edemez serâmed nihâllerdir kim kırkar ve ellişer zirâ‘ tavîldir. Ve cüsse-i şecere-i tayyibenin kalınlığı iki destâr ihâta eder cüssedâr ve sâyedâr ve sun‘-ı Perverdigâr evc-i semâya ser çekmiş şecere-i azîmdir. Sâyesinde ba‘zı gencer cem‘iyyetlerinde beş altı bin âdem cem‘ olup zıllindeki hıyâbân koyahında sâyelenüp ayş [u] işret edüp Hüseyin Bınarı'nda Hüseyin Baykara zevki gibi zevk [u] şevk edüp gûnâ-gûn fasıllar ederler. Böyle bir vâcibü's-seyr dıraht-ı azîm ve bir mesîregâh-ı kadîm yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y27a ·
metinde göster ·
… badele ederler. Ve bu şehrin bâzârı günü acâ’ib cem‘iyyet-i kübrâ olup niçe bin
âdem cem
‘ olur. Ve halkı cümle Etrâkdir. Kelimâtlarında lehce-i mahsûsaları beyân olunur …
Ve cümle halkının kâr [u] kisbleri bâğ u bâğçesi cihânı zeyn etmişdir. Ve üzümü gâyet âbdar ve lezîz üzüm kurusu olup ekin ocağı olmamağile Kütâhiyye ve Karahisâr'dan ve etrâf nevâhîlerden niçe bin deve yükü hınta gelüp üzüm ile mübadele ederler. Ve bu şehrin bâzârı günü acâ’ib cem‘iyyet-i kübrâ olup niçe bin âdem cem‘ olur. Ve halkı cümle Etrâkdir. Kelimâtlarında lehce-i mahsûsaları beyân olunur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y28a ·
metinde göster ·
… taş sütûnlar üzre kiremit örtülü Tahıl bâzârı bir vasî binâdır. Altında beş bin
âdem cem
‘ olsa yerim dar demez, vasî örtülü meydândır. El-hâsıl temâşâ etdiğimiz diyârla …
Ve bâzâr yerinde yigirmişer amelî taş sütûnlar üzre kiremit örtülü Tahıl bâzârı bir vasî binâdır. Altında beş bin âdem cem‘ olsa yerim dar demez, vasî örtülü meydândır. El-hâsıl temâşâ etdiğimiz diyârlarda böyle lonca yeri bir şehirde mânzurumuz olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y32a ·
metinde göster ·
… ak yigirmi dükkândır. Ammâ haftada bir kerre etrâf nevâhî kurâlarından niçe bin
âdem cem
‘ olup azîm bâzâr durur.
Ve bu Sivrihisâr'ın âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ve halkı dahi garîb-dostdur. Ve bu şehrin cümle evleri birbirinden seyrek bâğçeli hânelerdir. Ammâ çârsû-yı bâzârı azdır. Ancak yigirmi dükkândır. Ammâ haftada bir kerre etrâf nevâhî kurâlarından niçe bin âdem cem‘ olup azîm bâzâr durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y65a ·
metinde göster ·
Ve cümle üç yüz dükkândır. Gerçi bezzâzistânı yokdur, ammâ haftada bir on bin
âdem cem
‘ olup azîm bâzâr durur. Cemî‘i nâ-mevcûdât ol gün anda mevcûd olur. Ve çârsû-yı …
Ve cümle üç yüz dükkândır. Gerçi bezzâzistânı yokdur, ammâ haftada bir on bin âdem cem‘ olup azîm bâzâr durur. Cemî‘i nâ-mevcûdât ol gün anda mevcûd olur. Ve çârsû-yı bâzârı ale't-tertîb hem-vâr bir şâhrâhdır. Ve iki hânı var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y100a ·
metinde göster ·
… nup cümle âsârları kiremit örtülüdür. Haftada bir azîm bâzâr durur. Ve niçe bin
âdem cem
‘ olup bey‘ u şirâ edüp Süleymân Hân'a du‘â ederler. Ve ol gün anda kadı ve müse …
"Bu benim otağım cirmi olan yer bu ahâlîye hafta bâzârı olmak içün dükkânlar binâ olunsun" deyü emr eder. Hâlâ yüz mikdârı kârgîr dükkânlar ve bir kubbe-i âlîli bir câmi‘ binâ olunup cümle âsârları kiremit örtülüdür. Haftada bir azîm bâzâr durur. Ve niçe bin âdem cem‘ olup bey‘ u şirâ edüp Süleymân Hân'a du‘â ederler. Ve ol gün anda kadı ve müsellim ve serdâr anda cem‘ olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y100b ·
metinde göster ·