Ve cümle kubâblarına üstâd-ı rassâs bir gûne nîlgûn rusâs-ı hâs örtmüşdür. Zıh zıh râdde-i cedvâl gibi çekilmiş, kurşum örtüp bu dahi icrâ-yı ma‘rifet etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 47a ·
metinde göster ·
… kin bunlar furunda pişmek mümkün değildir. Yeri handak gibi yarup üstlerine kül
örtüp
dahi cânib-i erba‘asına âteş edüp te’enniyle pişirirler, görmeğe muhtâcdır.
Ve tahtırevânlar ve arabalar ve kızaklar üzre hammâm kubbesi kadar üstü çörek otlu ve sûsâmlı hâs beyâz ekmekler ederler kim her biri ellişer kantâr gelir ekmeklerdir. Ve kızaklar üzre olan ekmekleri yetmiş seksener çift câmûs çeker. Niçe böyle azîm ekmek yaparlar lâkin bunlar furunda pişmek mümkün değildir. Yeri handak gibi yarup üstlerine kül örtüp dahi cânib-i erba‘asına âteş edüp te’enniyle pişirirler, görmeğe muhtâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159b ·
metinde göster ·
… eleler" deyüp bir kerre {Monla Mehemmed} yanımdan gerüye dönüp eteklerin başına
örtüp
birer şey okuyup anı gördük oğlancıklar yokuş aşağı yıldırım gibi kızak kayup b …
Monla Mehemmed eyitdi, "Men şu iki oğlanı severem ki başlarında ala mendilleri ve arkalarında Küfre şâpikleri geyüp altlarında kızakları var. şimdi ol dörd mahbûb gulâmları dahi kızaklarıyla aksine yokuş yukaru bize doğru kayup geleler" deyüp bir kerre {Monla Mehemmed} yanımdan gerüye dönüp eteklerin başına örtüp birer şey okuyup anı gördük oğlancıklar yokuş aşağı yıldırım gibi kızak kayup berk-i hâtif gibi aşağı dereye indiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
… ar 55a kirpi gibi nâzırdır ve cümle kullelerin Melek Ahmed Paşa tahta şindire
örtüp
ma‘mûr u müzeyyen kulleler oldu. Ve bu taşra büyük demir kapudan içeri bir kat …
Ve iki kat metîn demir kapusu kıbleye ve Karadeniz kenârında Kılburun kal‘asına nâzırdır ve handak içine cümle kullelerden toplar 55a kirpi gibi nâzırdır ve cümle kullelerin Melek Ahmed Paşa tahta şindire örtüp ma‘mûr u müzeyyen kulleler oldu. Ve bu taşra büyük demir kapudan içeri bir kat kal‘a dîvârında bir demir kapu dahi vardır, ammâ taşra kapudan küçük demir kapudur ve bu iki demir kapu arası üzre toloz kemer kârgîr binâdır kim üstü tahta minâreli Hünkâr câmi‘i'dir, ammâ küçükdür ve mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn bu câmi‘e muttasıl fevkânî mahkemedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 54b–55a ·
metinde göster ·
… [u] bârûlarının üzerlerin Melek Ahmed Paşa efendimiz Rus şaykaları tahtalarıyla
örtüp
müzeyyen kulle-i azîmlerdir kim bu kullelerin önünden Özü nehriyle Urus şaykala …
Ve cümle kulleleri ve burc [u] bârûlarının üzerlerin Melek Ahmed Paşa efendimiz Rus şaykaları tahtalarıyla örtüp müzeyyen kulle-i azîmlerdir kim bu kullelerin önünden Özü nehriyle Urus şaykaları geçmemek içün kırk aded demir kapaklı top kapuları içre kırk yedi aded balyemez ve şayka ve kolumburuna ve pıranka toplar[ı] var kim nehr-i Özü üzre değil Karadeniz'de on beş mîl ve Heyhat çölünde beş sâ‘at yerde kuş kondurmayup kuş uçurmaz. Ve bu kal‘anın dahi ağaları ve kulları öbür kal‘alardan 55b ziyâde (ve) hâzır-başlardır ve iki kapusu var. Biri cânib-i şimâle mekşûf ve biri taraf-ı kıbleye nâzır olup kapu üzre bir alçak tula ninâreli Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in müfîd ü muhtasar bir câmi‘-i fevkânîsi vardır ve otuz aded hurde dükkânları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55a–55b ·
metinde göster ·
