… r idi. Ve Yedikulle'den tâ Sarâyburnu'na gelince niçe sayyâd-ı mâhîler ığrıb ve
şebeke
ve tor ve ağ ve serpme ve kafas ve düzenleri deryâya döküp gûnâ-gûn mâ’ideler v …
Ve bir hâne-i kefere bir milyon hazîneye bey‘ ü şirâ olunurdu. Ve sâhil-i bahreynde kırk bin dalyan-ı mâhî var idi. Ve Yedikulle'den tâ Sarâyburnu'na gelince niçe sayyâd-ı mâhîler ığrıb ve şebeke ve tor ve ağ ve serpme ve kafas ve düzenleri deryâya döküp gûnâ-gûn mâ’ideler ve hayvânât-ı bahrîler sayd edüp kifâflanırlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
… -) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân bu mahallin cânib-i selâsına müzehheb ü mutallâ
şebeke
kafesler inşâ edüp gûyâ kafes-i huld-i berîn oldu. Ammâ mihrâbı ve minberi ve m …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân bu mahallin cânib-i selâsına müzehheb ü mutallâ şebeke kafesler inşâ edüp gûyâ kafes-i huld-i berîn oldu. Ammâ mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mahfili mermer-i hâmdan sâde güzelidir. Ve mihrâb üzre Hattât Şeyh hattıyla (---) tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41b ·
metinde göster ·
Ve bu haremin cânib-i erba‘asına nâzır cümle (---) aded pençerelerdir kim her bir şebeke-i hadîdi bâzû kalınlığı âhen pençerelerdir. Üstâd-ı hadîd-kûp san‘at-ı Dâvûdî icrâ edüp eyle sûhân urmuş kim ile'l-ân cilâsına bir gird-i gubâr te’sîr etmeyüp pûlâd-ı Nahçıvânî gibi mücellâ revzenlerdir. Ve bu pençereler üzre cümle (---) câmlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 44a ·
metinde göster ·
… zikr olunur: Livâ-i Tımışvar ve Lipova ve Çanad ve Göle ve Modova, feth-i cedîd
Şebeş
ve feth-i cedîd Logoş, livâ-i Façat ve livâ-i Arat ve livâ-i Beşkelek ba‘dehu S …
Gayrı livâları bunlardır kim zikr olunur: Livâ-i Tımışvar ve Lipova ve Çanad ve Göle ve Modova, feth-i cedîd Şebeş ve feth-i cedîd Logoş, livâ-i Façat ve livâ-i Arat ve livâ-i Beşkelek ba‘dehu Sokullu Mehemmed Paşa evkâfı olmuşdur, ammâ azîm livâ evkâfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 51a ·
metinde göster ·
… -i harâret ederler. Ammâ bu havzdan âbdest alınmaz, zîrâ cânib-i erba‘ası (---)
şebeke
kafasdır. Üstü bir kubbe-i serâmeddir.
Ve bu haremin tâ vasatında bir kasr-ı âlî-misâl bir havz-ı şâzrevânı var. Fevvârelerinden ayn-ı zülâlleri pertâb edüp cemâ‘at nûş edüp def‘-i harâret ederler. Ammâ bu havzdan âbdest alınmaz, zîrâ cânib-i erba‘ası (---) şebeke kafasdır. Üstü bir kubbe-i serâmeddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 60b ·
metinde göster ·
… le müzeyyen bir türbe-i pür-envârdır. Ve ravza-i kabr-i münevveri dâ’iren-mâdâr
şebeke-i
sîm-i hâlis ile inşâ olunmuşdur. Ser-i sa‘âdeti tarafında alem-i şerîfi ve câni …
Cümle der [ü] dîvârları kâşî-i Çîn ile müzeyyen bir türbe-i pür-envârdır. Ve ravza-i kabr-i münevveri dâ’iren-mâdâr şebeke-i sîm-i hâlis ile inşâ olunmuşdur. Ser-i sa‘âdeti tarafında alem-i şerîfi ve cânib-i erba‘asında olan sîm ü zer çerâğ ve şem‘dânlar ve kanâdîller ve âdem kaddi mutallâ şem‘dânlar üzre şem‘-i kâfûrîler ve buhûrdân-ı gûnâ-gûnlar ve gülâbdân-ı mücevherler ile mâl-â-mâl bir kabr-i şerîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 121a ·
metinde göster ·
etdi, derler. Ve cümle (---) aded necef ve moran câmlar ile müzeyyen olduğundan …
Cümle (---) revzenleri tuçdur, demir değildir. Eyle rivâyet ederler kim cümle feth etdüği kâfir kilisalarının çanlarını getirüp câmi‘in pençerelerine şebeke etdi, derler. Ve cümle (---) aded necef ve moran câmlar ile müzeyyen olduğundan gâyet rûşen câmi‘dir. Ve iki kıble kapusu var, atebe-i ulyâsı üzre Karahisârî hattıyla Arapça(---)(---)(---) âyeti zeheb-i hâlis ile tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125b ·
metinde göster ·
ağzın sedd edüp ba‘dehu içeride kalan kılıçbalıklarına kayıklar ile varup harbe …
Evsâf-ı dalyan-ı Kılıçbalığı: Deryâda beş altı gemi direklerin birbirlerine bağlayup deryâya dikmişlerdir. Tâ zirve-i a‘lâsında bir âdem nigehbânlık edüp direk depesindeki kadehinde durur. Karadeniz telattumundan rehâ bulan kılıçbalığı bu limana girüp şinâverlik ederken gemi direği depesindeki âdem elindeki taşı kılıçbalıklarının ardındaki taraf-ı deryâya atup a‘cebenî tulumbuhâ kavli üzre taş deryâya tum deyüp düşünce fakîr balıklar limana doğru selâmetdir deyü firâr ederken deryâ etrâfın ihâta etmiş ağların ağzından içeri girince 139b dîdebân herîf direk başından "Ala" deyü feryâd edüp cümle sayyâdlar balık şebekesinin ağzın sedd edüp ba‘dehu içeride kalan kılıçbalıklarına kayıklar ile varup harbe ve tokmaklar ile urup sayd ederler. Ammâ kılıç[balığı], taşıdığı silâhına değmez bir tenbel balıkdır bir kulaç mikdârı tavîl burnunda tîğ-ı Dahhâk'dan nişân verir kılıcı ağ deliğine girüp aslâ harekete kâdir olamaz. Lâkin eti sarımsaklı ve sirkeli terator ile tabh olunsa gâyet ni‘met-i nefîsedir. Bu dalyan, balık emîni üzerine yetmiş yük akçe iltizâmdır. Ve bu Beğkoz iskelesinden içeri bin adım ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139a–139b ·
metinde göster ·
… -i mahabbetdir. Ammâ iki cânibinde olan dırahtların kökleri su içinde balık ağı
şebekesi
gibi olup ba‘zı cânların ayağına ol kökler geçüp "Hay deniz mâliki beni tutdu" …
