… çın sebz-gûn kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî bir kal‘a-i metîndir. Tûlânîsi
şarkdan
garba vâkı‘ olmuşdur. Şimâl ve yıldız cânibi evc-i semâya ser çekmiş kayalar üz …
Bahâr eyyâmı Hazret-i Süleymân Bursa'ya gelüp Cebel-i Ruhbân'da Belkîs kız ile yayla faslı ederlerdi. Emîn Nebî'nin du‘âsı berekâtiyle Bursa tûfândan sonra imâristân-ı Emînullah'dır. Ammâ kal‘anın bânîsi ma‘lûm değildir. Lâkin bu kal‘a bir köhne bünyâddır. Devr-i felekden berü ber-karâr bir dârü'l-karâr, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîndir kim cümle der-i dîvârları eflâke ser çekmişdir ve esâsı bir yalçın sebz-gûn kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî bir kal‘a-i metîndir. Tûlânîsi şarkdan garba vâkı‘ olmuşdur. Şimâl ve yıldız cânibi evc-i semâya ser çekmiş kayalar üzre vâkı‘ olmuş kal‘adır. Ol tarafı uçurum olmağıla üç tarafında aslâ handak yokdur. Ammâ Bunarbaşı tarafında ve Değirmânlar mahallesi tarafında ve Kebîr mahallesi tarafında fecc-i amîk handakları vardır. Mürûr-ı eyyâm ile handakı imâr olmayup Celâlî Karayazıcı ve Sa‘îd-i Arab ve Kalenderoğulları nâmân celâlîler, Bursa'yı muhâsara edüp handakların rimâl [ü] türâb ile memlû olmuşdur. Ammâ bu kal‘anın cânib-i erba‘ası esâsında taşlar var kim her biri hammâm kubbesi kadar seng-i azîmlerdir. Andan ma‘lûmdur kim benî Âdem binâsı değildir. Ba‘dehû Kaydefâ destine girüp ba‘zı burc [u] bârûlarını ta‘mîr [u] termîm edüp lisân-ı Yunan üzre târîhleri vardır. Ve bu kal‘a, Keşiş dağının dâmenine vâkı‘ olmağıla lodos rüzgârı ve şarkî rûzgârından emîndir. Cümle evleri, şimâl ve yıldız rûzgârı cânibine nâzırdır kim Filedâr sahrâsı cümle bâğ u bâğçesi ve besâtînleri ile nakş-ı bukalemûn-vâr nümâyândır. Kal‘anın dâiren-mâdâr cirmi, on bir bin adımdır ve altı bin bedendir ve altmış yedi kulle ve cümle beş kapudur. Evvelâ cânib-i cenûba Bunarbaşı Kapusu ve yine cenûba Zindân Kapusu ve Kaplıca Kapusu garba mekşûfdur ve Balıkbâzârı Kapusu. Ez-în-cânib bu kal‘a, cemî‘î düvelde Rûm keferesi elinde kalmışdı. Yedi kerre Konya'dan Âl-i Selçûkiyân ikişer kerre yüz bin leşker-i bî-pâyân ile gelüp yedişer sekizer ay muhâsara edüp vakt-i şitâ geldikde bî-feth rücû‘ edüp giderlerdi. Tâ ki Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâ-i zuhûrunda evvelâ Osmân 222b lafzı senesi târîhinde [661] Osmân Gâzî ibtidâ-i cülûsunda üç kerre muhâsara edüp üçüncüde Osmân Gâzî nıkris zahmetine mübtelâ olup âhir üçüncüde dahi feth edemeyüp yine Konya'ya müteveccih olup izn-i şerîfiyle Şehzâde Orhân Çelebi ile Şeyh Hacı Bektâş-ı Velî'yi seksen bin asker-i İslâm ile Bursa'ya gönderüp muhâsara etdiklerinde amân vermeyüp kal‘a-i Bursa'nın Kapluca cânibinde bir kulle-i azîm ve Bunarbaşı'nda dahi bir kulle-i kebîr binâsına mübâşeret edüp yedi ayda bu kulleler temâm olup Bursa'yı kemâ(n)-kân muhâsarâya şürû‘ edüp Kapluca tarafından Orhân Beğ, Bunarbaşı tarafındaki kulleden Orhân Beğ'in birâderzâdesi Timur Beğ ve Balabancık Beğ dağ tarafındaki havâle yerinden muhâsara edüp cânib-i erba‘adan imdâda gelen küffârları cümle dendân-ı tîğdan geçirüp derûn-ı kal‘ada mütehassın olan keferelere kaht [u] galâ müstevlî olup âhir-i küffâr bir sene muhâsaradan sonra vere ile bâ-sulh kal‘ayı Orhân Gâzî'ye sene 722 târîhinde teslîm etdiler. Osmân Gâzî'ye müjde ile Orhân seğirdüp vardıkda, Bursa feth olduğu sâ‘at Osmân Gâzî rûh teslîm edüp oğlu Orhân Gâzî müstakil padişâh olup Hâcı Bektâş-ı Velî ile Bursa'ya gelüp ibtidâ taht-ı Âl-i Osmân olup ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân oldu kim gûyâ bir bâğ-ı İrem idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222a–222b ·
metinde göster ·
… net üzre binâ olunmamışdır. Bu dahi Keşiş Dağı ismiyle müsemmâ cibâlin zeylinde
şarkdan
garba tûlânî bir belde-i mu‘azzamdır. Tûlu kâmil bir fersahdır ve arzı nısf fer …
Sene (---) târîhinde Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed-i Sâlis asrında Celâlî Karayazıcı ve Kalenderoğlu ve Deli Hasan ve Cennetoğlu nâm celâlîlerin Bursa üzre hücûmların a‘yân-ı Bursa istimâ‘ edüp fermân-ı şehriyâriyle şehrin cânib-i selâsesine burc [u] bârûlu ve kûşe-bendli ve dirsekli ve her tarafı mazgallı yalın kat bir kal‘a-i azîm binâ etmişlerdir, ammâ ol kadar metânet üzre binâ olunmamışdır. Bu dahi Keşiş Dağı ismiyle müsemmâ cibâlin zeylinde şarkdan garba tûlânî bir belde-i mu‘azzamdır. Tûlu kâmil bir fersahdır ve arzı nısf fersahdır ve dâiren-mâdâr iç kal‘a'nın üç tarafın ihâta edüp cümle etrâfı on beş bin adımdır. Der-i dîvârları ol kadar âlî değildir ve Tatarlar Kapusu cânibinde handakı vardır, gayrı câniblerinde handakı yokdur ve handak ihtiyacı yokdur. Zîrâ sulu yir olmağıla düşman gelüp sıfr bulup meteris kazacak alçak yerinden su çıkar. Anınçün handakı yokdur. Ve câ-be-câ kulleler üzre topları ve mazgalları çokdur, ammâ iç kal‘ada cebehâne ve tophâne firâvândır. Her ıydeynde ve donanmalarda azîm şâdmânlar olur. Dizdârı vardır, ammâ iç-el olmağıla bevvâblarından gayrı neferâtları yokdur, ammâ şehrin altı binden ziyâde pâsbânları çokdur. Ve bu aşağı kal‘a'nın dâiren-mâdâr cümle (---) kal‘a kapularıdır. Ba‘zısı demir kanatlı kapulardır, ba‘zıları belvan tahta kapulardır: ammâ her kapunun üzerindeki kullelerde baca ve fürûş mazgal yerleri etmişler kim kaçan düşman kapu önüne gelse bâlâdan düşman üzre taş ve kumbara bırağacak delikler vardır. Evvelâ cânib-i şarka Tatarlar Kapusu ve Filedâr Kapusu şimâle mekşûfdur ve Hasan Paşa Kapusu (---) nâzırdır ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223a ·
metinde göster ·
… ass-ı kâtı‘ ki âyet Arapça fermân-ı şerîfi üzre bu deyr-i mu‘azzamın mihrâbın
şarkdan
cânib-i kıbleye vely edüp bir câmi‘-i nûr-ı mübîn etmişdir kim ilâ hâze'l-ân de …
Evvelâ Orta Hisâr'da kefere destinde bir kenîse-i musanna‘ imiş. Sene hamse ve sittin [ve] semânie mi’e'de bu kal‘a Ebü'l-feth Sultan Mehemmed Hân-ı Gâzî {feth} edince nass-ı kâtı‘ ki âyet Arapça fermân-ı şerîfi üzre bu deyr-i mu‘azzamın mihrâbın şarkdan cânib-i kıbleye vely edüp bir câmi‘-i nûr-ı mübîn etmişdir kim ilâ hâze'l-ân derûn-ı câmi‘ nûr ile mâl-â-mâldir. Mihrâbı ve minberi kâr-ı kadîmdir. Ammâ bu câmi‘in şarkî tarafına muttasıl bir hünkâr mahfili vardır. Üstâd-ı neccâr-ı hûrdekâr buna bir tîşe ve erre ve sûhân urup arz-ı ma‘rifet edüp bir mahfil-i münîf tarh etmişdir kim vâcibü's-seyrdir. Cümleden ahşâbları servi levhası ve ceviz levhası ve çimşir levhası ile binâ olunmuş pâdişâhlara mahsûs mahfil-i kürsî-i vâlâdır. Şeb [u] rûz [na]-mesdûd durur bir makâm-ı âlîdir. Ve bu makam-ı fevkânîden gayrı bu câmi‘in cânib-i selâsinde fevkânî sütûnler üzre mahfiller vardır. Cemâ‘at vefret üzre oldukda cemâ‘at bu mahafillerde ibâdet ederler. (---) Kapusu ve bir minâre-i ra‘nâsı vardır ve taşra hareminin cânib-i erba‘asında medrese hücreleri var. Bu câmi‘ rûşen-binâ ser-â-pâ (---)(---) ile mestûr, bu câmi‘ ile kullede olan Yeni Câmi‘den mâ‘adâ câmi‘ler hâric-i sûr ki Tarabefzûn'ın garbî tarafıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 250b ·