… kları ve çırnıklarının niçesin bozup buğday anbârları ve kulleler üzre kubbeler
örtüp
mâ-bâkîsin Özü limanında hıfz olunup Özü kal‘ası cebehânesindeki cemî‘i zincirl …
"Bir dahi su yolun küffâr bulmasın" deyüp bir gece kimsenin haberi yok iken su yolun pinhân edüp cümle kal‘ayı beyâz ve münevver edüp kâfirlerden alınan cümle yetmiş altı pâre topları ve cümle cebehâneleri ve cümle mühimmât [u] levâzımâtları yerli yerine koyup toplar kirpi gibi dizilüp Özü kal‘ası pür-âteş oldu ve Rus-ı menhûsdan alınan sağîr ü kebîr yüz altmış altı pâre şayka ve kayıkları ve çırnıklarının niçesin bozup buğday anbârları ve kulleler üzre kubbeler örtüp mâ-bâkîsin Özü limanında hıfz olunup Özü kal‘ası cebehânesindeki cemî‘i zincirleri çıkarup cümle esîrlerin boğazlarına tavk-ı selâsil urup cümlesin pây-beste ve dil-haste ve giriftâr-ı bend-i belâ edüp sahrâ-yı Özü'de yatan leşlerin ve nehr-i Özü'ye gark olup batan keferelerin vücûdların sudan çıkarup kelleleri kesildi. Ve meterislerde ve meydân-ı ma‘rekede kalan lâşe-i murdârın dahi kelleleri ten-i mencûsundan cudâ olup ve bin iki yüz aded işe güce yaramaz mecrûh olan kâfirleri dahi cümle kılıçdan geçirüp baş etdiler. Ve cümle başları Özü meydânında esîr olanlara kendü kavmi başların bıçaklar ile yüzerlerken ağlaşarak,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 62a ·
metinde göster ·
… âmedli kullelerdir kim cümlesin efendimiz Melek Ahmed Paşa şindire tahtalar ile
örtüp
amâr etmişdir.
Ve Tuna kenârında Melek Ahmed Paşa kullesi, müceddeden nev-binâ bir kulle-i ra‘nâ-yı azîmdir kim Özü kâfirlerinden alınan topların yigirmi aded topları ve cebehâneleri kulleye konup gûyâ semender kullesi olup topları Karadeniz'e ve Tuna'ya nâzırdır. Ve cümle kulleleri biri biri içinde gömlekli serâmed kullelerin cümlesi sivri sivri tahta örtülü külâh kubbe-i serâmedli kullelerdir kim cümlesin efendimiz Melek Ahmed Paşa şindire tahtalar ile örtüp amâr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66a ·
metinde göster ·
… a da kadirdir’ deyüp, boğazından beyâz Kişmirî şalın çıkarup benim arkama şalın
örtüp
hemân sağ elimi sol eline alup Ayasofya'da bir gûne namâz kıldık, ammâ ömrümde …
Hemân Sun‘îzâde Efendi eydir: ‘Elem çekme şehîd. Emr Hakk'ındır kim Allâh sana da kadirdir’ deyüp, boğazından beyâz Kişmirî şalın çıkarup benim arkama şalın örtüp hemân sağ elimi sol eline alup Ayasofya'da bir gûne namâz kıldık, ammâ ömrümde eyle bir helc [u] melc namâz kılmadım, ammâ imâmımız Sun‘îzâde şeyhülislâm idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 77a ·
metinde göster ·
başımdan örtmediği bir hayli mu‘ammerlik alâmetidir ve Sun‘îzâde elime yapışup …
Sultân Mustafâ eydir: ‘Yok bürâder, Melek'den bir kızı olup sonra gelsin’ deyü vâkı‘ayı Sultân göreli, işte hâlâ hâmiledir. Vallâhu a‘lem bir kız doğurur. Hudâ âsân ede. Benden boşanup beyâz izâr bürünüp koltuğuna dörd âdem girüp götürdükleri beyâz izâr kefendir. Dörd âdem götürdüğü tabutun götürecekleridir ve Sultân Ahmed'in, ‘Elbette Kaya'yı emr-i Hakk ile boşa ve aklın varsa, üç yıldan sen de boşan’ dediği hemân üç yılda ben de ardı sıra giderim ve Ayasofya'da şeyhülislâm ile helc u melc namâz kıldığımız, benim meyyitim namâzın şeyhülislâm kılar, zîrâ Sun‘îzâde Efendi, beyâz ridâsın arkama 77b örtüp başımdan örtmediği bir hayli mu‘ammerlik alâmetidir ve Sun‘îzâde elime yapışup beni sarâyıma götürdüğü Allâhu a‘lem beni tâ mezârıma varınca götürür ve elbette Kaya Sultân bu vaz‘-ı hamlde merhûme olur" deyüp gördüğü vâkı‘ayı böyle ta‘bîr etdikde, hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 77a–77b ·
