… âkân kayıklar ile bu nehirden 140b teferrücgâh kurâları çemenzârına varup her
şecere-i tayyibenin
sâyesinde taraf taraf uşşâkân zevk [u] safâ ederler bir vâcibü's-seyr Göksu'dur …
Ve bu nehir üzre bir haşeb cisri var, cümle uşşâkân kayıklar ile bu nehirden 140b teferrücgâh kurâları çemenzârına varup her şecere-i tayyibenin sâyesinde taraf taraf uşşâkân zevk [u] safâ ederler bir vâcibü's-seyr Göksu'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 140a–140b ·
metinde göster ·
çürüğün cihân halkı dörd yüz yıldan berü alırlar. Eyle niçe kerre yüz bin ağaç …
Hikmet-i Hudâ: Bu şecere-i tayyibenin çürüğün cihân halkı dörd yüz yıldan berü alırlar. Eyle niçe kerre yüz bin ağaç kalmazdı. Ammâ herkes birer kantarav kal‘ edüp dâ-i devâ edüp bi-emrillah ol çürük yeri gâ’ib olup ke'l-evvel durur. İlâ-mâşâallah, hakîr dahi eyle gördüm ve bir şemme pâresin teberrüken alup hıfz etdik ve bu şecere-i mu‘teberenin bir tarafı eyle lezîz ü âbdâr dud verir kim gûyâ misk râhiyası şemm olunur. Zîle şehrinin a‘yân [u] eşrâfına bu duddan dervîşân hedâyâ götürüp ihsân alırlar. Bu tekyeden yine cânib-i şimâle sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 91a ·
metinde göster ·
… remli fıskiye ve havz-ı şadırvânlı niçe yüz çınar ve serv-i ar‘ar ve kestâne ve
şecere-i tayyibeler
ile sâyedâr olmuş bir harem-i muhteremdir kim cemî‘i âyende vü revendegân ve ce …
Evvelâ şehrin derûnunda cemâ‘at-ı kesîreden ârâm bulunmaz bir mesîregâh, ma‘bedgâh [ve] teferrücgâhdır. Ve taşra haremli fıskiye ve havz-ı şadırvânlı niçe yüz çınar ve serv-i ar‘ar ve kestâne ve şecere-i tayyibeler ile sâyedâr olmuş bir harem-i muhteremdir kim cemî‘i âyende vü revendegân ve cemâ‘at-ı müslimân anda tâ‘at-ı Sübhân edüp hamd-i Yezdân ederler. Sayf [u] şitâda bu harem içre aslâ şems-i âteş-tâbın tâb-ı tüvânı te’sîr etmez. Bu harem-i azîmin cânib-i erba‘ası yan soffalar ve hücreler ve soffalar üzre amûd-ı mûmiyânlar ve dahi fevkında kâse-i nilgûn-vâr kıbâb-ı ser-nigûnların her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Ve derûn-ı câmi‘ eyle müzeyyen ü musanna‘dır kim diyâr-ı Âl-i Osmân'da buna mânend bir vüzerâ câmi‘i yokdur. Meğer İslâmbol'da Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'de Zâl Paşa câmi‘i ve Silivrikapusunun iç yüzünde Süleymân Hân'ın Tavâşî İbrâhîm Paşa câmi‘i ola. Ammâ bu Burgaz câmi‘i anlardan musanna‘ ve şîrîn-kâr câmi‘-i pür-envârdır. Kubbe-i âlîsi eflâke ser çekmiş kubbe-i nüh-tâkdır. Kıble tarafında bir nîm kubbe-i eflâkdir. Kubbe-i kebîrinin etrâfında kanâdiller çerâğân edecek tabakalar ile ârâste ve mü’ezzinân mahâfili ve maksûreler ile pîrâste olmuşdur. Ve minber [ü] mihrâbının ve cânib-i erba‘asında olan revzenlerinin midhatinde meddâhân-ı Rûm âciz-mânde olmuşlardır. Ve bunda olan ibret-nümâ-yı nakş-ı bukalemun-ı ibret-nümûn câm, billûr, necef ve moran-ı gûnân derûn-ı câmi‘e ziyâ verdikde Arapça âyeti nûrun alâ nûr tilâvet olunur. Zîrâ bu câmi‘in etrâf-ı cevânibinde ibret-nümâ kelâm-ı şerîfler var kim her biri Yâkût-ı Musta‘sımî ve Abbâs-ı Mürsî ve