… a binâsıdır. Mudına'dan galat-ı meşhûr Mudanya derler. Hamd-i Hudâ selâmetle bu
şehre dâhil
olup ibtidâ diyâr-ı gurbetde cum‘a namâzı kılmak bu şehirde müyesser olup hâk-i …
Kostantin Tekürün kızı 221b Mudına binâsıdır. Mudına'dan galat-ı meşhûr Mudanya derler. Hamd-i Hudâ selâmetle bu şehre dâhil olup ibtidâ diyâr-ı gurbetde cum‘a namâzı kılmak bu şehirde müyesser olup hâk-i pâkine rû-mâlîde edüp yüz bin tazarru [u] nâliş ile Cenâb-ı İzzet'e hamd [u] senâ edüp şehr[i] temâşâya mübâşeret etdik. Leb-i deryâda bir bender iskele-i Bursa'dır. Âyende vü revende keştîler içün emîn-i emân bir limân-ı kudretdir. Zîrâ bu Mudanya, İslâmbol halîcinin cânib-i kıblesinde bir köşe-bucağa vâkı‘ olmağıla yedi rûzgâr-ı zûrkârdan emîn [u] mahfûzdur. Ammâ yıldız rîhından sehl mahfûz değildir. Ammâ a‘lâ demir tutar yatak limândır. İskele başında gümrükhânesi vardır. Âyende vü revende keştîleri ve kara tarafından gelen tüccârlardan öşr-i sultânî alur, on yük akçe iltizâm emânetdir. Şehri, kenar-ı bahrde bir vâsi‘-fezâda vâkı‘ olup kal‘ası bir alçak kayalı yerde şeddâdî taş binâ bir rıbât-ı kavîdir. Sene 721 târîhinde Orhân Gâzî şehzâdeliği asrında pederi Osmân Gâzî'nin izniyle ve Sultân Hacı Bektâş-ı Velî'nin du‘âsıyla ibtidâ Orhân Bey bu kal‘ayı feth edüp bir dahi küffâra cây-i menâs ol[ma]ması içün câ-be-câ kal‘âyı münhedim etdi. Ammâ sehl şey ile ta‘mîri ve termîmi mümkindür. Ve bu şehr, Anadolu eyâletinde Gâzî Hudâvendigâr sancağı ki, taht-ı evvel Bursa'dır, anın voyvadalığıdır ve yüz elli akçe kazâdır. Kadıya senevî iki bin guruş hâsıl olur. Ba‘zı zamân Bursa müvellâsına paşmaklık-bahâ ihsân olunur, latîf kazâdır. Şehri cümle (---) hânesi serâpâ kiremit örtülüdür. Üç câmi‘i var (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve yedi mihrâb mesâcidleri ve üç hânı ve bir hammâmı ve iki mekteb-i sıbyânı ve iki yüz aded esvâk-ı muhtasarı var. Ammâ medrese ve dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîsleri yokdur. Zirâ ekseriyyâ cümle halkı Urum'lardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221a–221b ·
metinde göster ·
… ti âteş üstünden inmeyüp âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hakîr ibtidâ bu
şehre dâhil
oldukda bir mürtefi‘ yerde âsitânesine âdâb-ı ziyâret üzre varup atebe-i süflîs …
Bizzat Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî halîfesidir. Sene (---) târîhinde muhabbetullahi Te‘âlâ merhûm olup anda medfûndur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Hazret-i Sultân Bâyezîd-i Velî, aziz-i merkûmu leyle-i kadrde vâkı‘asında görüp vasiyyet-i Azîz ile kabr-i şerîfi üzre bir kubbe-i âlî ve bir câmi‘-i şerîf ve dervîşân-ı zî-şân içün bir meydân ve bir it‘âm-ı dârü'z-zıyâfe-i pîr [ü] civân ve bir âyende vü revendeler içün bir mihmânsarây hân ve niçe müte‘addid hücreler ve matbah ve kilâr ve meydân edüp cümle bu hayrât [u] hasenâtla serâpâ kurşum ile mestûr bir binâ-yı ma‘mûrdur kim bir fersah ba‘îd yerden gömgök deryâ gibi kurşumları temevvüc eder şeklinde nümâyân olup