Âhir-i kâr kal‘ayı derûn-ı dilden döğmeyüp cümle asker
âlet-i
mülâhaza taht-ı kal‘ada oturup kırkıncı gün semâdan bir matar nâzil olup cümle …
Âhir-i kâr kal‘ayı derûn-ı dilden döğmeyüp cümle asker âlet-i mülâhaza taht-ı kal‘ada oturup kırkıncı gün semâdan bir matar nâzil olup cümle asâkir-i İslâm pâymâl-i rimâl tîn-i belâya müsteğrak olup bi'z-zarûrî cümle asker metrisden çıkup selâmete avdet edüp kal‘a-i Şibenik kurbünde Danilova nâm bir sahrâ-yı azîme meks edüp ale's-sabâh anı gördük, mezkûr sahrânın cânib-i erba‘asın niçe kerre yüz bin haç bayraklı küffâr, asker-i İslâmı ihâta edüp vakt-i zuhurda bir ceng-i azîm olup yigirmi iki bin ibâd-ı müslimîn şehîd ve on sekiz bin âdem esîr olup niçe bin hayme ve hargâh ile ve bu kadar mâl-ı ganâyim ile küffâr ganîme 78a olup hakîr ol menhûs cengde yeniçeri ocağıyla idim, hemân var kuvveti bâzûya getirüp at boynuna düşüp Gılamuc kal‘ası dağlarına firâr edüp atımı dahi bisâtıyla bırağup bir sık çengelistân içre girüp yedi gece dağlarda pinhân olup nebâtât [ü] giyâhât tenâvül edüp def‘-i cû‘ eylerdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 77b–78a ·
metinde göster ·
mühimme olan topların envâ‘ı işlenecek kârhâne-i kadîmdir}.
Bunlar top u tüfenge mâlik olmak ile Süleymân Hân dahi topcıyân tâ’ifesine rağbet {edüp} cemî‘i Memâlik-i mahrûsalarından ve kâfiristândan ihsân [ü] in‘âmlar ile topcular ayardup ecdâdı Mehemmed Hân ve Bâyezîd Hân binâ etdüği tophâneyi münhedim edüp mücedded bir tophâne etmişdir. Anı görmeyen kâr-ı dîv ve kuvvet-i insân ve akl-ı benî âdem ne idüğin bilmez. {Hâlâ a‘dâ-yı dîn olan küffâr-ı hâksârların kabza-i tasarruflarında olan kılâ‘-ı azîmeleri feth [u] istihlâs içün âlet-i mühimme olan topların envâ‘ı işlenecek kârhâne-i kadîmdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b ·
metinde göster ·
… ere ve erre ve minşâr ve malafa ve kelpedânlar ve eğeler ve dahi niçe bin elvân
âlet-i
cerrâhân ile kârhânelerin zeyn edüp ba‘zı âdemlerin kolların ve başların ve aya …
Esnâf-ı cerrâhân: Dekâkîn 400, neferât (ve neferât) 700, pîrleri Ebû Ubeyd-i Kassâb'dır, Selmân-ı Pâk belin bağladı. Kabri Lahsa'da medfûndur. Bu tâ’ife pür-silâh olup tahtırevânlar üzre dükkânların diş çıkaracak kelpedân ve mengâne ve küsküler ve destere ve erre ve minşâr ve malafa ve kelpedânlar ve eğeler ve dahi niçe bin elvân âlet-i cerrâhân ile kârhânelerin zeyn edüp ba‘zı âdemlerin kolların ve başların ve ayakların tîmâr eder şeklinde ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… d ederek ubûr ederler. Ammâ hakkâ ki zâlim gâyet mukavvîdir. Yüz yaşında âdemin
âlet-i
cimâ‘ına tavakân verüp âdemi cüst ü çâpük ve serme[s]t edüp kuvvet-i nazarı dah …
Esnâf-ı sa‘lebciyân: Neferât iki yüz, bunların dahi dükkânları yokdur. Kış günleri hussetü's-sa‘leb derler ya‘nî tilki taşağı demek olur, Bursa'da Cebel-i Ruhbân'da ve Bingöl'de ve Eğri dağında ve Göksun yaylasında ve Ercis dağında ve Sübhân dağında ve Cûdî dağında ve Bosna'da Köprez yaylasında ve Hersek'de Çemrene yaylasında ve Samakov'da Rila yaylasında ve Filibe'de Despot yaylalarında olur. Hemân tilki hayâsı gibi bir sarımsak dişine benzer bir otdur, anı kurudup havânda un gibi edüp sükkerle pâlûde gibi pişirüp bakır ibrîklerin altında âteşler ile musanna‘ yapılmış ibrîkler ile bahârlı ve gülâblı "Râhat-ı cân sıhhatü'l-ebdân sa‘lebim nefâyis" deyüp feryâd ederek ubûr ederler. Ammâ hakkâ ki zâlim gâyet mukavvîdir. Yüz yaşında âdemin âlet-i cimâ‘ına tavakân verüp âdemi cüst ü çâpük ve serme[s]t edüp kuvvet-i nazarı dahi ziyâde eder. Yetmiş hâssasın Hekîm Dâvûd, Tezkiresi'nde tahrîr etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172a ·
metinde göster ·
Evvelâ kâr-ı pesendîde-i âlem pehlivânân-ı resenbâzân ya‘nî cânbâzân: İslâmbol'da hâzır bulunan pehlivân nefer 13 pehlivânlardır kim her biri ipden nerdübân ile eflâke kemend atup urûc ederek kerrûbiyân ve Hazret-i Îsâ ile kelimât etmeğe yakın olmuşlardır. Evvelâ Üsküdarlı Mehemmed Çelebi ve Mağribli Hacı Nâsır ve iskenderiyyeli Hacı Alî ve Harputlu Şaşı Hüsâm ve Bursalı Kubâdî ve Arabgîrli Kara Şücâh ve Kamberoğlu ve Kız Pehlivân, bunlar pâdişâh huzûrunda terâzûlü ve terâzûsüz kubâdî pabuc ile ve kimi ellerinde birer desti ile arkalarında birer hımâr ile ve kimi ellerinde dal kılıç ile ve'l-hâsıl iki yüz altmış pâre âlet-i bâzbâzân ile arz-ı ma‘rifet edüp Galata kullesinin tâ zirve-i a‘lâsındaki top-ı feleke kadem basmış Arab u Acem ve Hind ü Yemen pehlivânlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 204a ·
metinde göster ·
… ebâbı Abdullâh Fâryâbî te’lîf edüp Hazret asrında dâ’ire ve rebâb çalınup sonra
âlet-i
ayş u tarab olmağile hicret-i nebeviyyenin sene 4 Medîne-i Münevvere'de imâm Ha …
İbtidâ te’lîf olan dâ’ire ve kamışdan kavaldır. Hekîm Fisagores te’lîf edüp Belkîs'ın zifâfı gecesi çalındı. Andan Mûsâ mûsikârı miskâli te’lîf etdi. Andan rebâbı Abdullâh Fâryâbî te’lîf edüp Hazret asrında dâ’ire ve rebâb çalınup sonra âlet-i ayş u tarab olmağile hicret-i nebeviyyenin sene 4 Medîne-i Münevvere'de imâm Hasan vücûda geldiği sâ‘at Cibrîl-i Emîn mübârek-bâd'a nâzil olup hamr hakkında bu âyet-i şerîfi kıbel-i Hak'dan getirdi. Âye[t](---)(---)(---)(---)(---). Andan şarâb harâm olup âlet-i tarabı olan sâz dahi men‘ oldu. Hakkında (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206b ·
metinde göster ·
… i Hak'dan getirdi. Âye[t](---)(---)(---)(---)(---). Andan şarâb harâm olup
âlet-i
tarabı olan sâz dahi men‘ oldu. Hakkında (---)(---)(---).
