Bu minvâl üzre İslâmbol'u Yedikulle ve Eyyûb ve Kâğızhâne ve Südlüce ve Pîrî Paşa ve Hâsköy ve Kâsımpaşa ve Galata ve Tophâne ve Beşiktaş ve Hisâr ve tâ Boğazhisârları ve Beğkoz ve Kanlıca ve Anatolu Hisârı ve Çengelköy ve Kuzkuncuk ve Üsküdar ve Gâzîköyü'ne varınca cümle amâristânı ve bâğ [u] bostânı [ve] dekâkîn [u] bezzâzistânı ve cümle asâkir-i ehl-i hıref a‘yânı kâmil üç ayda tahrîr edüp bir müdevven dîvân edüp Evsâf-ı Kostantıniyye nâm koyup pâye-i serîr-i a‘lâya arz olunup şeb [ü] rûz huzûr-ı pâdişâhîde Miskâlî Müverrih Solakzâde kırâ’at etdükçe Sultân Murâd Hân safâ-yı sürûrundan "ilâhî ammerekallâhü ilâ inkırâzı'd-devrân" buyururlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 152b ·
metinde göster ·
… in askere Mehemmed Paşa'yı serdâr edüp Konya altında Şehzâde Selîm'e vâsıl olup
şeb [ü]
rûz Bâyezîd sultân ile cenge müterakkibler idi.
mazmûnunca iki vezîri ıslâha gönderüp Şehzâde Bâyezîd aslâ 77a sulha rağbet etmeyüp karındaşı Selîm Hân'ı meydân-ı ma‘rekeye da‘vet etdi. Şehzâde Selîm Bâyezîd'in bu gûne nâmesin Konya'dan Süleymân Hân'a gönderüp nâme-i Bâyezîd kırâ’et olundıkda Bâyezîd'in aklı kılletine ve kemâl-i hıffetine haml edüp lâyık-ı taht-ı Osmânî olmayacağı ma‘lûm-ı Süleymân Hân olup ol ân Anadolu beğlerbeğisi Cenâbî Ahmed Paşa'yı ve Karamân Mîr-i mîrânı Solak Ferhâd Paşa'yı ve mukaddemen Şehzâde Selîm'e lala olan Mar‘aş Paşası Geylan Alî Paşa'yı ve Adana eyâletine mutasarrıf Ramazânoğlu Pirî Paşa'yı ve niçe mîr-i mîrân ve mîr-i livâları Konya'da Şehzâde Selîm'e imdâd etsinler deyü kırk yedi bin askeri gönderüp Konya sahrâsında meks-i hıyâm edüp âmâde durdular. Bu askerin akîbince vezîr-i sâlis Tavîl Mehemmed Paşa'yı üç bin yeniçeri ve dört aşağı bölük sipâhîsiyle ve cebeci ve topçılar ile cümle yigirmi bin askere Mehemmed Paşa'yı serdâr edüp Konya altında Şehzâde Selîm'e vâsıl olup şeb [ü] rûz Bâyezîd sultân ile cenge müterakkibler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 76b–77a ·
metinde göster ·
Ertesi gün Melek Ahmed Paşa efendimizi Kubbealtı'nda ikinci vezîr rütbesi sadaka olunup Sadrıa‘zâm Kara Murâd Paşa ile dîvân-ı pâdişâhî hizmetinde oldular. Dahi irtesi gün Yeniçeri ağası Kara Çavuş'a ve Bektâş Ağa'ya ve Çelebi Kul kethüdâsına ve Şeyhülislâm Azîz Efendi'ye ve Bahâî Efendi ve Ebû Sa‘îd Efendi'ye ve'l-hâsıl hukukun kesb ettiğim efendilerime buluşup şeref-i sohbetleriyle müşerref olurduk. Ammâ ekser evkâtda Melek Ahmed Paşa ile Sultân Murâd asrından berü sarây-ı hâssada hukûk-ı sâbıkamız ve vâlidemiz tarafından karâbet-i ezelîmiz hasebiyle her bâr anda varup birkaç gice misâfir olup şeb [ü] rûz cemî‘i tevâbi‘ [u] levâhıkıyla hûsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 95b ·
metinde göster ·
Andan cümle erbâb-ı dîvâna beşâret-i azîmeler ve cümle ehl-i hizmete meserret beşâşet-i amîmeler râygân olup pîr [u] cüvân ve fakîr [u] a‘yân ol kadar şâd [u] handân oldular kim zühre-i felek raksa girüp paşa efendimiz serîr-i sa‘âdetde ve dîvân-ı adâletde revnak ve nev tarâvet bulup Ramazânın 14 erba‘a gün kânûn-ı sadrıa‘zam üzre kola binüp İslâmbol mollası öni sıra dahi talî‘a ayak nâ’ibi dahi muKuddem muhtesib ağası bu tertîb üzre alay-ı azîm ile Unkapanı mahzeni cenbinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân'ın dîvânhânesinde cemî‘i Karadeniz re’îslerin ve cemî‘i habbâzânları ve cümle uncuları ve cemî‘i mühtekir navluncuları cem‘ edüp Karadeniz sâhilinde Varna ve Palçığ ve Kavarna ve Keligra ve Mankalya ve Karahırmen ve Köstence ve Toluca ve Beşdepe ve İsmâ‘îl ve Kili ve Akkirmân nâm kal‘a ve iskelelerde gılâl niçeye alındığın su‘âl edüp ana göre çaşni dutup fi'l-hâl ekmek pişirüp ba'de‘l-harc ve'l-masârıf üç yüz dirhem beyâz nân-pâre bir akçeye el verüp eyle narh verüp lahm-ı semîne yedi akçe narh verüp andan Yemiş İskelesi'nde Ebü'l-feth'in sebzehâne dîvânına gelüp cümle me’kûlât [u] meşrûbat [u] müsmirrâta narh verüp andan Ebü'l-feth'in yeniçeri ve muhtesib dîvânı çârdağına gelüp anda hubûbâtdan pirinç ve bakla ve nohud ve mercimek ve kettân ve hınnâ ve şeker ve kahveye ve gayri eşyâlara narh-ı sultânî vererek gelüp sarâyında karâr edüp gicelerimiz kadar rûzlarımız rûz-ı ıyd olup şeb [ü] rûz umûr-ı mu‘azzamayı seyr [u] temâşâsın ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
… içinde büyük câmi‘-i Hamza Beğ demekle ma‘rûf bir câmi‘-i mevzûnlu câmi‘dir kim
şeb [ü]
rûz cemâ‘at-i kesîreden bir ân hâli değil, ma‘bedgâh-ı kadîmdir. Kıble kapusund …
Ve cümle on yedi aded mihrâbdır. Cümleden çârsû içinde büyük câmi‘-i Hamza Beğ demekle ma‘rûf bir câmi‘-i mevzûnlu câmi‘dir kim şeb [ü] rûz cemâ‘at-i kesîreden bir ân hâli değil, ma‘bedgâh-ı kadîmdir. Kıble kapusundan mihrâba varınca tûlen ve arzen zergerdân-ı mest ayak ile (---) hatvedir. Bu şehirde bundan büyük câmi‘ yokdur. Ve cümle imâreti nîl-gûn rasâs-ı hâs ile mestûr kıbâblardır. Ve kıble kapusu üzre târîhi "Sene semâne mi’e"de Mûsâ Çelebi ibn Yıldırım Hân asrında ümerâdan Hamza Beğ binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 132b ·
metinde göster ·
… rınca (---) adımdır. Yemîn ü yesârına varınca tûlu (---) adımdır. Bu câmi‘ içre