metinde göster ·
… ın evleri kıble cânibine Karadeniz'e nâzır Abaza memleketidir. Ve Faşa çayından
şarkdan
garba bu Kotası aşîretine gelince Abaza diyârının tûlu kâmil kırk konakdır, der …
Bu mahalde Abaza vilâyeti tamâm olup bu mahalden ta Faşa çayına varınca geldiğimiz ve temâşâ etdiğimiz aşîretler serâpâ leb-i deryâda olup cümle kurâlarının evleri kıble cânibine Karadeniz'e nâzır Abaza memleketidir. Ve Faşa çayından şarkdan garba bu Kotası aşîretine gelince Abaza diyârının tûlu kâmil kırk konakdır, deryâdan (---) mildir ve arzı beş konak ve dörd menzil ve üç menzil ve iki menzil ve bir menzil yeri. Bu Kotası'yla Jana Çerkesi mâbeynidir. {Ve bu Abaza diyârının kırk konak yerinde kırk nehr-i azîm var. Cümlesi Çerkes ile Abaza mâbeyninde dağlardan gelüp Karadeniz'e mahlut olup cümle birbirine muttasıl yetmiş aded kûh-ı bâlâlardır}. Cümle iki bin pâre köydür derler, ammâ ma‘lûmum değildir. Dağların gezmedim. Harâc ve bâğ u bâğçe ve sâ’ir mahsûlât öşrü dahi vermezler. Niçe yüz bin dâğî ve bağî ve yağî kavmdirler. Kâfir dersen âdemi katl ederler, müselmân desen hazz ederler, ammâ kâfiri sevmeyüp müselmâna cân verirler. İslâm'a gelseler gâyet mü’min ve muvahhid olurlar. Kitâbî değiller ve bir mezhebde değiller bir alay oğuz ve şehbâz dağî âdemlerdir kim ecdâdları kabâ’il-i Kureyş'den Arab Abazî'dir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… aruya cânib-i şarka gidüp cümle sular hep ol cânibden Tokad ve Osmâncığ'a doğru
şarkdan
garba akardı. Ya‘nî hâk-i Erzurûm ne kadar âlî zemîndir, demek olur. Bu mezkûr …
Karye-i Şahne: Erzurûm eyâletinde İskefsir nâhiyesinde iki yüz hâneli Ermeni köyüdür ve ze‘âmetdir. Acâ’ib döledâr mahbûbe Ermeni kızları vardır. Üsküdar'dan tâ bu mahalle gelince (---) konakda cümle baş yukaruya cânib-i şarka gidüp cümle sular hep ol cânibden Tokad ve Osmâncığ'a doğru şarkdan garba akardı. Ya‘nî hâk-i Erzurûm ne kadar âlî zemîndir, demek olur. Bu mezkûr Şahne köyünden kalkup artık eyâletimizdir deyü kâr-ı der-âmede mukayyed olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283b ·
metinde göster ·
… deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup
şarkdan
garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir k …
Eşkâl-i kal‘a-i Ankara: Evvelâ bir kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında dörd kat beyâz seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ, hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir hisâr-ı Kahkahâ-vâr-ı sûr-üstüvârdır. Her katı biri birinden âlî vâkı‘ olmuşdur. Her tabakasının mâbeyni birbirinden üç yüz adımdır ve her katı dîvârının kaddi altmışar arşın âlî dîvârdır ve her dîvârın vüs‘ati onar zirâ‘-ı melikî arîzdir. Esâslarının altı dâiren-mâdâr kemer binâlar ile boşdur, derler ammâ görmedim. Zîrâ hîn-i muhâsarada düşman zîr-i kal‘aya girüp lağım atmasın deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir kapulardır kim bir kal‘ada bu gûne hadîd bâb-ı kavîler yokdur. Ve her kapu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her kafesin demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aşağı kapular önüne bırağup siper ederler. Ve bu kal‘ada olan atebe-i âlî ve atebe-i süflî seng-i ahmer-gûnları bir kal‘ada görülmemişdir. Ve en taşra kapu kim Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre selef pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar maslûbdur. Şeb [u] rûz bu kal‘a kapusu dâhilinde ve hâricinde kal‘a neferâtları şeb [u] rûz pâsbânlık ederler. Ve kal‘a dizdârı bu kal‘adan taşra çıksa katl eylerler yâhûd azl edüp nefy ederler. Zîra cemî‘î düşman bu kal‘anın bir taşına bin baş verüp yüz bin savaş etmeğe cân-baş oynadır. Hattâ sene (---) târîhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara edüp aşağı varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyında otururken kal‘adan üstâd-ı top-bâz Abaza'ya bir gülle niçe urursa Abaza'nın kıçı sınup mecrûhen hâ’ib ü hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden mesâfe-i ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan münfekk olmayup her şeb "Allah yekdir yek" deyü nigâhbânlık ederler. Gerçi bu yukaru iç kal‘anın etrâfında handakı yokdur ammâ cânib-i etrâfı yalçın kanâre kayalardır. Bir cânibden zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek hod aslâ sehl değildir. Zîrâ kat-ender-kat cümle üç yüz altmış altı kullelerdir. Birbirine nâzır olup korudur. Bir tarz-ı garîb hendese üzre tarh [u] tarz olunmuşdur. Ve cümle dörd katında bin sekiz yüz dendân-ı bedendir. Ve dâiren-mâdâr bu iç hisâ[r] dörd bin adımdır. Cânib-i şarka Hıdırlık nâm bir püşte üzre ziyâretgâh vardır. Sehl bu kal‘aya havâledir. Ammâ aslâ andan zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen altı pâre topları vardır, amma balyemez topları yokdur. Şâhî ve tarabzen ve kolomborna topları çokdur. Ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve âlât-ı silâhı vardır. Ve bu kal‘a içre bâğsız ve bâğçesiz cümle altıyüz hâne-i zîbâlardır. Ve (---) câmi‘i andadır. Kadîm-i evvelde deyrden vely olunmuş câmi‘-i kadîmdir. Ve cümle hâneleri ve imâretleri serâpâ türâb-ı pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. El-hâsıl bu iç kal‘a binâ cihetinde ve şîrînkârlık ve mühendislik fenninde vâcibü's-seyr bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Ammâ aşağı kal‘a sene (---) târîhinde celâlî havfinden Cenâbî Ahmed Paşa i‘ânet-i âhâlî-i eyâlet ile bir kat bir sûr-ı muhkemât binâ etmişdir. 357a Dörd kapusu vardır. Ve dâiren-mâdâr üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukaru iç kal‘adır kim anı ihâta etmiş aşağı hisârdır. Bu hisârın cânib-i şarkîsinde yukaru hisârdan kayalar içre Hızırlık deresine nüzûl olunur. Kayalar içre su yolları vardı. Ve iç kal‘ada su sarnıçları ve buğday anbârları vardır. Ammâ bu aşağı hisârda âb-ı revânları firâvân olmağıla su sarnıçları yokdur. Cümle yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i zülâldir ve üç bin çâh-ı mâ vardır. Ve kal‘a etrâfında olan kapuları evvelâ Cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b–357a ·
