… u Urfa nârın zann edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça
âyetinden
murâd Urfa'nın nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve h …
Der-beyân-ı me’kûlât [u] meşrubât: Bu şehr-i Urfa'nın Harrân tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn olmağıla sayf u şitâda sebzevâtı firâvândır. Ve iç kal‘anın ensesindeki Cebel-i Damlacık üzre cümle bâğ u bâğçedir. Bir vakıyye ve beş yüz dirhem gelir âdem kellesi kadar nârı olup gâyet hoş-hor olur. Şehr-i şehribân-ı Bağdâd'da ve Sivas 57a{Niksâr'ında} ve Bursa Gemleyik'inde böyle âbdâr [u] dânedâr narı olur, ammâ İslâmbol'un ve Karaferye'nin lüfanına ve feyz narına yan başı gelir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu Urfa narı meşhûr-ı âfâkdır. Mar‘aş narı gerçi çok olup furûnda sehel kurudup diyâr diyâr götürürler, çok olduğundan meşhûrdur ammâ bu Urfa narı memdûh-ı âlemdir. Hattâ "en-Nârü fâkihetü'ş-şitâ" demişler, yârânın biri fâkihe lafzı olmağıla nârdan murâd olan bu Urfa nârın zann edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd Urfa'nın nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve hoş-hor nârı vardır. Ve sâ’ire müsmirrât-ı gûnâ-gûnu dahi memdûhdur. Ve hâs ve beyâz lavaşa ekmeği ve sacda pişen gül pembe varağı gibi yufka beyâz ekmeği ve tennûr kebâbı ve helvası ve dud şarâbı ve harîri gâyet meşhûr-ı afâkdır. Ve bu Urfa halkı gâyetü'l-gâye garîb-dost u dilnüvâz âdemlerdir. Şeb [u] rûz müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Şecî‘ ve sipâh ve bahâdır ve çerî merd-i meydânları vardır. Ve Cenâb-ı Bârî bu şehir halkına İbrâhîm Halîlullâh berekâtı vermiş gâyet ganîmet şehirdir. Âsitâne-i Halîlü'r-rahmân olduğundan bunda zulm eden hâkim aslâ mu‘ammer olmaz. Elbette bir kazâ-yı âsumânîye mübtelâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b–57a ·
metinde göster ·
… zâm bulsun içün makâlîd halk etmişdir. Makâlîd kilîd ma‘nâsıdır. Âyet: Arapça
âyetinden
murâd, yeryüzünün dağlar kilîdidir. Bir âyet-i şerîfede dahi âyet Arapça buyu …
Ammâ bu yüz kırk sekiz kûh-ı bâlâlardan âlî, evc-i âsumâna ser çekmiş ser-bülend ü ser-firâz kûhlar yokdur demişler. Bu kûhları Cenâb-ı İzzet edîm-i arz nizâm-ı intizâm bulsun içün makâlîd halk etmişdir. Makâlîd kilîd ma‘nâsıdır. Âyet: Arapça âyetinden murâd, yeryüzünün dağlar kilîdidir. Bir âyet-i şerîfede dahi âyet Arapça buyurmuşdur. Zîrâ bu dağlar olmasa rûy-ı zemîn lerzân olurdu. Ammâ mezkûr yüz kırk sekiz dağlardan kebîr bu dünyâ cezîresin bahr-i Muhît ile ve bahr-i Ummân ile ve bahr-i Okyanus ile mâverâ’-i bahrlerden ihâta edüp dünyâyı ber-karâr eden kûh-ı Kâf'dır kim anın hakkında âyet: Arapça buyurmuşdur. Cebel-i Kâf'ın mâverâsın Cenâb-ı Bârî bilir kim el-ilmü indallah anı âkıl olan su’âl etmemek gerek. Hey’et kitâblarında dahi tahrîr olunmamışdır. Anın tecessüsi akîdeye halel verir, zîrâ "Tefekkerû fî âlâillâh ve lâ tefekkerû fî zâtillâh" buyurulmuşdur. Ammâ bu dünyâ cezîresinin cânib-i şarkı ve şimâli mâbeyninde diyâr-ı Moskov tarafından kûh-ı Sedd-i Ye’cûc ve Me’cûc-i kadîme İskender-i Zülkarneyn emr-i Rabbi'l-İzzet ile varup anda cemî‘i ma‘âdinden bir sedd binâ edüp ol boğazı sedd etdi kim ol boğazdan taşra kavm-i Ye’cûc güzer etmeye sûre-i Kehf'de
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a ·
metinde göster ·
… er (...) vech-i tâm ile zâhir ve nümâyân olup matla‘-ı Arapça328bArapça
âyetinden
âfitâb-ı Arapça nassı tulû‘ u sütû‘ ve