şeb [ü]
rûz cemâ‘atden hâlî olmayup yetmiş seksen yerde gûnâ-gûn ulûm görülür. Ve niçe …
Evvelâ tâ vasat-ı şehirde ma‘bedgâh-ı kadîm ve câmi‘-i azîm âb-ı rûy-ı Diyârbekir ya‘nî Câmi‘-i Kebir. Eğer müverrih-i Rûm ve ger ukalâ-ı dûrbîn-i zevî'l-mefhûm cümlesi müttefiklerdir kim bu ibâdetgâh-ı atîk tâ Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmun zamân-ı sa‘âdetlerinde binâ olunmuşdur. Harem amûdlarının sağ tarafında bir amûd-ı beyâz üzre İbrî lisâniyle târîhi vardır. Her divel destinde bu kal‘a oldukça bu binâ-yı kadîm ibâdethâneden gayrı bir şey olmamıştır. Hâlâ eyle rûhâniyyet var kim bir musallî rek‘ateyn ibâdet etse kabûl olduğuna âdemün kalbi şehâdet eder. Gûyâ Haleb'ün Ulu câmi‘i ve Şâm'un câmi‘-i Ümeyyesi ve Kuds-i şerîfün Mescid-i Aksâsı ve Mısr'un câmi‘-i Ezher'i ve İslâmbol'un Ayasofya-i kebîri gibi müstecâbü'd-da‘ve bir câmi‘-i Diyârbekir'dir. Ve kenîseden vely olduğuna eser-i binâlarında niçe bin şâhid-i âdil vardır. Zîrâ minâresi çâr-kûşedir. Deyr-i kadîm iken nâkûshâne imiş. Ve mihrâbı ve minberi tarz-ı kadîmdir. Derûn-ı câmi‘ âvîzeler ve kanâdîller ile müzeyyendir. Ve cümle sağîr ü kebîr gûnâ-gûn üçer kat amûdlar biri biri üzre vaz‘ olunmuşdur. Ve derûn-ı câmi‘de bir câmi‘ dahi Şâfi‘î câmi‘dir. Cümle Şâfi‘î mezhebinde olanlar bunda ibâdet ederler. Ve bu câmi‘ün dört kapusu vardır. Kıble kapusundan mihrâba varınca (---) adımdır. Yemîn ü yesârına varınca tûlu (---) adımdır. Bu câmi‘ içre şeb [ü] rûz cemâ‘atden hâlî olmayup yetmiş seksen yerde gûnâ-gûn ulûm görülür. Ve niçe yerinde sâhib-i sülûk olan kimesneler erba‘îne girüp tevhîd [ü] tezkîre meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 200b ·
metinde göster ·
… ûlât-ı bâc-ı bâzârdan verüp kal‘a hânın taht-ı tasarrufunda olup miftâhları her
şeb [ü]
rûz hânda durur. Mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem serbest hükûmetdir ve hayli …
Van eyâletinde başka hükûmetdir. Taraf-ı pâdişâhîden hâss-ı hümâyûnu yerine eyâletinin ebvâb-ı mahsûlâtı kendiye hâs olmuşdur. Beher yevm eyâletinden hâna bir kîle-i mevik akçe hâsıl olur. Pâyede Van eyâleti pâyesidir. İki bin asker ile hükm-i hükûmât edüp bir sefer iktizâ ederse yahûd Van kal‘ası dezengi ta‘mîr ü termîmine da‘vet olunursa Van serdârıyla sefer eşer. Ve şehir içre gelen kârbânın bâc-ı bâzârı kendüye hâs kayd olunmuşdur. 223b Ammâ bu şehrin içinde olan Ermenî Ya‘kûbîlerin ve re‘âyâ-yı Arabîlerin cizyesi Van kulu aklâmıdır. Her re’s-i senede Van'dan bir ağa gelüp mezkûr Arabî re‘âyâlardan harâcları tahsîl edüp Van kuluna ulûfe verilir. Hânın bu harâcda alâkası yokdur ammâ Muş sahrâsı harâcı cümle hânın kayd-ı hayâtıyla ocaklık hâssıdır kim senevî yigirmi altı bin guruş hâsıl olur. Fâtih-i Revân Sultân Murâd Hân, ba‘de'l-fethi Revân bu Bitlîs hânı sarâyında mihmân olup hizmeti mukâbelesinde hatt-ı şerîf ile hâna Muş harâcın ihsân etmişdir. Hân dahi ol harâcdan Bitlîs kal‘ası dizdârının ve iki yüz aded neferâtlarının vazîfe-i mu‘ayyenelerin mezkûr hâsdan ve mahsûlât-ı bâc-ı bâzârdan verüp kal‘a hânın taht-ı tasarrufunda olup miftâhları her şeb [ü] rûz hânda durur. Mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem serbest hükûmetdir ve hayli vâsi‘ eyâleti vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a–223b ·
metinde göster ·
… bu kabr-i şerîfde bir câmi‘ ve bir tekye ve medrese inşâ etmişdir kim hâlâ her
şeb [ü]
rûz ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır ve mâh-ı Muharremin'in on (---) günü Deşt-i Kerb …
Ba‘dehû Yûsuf Selâhaddîn-i Ekrâd bu kabr-i şerîfde bir câmi‘ ve bir tekye ve medrese inşâ etmişdir kim hâlâ her şeb [ü] rûz ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır ve mâh-ı Muharremin'in on (---) günü Deşt-i Kerbelâ'da şehîd olduğu güne Yevm-i Maktel ve Yevm-i Âşûra derler, hâlâ ol günde yılda bir gün İmâm Hüseyn seri âsitânesi içre Vâlî-i Mısır Abdurrahmân Paşa'nın fermânıyla bir mevlûd-ı azîm cem‘iyyeti olur kim gûyâ şehr-i Mısır pür-nûr olur. Bu hayrât-ı Abdurrahmân Paşa-yı zîşân sene 1061 târîhinde olmuşdur. Anınçün Mısır'da ve Rûm'da top ile çevgân oyunu memnû‘dur kim "Yezîd İmâm Hüseyin başıyla oynamışdır", deyü memnû‘dur. Bu kavillerince Arab tevârihlerinde sıhhati üzre mastûrdur, ammâ haberden kavm-i Acem ve kavm-i Ekrâd haberdâr olmadıklarından çevgân lu‘bedebâzlığı ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 234b ·
metinde göster ·
… büyük kapulardır. Bunun dahi mâbeyni âlât-ı silâh-ı gûnâ-gûn ile müzeyyendir ve
şeb [ü]
rûz iki yüz aded pür-silâh nigehbânlar mukarrerdir. Bu kapu handakı üzre metîn …
Orta kapu: Cânib-i cenûba ve cânib-i kıbleye Erdemit bâğları tarafına mekşûfdur kim üç kat demir kapudur ammâ Mısır'ın Bâb-ı Nâsır'ı gibi vâsi‘ büyük kapulardır. Bunun dahi mâbeyni âlât-ı silâh-ı gûnâ-gûn ile müzeyyendir ve şeb [ü] rûz iki yüz aded pür-silâh nigehbânlar mukarrerdir. Bu kapu handakı üzre metîn cisri vardır. Andan üçüncü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253a ·
metinde göster ·
… r kat altı yüz aded müte‘addid hücrelerdir. Çârsûya nâzır bir kapusu vardır kim
şeb [ü]
rûz anda pâsbânlar bevvâblık ederler.