Şeyh Bâyezîdî ve Abdullah Kırımî ve Ahmed Karahisârî ve Hasan Çelebi ve Dede Mehemmed Çelebi Kelâm-ı izzetleri var kim İslâmbol'da Sultân Ahmed câmi‘i'nde yokdur. Meğer Medîne-i Ravza-i Mutahhara'da ola. Ve hoş-âvâz hamele-i Kur’ân, e’imme-i hutebâsı ve mü’ezzinânları var kim gûyâ her biri birer yegâne-i asrdır. Bu câmi‘in bir tabaka-i mevzûn minâresi var kim sihr-i helâldir. {Süleymân Hân câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân ibn Abdülmennân binâ edüp ol} Üstâd-ı bennâ yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. Kıble kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 107b ·
metinde göster ·
… hânın zıll [u] himâyesinde tâ‘at [u] ibâdet eder. Hâlâ ol dıraht-ı bî-bedel bir
şecere-i tayyibedir
kim yumurta kadar at kestânesi hâsıl olur. Her kimin atına sancı yâhûd kızıl ku …
{Menâkıb-ı Akyazılı Sultân}: Hattâ bu Akyazılı Sultân Pırevadi'de Müselmân olan Dobruca kralından izin alup bu Batova vâdîsinde mekân dutup bir gün kebâb pişirüp tenâvül etdikden sonra kebâb şişi olan ağacı 123a yere gömünce bi-emri Hudâ bir yeşil kestâne ağacı hâsıl olup ol ân meyve verir ve azîz hazretleri buyururlar kim "Bu ağaç meyvesi kendi makâmımız koruğudur. Bunun sâyesi mekânımızdır" deyü kırk sene kâmil ol şecer-i müntehânın zıll [u] himâyesinde tâ‘at [u] ibâdet eder. Hâlâ ol dıraht-ı bî-bedel bir şecere-i tayyibedir kim yumurta kadar at kestânesi hâsıl olur. Her kimin atına sancı yâhûd kızıl kurd hâsıl olsa ol at kestânesinden ata yedirseler bi-emr-i Hudâ şifâ bulur. Hâlâ Akyazılı Sultân hazretleri bu dıraht-ı tayyibenin sâyesinde bir müdevver kubbe-i âlî rasâs-ı hâs ile mestûr ma‘mûrdur. Anın derûnunda medfûndur. Sanduka-i münevveresinin cânib-i erba‘asında gûnâ-gûn hüsn-i hat kelâm-ı izzetleriyle ve gülâbdân ve buhûrdân ve şem‘dân ve altun-misâl Horâsân diyârının kârı çerâğdânlar ile ârâste ve ser-i sa‘âdetleri ucunda tuğ u alem ve direfş [ü] kalem ve nefîr ü tabl [u] kudûm u ziller ile pîrâste olmuş bir kabr-i pür-nûrdur. Âdem duhûl etdikde vücûduna bir lerze hâsıl olur. Ve müşk-i amber-i hâm râyihasından cemî‘i ehl-i züvvârın demağları mu‘attar olur. Ve türbedâr dedeler cümle âyende vü revende züvvâra gülâb nisâr edüp buhur yakarlar. Cânib-i erba‘asında olan revzenlerin etrâfı hadîka-i İremezâtü'l-imâd misilli gül ü nesterin ve sünbül ü yâsemin bağlarıdır kim gül-i gülistânı içre tavattun eden murg-ı andelîbin hezâr-ı hezârân nagamât-ı hoş-elhânı müstemi‘ olan züvvâra hayât-ı rûh olur. El-hâsıl bu gûne âsitâneleri hasbîce hıfz [u] hırâset etmek fukarâ-yı Bektâşiyân-ı zî-şâna mahsûsdur. Hattâ bu hakîr ol âsitâne-i ziyâ-bahşa vardıkda sehel ısıtma derdiyle şikeste-hâtır idim. Hemân kim bu âsitâneye girüp rûh-ı azîz içün bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edince hâtıra bu ebyât hutûr ide düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 122b–123a ·
metinde göster ·
… îr etdüği Hazret-i Âdem'in tînından ziyâde kalın tîn-ı pâkden kil-i ser nâm bir
şecere-i tayyibeyi
halk etdi kim hâlâ Hind cezîrelerinde bî-hisâb hâsıl olur. Bu dırahtın kil-i se …