Ve ta‘tîl günleri niçe bin kayık ve peremeye süvâr olmuş niçe bin pîr [ü] cüvân âşıkân-ı sâdıkân bu câ-yı meserrete gelüp her biri birer gûne cilvelenirler. Ba‘zı cânlar mahbûbları ile mezkûr nehre girüp şinâverlik edüp birbirlerin 145b bî-bâk dirâgûş ederler bir nehr-i mahabbetdir. Ammâ iki cânibinde olan dırahtların kökleri su içinde balık ağı şebekesi gibi olup ba‘zı cânların ayağına ol kökler geçüp "Hay deniz mâliki beni tutdu" deyüp havfından gark olur. Gâyet ihtirâz lâzımdır. Anda ise mâlik olmak ihtimâli yokdur. Yine böyle iken niçe bin dilberân mukaşşer bâdâm gül-pembe-misâl vücûd-ı nâzenînlerin nîlgûn ibrîşim fûtalara sarup mâhîler gibi gavvâslık edüp âşıklarına dil-nüvâzlık ederler. Ve herkes cavk cavk olup köşe köşe sâz u söz ile Hüseyin Baykara sohbeti ederler. Ve bu câ-yı sürûrda bir oda acemî oğlanıyla bir acemî çorbacısı hükûmet edüp bârûdhâne üzre hidmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145a–145b ·
metinde göster ·
Bi-emrillâhi Ta‘âlâ çölde ve çölistânda ve berr ü beyâbânda
şebekesin
ya‘nî ağın kum üzre atsa gûnâ-gûn mâhîler ile ağı mâl-â-mâl olurdu. Hattâ bu ha …
Bi-emrillâhi Ta‘âlâ çölde ve çölistânda ve berr ü beyâbânda şebekesin ya‘nî ağın kum üzre atsa gûnâ-gûn mâhîler ile ağı mâl-â-mâl olurdu. Hattâ bu hakîr Şâm-ı Şerîf'den Hacc-ı şerîfe giderken Bi’r-i Zümürrüd nâm mahalle vardığımızda cümle huccâc-ı müslimîn peştemâl peştemâl kum içinden ufacık ve iri balıklar getirüp pişirüp tenâvül etdik. Meğer Hazret-i Risâlet bu mahalle gazâdan gelüp meks eyledikde Nasrullâh-ı Semmâd'a emr edüp kumdan ağ ile balık sayd eder, böyle bir pîrdir ve mu‘cize-i Resûlullâh'dır kim hâlâ ol mahal zâhir ü bâhirdir ve Nasrullâh-ı Semmâd'ın türbe-i şerîfi (---) dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174a ·
metinde göster ·
ve cevizi ve Şâmî ve Mısrî ve Bağdâdî ve münakkat ve alara ve martolos ve demke …
Bu gûne taklabâz, pal ve şeber ve cevizi ve Şâmî ve Mısrî ve Bağdâdî ve münakkat ve alara ve martolos ve demkeş ve saya ve talazlı ve peleng ve çıbar ve şeber ve kızıl ala ve darkıl ala ve kara ala ve tekir ala ve çakır ala ve habâr ala ve sâde kut ve tâclı kut ve çakşırlı kut, bu kadar elvân kebûter hümâmları besleyüp kâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190b ·
metinde göster ·
… ünakkat ve alara ve martolos ve demkeş ve saya ve talazlı ve peleng ve çıbar ve
şeber
ve kızıl ala ve darkıl ala ve kara ala ve tekir ala ve çakır ala ve habâr ala v …
Bu gûne taklabâz, pal ve şeber ve cevizi ve Şâmî ve Mısrî ve Bağdâdî ve münakkat ve alara ve martolos ve demkeş ve saya ve talazlı ve peleng ve çıbar ve şeber ve kızıl ala ve darkıl ala ve kara ala ve tekir ala ve çakır ala ve habâr ala ve sâde kut ve tâclı kut ve çakşırlı kut, bu kadar elvân kebûter hümâmları besleyüp kâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190b ·
metinde göster ·
… r'den pervâz urdukları gün ibtidâ âşiyânına dâhil olan Bağdâdîler, andan pal ve
şeberler
gelür. Sa‘d[î]zâde hisâbıyla Cezâyir'den sekiz sâ‘atde Bursa'ya dâhil oldukları …
Sa‘dîzâde ehl [ü] iyâllerine su’âl edüp Cezâyir'den pervâz urdukları gün ibtidâ âşiyânına dâhil olan Bağdâdîler, andan pal ve şeberler gelür. Sa‘d[î]zâde hisâbıyla Cezâyir'den sekiz sâ‘atde Bursa'ya dâhil oldukları muhakkakdır. Hakkâ ki Bağdâdî hakîkatli kuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191a ·
metinde göster ·
Çelebi: Allâhümme âfinâ şebek desen şebek, bir mashara köpek idi kim âdem gülme …
Mukallid Şebek Çelebi: Allâhümme âfinâ şebek desen şebek, bir mashara köpek idi kim âdem gülmeden göbeğinden çatlardı ve gayrı takâlîdlerde dahi serî‘ü'l-kelâm idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
desen şebek, bir mashara köpek idi kim âdem gülmeden göbeğinden çatlardı ve gay …
Mukallid Şebek Çelebi: Allâhümme âfinâ şebek desen şebek, bir mashara köpek idi kim âdem gülmeden göbeğinden çatlardı ve gayrı takâlîdlerde dahi serî‘ü'l-kelâm idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
, bir mashara köpek idi kim âdem gülmeden göbeğinden çatlardı ve gayrı takâlîdle …
Mukallid Şebek Çelebi: Allâhümme âfinâ şebek desen şebek, bir mashara köpek idi kim âdem gülmeden göbeğinden çatlardı ve gayrı takâlîdlerde dahi serî‘ü'l-kelâm idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
… bbe yeri câmi‘in ortasına vâkı‘ olup kasden üstâd-ı kâmil mekşûf binâ edüp mâhî
şebekesi-misâl
, kubbe yerine sarı pirinç telden ağ örülmüşdür kim hûş [u] tuyûr giremeyüp anda …
Evvelâ cümleden Ulu Câmi‘-i Kebîrdir. Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân binâ etmişdir. Gûyâ bir kal‘a-i sedd-i Kahkahâ'dır. Bursa şehrinin hevâdâr mürtefi‘ yerine vâkı‘ olmuş bir câmi‘-i azîmdir. Câmi‘ içre cümle (---) aded çâr-kûşe pâye sütûnlardır kim her pâyenin aşağısı âdem kaddî mutallâ ve müzehheb ve münakkaşdır. Dahi fevkinde her pâyenin cânib-i erba‘ası(nda) Yâ Hannân ve Yâ Mennân ve Yâ Deyyân ve Yâ Sübhân ve esmâü'l-hüsnâ ve gûnâ-gûn hatlar ile münakkaşdır. Bu hatların hurûfları ve elifleri üçer zirâ‘ hatlardır kim tarz-ı Musta‘sımî'dir. Ve bu sütûnlar üzre cümle on tokuz kubbe-i tâk-ı kisrâlardır kim cümle imâreti rasâs-ı hâlis ile mestûrdur. Her kubbenin alemleri, şems-i afitâb gibi ziyâ verir. Yigirminci kubbe yeri câmi‘in ortasına vâkı‘ olup kasden üstâd-ı kâmil mekşûf binâ edüp mâhî şebekesi-misâl, kubbe yerine sarı pirinç telden ağ örülmüşdür kim hûş [u] tuyûr giremeyüp andan câmi‘ içre âfitâbın ziyâsı girüp rûşen eder ve bu küşâde kubbe altında kavl-i mezheb-i Hânefî üzre aşren-fe-aşr bir havz-ı müdevveri var, içinde gûnâ-gûn mâ’ide mâhîler şinâverlik ederler ve cümle cemâ‘at-ı kesîr ol havzdan tecdîd-i vuzu‘ edüp