… n dahi vâlide-i müşfikamız ile hâlite-duhterleri idi. Mehemmed Paşa efendimizle
üns
[ü] ülfetimiz ol cihetdendir. Kendüler Süleymâniyye'de mütevellid olup hâk-i İs …
Der-sitâyiş-i veliyyü'n-ni‘am Defterdârzâde Mehemmed Paşa, sellemehullah. Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz ol vezîr-i dilîrdir kim sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in defterdârı keremkâr Mustafâ Paşa'nın nûr-ı dîdesi idi. Pederleri Bosnaviyyü'l-asl Hersek sancağında Novesin nâm kasaba-i hâk-i amber-i pâkden gelüp Ekmekçizâde Ahmed Paşa hizmetinde olup Sultân Ahmed Hânî'de başbakıkulu, andan Murâd Hânî'de müstakil defterdâr paşa oldu. Ba‘dehû sene (---) mâh-ı Şa‘bân-ı mu‘azzamının yigirmisinde Sadrıa‘zam Receb Paşa ve Şeyhülislâm Hüseyin Efendi telkîniyle Yeniçeri Ağası Hüseyin Halîfeyi ve Mûsâ Çelebi kim musâhib-i şehriyârî idi, anı ve Defterdâr Mustafâ Paşa kim efendimiz Mehemmed Paşa'nın peder-i azîzidir, bu üç mazlûmu kul eşkıyâları bi-gayr-i hakkın katl edüp Defterdârı Atmeydânı'ndaki çınar-ı müntehâya habl-i tavîller ile sinirinden baş aşağı salb etdiler. Ve niçe mazlûmun hûn-ı nâ-hakkın Atmeydânı'nda beyâz kar üzre döküp vücûd-ı insân, kar ile yeksân olup Atmeydânı'yken et meydânı olup azîm gulgule ve fitne ve fesâdlar olup efendimiz Defterdâr Paşa'nın Süleymâniyye'deki sarâyın ve Hisâr'daki yalısın nehb ü gâret etdiler. Efendimiz Mehemmed Paşa bu sa‘îd, şehîd [ve] maslûb-ı pâ Mustafâ Paşa'nın ferzend-i ferhunde-ahteridir. Vâlidesi, efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın akrabâlarından olmağıla bu hakîrin dahi vâlide-i müşfikamız ile hâlite-duhterleri idi. Mehemmed Paşa efendimizle üns [ü] ülfetimiz ol cihetdendir. Kendüler Süleymâniyye'de mütevellid olup hâk-i İslâmbol'dandır. Rûznâmeci İbrâhîm Efendi, paşayı on dördüne bâliğ iken hıfz [u] hırâset ile terbiye edüp ilm ü kemâl ü ma‘rifet sâhibi olup bir pençe-i âfitâb, nûr-ı İlâhî bir civân-ı mâh-tâb idi. Pederlerinin çerâğ-ı efrûhtesi Hasan Beğ terbiye ile kûşe-be-kûşe pinhân ederek sâhib-i rîş olup bir tüvânâ fetâ-yı âlî-vakâr idi. Cemî‘î ulûmdan haberdâr olup ilm-i kitâbet ve ilm-i inşâda ve ilm-i lûgatda ve ilm-i arûzda bahr-i ma‘ânî ve erbâb-ı ma‘ârif silkine münselik olup Kara Mustafâ Paşa kendülere Kâğız emâneti ihsân edüp erbâb-ı dîvândan olup üst hil‘at ile sâ’ir hâceler gibi dîvân kurardı. Ba‘dehû Anadolu muhâsebecisi olup İbrâhîm Hân cülûsu evâ’ilinde serbevvâbân-ı dergâh-ı âlî {olup} cümle kapucubaşılara tasaddur edüp ser-efrâz [u] mümtâz-ı cihân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 336b ·
metinde göster ·
… eyüp ibtidâ Hazret-i Âdem'e cennetden bir sevr ve bir at ihsân olunup onlar ile
üns
[ü] ülfet edüp süvar olarak Hazret-i Havvâ'yı cüst ü cû edüp nâm [u] nişânın bu …