Sitâyiş-i nahl-i hurma: Müverrihân-ı kudemâ-yı müfessirîn eyle tahrîr etmişler kim bu nahl-i hurmayı Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet dest-i kudretiyle tahmîr etdüği Hazret-i Âdem'in tînından ziyâde kalın tîn-ı pâkden kil-i ser nâm bir şecere-i tayyibeyi halk etdi kim hâlâ Hind cezîrelerinde bî-hisâb hâsıl olur. Bu dırahtın kil-i ser nâm bir cevizi olur. Rûm'a Hind'den getirüp içinde yağlı meyvesin yeyüp gâyet mukavvîdir. Ba‘dehû kabuğun biber koyacak hokka ve fincân ve kâse ve kaşık yaparlar, âdem kellesi kadar olanı su kabağı gibi bir musanna‘ şey yaparlar siyâh-reng bir cevz-i müdevverdir. Bi-emri Hudâ ağzı ve burnu ve kaşları ve gözleri ve saçı ve bıyıkları vardır, azîm temâşâ-yı sun‘-ı Hudâ'dır. Bu mezkûr kil-i serün şeceresi tîn-i Âdem'den hâsıl olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
Mezkûr bâğlar arasında mezâristân içre âsumâna ser çekmiş bir fısdık ağacı var kim diyâr-ı Rûm'da fısdık dırahtı yokdur. Bu şecere-i tayyibenin zıll-ı himâyesinde merkad-i Gâzî Porça kubâb ve âsâr-ı binâ kabûl etmemişlerdir. Ancak bu fısdık sâyesin kabûl etmişlerdir. Hattâ zamân-ı hayâtlarında buyururlarmış kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 32a ·
metinde göster ·
… Merâm değildir, ammâ bu dahi bir garîb temâşâgâh-ı çemenzâr, şükûfezâr, lâlezâr
şecere-i tayyibeler
ile ârâste ve nahlistân, gül [ü] gülistân ile pîrâste bir kân-ı sulahâ ve bir m …
Gerçi Öziçe şehri musallâsı gibi bâğ-ı Merâm değildir, ammâ bu dahi bir garîb temâşâgâh-ı çemenzâr, şükûfezâr, lâlezâr şecere-i tayyibeler ile ârâste ve nahlistân, gül [ü] gülistân ile pîrâste bir kân-ı sulahâ ve bir mesken-i tarz-ı hoş-havâ-yı ferah-fezâ ma‘bedgâh-ı Hudâyî'dir. Hattâ mezkûr Murâd Baba Sultân mesîregâhın ve bu namâz niyâzgâhın binâ eden sâhibü'l-hayrât Namâzgâh'ın yol aşırısında bir âsitâne-i âlîde medfûn olup Murâd Baba tekyesinin Bektaşiyân fukarâlarından türbedârları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 145b ·
metinde göster ·
… ahalle diküp rûz-ı kıyâmete varınca durup sen de ve senden sonra gelenler de bu
şecere-i tayyibe
altında ibâdet etsinler’ deyü Cibrâîl-i Emîn bu ağacı cennetden Allâh emriyle İ …
"Kaçan İskender-i Zülkarneyn Sedd-i Ye’cûc'u yapup bu mahalle gelüp meks etdikde cennet-i me’vâdan bu ağacı Cibrîl-i Emîn İskender'e getirüp ‘Yâ İskender! Allâh sana selâm eyledi. Bu ağacı sana hedâyâ gönderdi kim Tûbâ ağacının bir nihâlidir. Bu mahalle diküp rûz-ı kıyâmete varınca durup sen de ve senden sonra gelenler de bu şecere-i tayyibe altında ibâdet etsinler’ deyü Cibrâîl-i Emîn bu ağacı cennetden Allâh emriyle İske[nde]r'e getirmişdir. İskender peygamber dahi yeri kazup Hazr[et-i] Hızır bu ağacı dikmişdir. İştde anıniçün bu ağaç altında balmûmları yakup ibâdet ederiz" deyü cevâb verdiler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153b ·
metinde göster ·
… şâ etdim, ammâ bu zikr olunan dıraht-ı azîmler bu Âdemî vilâyetinde halk olunan
şecere-i tayyibenin
bir nihâli olamazlar.