kubbe-i nîl-gûnları ve kubbe-i merkad-i pür-envârının altun alemlerinin şa‘şa‘asından benî Âdemin çeşm-i nergîsi hîrelenir. Ve imâretinde şeb [u] rûz ni‘meti âteş üstünden inmeyüp âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hakîr ibtidâ bu şehre dâhil oldukda bir mürtefi‘ yerde âsitânesine âdâb-ı ziyâret üzre varup atebe-i süflîsin bûs edüp es-selâmu aleyk ile kabr-i şerîfine dâhil olup bir hatm-i şerîfe rûh-ı şerîfiçün şürû‘ edüp hamd-i Hudâ ziyâreti müyesser oldu. Kubbe-i münevveresi misk ü anber-i hâm râyihasıyla pür olup cümle ehl-i züvvârın dimâğları mu‘attar olur. Ve her gelen zâ’ire, fukarâ ve türbedârları gülâb nisâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b ·
metinde göster ·
olup doğru Gümüşhâne emînine varup andan mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîne varup …
Evsâf-ı kal‘a-i Canca, ya‘ni Gümüşhâne: Bu şehre dâhil olup doğru Gümüşhâne emînine varup andan mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîne varup cümle a‘yân-ı vilâyet cem‘ olup emr-i pâdişâhîler kırâ’at olunup cümle "sem‘an ve tâ‘aten" deyüp cemî‘î pâdişâh kulları ve eli berâtlı, tekâlîfden mu‘âf müsellemleri dahi Revân derneğine âmâde olmağa bezl-i ihtimâm etdiler. Hakîr hâne-i emînde mihmân olup şehrin seyr ü temâşâsına mübâşeret etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327a ·
metinde göster ·
olduğum gün Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Berberbaşılıkdan çıkma kapucubaşı, kır …
Bu şehre dâhil olduğum gün Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Berberbaşılıkdan çıkma kapucubaşı, kırk kapucusuyla "Diyârbekir eyâletin getirdim" deyü çav çaldırup paşaya girem zann edüp mümkün olmadı. Cümle kapu halkı sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve üç yüz iç gılmânı hâzır-baş olup "kapucubaşı gelsin" deyince kırk kapucusuyla gelüp berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp içeri girince cümle levendât paşayı ortaya alup pür-silâh durdular. Hemân Paşa "Safâ geldiniz! Ne hizmete geldiniz", "Sultanım, Diyârbekir'e giderim" dedi. Paşa eyitdi "Ya bize Diyârbekir eyâletin getirmişsin, kani emirler", "İşte emr pâdişâhındır" deyü kırk kapucu ile paşa üzerine hücûm edince paşa yerinden pertâb etmezden evvel zeber-dest iç ağaları cümle kapucuları ve kapucubaşıyı kıskıvrak bağlayup hemân paşa "İskemle ve falaka-deyenek" deyüp sekbân, sarıca cellâdları meydân-ı muhabbete girüp on-ı orada, kapucubaşıya burada, kimisi der "vasvarada" kimisi der "Sultânım durma Varvara'da deh, durma burada" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Cümle vilâyet a‘yânları zemîn bûs edüp "Sultânım! Bunlar emir kullarıdır. Bu size nasîhat olduğuna şükrânedir. Bunları afv edin. Irz-ı pâdişâhî var, cümlesin âzâd edin" deyü ricâ etdiler. Mercâları hayyiz-i kabûlde vakı‘ olup cümlesin âzâd etdiler. Ammâ cümlesin deyenek altında katl etse gerek idi. Bunlar şehr kadısına varup Mîr-i livâ Alî Beği mahkemeye da‘vet edüp nefîr-i âm emirleri ve hatt-ı şerîflerin çıkarup "guluvv-i