… re yedi kûh-ı bâlâ üzre birer deyr-i azîm ihyâ etdiler ve yetmiş mürtefi‘ püşte
üzre yetmiş
aded manastır-ı azîm inşâ etdiler.
Ve bu Vezendo nâm kıral İslâmbol'u bu tertîb üzre tekmîl edüp hâlâ İslâmbol kal‘ası olan ol a‘sârda iç kal‘a idi. Cümle pâdişâhlar edâ-yı hidmet edüp İslâmbol içre yedi kûh-ı bâlâ üzre birer deyr-i azîm ihyâ etdiler ve yetmiş mürtefi‘ püşte üzre yetmiş aded manastır-ı azîm inşâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11a ·
metinde göster ·
… nda buz deryâsı tokuz ay şitâdan müncemid olup Kalmuk küffârları ol buz deryâsı
üzre yetmiş
günlük buzu beş gün beş gice geçüp Kûh-ı Kâf dibinde bilâ teşbîh ka‘belerine va …
Ammâ Moskov tarafında buz deryâsı tokuz ay şitâdan müncemid olup Kalmuk küffârları ol buz deryâsı üzre yetmiş günlük buzu beş gün beş gice geçüp Kûh-ı Kâf dibinde bilâ teşbîh ka‘belerine varırlar, anların lisânı üzre Kûh-ı Kâf‘a Kalmuk kavmi "Yıldırak Tav" derler. İnşâallahu Te‘alâ ol semtin seyâhati müyesser oldukda tahrîr olunur. Kırk elli senede bir kerre Kalmuklar yetmiş seksen 230a bini bir yere cem‘ olup Kûh-ı Kâf ziyâretin edüp yine buz deryâsının donu çözülmeden girü vatanlarına avdet ederler. Kûh-ı Kâfı İskender'den sonra Kalmuk tâ’ifesinden gayri görmüş benî Âdem yokdur, {illâ Kalmuklar görür}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b–230a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Sâlîh Paşa, Civân Kapucubaşı vezîrin azlinden sonra sadrıa‘zam olup paşaya yeniçeri ağalığı ihsân edüp ağalığı kabûl etmeyüp Erzurûm eyâletin ihsân eyleyüp bu hakîr dahi karâbetimiz takrîbiyle ma‘an gitmeğe me’mûr olup hayme ve hargâhımızı ve bâr-ı bengâhımızı ve üç at ve bir Gürcî gulâm-ı memlûk ve bir yorga mu‘teber at ve üç yüz guruş ihsân edüp Sadrıa‘zam Sâlih Paşa dahi bu hakîre iki yüz altun ve bir semmûr kürk-i nazîf ihsân edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek bâlâda tahrîr olunduğu üzre yetmiş günde kal‘a-i Erzurûm'a dâhil {olup} adl-i adâletle cemî‘î re‘âyâ vü berâyâ âsûde-hâl oldular. Ammâ intihâ-i serhadlerde olan Acem hânları ve sultânları ve Gürcîstân ve Mikrilistân beğleri askerinin çokluğundan hazz etmeyüp her bâr her tarafdan hedâyâlar ile nâmdâr elçiler gelirdi. Dârât [u] azametde ve mehâbet ve salâbetde ve vecîh [u] melâhatde ve zarâfet u felâhatde bî-nazîr bir vezîr-i dilîr idi. Ve vecâhet [ü] nümâyişi bî-mânend bir şehbâz [u] şehlevend, fârisü'l-hayl, meydân-ı bezm [ü] rezm-i arbede-gîr bir şîr-i dilîr, cemî‘î bisâtı uyğun ve bâzûsunda bâz [u] toykun ile şikâr-bâz, şehbâz, ser-efrâz [u] mümtâz vezîr-i mahbûb [u] dilir Âsaf-ı Berhayâ-vâr bir halûk [ve] kerîmü'ş-şân vezîr idi. Anın matbahında tabh olunan ta‘âm-ı ni‘met-i nefîse-i sükkerîyi bir vüzerâ sofrasında görmedim, illâ Bayrâm Paşa merhûmda görüp dâhil-i meclis olup ni‘metin tenâvül etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 336b ·
metinde göster ·
… i hammâm, bu dahi müferrih hammâmdır. Bu hammâmlardan mâ‘adâ şehir a‘yânı nakli