ibâdet-i Yezdân ederler. Ve mine'l-acâib mihrâbı vardır kim diller ta‘bîr ü tavsîfinde kâsırdır. Ve bir ceviz haşebi levhasından siyâh minberi üzre üstâd-ı neccâr, var makdûrun sarf edüp ızhâr-ı ma‘rifet edüp bir nakş-ı Mânî ve Erjeng-i nakş-ı bukalemoni minber etmişdir kim bunda olan {Bursa} Fahrî oyması 224a misâl-i şükûfe ve turunca ve islimî ve çâr-gül ve mutabbak gül ve katmer gülleri ve gûnâ-gûn mutahhil ve kitâbeleri cihân ressâmları cem‘ olsa böyle hurdekârlık etmeğe kâdir değillerdir. Gûyâ kuyumcu kalemkârî nakşı bir minber-i ra‘nâdır kim görmeğe muhtâc bir kürsî-i vâlâdır, misli meğer Karadenizin sâhilinde Sinop Câmi‘i'ndeki münakkaş minber ola. Ve bir münakkaş-ı ibret-nümâ mü’ezzinân mahfili var kim gûya mehâfil-i cennetdir. Ve cânib-i erba‘ası revzenler ile câm-ı billûr ve necef ve moranlar ile müzeyyen olmuş bir câmi‘-i rûşen-âbâddır. Evkâfı kavî olmağıla bunda olan halıçalar bir câmi‘de yokdur. Ve her şeb yedi bin kanâdiller ile çerâğân olur câmi‘-i münevverdir ve şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. Zirâ yetmiş yerde cemî‘î ulûm-ı kesîre dersi‘âmları vardır kim iki bin talebe derse meşgullerdir. Ve bu câmi‘in bir yan kapudan bir yan kapusuna varınca tûlu üç yüz elli ayakdır ve kıble kapusundan mihrâba varınca yüz seksen ayakdır. Üç kapusu var, sol cânibde Hünkâr mahfili kapusu, mahfil-i sultânî tahtânîdir ve Kıble kapusu ve sağ tarafda Mahkeme kapusu ve Kıble kapusu tarafında taşra soffası vardır, ammâ gayrı câmi‘ler gibi harem-i kebîri yokdur. Bir küçük haremdir. Ortasında Şeyhülislâm Azîz Efendi bir âbdesthâne havzı ve muslukları binâ etmiş. Ve bu câmi‘in yemîn [u] yesârında iki kalın tula minâre-i âlîleri var kim eflâke ser çekmişdir. Mahkeme tarafındaki minârenin kadehinde üstâd-ı mi‘mâr bir şâzirvan kadehi îcâd edüp âb-ı zülâlin tâ Keşîş Dağı'ndan uçurup hakkâ ki kemâl-i ma‘rifet ızhar etmişdir. Ammâ şimdiki hâlde mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup fıskıyye mu‘attal olmuşdur, ammâ kaçan kim bârân-ı rahmet bu şehr üzre nâzil oldukda bu minârenin şerîfesinde cem‘ olan matar-ı rahmet bu mezkûr şâzirvân kadehine cem‘ olup cemî‘î hûş [u] tuyûr-ı vahşîler ol bârân-ı rahmetden nûş edüp def‘-i atşân ederler. Hulâsa-i kelâm bu şehr içre böyle rûhâniyyetli câmi‘ yokdur. Bursa şehrinin gûyâ Ayasofyası'dır. Ve şehrin güzîde yerinde olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir kim arâzî-i ma‘mûrede bu câmi‘in nazîri yokdur. İbn-i âdem bu câmi‘in vaz‘-ı esâsı ta‘rîf ve tavsîfinde âciz ü kâsırdır. Bu câmi‘, cümle câmi‘lerden kebîr olmağıla ibtidâ bu ibâdethâne tahrîr olundu. Ammâ ibtidâ Bursa fethinde binâ olunan yukaru ve iç kal‘ada
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223b–224a ·
metinde göster ·
… tâne ormanlı yayla-yı azîmdir, bunun göllerinde dolu alabalıklar vardır. Ol gün
şebekeler
ile ol kadar mâhîler sayd edüp tereyağlar ile tabh edüp tenâvül etdik. Gûyâ her …
Menzil-i Sobran: Bu dahi bir öz içre kestâne ormanlı yayla-yı azîmdir, bunun göllerinde dolu alabalıklar vardır. Ol gün şebekeler ile ol kadar mâhîler sayd edüp tereyağlar ile tabh edüp tenâvül etdik. Gûyâ her bir mâhîsi Mâ’ide-i Mûsâ'dır. Osmân Gâzî'nin kırk bin koyununun dölünden hâsıl olan niçe yüz bin koyun bunda yaylalanır. Yürük tâyifesi çobanları vardır. Bir kaç erkeç koyunlar hedâyâ getirüp kebâb fasılları edüp bir gice dahi anda mihmân olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a ·
metinde göster ·
… r ve Sakmar ve Şekeşvar ve Mekeşvar ve Uğvar ve İntuvar ve Udvar ve Peteşvar ve
Şebeşvar
ve Kolçıvar ve Şibevar ve Jidvar ve Şiçevar ve Devevar ve Şalumkuvar ve Şebeşuy …
Ammâ Erdel diyârında Macar kal‘alarının esmâları bu gûne vâki‘ olmuşdur kim tahrîr olunur. Evvelâ kal‘a-i İçtuvar ve Hustuvar ve Sakmar ve Şekeşvar ve Mekeşvar ve Uğvar ve İntuvar ve Udvar ve Peteşvar ve Şebeşvar ve Kolçıvar ve Şibevar ve Jidvar ve Şiçevar ve Devevar ve Şalumkuvar ve Şebeşuyvar ve Kuyvar ve Labuşvar ve Batlanvar ve Fuğraşvar ve Sibinvar ve Erdel diyârının bu gûne kal‘a esmâları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296a ·
metinde göster ·
… ebeşvar ve Kolçıvar ve Şibevar ve Jidvar ve Şiçevar ve Devevar ve Şalumkuvar ve
Şebeşuyvar
ve Kuyvar ve Labuşvar ve Batlanvar ve Fuğraşvar ve Sibinvar ve Erdel diyârının …
Ammâ Erdel diyârında Macar kal‘alarının esmâları bu gûne vâki‘ olmuşdur kim tahrîr olunur. Evvelâ kal‘a-i İçtuvar ve Hustuvar ve Sakmar ve Şekeşvar ve Mekeşvar ve Uğvar ve İntuvar ve Udvar ve Peteşvar ve Şebeşvar ve Kolçıvar ve Şibevar ve Jidvar ve Şiçevar ve Devevar ve Şalumkuvar ve Şebeşuyvar ve Kuyvar ve Labuşvar ve Batlanvar ve Fuğraşvar ve Sibinvar ve Erdel diyârının bu gûne kal‘a esmâları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296a ·
metinde göster ·
… n tâk-i kisrâsından suya nâzır revzenleri vardır. Cümle müsâfirîn hücrelerinden
şebekeler
ile mâhî-i gûnâ-gûnlar sayd edüp ervâh-ı sâhibü'l-hayrât şâd ola bi-hakkı Rabbi …