Hakkâ bir büyük meydân kubbe kubbe halk olunmuş bir dıraht-ı ibret-nümâ-yı azîmdir. Gerçi Akdeniz içre İstanköy cezîresinin kal‘a kapusu önündeki meydândaki çınar ağacı ve cezîre-i Mora'da Ballıbadra kal‘ası bâğçeleri içindeki servî ağacı ve Bosna eyâletinde Ravna dağı içindeki gürgen ağacı ve niçe bin gûne dıraht-ı azîmler seyr [ü] temâşâ etdim, ammâ bu zikr olunan dıraht-ı azîmler bu Âdemî vilâyetinde halk olunan şecere-i tayyibenin bir nihâli olamazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153b ·
metinde göster ·
… gûş edemez serâmed nihâllerdir kim kırkar ve ellişer zirâ‘ tavîldir. Ve cüsse-i
şecere-i tayyibenin
kalınlığı iki destâr ihâta eder cüssedâr ve sâyedâr ve sun‘-ı Perverdigâr evc-i …
Bu mahalde bir çınâr-ı azîm var kim her haşebesin üçer âdem dirâgûş edemez serâmed nihâllerdir kim kırkar ve ellişer zirâ‘ tavîldir. Ve cüsse-i şecere-i tayyibenin kalınlığı iki destâr ihâta eder cüssedâr ve sâyedâr ve sun‘-ı Perverdigâr evc-i semâya ser çekmiş şecere-i azîmdir. Sâyesinde ba‘zı gencer cem‘iyyetlerinde beş altı bin âdem cem‘ olup zıllindeki hıyâbân koyahında sâyelenüp ayş [u] işret edüp Hüseyin Bınarı'nda Hüseyin Baykara zevki gibi zevk [u] şevk edüp gûnâ-gûn fasıllar ederler. Böyle bir vâcibü's-seyr dıraht-ı azîm ve bir mesîregâh-ı kadîm yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y27a ·
metinde göster ·
… ve gayri dıraht-ı çınârları ve kavak ve servi ve bîd-i sernigûnları ve gûnâ-gûn
şecere-i tayyibeleri
diküp sâf sâf ale't-tertîb dizilüp durur. Böyle bir sâyedâr ve koyah hıyâbân ha …
Bu ravza-i Rıdvân ve hadîka-i bâğ-ı cinân eyle bir hıyâbân yerdir kim âdem maksûrelerinde meks etdükde şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ve Cenâb-ı Bârî rûy-i arzda sun‘un izhâr içün ne kadar kerre yüz bin elvân nebâtât, kiyâhât, ezhârât-ı hoş-bû halk etmiş ise cümlesi bu gaytân-ı İremezâtda mevcûddur. Ve selef ukalâları bu bâğ-ı sadrenc-nakşı tarh edüp ale't-tertîb çırpı ile niçe yüz bin şecere-i müsmirâtı ve gayri dıraht-ı çınârları ve kavak ve servi ve bîd-i sernigûnları ve gûnâ-gûn şecere-i tayyibeleri diküp sâf sâf ale't-tertîb dizilüp durur. Böyle bir sâyedâr ve koyah hıyâbân hadîka-i sultândır kim midhatinde lisân batîdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y37a ·
metinde göster ·
… ormandır. İçinde benî âdem gâyib olur. Hakkâ ki aceb himmet-i şâhânîdir kim bu
şecere-i tayyibelerin
râyiha-i tayyibesi şehrin evvelki kesâfet-i hevâsın def‘ edüp hâlâ âb [u] hevâs …
Mâ-tekaddem bu şehrin hevâsı bed imiş. Ba‘dehu Ma‘ânoğlu şehrin kıble cânibindeki Q 83b sahrânın tûlen ve arzen birer sâ‘atlik yerin niçe bin (---) âdemler âdem ile kazup alâ mehil beş kerre yüz bin sanavber dırahtları diküp hâlâ bir azîm ormandır. İçinde benî âdem gâyib olur. Hakkâ ki aceb himmet-i şâhânîdir kim bu şecere-i tayyibelerin râyiha-i tayyibesi şehrin evvelki kesâfet-i hevâsın def‘ edüp hâlâ âb [u] hevâsı P 83b latîf olup mahbûb u mahbûbesi dahi bezm-i râm âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y191a ·
metinde göster ·
… ve sünbül ü reyhân ve mül bülbül-i destân âşiyânlı dırahtistândır kim gûnâ-gûn
şecere-i tayyibe
olan Cennet-i Me’vâ ağaçlarından Y 216a çınâr ve kavak ve bîd-i sernigûn ve n …