metinde göster ·
berü pâ-bürehne ve ser-bürehne ve bî-pîrehen Şeyh Bekkâr iki ellerin kitiflerin …
Şeyh Bekkâr Uryân: Şeyh Bekkâr cânib-i şarkdan berü pâ-bürehne ve ser-bürehne ve bî-pîrehen Şeyh Bekkâr iki ellerin kitiflerine komış zengûle ve hurde ve türtelleri salınup zâhir olup asker-i İslâm içre "Ene câ‘e'l-Bağdâd!" diyerek ubûr ederken Akkâmbaşı Halîl Ağa, gâyet sulehâ-yı ümmetden kimesne idi. Ol eyitdi: "Yâ Şeyh Bekkâr! Eyne hedâ-yı Bağdâd?" deyince hemân Şeyh Bekkâr'ın iki elleri omuzunda iken "Bismillah" deyüp sağ eliyle omuzundan bir salkım Bağdâd'ın hıstâvî hurması kim henüz Bağdâd'ın Rûm nahiye şehrinden kopmuş gibi kırk batman-ı Osmânî gelir bir salkım hıstâvîyi akkâmbaşının eline verüp "Hazâ temme'l-Bağdâd" deyüp Şeyh Bekkâr sehel gidüp gülerek Murtezâ Paşa'nın yanına gelüp tebessüm ederek "Yâ Murtezâ! Rûh ile'r-Rûm ba‘dehû râh ile'l-Kostantiniyye ve râh Arzırûm, râh ilâ (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) râh ile'l-Bağdâd ve râh ilâ bilâdi'l-Ekrâd, mâte min muhabbetillah, eş-şehîd fî kılâ‘ı'd-Dühük" deyüp bu gûne rumûz [u] künûz kelimâtlar edüp Şeyh Bekkâr'ın bu kelâm-ı rumûzundan bir ferd-i âferîde haberdâr olmayup Şeyh Bekkâr Şâm'a doğru teveccüh edüp ân-ı vâhidde zıll-ı zâ’il gibi gâ’ib oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 50a ·
metinde göster ·
… Tatar kartları âlem-i hayretde kaldılar. Ammâ âdetullah oldur kim güneş cânib-i
şarkdan
tulû‘ eder. Kâmil dörd sâ‘at olunca ol tarafdan tulû‘ etmeyüp altı aded güneşin …
Hikâye-i hakîr: "Benim efendim! Sene (---) târîhinde Kırım hânlarından İslâm Girây Hân ile cezîre-i Kırım'dan diyâr-ı Moskov'a gidüp bilâ-hisâb mâl-ı ganâyim alup avdet mahalline kalınca erba‘în ve zemherîr oldu. Bu kadar mâl-ı hazâyin ile geldiğimiz yoldan dönmeğe havf edüp bi'z-zarûrî Heyhât sahrâsına ol şiddet-i şitâda on yedi gün ve on yedi gice aşup yortup hikmet-i Hudâ bir gice bir berd-i cahîm oldu kim yedi yüz esîr dondu ve bin mikdârı Tatarın eli ayağı düşdü. Ol sabah hakîre dahi felek, sovuk cehennemi rûzgâr-ı zorkârın gösterüp gûyâ ki elîm-i A‘râf'ı gördük. Yedi sâ‘at kâmil taban-keşlik edüp bî-tâb u bî-me‘âl kaldıkda esb-i sabâ-sür‘atime süvâr 53a oldum. Hikmet-i Hudâ dördüncü sâ‘atde altı yerden şems-i âteş-tâb zâhir oldu. Cümle Tatar kartları âlem-i hayretde kaldılar. Ammâ âdetullah oldur kim güneş cânib-i şarkdan tulû‘ eder. Kâmil dörd sâ‘at olunca ol tarafdan tulû‘ etmeyüp altı aded güneşin biri Heyhât'ın kıble cânibi, Çerâkise vilâyetidir, andan nümâyûn oldu. Bir güneş Heyhât'ın cenûb tarafıdır kim cezîre-i Kırım'da Kefe kal‘asıdır, ol cânibden tulû‘ etdi. Biri garb cânibidir ki Alaman vilâyetidir ki ondan hurûc etdi. Biri Leh cânibinden hurûc etdi. Beşincisi şimâl tarafında Kırako vilâyeti tarafından tulû‘ etdi. Altıncısı yine Heyhât'ın yıldız tarafında Moskov'un Görlef kal‘ası câniblerinden zuhûr edüp bu altı güneşin her biri asıl güneşin pertevinden ziyâde nümâyân idi ve altısı da semâdan zemîne balık ağzı gibi yâhûd Tûbâ şeceri gibi baş aşağı zemîne nüzûl etmişdi. Zîrâ asıl güneşin cânib-i şarkı gâyetü'l-gâye şiddet-i şitâ olmağıla pertevi donup ba‘zı sevâhil olan ekâlîm-i seb‘alardan pertev urup nümâyân olurdu" deyü bu hikâyeyi nakl etdiğimizde cümlesi Arapça bi-kudretihi ve yahkümü mâ yürîdü bi-izzetihi, deyü cümle tahkîkdır, dediler. Ve cümle müdâhaneciler ve orancıların hâtırları mütesellî oldu. Ammâ Hudâ âlimdir, böyle olmuşdur. Müdâhaneciler bu hikâyeden fürce bulup "İşte ol sene Erzurûm'da eyle bulutlar dahi on ay dutulup vech-i semâda müncemid-vâr ber-karâr idi" deyü hâmuş-bâş oldular. Ol zamân bildim ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı devlet huzûrında müdâhane ve hoş-âmed kelâm lâzım imiş. Ammâ bizim efendimiz Melek Ahmed Paşa huzûrunda bir kimesnenin cânı yok idi kim zemm u nemm u gıybet ve mesâvî ve sû’-i zan ve müdâhane ve hoş-âmed söyleyeler idi. Anı meclisinden reddederdi ve derhâl "Çık taşra bre hannâs!" deyü ana hannâs lakab kordu. Ve bir kimesne anın yanıda bir kizb kelâm söylese ol âdemden gayri nefret ederdi. Ammâ ne kadar latîfe-âmiz kelimâtlar söylense şakadan hazz ederdi. Ammâ hâlâ zamânımızın a‘yân [u] kibârı ve vüzerâ ve mülûkları böyle hoş-âmede ve müdâhaneye mâyil olup bî-garaz ve ehl-i ırz kimesnelere taşra umûrların sormadıkları ecilden Devlet-i Âl-i Osmân'a taraf taraf rahneler gelmededir. Hudâ Devlet-i Âl-i Osmân'ı ilâ inkırâzı'd-devrân mü’ebbed ede, âmîn, yâ Mu‘în. Ammâ devlet [ü] dîn-i mübîni sıyânet eden kimesnelerden ba‘zı şu‘arâlar Sultân Ahmed Hân'a verdikleri kasîde-i belîğu'l-beyândır kim bu mahalle tahrîr olundu. Güfte-i Şeyhî Efendi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b–53a ·
metinde göster ·
… r ile müşâvere edüp zemîn üzre irtifa‘ alup nehr-i Furât'ın âlî yerinde cânib-i
şarkdan
bir rasîf-i azîm sedd edüp nehr-i Furât'ın tenezzül mahallinde iki kerre yüz bi …
Sitâyiş-i kasaba-i Rusâfe-i kebîr: İbtidâ bânîsi bi-kavl-i müverrihîn-i mukaddemîn, Hişâm ibn Abdülmelik ibn Mervân'dır. Şâm'da Âl-i Emeviyyûn'a ve gayriye tâ‘ûn müstevlî olup Hişâm Şâm'dan tâ‘ûndan firâr edüp bu çöl-i çölistânda hayme vü hargâhıyla meks edüp gazâl şikârından ve hevâsından hazz edüp bu mahalde sâkin oldu, ammâ suyu olmamağıla ilm-i hendeseye mâlik kimesneler ile müşâvere edüp zemîn üzre irtifa‘ alup nehr-i Furât'ın âlî yerinde cânib-i şarkdan bir rasîf-i azîm sedd edüp nehr-i Furât'ın tenezzül mahallinde iki kerre yüz bin âdem deryâsın üşürüp hayme ü hargâhı olan mahalle deryâ-misâl nehr-i Furât'ı getirüp lafz-ı rasîf üç yüz seksendir. Rasîf ol günde tamâm olduğuyçün haymesi zemînine bir şehir bünyâd edüp ismine anın içün Rusâfe dediler. Furât'dan kâmil bir günlük râh-ı ba‘îdedir, ammâ mürûr-ı eyyâm ile rasîfi rimâl [u] turâb ile memlû olup niçe yerleri kırk elli kulaç yerden su çıkarup def‘-i atşân ederler. Hâlâ bir arz-ı yâbise olmağıla ol kadar imâr değildir. Hâlâ (---) hâkinde bir küçük kasabadır. Kal‘ası dahi harâb [u] yebâb olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 59b ·
metinde göster ·
… i kiyâhâtı sâbit u nâbite olmadadır kim Cenâb-ı Bârî bu sahrâya nazar etmişdir.