Bu sarây-ı azîmin enderûn-ı gılmân-ı hâssa içün kırk elli aded tahtânî hücreleri ortasında bir meydân-ı azîmi vardır. Hatta taşra dîvânhânesi dahi tahtânî bir vâsi‘ meydândır. Bu hakîr ol dîvânhâne dîvârına bir kalyon ve kadırga tasvîri tahrîr etdim, hâlâ alâmetimizdir ve bu dîvânhânenin cânib-i garbındaki pençereler sarây bâğına nâzır bir bâğ-ı İremezâtü'l-imâd'dır. Ve dîvânhâne kapusundan taşra sarây meydânıdır kim bizim Melek Ahmed Paşa efendimiz ol meydânda tabl [u] kudümün döğerek her gün cirid oynadup iç ağaları silâhşörlük ederlerdi. Tâ bu mertebe meydân-ı vâsi‘dir. Bu fezânın cânib-i erba‘asında dâ’iren-mâdâr tahtânî ve fevkânî ikişer kat altı yüz aded müte‘addid hücrelerdir. Çârsûya nâzır bir kapusu vardır kim şeb [ü] rûz anda pâsbânlar bevvâblık ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 257a ·
metinde göster ·
… r gönderüp şehrin cânib-i erba‘asına meterisler ve rasîf-i İskenderîler etdirüp
şeb [ü]
rûz etrâf-ı şehre onar bin âdem nigehbânlar kor.
Bu nâme tahrîr olunup Erzurûm Vâlîsi Tavukçu Mustafâ Paşa'nın dahi gönderdiği şikâyetnâme mektûbunu nâme ile paşa efendimizin kapucubaşılarından Çerkes Cânpolat Ağa Kuskunkıran üzre ılkar ile mektûbları hâna götürüp verdikde dîvânhânede mektûblar kırâ’at olunup mefhûmu hânın derûnunda yer edüp hân eydür: "Bre cânım, biz ne acâ‘ib cürüm sâhibi olup vâcibü'l-katl olmuşuz kim ilimiz vilâyetimiz nehb ü gâret olup bu kadar itâb u ikâba müstahak olayuz. Emr Hudâ'nındır, iki el bir baş içündür" deyüp "Tiz paşa efendimize cürmümüz afv etmek içün bir mektûb tahrîr edüp ve bu kadar genc-i Kârûn hedâyâ hâzır edin." deyü nâme getüren ağanın yanında hâb-ı hargûş-gûne evzâ‘lar edüp pes-i perdeden belki Melek Ahmed Paşa bu mektûbunun akîbince şebhûn edüp şehrimi gâret ideler, mülâhazasıyla cümle eyâletinde olan Ekrâd beğlerine isti‘câlnâmeler tahrîr edüp asker taleb eder. Ve kendüsü dahi dahme-i Şeref Hân'ı küşâde kılup etrâf diyârlardan on yedi bin tüfeng-endâz cem‘ine mukayyed olup her diyâra âdemler gönderüp şehrin cânib-i erba‘asına meterisler ve rasîf-i İskenderîler etdirüp şeb [ü] rûz etrâf-ı şehre onar bin âdem nigehbânlar kor.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a ·
metinde göster ·
… Sincârî ve Zibarî Kürdleri hasm-ı kavîleridir. Anınçün bu kal‘anın dîdebânları
şeb [ü]
rûz nigehbânlık edüp âmâde dururlar. Ve bu kal‘anın kifâyet mikdârı cebehânesi …
Evvelâ İçkal‘ada Paşa sarâyı, iki yüz hücre ve kâ‘alı ve hammâmlı ve kasr-ı Havernaklı şâhâne sarâydır kim İçkal‘a içre gûyâ nârin hisârdır. Dizdârı ve kal‘a neferâtları yokdur. Kal‘a miftâhları cümle paşa destindedir. Ve kal‘a huddâmları cümle Cizre paşası tevâbi‘idir. Bu kal‘a gerçi iç ildir ammâ adû-yı cânîsi Yezîdî ve Haltî ve Çekvânî ve Bâpirî ve Sincârî ve Zibarî Kürdleri hasm-ı kavîleridir. Anınçün bu kal‘anın dîdebânları şeb [ü] rûz nigehbânlık edüp âmâde dururlar. Ve bu kal‘anın kifâyet mikdârı cebehânesi ve sâ’ir mühimmâtları ve müstevfâ şâhî topları vardır. Ve buğday anbârları ve cebehâneleri ve Şatt'a nüzûl eder su yolları vardır. Andan aşağı bârûda (---)(---) hânesi gâyet mükellefdir. Ve bu şehrin cümle binâları kârgîr ve cibiz ile mebnî imâretlerdir ve sarây-ı (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 385b ·
metinde göster ·
rûz Melek Paşa efendimizin meclis-i şerîfinden bir ân münfekk olmayup sekiz ayd …
Ba‘dehû şeb [ü] rûz Melek Paşa efendimizin meclis-i şerîfinden bir ân münfekk olmayup sekiz ayda etdiğimiz seyâhatleri ve manzûrumuz olan kılâ‘-ı azîmeleri ve şehr-i kadîmeleri ve acâ’ib ü garâ’ibâtdan ibret-nümâ şeyleri ve her diyârın amâr u harâbın ve adl [ü] adâlet-ünvânın su’âl edüp nedîmlik edüp gecemiz Kadr ve rûzumuz rûz-ı ıyd olup sohbet-i hâs ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 5a ·
metinde göster ·
… in zimmetinde ancak yigirmi kîse kaldı ve mataracıbaşı yine anın dahi tahsîline
şeb [ü]
rûz ibrâm ederdi, ammâ bu hakîr cümle hânzâdeler ve mîr-i aşâyir ve a‘yân-ı kib …
Ve hân-ı cedîdin zimmetinde ancak yigirmi kîse kaldı ve mataracıbaşı yine anın dahi tahsîline şeb [ü] rûz ibrâm ederdi, ammâ bu hakîr cümle hânzâdeler ve mîr-i aşâyir ve a‘yân-ı kibâr-ı Bitlis ile hüsn-i ülfet edüp her birinden bu kadar ihsân [u] in‘âmlar görüp az zamânda dörd sepet sanduka esbâb ve gayrı tuhaf ve zî-kıymet eşyâlar ve yedi re’s küheylân atlar peydâ edüp her şeb [ü] rûz rûz-ı Nevrûz-ı Harezmşâhî ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9a ·
metinde göster ·
… ve gayrı tuhaf ve zî-kıymet eşyâlar ve yedi re’s küheylân atlar peydâ edüp her
şeb [ü]
rûz rûz-ı Nevrûz-ı Harezmşâhî ederdik.