Menâkıb-ı Hazret-i Şîs: Niçe müverrîhler bu Hazret-i Şîs Nebî içün, Hazret-i Âdem cennet-i me’vâdan hübût etdikde hâk-i Hindistân'da cezîre-i Serendil'e kadem basdıkda firâk-ı cennet-i izzet ile zâr u feryâd etdikçe cümle hayvânât-ı vuhûş u tuyûr ve kerrûbiyânlar Âdem'i ta‘yîb etdiklerinden "Yâ Rabbî, yüzüm karasına bakma!" deyü tazarru‘ [u] nâlişler edüp "Bu dünyâda bana bir yâr-ı gâr-ı gâm-küsâr hemrâh ihsan eyle" deyüp ibtidâ Hazret-i Âdem'e cennetden bir sevr ve bir at ihsân olunup onlar ile üns [ü] ülfet edüp süvar olarak Hazret-i Havvâ'yı cüst ü cû edüp nâm [u] nişânın bulmazdı. Hikmet-i Hudâ; bir gice menâmında ihtilâm olup zülâle-i menîsi zemîne düşüp bi-emri Hayy [u] Kadîr dokuz ay on günden sonra zemînden edîm-i arza Hazret-i Şîs vücûda geldi. Lisân-ı İbrî'de "Şîs" bitdi, demekdir. Anınçün Şîs Nebî derler. Hatta ba‘zı müverrihîn Sûre-i (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37a ·
metinde göster ·
… p şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile
üns
[ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bil …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… vâfir hazz edüp yetmiş gün kendü ile ve banları ve hatmanları ve hersekleriyle
üns
[ü] ülfet etdiğimiz mahallerde elli bin aded asker ile Dış Fransa vilâyetine gi …
Hattâ bu hakîr-i pür-taksîr sene 1074 târîhinde Raba suyu inhizâmından sonra Nemse çâsârı kralına varup andan pasaporta nâm hatlar alup Bahr-i Muhît kenârında Lonçat şehrine ve Donkarkız ve Danimarka vilâyetlerine ve Alman deryâsı kenârında Filimenk kralının pây-i tahtı olan Amıstırdam vilâyetlerine ve niçe yüz pâre şehirlerine ve yedi krallık vilâyetlerine gidüp seyâhat ederken ol sene bu cengde gâ’ib olan Fransa kralı şehzâdesine hakîr râst geldikde buluşup elimde olan Nemse çâsârın hattını görüp vâfir hazz edüp yetmiş gün kendü ile ve banları ve hatmanları ve hersekleriyle üns [ü] ülfet etdiğimiz mahallerde elli bin aded asker ile Dış Fransa vilâyetine giderdi. Bî-hadd ü bî-pâyân asker-i deryâ-misâle mâlik olup bir nev-cüvân kralzâde-i cihân pençe-i âfitâb-ı devr-i zamân idi. Meğer eceli sahrâ-yı bî-amân Kandiye-i dâr-ı kızıl kanda dest-i Âl-i Osmân'da müstağrak-ı hûn olup nâ-bedîd oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 298b ·
metinde göster ·
… vefkdir derler, ba‘zılar bir fukarâ nefesiyle ganî olup anıniçün fukarâlar ile
üns
[ü] ülfet eder derler. El-hâsıl bî-bedel mihmândâr ve merkezinde ber-karâr çele …
Ve Nakîbüleşrâf Seyyid Bekir Ağa bu kasabada sâkindir. Hânedân-ı azîm sâhibidir kim ta‘rîf ü tavsîfinde kalem kâsirdir. Hemân şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim yaz u kış subh [u] mesâ merreteyn sofra-i Halîlî çekilüp ni‘met-i celîli tenâvül olunup yevmiyye ikişer yüz sahan mümessek ta‘âmı hâss [u] âma ve ulemâ vü avâma ta‘âmı mebzûldür. Ve her şeb sâz [u] söz ile Fisagores-i Tevhîdî fasılları olup ba‘de's-sohbe müsâfirîne yetmiş seksen harîr câmehâblar döşenir. Mâh u sâl bu tertîb üzre bir Hâtem-i Tay ve Ca‘fer-i Bermekî-rey zât-ı şerîf halîm ü selîm zât-ı mükerremdir. Ve âlem ağyâr-ı gayrıdan bî-haber olunca kendü savma‘asına girüp tâ vakt-i fecre dek tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl bir zât-ı şerîfdir. Ba‘zılar ilm-i kâfda kâmil ayârdır derler, ba‘zılar sâhib-i vefkdir derler, ba‘zılar bir fukarâ nefesiyle ganî olup anıniçün fukarâlar ile üns [ü] ülfet eder derler. El-hâsıl bî-bedel mihmândâr ve merkezinde ber-karâr çelebidir. Ve birâderi el-Hâc Seyyid Hamza Çelebi dahi zât-ı hoş-hisâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y84b ·