Şarkdan
garba tûlânîce vâki‘ olup tûlı kâmil üç menzildir. Arzı iki konakdır ve dahi ak …
Van eyâleti hükmünde Bitlis hânı ve Atak ve Tercîl hânları hudûduyla müşâ‘ bir sahrâ-yı vâdî-i Hâmûndur kim vasatında cereyân eden nehr-i Murâd'da nûn-ı gûnâgûn bulunur kim gûyâ her biri mâ’ide-i Mûsâ'dır. Bu sahrânın çemenistânı üzre Çemâpûr askeri meks etse devvâbâtına ve sâ’ir hayvânâtına yedirse yine ke'l-evvel cemî‘i kiyâhâtı sâbit u nâbite olmadadır kim Cenâb-ı Bârî bu sahrâya nazar etmişdir. Şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olup tûlı kâmil üç menzildir. Arzı iki konakdır ve dahi akalldır. Bu sahrânın cânib-i kıblesinde kal‘a-i Meyyâfârikîn'dir. Mâbeyninde iki merhale-i dırâzdır. Bu sahrâ-yı ferah-fezânın evsâfın manzûrumuz olduğu üzre nemene aşâ’ir [u] kabâ’il meks eder anları tahrîr eylesek ve ne kadar ma‘mûr ve âbâdân kurâları var, terkîm etsek, bir mücelled-i tomar-ı dırâz olur. Ancak bu vâdîden cânib-i şimâle giderken nehr-i Murâd'ı at ayağıyla ubûr etdik, zîrâ menba‘-ı tulû‘ı kûh-ı Bingöl'de karîbdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a ·
metinde göster ·
garba tûlânîce vâkı‘ olmuş seng-binâ bir sûr-ı köhne bir kapulu kal‘adır ammâ c …
Der-medh-i kal‘a-i Eski Poloz: Edirne tekürü akrabâlarından Poloz nâm bir ruhbânın bu mahalde bir deyri var idi. Anın sebebiyle bu kal‘ayı Edirne kralı binâ edüp lisân-ı Yunaniyân üzre Pürgaz-ı Poloz derler. Poloz ve Meleyoroz ve Mavramoloz ve Zarbçayoroz lisân-ı Urûm'da cümle papas ve bıtrîk ismidir. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Edirne'den evvel Gâzi Hudâvendigâr muhâsara edüp fethinde usret çeküp ba‘de'l-feth kal‘asının câ-be-câ burc [u] bârûların münhedim etmişdir, ammâ ta‘mîr [u] termîmi seheldir. Havâlesiz bir püşte-i âli üzre şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuş seng-binâ bir sûr-ı köhne bir kapulu kal‘adır ammâ cebel-i âlî üzre mebnî olmağıla urûcunda usret çekilmek ile derûn-ı kal‘ada benî Âdem'den bir merd [ü] zen yokdur. Kırkkilise sancağı hâkinde Burgaz kazâsı hükmünde aşağı kal‘a altında iki yüz hâneli kefere köyüdür. Sengistân yerler olmağıla lezîz ve âbdâr şıralu engürü olur. Andan cânib-i şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 108a ·
metinde göster ·
… -i Tunaç ya‘nî Tuna'nın karındaşıdır, ammâ tulû‘ [u] gurûbu on yedi konakdır ve
şarkdan
garba cereyân eder. Ammâ nehr-i Tuna garbdan şarka cereyân edüp yüz {on} yedi k …
Alaman dağının zirve-i a‘lâsından çıkup şadırvan gibi pertâb eder bir ayn-ı sağîredir. Başında niçe değirmânları ve niçe çuka dollâbları vardır. Şadırvan gibi pertâb etdüğü mahalde altından âdemler ve arabalar geçer. Andan aşağı üç aded nehir mahlût olup Süleymân Hân asrında Kâsım Paşa bu mahalde on iki {bin} âdemiyle gark olup Kâsım Paşa halâs oldu. Ve bu Alaman dağının zirve-i a‘lâsından bir nehr-i azîm dahi cereyân edüp cânib-i garba on yedi konak gidüp bahr-i Muhît kenarında şehr-i azîm Lonçat dibinde deryâya mahlut olur, nehr-i Tunaç ya‘nî Tuna'nın karındaşıdır, ammâ tulû‘ [u] gurûbu on yedi konakdır ve şarkdan garba cereyân eder. Ammâ nehr-i Tuna garbdan şarka cereyân edüp yüz {on} yedi konakda Karadeniz'e boş yerden mahlût olur. Bu mahalde nehr-i Tuna'nın gurûbundan tulû‘ı olan bu Alaman dağına gelince Rûmeli eyaletinde ve Budin eyâletinde ve Nemse hudûdunda nehr-i Tuna'ya 46 nehr-i azîmlerin meşhûr [u] memdûhu karışmışsa cümle tahrîr olundı, ve’s-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 116a ·
metinde göster ·
… rvezesine altı yüz adımda urûc olunur, sa‘b yolu vardır. Cirm-i kal‘a oldur kim
şarkdan
garba şekl-i murabba‘dan tulanîce vâki‘ olmuşdur, ammâ şark tarafı gâyet âlî ol …
Evvelâ bu kal‘a-i ser-bülend kûh-ı Dehdîvân ile kûh-ı Âvîh mâbeyninde bir vâsi‘ sengistân uz içinde Âvîh deresi solunda ve İskender deresi sağında bu nehreyn-i zülâleyn bir yere mahlût olduğu mahalde evce ser çekmiş bir yalçın kaya üzre Şeddâdî binâ-misâl seng-tıraşlar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir kim her seng-i hârâsı pil-i Mengurûsî cüssesi kadardır. Bu kal‘a vaz‘ olduğu püşte-i bâlâ iki nehir mâbeyninde gûyâ cezîre-misâl vâki‘ olmuşdur. Ammâ gâyet serâmed kanâre-i âlîdir kim kal‘anın dervezesine altı yüz adımda urûc olunur, sa‘b yolu vardır. Cirm-i kal‘a oldur kim şarkdan garba şekl-i murabba‘dan tulanîce vâki‘ olmuşdur, ammâ şark tarafı gâyet âlî olup evc-i âsumâna ser çekmiş bir burc-ı âlîsi olup aşağı deresi derk-i esfelden nişân verir bir çâh-ı gayyâ olduğundan mezkûr kulle-i bülendden hânlar ba‘zı vâcibü'l-izâle olan âdemleri ol kulle-i bâlâdan aşağı endâht edüp pâre pâre olur. Anınçün ol şark tarafında kulle-i âlîye "Kanlı kulle" derler. Bir kulle dahi cânib-i garbda hân sarâyı köşesinde kulle-i azîmdir kim içinde cebehâne-i gûnâ-gûnlar vardır ve cümle altı yüz yetmiş aded dendân-ı bedendir ve her bedende birer mazgal deliği vardır ve anlardan aşağı birer kat mazgal delikleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a ·
metinde göster ·
… bir bahrdir kim asla bir bahre ittisâli yok, başka bir semm-i helâhil bahrdir.