üzre yetmiş
aded hammâmın hâsları vardır. Ve kal‘a altında Tuna'ya nâzır Oyulma hammâmı gây …
Ve cümle üç aded hammâm-ı dilsitândır. Evvelâ çârşu başında yol kenarında altı ayak taş nerdübân ile enilir Çifte hammâm, müferrihdir. Hevâsı ve binâsı ve mâsı gâyet latîf hammâm-ı rûşenâdır. Bu hammâmdan yukarıca Eski hammâm, bu dahi müferrih hammâmdır. Bu hammâmlardan mâ‘adâ şehir a‘yânı nakli üzre yetmiş aded hammâmın hâsları vardır. Ve kal‘a altında Tuna'ya nâzır Oyulma hammâmı gâyet latîf hammâmdır. Lâkin ba‘de'z-zuhr bizim vâlidelerimiz girerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114a ·
metinde göster ·
… rafı Tuna içindedir kim Tuna'nın girdâbı mahallidir kim bu mahalde azîm gümiler
üzre yetmiş
seksen aded un değirmânları var kim ibret-nümâ-yı vâcibü's-seyrdir. İnşâallah m …
Nehr-i azîm Tuna sâhilinde seng-trâş ile mebnî şekl-i mukavves sûr-ı metîndir. Gûyâ yay gibi yayılmışdır. Yayın çille tarafı Tuna kenarı vâkı‘ olmuşdur kim azîm seng-i kebîrler ile inşâ olunmuşdur. Gûyâ yayın çille başlarında Tuna'ya nâzır metîn kulle-i kebîrleri vardır. Ve cânib-i garba meyyâl dîvâr (---)(---) dır. Dâ’imâ bu tarafı Tuna içindedir kim Tuna'nın girdâbı mahallidir kim bu mahalde azîm gümiler üzre yetmiş seksen aded un değirmânları var kim ibret-nümâ-yı vâcibü's-seyrdir. İnşâallah mahalliyle tahrîr olunur. Ve bu kal‘anın kara tarafı gûyâ yayın kabza tarafıdır kim metîn ü kavî seng-i kebîrler ile mebnî kavs-misâl nîm müdevverdir. Vâsi‘ ü arîz ü amîk handakı vardır. Dâ’imâ içinde Tuna cereyân edüp handakın cânib-i garbından girüp cânib-i şarkından hurûc eder. Cümle on bir kulle-i kavîlerdir. Ve cümle beş yüz bedendir. Ve iki kat mazgal delikleri vardır. Ve cümle iki kapusu vardır. Evvelâ cânib-i garba Tuna kenarında su kapusu, küçük kapudur. Ekseriyyâ mesdûd durur. On kademe taş nerdübân ile nehr-i Tuna'ya nüzûl olunur. Bir kapusu dahi cânib-i kıbleye, şehre mekşûf iki kat metîn ü kavî bâb-ı hadîdlerdir kim bu kapu gûyâ yay-misâl bina olunan dîvârın tâ yay kabzası mahallindedir. Handak-ı arîzi üzre tahta cisr ile ubûr olunur. Her gece kal‘a neferâtları cisri zencîrler ile burc [u] bârûlar üzre dollâb ve makaralar ile çeküp kal‘a kapusuna sedd edüp kal‘a nehr-i Tuna içre gûyâ bir cezîre gibi kalır. Bu kal‘a kapusuna taşradan içre girerken kapunun solunda kemer altında bir azîm gürz-i pehlivânî maslûbdur. Ve sağ tarafında handak üzre âyende vü revendeye ârâmgâh olmak içün bir tahta binâ bir maksûre-i ra‘nâsı var. Ve bu kapudan içeri orta kapunun atebe-i ulyâsı üzre ay ve güneş tasvîrin üstâd-ı kâmil beyâz mermer üzre tahrîr etmiş. Hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmış. Sihr-i helâ şems [ü] kamer göstermiş kim bu felek-i atlasda eyle bir mâh-ı âfitâb resmin bir ressâm-ı kâmil kemâliyle etmemişdir kim gûyâ kamer bedr-i münîr olmuş, güneş âleme pertev urmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 118a ·
metinde göster ·