âm ile cümle askerin şehr içre çevirelim" derler. Cümle şehir a‘yânı "Vallahi, bu iş bu şehirde olamaz. Anlar câna başa kalmış on bin âteş kılıç âdemlerdir. Biz anlara el kaldırırsak cümle şehri âteşe verüp mâl [u] menâlimiz alan u talan, evlâd [u] ıyâlimiz nâlân u giryân olup bu şiddet-i şitâda kande gidelim. Anlar böyle ısyân edüp dosdoğru Varvar'a gidecekleri muhakkakdır" deyü Kapucubaşıya bu gûne şâfî cevâblar verince tarfetü'l-ayn içre bu haber-i meserreti şehrliden biri paşaya getirüp paşa herîfe ihsânlar etdi. Paşa, kapucular bölükbaşısın mahkemeye gönderüp "Tiz kapucubaşı bu ânda atlanup geldiği izine gitsin. Yohsa yüzünü tulum yüzüp geldiği yire gönderirim" deyü mahkemeye bölükbaşılar ta‘yîn eyleyüp cümlesin şehrden sürdüler. Ertesi gün bu ahvâl-i pür-melâli yazup Varvar Alî Paşa'ya Aliş tatar ile gönderdi. Andan cümle ehl-i belede ihsân [u] in‘âmlar edüp müşâvere etdiler. A‘yân-ı vilâyet gördüler kim bir vezîr-i âlîşân ve bir halûk u halîm ve selîm ve zî-şân, ehl-i şehr dediler kim "Sultânım! Gâfil me-bâş, sakının İslâmbol tarafına gitmen. Varvar Alî Paşa'yı kollayarak mâbeyniniz bir konak ve iki konak olsun. Şimdi sa‘âdetle gerü dönüp lokmacılık ederek Tokat ve Kazova ve Turhal ovası ganîmet yerlerdir. Anda deverân ve seyerân ederek geşt [ü] güzâr etdün. İnşâallah günden güne cemerâtlar da gelüp hevânın şiddet-i şitâsı def‘ olup bu gûne hareket buyurun" deyüp bu re‘y [u] tedbîri vech-i ahsen görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350b ·
metinde göster ·
Evvelâ şehr-i Engürü'ye konakcımız tuğlar ile şehre dâhil olunca mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîne varup cümle a‘yân-ı vilâyet: "Paşanız Erzurûm'a kapanup celâlî olmak istedi. Töhmet-i sâbıkası zâhir oldu. Ve hâlâ on bin asker cem‘ edüp Varvar Alî Paşa ile celâlî olmağa müttefiklerdir. Biz sizi pâdişâhın kal‘asına komazız" derler. "Ammâ paşa efendimizin çerâğ-ı efrûhteleri çok olmağıla üç gün müsâfir olup kakılıksın", dediler. Fâtiha tilâvet edüp mahkeme tarafından cümle iki bin yaftalı konaklar yazılup paşayı Çavuşzâde'nin hânesine kondurmağa karâr verirler. Ertesi gün bir alay-ı azîm ile kal‘a-i Ankara'ya dâhil olmuşuzdur kim eyle alayı Engüri halkı görmemişdir. Cümle halk istikbâle çıkup kal‘adan yigirmi pâre "Safâ geldin" topları endaht olunup paşa konağına nüzûl edüp cümle a‘yân-ı kibâr ile ehl-i esnâf-ı sığâr hedâyâların arz edüp geldiler. Hakîr beş yüz akçe müvellâ sâdât-ı kirâmdan Kederzâde hânesinde mihmân olup doğru merkad-i pür-envâr-ı Hacı Bayrâm-ı Velî âsitânesine yüzüm sürüp rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şurû‘ edüp ahd-i misâkımız üzre Balıkhisâr karyesinde Cenâb-ı Bârî'nin haber [u] âgâhımız yoğiken ihsân eyledüğü kiselerden yüz guruş nezrimi Tekye-i Bayrâm-ı Velî fukarâlarına taksîm edüp hayr du‘âlarıyla şerefyâb olup şehrin temâşâsına ibtidâ eyledik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356a ·
metinde göster ·