İbtidâ te’lîf olan dâ’ire ve kamışdan kavaldır. Hekîm Fisagores te’lîf edüp Belkîs'ın zifâfı gecesi çalındı. Andan Mûsâ mûsikârı miskâli te’lîf etdi. Andan rebâbı Abdullâh Fâryâbî te’lîf edüp Hazret asrında dâ’ire ve rebâb çalınup sonra âlet-i ayş u tarab olmağile hicret-i nebeviyyenin sene 4 Medîne-i Münevvere'de imâm Hasan vücûda geldiği sâ‘at Cibrîl-i Emîn mübârek-bâd'a nâzil olup hamr hakkında bu âyet-i şerîfi kıbel-i Hak'dan getirdi. Âye[t](---)(---)(---)(---)(---). Andan şarâb harâm olup âlet-i tarabı olan sâz dahi men‘ oldu. Hakkında (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206b ·
metinde göster ·
… l-i bâbda âlât-ı silâh ve tuğulka ve ser-penâhlar ve tüfenk ve cidâ vü gûnâ-gûn
âlet-i
harblar ile ârâste ve bevvâbân [u] dîdebânlar ile pîrâste olmuş derveze-i kavîl …
Eşkâl-i kal‘a-i Kars: Şimâlî tarafında ensesi top menzilinden ba‘îd bir kûh-ı bâlâdır. Anın dâmeninde bu kal‘anın iç kal‘ası bir püşte üzre vâkı‘ olmuşdur, ammâ aşağı hisâr bir düzde vâkı‘ olmuşdur ve cümle beş kat sûr-ı kavî addolunmuşdur ve nârin kal‘ada ancak bir hâne vardır. Kal‘a kapusu cânib-i şarka nâzırdır. Ve yukaru kal‘a ta‘bîr olunan orta kal‘a kapusu cânib-i garba mekşûf hadîd bâb-ı kavîlerdir. Bu sûr içre dizdârhânesi ve iki yüz neferât levendât hâneleri ve mükellef ve mükemmel cebehâneleri vardır. Ammâ bu orta hisârda çârsû-yı bâzâr ve hân ve hammâm ve imâret yokdur. Bu kal‘adan aşağı varoş-ı hisâr-ı kebîrdir ve iki kat sûr-ı metîndir ve üç bâb hâdîd [u] cedîd dervezelerdir. Dâhil-i bâbda âlât-ı silâh ve tuğulka ve ser-penâhlar ve tüfenk ve cidâ vü gûnâ-gûn âlet-i harblar ile ârâste ve bevvâbân [u] dîdebânlar ile pîrâste olmuş derveze-i kavîlerdir. Bu kapuların biri cânib-i garba Su kapusu ve Çeri kapusu derler, Erzurûm'a mekşûfdur, biri cânib-i kıbleye meftûh Orta kapudur kim Kağızmân tarafına meftûhdur. Ve biri cânib-i şarka Behrâm Paşa kapusudur, Revân tarafına küşâdedir. Bu kal‘a dîvârının üstünde karavulhânelerde şeb [u] rûz müstahfızânlar nigehbânlık edüp her şeb-i muzlimde kal‘a hâ’itların meş‘aleler ile çerâğân ederler. Varoş-ı hisârın kaddi ol kadar âlî değildir ammâ gâyet arîz ve metîn binâ-yı sengîndir. Ve aşağı kal‘anın dâiren-mâdâ[r] handakı yerine göldür kim Behrâm Paşa kapusundan Orta kapuya {varınca ihâta etmiş âb-ı hayât göldür. Bu tarafdan kal‘aya aslâ zafer mümkün değildir}. Ve etrâf-ı kal‘ada cümle iki yüz yigirmi aded kulle-i sedd-i Kahkaha'lardır ve cümle iki bin seksen dendân-ı bedendir. Ve bu rıbât-ı azîmin dâiren-mâdâr cirmi beş bin yedi yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 324a ·
metinde göster ·
mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr eder …
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… le gelüp cemadan gibi dururlar. Serdâr anlara "Bre koman gâzîler" dedikçe anlar
âlet-i
mülâhıza bir kerre at sıçradup kırmızı ve sarı bayrağile girü döner.
Ammâ hamd-i Hudâ tarafeynde aslâ dahi tüfenk atılmayup herkes merd-i meydânlığın ızhâra başlayup herkesin cür’et damarları hareket etti. Ammâ Hudâ âlimdir, onlar gafletde iken basılup bu kadar ceng-i Alî etdiler kim bizim askere galebe etmek sadedinde iken şems-i âteş-tâb kulle-i felekden bir cıda kaddi nümâyân olunca girüden Bektâş Ağa ve yeniçeri 100b ağası askerleri Hak belâ versin kimi at kolanı ve kimi tapkur çekmek ve kimi sabâh namâzı kılmak bahânesiyle cümle gerüde kalup atları yorgun ve durgun cümle gayret edüp anlar da bir kerre Hanîfîliye sûr salup bir yaylım kurşum atmağa başlayınca meğer Hanîfîli de orman içre üç yüz piyâde seg-pây-ı segbân pây-ı taban dayayup eyle kurşum urdular kim Melekliden ve Bektâşlı ve Kara Çavuşludan yetmiş altı âdem hâke düşüp mecrûh u şehîd oldular. Henüz ceng kızışup hemân Serdâr Abdullah Paşa bizimle gelen sipâh askerine "Bre koman kurdlarım!" deyü feryâd eder. Feryâd u vâveylâ çe fâ’ide. Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza sipâhîdir. Beride bizimle gelen sipâhî, sipâha kılıç çeker mi? Ancak bir küme sipâh haşerâtı bizimle gelüp cemadan gibi dururlar. Serdâr anlara "Bre koman gâzîler" dedikçe anlar âlet-i mülâhıza bir kerre at sıçradup kırmızı ve sarı bayrağile girü döner.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100a–100b ·
metinde göster ·
… b-ı hümâyûn önüne dolup Şeyhülislâm Azîz Efendi Ayasofya câmi‘inde kalup herkes
âlet-i
silâhıyla ve nohut ve zerdestesiyle kimi ucu yanmış köseği odunuyla ve koyunlar …
Sebeb-i azl-i Melek Ahmed Paşa bâ nefir-i âm, gulgule-i ehl-i hıref, bâ ığvâ-yı Siyâvuş Paşa ve Ebû Sa‘îd Efendi: Sarrachâne'den Âhîler ibtidâ bayrak ve tabl u kudûm kaldırup cümle dükkânları kapanup ve câmi‘leri kapanup "Ümmet-i Muhammed olan sancak dibine gelsin. Pâdişâha rik‘a sunalım!" deyü yüz elli bin ibâdullah-ı el-kâsibu habîbullah ile iktisâb edinen cümle ehl-i sûk pür-silâh, sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup deryâ-misâl benî Âdem temevvüc ederek sene 1061 şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin dördüncü bâzârtesi gün idi kim Daşnık Mirza ve Hanîfi Halîfelerin nâ-hak kelleleri Bâb-ı hümâyûn önüne döküldüğünün on ikinci gün sonra idi kim Atmeydânı'nda yer yer sedâ-yı Allah Allah evce peyveste olup İslâmbol içre velvele ve gulgule ve depdebe ve feryâd [u] fiğân ile dolup gürûh gürûh Bâb-ı hümâyûn önüne dolup Şeyhülislâm Azîz Efendi Ayasofya câmi‘inde kalup herkes âlet-i silâhıyla ve nohut ve zerdestesiyle kimi ucu yanmış köseği odunuyla ve koyunlarında birer somunlar ile Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd u vâveylâ-yı Allah Allah dediklerinde bu sadâ pâdişâh-ı cem-cenâb tarafına mün‘akis olup Bâb-ı hümâyûn sedd olunup topları kulleler üzre âmâde etmek ferman olunup Bâb-ı hümâyûn burcundan Haseki Ağa, taraf-ı pâdişâhîden su’âl edüp "Ey ibâdullah! Bu cem‘iyyet-i kübrâ nedir" dedikde "Bize zulm eden vezîria‘zamı ve Defterdâr Emîr Paşa'yı 102b ve Başbakıkulu Moralı Mustafâ Çelebi'yi ve Çavuşbaşı İbrâhîm Ağa'yı ve Koskafurûnlu Muhzır Ağa'yı ve Kudde Kethüdâ'yı ve Tokkapuluyu ve Gümrük Emîni'ni ve Vâlide Sultân'ı ve Bektâş Ağa'yı ve Kara Çavuş Yeniçeri Ağasın ve Kul Kethüdâsı Çelebi Ağa'yı ve Alahoz Mehemmed Efendi'yi ve Sarı Kâtib'i ve Bostâncıbaşı'yı ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'yi ve'l-hâsıl Celâlî Hasan Ağa'dan ve İpşir Paşa'dan mukaddemâ gelen defter üzre cümle yüz elli aded âdemi istemeziz, katl olunup vezîr ma‘zûl olup sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa olsun" deyü Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd [u] figâna âheng