… âr çıkup cânib-i şarka gidüp ol leyle-i muzlimde ne reh ne râhber peydâ mazmûnu
üzre yetmiş
bin renc [ü] anâ ve meşakkat-i râh çekerek,
Evvelâ şehr-i bender-âbâd Üsküdar'dan bism-i Hudâ ile yedi nefer kimesne-i esb-süvâr çıkup cânib-i şarka gidüp ol leyle-i muzlimde ne reh ne râhber peydâ mazmûnu üzre yetmiş bin renc [ü] anâ ve meşakkat-i râh çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 191b ·
metinde göster ·
… vm-i sekali ya‘nî kavm-i ecinnenin envâ‘ın halk etdi kim bâlâda tahrîr olunduğu
üzre yetmiş
kavmi müslim ervâh-ı tayyibedir ve yetmiş kavmi habîse keferelerdir denmişdi. B …
Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ idelim. Çünkim Cenâb-ı Allah yer ile gök arasında kavm-i tuyûru halk edüp anlardan sonra kavm-i sekali ya‘nî kavm-i ecinnenin envâ‘ın halk etdi kim bâlâda tahrîr olunduğu üzre yetmiş kavmi müslim ervâh-ı tayyibedir ve yetmiş kavmi habîse keferelerdir denmişdi. Bunlardan sonra kavm-i Câbülkâ hisâbın Allah bilür. Mi‘râc-ı berrîn gicesi Hazret-i Risâlet'e bunlar îmân getirmişlerdir. Bunlar dahi Âdem Nebî'den evvel halk olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a ·
metinde göster ·
… üz bin asker ile bu tabura mütehassın olup cânib [u] etrâfına handak toprakları
üzre yetmiş
seksen bin arabaların birbirlerine zincirler ile bağlayup taburlar çatmış ve ta …
Ol gün ol gece seğirdüp altı konak yeri dokuz sâ‘atde alup menzil-i sahrâ-yı kal‘a-i İlvov fezâsının bir köşesinde cümle atlardan düşüp atları cümle soyup sehel çayırlar üzre atlar avnayup atlar râhat olunca gerüdeki asker-i Leh gelince ârâm edüp cümle asker dağarcıklarından talkanları ve kurudları ve yazmaların çıkarup yediler ve at südlerin sağup nûş etdiklerinde gerüdeki {imdâdımız} asker-i küffâr dahi geldiklerinde hemân sultân nefîrlerin çalup yine çapula seğirdüp kâmil dokuz sâ‘atde dörd günlük yolu alup sahrâ-yı (---)(---) nâm mahalle vardıkda el-azametullâh ol sahrâ-yı çemenzâr-ı lâle-izârın her otu başına âdem deryâsı cem‘ olup çıt-a-çıt tınâb tınâba kurulmuş bir tabur-ı azîm kim dâ’iren-mâdâr cirmi iki günde devr olunmaz ve etrâfı kat-ender-kat handak-ı amîk bir tarafı nehr-i (---) arka verüp Rakofçi kral iki kerre yüz bin asker ile bu tabura mütehassın olup cânib [u] etrâfına handak toprakları üzre yetmiş seksen bin arabaların birbirlerine zincirler ile bağlayup taburlar çatmış ve tabur içre ta‘âmlarının duhânları evc-i âsumâna çıkmış. Bu hâl üzre Nûruddehr [Nûreddîn] Sultân bu taburu alarkadan görüp bir orman içre müşâvere edüp ibtidâ Tatar Hân'a ve sâniyen Hotin altında Melek Ahmed Paşa'ya ve sâlisen Leh kralına mektûblar yazılup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 42a ·
metinde göster ·
Ammâ ertesi ale's-sabâh gördük kim kâfirin meterisleri
üzre yetmiş
yerde yetmiş aded gûnâ-gûn haçlı peykerler nümâyân olup her biri birer hatman u …