Ve hân-ı cedîdin zimmetinde ancak yigirmi kîse kaldı ve mataracıbaşı yine anın dahi tahsîline şeb [ü] rûz ibrâm ederdi, ammâ bu hakîr cümle hânzâdeler ve mîr-i aşâyir ve a‘yân-ı kibâr-ı Bitlis ile hüsn-i ülfet edüp her birinden bu kadar ihsân [u] in‘âmlar görüp az zamânda dörd sepet sanduka esbâb ve gayrı tuhaf ve zî-kıymet eşyâlar ve yedi re’s küheylân atlar peydâ edüp her şeb [ü] rûz rûz-ı Nevrûz-ı Harezmşâhî ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9a ·
metinde göster ·
… mazdı, ammâ yine anlardan Allâh'a sığınmışdım, zîrâ derûnuma bir vehm âriz olup
şeb [ü]
rûz âgâh [u] hâzır-bâş olup aşağı ahurda birer arşın kalınlıkda fışkı üzre atla …
Anlar da çiftlik âdemlerinden su’âl etdiklerinde kelâmımın sıhhati zâhir olurdu. Bu hâl üzre bir ay dahi ömr-i hırâş-ı cân çekdiğim derûnumda pinhân ederdim, ammâ yine rûz [u] şeb tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl olup tilâvet-i Kur’ân edüp Ehâdîs-i Nebeviye ve Tefâsîr-i Deylemiye okuyup alâ kadri't-tâka istitâ‘ımıza göre ulemâ-yı Ekrâd ile mesâ’il-i şer‘iyyeler görmeden de hâlî değil idik. Ve muta‘assıb olup bî-mezâkdır demesinler içün hân huzûrunda ve evlâdları Bedir ve Nûruddehr Beğ yanlarında ve sâ’ir mîr-i aşâyir mâbeynlerinde âlüfte [vü] âşüftelik edüp ilm-i mûsikîden kâr ve nakş ve savt ve zikr ve zecel ve amel ve tasnîfât ve hazengîr şekilli kaviller okuyup gûnâ-gûn şakalar ederdim. Tâ hakîri bildiler kim kendülerine nöker olmuşum. Artık hân-ı cedîd, ya‘nî Melek Ahmed Paşa çerâğı Ziyâeddîn Hân hakîri kendü hücresinde yatırdup bir ân hakîrsiz olmazdı, ammâ yine anlardan Allâh'a sığınmışdım, zîrâ derûnuma bir vehm âriz olup şeb [ü] rûz âgâh [u] hâzır-bâş olup aşağı ahurda birer arşın kalınlıkda fışkı üzre atlar eğerleriyle yatup huddâmlarım da cümle esvâblarıyla hâb-âlûd olurlardı ve gulâmların cümlesi silâhları yanlarında hâzırlar idi. "Ha" desem atlar eğerli pâybendlerin alup binmeğe muhtâc idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12a ·
metinde göster ·
Cânib-i garba nâzır bir demir kapusu vardır. Derûn-ı hisârda dizdâr hânesi ve kethüdâ ve imâm ve mü’ezzin ve kal‘a mehterleri hânesi var ve cebehâne hücreleri ve gılâl anbârları ve su sarnıçları ve Ceylân yolu nâm su yolları vardır. {Kâmil üç yüz altmış iki ayak kesme kaya taş nerdübân ile nehr-i (---) inilir ve garb tarafında Ayyâr kayası bu kal‘aya sehel havâledir}. Ve Yıldırım Hân câmi‘i var. Gayrı hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârdan bir âsâr yokdur, zîrâ evc-i âsumâna kad-keşân olmuş bir kal‘a-i bâlâ olmağile değme âdem bir sâ‘atde urûc edemediğinden şeb [ü] rûz kapusu dâ’imâ mesdûddur, ammâ dîdebânları dâ’imâ nigâhbânlık edüp pür-silâh bevvâbları vardır, zîrâ aşağı şehir ahâlîsinin cemî‘i zî-kıymet metâ‘ları cümle kal‘ada mahfûzdur ve cümle mücrim ve kanlılar bunda mahpûsdur kim Kuds-i şerîf'in zindânı Kerek kal‘asıdır, ammâ bu Tokat gûyâ diyâr-ı Acem'in kal‘a-i Kahkaha'sıdır. Hattâ sene 1056 târîhinde Varvar Alî Paşa'dan İpşir Mustafâ Paşa'nın hatunu Mavrol Hân kızı Perihân'ı Sultân İbrâhîm Hân Varva[r]'dan taleb etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 20a ·
metinde göster ·
… r. Bu dahi cümle kurşumlu kubâblar ile ma‘mûr bir serâmed minâreli câmi‘dir kim
şeb [ü]
rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. Bu câmi‘-i pür-nûr sâhasında Gürcistân h …
Andan bâzâr meydânında Zincirli câmi‘. (---) binâsıdır. Bu dahi cümle kurşumlu kubâblar ile ma‘mûr bir serâmed minâreli câmi‘dir kim şeb [ü] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. Bu câmi‘-i pür-nûr sâhasında Gürcistân hâkimi Mavrol Hân kızı Perihân kim İpşir Paşa'nın ehlidir. Bu cihân içre Züleyhâ ve Kaydefa ve Belkıs'dan sonra bu Perihân gelmişdir deyü cemâl-i bâ-kemâl ile meşhûre bir peri-peyker Perihân idi. Bi-emrillâh merhûme oldukda bu Zincirli câmi‘ sâhasında medfûnedir kim bâlâda İbrâhîm Hân {bu hurmeyi} taleb etdiği mestûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 20b ·
metinde göster ·
… Husûsan Sızıltızâdeler nâm neyzenleri var kim her biri san‘atının ferîdidir. Ve
şeb [ü]
rûz-merreteyn cümle fukarâya ve ba‘zı ehibbâya ni‘met-i Mevlânâsı mebzûldür.