Şarkdan
garba tûlânîsi altmış sekiz mildir ve vakt-i şitâda gâşet şiddet üzre temevvüc …
Ba‘dehû Nemrûd-ı la‘în bu dağı dahi âlî etmeğe fermân edüp kendüsü Ruha şehrine ya‘nî Urfa'ya gidüp Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşgede-i Nemrûd'a atmağa ihtimâm-ı tâm edüp mancınık binâ ederken beri tarafda Van arzında binâ etdiği kûh-ı bülend itmâm buldukda Cenâb-ı Allah azametiyle Cibril-i Emîn'e emr edüp ol cebel-i âlînin esâsına kanad urup ber-hevâ oldukda üzerindeki niçe kerre bin aded ummâl-ı Nemrûdîler ile ol cebel-i bülend ser-nigûn olup bi-emrillahi Ta‘âlâ ka‘r-ı zemîne geçüp ol yerden bir âb-ı siyâh çıkup deryâ oldu kim hâlâ Van deryâsı ol Nemrûd-ı la‘înin binâ etdüği dağın ka‘ra geçdüğü yerden zâhir olmuşdur kim dâ’iren-mâdâr cirmi on bir konak ihâta eder bir bahrdir kim asla bir bahre ittisâli yok, başka bir semm-i helâhil bahrdir. Şarkdan garba tûlânîsi altmış sekiz mildir ve vakt-i şitâda gâşet şiddet üzre temevvüc eder. Ve devri cümle beş yüz mildir ve etrâfında cümle binâ-yı metîn dokuz aded kılâ‘-ı hısn-ı hasînler ve sedd-i metînlerdir ve bu bahr-i Van içre iki büyük cezîreler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237a ·
metinde göster ·
… i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak
şarkdan
garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘ …
Der-vasf-ı ecrâm-ı kal‘a-i âlî Van: Bu kal‘a-i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘aya urûc ederken yokuş 252a yukaru cânib-i şarka üç bin adımda gücile yedi kulle geçüp İçkal‘a kapusuna varılır kim cânib-i garba nâzır üç kat bâb-ı hadîdlerdir. Gûyâ derveze-i Şirvân diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün hisâr erleri nigehbânlık ve dîdebânlık edüp bir ma‘sûm-ı pâk ve bir hâtûn-ı nâ-pâk bu kal‘a kapusundan içeri komak ihtimâlleri yokdur. Zîrâ bir kere niçe yüz Ekrâd avret libâsıyla bu kal‘aya girüp feth etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b–252a ·
metinde göster ·
Der-vasf-ı kal‘a-i zîr-i Van: Bâlâda tavsîf olan İçkal‘a kayası ki
şarkdan
garba tûlu dörd bin yüz adım olan kal‘anın cânib-i kıblesi zîrinde bir düz vâsi …
Der-vasf-ı kal‘a-i zîr-i Van: Bâlâda tavsîf olan İçkal‘a kayası ki şarkdan garba tûlu dörd bin yüz adım olan kal‘anın cânib-i kıblesi zîrinde bir düz vâsi‘ sahrâda İçkal‘adan gayrı havâlesi yok şekl-i müselles bir kal‘a-i kavîdir. Batı ve şimâl cânibi mezkûr Kızıl Arslan nâm kal‘a ile şekl-i murabba‘ olmuş olur, ammâ bu aşağı kal‘anın yukaru kal‘aya muttasıl olan yerinde asla kal‘a dîvârı yokdur. Hemân İçkal‘a kayalarıdır. Aşağı kal‘anın şarkında ve cenûbunda ve garbında kal‘a dîvârları vardır. Bu üç tarafından 252b gayrı kal‘a dîvârı yokdur. Bir katı gâyet metin ve Şeddâdî ve seng-tıraş ile mebnîdir kim Tâceddîn Şâh binâsıdır. Alçakdır ammâ gâyet metîndir. Dâ’iren-mâdâr dîvârının arzı on ikişer zirâ‘-ı melikî kalın ve rıhtım dîvârlardır. Veled kullesinden Paşa Sarâyı Köşkü kullesi'ne gelince kal‘a dîvârı yigirmişer arşın kalın dîvârdır ammâ Elmacı Paşa Kullesi tarafı niçe muhâsaralardan sonra binâ olunmak ile gâyet metânet üzre binâ olunup otuz ayak enli dîvârdır kim üzerinde cürd atlılar cirid oynamak mümkündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 252a–252b ·
metinde göster ·
… -i Mesîhiyye içre mu‘teber bir deyr-i ebterdir. Ammâ bu cezîre Van deryâsı içre
şarkdan
garba tûlânîce vâki‘ olup eflâke ser çekmiş cebel-i âlîdir. Dâ’iren-mâdâr cirmi …
İbtidâ bu cezîreyi binâ eden Hazret-i Dâvûd asrında Van'ı binâ eden Melik Câlût Hazret-i Dâvûd'dan halâs içün bu cezîrede bir deyr binâ etmişdir kim cemî‘i millet-i Mesîhiyye içre mu‘teber bir deyr-i ebterdir. Ammâ bu cezîre Van deryâsı içre şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olup eflâke ser çekmiş cebel-i âlîdir. Dâ’iren-mâdâr cirmi yedi mil ihâta eder. Ancak cânib-i cenûba zirve-i a‘lâsında olan deyri ve bâtıl hâneleri nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 281a ·
metinde göster ·
garba tûlânîsi kâmil iki fersahdır, ya‘nî yigirmi dörd bin adımdır. Şehr-i Tire …
Bu şehrin kadr-i âsâr-ı âbâdânı şarkdan garba tûlânîsi kâmil iki fersahdır, ya‘nî yigirmi dörd bin adımdır. Şehr-i Tire ve şehr-i Ma‘nisa gibi tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Ammâ arzen nısıf fersah şehr-i mu‘azzamdır ve bu şehrin cânib-i garbîsi iki fersah yerde kûh-ı Akra‘ vâki‘ olmuşdur kim hudûd-ı Kürdistân'dır. Ve sâve şehri bu şehr-i Rey'ün cânib-i şarkîsinde üç merhale menzildir, ammâ biz iki menzilde şehr-i Rey'e geldik âheste üzre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 325a ·
metinde göster ·
… olmuşdur ve kıble kapusundan tâ mihrâb-ı aliyyeye varınca arzı (---) adımdır ve
şarkdan
garba tûlu (---) adımdır. Ve cümle (---) aded mihrâb add olunur kim niçe enbiyâ …
Haremi bir sahrâ-misâl vâsi‘dir. Sultân Uzun Hasan-ı Bayındırî binâ etdüği taraf sehel rahnedâr olmuşdur ve kıble kapusundan tâ mihrâb-ı aliyyeye varınca arzı (---) adımdır ve şarkdan garba tûlu (---) adımdır. Ve cümle (---) aded mihrâb add olunur kim niçe enbiyâ ve evliyâların mihrâblarıyla ârâste ve makâm-ı aliyyeleriyle pîrâste olmuş câmi‘-i latîf u mahfil-i münîfdir. Ve bu câmi‘ içre (---) aded sütûnlar üzre tâk-i Havernaklardır. Dahi mâfevkinde kıbâb sutûhları cümle kireç ve cıbıs ile mebnî sutûhlardır ammâ âvîze ve maslûbât-ı musanna‘âtlar ile müzeyyen değildir ve cemâ‘atden garîb kalmış bir câmi‘-i garîbdir. Eğer bir câmi‘in ahvâline vâkıf olduğumuz mertebe evsâfın tahrîr eylesek bir mücelled tomar-ı dırâz olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357a ·
metinde göster ·
Bu Bucak Tatarı dediklerinin mekânları nehr-i Tuna ile nehr-i Turla arasında
şarkdan
garba tûlu beş konakdır. Tuna ile Turla'ya gelince iki germe konak yere Bucak d …
Bu Bucak Tatarı dediklerinin mekânları nehr-i Tuna ile nehr-i Turla arasında şarkdan garba tûlu beş konakdır. Tuna ile Turla'ya gelince iki germe konak yere Bucak derler, ammâ çok asker-i nâmdâr çıkar, lâkin cümlesi Özü vezîri emrine me’mûrdurlar, ammâ Tatar hânın yalı ağası zabt edüp ağaya da ve paşaya da gazâ mâlından öşr verirler. Gâyet mutî‘ gâzîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 37a ·
metinde göster ·
… . Bu ikisi mâbeyninde kıl gibi bir incecik kumsal on iki sâ‘at uzun dil gibi tâ
şarkdan
garba gelince bu ince burunun garbî ucunda bir kal‘acık olduğundan Kılburun der …