Menzil-i karye-i Şeyh Sinân: Tarîk-i hâcegândan ulu sultândır. Bir âsitâne-i 342b kübrâda medfûndur. Ziyâretgâh-ı erbâb-ı hâcâtdır. Bu Şeyh Sinân köyüne karîb Bârû köyünde ziyâretgâh-ı Hazret-i Behlûl-i Semerkandî; bir hadîka-i ravza-i rıdvân içinde kıbâb-ı azîm ile bir âsitânede âsûdedir. Tarîk-i Bektâşiyândan âşık-ı sâdık pâ-bürehne ve ser-bürehne, sîne-çâk, dervîşân-ı pâk fukarâlar vardır. Ve Hasankal‘ası'ndan 3 sâ‘at ba‘îd nehr-i Araz üzre Çoban köprüsü sâhibi Âl-i Çobaniyân'dan Sultân Çoban-ı Kordumân Şâh dahi bu Bârû köyünde Behlûl-i Semerkândî Sultân hazretleriyle bir mahalde medfûnlardır. "Zağapa Deresi'ndeki defîneye dahme-küşâlık ederken ol mutalsam gencîneden bir âteş zâhir olup Melik Çoban-ı Kırdumân cümle tavâbi‘iyle helâk oldu", deyü yazmışlar. Ammâ acâ’ib, muhibb-i hayrât [u] hasenât sâhibi server imiş. Tiflis kal‘ası cisri ve Malâzcird kal‘ası kurbunda nehr-i Araz üzre altun halkalı cisri ve Çoban köprüsü dedikleri yine Araz üzre mezkûr cisr anındır. Târîhleriyle mestûr ağreb u garâ’ibden hem cisr, hem altında âyende vü revende içün kârbânsarâydır. Cisrin tâk-i kisrâsından suya nâzır revzenleri vardır. Cümle müsâfirîn hücrelerinden şebekeler ile mâhî-i gûnâ-gûnlar sayd edüp ervâh-ı sâhibü'l-hayrât şâd ola bi-hakkı Rabbi'l-ibâd, deyü du‘a ederler. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a–342b ·
metinde göster ·
… vvâbâtlara tahmîl eyleyüp hâh-nâ-hâh bâr-ı belâ-yı azîmler ile dipi ve boran ve
şebe
çekerek Direklibel nâm mahalle geldikde hevâya yine bir gûne teğayyür-i tâm gel …
{Der-beyân-ı şitâ-yı âlâm-ı şedâ’id-i Direklibel}: Hikmet-i Hudâ bi-emri Hudâ bir dipi ve boran dahi kopdu kim tâ sabâha dek beş karış kar yağdı. Ba‘de'l-fecr borular çalınup "göç"dür deyü haber olunca herkes boruzânlara cereb-i (?) şîrinler çalup ale's-sabâh olunca cümle yiğitlere eğer Hazînedâr Alî Ağa ve Kethüdâ Boşnak Alî Kethüdâ va‘de-i kerîmeler eyleyüp ne hâl ise cümle bâr [u] bengâhları devvâbâtlara tahmîl eyleyüp hâh-nâ-hâh bâr-ı belâ-yı azîmler ile dipi ve boran ve şebe çekerek Direklibel nâm mahalle geldikde hevâya yine bir gûne teğayyür-i tâm gelüp bir mertebe şitâ-yı elîm ve bir selc-i azîm nâzil oldu kim cümle halk el-azametullah deyü cân-ı {azîzlerinden} bîzâr olup âlem-i hayretde kalup bir serd-i rîh-ı ıanâ ve bir sarsar-ı bâd-ı fenâ zâhir oldu kim nüzûl eden berf-i nâre ne devâb, ne ünâs, belki hannâs u sevvâs bile tahammül edemeyüp ne karara ârâmgâh ve ne yol belli ve ne bedraka-i râh ve ne şa‘îr ü ne giyâh, ancak zâhirde müşâhede olunan halk hayâtda zann olunurdu, ammâ cümlesi meyyit-i müteharrîk idi. Direklibel nâm mahallin beli ve deşt [u] kûhu berf-i İlâh ile memlû idi. Paşa niçe cür’et sâhibi yiğitlere ve niçe ehl-i beled kulağuzlara ihsân [u] in‘âmlar edüp ayaklarına at kılından ve kazıldan örülmüş paçılalar giyüp kar üzre yol aramağa gitdiler. Vasf-ı pâçile oldur kim: Kürdistân'da ve Acem diyârında kar çok yağsa kalbur gibi bir çemberdir, içini at kılı kazılıyla pâbuç gibi örüp ol çemberi ayaklarına giyüp kar üzre yürürler. Şâhidî hazretleri
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349a ·
metinde göster ·
… ehû at eğerleyüp yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve
şebe
, çığ u kîğ ol mertebe savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, devele …
Anda müşâvere edüp Kırkdilim nâm kûh-ı bülend tarafına müteveccih oldukda kara kar üzre kara kar yağup azîm meşakkatler çekerek ol dipi ve boran içre gidüp ısıcak Etrâk hânelerinde ibâdullaha zulm [ü] ta‘addî ederek lokmacılık edüp âteş başında huzur etmeğe mu‘tâd edinmiş asker Kırkdilim dağın aşmada dilleri kırk elli dilim olup mezkûr beli aşmağa belleri bükülüp şiddet-i şitâdan elleri ve ayakları dökülüp niçesi gerüye Dankazâ kazâsına uğrayup anda kazâ-yı âsumânîde kaldılar. Hemân paşa kethüdâsı Alî Ağa, eli ayağı dutar şehbâz yiğitlere bezl-i ihsân edüp niçe kilim ve keçeleri pâre pâre edüp deve ve katâr-ı katır ayaklarına keçeleri bağlayup azâb-ı elîm çekerek katarları kar üzre çeküp cümle hayvânâtlar boş Kırkdilim dağın aşdılar. Ammâ cemî‘î bâr-ı sakîlli cebehâne ve kilâr ve matbah âvânî makûlesi ve cebehâne sandıkları ve hazîne sanâdıkları kar üzre kaldı. Yine paşa kethüdâsı bahşişler in‘âm-ı 350a âm edüp cemî‘î ızârları ve bâr-ı sakîlleri kar buz üzre sürüyüp belin başına çıkarup andan yokuş aşağı cümle ızârları yuvarlayup ol leyle-i mübârekde bir ormanlı dere içre kalup bir cânibe gitmeğe iktidâr olmayup yetmiş âdemin dest [u] pâları donup gerü Dankaza'ya döndüler. Niçe devâbât sovukdan öldüler. Dankaza'da niçe âdemlerin dest [u] pâları ezze-i belâ ile kat‘ olunup kimi halâs ve kimi merhûm oldu. Ale's-sabâh yine mezkûr Kırkdilim deresinden kalkup kâh meşakkat-i râh, kâh-be-kâh belâ-yı siyâh çekerek ismi hâtırdan dûr etmiş bir karyeye sekiz sâ‘atde kar, dipi ve boran ve şiddet-i şitâ çekerek ismi nâ-ma‘lûm köye gelüp gerçi asker cân havliyle hânelere leb-ber-leb oldular. Ammâ âdem âdemî-zâtdan deyyâr-ı ber-dârda benî Âdem kalmayup bizim askerin sît u sadâsından cümle ehl [ü] iyâlleriyle karârı firâre tebdîl deyyâr-ı ferd-i merdden bir zen ü merd kalmamış. Ol gice anda cümle devâbât ve insânât cû‘dan helâk mertebesine varmışken nısfu’l-leylde bi-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve bir berf-i âsumân yağdı kim tâ sabâha dek beş arşın selc-i rahmet nâzil olup ba‘de’l-fecr borular çalınup "göçdür" deyü haber şâyi‘ olunca cümle karakullukçuların ser-i kârda olanları ve sârbân ve ser-neferleri ve harbende ve çadır mehterleri ve çâşnigîr ve çalıcı mehterleri paşa kapusuna cem‘ olup "Cümlemizi kırsalar bizim kalkmağa dermânımız yokdur". "Bire, size onar guruş ihsân idelim" dediler. Anlar dahi "Evvel cân, sonra cihân" dediler. Paşa eyitdi "Bre oğullar, oturak etmek mümkün ammâ bu cây-ı bî-amânda me’kûlât [ü] meşrûbâtdan bir dâne-i hardal ve gendüm ve şa’îr yok. Bunda oturak etmek ne mümkündür" deyü niçe güft [u] gû oldu. Âhir cümle karakullukçular paşadan on beş kîse bahşîş almayınca cümle sekbân ve sarıcalar bile hareket etmediler. Ba‘dehû at eğerleyüp yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve şebe, çığ u kîğ ol mertebe savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, develer semâ‘-ı levlevî ederdi. Katırlar ve pupa yatırlar cândan bîzâr olup kıç atarak niçe bî-dermânlar ellerin koyunlarına sokarak feryâd ederlerdi. Bu hâl üzre giderken hamd-i Hudâ bir ormanlı hıyâbân içre gidüp kar yağmadan biraz ârâm edüp göz göz görüp yine şiddet-i şitâ çekerek 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b–350a ·