Menzil-i kal‘a-i Engürü: Şehre dâhil olunca ibtidâ mahkeme-i şer‘-i Resûl'e varup emr-i şerîfi mollaya ibrâz edüp kırâ’at olundukda mazmûn ma‘lûm-ı şerîfleri olup Mütevellî Hasan Çelebi, mahkemede Hasan Ağa'ya teslîm edüp Hasan Ağa Mütevellî Hasan Çelebi hânesinde mihmân olup hakîr huddâmlarımla mukaddemâ hâne-i bî-minnet-i emânet-kârım ve yâr-ı gâr-ı cânım olan Kederzâde efendim hânesinde mihmân olup cümle emânet koduğum esbâb [u] eskâllerimi ve bâr-ı sakîllerimi bî-küsûr verüp bir boğça ak kenarlı serâvîl kamîs ve on top sûf ve bir kıt‘a Kitâb-ı Miftâh verdi kim hakîre gûyâ bir genc-i Dârâ verdi. Ertesi Hasan Ağa kâ’ime mûcebince Hasan Çelebi'den cümle mâlları tahsîl edüp fakir Hasan Çelebi'yi kayd-bend ile paşaya götürmeğe müteveccih oldukda hâne sâhibimiz Kederzâde efendimiz bâr-ı sakîllerim hafîf olsun içün iki re’s seyishâne ihsân edüp cümle bâr-ı sakîllerim yükledüp hâne sâhibimizle vedâlaşup Engürü'den (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 367a ·
metinde göster ·
… r. Kal‘a dizdârı ve neferâtları vardır. Kifâyet mikdârı topları vardır. Paşa bu
şehre dâhil
olunca acâyip top şâdımânları etdiler. Hayli yüksek kal‘a-i bâlâdır. Bu Arabist …
Eşkâl-i kal‘a-i Hımıs : Nehr-i Âsî'den kâmil beşbin adım cânib-i şarka ba‘îd bir çölde bir amelî yığma püşte üzre seng-trâş ile mebnî bir kal‘a-i savaş-ı perhâşdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cânib-i garba mekşûf bir bâb-ı meftûhu var, demir kanatları vardır. Cânib-i erba‘asında handakı yokdur. Vech-i dîvârında münakkaş taşlar ile derûn-ı hisârda cümle (---) aded hâk-i amber-i pâk ile mestûr hânelerdir. Kal‘a dizdârı ve neferâtları vardır. Kifâyet mikdârı topları vardır. Paşa bu şehre dâhil olunca acâyip top şâdımânları etdiler. Hayli yüksek kal‘a-i bâlâdır. Bu Arabistân'da böyle amelî yığma depe üzre bu Hımıs ve Hamâ ve Haleb kal‘asıdır (---)(---). Ammâ aşağı varoşda cümle (---) aded hâne-i zîbâlardır. Bâğ u bâğçeleri yokdur. Câ-be-câ hadîkaları nehr-i Âsî kenarındadır ve bu şehre selef hulefâları nehr-i Âsî'den bir ark kesüp Horâsânî kârgîr binâ ile âb-ı sâfı şehre gelüp reyy eder. Gerçi suyu Âsî'den gelir ammâ gûyâ hammâm suyu gibi germâ olur ve aşağı varoşu etrâfında rıbât olmamağla Urbândan gâyet havf ederler. Ve cümle (---) mihrâbdır. Evvelâ yukaru iç kal‘ada câmi‘-i Sultân (---) ol kadar vâsi‘ câmi‘ değildir Ammâ nazargâh-ı kadîm olmağıla rûhâniyyet vardır ve Hazret-i Osmân'ın kûfî hatt ile Kelâm-ı İzzet'i bu câmi‘dedir kim Hazret-i Osmân Medîne-i Münevvere'de bu Kelâ[m]-ı İzzet'de tilâvet-i Kur’ân ederken yevm-i Ramazân'da şehîd edüp bu Kelâm-ı İzzet'de sûre-i (---)Arapça âyet-i şerîfi üzre hâlâ kan bulaşmış âsârı vardır. Ve câmi‘-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27a ·
metinde göster ·
… ir amûd-ı âlî var imiş. Ma‘ânoğlu defîne vardır deyü amûdı münhedim edüp kum bu
şehre dâhil
olmağa başlar. Niçe gûne evsâfları bu kal‘a-i Sûr'un yine Mekke-i Mükerreme'ye …