edüp bu haber sa‘âdetlü pâdişâha vardıkda Servikapusu'ndan haseki ağa, paşaya gelüp "Sa‘âdetlü pâdişâh selâm edüp şu guluvv-i âmın aslı nedir, bunları bir vech-i ma‘kûl ile perîşân eylesin" deyüp gitdikde paşa dahi feryâdcılardan bir alay ihtiyârları ve dindâr meşâyihleri ve mükehhal gözlü, başı misvâklı, eli tesbihli sâdâtları ve acı sözlü söz anlamaz bî-dâdları çağırup anlar dahi dâd u feryâd ederek Melek Paşa huzûruna çıkup "Sa‘âdetlü vezîr, senden hoşnuduz ammâ Kudde Kethüdâ ve Emîr defterdârı istemeziz. Bize zulmleri hadden efzûndur. Senin haberin yokdur. Azak bahânesiyçün pes-i perdeden bir Mısır hazînesi altunu bu İslâmbol içre cem‘ ediyorlar" Paşa eyitdi: "Ey ibâdullah! Cümle yetmiş bin guruşluk altundur. Andan ziyâde vermen" deyince cümlesi "Ey Allah râzı ola. Nola verelim! Ve istimâ‘ etdik kim Azağ'a bir yıldan berü hazîne varmayup ağaların pârelemişler. Siz dahi Kudde Kethüdâ'yı ve Emîr Paşa'yı pâre pâre edin. Tesellî-i hâtır bulalım. Tiz haklarından gelin. Yoksa biz onların haklarından gelecek vakti biliriz" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. Paşa bunlara "Ben sâdât-ı kirâmdan olan Emîr Paşa'yı katl edemem. Emr, şer‘-i Resûl-i mübînindir" deyü her birine birer hulvu'l-kelâm ile şifâ-yı sadr cevâblar verüp munsıf olanları kâ’il olup dem çekmediler. Bî-insâf olanlar "Mardalı esbâb istemeziz. Hemân nukûd akçe guruş alup altın veririz" deyü feryâd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 102a–102b ·
metinde göster ·
… çekici ve küreği ve maşası ve kelpedanı ve çiftesi ve eğeleri ve'l-hâsıl cemî‘i
âleti
yerli yerinde durup bir kimesnenin meksûr sâ‘ati olsa ibtidâ elbette alup kokla …
Hikmet-i acîb: A‘mâ Mehemmed Efendi nâm bir azîz-i hümâmı var, mâder-zâd nâ-bînâdır. Üstâd-ı kâmil sâ‘atcidir. Hücresinde oturup cemî‘i bisât-ı âvân engâzların yemîn ü yesârına zeyn edüp çekici ve küreği ve maşası ve kelpedanı ve çiftesi ve eğeleri ve'l-hâsıl cemî‘i âleti yerli yerinde durup bir kimesnenin meksûr sâ‘ati olsa ibtidâ elbette alup koklar, ba‘dehû zarfın açıp yoklar, dizi üzre bir sarı levn meşin koyup cümle sâ‘at besâtlarının ermudeleri ve rakkâsı ve baskısı ve tulumbası ve zembereklerin başka başka koyup eğrilerin doğruldup şikeste olan yerlerin ta‘mîr ü termîm edüp gereği gibi tamâm edüp sâhibine teslîm eder. Bu hakîrin akl-ı kâsırı perîşân olduğu şeydir kim mâder-zâd a‘mâ kimesne sâ‘atçi ola, aceb ihsân-ı Hudâ'dır. Ve yine kendüsü yârândan bir sahiyyü'l-vücûd, ni‘meti mebzûl hoş-sohbet cândır. Ve bu şehir halkının dahi ni‘metleri mebzûldür ve ucuzluk ganîmet şehirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112a ·
metinde göster ·
… lu kenarında lenger-endaht olup yatdı. Beri tarafda küffâr-ı bedgirdâr-ı murdâr
âlet-i
mülâhaza mu‘tâd-ı bed-hâhları üzre cümle kapudanlar ve kral u zâdeler ve cümle …
Sebeb-i tesmiyyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) Mâ-tekaddem kal‘asını Dobruca kralı oğlu Filvara binâsıdır. Mehîb ü sa‘b u kavî kal‘a imiş. Sene (---) târîhinde Yıldırım Hân feth etmede usret çeküp ba‘de'l-feth kal‘asın münhedim edüp taşların Karadeniz'e dökmüşdür. Hâlâ leb-i deryâda bir püşte-i âlî üzre rahnedâr olmuş sûrunun temelleri zâhir ü bâhirdir. Ol asrda bu kal‘a küffârı gemilerine süvâr olup Kefe kal‘asında Ceneviz kralına firâr ederler. Zîrâ ol asırda Karadeniz sâhilinde olan yedi yüz yetmiş pâre kal‘aların cümlesi Ceneviz kralı hükmünde idi, illâ İslâmbol kurbunda Terkoz kal‘ası ve Amasra kal‘ası ve Sinop kal‘ası ve Tarabefzûn kal‘aları Kostantin Urûmu elinde idi. Ba‘dehû Kefe kal‘asını ve Azak kal‘asın dahi Sultân Bâyezîd-i Velî be-dest-i Gedik Ahmed Paşa feth edince Karadeniz etrâfında aslâ Ceneviz küffârının alâkası kalmayup emân ile İslâmbol Boğazı'ndan taşra cezîre-i Sakız'larına gidüp ol cezîre-i müzehhebi dâr-ı bevâr edindiler. Tâ Süleymân Hân asrına dek anda sâkin olup ba‘dehû sulha mugâyir işler görüp keştîler ile Mısr'a giden huccâc-ı Müslimîni esîr etmeleri sebebiyle Süleymân Hân'ın fermân-ı şerîfleriyle Koca Piyâle Paşa yüz yetmiş pâre kadırga ile cezîre-i Sakız mukâbelesinde Çeşme nâm Anadolu kenarında lenger-endaht olup yatdı. Beri tarafda küffâr-ı bedgirdâr-ı murdâr âlet-i mülâhaza mu‘tâd-ı bed-hâhları üzre cümle kapudanlar ve kral u zâdeler ve cümle kefere vü fecerenin iş erleri hedâyâ ile Piyâle Paşa'ya buluşup hedâyâları makbûle geçdikden sonra Piyâle Paşa'ya bir kaç piyâle bâde nûş edüp eydür "Bre kâfirler, bu Sakız cezîresi huccâc-ı Müslimînin ve gayri ibâdullahın memerri ola. Niçün âyende vü revende tüccâr, züvvâr mahlûk-ı Hudâyı rencîde-i hâtır edüp dil-haste ü şikeste-beste edersiz?. Tiz pâdişâha bu Sakız cezîresin teslim edin. Yohsa cümlenizi şimdi dendân-ı tîğdan geçiririm" deyü kasem-billah edüp hedâyâ ile gelen yedi yüz aded iş erlerin bi'l-cümle kayd-bend edüp Bismillah ile "Tevekkülen ala'llah!" deyüp salpa demir isa'seren sebük yelken edüp cezîre-i Sakız'ın Kiremitlik nâm mahalde lenger bırağup der-akab karaya asker ve balyemez top çıkarup kayd-bend etdüğü kral zâdelerden vâveylâ ve vâveledâ mektûblarıyla "Elbette kal‘ayı veresiz, yohsa sarhoş Piyâle'nin piyâlesi elde iken bizim peymânımız dahi doldurup ecel câmın bize nûş etdirir ve sizlere kal‘a-i Sakız içre zevk-i dünyâyı ferâmûş etdirir" deyü üsârâ küffârlardan bu gûne varak alup ber-mu‘tâd elçi ile kal‘a-i Sakız'a gönderüp küffâr-ı murdâr bu hâli istimâ‘ edince hey kralzâdelerimiz ve cümle a‘yân-ı devletimiz kılıçdan geçer, havfiyle bi-emri Hüdâ cümle küffâr-ı Ceneviz meşveret ile vere verüp akd-i sulh edüp kal‘a-i Sakız'ı Piyâle Paşa'ya cümle cebehânesi ve hazîneleriyle teslîm edüp kendiler Malta hükmünde olan cezîre-i Rodos'a gemileriyle yıkılup dâr-ı bevârlarında karâr edüp kaldılar. Feth-i târîh-i Sakız (---)(---)(---)(---)(---) .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125b ·
metinde göster ·
… eryâ-misâl asker ve niçe bin ummâl u bennâ ile üç ayda kal‘a itmâm bulup cemî‘i
âlet-i