Ammâ ertesi ale's-sabâh gördük kim kâfirin meterisleri üzre yetmiş yerde yetmiş aded gûnâ-gûn haçlı peykerler nümâyân olup her biri birer hatman u hotmana alâmetdir kim her hatman kolunda birer ikişer hurde şâhî toplar atılup cemî‘i küffâr bir ağızdan "Yajuj Yajuj" deyü çağırup aslâ tabıl çalmamışlar iken ertesi gün torompete ve dankiyo tulumların ve düdükleri ve nâkûs-ı erganonların çalup kara günlük râyihası cihânı mu‘attar edüp bildik ki {kâfirin} henüz imdâd-ı azîmleri gelüp topların atdıkça zerre kadar Özü kal‘asına zarar isâbet etmediğinden derûn-ı hisârda mahsûr olan guzât-ı muvahhidîn hamd edüp cümle paşalı sekbân [u] sarıca yiğitleri kırkar ve ellişer dirhem tüfengleri bir darbdan mazgal deliklerinden kotardıkça küffâr taşrada kurşumu yeyüp meterislerinden baş gösteremezlerdi, lâkin anların lağım hîlesinden havf edüp kal‘anın içinde dîvâr diplerinde lağım yerleri arayup kal‘a dîvârları üzre davullar koyup davullar üzre daru ve buğday döküp lağım hîlesi gözedirdik. Eğer küffâr kal‘a temelin kazup lağım ederse davullar üzre darılar kâfirin külüngi darbından sıçraşırlar. Hamd-i İlah eyle bir lağım hîlesi duyulmadı, ammâ gün be-gün kâfir kırıldıkça anlara nehr-i Özü ile imdâd ve zahîreleri gelmede, ammâ bize imdâd gelmeyüp zahîremiz tükenmede. Ve küffâr nehr-i Özü'den kal‘a içine giren su yolun bulup kesdi. Bi'z-zarûrî kuyulardan acı suları nûş {ederek} benî Âdem hayâtda olmağı ferâmûş edüp sekbân ve sarıcaların ve paşalıların atları acı su içmeden karın ağrısına uğrayup at sâhiblerinin başlarına cihân dâr-ı cahîm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58a ·
metinde göster ·
… p kâfirin Siska kal‘asın mahsûr etdikde yedi gün sekiz gece döğdükde Hasan Paşa
üzre yetmiş
bin güzîde kâfirler yürüdüler. Hasan Paşa'ya amân vermediler. Âhirü'l-emr-i Hud …
Ammâ sene-i âtîde Düş Hasan Paşa'nın inhizâmı ve gark-ı âb olduğu yine bu serhadlerin pîr-i fânîlerinin nakilleri üzre mukaddemâ Hasan Paşa'nın yüz aklıkları etdiğinden gâyet mağrûr ve müddemi‘ olmuş idi. Hemân Bosna askeriyle Yenikal‘a altından kalkup Yenihisâr kurbunda nehr-i Kübe üzre cisirden karşu geçüp kâfirin Siska kal‘asın mahsûr etdikde yedi gün sekiz gece döğdükde Hasan Paşa üzre yetmiş bin güzîde kâfirler yürüdüler. Hasan Paşa'ya amân vermediler. Âhirü'l-emr-i Hudâ asâkir-i İslâm münhezim oldular ve dağlara deşt-i kûhlere firâr ederek nehr-i Küpe üzre binâ etdikler[i] cisre gelüp asâkir-i bî-pâyânın izdihâmından cisr başına varmak muhâl. Küffâr-ı dûzah-karâr dahi asker-i İslâm'ın ardları sıra top u tüfenglerin atarak ve erganon ve torompete boruların çalarak geldiklerinde cümle asker cisre sığışmayup hemân bi'z-zarûrî nehr-i Küpe'ye urup der-ceng-i evvel Hersek Sancağı Beği Sultânzâde kim Vezîria‘zam Ahmed Paşa'nın oğlu ve Rüstem Paşa'nın kızı oğlu idi kim ibtidâ ol gark-ı âb oldu. anın akîbince Düş Hasan Paşa cümle askeriyle gark oldu ve niçe bin guzât-ı müslimînler dahi gark-ı âb olup yerleri dâr-ı lliyyîn olduğu sene 1001 târîhi idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 155b ·
metinde göster ·