metinde göster ·
Ve gâyet garîb-dost halîm ve selîmü't-tab‘ âdemleri var kim bir garîb bir sene hânesinde en ednâsının mihmânı olsa tatyîb-i hâtırıyla mukayyed olur, sofrası meydânda sâhib-i kerem ve şecî‘ ü muhterem gâzîleri vardır, ammâ zenâneleri aslâ kapudan taşra çıkamaz. Meğer merhûme olduklarında Arapça ile mezâristâna çıkarlar, ammâ hîn-i muhâsarada mâbeynlerinde avretler ayaklarına çizme geyüp başların örtüp eski püskü esbâb geyüp cengde imdâd etmeleri ayb değildir, tefâhür kesb ederler, zîrâ anların zu‘munca "Erkek arslan ola da, dişi arslan dahi arslan değil midir?" deyüp Râbi‘a-i Adeviyye-misâl havâtînleri dahi ceng günlerinde imdâd ederler, zîrâ be-kavl-i müneccimân bu 183a şehrin tâli‘-i imâreti burc-ı akrebde ve beyt-i mirrîh-i mâ’îde bulunup cümle halkı cellâd gibi kâfire amân vermeyüp akreb gibi her kâfiri sokup su gibi elbette bir cânibe meyyâl gâzîleri vardır. Koca ricâlleri gâyet müsin olup sıbyânları okuyup yazamazlar. Cümle asmak ve basmak ve kesme[k] dutmak ve vurup kapmağa çalışır yiğit gulâmları olur, câ-be-câ mahbûbları da olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 182b–183a ·
metinde göster ·
üstâd gayri işe meşgûl olup üçüncü sâ‘atde azamet-i Hudâ herîfin ellerinden ve …
Ve herîfe bir kâse beyâz şerbet verüp üstünü örtüp üstâd gayri işe meşgûl olup üçüncü sâ‘atde azamet-i Hudâ herîfin ellerinden ve ayaklarından ve kuyruk sokumu mahalle çıra ağaçları sokduğu deliklerden ol kadar kırmızı ve sarı balgam gibi koyu koyu dutkal gibi şeyler akdı kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·
… a‘alluk etmesin içün kimseye göstermez ve kış eyyâmlarında etrâfını keçeler ile
örtüp
keçe içre bir tağar âteş yakar, bir temâşâ dıraht-ı mudhikdir. Ve dahi,
Hikmet-i Hudâ Âl-i Osmân diyârında bundan gayri yerde kahve ağacı yokdur. Kal‘a kapusunun önünde yol aşırı Cerrâh Alî Çelebi dükkânının ardındaki bâğçesinde bir kahve ağacı var. Her sene bî-hisâb mahsûl verir. Eğer eşkâl-i dırahtı su’âl olunursa hemân Rûm diyârlarında hâsıl olan bir nâr ağacı gibi alçak ve küçük ağacı olur, gûyâ Yemen diyârındaki gibi ağaçdır. Ammâ nazar ta‘alluk etmesin içün kimseye göstermez ve kış eyyâmlarında etrâfını keçeler ile örtüp keçe içre bir tağar âteş yakar, bir temâşâ dıraht-ı mudhikdir. Ve dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 268a ·
metinde göster ·
… er siperlere ve tabyalar üzerlerine kalın vordinar direkler ve servi dırahtları
örtüp
üzerlerine çim ü rıhtım toprak döşeyüp bu hâl ile bu Göllük tarafı emîn olup gu …
Ve bu Göllük tarafında olan cümle-cümle asâkir-i İslâm otuz bir bin yedi yüz aded asâkir-i İslâm olup cümle üç yüz aded meterislerde ve elli aded sıçan yollarında mâl-â-mâl ıskarça asâkir-i müslimîn idi. Ammâ bu Göllük mahalli gâyet teng-i dar olup tâ Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa bu kola gelmeyince meterisler ve sıçan yolları vâsi‘ olmadı. Sağ tarafında nazarete dubasın(?) doldurup sol tarafında küfeke taşlı kayaları kesüp meterisler içre ka‘r-ı zemînde hücreler ve kahvehâneler ve sebîlhâneler ve gasilhâneler inşâ edüp her siperlerin üzerlerine birer âdem kaddi kalın topraklar yığup cümle guzâtı taşdan ve kumbaradan sehel emîn edüp her siperlere ve tabyalar üzerlerine kalın vordinar direkler ve servi dırahtları örtüp üzerlerine çim ü rıhtım toprak döşeyüp bu hâl ile bu Göllük tarafı emîn olup guzât-ı müslimîn huzûr ile ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl eder oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 291a ·