mühimmât [u] levâzımâtın ve dizdârı ve üç yüz aded levendâtın ve yedi aded baly …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim bir hevâdâr zemin-i mahsûldâr olmak ile Sarı Saltık Sultân, ya‘nî Muhammed Buhârî Saltık Bay hazretleri bu mahalde fukarâlarıyla zirâ‘at edüp mahsûlün bu mahalde harman edüp ismine Kara Harman deyü nefes etmişlerdir. Sebeb-i tesmiyyesi oldur ammâ zamân-ı keferede bender şehr-i kadîm olup Bulgarca ismine (---)(---) derlermiş. Ol asırda bir kral-ı dâl ismiyle müsemmâ bir şehr-i zîbâ imiş. Dest-i Ceneviz'den bunu dahi Yıldırım Hân feth etmişdir. Ba‘dehû kal‘asın küffâr yine istîlâ etmesin içün hâke beraber harâb [u] yebâb, hânelerin türâb etmişdir. Ba‘dehû Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında bu mahalde Kazak-ı Ak mazarratı def‘ içün bir cây-ı me’men lâzımdır, deyü fermân-ı Murâd Hân ile sene (---) târîhinde Kapudan Receb Paşa donanma-yı hümâyûn ile bu Karaharman limanına lenger atup a‘yân-ı vilâyet re’yiyle nehr-i Tuna arkı Karadeniz'e munsab olduğu mahalde du‘â vü hayr-ı sezâ ile bu kal‘a essâsına bezl-i ihtimâm-ı tâm edüp vakt-i şitâ ermeden deryâ-misâl asker ve niçe bin ummâl u bennâ ile üç ayda kal‘a itmâm bulup cemî‘i âlet-i mühimmât [u] levâzımâtın ve dizdârı ve üç yüz aded levendâtın ve yedi aded balyemez topların ve cânib-i kıbleye nâzır bir demir kapusuyla sûr-ı metîni itmâm edüp miftâhların ve derûn-ı kal‘ada Sultân Murâd Hân câmi‘i miftâhın Sultân Murâd Hân'a gönderüp Şeh Murâd mübârek-bâd deyüp dilşâd oldu. Hâlâ ma‘mûr bir kal‘a-i pür-nûr, derûn-ı kal‘ada ahâlîsi mesrûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126a ·
metinde göster ·
… edüp cümle minârenün haml-i sakîli bu bir amûd üzeredir. Sâ’ir dör[d] aded amûd
âlet-i
mülâhaza durduğiçün bu minâreye Minâre-i Mu‘allak dediklerinden câmi‘ dahi ol m …
Ve Mu‘allak câmi‘i: Bânîsi ma‘lûmum değildir. Ammâ nısfını münhedim eden Timur-ı Lenk'dir. Ve Mu‘allak câmi‘i nâmiyle şöhret bulmasının aslı oldur kim bir çâr-kûşe minâre-i âlîsi var. Üstâd-ı bennâ bu minâre-i ser-âmedi beş aded amûd-ı müntehâ üzre edüp minârenin çâr-kûşe temelin dörd sütûn üzre san‘at-ı sihr-âsâr ile binâ etmiş. Beşinci amûdu minârenün temeli ortasına edüp cümle minârenün haml-i sakîli bu bir amûd üzeredir. Sâ’ir dör[d] aded amûd âlet-i mülâhaza durduğiçün bu minâreye Minâre-i Mu‘allak dediklerinden câmi‘ dahi ol minâre ismile müsemmâ olmuşdur. Ammâ bu minârenün esâsında beş aded amûdlar bir haddâd dükkânı içinde olmağile herkesün manzûru olamaz. Takayyüd-i tâm ve bezl-i ihtimâm eden müşâhade eder, ibretnümâ bir minâre-i ra‘nâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 201a ·
metinde göster ·
… girüp niçe bin asâkir-i İslâm etrâf-ı Van'da diyâr-ı Acem'i harâb u yebâb edüp
âlet-i
mülâhaza Van'ı muhâsara etmişlerdi. Pâdişâh-ı Dârâ-kişver on günde şehr-i Tebrî …
Anlar zeyl-i Van'a varup meterislere girüp niçe bin asâkir-i İslâm etrâf-ı Van'da diyâr-ı Acem'i harâb u yebâb edüp âlet-i mülâhaza Van'ı muhâsara etmişlerdi. Pâdişâh-ı Dârâ-kişver on günde şehr-i Tebrîz-i dilâvîz sahrâsına varup Şâh Tahmas'ın birâder-i kîhteri olan Elkas Mirzâ'nın iğvâsıyla yine Elkas'ı serdâr edüp kal‘a-i Hemedân ve Dergezîn ve Erdebil ve Nihâvend ve Kum ve Kâşân ve Kazvîn ve Merâğa ve Esedâbâd ve şehr-i Ucân ve şehr-i Rey ve şehr-i Isfahân-ı nısf-ı cihâna varınca hâk-i Irâk'da ve hâk-i Âzerbaycân'da ve hâk-i İrân-zemînde kırk günde yetmiş altı şehri harâb u yebâb ve ahâlîsin esîr ü kebâb ve hânedânların türâb edüp Elkas Mirzâ ile şehr-i Tebrîz altına ol kadar mâl-ı ganâ’im ile asker-i İslâm geldiler kim bir harbende bir katar bâr-ı şütür müşk [ü] amber-i hâma mâlik olduğu meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 250a ·
metinde göster ·
… i bir kend-i İrem'dir. Kaçan kim Nihâvend cenginde Hazret-i Sa‘d-ı Vakkâs kendi
âleti
olan düşman okuyla mecrûh olup bu kendde sıhhat bulunca sâkin olup, "İmâr ola." …
Kend-i Hazret-i Sa‘d-ı Vakkâs: Nihâvend hâkinde bin hâneli şehir-misâl câmi‘ ve hân u hammâm ve çârsû-yı şâhîli bir kend-i İrem'dir. Kaçan kim Nihâvend cenginde Hazret-i Sa‘d-ı Vakkâs kendi âleti olan düşman okuyla mecrûh olup bu kendde sıhhat bulunca sâkin olup, "İmâr ola." deyü du‘â eder. Hâlâ makâm-ı Sa‘d-ı Vakkâs ulu âsitânedir. Birkaç Sünnî tekye-nişînleri vardır, ammâ kendüleri niçe yirde medfûn olduğun biliriz. Evvelâ Medîne-i Münevvere Bakî‘inde ve Mısır İskenderiyyesi kal‘asının Bâb-ı Ahdar'ı dâhilinde ve Şâm'a karîb Cisr-i Ya‘kûb ile Cübb-i Yûsuf mâbeyninde azîm âsitânelerin ziyâret etmişiz. Kuddise sırrahû
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 308b ·
metinde göster ·
… ok arslan şikâr alamaz dedikleri gibi bunlar dahi Bağdâd'a bedürüstî sarılmayup
âlet-i
mülâhaza ceng ederlerdi. Ve eyyâm-ı şitâ da erdiğinden top-keşân câmûsları(n)da …
Andan sonra sene 1039 târîhinde Hüsrev Paşa-yı dilîr yine mühür ile Bağdâd üzre serdâr-ı mu‘azzam olup Hemedân ve Dergezîn şehirlerinden yetmiş altı pâre Acem şehirlerin harâb u yebâb etdüği cümle bâlâda, mahalle münâsebetleriyle seyâhat etdiğimiz Acem diyârı şehirlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ bi-emri Hudâ Bağdâd'ın fethi Hüsrev Paşa'ya müyesser olmayup kırk gün kemâkân şeb [u] rûz döğüp ve bir akîm yürüyüş edüp derûn-ı kal‘ada Mazenderânî leşker-i İrânî bî-hisâb ve dinc-a-dinc leşker-i Acem (---) Âl-i Osmân askerîsine beş aydan berü yetmiş altı pâre kal‘aları feth edüp nehb ü gâret etmeden cümle askere bir mertebe fütûr u kelâl gelmiş kim cümle mâl-ı ganâ’imle muğtenim olup mâl-ı Kârûn'a mâlik olduklarından tok arslan şikâr alamaz dedikleri gibi bunlar dahi Bağdâd'a bedürüstî sarılmayup âlet-i mülâhaza ceng ederlerdi. Ve eyyâm-ı şitâ da erdiğinden top-keşân câmûsları(n)da ekseriyyâ telef olmuşlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 335b ·
metinde göster ·
… içre yine içine tebevvül ve takayyuz ide ide necâset içinde kaldı. Yanında bir
âleti
dahi yokdur kim kumkumanın lehimli yerin kal‘ edüp kendi taşra çıka. Ve çıkarıl …
Andan tesellî-i hâtır olup Nûh Necî bu gamdan fâriğ olup Tûfân'dan necât ricâsında oldu. Öte tarafda Nûh, evlâdı Ken‘ân-ı mürîd bed-gümân bir tuç-ı kumkuma içre üç aylık me’kûlât [u] meşrûbâtla kumkuma içre girüp evlâdları kumkuma ağzın âteş ile kalay eridüp lehem akıdup kumkumanın kapusun sedd edüp gitdiler. Ve cümle evlâd-ı Ken‘ân âb-ı zulumâtdan gark oldular. Ken‘ân bu hokka içre yine içine tebevvül ve takayyuz ide ide necâset içinde kaldı. Yanında bir âleti dahi yokdur kim kumkumanın lehimli yerin kal‘ edüp kendi taşra çıka. Ve çıkarılır Tûfân-ı Nûh'da gark olam deyü havfinden kumkuma-i müdevver içre kalup kendi necâseti ile âlûde olup dururken bi-emri Hayy-ı Kadîr Tûfân-ı Nûh gün be-gün müşted olup talattum-ı deryâ Ken‘ân'ın kumkumasını galtân ide ide Ken‘ân-ı bî-amân necâseti içinde gark olup temevvüc-i deryâ-yı zulumât kumkuma-i dehlîz[e] habs olan Cürce diyârının cânib-i garbîsinde Elvâhât diyârında Elvâh-ı kebîr-i Kalimun'da kumkuma-i Ken‘ân kalup Tûfân-ı Nûh âsûde olunca benî Âdem zemîn-i dünyâya {bu cebel-i Cûdî şehrinden bu Cezîretü'l-Arab şehrinden} müstevlî olup Ken‘ân'ın kumkumasın bulup kırarlar ve Ken‘ân'ı kumkumadan çıkarup necâsetiyle Ken‘ân'ı Kalimun Elvâhının cânib-i garbında bir gâr içre Ken‘ân'ı defn ederler. Hâlâ ziyâretgâh-ı Kıbtîlerdir kim be-kavl-i Kıbtî ba‘de't-Tûfân rûy-ı arzda defn olunan ibtidâ Ken‘ân ibn Nûh'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 384a ·