Eğer Göllük tarafında ve eğer deryâ tarafında geldikde böyle münhezim olduklarında meydân-ı kârzârın dilâverleri ve ma‘reke-i heyecânın şîr-i nerleri cümle Sadrıa‘zamdan hil‘at-i fâhireler ve gûnâ-gûn ihsân [u] in‘âmlar alup beyne'l-akrân irtifâ‘-ı kadr, bu def‘a içerde mahsûr olan ve bakıyyetü's-süyûf kalan a‘dâ-yı bed-fercâm zebûn ve bî-dermân ve niçe bini mecrûh-ı sergerdân olup asâkir-i İslâm-ı nusret-ihtitâm iki koldan ziyâde ihtimâm edüp Kızıl tabya cânibinden kal‘aya duhûl eden on beş kol meterislerden kal‘anın rub‘ hissesinde düşmen-i dînin müceddeden medd eyledüğü dîvâra mukârin olup yeniçerilerinin serdengeçdileri ve Rûmeli kolu askeri kal‘aya mülâsık olup Göllük tarafında olan meterislerde üç kol vech-i muharrer üzre tersâneye karîb varup önlerine müsâdif olan zîr-i hâkdeki tabyalar alınup ve kal‘anın dîvâr[ı] müceddeden birkaç def‘a atılup üç kol dahi Kumlu tabyaya doğru kal‘aya duhûl olmak üzre hedm olmuş dîvârlardan urûc olunup a‘dâ-yı dîn meterislere havâle eyledüğü Kumlu tabya kurbunda toplarına karîb varılmağile bir şeb-i târîkde guzât-ı zafer-şi‘âr cünûd-ı nusret-karîn toplara hücûm edüp önlerine düşmen-i dîn el kumbaraları ve âteş darblar atup askeri gerüye püskürüp on beş vukıyye dâne atar e[j]der-fem ve evren-dehen balyemez topun ân-ı vâhidde guzât-ı mücâhidîn cidd ü cehd ile küffârın kal‘ası üzre kurtarup bizim meterislerimize getirilüp kendü topların kal‘aları dîvârına havâle edüp kal‘ayı döğmeğe başladılar. Bu def‘a mel‘ûn küffâr-ı hâksâr Arapça nassı medlûlünce ziyâde havf [ü] haşyete düşüp asâkir-i İslâmdan heybet ve dehşet alup bu hâl üzre iki cânibden ziyâde ikdâm ve yürüyüşler (...) vech-i tâm ile zâhir ve nümâyân olup matla‘-ı Arapça328bArapça âyetinden âfitâb-ı Arapça nassı tulû‘ u sütû‘ ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 328a–328b ·
metinde göster ·
… izzet kavmin helâk edüp şehrin harâb etdüği Kur’ân-ı azîm'inde âye[t]: Arapça
ây[et]inden
murâd ol şehr-i Medyen'dir Hazret-i şu‘ayb bu şehirde sâkin idi. Bu şehir Mısır …
İhvân-ı sa‘âdetmende şöyle ma‘lûm ola kim Hazret-i şu‘ayb Nebî Bahr-i Kulzüm ki hâlâ Bahr-i Süveys derler, ol bahrın sâhilinde şehr-i Medyen derler bir şehr-i mu‘azzam idi. Cenâb-ı izzet kavmin helâk edüp şehrin harâb etdüği Kur’ân-ı azîm'inde âye[t]: Arapça ây[et]inden murâd ol şehr-i Medyen'dir Hazret-i şu‘ayb bu şehirde sâkin idi. Bu şehir Mısır'dan Mekke-i Mükerreme'ye giderken Muveylah nâm kal‘aya bir menzil karîb mahaldedir. Ve bu şehire karîb dağlar içre huccâc-ı müslimîn meks ederler. şu‘aybü'n-ni‘am derler bir bâğ-ı İremezât ve âb-ı hayât sulu yerlerdir. Huccâc bu mahalle geldikde tâze cân bulur. Hazret-i şu‘ayb neslinden âdemleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y202b ·
metinde göster ·
… i deryâdan bir sâ‘at sengistânlar içre cebel-i Tûr-ı Sînâ'dır, âye[t]: Arapça
âyetinden
murâd Tûr-ı Sînâ'dır.
Biri Kudüs-i şerîf içinde Tûr-ı Zeytâ'dır ki hakkında âye[t]: Arapça nâzil olmuşdur kim zeytûndan murâd Kudüs ve Tûr-ı Zeytâ ile müfessirîn tefsîr etmişler. Biri dahi Mısır'dan Mekke-i mükerreme'ye giderken sekizinci menzile karîb leb-i deryâdan bir sâ‘at sengistânlar içre cebel-i Tûr-ı Sînâ'dır, âye[t]: Arapça âyetinden murâd Tûr-ı Sînâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y203b ·
metinde göster ·
… en bu şehirde sâkin olup binâ etdüğiyçün şehr-i Medyen derler. Âye[t]: Arapça
âyetinden
murâd şehr-i Medyen'dir. Bu şehir harâb olıcak Hazret-i şu‘ayb bürâderi Medyen …
Ve bu şehir kavmine Hazret-i şu‘ayb ba‘s olunup Hazret-i şu‘ayb'a îmân getirmediklerinden Cenâb-ı İzzet kavmin helâk edüp şehirlerin harâb etdi. Hazret-i şu‘ayb karındaşı Medyen bu şehirde sâkin olup binâ etdüğiyçün şehr-i Medyen derler. Âye[t]: Arapça âyetinden murâd şehr-i Medyen'dir. Bu şehir harâb olıcak Hazret-i şu‘ayb bürâderi Medyen ile bu şehre azâb nâzil oldu deyüp evlâd [u] ensâbı ile be-kavl-i Tevârîh-i Âzeryâ ibn Sâm eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y377b ·
metinde göster ·
… nın sağ tarafında bir âdem kaddi bâlâda mermer-i hâm üzre celî hattile Arapça
âyetinden
sonra,
Ve bu câmi‘ kadîm olmak ile ibret-nümâ eşyâlar gâyet çokdur. Ve bu câmi‘in mihrâbının sağ tarafında bir âdem kaddi bâlâda mermer-i hâm üzre celî hattile Arapça âyetinden sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y323a ·
metinde göster ·