metinde göster ·
… ile firâden firâden bilirler. Ammâ su’âli müşkil bir alay yağı bağî âdemler ile
üns
[ü] ülfet müşkil ve lisânları Arab lisânına karîb bir gayri lehce-i mahsûsaları …
Ammâ bu hakîr hemân yolumuz üzre yakın olup ziyâret etdiğimiz Q 85b evliyâ ve P 85b enbiyâları tahrîr eyledik. Ammâ bu mahallerde yigirmi sekiz merkad-ı pür-envâr dahi ziyâret eyledik. Anların esmâları ma‘lûmumuz olmamağile tahrîr olunmadı. Ve su’âl edecek kimesneler bulunmadı. Gerçi bu diyârın Dürûzî, Râfızî kavimleri âbâ ve ecdâdlarından biri irsile intikâl eden peygamberleri ve oğullarını ne cânibde medfûn olup ve esmâları ile firâden firâden bilirler. Ammâ su’âli müşkil bir alay yağı bağî âdemler ile üns [ü] ülfet müşkil ve lisânları Arab lisânına karîb bir gayri lehce-i mahsûsaları var, tercümâna muhtâc. Ve ümmet-i Muhammed'i bir nân pâre içün katl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y196b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu Cenâb-ı Bârî Âdem'e üns [ü] ülfet içün Cennet-i Me’vâ'da gördüğü kasırların birin zemîne nâzil etdirüp Mekke yerinde vaz‘ olundu. İsmine Beytü'l-Ma‘mûr derlerdi. Bir rivâyetde kızıl yâkûtdan idi, bir kavilde beyâz incüden idi. Tûfân-ı Nûh'dan evvel Cenâb-ı Bârî yine zemînden cennete ref‘ ederken Hâcerü'l-Esved andan kopup Tûfân suyundan siyâh oldu derler. Bir rivâyetde usâtlar yüzlerin sürmek ile siyâh levn oldu derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y2a ·
metinde göster ·
[ü] ülfet edüp cân sohbeti ederek bir gün Selîm Hân erbâb-ı zû-fünûn kimesneler …
Ba‘dehu Selîm Hân Şâm kışlasında selîkası ilm-i cifre düşüp erbâb-ı ma‘rifetden ba‘zı kimesnelerle üns [ü] ülfet edüp cân sohbeti ederek bir gün Selîm Hân erbâb-ı zû-fünûn kimesneler ile Cifr-i Câmi‘'i tetebbu‘ ederken Şeyh Nâsır-ı Tarsûsî hazretlerinden su’âl edüp derler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y49b ·
metinde göster ·
… edüp pîçeleri âşiyândan pervâz edüp her bâr Amr'ın önüne gelüp konmağa başlayup
üns
[ü] ülfet etdiler. Amr dahi çadırı bozup bu mahalde iki deyr-i kebîr var idi, b …
"Ol haymeyi bozman. Ol güvercin bizim konuğumuzdur, ikrâm lâzımdır. Yavruların hâsıl edüp uçursun. Bizim dâyiremize gelen hûş [u] tuyûr ve insân u hayvân emîndirler. Çadırı bozman" buyururlar. Ol kebûter yavru hâsıl edüp pîçeleri âşiyândan pervâz edüp her bâr Amr'ın önüne gelüp konmağa başlayup üns [ü] ülfet etdiler. Amr dahi çadırı bozup bu mahalde iki deyr-i kebîr var idi, biri Kıbtîlerin biri Rûmîlerin idi, ikisin dahi münhedim edüp mukaddemâ handak kazılan yerden temel bırağup bir câmi‘ inşâ edüp yine ol güvercinler ol câmi‘de âşiyân etdikleriyçün bu câmi‘e Kutâs dediler, vech-i tesmiyesi oldur. Kırk bin asker ile bu câmi‘i itmâm edüp dâ’imâ bunda ibâdet ederlerdi. Anıniçün ibâdethâne-i kadîmdir. Menâkıbı çokdur, lâkin biz ihtisâr üzre tahrîr edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y89a ·