metinde göster ·
… çe yüz mel‘ûnların hânelerinde mahfûz şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ'nın esbâbları ve
âlet-i
silâhları vardır kim birbirlerinin mâbeynlerinde "Atamız şu kadar Hüseynî katl …
Ve niçe yüz mel‘ûnların hânelerinde mahfûz şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ'nın esbâbları ve âlet-i silâhları vardır kim birbirlerinin mâbeynlerinde "Atamız şu kadar Hüseynî katl etmişdir" deyü tefâhur kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 2b ·
metinde göster ·
… rmân'dan on bin guruşluk keraste ve beksimâd ve bârûd-ı siyâh ve gülle ve gayrı
âlet-i
silâhlarla ve sâ’ir levâzımât mühimmâtlar ile elli pâre gemileri leb ber-leb ed …
Der-beyân-ı re’y [ü] tedbîr-i âhir: Hemân Akkirmân limanında sene-i sâbıkadan kalmış Varna cenginde alınan yigirmi pâre Urus-ı menhûs şaykalarının cümle mühimmâtların tarfetü'l-ayn içre koyup ve küçük şayka ve zarbuna ve şayka sandallarının sâhiblerine ücretlerin verüp elli pâre gemilere Akkirmân'dan on bin guruşluk keraste ve beksimâd ve bârûd-ı siyâh ve gülle ve gayrı âlet-i silâhlarla ve sâ’ir levâzımât mühimmâtlar ile elli pâre gemileri leb ber-leb edüp yüz kantar mismâr ve cümle Akkirmân ve Kili mi‘mârların gemilere iki bin kile buğday ve beş bin kile darı dahi doldurup kendü bayraklarından yigirmi bayrak sekbân ve sarıca ve Akkirmân kal‘ası kulundan bin aded güzîde şehbâz yiğitler ile cümle iki bin ma‘dûd asâkir-i pür-silâhı iki günde elli pâre gemilere doldurup Akkirmân'dan bi-emr-i Hudâ eyyâm-ı muvâfık ile sekiz sâ‘atde kal‘a-i Özü'ye varınca cümle asker-i İslâm elli pâre gemiyle gelen zahîre ve kerasteleri ve askeri görüp tâze cân bulup cümle cebehâne ve zahîreleri der-anbâr ve der-mahzen edüp kal‘anın ta‘mîr ü termîmine ve handak-ı azîmlerin tathîrine mukayyed olup bu asâkir-i İslâm sâlimîn ü gânimîn Özü'ye vâsıl oldukları haberi ertesi gün zahîre getüren gemilerle gelüp, Urus şaykalarının birkaçın bozup kal‘a ta‘mîrine iskeleler yapıldığı haberi Yûsuf Kethüdâ mektûbiyle gelüp Yalı Tatarların bi'l-cümle Özü ağaları ve Özü Beği Kargılı 53b Halîl Ağa ve sâ’ir iş erleri ve Yûsuf Kethüdâ dahi Tatar askerin istemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53a–53b ·
metinde göster ·
… a taş bırağacak medîneli kilvili mukarnaz baca delikleri ile ârâste ve gûnâ-gûn
âlet-i
silâh-ı ceng ile pîrâste olmuş kal‘a-i metîndir.
Bu kal‘ayı dahi sene 1036 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ fermânıyla Kapudan Hasan Paşa Çelebi donanma-yı hümâyûn ile gelüp bu kal‘ayı nehr-i azîm Özü kenârında Piyâle Paşa kal‘asına muttasıl şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i musanna‘ edüp eyle metânet üzre inşâ etmişdir kim öbür kal‘alar bunun yanında gûyâ kara çavlı binâ-yı sâdelerdir, zîrâ nehr-i Özü kenârında vâki‘ olmağile dâ’imâ Kazak niçe yüz pâre şaykalarıyla gelüp buna sarılup bunun önünden ubûr edeceği muhakkak olduğundan Murâd Hân'ın tenbîh [u] te’kîdiyle bu kal‘a metânet üzre çâr-kûşe şeddadî ve rıhtım binâ-yı âlî olup nehr-i Özü kenârında gâyet metîn tabya-i azîmler ve kulle-i metînler ve gûnâ-gûn ceng tasavvuru içün birbirlerin korudur dirsekleri ve kal‘adan aşağı düşmana taş bırağacak medîneli kilvili mukarnaz baca delikleri ile ârâste ve gûnâ-gûn âlet-i silâh-ı ceng ile pîrâste olmuş kal‘a-i metîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55a ·
metinde göster ·
… lân atlar üzre ubûr etdiler. Andan cümle bin üç yüz aded arabalar içre gûnâ-gûn
âlet-i
silâh ve cebehâneler ile mâl-â-mâl altı bin yetmiş aded musaykal ve mücellâ dir …
İbtidâ cümle Paşalı askeri andan asesbaşı ve subaşı askeri ikişer ikişer geçüp gitdiler. Andan kelle ve esîrleri getiren Akkirmân askeri andan Özü kal‘ası askeri çifte çifte küheylân atlar üzre ubûr etdiler. Andan cümle bin üç yüz aded arabalar içre gûnâ-gûn âlet-i silâh ve cebehâneler ile mâl-â-mâl altı bin yetmiş aded musaykal ve mücellâ dirhemli Kazak tüfenglerin mezkûr arabalar üzre zeyn edüp ve cümle üç yüz altmış aded haçlı bayrakları baş aşağı arabalar üzre edüp bu cebehâneleri cümle cebeciler çorbacıları ikişer ikişer dizilüp mükellef alayı ile cebehâne arabaların ortaya alup geçdiler. Andan cümle yigirmi altı pâre münakkaş ve musaykal ve mücellâ altun gibi şâhâne topları cümle at arabaları çeküp her atlar kim fîl kadar Krakov ve Daniska {vilâyeti} atları kim her {atın} ayaklarında ikişer okka na‘lları var idi. Bu topları cümle topçular askeri ve çorbacıları keşân ber-keşân getirdiler. Anlardan sonra iki bin aded yine kefere atların bakkal kefereleri çeküp küçük imrahor askeri getirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 64b ·
metinde göster ·
… Mısır hazînesi mâl-ı Karûn'a mâlik olup ve niçe bin aded at ve katara ve sâ’ir
âlet-i
silâh ve serâperdelere ve cebehâne ve sâ’ir mâl-ı ganâ’ime mâlik olup bizi ve a …
"Bire gidi kâfir Abaza, sen bizim bâzû-yı kuvvetimizle Âl-i Osmân'ın Ilgın şehri altında üç vezîrden ve yigirmi iki aded beğlerbeğisi ve sâ’ir ümerâları ve seksen yedi bin askeri bizim sebebimizle bozup on Mısır hazînesi mâl-ı Karûn'a mâlik olup ve niçe bin aded at ve katara ve sâ’ir âlet-i silâh ve serâperdelere ve cebehâne ve sâ’ir mâl-ı ganâ’ime mâlik olup bizi ve atlarımızı ve tevâbi‘ [u] levâhiklerimizi bugünkü günde bu kılıç gibi gelmiş kışda açlıkdan bizi kırarsın" diye diye Hasan Paşa'yı cânından bîzâr etdiler. Hemân Hasan Paşa-yı pür-zâr Sarı Ken‘ân vezîri ve Tayyaroğlu vezîri ve Musli Paşa vezîri ve Cân Mirzâ Paşa'yı ve Alî Mirzâ Paşa'yı ve şâtır karındaşı Abaza Hasan Paşa'yı 71a ve Hâdım karındaşı ve Tatar Ahmed'i ve Bektaş Ağa Ömer'in ve Başka Vâdî ve Vehhâb Kadı ve Kudde Çerkezini ve şâm Ağası Kör Abdüsselâm'ı ve Kadrî Ağa'yı ve Kürd Osmân (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve niçe bunun emsâli iş görmüş paşaları ve ağaları Hasan Paşa huzûruna çağırup bu mezkûr umûr-dîde âdemler ile meşveret edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 70b–71a ·
metinde göster ·