Sahra-i şerîfin haremini ihâta etmiş bir sahra-yı azîmdir kim bir tarafdan bir tarafa ricâl ve nisvân idüği fark olunmaz bir çemenzâr vâdîdir. Dâ’iren-mâdârı kıble tarafında Mescid-i Aksâ sırası ile dörd yüz adımdır. Ve şimâl tarafında Bâb-ı Hıtta sırası ile dahi dörd yüz adımdır. Ve şark tarafında kal‘a dîvârı sırası ile dahi altı yüz adımdır. Ve garb tarafında Mahkeme kapusu sırası ile dahi altı yüz adımdır. Bu hisâb üzre bu harem cümle iki bin adım gül [ü] gülistân ve sünbül ü reyhân ve mül bülbül-i destân âşiyânlı dırahtistândır kim gûnâ-gûn şecere-i tayyibe olan Cennet-i Me’vâ ağaçlarından Y 216a çınâr ve kavak ve bîd-i sernigûn ve niçe bin zeytûn ve incîr ve serv-i ibret-nümûn dıraht-ı mevzûnlar ile müzeyyen bir mesîregâh ve teferrücgâh yerdir. Ve seksen üç yerde ulu dırahtların sâyelerinde seksen üç yerde ibâdetgâh soffacıkları var. Ve her birinde birer mihrâbı var kim her biri birer kibâr-ı evliyâullâhın savma‘asıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y215b–Y216a ·
metinde göster ·
zemînden beş âdem kaddi bâlâ ve üç âdem derâgûş eder cüssedâr dıraht-ı azîmdir. …
Meselâ bu şecere-i tayyibe zemînden beş âdem kaddi bâlâ ve üç âdem derâgûş eder cüssedâr dıraht-ı azîmdir. Ve şecerin vücûdunun cânib-i erba‘ası dilim dilim pâre pâredir. Öte cânibinden teferrüce gezen âdemler görünür. Berg [ü] bârı dünyâ ağaçları yaprağına ve meyvesine müşâbeheti yokdur. Yaprağın sar‘ dutan marîzlere buhûr ederler, bi-emrillâh halâs olur. Ve ayda birer kerre hurde pelîd gibi kabuklu ve içi çekirdekli bir humûzetli âbdâr meyvedir, ishâl marazına dâ‘-ı devâdır. Ay başında kemâlin bulunca yağmâ ederler. Erbâb-ı hâcât alup giderler. Bir ay bekler mülâzımları çokdur. İshâli ve zahîri seyf-i miczem gibi kat‘ edüp âdemin reng-i rûyine humret verir. Böyle bir mücerreb şifâ şeceridir kim Hakîm-i Mutlak kullarıyçün halk etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y363a ·
metinde göster ·
… şecer istediler, derhâl bu dıraht hâsıl olduğu yerde secde edüp bi-emrillâh bu
şecere-i tayyibeyi
Rabbü'l-İzzet halk etdi ve secde etdüği yerde kökleri bitmeyüp mu‘allak durdu, …
Ammâ ba‘zı ihtiyârlar anda medfûn olan şeyh İbrâhîm'in nazarı ta‘alluk edüp anın keşf [ü] kerâmetin görmek içün ehl-i beled bu gûne bir şecer istediler, derhâl bu dıraht hâsıl olduğu yerde secde edüp bi-emrillâh bu şecere-i tayyibeyi Rabbü'l-İzzet halk etdi ve secde etdüği yerde kökleri bitmeyüp mu‘allak durdu, ba‘dehu cemî‘i münkirîn îmâna geldiler, deyü Tevârîh-i Süyûtî'de görüp nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y363b ·
metinde göster ·
… ahtı var, ceviz kadar âbdâr ve dânedâr nâbıka verir, acîb ü garîb vâcibü's-seyr
şecere-i tayyibedir
. Ve andan,
İbâdethâne-i kadîmdir ve gâyet rûhâniyyet vardır. İki kapusu var, biri sağ cânibinde ve biri kıble kapusudur. Ve üç tabaka bir minâresi var. Ve mihrâbı bir bucağa münharif vâki‘ olmuş; gûyâ zamân-ı evvelde kenîse imiş. Ve derûn-ı câmi‘de on beş mermer sütûnlar üzre kemerleri fevkında münakkaş tavandır. Ve hareminin tâ vasatında bir azîm nâbıka dırahtı var, ceviz kadar âbdâr ve dânedâr nâbıka verir, acîb ü garîb vâcibü's-seyr şecere-i tayyibedir. Ve andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·