Bu kal‘adan taşra garb tarafında elli ve altmış mikdârı saz örtülü ahurları var ve şark tarafında mahsûldâr bostânları var kim Kırım vilâyetine bu bostânlar içinden gidilir ve buna Kılburun kal‘ası denmesinin aslı oldur kim bu 56b kal‘anın lodos cânibi Karadeniz'dir ve poyraz cânibi Özü suyudur. Bu ikisi mâbeyninde kıl gibi bir incecik kumsal on iki sâ‘at uzun dil gibi tâ şarkdan garba gelince bu ince burunun garbî ucunda bir kal‘acık olduğundan Kılburun derler ve eyle dil gibi bir Kılburun'dur kim her bâr Karadeniz fırtınası ince burnu atlayup nehr-i Özü'ye Özü dahi gâhice Karadeniz'e atlar bir ince kıl gibi burun nihâyetinde olmağile Kılburun derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56a–56b ·
metinde göster ·
Andan mezkûr {Yılanlı} Ada kim iki Tuna mâbeyninde tûlu
şarkdan
garba on mîl ve arzı altı yedi mîl cezîre içre at sineği derdin atlarımız çeküp …
Andan mezkûr {Yılanlı} Ada kim iki Tuna mâbeyninde tûlu şarkdan garba on mîl ve arzı altı yedi mîl cezîre içre at sineği derdin atlarımız çeküp ve bizler tatarcık sineği ve sivrisinek derdlerin çekerken yol üzre üç {aded} fâhişe avratları uryânen Kili hâkimi bırağup ikisi {sivrisinek derdinden} tulum gibi şişüp mürd olmuş. Biri dahi tulum gibi olmuş, ammâ sinek zahmından sinek gibi vızlayup ancak cânı bir sedd-i ramak kalup "Aleyhi mâ-yestahik" deyü ubûr edüp yine nehr-i Tuna'yı geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67a ·
metinde göster ·
… -i âteş-tâb zâhir olup bir mülâyim havâ oldukda kudret- issi Zü'l-celâl cânib-i
şarkdan
dağlar içre Kırım Hânı'nın Kalga Sultânı (---) Giray Sultân'ı kırk bin Kırım as …
Yine Sannâ‘-ı Lem-yezel'in kuvvet [ü] kudretin gör kim şems-i âteş-tâb zâhir olup bir mülâyim havâ oldukda kudret- issi Zü'l-celâl cânib-i şarkdan dağlar içre Kırım Hânı'nın Kalga Sultânı (---) Giray Sultân'ı kırk bin Kırım askeriyle imdâd gönderince cümle asker bir yere gelüp ol gün îd-i azhâ olup meşveret-i azîmler oldukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 101b ·
metinde göster ·
… olmuş bir lezîz âb-ı hayât göldür, dâ’iren-mâdâr cirmi on bir mîl-i kebîrdir ve
şarkdan
garba tûlânîce vâkı‘ olup Ebü'l-feth Mehemmed Hân bu kal‘ayı döğ(dü)düğü havâle …
Bu buheyre-i âb-ı zülâl İskenderiyye kal‘ası dibinde Boyana gölü nâmıyla şöhre-i şehr olmuş bir lezîz âb-ı hayât göldür, dâ’iren-mâdâr cirmi on bir mîl-i kebîrdir ve şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olup Ebü'l-feth Mehemmed Hân bu kal‘ayı döğ(dü)düğü havâle olan Boyana gölü aşırı Torondoş dağı bir top menzili karşu yakındır, mâ‘adâ kenârları ba‘îd bir uzunca halk olmuş şehd-i zülâlden nişân verir bir halîcdir kim yine kal‘a karşusındaki Torondoş dağında başı vardır, andan çıkar; bir teferrücgâh-ı ferah-fezâ yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 34b ·
metinde göster ·
… iz'den Akdeniz'e gelince sekiz sâ‘at yerdir. Hâlâ Terkoz'dan Silivri'ye gelince
şarkdan
garba dağlar ve bayırlar üzre yedi kat germe kal‘a dîvârı ve her katında birer …
Ve bu Terkoz Karadeniz sâhilindedir. Ve kal‘a-i Silivri Akdeniz cenbindedir. Bu kal‘ateyn mâbeynleri Karadeniz'den Akdeniz'e gelince sekiz sâ‘at yerdir. Hâlâ Terkoz'dan Silivri'ye gelince şarkdan garba dağlar ve bayırlar üzre yedi kat germe kal‘a dîvârı ve her katında birer kat germe handakları râygân nümâyân durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 49b ·
metinde göster ·
Serhad ahâlîsi bu cezîreye 72b Kovin derler, Osmânlı Koyun adası derler.
Şarkdan
garba tûlânîsi altmış mîl tavîl bir cezîre-i vâsi‘dir kim arzı bir fersah enli …
Serhad ahâlîsi bu cezîreye 72b Kovin derler, Osmânlı Koyun adası derler. Şarkdan garba tûlânîsi altmış mîl tavîl bir cezîre-i vâsi‘dir kim arzı bir fersah enli cezîre-i azîmdir. İçinde yedi pâre ma‘mûr köyleri ve niçe kerre yüz bin aded devâbbâtları ve Cânkurtaranlıların bu kadar bin bâğ-ı İreme-zâtları bu cezîre içindedir. Birkaç ahbâb ile Cânkurtaran'dan atlarımız gemilere koyup bu cezîreye ubûr edüp anda cümle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72a–72b ·
metinde göster ·
garba kırk yedi konakdır kim kal‘a-i Yanık Alaman'ın evvel hudûdudur. Cânib-i c …
Cânib-i şarkda Peşte'den Yanık kal‘asına varınca Budin hudûdudur kim tûlu kâmil şarkdan garba kırk yedi konakdır kim kal‘a-i Yanık Alaman'ın evvel hudûdudur. Cânib-i cenûbda yigirmi konak tâ nehr-i Sava'ya ve nehr-i Buna'ya varınca Bosna eyâletiyle hem-hudûddur. Ve taraf-ı cenûb-ı garbîde dörd konak yer Kanije kal‘ası kurbunda nehr-i Morava kenârında Zirinoğlu kâfiriyle hem-çetdir. Semt-i garbda bizim Polata ve Çavga kal‘alarımız kurbunda nehr-i Raba hudûd-ı Süleymân Hân la‘neti olup Nemse vilâyetiyle hem-civârdır. Cânib-i şimâlde iki konak yer bizim Üstürgon kal‘amız Tuna kenârında olup karşu tarafında Orta Macar ile hem-müşâdır. Ve semt-i poyraz Tuna aşrı üç konakda Eğre eyâleti ile hem-hudûddur. Ve cânib-i şarkda üç konak nehr-i Tise kenârında Segedin kal‘ası dibinde eyâlet-i Tımışvar ile hâk hâkedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 79a ·
metinde göster ·
… cânib-i garbîsi kenârında bir till-i refî‘ yalçın kayalı sarp seng-i hârâ üzre
şarkdan
garba tûlânî vâkı‘ olmuş Hazret-i Risâlet'in vilâdetinden 882 sene evvel İskend …
Evvelâ bu kal‘a-i Budin nehr-i azîm Tuna'nın cânib-i garbîsi kenârında bir till-i refî‘ yalçın kayalı sarp seng-i hârâ üzre şarkdan garba tûlânî vâkı‘ olmuş Hazret-i Risâlet'in vilâdetinden 882 sene evvel İskender-i Kübrâ vilâdetinde Nemçe krallarından Koca Grondi Mikloş kral altı yüz on yıl mu‘ammer olup bu kal‘a ol kral-ı pür-kemâl-i hoş-hısâlin binâsıdır. Hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ve bir hisâr-ı azîm ve bir sûr-ı kadîm rabât-ı müzeyyen ve bir tahtgâh-ı müdevven ve bir refî‘u'l-bünyân ve kal‘a-i azîmü'ş-şân bir hisâr-ı üstüvâr seng-binâ-yı Şeddâdîdir kim gûyâ Acem'de kal‘a-i Kahkahâ ve diyâr-ı Ermen'de kal‘a-i Van'dır yâhûd sedd-i İskender-i Kübrâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 79b ·
metinde göster ·
… cedîd küçük kapudur kim on kademe taş nerdübân ile aşağı varoşa enilir, cânib-i
şarkdan
taraf-ı şimâle meyyâl bir bâb-ı sağîrdir. Ve bu mezkûr havzın cânib-i cenûbunda …
Ve bu câmi‘in önünde bir kapu dahi var, ana Uğrun kapu derler, bir metîn ve kavî hadîd cedîd küçük kapudur kim on kademe taş nerdübân ile aşağı varoşa enilir, cânib-i şarkdan taraf-ı şimâle meyyâl bir bâb-ı sağîrdir. Ve bu mezkûr havzın cânib-i cenûbunda, ya‘nî lodos rûzgârı tarafında on kademe taş nerdübân ile aşağı hisârpîçeye andan büyük su kullesi yoluna enilir bir küçük demir kapudur. Atlı girüp çıkmak mümkündür, ammâ usret çeker, piyâde âdemlere evlâ bi't-tarîk-i âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 82a ·
metinde göster ·
garba üç konak tûlu bir cezîrenin şarkîsi tarafı ucunda kal‘a-i Üstürgonumuzdan …