metinde göster ·
… âlin görüp benim ridâmı mübârek yüzüne burka‘ edüp vücûd-ı pâkini bir ihrâm ile
örtüp
sabâha dek durdu. Çünki vakt-i seher oldu kolundaki elvân nûr renkleri zâ’il ol …
Sadrıa‘zamın kethudâsı Mahmûd Ağa ve niçe sâhib-i veğâ gâzîler görüp ordu şeyhülislâmı ve mollasından fetvâlar alup fermân-ı vezîr ile bu hakîr-i pür-taksîre haber edüp bu abd-i kemter dahi mübârek bedr-i münîr cemâlin görüp benim ridâmı mübârek yüzüne burka‘ edüp vücûd-ı pâkini bir ihrâm ile örtüp sabâha dek durdu. Çünki vakt-i seher oldu kolundaki elvân nûr renkleri zâ’il olup ancak avucundaki delikde sehel âteş gibi nûr berk ururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 293a ·
metinde göster ·
Mora vilâyetinde Çakona keferesi avretleri gibi beyâz kâtib sarıklı kefere avre …
Ammâ avretleri başlarına beyâz bezler örtüp Mora vilâyetinde Çakona keferesi avretleri gibi beyâz kâtib sarıklı kefere avretleri vardır, ammâ başka bir gûne saçların örüp başka bağ bağlarlar ve yine fisdânları elvân çukalardan ve gayri harîrlerden fisdânlar ederler, ammâ zengîne olan kefere avretler fisdânların gûna-gûn katîfelerden ederler. Lâkin koltukları altında ve önlerinde ve ardlarında hammâl semerleri gibi yumru fisdânları olup avretlerin kanbur şekilli gösterir, ammâ hîn-i cimâ‘da beli altında yumru fisdân durmak ile avretlerinin ferc-i kabîhaları yükseğe kalkup cimâ‘ etmeğe âsân olmak maslahatiyçün hukemâ-yı kudemâ eyle yumru fisdânlar te’lîf etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 326a ·
metinde göster ·
… gezerken bir zeytûn dırahtı altında bir pençe-i âfitâbe avret başına yeşil bez
örtüp
kucağında dahi bir yeşil bez örtülü bir ma‘sûmu olup hemân ol avret ayağ üzre k …
Temâşâ-yı garîbe: Bu köyü tahrîr edüp atlar ile gezerken bir zeytûn dırahtı altında bir pençe-i âfitâbe avret başına yeşil bez örtüp kucağında dahi bir yeşil bez örtülü bir ma‘sûmu olup hemân ol avret ayağ üzre kalkup kucağındaki ma‘sûmun yere bırağup lisân-ı Urûm lehçesi üzre "Âh cânım Evliyâ Çelebi" deyüp feryâd ederek hakîrin atı rikâbına sarılup gözlerinden kanlı yaşların çekîde çekîde döküp tazarru‘ [u] nâlişler etdikde ciğerim pâre pâre olup aklım başımdan gitdi. Hemân hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 337a ·
metinde göster ·
… n ağzının köpüğü kesilüp beti benzi berg-i hazâna dönüp gömleğinin yenin yüzüne
örtüp
mahcûb avret gibi bir köşede oturur. Biri dahi bu avret gibi oturanın üstüne ge …
Ba‘zısı ajder-i heft-ser gibi gıjlarken biri dahi ana gıjgırup gelirken bu ol gıjgıran hemân ağzının köpüğü kesilüp beti benzi berg-i hazâna dönüp gömleğinin yenin yüzüne örtüp mahcûb avret gibi bir köşede oturur. Biri dahi bu avret gibi oturanın üstüne gelüp na‘ra urdukda gör(ür)se kim bu avret evzâ‘ı edeni gûyâ sar‘ tutup gözleri tâs-ı pür-hûna dönüp eyle na‘ralara rehâ buldurur kim istimâ‘ edenin zehresi çâk olur. Hemân üstüne kuğuran âdem yâ şeyhin yâhûd bir gayrı fukarânın ardına gizlenüp hâmûş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y114b ·
metinde göster ·
hazînenin cânib-i erba‘asın cümle halk ihâta edüp beklerler. Ve cümle askerîler …
Ba‘dehu cümle sandûkların üstüne kilimleri örtüp hazînenin cânib-i erba‘asın cümle halk ihâta edüp beklerler. Ve cümle askerîler dağılup me’mûr olanlar kalır. Ve cümle sandûkların üstlerin kırmızı kilimlerle setr ederler. "Allâh setr eyleye" lafzı bundan darb-ı mesel kalmışdır, hâlâ Mısırlı içinde isti‘mâl olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y195a ·