metinde göster ·
ülfet etdiler, lisân-ı hâl ile bin dediler. Hâlâ yedi yıldan berü bu hayvânlar …
"Ve ertesi gün bu hayvânlar bize gelüp üns ülfet etdiler, lisân-ı hâl ile bin dediler. Hâlâ yedi yıldan berü bu hayvânlar ile serserî gezeriz, bir selâmete çıkmadık. Kara Zengîler içinde kaldık, çiğ âdem deyü bizi masharalığa alırlar", deyü vâfir şikâyet üzre olup birez arpa ve darı ekmeği ve kavun ve karpuz tenâvül edüp sad şükr-i Hudâ etdiler. Meğer yedi ay imiş, hayvânları ile ot otlarlar imiş, ba‘zı zamân şehre girdikde ta‘âm vermeyüp risvây ederlermiş. Hakîr küstâhâne su’âl edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y411b ·
metinde göster ·
… s ü mûnis gamgüsâr kim bir nân pâre içün kelb gibi âdemin akîbince gezer, gâyet
üns
ülfet etmişlerdir. Ve Rûm'daki fîller kadar ekûl değillerdir, ancak kesb-i havâ …
Bu vezîr istikbâle çıkdıkda iki fîl-i azîm getürdi kim biri süd beyâz idi. Bin yaşındadır, derlerdi. Yigirmi kademe nerdübân kemend ile çıkılır fîller idi. Ol mertebe fîl dahi görmemiş idim. Ve fîl bunlara eyle enîs ü mûnis gamgüsâr kim bir nân pâre içün kelb gibi âdemin akîbince gezer, gâyet üns ülfet etmişlerdir. Ve Rûm'daki fîller kadar ekûl değillerdir, ancak kesb-i havâdan cesîm ü semîndir. Benî âdeme gâyet meftûndur. Hattâ Itşân kal‘asında refîk olan Dervîş Ni‘metullâh'ın gergerdânı fîlleri gördükce hücûm edüp Dervîş Ni‘metullâh gücile zabt ederdi. Ve fîller gergerdânı gördükde cihân başına dar olup hortumun ber-havâ edüp gâhîce zemînden hâr hâşâk alup havâya püskürüp süheyl ururdu. Gûyâ bir bâkire kız sadâsı gibi hazîn savtı vardır. Q 329aP 326a Ve herbir fîlin arkasında kırkar mahbûb Bağanıskı memlûkleri süvâr olup melike eyle hedâyâ gelmişlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y423a ·
metinde göster ·
ülfet etmez. Hakîre bu Koz hâkimi kafes ile iki dânesin bağışladı. Elbette siyâ …
Her sabâh kallemiskin hayâları ve budu arasından çıkarırlar; necâseti değildir, bi-emrillâh terinden hâsıl olur. Alaca kedi kadardır ve ol sıfatlı, tüğü serd, dörd ayaklı. Ve tırnakları köpek tırnaklı, kedi tırnağı gibi yırtıcı tırnak değildir. Başı küçük kelb başlı, burnu Freng zağarı gibi kıvrık burunlu, ve kuyruğu kedi kuyruğundan kaba. Evlerde kafesler içre beslerler; vahşîdir, kedi gibi üns ülfet etmez. Hakîre bu Koz hâkimi kafes ile iki dânesin bağışladı. Elbette siyâhlı ve beyazlı alaca olur, gayrı gûne olmak ihtimâli yokdur. Ammâ râyihası âdemin demâğın mu‘attar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y433b ·
metinde göster ·
… nâ-gûn maymun-ı mudhikler beslerler. Ve misk kedisi ve maymunlar birbirleri ile
üns
ülfet edüp boş gezerler, aslâ makyûd değillerdir, ve evlerde yavru hâsıl ederle …
Ve evlerinde niçe kerre yüz bin misk kedisi ve gûnâ-gûn maymun-ı mudhikler beslerler. Ve misk kedisi ve maymunlar birbirleri ile üns ülfet edüp boş gezerler, aslâ makyûd değillerdir, ve evlerde yavru hâsıl ederler, garîb temâşâdır. Hakîre bunlar yigirmi, yigirmi beş maymun-ı gûnâ-gûn ve misk kedisi yavruları verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·