Leb-i deryâda İskender-i Kübrâ binâsıdır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Melikü't-Tâhir İşpaniye keferesi elinden feth etmişdir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Şâh'a emân ile vermişlerdir. Sayda hâkinde voyvadalıkdır ve kazâdır. Ve kal‘ası leb-i deryâda bir kal‘a-i azîm ve liman-ı kebîri var. Hâlâ câ-be-câ yerleri mündehimdir. Cirmi altı bin adımdır. Ve üç mahalle ve üç yüz toprak örtülü hâneleri ve bir câmi‘i ve bir hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve bir deyr-i ma‘mûru var, cümle kefere Aleksandır'ın ma‘bedgâhıdır deyü i‘tibâr ederler. Bu mahalde cümle keferelerdir ammâ aslâ lisân-ı Rûmî bilmeyüp Arabî tekellüm ederler ve yemîn etseler "Vahad Allah, bi-sırrı Hazret-i Şem‘ûn" derler. Ve bu kal‘a bir kumsal yerde vâki‘ olmağıla leb-i deryâda limana nâzır bir kulle-i kavîsi Fâtih-i Yemen Sinân Paşa binâsıdır. Dizdârı ve merdim-i hisârı elli nefer ile bunda sâkinlerdir. Sekiz rüzgâr-ı zûr-kârdan emîn liman-ı kebîri vardır. Akka limanında gemiler kışlamayup burda yatarlar ammâ kum deryâsı günden güne şehri gark-ı rimâl etmededir. Zamân-ı kadîmde kum tılsımâtı olmak üzre bir amûd-ı âlî var imiş. Ma‘ânoğlu defîne vardır deyü amûdı münhedim edüp kum bu şehre dâhil olmağa başlar. Niçe gûne evsâfları bu kal‘a-i Sûr'un yine Mekke-i Mükerreme'ye gitdiğimiz sene Şâm Tarablusu evsâfıyla mufassal tahrîr olunmuşdur. Bu kal‘ayı seyr [u] temâşâ edüp mahall-i ma‘hûdda cümle asker Nakura Boğazı'n geçmek içün hâs u âm müşâvere edüp Sıfet hâkimi çarhacı olup kırk bayrak sekban sarıca askeri nısfu'l-leylde pür-silâh olup Nakura Boğazı'na varup hâlî bulup pusu yerlerine sepişüp cümle bahâdırân âmâde hâmûş-bâş yatdılar. Ol gice Dürüzîlerden yedi aded çaşıt dutulup Paşa'ya geldükde söyledüp aslâ amân vermeyüp Sûr kal‘ası önünde kelleleri tenlerinden tîğ-ı Murtezâ ile galtân olup ale's-sabâh Nakura Boğazı'ndan feryâdcılar gelüp "Bre Sultânım, pusuda olan asâkir-i İslâm'ı Dürüzî basup gâlib gelüp bizim bayraklar mağlûb olmada. Hâlâ ceng-i azîmdir" deyünce mukaddemâ ileri kırk bayrak piyâde Sayda-i Berût ve Sıfet askeri gidüp imdâd yetişir. Paşa dahi atlanup cümle asker ile bir sâ‘atde imdâda yetişüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b ·
metinde göster ·
Bu şehre dâhil olurken cemî‘i ahâlî-i Haleb deryâ-misâl olup paşanın alay-ı istikbâline çıkup niçe şâhrâhlar üzre pâyendâzlar edüp paşa Haleb kal‘ası hâricinde Hünkâr Sarâyı'nda meks edüp "On gün tekâ‘üddür" deyü alay çavuşları tenbîh eylediler. Bu şehr-i azîmin dahi evsâfın ale't-tafsîl hacca gitdiğimiz sene cild-i (---) de cemî‘i imâratı ve bânîsi ve vâlîsi ve kal‘a-i âlîsi ve a‘yân [u] eşrâf-ı ahâlîsi bir kerrâs hat ile ta‘rîf ve tavsîf olunmuşdur. Ammâ bu gelişimizde Kevâkibîzâde Efendi'den Halebü'ş-Şehbâ hakkında bu eş‘âr-ı pâkîze-güftârı istimâ‘ edüp bu mahalle tahrîr olundu kim ol şi‘r-i belîğ budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b ·
metinde göster ·
… ve serî‘ü'l-hazm yahşı sudur. Bu dahi Karacadağ'ın bir tarafında kehrîzler ile
şehre dâhil
olup hân u hammâm ve câmi‘lere mebzûl olur. Ammâ çeşmelerin çoğu ayn-ı Hamrevât …