"Melek Lalam, başın sağ olsun. El-hükmü lillâh eyle olur. Kaya'nın acısın def‘ etmek içün sana Bosna eyâletin müft ü meccânen ihsân eyledim, ammâ anda Seydî Ahmed Paşa çok zulüm etdiğinden ma‘zûl edüp sana verdim, lâkin sen adâlet edüp ol taraflarda Venedik kâfirlerine göz açdırmayup elin vilâyetin nehb u gâret edüp niçe kal‘aların feth edüp kabza-i teshîre alasın ve her hatt-ı şerîfime amel edesin ve her serhadleri bir hoş muhâfaza edesin ve cümle kılâ‘larım ta‘mîr ü termîm edüp gereği gibi gözedesin. Ben senin bunda kızını ve milk-i emlâkini ve Haremeynü'ş-şerîfeyn dollâbına konan kızının mâlın inşâ’allâh gözedirim, ammâ cebehâneye müte‘allık çok şey’ler getirmişler. Anlar bilirim ki senin mâlındır, zîrâ Kaya Sultân senden gayrı bir vezîre varmadı kim otak ve zırh [u] zereh-külâh ve tüfeng ve kalkan ve sâ’ir âlet-i silâh mîrâs yeye, anlar senindir. Tîz verilsin" deyü fermân-ı şehriyârî oldukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 78b ·
metinde göster ·
… de altı bölük halkının hâtırların yapup ele almağiçün in‘âm-ı âm firâvân olunup
âlet-i
silâhların tezyîn etmek ve alayların müretteb etmek ve cümle yek-dil 81a yek- …
Bu mahalle sa‘âdetlü pâdişâhın bostâncıbaşı kayığı ve Kapudan Köse Alî Paşa ile başdarda-i hümâyûn geldiği haberi geldi ve bu menzilde altı bölük halkının hâtırların yapup ele almağiçün in‘âm-ı âm firâvân olunup âlet-i silâhların tezyîn etmek ve alayların müretteb etmek ve cümle yek-dil 81a yek-cihet mevcûd gitmek fermân olunup vüzerâ ve vükelâlar da pâdişâh dirliğinde olan iç ağaları dahi cümle bölüklerinde haymeleriyle meks edüp sancakları altında sefer eşmek fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80b–81a ·
metinde göster ·
… ında yalmanlı harbeler ve göğüslerinde dahi harbeler ile zeyn olmuş ve bu kadar
âlet-i
silâha müstağrak olmuş Deli Hurûmî ve Ma‘dî Kerebî-vâr ucbe hey’et asâkirle ârâ …
Ve cümlesinin atları ve yedekleri ve süvâr oldukları esb-i kârihleri Eflâk ve Boğdan ve Dobruca ve Deliorman ve Sâlihli ve Taşlıca ve Hersekli diyârının yarar be-nâm atlarına süvâr olup cümlesi Tuna gecidi ve Hasanî ve Hüseynî hûn-âlûd kınalı Porça ve Gâzî Mihâlî al hınnâlara müstağrak olup her bir esb-i paymâsı hilkatinden çıkup bir gayrı hey’et-i mecmû‘a-i acîbeye girmiş atları vardı kim ba‘zısı kızıl kana müstağrak olmuş ve ba‘zısı nakş-ı bukalemûn iri kınalı hussân-ı sâfinâtü'l-ciyâd misilli küheylân atları bahrî hotas ile âbreş-i gül-endâm-misâl olup her atın başlarında ablak cığalar ve gerdenlerinde zil [u] bem ve cığ cığalar ve altışar pâre polâd-ı Nahşivânî yancıklar ve püsküllü harîr sineklikler ile müzeyyen olmuş ve her atın alnında yalmanlı harbeler ve göğüslerinde dahi harbeler ile zeyn olmuş ve bu kadar âlet-i silâha müstağrak olmuş Deli Hurûmî ve Ma‘dî Kerebî-vâr ucbe hey’et asâkirle ârâste ve pîrâste olmuş gâzîler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81b ·
metinde göster ·
… er kim her biri Rüstem-i Restân ve Sâm ve Nerîmân şecâ‘atli fetâlar kim cümlesi
âlet-i
silâha müstağrak olmuş fedâ’î ve Mervanî şevâribli dilâver-i server-i hünerver …
Alay-ı iç ağaları: Cümle beş yüz aded pâk u pâkîze bıyıklı şahbâz yiğitler kim her biri Rüstem-i Restân ve Sâm ve Nerîmân şecâ‘atli fetâlar kim cümlesi âlet-i silâha müstağrak olmuş fedâ’î ve Mervanî şevâribli dilâver-i server-i hünerver erler ve tüvânâ fetâ ve kağân er arslan yiğitler kim her biri bir ejder-i heft-serden nişân verir bahâdırların ellerinde kargı sırıklar ve bellerinde şeyhanî ve Ma‘arravî ve Hoş-kademî ve Sunkurî ve Esedî ve şâmî ve Mısrî ve İslâmbolî ve Hindî ve Kirmânî ve Horasanî ve Mu‘allim Dâvûdî kılıçlı iç ağalarının uylukları altında hıştlar ile müheyyâ ve hâzır-baş atbaşı berâber yiğitler selâma dururlardı kim bu asker-i müzeyyenin âlet-i silâh şa‘şa‘asından ber-havâ tayerân eden hûş [u] tuyûrların çeşmleri hîrelenüp nâbînâvâr zemîne nâzil olup piyâde âdemler ol kuşları sayd ederlerdi. Tâ bu mertebe mükellef ü müzeyyen şa‘şa‘alı alay idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 82a ·
metinde göster ·
Alay-ı iç ağaları: Cümle beş yüz aded pâk u pâkîze bıyıklı şahbâz yiğitler kim her biri Rüstem-i Restân ve Sâm ve Nerîmân şecâ‘atli fetâlar kim cümlesi âlet-i silâha müstağrak olmuş fedâ’î ve Mervanî şevâribli dilâver-i server-i hünerver erler ve tüvânâ fetâ ve kağân er arslan yiğitler kim her biri bir ejder-i heft-serden nişân verir bahâdırların ellerinde kargı sırıklar ve bellerinde şeyhanî ve Ma‘arravî ve Hoş-kademî ve Sunkurî ve Esedî ve şâmî ve Mısrî ve İslâmbolî ve Hindî ve Kirmânî ve Horasanî ve Mu‘allim Dâvûdî kılıçlı iç ağalarının uylukları altında hıştlar ile müheyyâ ve hâzır-baş atbaşı berâber yiğitler selâma dururlardı kim bu asker-i müzeyyenin âlet-i silâh şa‘şa‘asından ber-havâ tayerân eden hûş [u] tuyûrların çeşmleri hîrelenüp nâbînâvâr zemîne nâzil olup piyâde âdemler ol kuşları sayd ederlerdi. Tâ bu mertebe mükellef ü müzeyyen şa‘şa‘alı alay idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 82a ·
metinde göster ·
… taş tırâş bir kal‘a-i hâzır-bâşdır kim enderûn [u] bîrûnunda ve kapu aralarında
âlet-i
silâh mâl-â-mâl Allâhümme âfinâ bir dahi küffâr alması muhâl bir sûr-ı pür-me’â …
Cezîrenin cânib-i şarkîsinde Anadolu tarafı nümâyân bir kaya üzre şekl-i musebba‘ dirsek dirsek birbirine hâ’il kulleler ile ârâste ve dendân-ı bedenler ile pîrâste olup bir şeddadî taş tırâş bir kal‘a-i hâzır-bâşdır kim enderûn [u] bîrûnunda ve kapu aralarında âlet-i silâh mâl-â-mâl Allâhümme âfinâ bir dahi küffâr alması muhâl bir sûr-ı pür-me’âldir ve handakları etrâfında kesme amîk handaklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 92a ·
metinde göster ·
Ve memdûhât-ı musanna‘âtından seyyâhân-ı berr u bihâr ellerinde gezdirdikleri
âlet-i
silâh ki ana zerdeste ve çeltik ve çelik ve meçik ta‘bîr etdikleri nobûtların e …
Ve memdûhât-ı musanna‘âtından seyyâhân-ı berr u bihâr ellerinde gezdirdikleri âlet-i silâh ki ana zerdeste ve çeltik ve çelik ve meçik ta‘bîr etdikleri nobûtların envâ‘ın kızılcıkdan ve çimşirden ve sindiyân ve yeni dünyâ ve abanos ağaçlarından üstâd-ı kâmiller bu şehirde inşâ edüp şehirden şehire hedâyâ getürürler. Gâyet musanna‘ meçik olduğundan Malkara meçiği meşhûrdur, lâkin bu meçiklerin sarı ve kırmızı ve başı kalaklı olanlarını ekseriyyâ tâze cüvânlar alup isti‘mâl ederler, bir garîb temâşâ meçiklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 99a ·
metinde göster ·
… lâşe-i murdârların atları ve donlarıyla gölden çıkarup cümle raht u bahtları ve
âlet-i
silâhları ve bellerinde kemerlerin bile bizimle gelen tevâbi‘ u levâhık olan as …