metinde göster ·
Ve bu P 241a yumurtaların Q 244a üstlerine dahi ikişer parmak fışkı
örtüp
furunun için yumurta ile böyle zeyn edüp ba‘dehu altına nerm âteş eder. Ammâ yi …
Ve bu P 241a yumurtaların Q 244a üstlerine dahi ikişer parmak fışkı örtüp furunun için yumurta ile böyle zeyn edüp ba‘dehu altına nerm âteş eder. Ammâ yine fışkı yakar, odun yakmaz. Bu hâl üzre kâmil üç gün dörd gün. Dördüncü gün mezkûr piliççi baba uryân olup furunun içine girüp Y 229b tavuk gibi kurk kurk diyerek serâpâ cümle yumurtaların altın üstlerine döndürür. Ammâ elinde yine tavuk tüğünden yapılmış bir gûne eldivândır, anın ile her hücredeki ellişer yumurtaları birer birer devr etdirüp mâbeynlerine birkaç tavuk tüğleri kor. Ve bir gûne buhûr yakup dütsü verüp furunun ağzın kapayup gider. Ammâ bu kârı aslâ kimseye göstermez, ammâ hakîr kasd edüp ol beldede yigirmi iki gün meks edüp ayne'l-yakîn hâsıl etmeğiçün temâşâ ederdim. Ve yigirmi günde üç kerre piliç anası herîf furuna girüp cümle yumurtaları devr ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y229a–Y229b ·
metinde göster ·
Hikmet-i acîbe, var. Bu Tanta kasabasındaki mezâristân içinde bir topraklı püşte vardır, ol depe üzre her sene Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin mevlûdu günleri kum kaynayup içinden benî âdem kemikleri harekete gelüp rimâl [ü] türâb üzre çıkar. Niçe bin âdemler varup seyr [ü] temâşâ ederler ve ba‘zı âdemler kemiklerden alup giderler. Aceb temâşâdır. Sonra rüzgâr-ı zorkâr rimâl türâbları cem‘ edüp mezkûr kemikler üzre örtüp kemikler gâ’ib olur. Ba‘zılar derler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y287b ·
metinde göster ·
sâhibü'l-hayrâtlara ve selef pâdişâhlarına ve âl-i Osmân'a du‘â ve senâlar edüp …
Ve bu mevlûdun sekizinci çehârşenbe günü Buhayre vilâyetinde Demenhûr kasabasında mevlûd-ı şerîf olmak içün dellâllar nidâ etdükde İbrâhîm-i Dessûkî hazretlerinin karındaşı eş-şeyh Mûsâ hazretlerinin kisve-i şerîfin bir sandûkaya geydirüp alay-ı azîm ile yedi yüz meşâyihân-ı Burhâniyân ve yigirmi bin fukarâ-yı dervîşân-ı dilrîşân-ı zîşân-ı pür-nişân-ı bî-nişân uşşâklar pây-bürehne ve ser-bürehne olup tevhîd-i sultânî ile cümle tabılların ve zillerin ve kudümlerin döğerek kisve-i şerîfi Nîl kenârında sâhibü'l-hayrât makâmından götürüp kubbe-i İbrâhîm-i Dessûkî cenbindeki şeyh Mûsâ kubbesinde sandûka-i şeyh Mûsâ'yı setr ederler. Ba‘dehu yevm-i cum‘ada dahi azîm alay ile İbrâhîm-i Dessûk'un kisvesin tecdîd edüp Nîl kenârında sâhib-i makâmdan yedi yüz meşâyihler ve kırk elli bin Burhânî ve Gîlânî ve Rufâ‘î fukarâları ile tevhîd ü tezkîr ederek cem‘iyyet-i kübrâ ile kisve-i şerîfi kubbe-i âliyeye getürüp sandûka-i İbrâhîm'i örtüp sâhibü'l-hayrâtlara ve selef pâdişâhlarına ve âl-i Osmân'a du‘â ve senâlar edüp cümle meşâyihân mesrûr [u] handân şâdân olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y303b ·
metinde göster ·
hıfz edin" deyü feryâd etdiler. "Âyâ, ne ola", dedik. Bir sâ‘atden anı gördük, …
"Bire, suları tulumlarda örtüp hıfz edin" deyü feryâd etdiler. "Âyâ, ne ola", dedik. Bir sâ‘atden anı gördük, cümle tulumlarda ve kırba ve mataralar ve cevze(?)lerde bir katra suyumuz kalmayup cümle mahv olmuş. Refîklerimiz eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y448a ·
metinde göster ·