pâre gemiler üzre demir zincîrler ile birbirlerine bağlı ve demir zincîrler ile …
Der-manzara-i vâcibü's-seyr ibret-nümâ-yı âbâdân: Cümleden temâşâgâh-ı Budin nehr-i Tuna üzre yetmiş pâre gemiler üzre demir zincîrler ile birbirlerine bağlı ve demir zincîrler ile nehr-i Tuna'ya kakılı cisr-i azîmdir kim üç yüz kadar pâsbânları var. Aşağıdan ve yukarudan gelüp giden gemiler ubûr etmek içün bu cisr-i haşebin birkaç tombaz gemilerinin bendlerin çözüp gemiler cisrin bir yanında durup ba‘dehu keraste ve gılâl gemileri geçüp giderler. Ba‘dehu yine cisir gemilerin yerine korlar, garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 86b ·
metinde göster ·
… r. Kızıl tabyanın feth olduğun küffâr-ı pelîd-i anîd görüp bu yeni kal‘a dîvârı
üzre yetmiş
pâre balyemez toplar kolup ve Avret tabyası üzre dahi yetmiş pâre toplar koyup …
Ammâ yeni kal‘a dîvârı gûyâ sedd-i Kahkahâ-misâl bir alçak hayt-ı üstüvârdır. Kızıl tabyanın feth olduğun küffâr-ı pelîd-i anîd görüp bu yeni kal‘a dîvârı üzre yetmiş pâre balyemez toplar kolup ve Avret tabyası üzre dahi yetmiş pâre toplar koyup birbirlerini korudup yeniden henüz bir nev-zuhûr ceng [ü] cidâle başlandı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 296a ·
metinde göster ·
… dak kenârında tâ aşağı çârşû başına varınca iki yüz adım bir soffadır. Ol soffa
üzre yetmiş
seksen turunc ağacı ile müzeyyendir. Ve bu mahalde yine Alî Paşa'nın bir âb-ı h …
Ve bu dıraht sâyesinin garb tarafı dalları altında handak kenârında tâ aşağı çârşû başına varınca iki yüz adım bir soffadır. Ol soffa üzre yetmiş seksen turunc ağacı ile müzeyyendir. Ve bu mahalde yine Alî Paşa'nın bir âb-ı hayât çeşmesi var. Ve soffa üzre mihmân olan âşıkânın turunc şükûfesi râyihasından demâğları mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y106a ·
metinde göster ·
Seng-i sommâkî meğer ma‘cûn imiş, zîrâ bu sütûnların emsâli Heyhât sahrâsı ki ana ba‘zı müverrihîn Deşt-i Kıpçak derler, bu hâmûnun cânib-i şarkîsinde Vilâyet-i Alatır derler bir şehr-i azîm var kim mahallinde evsâfı tahrîr olunmuşdur. Bu şehre karîb Rüstem ü Sam [u] Nerîmân ve Zâl [u] Köstehem merkadlerinin başları ve ayakları ucunda seng-i mezârları olan amûd-ı müntehâlar kim herbiri semâya ser çekmiş birer serâmed amûdlardır kim ilm-i hendese üzre yetmiş seksen arşın âlî amûdlardır. Anlara âdem parmağıyla yazılmış mezkûr pehlivânların ismiyle resmiyle ve sinn-i sâlleri ile bir gûne hat ile yazılmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y226a ·
metinde göster ·
kîse surreleri ve birer destâr hil‘atları olur. Ammâ,
Ve eyâlet-i şâm cümle on üç sancakdır. Yedisi hâs ile zabt olunur. Üçü salyâne ile zabt olunanda tîmâr ve ze‘âmet yokdur. Ve kırk bin dahi çöl [ü] çölistânında kabâyil-i aşâ’ir beğleri vardır. Her vüzerâdan tecdîd-i livâ edüp hedâyâların verüp hil‘at geyerler. Ammâ bunların dahi vilâyetlerinde tîmâr ve ze‘âmet yokdur. Ancak huccâc-ı müslimîne hidmet etmeleri mukâbelesinde P 102a kânûn-ı Selîm Hân üzre yetmiş kîse surreleri ve birer destâr hil‘atları olur. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y240a ·