Ve ayn-ı Alî bınarı: Bu dahi latîf u mu‘tedil ve serî‘ü'l-hazm yahşı sudur. Bu dahi Karacadağ'ın bir tarafında kehrîzler ile şehre dâhil olup hân u hammâm ve câmi‘lere mebzûl olur. Ammâ çeşmelerin çoğu ayn-ı Hamrevât'dandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 202a ·
metinde göster ·
olduk. Kal‘adan şâhî toplar atılup şâdumânîler olup hân, Murtazâ Paşa ağasın ke …
Müverrihân-ı İrân-zemîn tahrîri üzre ibtidâ bânîsi Enûşirvân-ı âdildir. Ba‘dehû Gıyâseddîn Kepânî ta‘mîr ü termîm etmişdir. İbtidâ bu kal‘anın ismi Telvân idi ve Hârûnu'r-Reşîd hilâfetinde imâr olmağ içün Terekeme Dümbülî kavmini bu Telvân sahrâsında meks etdirdiklerinden Dümbülî kal‘ası derler. Rûmiyye hânlığı hükmünde başka sultânlıkdır. Sultânı alây-ı azîmle istikbâle çıkup at üzre birbirlerimizle musâfaha edüp şehre dâhil olduk. Kal‘adan şâhî toplar atılup şâdumânîler olup hân, Murtazâ Paşa ağasın kendi sarâyına kondurdu ve hakîri Münşî Kay'ın sarâyına kondurup dîvân-ı sultân oldukda hakîr Melek Ahmed Paşa efendimizin ve Rûmiyye Hânının mektûbların verüp bûs etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 298a ·
metinde göster ·
… e mavi lafzın anmazlar. Hatta yine Arnavudluk'da Aydonat nâm bir şehirde kadısı
şehre dâhil
olunca bir mavi kürk geymiş, a‘yân-ı şehir kadıya bin guruş verüp kürkün kadıda …
Ve Mu‘âviye maviye rağbet edüp dâ’imâ mavi libâs geydiğinden bu Arnavudistân'da asla mavi siyâb geymezler ve mavi lafzın anmazlar. Hatta yine Arnavudluk'da Aydonat nâm bir şehirde kadısı şehre dâhil olunca bir mavi kürk geymiş, a‘yân-ı şehir kadıya bin guruş verüp kürkün kadıdan alup pâre pâre etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 351b ·
metinde göster ·
olunca hâne-i bî-minnetimiz olan Musli Efendizâdelerin sarâyında mihmân olup üç …
Menzil-i şehr-i azîm sarây-ı tahtgâh-ı Bosna: Bu şehre dâhil olunca hâne-i bî-minnetimiz olan Musli Efendizâdelerin sarâyında mihmân olup üç gün sohbet-i hâslar etdik. Mukaddemâ bu şehr-i ma‘mûra sene 1069 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimize geldiğimiz mahalde bu şehir ale't-tafsîl tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 167b ·
metinde göster ·
Menzil-i kal‘a-i Kanije'ye Topraklık kal‘ası tarafından
şehre dâhil
olunca cümle Kanijelinin bay u gedâ ve pîr ü cüvânları istikbâlimize çıkup koca …
Menzil-i kal‘a-i Kanije'ye Topraklık kal‘ası tarafından şehre dâhil olunca cümle Kanijelinin bay u gedâ ve pîr ü cüvânları istikbâlimize çıkup koca Kanije kal‘asından bir yaylım top şâdımânları olup murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Bir alay-ı sürûr-ı hubûr olundu kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olmaz. Hattâ katl etdiğimiz kulağızımızdan ötürü cümle gâziyân-ı Kanije,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 9a ·
metinde göster ·
… p bu kasabanın yemîn [ü] yesârından kırk elli kerre geçmek müyesser olup behr-i
şehre dâhil
olmak müyesser olmadı idi. Şimdi görmek nasîb olup bir ma‘mûr u müzeyyen kasaba …