Nehr-i Tuna içre şarkdan garba üç konak tûlu bir cezîrenin şarkîsi tarafı ucunda kal‘a-i Üstürgonumuzdan görünür şekl-i müselles bir Şeddâdî tula binâdır kim gûyâ kilidü'l-bahreyndir. Nemse çâsârının Âl-i Osmân tarafında sedd-i sedîdidir ve nehr-i Litre ve nehr-i Vak, Uyvar'dan berü gelüp bu Komaran önünde nehr-i Tuna'ya munsabb olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 120a ·
metinde göster ·
garba tûlânî[ce] vâkı‘ olup cânib-i kıblesi ve cenûbîsi ve garbîsi birer top me …
Der-beyân-ı eşkâl-i zemîn-i şehr-i Foça: Nehr-i Drin-i azîm kenârında şarkdan garba tûlânî[ce] vâkı‘ olup cânib-i kıblesi ve cenûbîsi ve garbîsi birer top menzili dıraht-ı müntehâlı ve ormanlı dağlar olup şehr-i azîmi bu vâdîlerde bir düz vâsi‘ fezâda tâ nehr-i Drin kenârına varınca kat-ender-kat zeyn olmuş bâğlı ve bâğçeli ve tahtânî ve fevkânî kârgîr binâlı vâsi‘ hânedânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 146a ·
metinde göster ·
… a üzre şekl-i bâdemî vâkı‘ olmuş balık sırtı gibi bir sivri burunlu kanara üzre
şarkdan
cenûba tûlânîce vâkı‘ olmuş seng-tırâş bir sûr-ı üstüvâr-ı hâzır-bâşdır kim hen …
Eşkâl-i kal‘ası: Ebr-i kebûdlara Kehkeşân-âsâ ser çekmiş bir seng-i ahmer-gûn yalçın kaya üzre şekl-i bâdemî vâkı‘ olmuş balık sırtı gibi bir sivri burunlu kanara üzre şarkdan cenûba tûlânîce vâkı‘ olmuş seng-tırâş bir sûr-ı üstüvâr-ı hâzır-bâşdır kim henüz üstâd bennâ elinden çıkmış zannolunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160b ·
metinde göster ·
… opan ve Kapoşvar kal‘aları kurbunda bir merhale yerde bir buhayre-i azîmdir kim
şarkdan
garba tûlânî vâki‘ olup gird-â-girdi kâmil kırk yedi mîldir. Cânib-i erba‘asınd …
Hâlâ bi buhayre-i Balatin Kanije ve Kopan ve Kapoşvar kal‘aları kurbunda bir merhale yerde bir buhayre-i azîmdir kim şarkdan garba tûlânî vâki‘ olup gird-â-girdi kâmil kırk yedi mîldir. Cânib-i erba‘asında kırk pâre bâlâda mezkûr olan kılâ‘-ı metîneler ve hısn-ı hasîneler vardır. İnşâallâhu te‘âlâ mezkûr kal‘aları manzûrumuz olduğu üzre tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 10b ·
metinde göster ·
… n yığup üstünde bir cerge kurulur bir hayli vâsi‘ce yerdir. Lâkin bu yumru depe
şarkdan
garba tûlânîce vâki‘ olup bizden tarafa bir çam direği ve kâfirden tarafa bir ç …
Evvelâ bu mil ta‘bîr etdikleri bir şeydir kim Sultân Süleymân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân Nemse çâsârı elinden Üstürgon'u ve Ustolni-Belgrad'ı aldıkda bu milleri Üstürgon'dan ve Ustolni'den on ikişer sâ‘at içeri Komaran'a karîb nehr-i Tuna kenârında bir mürtefî‘ depe-i toprakdan yığup üstünde bir cerge kurulur bir hayli vâsi‘ce yerdir. Lâkin bu yumru depe şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olup bizden tarafa bir çam direği ve kâfirden tarafa bir çam direği dikilidir. Bu direklerin kadleri beşer âdem boyu ancak vardır. Andan bu iki direğin tâ şu orta yerinde bir çam direği var, bu dahi âlîce sütûn-ı müntehâdır. İşte hadd-i mil dedikleri budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45a ·
metinde göster ·
garba beş konak tûlânî vâki‘ olmuş bir adanın burnunda şekl-i müselles bir tula …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘ası: Nehr-i Tuna'nın içinde şarkdan garba beş konak tûlânî vâki‘ olmuş bir adanın burnunda şekl-i müselles bir tula Şeddâdî binâ bir kal‘a-i metîndir. Ve bizim elçi paşaya tafra satmak içün ol kadar top şâdımânları etdi kim hisâbın Hudâ bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46a ·
metinde göster ·
… kinde Uyvar'a üç merhale yerde çâr-kûşe Şeddâdî bir kal‘a-i metîndir, ammâ hâlâ
şarkdan
mağrib tarafına tûlânî vâki‘ olup iç kal‘ası Kanije kal‘ası gibi şekl-i murabba …
Mukaddemâ elçi paşa ile kal‘a-i Beç'e giderken bu kal‘a sağımızda kalup görmek müyesser olmadı, ammâ şimdi manzûrumuz olup nehr-i Tuna kenârında bir sivrice topraklı bayır üzre Tuna'nın cânib-i şimâlinde Uyvar hâkinde Uyvar'a üç merhale yerde çâr-kûşe Şeddâdî bir kal‘a-i metîndir, ammâ hâlâ şarkdan mağrib tarafına tûlânî vâki‘ olup iç kal‘ası Kanije kal‘ası gibi şekl-i murabba‘dan tûlânîdir ve ortası incecikdir, ya‘nî ensizdir demek ola. Ve ol kal‘anın ince yerinde gâyet mürtefi‘ sarây-ı azîm var kim cânib-i erba‘asında niçe yüz şâhnişîn ve revzenler ile müzeyyen bir sarâydır. 75b Meğer mâ-tekaddem krallara mahsûs, bu dahi Nemse çâsârlarının sarây-ı menhûsu imiş. Budin ve Üstürgon ve Ustolni-Belgrad kal‘aları ellerinden gitdikden sonra krallar Beç'i taht edinüp anda karâr ederler. İnşâallâh andan dahi firâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 75a–75b ·
metinde göster ·
garba tûlı toksan yedi konakdır kim şark tarafı nihâyeti Bahr-i Harez'de tamâm …
Ammâ bu Heyhât bu çöl-i Heyhât'dır kim şarkdan garba tûlı toksan yedi konakdır kim şark tarafı nihâyeti Bahr-i Harez'de tamâm olur. Garb tarafında mezkûr Kılburun'da nihâyet bulur. Müverrihân-ı Acem bu Heyhât'a deşt-i Kıpçak deyü tahrîr ederler. Ammâ bu Heyhât'a muttasıl tâ Maskov vilâyeti içinden bir yıllık yol Çîn ü Mâçîn ve Fağfûr ve Kozak ve Kızlar vilâyetine varınca büyük Heyhât'dır kim içinde gulbeyâbânî ve yaban âdemleri ve gayri ecnâs-ı mahlûkât mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 107a ·
metinde göster ·
… p mukaddemâ Or handakının iç yüzünde yığılı olan toprağı üzre handakın toprağın
şarkdan
garba bir sâ‘atlik yerün handakın tathîr edüp iç yüzde handak toprağı dağlar gi …
Ammâ bu Kırım'ın Or handakı mürûr-ı eyyâm ile dolup Kırım içinden taşra esîrler firâr etmeğe başlayup taşradan Kazak-ı âk ve Tatar-ı Kalmak dahi Kırım'a girmeğe râh-ı âsân buldular. Hemân efendimiz Mehemmed Geray Hân sene (---) târîhinde vilâyet-i Kırım'ın âdem deryâsın ve dör[d] kerre yüz bin esîr keferelerin bu Or mahalline cem‘ edüp mukaddemâ Or handakının iç yüzünde yığılı olan toprağı üzre handakın toprağın şarkdan garba bir sâ‘atlik yerün handakın tathîr edüp iç yüzde handak toprağı dağlar gibi yığıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109a ·
metinde göster ·
… kal‘asın Ciniviz elinden feth ederler, ammâ bu Eski Salâcık burnundan hazz edüp
şarkdan
garb tarafına dörd bin adım enli bir dere içinin iki başlarında ve iki cânibler …