metinde göster ·
… ı Sultân (---) Timur'a hedâ[yâ] göndermeyüp itâ‘at etmediğinden Timur Hân Mısır
üzre yetmiş
bin aded güzîde şebhûncu ve yağmâcı Tatar askeri gönderir. Meğer Mısır sultânı …
Andan Timur Hân Kudüs-i şerîf ziyâretine gidüp Mısır pâdişâhı Sultân (---) Timur'a hedâ[yâ] göndermeyüp itâ‘at etmediğinden Timur Hân Mısır üzre yetmiş bin aded güzîde şebhûncu ve yağmâcı Tatar askeri gönderir. Meğer Mısır sultânı şehr-i Sâlihiyye'de nahlistân içre kemîngâhlarda âmâde imişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y242b ·
metinde göster ·
… da nisvândan melike olan bu Harûbâ binti Tavtîs'dir. Bu dahi İbrâhîm Halîl dîni
üzre yetmiş
sene melike olup merhûme oldu.
Ba‘dehu yerine kızı Harûbâ melike oldu. İbtidâ rûy-ı arzda nisvândan melike olan bu Harûbâ binti Tavtîs'dir. Bu dahi İbrâhîm Halîl dîni üzre yetmiş sene melike olup merhûme oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y8a ·
metinde göster ·
yedi bin evkâf idi, hâlâ on iki bini ma‘mûr u mevcûddur. Her gelen Mısır mollâl …
Ve on tokuzuncu hazîne Gazâlî defteri üzre Kemâl Paşazâde Mısır'ı ibtidâ tahrîr etdüği üzre yetmiş yedi bin evkâf idi, hâlâ on iki bini ma‘mûr u mevcûddur. Her gelen Mısır mollâları evkâf başına birer altun alır. Kırk elli ve yüz altun aldığı evkâf vardır. Bu evkâfların rızka ve feddânlarından ve gayrı akârâtlarından iki Mısır hazînesi tahsîl olup mürtezikaya vazîfe verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y63a ·
metinde göster ·
… kulledir. Yetmiş burc-ı azîmi birer kal‘a-misâldir. Zamân-ı kadîmde bu kulleler
üzre yetmiş
bin âdem nigâhbânlık edüp nâkûs [u] kebürge ve kûs-ı hâkâniyânların çalup muhâf …
Bu hisâb üzre kal‘a-i İskenderiyye dâ’iren-mâdâr on bir bin yedi yüz adımdır, ammâ gâyet sür‘at üzre (---) sâ‘atde germe adımlanmışdır. Ve taşra kat kal‘ası serâpâ sagîr ü kebîr cümle yüz yetmiş beş kulledir. Yetmiş burc-ı azîmi birer kal‘a-misâldir. Zamân-ı kadîmde bu kulleler üzre yetmiş bin âdem nigâhbânlık edüp nâkûs [u] kebürge ve kûs-ı hâkâniyânların çalup muhâfaza ederlermiş. Hâlâ yetmiş burc üzre sarây-ı âlîler ve dîvânhâneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y321a ·
metinde göster ·
… yüz neferât ve dörd beş yüz tüccârât pür-silâh olup kal‘anın burc [u] bârûları
üzre yetmiş
seksen yerden kırmızı orsa bayrakları ve sancağ u filandıralar alemleri nümâyân …
"Ben Mısır'a efendime giderim. Tîz atları çekin" deyince hemân dizdâr havfından kal‘a erlerine haber edüp tarfetü'l-ayn içre üç yüz neferât ve dörd beş yüz tüccârât pür-silâh olup kal‘anın burc [u] bârûları üzre yetmiş seksen yerden kırmızı orsa bayrakları ve sancağ u filandıralar alemleri nümâyân olunca küffâr gemilerinden beyâz bayraklı filika gelirken der-akab gerü döndü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y330b ·
metinde göster ·