metinde göster ·
… ndi Hazret-i Monla Hünkâr'ın sandûkalarını zer-ender-zere müstağrak etdirüp sîm
şebekeler
ve cânib-i erba‘asında hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ve sîm-âvân şem‘dân ve bu …
Evsâf-ı âsitâne-i Hazret-i Mevlânâ binâ-yı Sultân Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân : Niçe mülûk [u] selâtînler bu âsitâneyi ta‘mîr ü termîm etmişdir, ammâ sene 941 târîhinde Süleymân Hân Bağdâd fethine giderken iki yüz kîse masraf koyup Bağdâd-ı behişt-âbâdı feth edüp gelince evvelâ Sultânu'l-ulemâ ve ferzendi Hazret-i Monla Hünkâr'ın sandûkalarını zer-ender-zere müstağrak etdirüp sîm şebekeler ve cânib-i erba‘asında hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ve sîm-âvân şem‘dân ve buhûrdân ve gülâbdânlar ve çerâğdânlar ile ârâste ve niçe bin zî-kıymet kanâdîl ü musanna‘ maslûbâtlar ile pîrâste olup Hazret-i Sultânu'l-ulemâ'nın sandûkası cümleden âlî ve Monla Hünkâr'ın sandûkası andan alçak (---) alçakdır ve ser-i sa‘âdetlerinde Mevlevî külâhları üzre beyâz destâr-ı Mevlevîler ve gerdenleri olan yer mahallinde Keşmîrî ve Lâhûrî şâllar ve taylesân-ı sünnet-i Muhammedî mehâbet ve salâbetli kabr-i şerîflerdir kim harem-i şerîfden gören âdeme vehm târî olup bir dehşet hâsıl olur. Bu kabr-i şerîfler semâ‘hânenin cânib-i kıblesi kûşesinde cânib-i erba‘aları şebeke ile mebnîdir. Üzerlerinde başka kubbeleri yokdur. Ve semâ‘hâne meydânı bir mücellâ sahrâ-yı musaykaldır. Başka mutrıbhâneleri ve ibâdethâne mihrâbı amûd-ı mevzûnlar ile mebnî bir âsitânedir ve bir beyâz mermer-i hâm ile döşenmiş bir vâsi‘ harem-i azîm var. Cümle (---) aded kapusu vardır ve bu harem-i muhteremin cânib-i erba‘asında müte‘addid dervîş-i dil-rîşân hücreleri vardır. Revzenleri etrâfında olan hıyâbâna nâzırdır. Haftada (---) âyîn-i Mevlânâ olup üç yüzden mütecâviz kimi molla ve kimi beğ ve paşa ve her biri birer bâğın gülü ârif-i billah terk-i dünyâ edüp âsitâne-i Mevlânâ'da çark edüp semâ‘ [u] safâ ederler. Her biri birer akl-ı Aristo musannif ü mü’ellif pâ-bürehne ve ser-bürehne fakr-ı fahr ile tefâhür eder cânlar vardır. Şeb [u] rûz aşk-ı İlâhî ile sermest [ü] serbâz dervîşânlar vardır. Ve kilâr ve furûn ve bir matbah-ı dârü'l-it‘âmı dahi cümle bu zikr olunan âsâr-ı hayrâtlar Süleymân Hân'ındır. Ve bu tekye-i ışret-gede kurbunda iki minâreli bir câmi‘ ve bir medrese ve imâret-i dârü'z-ziyâfe cümle Süleymân Hân'ındır. Bu hayrât [u] hasenâtın cümlesi kârgîr binâ-yı kıbâb-ı âlîler ile mebnî ve serâpâ nîl-gûn rasâs-ı hâs ile mestûr olmuş binâ-yı azîmlerdir. Netîce-i merâm Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir âsitâne-i azîm yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 15a ·
metinde göster ·
… r. Bu kabr-i şerîfler semâ‘hânenin cânib-i kıblesi kûşesinde cânib-i erba‘aları
şebeke
ile mebnîdir. Üzerlerinde başka kubbeleri yokdur. Ve semâ‘hâne meydânı bir müce …
Evsâf-ı âsitâne-i Hazret-i Mevlânâ binâ-yı Sultân Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân : Niçe mülûk [u] selâtînler bu âsitâneyi ta‘mîr ü termîm etmişdir, ammâ sene 941 târîhinde Süleymân Hân Bağdâd fethine giderken iki yüz kîse masraf koyup Bağdâd-ı behişt-âbâdı feth edüp gelince evvelâ Sultânu'l-ulemâ ve ferzendi Hazret-i Monla Hünkâr'ın sandûkalarını zer-ender-zere müstağrak etdirüp sîm şebekeler ve cânib-i erba‘asında hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ve sîm-âvân şem‘dân ve buhûrdân ve gülâbdânlar ve çerâğdânlar ile ârâste ve niçe bin zî-kıymet kanâdîl ü musanna‘ maslûbâtlar ile pîrâste olup Hazret-i Sultânu'l-ulemâ'nın sandûkası cümleden âlî ve Monla Hünkâr'ın sandûkası andan alçak (---) alçakdır ve ser-i sa‘âdetlerinde Mevlevî külâhları üzre beyâz destâr-ı Mevlevîler ve gerdenleri olan yer mahallinde Keşmîrî ve Lâhûrî şâllar ve taylesân-ı sünnet-i Muhammedî mehâbet ve salâbetli kabr-i şerîflerdir kim harem-i şerîfden gören âdeme vehm târî olup bir dehşet hâsıl olur. Bu kabr-i şerîfler semâ‘hânenin cânib-i kıblesi kûşesinde cânib-i erba‘aları şebeke ile mebnîdir. Üzerlerinde başka kubbeleri yokdur. Ve semâ‘hâne meydânı bir mücellâ sahrâ-yı musaykaldır. Başka mutrıbhâneleri ve ibâdethâne mihrâbı amûd-ı mevzûnlar ile mebnî bir âsitânedir ve bir beyâz mermer-i hâm ile döşenmiş bir vâsi‘ harem-i azîm var. Cümle (---) aded kapusu vardır ve bu harem-i muhteremin cânib-i erba‘asında müte‘addid dervîş-i dil-rîşân hücreleri vardır. Revzenleri etrâfında olan hıyâbâna nâzırdır. Haftada (---) âyîn-i Mevlânâ olup üç yüzden mütecâviz kimi molla ve kimi beğ ve paşa ve her biri birer bâğın gülü ârif-i billah terk-i dünyâ edüp âsitâne-i Mevlânâ'da çark edüp semâ‘ [u] safâ ederler. Her biri birer akl-ı Aristo musannif ü mü’ellif pâ-bürehne ve ser-bürehne fakr-ı fahr ile tefâhür eder cânlar vardır. Şeb [u] rûz aşk-ı İlâhî ile sermest [ü] serbâz dervîşânlar vardır. Ve kilâr ve furûn ve bir matbah-ı dârü'l-it‘âmı dahi cümle bu zikr olunan âsâr-ı hayrâtlar Süleymân Hân'ındır. Ve bu tekye-i ışret-gede kurbunda iki minâreli bir câmi‘ ve bir medrese ve imâret-i dârü'z-ziyâfe cümle Süleymân Hân'ındır. Bu hayrât [u] hasenâtın cümlesi kârgîr binâ-yı kıbâb-ı âlîler ile mebnî ve serâpâ nîl-gûn rasâs-ı hâs ile mestûr olmuş binâ-yı azîmlerdir. Netîce-i merâm Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir âsitâne-i azîm yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 15a ·