Evvelâ, cümleden ma‘mûr [u] âbâdân derûn-ı şehrde tekye-i Mevlevîhâne-i Hazret-i Mevlânâ'dır. Bânîsi merhûm u mağfûrunleh Süğlün Musli Paşa'dır kim Sultân Ahmed Hân vüzerâlarındandır, lâkin sadrıa‘zam olmamışdır, ammâ bir sahiyyü'l-vücûd ve sâhib-i kerem ve sâhib-i cûd olmak ile rûh-ı Mevlânâ'yı şâd ve tarîk-i Hâcegân fukarâların dilşâd etmek içün bir mevlevîhâne bünyâd etmişdir kim misli bir diyârda 21b yokdur. Meğer İslâmbol'da Beşiktaş Mevlevîhânesi ola, ammâ bunun andan ziyâde evkâfı olmağile gâyet ma‘mûrdur ve semâ‘hâne etrâfında semâ‘zen fukarâlarının hücrelerinin cümle revzenleri, cânib-i erba‘asındaki şükûfe ve murgzârlı bâğ-ı İreme nâzırdır. Ve haftada iki gün mukâbele olup âyîn-i Mevlânâ iderler kim gûyâ fasl-ı Hüseyin Baykara fasılları olur. Husûsan Sızıltızâdeler nâm neyzenleri var kim her biri san‘atının ferîdidir. Ve şeb [ü] rûz-merreteyn cümle fukarâya ve ba‘zı ehibbâya ni‘met-i Mevlânâsı mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 21a–21b ·
metinde göster ·
… mâ şehir zurefâları fasîh u belîğ Türkî ve lisân-ı Ermenice dahi bilirler, zîrâ
şeb [ü]
rûz ihtilâtları Ermeni re‘âyâlarıyladır. Ulemâları ekseriyyâ ilm-i fıkıh ve fer …
Ammâ şehir zurefâları fasîh u belîğ Türkî ve lisân-ı Ermenice dahi bilirler, zîrâ şeb [ü] rûz ihtilâtları Ermeni re‘âyâlarıyladır. Ulemâları ekseriyyâ ilm-i fıkıh ve ferâ’ize mukayyeddirler, ammâ lisân-ı Parisîye ol kadar mukayyed değillerdir. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 24b ·
metinde göster ·
… dakın içi cümle Karadeniz ile leb-ber-leb olup kal‘aya cisrile geçilir oldu. Ve
şeb [ü]
rûz hidmet eden ibâdullâhlara onar kazgan ta‘âm tabh olup huddâmlara bezl olurd …
Mefhûm-ı hatt-ı şerîf oldur kim "Melek Lalam, ber-hurdâr-ı ömr olup ekmeğim sana helâl olup hemîşe böyle feth [ü] fütûhâtlar edesin. Hâlâ feth etdiğin Rus-ı menhûsun otuz altı pâre şaykaların kal‘a-i Varna ve kal‘a-i Karahırman ve kal‘a-i Tolca ve kal‘a-i Akkirmân ve kal‘a-i Kili'yi ve kal‘a-i Özü ve kal‘a-i Hasan Paşa ve kal‘a-i Kılburun kal‘alarının ta‘mîr ü termîmine kefere şaykaların sarf edesin" deyü hatt-ı şerîf gelüp ol ân paşa bism-i İlâh ile Varna kal‘asının ta‘mîr [ü] termîmine mübâşeret edüp her gün beşer bin âdem handak tathîrine hidmet edüp handakın içi cümle Karadeniz ile leb-ber-leb olup kal‘aya cisrile geçilir oldu. Ve şeb [ü] rûz hidmet eden ibâdullâhlara onar kazgan ta‘âm tabh olup huddâmlara bezl olurdu. Ve bizzât paşa-yı müşârün-ileyh kendi eteğiyle handakdan türâb taşıyup sâ’ir ağavâtlar dahi evlâ bi't-tarîk kal‘a hidmetin cân baş ile ederken kütür kütür mehterhâneler çalınup kal‘anın cemî‘i ta‘mîr [ü] termîmi ve cebehânesi itmâm bulup kal‘a gûyâ dürr-i beyz gibi münevver oldu. Ba‘dehû hatt-ı şerîf ile istimrâr getiren Kapucubaşı Mîr Mehemmed Ağa'ya bir semmûr lipâçe ve yigirmi kîse guruş ve yigirmi esîr ve yigirmi re’s Sâlihli bârgîrleri verüp Âsitâne'ye revâne oldu. (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 30a ·
metinde göster ·
… an cerâhatler cereyân ederdi ammâ hakîr {paşaya} karâbetimiz sebebiyle yanından
şeb [ü]
rûz bir ân münfek olmazdım.
Hulâsa-i kelâm cümlemiz paşanın sıhhatinden me’yûs olup gamnâk [ü] derdnâk birbirimizle baş başa verüp feza‘ u çeza‘ etmedeyiz. Paşanın gerdenindeki mâddeden bir şey zuhûr etmeyüp ancak paşanın ağzından ve burnundan cerâhatler cereyân ederdi ammâ hakîr {paşaya} karâbetimiz sebebiyle yanından şeb [ü] rûz bir ân münfek olmazdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32a ·
metinde göster ·
… askerine izin verüp Eflâk ve Boğdan ve Kazak memleketlerin harâb [ü] yebâb edüp
şeb [ü]
rûz ordu-yı İslâm'ı ganîmet edüp yine Âl-i Osmân askeri şeb [ü] rûz kal‘a-i Akk …
Hikmet-i Hudâ ol gün Kırım Hânı Mengli Giray Hân ibn Hoci Giray Hân iki kerre yüz bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr ve on kerre yüz bin sabâ-sür‘at alaşa atlar ile nehr-i Turla'yı küffârın gözlerine karşu yıldırup beri geçdikde Mengli Giray Hân Bâyezîd Hân'ın pây-ı semendine yüz sürüp cümle Tatarların çapula göndermeğe izin taleb edüp Bâyezîd Hân Tatar askerine izin verüp Eflâk ve Boğdan ve Kazak memleketlerin harâb [ü] yebâb edüp şeb [ü] rûz ordu-yı İslâm'ı ganîmet edüp yine Âl-i Osmân askeri şeb [ü] rûz kal‘a-i Akkirmân'ı döğmeden hâlî olmazlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 35a ·
metinde göster ·
… [ü] yebâb edüp şeb [ü] rûz ordu-yı İslâm'ı ganîmet edüp yine Âl-i Osmân askeri
şeb [ü]
rûz kal‘a-i Akkirmân'ı döğmeden hâlî olmazlardı.