Bi-kavli müverrihân-ı Âl-i Cingiziyân ibtidâ kavm-i Tatar bu Kırım memleketine Ciniviz keferesi elinden mâlik olan sene (---) târîhinde Cuci Hân ve Ertoğmır Hân ile kırk bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr kavimleri bu cezîre-i Kırım'a eye çıkup vâdî-i Kırım'ı geşt [ü] güzâr ederek bir mahalde bir cây-ı menâs beğenmeyüp illâ bu Eski Salâcık deresin kendülere münâsib görüp küffâr havfinden bu dere içinde bu Eski Salâcık kal‘asın yasayup ba‘dehu ensesindeki kayalar üzre mezkûr kal‘a-i Gevherkirmân'ı, ya‘nî Çufud kal‘asın Ciniviz elinden feth ederler, ammâ bu Eski Salâcık burnundan hazz edüp şarkdan garb tarafına dörd bin adım enli bir dere içinin iki başlarında ve iki câniblerindeki yalçın kayalar evc-i âsumâna berâber serâmed kayalar olup cümle kayaların altları kûh-ı Bî-sütûn gibi boş olup mağâra mağâra inler ve üzerleri şâhîn ve zağanos yuvalı kızıl kayalar olup aslâ bir tarafdan düşman enüp çıkmak mümkin olmaduğun Cuci Hân ve Ertoğmır Hân bilüp bu dereyi kendülere cây-ı amân bulup bu derenin iki başları daracık olan yerlerine iki başında kayadan kayaya dere ağzına kal‘a dîvârları çekmişler ve birer ağaç kapu yasamışlar. Hâlâ ol kapular durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123b ·
metinde göster ·
… da vâki‘ olup Salâcık kapusundan tâ Eski Yurd kenârına varınca bu Bâğçesarây'ın
şarkdan
garba tûlu kâmil sekiz bin germe yiğit adımıdır. Yohsa bir yalı âdemi adımı değ …
İmdi Bâğçesarây'ın ibtidâ amârına bâ‘is fâtih-i cezîre-i Kırım Cuci Hân ve Ertoğmır Hân olmuşlardır. Bu şehir dahi Eski Salâcık deresi içinden aşağı enen derenin iki yanında vâki‘ olup Salâcık kapusundan tâ Eski Yurd kenârına varınca bu Bâğçesarây'ın şarkdan garba tûlu kâmil sekiz bin germe yiğit adımıdır. Yohsa bir yalı âdemi adımı değildir. Bir yalı adımıyla kâmil bir fersah tûllu bir şehr-i zîbâdır. Bir fersah on iki bin adımdır, ammâ zinde levendât hatvesiyle sekiz bin adım Bâğçesarây şehridir. Pravadi şehri gibi iki cânibi yalçın kayalı bir vâsi‘ dere içine düşmüş bir sevâd-ı mu‘azzam şehr-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 124b ·
metinde göster ·
… ârî bu mahalde şiddet-i şitâdan dörd yerden güneş doğdu. Âdetullâh üzre cânib-i
şarkdan
tulû‘ eden âfitâb-ı âlem-tâb kankısı idiği nâ-ma‘lûm idi. Cümle bizimle olan Az …
Menzil-i nehr-i Güğemli kenârında bir kamışlı ve sazlı yerde Kalmık Tatarı havfinden arabaları tabur çatup meks etdik. Hikmet-i Bârî bu mahalde şiddet-i şitâdan dörd yerden güneş doğdu. Âdetullâh üzre cânib-i şarkdan tulû‘ eden âfitâb-ı âlem-tâb kankısı idiği nâ-ma‘lûm idi. Cümle bizimle olan Azak ihtiyârları kırk elli yıldan berü böyle dörd yerden güneş doğduğun görmedik, dediler. Sebebi oldur kim gâyet şiddet-i şitâdan bu Heyhât sahrâsı üzre güneş te’sîr etmeyüp sâ’ir sevâhil olan vilâyetler üzre zulumâtlar olmayup ol vilâyetler üzre evc-i âsumânda güneşler nümâyân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 188b ·
metinde göster ·
Der-vasf-ı buhayre-i Toksanboz: Bu gölün şark tarafı şehr-i Siroz yakındır ve
şarkdan
garba bu göl tûlânîce vâki‘ olup girdâ-gird cirmi on üç mîl ihâta eder. İçinde …
Der-vasf-ı buhayre-i Toksanboz: Bu gölün şark tarafı şehr-i Siroz yakındır ve şarkdan garba bu göl tûlânîce vâki‘ olup girdâ-gird cirmi on üç mîl ihâta eder. İçinde birkaç yerde sazlı ve kamışlı cezîrecikler vardır. Vakt-i şitâda bu cezîreler içre fahta ve batlar ve sürhâb ve karabataklar ve gayri murğânların envâ‘ları dünekleyüp dururlar. Ve sayyâdları kayıklar ile varup sayd ederler. Ve gûnâ-gûn mâhîleri olur, anları dahi şikâr edüp ahâlî-i vilâyet kifâflanırlar. Bunda dahi vezîria‘zamın hâs ağasına kölemiz içün ricâ edüp etrâf kurâlarına âdemler gönderüp gulâmımızı bulmağa sa‘y etdi. Andan bir günde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 213b ·
metinde göster ·
… ı kûh-ı (---) dâmeninde aşağı şehrin şark tarafında bir yalçın kanara kaya üzre
şarkdan
garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir iç kal‘adır kim şekl-i muhammes Şeddâdî seng bin …
Dağlarında gümüş ma‘âdinleri olmak ile sikke-i Âl-i Osmân darbhânesi olup "Izze nasruhu duribe Siroz" deyü akçesin çok görmüşüz. Ammâ zemîn-i kal‘ası kûh-ı (---) dâmeninde aşağı şehrin şark tarafında bir yalçın kanara kaya üzre şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir iç kal‘adır kim şekl-i muhammes Şeddâdî seng binâ bir kal‘a-i ra‘nâ olup ancak iki kapusu var, biri cânib-i şarka ve biri taraf-ı garba nâzırdır, ammâ kapularının kanatları yokdur. Ve kal‘a içinde dahi âdem ve âdemî-zâtdan aslâ nâm nişân yokdur. Ancak birkaç harâb evler ve beş aded su sarnıçları ve bir dâne vîrân kenîsesi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 219a ·
metinde göster ·
… bi karadır ve bir cânib-i cenûbîsi Bahr-i Sefîd'in bir körfezidir kim bu körfez
şarkdan
garba tûlânîce vâki‘ olup derûn-ı hisârın cümle evleri biri biri üzre kat-ender …
Bir kal‘a-i vâsi‘dir kim leb-i deryâda tûlu üç mîldir. Kara tarafında arzı iki mîl mesâfe-i ba‘îdedir. Şimâl cânibine Hortaç Sultân dağları iç hisâra havâle-i ba‘îdedir kim aslâ top ermez. Ammâ bu kal‘anın iki cânibi karadır ve bir cânib-i cenûbîsi Bahr-i Sefîd'in bir körfezidir kim bu körfez şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olup derûn-ı hisârın cümle evleri biri biri üzre kat-ender-kat bu körfez deryâsına nâzır hânedânlardır. Garb tarafı tâ Vardar Yenicesi'ne varınca on sâ‘atlik yer sahrâya nâzır büyût-ı ra‘nâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 224a ·
metinde göster ·
garba tûlânî yüz mîl mesâfe olan körfez-i tavîlin garbîsi nihâyetinde bir liman …
Bu liman-ı cây-ı emân şarkdan garba tûlânî yüz mîl mesâfe olan körfez-i tavîlin garbîsi nihâyetinde bir liman-ı azîmdir kim on bin pâre barça ve galyon ve karavana ve filipot ve pink ve şitiye ve polaka ve karaka ve burtun ve potaç ve şayka ve karamürsel ve zarbina ve çekeleve ve kadırga ve galyeta ve mavuna ve başdarda nâm gemiler alır bir liman-ı azîmdir. Ammâ lodos rûzgârına ve gündoğusuna 225b ve kıble rûzgârlarına ağzı açık olmak ile lodos komu isâbet eder. Lâkin a‘lâ demir dutar yer olmak ile lenkoreta demirlerin cânkurtaran nâm gomanalara demirleri bağlayup limana lenger endâht edince bî-bâk ü bî-pervâ yatılır a‘lâ liman-ı cây-ı emândır. Cümle mellâhân-ı tüccâr-ı Karadeniz ve Akdeniz ve Bahr-i Ummân gemileri ve Mısır ve Şâm ve Cezâyir ve Süveyş ve Tarabulus ve Frenc ve Portakal ve Donkarkız ve Danimarka ve İngiltere ve Filimenk ve Ciniviz gemileri gelüp bu limanda tonoz bırağup yatırlar, zîrâ kırk elli kulaç umku var liman-ı dâr-ı emândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 225a–225b ·
metinde göster ·
garba tûlânî bir yeni metîn binâ kal‘a-i Şeddâdî taş binâ bir küçük hisâr-ı ra‘ …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘ası: Koron körfezi nihâyetinden bir top menzili ba‘îd cânib-i şimâl-i şarkîye meyyâl karada Manya kâfiristânı eteğinde bir sivri kaya-i âlî üzre şarkdan garba tûlânî bir yeni metîn binâ kal‘a-i Şeddâdî taş binâ bir küçük hisâr-ı ra‘nâdır kim dâ’iren-mâdâr cirmi altı yüz aded adımdır. Ve yüz elli adım enlidir ve içinde cümle yigirmi aded kiremit ve kayağan örtülü dîk evleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 272b ·
metinde göster ·