metinde göster ·
… mir-i şukka-bend cerîd bûrîdeli ve zelpûşlu ve at sineklikli harîr urma sırmalı
şebekeleri
ile altı pâre yancıklı ve Şâm süvâr hotoslu ve küheylân at ve kısraklar üzre se …
Bu a‘yân [u] kibâr cümle kat-ender-kat selâma durup andan Şâm'ın bin beş yüz yeniçeriyânı zırh-ı zirih külâh ve cebe ve cevşene müstağrak cümle yeşil ve al ve güvezi kırmızî muhattemli benâm ve güzîde şehbâz yiğitler ellerinde on yedişer boğum kantar sırığı kargı ve yalmanı demirli ve çiğinni Haleb kalkanlı tüvânâ ve şecî‘ ve nâmdâr beğlerin her birisinin altlarında her ayağı biner guruşa fülân ibn fülân sâfinâtü'l-ciyâd misilli mühre kısraklar üzre sâde Şâm başlığı raht ve Şâm-vârî eğerler ve Şâm rikâbları ve Şâm diğdikleri ve tutmir-i şukka-bend cerîd bûrîdeli ve zelpûşlu ve at sineklikli harîr urma sırmalı şebekeleri ile altı pâre yancıklı ve Şâm süvâr hotoslu ve küheylân at ve kısraklar üzre selâma durup yedi akçe ulûfeye mutasarrıf yeniçerilerin ensesinde ekalli mâ yekûn beşer onar ve kırkar ve ellişler kâkül perîşân iki karış enli gümüş kuşaklı eli sırıklı Gürcî ve Abaza ve Çerkes gulâmlı yeniçeriler kat-ender-kat selâma durup andan Kapukulu yeniçeri serdârı ve kapukulu sipâh kethüdâyeri başka selâma durup başka alay-ı azîm etdiler. Paşa-yı zî-şân dahi azamet ü kerr u ferr u dârât ile Rüstem ve Efrâsiyâb-vâr atına süvâr olup ibtidâ dört yüz sadaklı ve savatlı pâk u müsellah ve mükemmel koşkol ve ağırmak ve kızakdaş alaşaları ile at başı beraber ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28b ·
metinde göster ·
… l'da} şeyhülislâm iken dâr-ı selâmı selâmlayup Edirnekapusu hâricinde bir demir
şebeke
içre üstü mekşûf bir merkad-i muvakıdede medfûndur. Masrû‘ olan cânlar yedi cum …
Ale's-sabâh Kemâl Paşazâde taşra çıkınca görse kim kapusu önünde imâm ve mü’ezzin ve cemâ‘atler tâbût hâzır edüp su ıssı etmişler. Kemâl Paşazâde'yi görüp vâlih ü hayrân kalup şükr-i Yezdân ederler. Kemâl Paşazâde keşf-i râz etmeyüp bu hücrede tekmîl-i fünûn edüp eyle âlim ü fâzıl olur kim ferîd-i asr, mütebahhirînden gavvâs-ı ma‘ânî olup hakkâ ki müfti's-sakaleyn olup âhir Süleymân Hân-ı Gâzî asrında Mısır kadı‘askerliğinden ma‘zûl olup {İslâmbol'da} şeyhülislâm iken dâr-ı selâmı selâmlayup Edirnekapusu hâricinde bir demir şebeke içre üstü mekşûf bir merkad-i muvakıdede medfûndur. Masrû‘ olan cânlar yedi cum‘a ertesi ale‘s-sabâh ziyâret edüp hâk-i pâk-i anber-âsâ türâbından sehel tenâvül ederler, bi-emrillâhi Te‘âlâ sıhhat bulup gider. Bu sultânın irtifâ‘-ı kadrine sebeb bu Edirne'deki (---)(---) medresesi hücresi olmuşdur. İlâ hâze'l-ân ol hücre-i sultân mesdûddur. Yanına varmağa bile cür’et edemezler. Eyle bir mahûf hücredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 157b ·
metinde göster ·
… i Hızır erüp ürd-i behişt edüp bu âşiyândan şâhin-misâl süzülüp Erdel diyârında
Şebeş
ve Lagoş ve Arat ve Yanova Varat kal‘aların şikâr etdi. Hudâ-yı Bîçûn niçe bin …
Bu makâm-ı dilküşânın ihyâsına sebeb Sultân Mehemmed Hân olup makâm-ı Hızır'a güyâ henüz Hazret-i Hızır erüp ürd-i behişt edüp bu âşiyândan şâhin-misâl süzülüp Erdel diyârında Şebeş ve Lagoş ve Arat ve Yanova Varat kal‘aların şikâr etdi. Hudâ-yı Bîçûn niçe bin kal‘aların feth-i şikârların müyesser ede. İnşâallah bu pây-taht-ı sânî Edirne-i Yunanî elde iken dâr-ı diyâr-ı Alaman u Kızılelma-yı bî-emân dahi feth olur. Hemân padişâh-ı Zıllullah bu şehr-i Edirne'de Hıdırlık sarâyında Hazret-i Hızır-vâr mu‘ammer ü ber-karâr ola. Ve tekye-i Hıdırlık dahi inkirâzu'd-deverân imâr ola, bi-hakkı Seyyidi'l-mürselîn. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158a ·
metinde göster ·
… rîn meks edüp kemerin karşu tarafındaki âdemler ile kimi musâhabet eder ve kimi
şebeke
ve olta ile balık avlarlar. Ve bu cisrin yemîn ü yesârında dahi niçe pencereli …
Bu kapulardan içeri yemîn ü yesârda cisrin temeli berâberliğinde cisrin altında hânlar vardır kim âyende vü revendegânlar yemîn ü yesârdan geldiklerinde mihmân olurlar. Ve cisrin kemeri altında müte‘addid hücreler vardır ve demir pençereli şâhnişînlerde müsâfirîn meks edüp kemerin karşu tarafındaki âdemler ile kimi musâhabet eder ve kimi şebeke ve olta ile balık avlarlar. Ve bu cisrin yemîn ü yesârında dahi niçe pencereli hücreler vardır. Üstâd-ı şîrînkâr kasd edüp "Cisrin kemerine bâr olmasın" deyü bu kantara-i ibret-nümânın için boş edüp kat-ender-kat revzenli ve kâ‘alı hücreler de eylemiş. Bu cisrin yemîn ü yesârında korkulukları cümle polad-ı Nahçevânî demirdendir, ammâ üstâd-ı haddâd dahi var makdûrun sarf edüp bir gûne musanna‘ şebeke korkuluklar etmiş kim hakkâ ki yed-i tûlâsın ayân etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b ·
metinde göster ·
… demirdendir, ammâ üstâd-ı haddâd dahi var makdûrun sarf edüp bir gûne musanna‘
şebeke
korkuluklar etmiş kim hakkâ ki yed-i tûlâsın ayân etmişdir.