Hikmet-i Hudâ ol gün Kırım Hânı Mengli Giray Hân ibn Hoci Giray Hân iki kerre yüz bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr ve on kerre yüz bin sabâ-sür‘at alaşa atlar ile nehr-i Turla'yı küffârın gözlerine karşu yıldırup beri geçdikde Mengli Giray Hân Bâyezîd Hân'ın pây-ı semendine yüz sürüp cümle Tatarların çapula göndermeğe izin taleb edüp Bâyezîd Hân Tatar askerine izin verüp Eflâk ve Boğdan ve Kazak memleketlerin harâb [ü] yebâb edüp şeb [ü] rûz ordu-yı İslâm'ı ganîmet edüp yine Âl-i Osmân askeri şeb [ü] rûz kal‘a-i Akkirmân'ı döğmeden hâlî olmazlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 35a ·
metinde göster ·
… be div-dest kavm-i Benî Asfer kâfirlerdir. Her bâr Özü kal‘ası gâzîleri atlanup
şeb [ü]
rûz bu kâfirler ile ceng eder bir alay yarar ve bahâdır ve şecî‘ dilâver server …
Ammâ garâbet bunda kim bu kal‘a ile karşusundaki Kılburun kal‘alarının ve Özü kal‘alarının topları sular üzre kirpi gibi kat-ender-kat nâzır iken sene (---) İbrâhîm Hân asrında Kazak kâfiri bir gece yüz pâre şaykaların sırık hamalları gibi arkalarında ve gâh felenkler ve gâh kızaklar üzre gemilerin karadan getirüp Karadeniz'e çıkarup Karadeniz etrâfın nehb u gâret edüp Kâsım'dan sonra yine bu mahalle gelüp arkalarında gemilerin getirirken Tatar askeriyle Özü askeri yetişüp cümle kâfirleri dendân-ı tîğdan geçirüp cemî‘i İslâm esîrlerin halâs edüp bakıyyetü's-seyf olan kefereleriyle şaykaları Der-i sa‘âdet'e geldi, ya‘nî bu Özü Kazağı tâ bu mertebe div-dest kavm-i Benî Asfer kâfirlerdir. Her bâr Özü kal‘ası gâzîleri atlanup şeb [ü] rûz bu kâfirler ile ceng eder bir alay yarar ve bahâdır ve şecî‘ dilâver server-i hünerver gâzîlerdir. Bu gâzîlerin birkaç ağavâtlarıyla kayıklara binüp karşu tarafda Kılburun kal‘ası seyr [ü] temâşâsına gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56a ·
metinde göster ·
… düm ki kağan arslana dönüp ejder-i heft-sere dönüp cümle askeri birbirine katup
şeb [ü]
rûz çengleri terakkîde olup cenge âhenk ederlerdi, ammâ küffâr-ı dûzah-karâr Ni …
"Eğer serdârınızın emrine fermânber olmayup kal‘aya küffâr bir hîle ile Allâhümme âfinâ sizin tekâsül-i batıyyü'l-hareketinizle kal‘anın birine {kefere} istîlâ ederse kâfire firâr etmeğile elimden kurtulmayup cümleniz evlâd [u] ıyâliniz ile kılıçdan geçmeniz mukarrerdir" deyü dîvân-ı Özü'de bu mektûblar kırâ’at olundukda zahîre gemileriyle gelen imdâdı da ahâlî-i kal‘a görüp "Hamd-i Hudâ Paşa dahi birkaç günden seksen bin asker ile işte gelirmiş" deyü herkesin ayakları sürûrdan yere basmayup Yûsuf Kethüdâ dahi gördüm ki kağan arslana dönüp ejder-i heft-sere dönüp cümle askeri birbirine katup şeb [ü] rûz çengleri terakkîde olup cenge âhenk ederlerdi, ammâ küffâr-ı dûzah-karâr Nigebolı ve Silisre gâzîleri küffârın meterislerin basaldan berü hayli kırılup hayli {keferesi} esîr ve haylisi mecrûh ve niçe bini firâr edelden berü küffâr bu kadar rahne ile sehel cengden el çeküp guzât-ı müslimîn âsûde oldular, ammâ yine fitne vü fesâd kaşağısı mel‘ûn hıyel ü şeytanat etmeden hâlî olmazlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b ·
metinde göster ·
rûz bu kapan ağzın bekleyüp gelen balıkları sayd ederler, zîrâ balık ol dar boğ …
Başka balık kassâbları ve sayyâdları vardır kim şeb [ü] rûz bu kapan ağzın bekleyüp gelen balıkları sayd ederler, zîrâ balık ol dar boğaza gelüp bir dahi dönemez. Agreb ve garâ’ibden san‘at-ı şeytândır ve bir Tuna gemisi gelse mezkûr kapanın iplerin koyverüp 66a gemiler tarfetü'l-ayn içre geçerken meğer ol mahalde fakîr balıklar fürce bulup geçüp Karadeniz'de yaylalara varup yumurta döker, ammâ Karadeniz'den balıklar Tuna'ya gelse giremezler. Gerçi ol tarafda kapan yokdur, ammâ cümle çit ile mesdûddur. Tâ ki şiddet-i şitâ olup yedi aydan sonra balık kalmayup kış geldikde bu dalyanları ve sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına keraste ve direkleri dağlar gibi yığılır, zîrâ bu dalyana emîn ağanın yüz kîse masrûfu gider, ammâ beş yüz kîse kâr edüp kal‘a neferâtları ulûfelerin kebe ve keçe ve keraste ve balık ve kazma ve çapa ve kürek verüp haklaşdıkdan sonra kendüye yüz elli ve iki yüz kîse ve yigirmi kîse ve ba‘de'l-harc ve'l-mesârıf beş kîse kalmamış emîn-i medyûnlar vardır, zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ'nın ol mâyide mahlûku kanında nice bed ve berekât olur. Bir kerre anı gören andan ibret alup böyle ibret-nümâ bir dalyan-ı temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b–66a ·
metinde göster ·
… dan eksik İslâmbol'da bâğ u bâğçeler ve hadîka ve bostânlar ve şâhâne yalılarda
şeb [ü]
rûz Kaya Sultân ile efendimiz Melek Ahmed Paşa zevk u safâlar edüp bizler dahi …
Üç aydan eksik İslâmbol'da bâğ u bâğçeler ve hadîka ve bostânlar ve şâhâne yalılarda şeb [ü] rûz Kaya Sultân ile efendimiz Melek Ahmed Paşa zevk u safâlar edüp bizler dahi anların zıll-ı himâyesinde taraf taraf cemî‘i ahibbâ ve dostân ve âşıkân-ı sâdıkânlarımız ile seyr-i safâlar ederken (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 69a ·
metinde göster ·
… ki gölünün suyu ılıdır ve vakt-i şitâda kazı ve ördeği gâyet çok olup sayyâdlar
şeb [ü]
rûz niçe bin ördek avlarlar.
