"Yâ Resûlallâh Rabbin sana selâm etdi, Burak'a binüp ve bu cennet harîri şeddi kemerine kuşanup hicâbımdan mestûr olup benim arş [u] kürsüm ve levh [u] kalemim ve (---) kat cennetim ve on sekiz bin âlemim seyr eyleyüp cemâlim müşâhede etsün" deyü Cenâb-ı izzetden selâm getirüp Hazret'in mübârek kemerine bir şed kuşatdı kim peştemâl-misâl bir cennet harîri idi. Anıniçün cemî‘i ehl-i sanâyi‘ bellerine birer şed peştemâl kuşanırlar. Anıniçün mestûr olup her şebde mükemmel olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 147b ·
metinde göster ·
… hâsıl Rûm ve Arab ve Acem'de ve İsfaç ve Leh ve Çek'de kırk bir yıldır seyyâh-ı
âlemim
böyle bir kal‘a-misâl hân-ı azîm görmedim. İnkırâzu'd-deverân Hudâ âbâdân eyley …
Bir muğlak vezîndir ammâ böyle tahrîr olunmuşdur. El-hâsıl Rûm ve Arab ve Acem'de ve İsfaç ve Leh ve Çek'de kırk bir yıldır seyyâh-ı âlemim böyle bir kal‘a-misâl hân-ı azîm görmedim. İnkırâzu'd-deverân Hudâ âbâdân eyleye. Ammâ bu şehrin âb [u] hevâsı gâyet şiddet-i hâr üzre olduğundan hevâsı sehel sakîlcedir. Germâ hevâ olmağıla ekseriyyâ vasatü'l-hâl olan ricâl [u] nisvân-ı sâhib-isyânları cümle beyâz aba ferrâce giyerler. Ammâ sulehâ-yı ümmetden mazanne-i kerâme kimesneleri vardır. Memdûhâtından şıh abası ve yürük ihrâmı meşhûrdur ve ekseriyyâ halkı yürük tâ’ifesidir kim mâh-ı temmûzda Despot yaylasına çıkarlar, Rûmeli eyâletine mahsûs bir gûne kavmdir. Başka lehçe ve ıstılâhât-ı ibârâtları vardır. İnşâallah mahallinde elfâz-ı tumturaklarıyla tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 136a ·
metinde göster ·
böyle bir ganîmet şehir ve bu kadar müsâfire ri‘âyet edüp yedirir içirir konakb …
Netîce-i kelâm bu kadar zamân seyyâh-ı âlemim böyle bir ganîmet şehir ve bu kadar müsâfire ri‘âyet edüp yedirir içirir konakbay hânedân sâhibi âdemler görmedim. Ve cemî‘i asâkir-i İslâm'ı bal şerbeti ile saky etdiler, ammâ sekir verir bal suların içenler serhoş oldular. Ve vişnâbı ve cevizi ve üzüm turşusu ve elması cihânı dutmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 60a ·
metinde göster ·
… gibi her şey’i tahrîr olunmak mümkin olmadığından bu kadarla iktifâ edüp kendü
âlemimize
meşgûl olup bir gün beğ ile ve bu kadar askeriyle atlanup seyr [ü] temâşâ edere …
Bu şehir niçe bin ahvâlâtlarına vâkıf olduk, ammâ muharrir-i âlem gibi her şey’i tahrîr olunmak mümkin olmadığından bu kadarla iktifâ edüp kendü âlemimize meşgûl olup bir gün beğ ile ve bu kadar askeriyle atlanup seyr [ü] temâşâ ederek maşrık tarafına bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 102a ·
metinde göster ·
… ıma ve refîklerime "Cümleniz âletleriniz ile âmâde olun" deyü tenbîh edüp kendü
âlemimde
at üzre evrâd-ı şerîfem okuyarak ol kûhistân içre iki sâ‘atde Q 4aP 4a ol …
Sergüzeşt-i men: Hakîr dahi Hudâ'ya sığınup vakt-i seherde dağlar aşup gitdik. Öyle göründü (---)(---) bir dağdır kim dağ dağ üstüne bâğ-ı koyağdır. Cümle huddâmlarıma ve refîklerime "Cümleniz âletleriniz ile âmâde olun" deyü tenbîh edüp kendü âlemimde at üzre evrâd-ı şerîfem okuyarak ol kûhistân içre iki sâ‘atde Q 4aP 4a ol cebel-i bülendin nısfına urûc etdükde şiddet-i hâr kemâlinde ve hevâ letâfetinde, ammâ sağ tarafımızda berk-i dırahtân üzre yağmur nâzil olmağa başladı. Ammâ gayri cânibde bir katre yağmur alâmeti yok. Hevâya nazar edüp anı gördük, eflâke ser çekmiş bir dıraht-ı müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir dal üzre bir âdem oturup cânib-i erba‘asına âyende vü revende içün nigerân eder. Meğer fakîr herîfin ağaç başında başına yesteh-i bârân-zede ve teşelşül edeceği gelüp ağaç başından tebevvül edüp dırahtların yaprakları üzre nâzil oldukda biz anı yağmur zann etdik. Garîb herîfin bizden aslâ haberi yok. Akl-ı kâsırımız üzere bildik kim bu harâmîlerin dîdebânıdır. Ba‘zı huddâmlarımız,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6b ·
metinde göster ·