Bu şehrin niçe gûne ahvâl-i pür-melâllerine kırk günde vâkıf olup niçe bin gûne seyr [ü] temâşâlar ederek ser-i kârda olan kefereler ile hüsn-i ülfet edüp her bâr ziyâfet-i uzmâlar tenâvül olunup niçe kerre bu şehrin şimâli tarafında rub‘ sâ‘at ba‘îd yerde bâğ-ı İremlerde Beğ, Ahmed Ağa efendimize ziyâfet-i uzmâlar eyleyüp gûnâ-gûn hedâyâlar verirdi. Hattâ bir kerre mukaddemâ Yaş gölünde gazâ günlerinde gark olan küffârların cümle lâşe-i murdârların atları ve donlarıyla gölden çıkarup cümle raht u bahtları ve âlet-i silâhları ve bellerinde kemerlerin bile bizimle gelen tevâbi‘ u levâhık olan asker-i İslâm'a bu kadar mâl [u] menâli hibe eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 108a ·
metinde göster ·
… ık ve nobbut ve sopa ve salma ve gürz ve siper-i zerîn ve niçe bin bunun emsâli
âlet-i
silâha müte‘allık zî-kıymet silâh-ı gûnâ-gûnlar ile bu kapular mâbeyni eyle müz …
Sitâyiş-i hisâr-ı Nârin kal‘a: Bu kal‘a Yukarukal‘anın cânib-i garbı köşesinde vâki‘ olmuş gâyetü'l-gâye metânet üzre mebnî şekl-i murabba‘ seng-i tırâş ile inşâ olunmuş başka iki kat bölme hisâr-ı üstüvârdır kim içinde dizdâr ve kal‘a imâmı ve mü'ezzininden gayrı bir ferd-i âfrîde sâkin değildir. Ancak bir zâviye ve gılâl anbârları ve su sarnıçları vardır. Ve cânib-i şarka nâzır iki kat metîn demir kapuları mâbeyninde dizdâr ağa dîvânhânesi etrâfında olan rûy-ı dîvârda maslûb cebe ve cevşen ve katlavî ve tuğulka ve ser-penâh ve zırh [u] zereh-külâh ve balta ve nacaklar ve şiş ve harbe ve mızrak ve tüfeng ve tîr-i kemân ve kılıç ve gaddâre ve zemberek ve gürz ve salık ve nobbut ve sopa ve salma ve gürz ve siper-i zerîn ve niçe bin bunun emsâli âlet-i silâha müte‘allık zî-kıymet silâh-ı gûnâ-gûnlar ile bu kapular mâbeyni eyle müzeyyen olmuşdur kim Devlet-i Âl-i Osmân'da misli meğer Bağdâd-ı bî-dâdda ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112b ·
metinde göster ·
… kullesi, andan şahin kullesi. Bu mezkûr olan kullelerin içinde olan cebehâne ve
âlet-i
silâh ve mühimmât [u] levâzımât meğer kal‘a-i Rodos'da ve kal‘a-i Bağdâd'da ve …
Andan Zindan kullesi, andan şahin kullesi. Bu mezkûr olan kullelerin içinde olan cebehâne ve âlet-i silâh ve mühimmât [u] levâzımât meğer kal‘a-i Rodos'da ve kal‘a-i Bağdâd'da ve kal‘a-i Budin'de ola. Hattâ Selîm şâh-ı Evvel Mısır'ı feth etdikde kal‘a-i İskenderiyye'ye gidüp Sultân Gavrî ve Sultân Kayıtbay ve Sultân Kalavan ve gayrı Mısır pâdişâhlarının cem‘ etdiği âlet-i silâh zer-ender-zer cebe ve cevşen ve zırh-ı kolçağ tuğulka-yı tâlûtîleri İslâmbol'a getirüp Süleymân Hân dahi bu kal‘aya Allâh emâneti edüp ibtidâ cum‘ayı kal‘ada kıldıkda cemî‘ guzât-ı müslimîn ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112b ·
metinde göster ·
… ve Sultân Kayıtbay ve Sultân Kalavan ve gayrı Mısır pâdişâhlarının cem‘ etdiği
âlet-i
silâh zer-ender-zer cebe ve cevşen ve zırh-ı kolçağ tuğulka-yı tâlûtîleri İslâm …
Andan Zindan kullesi, andan şahin kullesi. Bu mezkûr olan kullelerin içinde olan cebehâne ve âlet-i silâh ve mühimmât [u] levâzımât meğer kal‘a-i Rodos'da ve kal‘a-i Bağdâd'da ve kal‘a-i Budin'de ola. Hattâ Selîm şâh-ı Evvel Mısır'ı feth etdikde kal‘a-i İskenderiyye'ye gidüp Sultân Gavrî ve Sultân Kayıtbay ve Sultân Kalavan ve gayrı Mısır pâdişâhlarının cem‘ etdiği âlet-i silâh zer-ender-zer cebe ve cevşen ve zırh-ı kolçağ tuğulka-yı tâlûtîleri İslâmbol'a getirüp Süleymân Hân dahi bu kal‘aya Allâh emâneti edüp ibtidâ cum‘ayı kal‘ada kıldıkda cemî‘ guzât-ı müslimîn ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112b ·
metinde göster ·
… dılar. Üç günde bu kal‘a dürr-i beyz-âsâ edüp içine kifâyet mikdârı cebehâne ve
âlet-i
silâh ve mühimmâtlar kodu.
Lisân-ı Latince (---)(---) Sîn derler, ammâ lisân-ı (---) Sîn mezâra derler. Hakkâ ki bir mezâr gibi oyulmuş bir kayalı dağ arasında şekl-i muhammesden tûlânîce ve harâbca kal‘adır, ammâ zemîni Tin dağının maşrık tarafında bir sarp kayalı yerde kal‘adır, ammâ havâlesi çokdur. Câ-be-câ der [ü] dîvârları mürûr-ı eyyâm ile rahnedâr olmuş. Hemân Melek Ahmed Paşa bu kal‘ayı bu hâlde görüp cümle asker-i İslâm'ı bu kal‘aya üşürüp amâr etmeğe bir kîse guruş verüp imâra başladılar. Üç günde bu kal‘a dürr-i beyz-âsâ edüp içine kifâyet mikdârı cebehâne ve âlet-i silâh ve mühimmâtlar kodu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 137b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû kal‘ada olan zî-kıymet eşyâcıkları serdârımız, "Bunlar mîrî mâldır" deyü girift edüp ve cebehânesinde cümle üç yüz aded tüfeng ve yüz aded meç ve kılıç ve harbe ve niçe bunun emsâli âlet-i silâhları ve zî-kıymet âlât-ı âvânîleri cümle komor bârgîrlerine tahmîl etdirüp ve altı pâre şâhî topların her birin ikişer komor bârgîrlerine yükledüp kal‘anın içinde kalan mâl-ı ganâ’imi guzât-ı müslimîne "yağma" deyüp ân-ı vâhidde derûn-ı hisârı harâb [u] yebâb edüp âhir ıhrâk bi'n-nâr edüp hânelerin türâb etdiler. Tâ şu mertebe harâb etdiler kim kal‘anın demir kapuların bile söküp götürdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 145b ·
metinde göster ·
… ve bintân ve nisvân 148a ve yedi aded kapudan kefereleri penc-i yek düşdü ve
âlet-i
silâh ve akmişe-i fâhire ve harîr-i nâdire ve sîm ve nühâs âvânî mâllarından pa …
Andan cümle mîrîye müte‘allık cebehâne makûlesi eşyâları paşa-yı âdil Hilevne kal‘ası cebehânesine gönderüp cümle guzât mâbeyninde cemî‘i mâl-ı ganâ’im fürûht olup cümle tahsîl olan mâlın cemî‘i guzât-ı müslimîn bayrak ve bayrak karındaş payı berâber edüp öşr-i sultânîsin kanûnları üzre Melek Ahmed Paşa'ya hisse verdiler. şundan ma‘lûm ola kim ne kadar mâl Melek Paşa'ya öşr-i pençik verildi denirse cümle sağîr ü kebîr üsârâlardan paşaya hemân (---)(---)(---) aded pençe-i âfitâb ve mehtâb gulâm ve bintân ve nisvân 148a ve yedi aded kapudan kefereleri penc-i yek düşdü ve âlet-i silâh ve akmişe-i fâhire ve harîr-i nâdire ve sîm ve nühâs âvânî mâllarından paşaya öşr-i Hazret-i Ömer dokuz kîse vâsıl oldu. Ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 147b–148a ·
metinde göster ·
… en hücûm edüp hikmet-i Hudâ, esnâ-yı savaş-ı perhâşda Rüstem Paşa'ya bir tüfeng
âlet-i
Fireng kurşumu isâbet edüp esnâ-yı cerâhatde yine at üzre, "Bire koma gâzîlerim …