Ba‘dehû sene 735 târîhinde zor-ı bâzû ile Rûm keferesi elinden Orhân Gâzî feth edüp kal‘a dibindeki ıssı gölünde ördekleri çok olduğundan lisân-ı Türk'de Ilıbat, ya‘nî Isıcak Sulu Ördek kal‘ası derler. Sebeb-i tesmiyesi oldur. Hakkâ ki gölünün suyu ılıdır ve vakt-i şitâda kazı ve ördeği gâyet çok olup sayyâdlar şeb [ü] rûz niçe bin ördek avlarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85b ·
metinde göster ·
Ammâ sene 1062 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olduğumuzda nefs-i Sofya-i sâfiye şehri ahâlîsinden yüz otuz yaşında Mahmûd Paşa câmi‘i imâmı Koca İmâm ve Leysîzâde Çelebi ve Koca Ya‘kûb Çavuş ve Koca Mü’ezzin Mahmûd Çelebi'ler ile şeb [ü] rûz ihtilât edüp mu‘tâdımız üzre cümle ehl-i kubûru ziyâret ederken şehr-i Sofya-i sâfiyenin cenûbu tarafına cebel-i Vitoş nâmıyla şöhre-i şehir olmuş bir kûh-ı bâlâdır kim şehr-i Sofya'ya sâfî havâle bir tell-i bâlâdır. Ol kûh-ı bâlânın zeylinde Koru Bâğları nâm bir hıyâbân-ı Acem-misâl dıraht-ı kiraz vişne ile zeyn olup şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ol İremezâtü'l-imâd misilli merâmı teferrüc ederken Koca İmâm-ı hümâm el açup bir kabr üzre du‘â ve senâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 96b ·
metinde göster ·
… -i cây-ı menâs-ı râhat-efzâdır kim içine giren âdem hayât-ı câvidân bulur, zîrâ
şeb [ü]
rûz bay u gedâ-yı pîr ü cüvân u mugân ve gebr ve tersâya birer sini içre birer …
Husûsan eyyâm-ı şitâda bir menzil-i cây-ı menâs-ı râhat-efzâdır kim içine giren âdem hayât-ı câvidân bulur, zîrâ şeb [ü] rûz bay u gedâ-yı pîr ü cüvân u mugân ve gebr ve tersâya birer sini içre birer tas gendüm şurbâsı ve her âdeme birer nân ve her leylde her ocak başına birer şem‘-i revgan ve her at başına birer tobra arpa ve her leyle-i cum‘ada birer sini yahni ve pilav zerde ile sofra-i bî-imtinânı mebzûldür. El-hâsıl matbah-ı Keykâvûs'u matbah-ı Selçukiyân gibi bir dârü'z-ziyâfedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 98a ·
metinde göster ·
Hakîr bu bâlâda tahrîr olunan kurâ vü kasabâtları seyr [ü] temâşâ edince sa‘âdetlü pâdişâh Boğazhisâr ve Gelibolu'dan şehr-i Edirne'ye gelüp sa‘âdetle dahil olup cümle erbâb-ı devlet ve a‘yân-ı sâhib-i izzetler hânedânlarında mukîm olup bu hakîr dahi cümle velî-ni‘am efendilerimizle ol fasl-ı zemistânda oda sohbetleri edüp geşt [ü] güzâr etdiğimiz kurâ vü kasabâtları ve seyr [ü] temâşâ etdiğimiz kılâ‘-ı üstüvârları ta‘rîf ü tavsîf ederek şeb [ü] rûz cân sohbetleri ederdik. Hudâ cümlenin âhiri ve âkıbetin hayr ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 100a ·
metinde göster ·
… ed tüfengli soltat ve murtat ve Nemçe ve Leh ve İşpaniye kefereleri ile kapanup
şeb [ü]
rûz ceng-âşûb ederlerdi, ammâ ehl-i İslâm ümerâsı bir mertebe cengâverlikler ve …
Mukaddemâ sene-i sâbıkda mahsûr olan kapudanı Luşancı nâm la‘în yine ol bî-dîn kapanup cünd-i cünüb-ı Hırvad ve hoyrâtdan üç bin aded tüfengli soltat ve murtat ve Nemçe ve Leh ve İşpaniye kefereleri ile kapanup şeb [ü] rûz ceng-âşûb ederlerdi, ammâ ehl-i İslâm ümerâsı bir mertebe cengâverlikler ve bir mertebe dilâverlikler edüp küffâra bir ân göz açdırmayup top u tüfengleri perrân ederlerdi ve her fetâlar dal kılıç olup rahnedâr yerlerden girmeğe acele ederlerdi. Hattâ Serdâr Ahmed Paşa'nın bir yürüyüşde altında bir atı top ile urulup der-akab bir gayrı ata süvâr olup yürüyüşden kalmaz, tâ bu mertebe cür’etler eder, ammâ her gün yüz ve yüz elli aded guzât-ı müslimîn câm-ı şehâdeti nûş edüp yine mahlûlâtların serdengeçdi gâzîlerine ihsân edüp guzât-ı müslimîni cenge terğîb ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 117b ·
metinde göster ·
… -hâsıl kanûn üzre yigirmi dörd ağa ve (---) aded kal‘a neferâtlarıdır kim cümle
şeb [ü]
rûz mevcûdlardır. Beher sene bunların vazîfe-i mu‘ayyeneleri taraf-ı pâdişâhîde …
Ve bir hâkimi dahi kal‘a dizdârıdır kim cümle yigirmi dörd aded tuğlu ve sancağ u bayraklı ağaları vardır. Evvelâ azeb ağası ve beşli ağası ve gönüllü ağası ve martolos ağası ve topçu ağası ve cebeciler ağası ve hisâreri ağası ve pandur ağası ve'l-hâsıl kanûn üzre yigirmi dörd ağa ve (---) aded kal‘a neferâtlarıdır kim cümle şeb [ü] rûz mevcûdlardır. Beher sene bunların vazîfe-i mu‘ayyeneleri taraf-ı pâdişâhîden ve hâs ve harâclardan (---) yük akçe edüp mâl defterdârından ulûfelerin alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118a ·
metinde göster ·
… kebîrdir kim iki kapunun mâbeyni cümle elvân silâhlar ile âmâde olup bevvâbları
şeb [ü]
rûz pür-silâh dururlar. Bu kapuların miftâhları her şeb yeniçeri ağasında emâne …
Bu kapu cânib-i kıbleye mekşûf gâyet sa‘b bâb-ı kebîrdir kim iki kapunun mâbeyni cümle elvân silâhlar ile âmâde olup bevvâbları şeb [ü] rûz pür-silâh dururlar. Bu kapuların miftâhları her şeb yeniçeri ağasında emânet durur. Paşa istese miftâhları vermezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118b ·
metinde göster ·
… i ta‘[y]înâtlarımız ihsân edüp bu hakîri ağavâtlar zümresine ilhâk etdi. Ve her
şeb [ü]
rûz şeref-i sohbetleriyle müşerref olup bu hakîrin ma‘lûmu olduğu mertebe manzû …
"Hay Evliyâm, hoş geldin ve sefâ geldin" deyü cümle erbâb-ı dîvân mâbeyninde hakîre hayli i‘zâz ü ikrâm edüp dil-nüvâzlıklar etdi. Ol ân hakîre bir çetr-i mülamma‘ ve gayrı mukanna‘ olan me’kûlât [ü] meşrûbât makûlesi ta‘[y]înâtlarımız ihsân edüp bu hakîri ağavâtlar zümresine ilhâk etdi. Ve her şeb [ü] rûz şeref-i sohbetleriyle müşerref olup bu hakîrin ma‘lûmu olduğu mertebe manzûrumuz olan kılâ‘-ı metîneler muhâsaraların ve ceng [u] cidâl harb [u] kıtâl-i muhâtaraların su’âl ederlerdi ve her bâr kal‘a-i Vârat'a serhad re‘âyâlarından çaşıtlar göndermeden hâlî değillerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû cemî‘i koldan bu kal‘aya hücûm edüp şeb [ü] rûz göz açdırmayup cenge âhenk edüp kal‘anın sîne-i pür-kînesin top-ı kûplarla rahnedâr edüp derûn-ı hisârda küffâr havâleden Yentür Hasan Paşa topları derdinden baş göstermez oldular. Ve günden güne her tarafdan meterisler dahi handak kenârına varup ceng-âşûb ederler, ammâ deryâ-misâl bir handakı var kim içinde kapudan paşa başdardası şinâverlik etse mümkün bir vâsi‘ ve âriz ve amîk handak olduğundan suyunu kesmeğe bir ilâc edemediklerinden zeyl-i hisâra ne kubur ve ne lağım edüp kal‘a dîvârın münhedim edüp yürüyüş eylemeğe bir çâre olunmadı. Gerçi balyemez toplar ile kal‘a münhedim olurdu, ammâ handakın suyundan yürüyüş edemezlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123b ·