Bu kapulardan içeri yemîn ü yesârda cisrin temeli berâberliğinde cisrin altında hânlar vardır kim âyende vü revendegânlar yemîn ü yesârdan geldiklerinde mihmân olurlar. Ve cisrin kemeri altında müte‘addid hücreler vardır ve demir pençereli şâhnişînlerde müsâfirîn meks edüp kemerin karşu tarafındaki âdemler ile kimi musâhabet eder ve kimi şebeke ve olta ile balık avlarlar. Ve bu cisrin yemîn ü yesârında dahi niçe pencereli hücreler vardır. Üstâd-ı şîrînkâr kasd edüp "Cisrin kemerine bâr olmasın" deyü bu kantara-i ibret-nümânın için boş edüp kat-ender-kat revzenli ve kâ‘alı hücreler de eylemiş. Bu cisrin yemîn ü yesârında korkulukları cümle polad-ı Nahçevânî demirdendir, ammâ üstâd-ı haddâd dahi var makdûrun sarf edüp bir gûne musanna‘ şebeke korkuluklar etmiş kim hakkâ ki yed-i tûlâsın ayân etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b ·
metinde göster ·
… an mâhî sayyâdları kayıklar ile bu buhayrede her şeb şinâverlik edüp oltasız ve
şebekesiz
ve merk-i mâhîsiz bu gûne balık sayd ederler kim vâcibü's-seyrdir. Yine bu buha …
Der-beyân-ı garîbe vü acîbe: Bu cezîreteyn içre olan mâhî sayyâdları kayıklar ile bu buhayrede her şeb şinâverlik edüp oltasız ve şebekesiz ve merk-i mâhîsiz bu gûne balık sayd ederler kim vâcibü's-seyrdir. Yine bu buhayre içre bir gûne sîm-endâm hurde balıklar olur sayyâdlar anı dutup yağından fitilleri yakup gice ile kayıkların çerâğân edüp rûy-ı deryâda şinâverlik ederler. Ka‘r-ı deryâda olan cemî‘i mâhî-i gûnâ-gûnlar rûy-ı deryâya çıkup mâhîler kendüyi ol şem‘a olduğu kayıklar içre pertâb edüp ân-ı sâ‘atde merâkibler mâhîler ile leb-ber-leb olur. Hikmet bu kim gemi içre bir gayrı âteş yakup keştîler on gice deryâda gezseler bir balık âşikâre olup sayd olmak ihtimâli yokdur. Ve mine'l-garâ’ib.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295b ·
metinde göster ·
cümle sîm-i hâlisden ve niçe yüz kanâdîllerin sîm ü zeheb-i hâlis ve cevâhirden …
Ve Bağdâd'ın cemî‘i burc u bârû ve tabyaların imâr edüp itmâm eyledi ve Hazret-i İmâm-ı A‘zam kal‘asın Süleymân binâ etdiği üzre kubbesini ve kabr-i münevveresi şebekelerin cümle sîm-i hâlisden ve niçe yüz kanâdîllerin sîm ü zeheb-i hâlis ve cevâhirden ve bâb-ı sa‘âdetinin cenâhların ve atabe-i ulyâ ve süflâsın cümle sîm-i hâlisden inşâ etdirüp merhûm pederimizin dest-i kârıyla cümle sîm ü zer avânîler binâ olunmuşdur ve cemî‘i sîm micmeredân u şem‘dân u buhûrdânlar ve niçe bin zî-kıymet tuhaf ve maslûbât âvîze-i gûnâ-gûnlar cümle pederimizin dest-i kârıyla olmuşdu. Zîrâ pederimiz feth-i Bağdâd'da ser-zergerân-ı Dergâh-ı âlî idi ve âsitâne-i İmâm-ı A‘zam'ın eimme vü hutebâ vü huddâmlarına ve kal‘ası neferâtlarına cümle hazîne-i pâdişâhîden vazîfeler ta‘yîn eyledi. Ve derûn-ı Bağdâd'da Hazret-i Abdülkâdir-i Cîlânî kubbesin ve İmâm Mûsâ Kâzım türbesin ve Akkapu kurbünde Şeyh Şehâbeddîn-i Sühreverdî âsitânesin ve Kassâb-ı Cömerd-i Hazret-i Merd tekyesin ve niçe bunun emsâli âsitâneleri imâr edüp şehr-i Bağdâd'ı rûşen-âbâd edüp gayrı tedârikler görüp evvelâ inşâ etdüği âsâr-ı binâların ve Bağdâd dervezelerinin atabe-i ulyâları üzre alâmetim olsun deyü Bağdâd fethine müte‘allık musanna‘ târîhleri beyâz mermer üzre celî hatt ile kazdırdı ve zeheb-i hâlis ile yazdırdı. Ol târîh-i musanna‘ların âhir mısra‘-ı neticeleridir kim tahrîr olundu. Güfte-i Cevrî:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 337b ·
metinde göster ·
Ve bu Bağdâd'a mukaddemâ sene 1058 târîhinde Melek Ahmed Paşa ile geldiğimizde bu İmâm-ı A‘zam âsitânesini imâr edüp sâkıyeli kuyular kazup ve hücreler yapup imâr etdi. Ve Âsitâne'den Kaya Sultân bir altun kandîl gönderdi ve Murâd Hân atabe-i süflîsini ve ulvîsin ve kapu kanatların ve kabr-i şerîf şebekelerin cümle sîm-i hâlis eyleyüp câmi‘-i İmâm ve kabr-i hümâm {gûyâ} cennet-i firdevs-i Dârü's-selâm olmuşdur. Ol asırdan berü cemî‘i vüzerâ ve vükelâ vü a‘yân u kibâr birer binâ-yı âsâr ederek ve gûnâ-gûn âvîzeler ile müzeyyen ederek merkad-i pür-envâr gûyâ nakş-ı nigârhâne-i Çîn olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344a ·
metinde göster ·
… Bistiriçse ve ne Foğraş ve ne Sibin ve ne Praşo ve ne Udvarhel ve Belgrad ve ne
şebeş
Uğvar ve ne Hasvar ve ne Sakmar ve ne Eçetvâr ve ne Karol ve ne Kalev ve ne Kâl …
Eğer Anadolu'da bu haşerâtlar isyân etmeselerdi Köpürlü Mehemmed Paşa ol asker-i deryâ-misâl ile Yanova seferine vardıkda Erdel diyârında ne şarbatak kal‘ası ve ne Sekelhit ve ne Deva ve ne Nagban Ejder ve ne Bistiriçse ve ne Foğraş ve ne Sibin ve ne Praşo ve ne Udvarhel ve Belgrad ve ne şebeş Uğvar ve ne Hasvar ve ne Sakmar ve ne Eçetvâr ve ne Karol ve ne Kalev ve ne Kâlu ve ne Kaşa ve ne Hayduşak varoşları ve ne Seykel vilâyeti varoşları kalmayup cümle Erdel'in ve Orta Macar'ın mezkûr kal‘aları serâpâ feth olurdu, ammâ bunların isyânı sebebiyle Âl-i Osmân'ın böyle cem‘iyyet-i kübrâlı askeri Yanova fethiyle gerüye dönüp Âsitâne-i sa‘âdet'e sadrıa‘zam geldikde mezâhib-i erba‘adan fetvâ-yı şerîfeler alup katlleri helâl olduğuna delîl nass-ı kâtı‘ budur kim, sûre-i (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 75a ·
metinde göster ·
… çitden ve hasır örtülüdür. Ve nehr-i Tımış tâ Erdel memleketinin dağlarından ve
şebeş
ve Logoş ve Façat ve Solmoş kal‘aları dağlarından gelüp Tımışvâr handakı içinde …