mazmûnu üzre bu Rüstem Paşa'nın bu Hırvat ve Islovin ve Zagrab ve Turova vilâyetlerin harâb [u] yebâb ve halkını kebâb etdiğinden cümle küffâr müte’ellim olup Nemse çâsârından ve Hersek beğlerinden ve Islovin seglerinden ve Mekemorya banlarından yüz elli bin küffâr-ı bî-dîn domuz topu olup Arapça kelâmı üzre cümle küffâr asâkir-i İslâma bir yerden hücûm edüp hikmet-i Hudâ, esnâ-yı savaş-ı perhâşda Rüstem Paşa'ya bir tüfeng âlet-i Fireng kurşumu isâbet edüp esnâ-yı cerâhatde yine at üzre, "Bire koma gâzîlerim" deyü guzât-ı müslimîni cenge terğîb edüp mecrûh olduğun bir ferd-i âferîdeye keşf-i râz etmeyüp yigirmi binden ziyâde küffâr-ı hâksâr dendân-ı kılıçdan geçüp âhir kendisi de bî-tâb ü bî-mecâl sehel batıyyü'l-hareke olup vakt-i gurûb dahi oldukda küffâr bir tarafa asâkir-i kerrâr dahi bir tarafa olunca nısfu'l-leylde Rüstem Paşa cam-ı şehâdeti nûş etdikde cümle guzât ol gece kal‘a-i Kinin'e selâmetle dahil olunca küffâr yine Yenihisâr'a ve kal‘a-i Siska'ya ve kal‘a-i Zagrab'a istîlâ edüp ol takrîb ile mezkûr kal‘alar yine dest-i küffârda kaldı. Hikmet-i bâliğe-i Rabbü'l-âlemînindir kim bu zemîni kullarına eğlenmek içün yevm-be-yevm kırat-be-kırat verir, lâ-yüs’elü ammâ yef‘aldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 156a ·
metinde göster ·
Eğer bu bâlâda görüp tahrîr etdiğimiz kılâ‘-ı metînelerin cemî‘i eşkâl [ü] tarz [u] tavrı ve cümle imârâtı ve âb [u] havâsıyla tahrîr eylesek başka bir müdevven olup kesret-i kitâbeti seyâhatimize mâni‘ olduğundan bu kadarca ta‘rîf ü tavsîfleriyle iktifâ olundu, ammâ gâzîlerine aşk olsun. Cümle mü’min ve muvahhid gıll [u] gışdan berî sâf-dil bir alay gâzîyân [u] mücâhidân-ı fî-sebîlillâhlardır kim şeb [ü] rûz bu Hırvad gâzîleri Hırvad ve Islovin ve Fireng kâfirleri ile ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl ederler. Belki bir günde beş altı kerre cengden mâ‘adâ gece nısfu'l-leylde bile niçe kerre ceng vâki‘ olduğu hakîrin manzûru olunup belki bile bulunmuşuzdur. Bu gâzîlerin dâ’imâ kılıçları bellerinde ve tüfengleri ellerinde. Hudâ'ya ayândır kim şeb [ü] rûz silâhlarıyla yatırlar. Hattâ gusul ederlerken cümle 157a âlet-i silâhları namâz kılarken dahi biledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 156b–157a ·
metinde göster ·
… ile 170a mâl-â-mâl olduğundan mâ‘adâ her bâb arasında rûy-ı dîvârda gûnâ-gûn
âlet-i
silâhlar ile yemîn ü yesâr dîvârları bezenmişdir.
Cümle rûy-ı dîvârı seng-i tırâş ile mebnî ve mücellâ ve musaykal ahcârât-ı hârâlar ile inşâ olunup her taşında olan letâfet ve zerâfetdeki tasarrufları bir diyârda temâşâ etdiğimiz kılâ‘ların birinde yokdur. Hattâ üstâd-ı mühendisîn var makdûrun sarf edüp arz-ı ma‘rifet sarf etdiğin ayân ü beyân etmekiçün ol bennâ-yı bânî rûy-ı dîvâra ve pâk-i tâb-ı devâreye eyle tasarruflar, eyle zıhlar ve gilviler ve medîneler edüp ol seng-i hârâları gûyâ kalem-tırâş ile alçı oyar gibi münakkaş oyup gûyâ Nakkaş Fahrî gibi kâğızbürlük edüp her tasarrufların sihr-i i‘câz edüp atlas-ı felekde eyle bir kârgirlik mermer-bürlüğü bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Meğer Atina şehrinde Eflâtûn İlahî dershânesi kim hâlâ Ebü'l-feth câmi‘idir, eyle tasarruflar meğer bu câmi‘de ola. Ve'l-hâsıl bu kal‘a-i Üsküb şehrin vasatında şekl-i muhammes şeddadî binâ-yı mukavves kal‘a-i bâlâdır kim cânib [u] etrâfında dîvârlarının kaddi kâmil elli zirâ‘-ı âlîdir ve cümle yetmiş aded ebrâc-ı kavîler ile ârâste ve iki bin aded dendân-ı bedenler ile pîrâste olmuş rabât-ı müzeyyendir ve cânib-i kıbleye mekşûf üç kat demir kapuları var kim her bâb-ı mu‘allâların mâbeynlerinde nigehbânlar ile 170a mâl-â-mâl olduğundan mâ‘adâ her bâb arasında rûy-ı dîvârda gûnâ-gûn âlet-i silâhlar ile yemîn ü yesâr dîvârları bezenmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 169b–170a ·
metinde göster ·
Ve cânib-i garba nâzır iki kat metîn ve muhkem demir kapuları var. Gûnâ-gûn
âlet-i
ceng ü hıyel ile ve demir asma kafesler ile ârâste bâb-ı kavîdir. Bir kerre bu …
Ve cânib-i garba nâzır iki kat metîn ve muhkem demir kapuları var. Gûnâ-gûn âlet-i ceng ü hıyel ile ve demir asma kafesler ile ârâste bâb-ı kavîdir. Bir kerre bu kapudan Venedik kâfiri şebhûn edüp bu kal‘aya istîlâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 178a ·
metinde göster ·
… ar âmâde olup her bâbların aralarındaki rûy-ı dîvârlarda niçe bin gûne musanna‘
âlet-i
silâhlar ile zeyn olmuşdur ve batı tarafına nâzır büyük kapu üzre selef pehlivâ …
Ve bu kal‘adan taşra varoşa dörd kat kal‘a kapusundan taşra çıkılır. Her kapu mâbeyninde dîdebânlar ve pâsbân ve nigehbânlar âmâde olup her bâbların aralarındaki rûy-ı dîvârlarda niçe bin gûne musanna‘ âlet-i silâhlar ile zeyn olmuşdur ve batı tarafına nâzır büyük kapu üzre selef pehlivânları azîm temâşâgâh alâmetler asmışlar. Cümleden biri bir tuç havânı ok ile urup bir tarafdan delüp bir tarafdan çıkmış aceb şast darbdır . Bir alâmet dahi üç dâne çâr-kûşe mermerleri bir yerden bir darb-ı ok ile ve kurşum ile delüp anı dahi asakomuşlar, ammâ iç kal‘a kapusu üzre dörd aded pehlivân gürzlerin asmışlar. Aceb pehlivânlıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 183a ·
metinde göster ·
… i gibi ibret-nümâ çarhları ve dollâbları ve tuç havânları var. Bunun dahi cümle
âlet-i
çarhların ılıca suyu deverân etdirir. Bunun dahi âb-ı germâbı sehel nermâbdır. …
Sene 1014 târîhinde bu kal‘ayı dahi Koca Lala Mehemmed Paşa binâ etmişdir. Nehr-i Tuna kenârında bir alçak düz çemenzâr yerde şekl-i murabba‘ dolma ve rıhtım bir palanka-i kavîdir. Dâ’iren-mâdâr cirmi altı yüz adımdır, ammâ alçak yerde vâkı‘ olmağile aslâ handakı yokdur. Ancak cânib-i şimâle kapusu önünde handakı asma köprüsü vardır. Ve çâr-rüknünde çâr kullelerinde şâhî topları ve muşkat tüfengleri vardır. Dizdârı ve iki yüz aded neferleri ve cebeci ve topçu ve bârûdcubaşı nâmân ağaları ve neferâtları vardır. Derûn-ı hisârda başka bir bölme içre neferât hâneleri vardır. Bârûdhâne kârhânesi başkadır. Bu dahi Budin bârûdhânesi gibi ibret-nümâ çarhları ve dollâbları ve tuç havânları var. Bunun dahi cümle âlet-i çarhların ılıca suyu deverân etdirir. Bunun dahi âb-ı germâbı sehel nermâbdır. Aceb hikmetdir kim bu mahmiyye-i Üstürgon'da mezkûr olduğu gibi üç aded ılıcalar vardır, üçü dahi issi değil, mu‘tedilce nermâdır. Bunda dahi latîf bârûd-ı siyâh işlenir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98a ·
metinde göster ·
Ve cümle iki hânı var, bir hânı dahi karşudadır. Ve cümle yetmiş beş kadar dükkânları var. Ekseriyyâ demirci kârhâneleridir, zîrâ bunda yapılan demir âleti Çaniçse kasabası haddâdları yapamaz. Hattâ Foniçse kılıcı derler bir seyf-i zülyezeni var kim diz ursan iki kat olup yine dosdoğru olur bir şemşîr-i miczemi olur kim misli meğer Alaman'da ola. Ve pala kılıç ve kassâb sâtûru ve niçe gûne âlât-ı harbe müte‘allık musanna‘ demir şeyler inşâ ederler, zîrâ dağlarında ma‘den-i hadîdi ve cibâllerinde kömürü dahi çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 167b ·
metinde göster ·