metinde göster ·
… nzîrlar gibi olduklarından niçe bin gûne muhîl ü şeytanatda mehâbetler gösterüp
şeb [ü]
rûz top u tüfeng atmadan bir ân hâlî olmayup murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd …
Ammâ mel‘ûn kal‘a keferelerinin cebehâne ve mühimmâtları hadden efzûn ve kıyâsdan bîrûn olup iki kerre sayyâd elinden halâs olmuş vahşî hınzîrlar gibi olduklarından niçe bin gûne muhîl ü şeytanatda mehâbetler gösterüp şeb [ü] rûz top u tüfeng atmadan bir ân hâlî olmayup murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup kudurmuş kuduz kelbe dönerlerdi. Yine böyle iken serdâr-ı asker-keş ve düşmen-küş bir ân küffâra amân u zamân vermeyüp kal‘ayı bir vech ile ikdâm-ı tâm edüp döğerdi kim gûyâ talattum-ı deryâ leb-i deryâda olan kûh-ı bî-sütûnları döğerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 124a ·
metinde göster ·
… arı ve bu kadar kolumburuna ve şayka ve şâhî toplara bir fitilden rehâ buldurup
şeb [ü]
rûz kâfire göz açdırmayup sadâ-yı Allâh Allâh evce peyveste olup kal‘anın cânib …
"şimden gerü kal‘aya göz açdırmayup, bir gün mukaddem kış gelmeden eller ve ayaklar donmadan hemân kal‘ayı kabza-i tasarrufumuza alup hazîne-i pâdişâhîyi hıfz edüp tahassun edelim, kim bilür ne ola?" deyü gûnâ-gûn tenbîhler olunup cümle huzzâr-ı meclis, "Sem‘an ve tâ‘aten" deyüp Fâtiha-i Ümmü'l-kitâb tilâvet olundukda herkes kollu kollarına gidüp def‘aten vâhide yigirmi yedi aded balyemez ve kâfire amân vermez topları ve bu kadar kolumburuna ve şayka ve şâhî toplara bir fitilden rehâ buldurup şeb [ü] rûz kâfire göz açdırmayup sadâ-yı Allâh Allâh evce peyveste olup kal‘anın cânib-i hâmisinde kırkar ellişer arşın yerlerin münhedim ve rahnedâr olduğu zâhir oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 124b ·
metinde göster ·
… r-karârlarına yine gülleler urup dûzah-karâr olmağa firâr-ı nîrân ederlerdi. Ve
şeb [ü]
rûz gâzîyân-ı yeniçeriyân küffâra ol kadar kurşum yağdırırlardı kim ne kâdir id …
Bâ-husûs kal‘anın cânib-i şimâlîsinde olan nehr-i Kiriş aşrı havâle olan püşte-i âlî üzre Yentür Hasan Paşa "Yentür, yüntür tür yelleli vay" terennümâtlarıyla her bâr kal‘anın derûnuna ol kadar gülleler ururdu kim sadâsı evce katıldı ve gülle-i bî-dirîğ ile kelle-i küffâr top yoluna satıldı. Ve kal‘anın derûnunda ve bedenler ve tabyalar üzre zâhir olan küffâr-ı ber-karârlarına yine gülleler urup dûzah-karâr olmağa firâr-ı nîrân ederlerdi. Ve şeb [ü] rûz gâzîyân-ı yeniçeriyân küffâra ol kadar kurşum yağdırırlardı kim ne kâdir idi bir Macar-ı füccâr-ı kallâş baş kaldıra, hemân ol dem küffârların dem nefesleri dem-beste olup demleri ol dem zemîn üzre nakş-ı hûn-ı bukalemûn olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 124b ·
metinde göster ·
… edân-ı şahin Paşa: Etrâfı hıyâbânistân-ı meşeyistânlı bir hânedân-ı azîmdir kim
şeb [ü]
rûz bin atlı konup gider ve beş yüz atlı inüp kalır. Cümle müsâfirîne çul ve to …
Menzil-i hânedân-ı şahin Paşa: Etrâfı hıyâbânistân-ı meşeyistânlı bir hânedân-ı azîmdir kim şeb [ü] rûz bin atlı konup gider ve beş yüz atlı inüp kalır. Cümle müsâfirîne çul ve torba ve tencere çıkarmadan cemî‘i müsâfirînin murâd [u] merâmları üzre herkese hücrelerine ta‘âmları varup it‘âm ve ikrâm ile muğtenim ederler. Yetmiş seksen aded yerde müte‘addid tahtânî ve fevkânî hücreler ve maksûreler ile ârâste ve bâğ u bâğçeler ile pîrâste olmuş bir latîf hammâmlı hânedân-ı azîmdir kim cemî‘i seyyâhân-ı berr u bihârânın ma‘lûmu bir müsâfirhânedir. Tâ Ebü'l-feth Gâzî zamânından berü bu hânedânın âteşi sönmeyüp ilâ mâşallâh ni‘met dâ’imdir. İnkırâzi'd-deverân mü’ebbed ola, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
rûz mâl-â-mâldır, zîrâ şehrin izdihâmı mahallinde vâki‘ olup bir minâreli ve cü …
Bu câmi‘ dahi cemâ‘at-i kesîre ile şeb [ü] rûz mâl-â-mâldır, zîrâ şehrin izdihâmı mahallinde vâki‘ olup bir minâreli ve cümle kubâbları kurşumlu 129a ma‘bedgâh-ı kadîmdir kim Süleymân Hân ümerâlarındandır. Gazâ mâlıyla binâ olunmağın bu câmi‘ bir rûhâniyyetli câmi‘-i kebîrdir ve gâyet evkâfları çok olduğundan mütevellîsi cânib-i vakfdan cemî‘i cemâ‘at-i kesîreye ol Bosna diyârının şiddet-i şitâsında imâret kazanları gibi kazgan-ı kebîrlerle sular kaynadup cümle Hanefî musluklarından selsebîl-âsâ ıssı sular cereyân edüp cemî‘i ehl-i salât andan tecdîd-i vuzû edüp ibâdet etdikce sâhibü'l-hayrât Hüsrev Paşa'ya hayır du‘âlar ederler. Birkaç cevâmi‘lerde dahi böyle germâb sulu musluklar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128b–129a ·
metinde göster ·
… kal‘aları vardır. Cümlesinin gâzîleri bu Bosna serhaddi gâzîlerindendirler kim
şeb [ü]
rûz her tarafın kâfirleriyle ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl ederler ve halkı …
Ve benî Âdemi gâyet mehâbet ve selâbet ve şecâ‘atde Sâm ve Nerîmân-sıfat fetâ bahâdırânları hadden efzûndur. Hattâ Budin ve Egre ve Kanija ve Bosna eyâleti serhadlerinde cümle yedi yüz altmış aded serhad kal‘aları vardır. Cümlesinin gâzîleri bu Bosna serhaddi gâzîlerindendirler kim şeb [ü] rûz her tarafın kâfirleriyle ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl ederler ve halkı gâyet mu‘ammer olup tenâsül bulurlar. Hattâ Cenâb-ı Bârî yârî kılup ol şehre ve kurâlarına ol kadar evlâd [u] ensâb berekâtı vermiş kim her mahalle şâhrâhlarında ciğer-kûşe püserânlardan geçilmez. Gâyetü'l-gâye sıbyân-ı ebcedhânı çokdur, zâdekallâh. 132b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 132a–132b ·
metinde göster ·