Nehr-i Tımış nehr-i Tuna'ya mahlût olduğu bir çemenzâr şekl-i murabba‘ bir ağaç palankadır kim cirmi sekiz yüz adımdır. İçinde dizdârı ve elli aded neferâtları ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve bir câmi‘i ve bir hânı ve çârsû-yı muhtasarı var, ammâ hammâmı yokdur ve ekseriyyâ evleri çitden ve hasır örtülüdür. Ve nehr-i Tımış tâ Erdel memleketinin dağlarından ve şebeş ve Logoş ve Façat ve Solmoş kal‘aları dağlarından gelüp Tımışvâr handakı içinden cereyân ederek bu mahalde nehr-i Tuna'ya munsabb olur küçük bataklı sudur ve Pancova ve Tımışvâr hükmünde mu‘âf yüz elli akçe kazâdır, lâkin ilhâk olup Tımışvâr nâ’ibi hükm eder. Andan cânib-i şimâle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 116b ·
metinde göster ·
… ğ-ı İrşova ve sene 1069 Köpürlü Koca Mehemmed Paşa kal‘a-i Yanova'yı ve kal‘a-i
şebeş'i
ve kal‘a-i Logoş'u feth edüp bu üç aded sancakları dahi eyâlet-i Tımışvâr'a ilh …
Eyâleti cümle altı sancakdır kim zikr olunur: Evvelâ sancağ-ı Lipova ve sancağ-ı Çanad ve sancağ-ı Göle ve sancağ-ı Modova ve sancağ-ı İrşova ve sene 1069 Köpürlü Koca Mehemmed Paşa kal‘a-i Yanova'yı ve kal‘a-i şebeş'i ve kal‘a-i Logoş'u feth edüp bu üç aded sancakları dahi eyâlet-i Tımışvâr'a ilhâk edüp eyâlet-i kübrâ oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 117b ·
metinde göster ·
… ‘zûl cânib-i şimâle konmuş, ammâ azîm askeri var idi ve Vârat paşası Sinân Paşa
şebeş
kal‘ası yolunda ârâm etmiş ve Adana eyâletiyle Yentür Hasan Paşa cânib-i şarka …
Serdâr-ı mu‘azzam Köse Alî Paşa Bosna eyâleti askeriyle kal‘a-i Tımışvâr altında meks etmiş, Rûmeli eyâletiyle efendimiz Melek Ahmed Paşa Dente kal‘ası tarafında konmuş, Anadolu eyâletinde Çavuşzâde Mehemmed Paşa Virse kal‘ası tarafına nüzûl etmiş, Budin vezîri İsmâ‘îl Paşa eyâleti gâzîleriyle Tımışvâr'ın semt-i garbîsinde nüzûl etmiş, Tımışvâr vâlîsi Siyâvuş Paşa karındaşı Sarı Hüseyin Paşa cânib-i şimâle meks etmiş. Egre paşası askeriyle Balvan tarafına konmuş, Seydî Ahmed Paşa Budin'den ma‘zûl cânib-i şimâle konmuş, ammâ azîm askeri var idi ve Vârat paşası Sinân Paşa şebeş kal‘ası yolunda ârâm etmiş ve Adana eyâletiyle Yentür Hasan Paşa cânib-i şarka konmuş ve Eğri paşası semt-i şimâle konmuş ve Çatalbaş Paşa Karaman askeriyle Logoş kal‘ası cânibinde karâr etmiş ve doğancıbaşılıkdan çıkan İbrâhîm Paşa Seydî Paşa tarafında mihmân olmuş ve Vârat eyâletiyle Küçük Mehemmed Paşa yine Yanova kal‘ası semtinde karâr-dâde olmuş ve Hısım Mehemmed Paşa Mora askeriyle serdâr tarafında meks eylemiş ve Mar‘ayş paşası Sührâb Mehemmed Paşa Melek Paşa semtinde meks etmiş ve Sivas Paşası Alî Paşa Virse cânibinde konmuş. Ve'l-hâsıl-ı kelâm yedi vezîr-i rûşen-zamîr ve yigirmi aded mîr-i mîrânlar ve yüz yigirmi aded mîr-i livâlar kanûn-ı şehriyârî üzre kollu kollarınca meks edüp Serdâr Alî Paşa'nın serâperde-i sipehsâlârın ortaya alup cânib-i erba‘asında kat-ender-kat ve kilt-â-kilt asker-i deryâ-misâl olup hayme vü hargâh bâr [u] büngâh ve çetr-i mülamma‘lar tınâb tınâba çıt-a-çıt kurulup ancak ordu-yı İslâma girüp çıkmağa dörd kol var idi, zîrâ
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 183b ·
metinde göster ·
… irâr etdiklerinde, içine yedi yüz aded asâkîr-i İslâm koyup Tımışvar eyâletinde
Şebeş
sancağı hükmünde nehr-i Tımış kenârında bir dağlık ve ormanlık içre çâr-kûşe ma …
Sene (---) târîhinde Köpürlü Mehemmed Paşa'nın deryâ-misâl asker-i bî-pâyân ile [geldiğin] bu kal‘a küffârı görüp savlet-i Âl-i Osmân'a tâkat getirmeyeceklerin bilüp kal‘ayı boş bırağup firâr etdiklerinde, içine yedi yüz aded asâkîr-i İslâm koyup Tımışvar eyâletinde Şebeş sancağı hükmünde nehr-i Tımış kenârında bir dağlık ve ormanlık içre çâr-kûşe ma‘mûr kal‘adır kim Şebeş kadısı niyâbetidir, ammâ yeniçeri odaları konmayıp ancak dizdârı ve neferâtları var, çârsû-yı bâzârı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2a ·
metinde göster ·
… nehr-i Tımış kenârında bir dağlık ve ormanlık içre çâr-kûşe ma‘mûr kal‘adır kim
Şebeş
kadısı niyâbetidir, ammâ yeniçeri odaları konmayıp ancak dizdârı ve neferâtları …
Sene (---) târîhinde Köpürlü Mehemmed Paşa'nın deryâ-misâl asker-i bî-pâyân ile [geldiğin] bu kal‘a küffârı görüp savlet-i Âl-i Osmân'a tâkat getirmeyeceklerin bilüp kal‘ayı boş bırağup firâr etdiklerinde, içine yedi yüz aded asâkîr-i İslâm koyup Tımışvar eyâletinde Şebeş sancağı hükmünde nehr-i Tımış kenârında bir dağlık ve ormanlık içre çâr-kûşe ma‘mûr kal‘adır kim Şebeş kadısı niyâbetidir, ammâ yeniçeri odaları konmayıp ancak dizdârı ve neferâtları var, çârsû-yı bâzârı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2a ·
metinde göster ·
… det etdikde aşağı derelerdeki hayvânâtlara tama‘ etmeyüp cümlemiz ale'l-ittifâk
Şebevar
deresiyle gerüye gelirken üç bin kadar semîn sığırlar ganîmet alup 5 sâ‘at gidü …
Yine ol gece yüz piyâde yiğit tüfeng-endâz ve yüz cürd atlı pür-silâh şehbâz bir yere cem‘ {olup} yine mağrib cânibine bir gün bir gece gidüp bir sengistân dağlarda mağâralar içine kırk elli pâre köyün kâfirleri kapanmışlar. Bir hayli ceng-i azîm etdik. Sarp kayalar olmağile bir vech ile zafer mümkün olmayup biz dahi fâriğü'l-bâl olup gerü avdet etdikde aşağı derelerdeki hayvânâtlara tama‘ etmeyüp cümlemiz ale'l-ittifâk Şebevar deresiyle gerüye gelirken üç bin kadar semîn sığırlar ganîmet alup 5 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3a ·
metinde göster ·