Menzil-i kasaba-i Yenibâzâr: Yigirmi sene kâmil bu diyârlarda seyâhat edüp bu kasabanın yemîn [ü] yesârından kırk elli kerre geçmek müyesser olup behr-i şehre dâhil olmak müyesser olmadı idi. Şimdi görmek nasîb olup bir ma‘mûr u müzeyyen kasaba-i ra‘nâ imiş. Hâlâ Silisre eyâletinde paşa hâssı voyvadalığı ve yüz elli akçe kazâdır. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi vardır, ammâ şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur. Şehri bir vâsi‘ çemenzâr ve lâle‘ızâr öz içinde vâki‘ olup Eğridere nâm mâ-i cârî şehir içinden cereyân eder. Yüz elli hâne kiremitli ve saz örtülü bâğ u bâğçeli vâsi‘ hânedânları ve yigirmi aded dükkânları ve üç aded demir kapulu ve kârgîr binâlı kal‘a-misâl ma‘mûr bezzâzistânlı ve bir hammâmlı ve iki hânlı ve iki mihrâblı biri mescid ve biri kurşum örtülü Ahmed Paşa câmi‘inin kapusu üzre celî hat ile târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 201b ·
metinde göster ·
Ve bu şehir sâ’ir şühûrlara nisbet münevver ve bir ruhâniyet vardır. Âdem bu
şehre dâhil
olunca gûyâ kalb gözü açıladüşer. Ve bâğ u bâğçelerine âdem girince def‘-i gam …
Ve bu şehir sâ’ir şühûrlara nisbet münevver ve bir ruhâniyet vardır. Âdem bu şehre dâhil olunca gûyâ kalb gözü açıladüşer. Ve bâğ u bâğçelerine âdem girince def‘-i gam edüp cânına cân ve ba‘zı cânân yârân gelüp hoş-elhân tuyûrlar efgân u nâleler etdükde hezâr hezârının hezârân nağamâtları câna râhat verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y17a ·
metinde göster ·
… tarafında kal‘aya girirken çam ağaçlarından âb-ı hayât su olukları handak aşırı
şehre dâhil
olup çeşmelere ve câmi‘lere taksîm olur âb-ı nâbdır. Ve bu Banaz kapusu cânib-i …
Ve bu taş cisrin sağ tarafında kal‘aya girirken çam ağaçlarından âb-ı hayât su olukları handak aşırı şehre dâhil olup çeşmelere ve câmi‘lere taksîm olur âb-ı nâbdır. Ve bu Banaz kapusu cânib-i şimâle mekşûf izdihâm-ı nâs levha kanatlı kapudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y19a ·
metinde göster ·
… rûh-ı kefereye gürûh-ı enbûh girişüp küffâra eyle nîş-i zehirnâk ururlar kim ol
şehre dâhil
olan [[(---) (---) (---)]] keştîleri sâhil-i bâhirde kalır. Ahâlî-i vilâyet mâl …
(---) bu şehre istîlâ edüp âsitâne-i Sultân İbrâhîm'i nehb ü gâret ederken bi-emri Hudâ kabr-i İbrâhîm'den âşiyân edinen arılar bir kerre boşanup gürûh-ı kefereye gürûh-ı enbûh girişüp küffâra eyle nîş-i zehirnâk ururlar kim ol şehre dâhil olan [[(---) (---) (---)]] keştîleri sâhil-i bâhirde kalır. Ahâlî-i vilâyet mâl-ı ganâyimle muğtenim olup gemileri mîrîye ahz ederler. Ol zamândan berü küffâr bu Cübeyle tarafına gelmeğe tevbe eylemişdir. Tevâtürle meşhûr-ı âfâk menâkıb-ı kutb-ı istihkâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y180b ·
metinde göster ·
"Bire şakîlerin bir hîlesi olmasın", deyü cümle asker cür’et edüp
şehre dâhil
oldular. Üç yüz at ve kısrak ve üç yüz mızrak ve kılıç ve akve-i âk ve bu kadar …
"Bire şakîlerin bir hîlesi olmasın", deyü cümle asker cür’et edüp şehre dâhil oldular. Üç yüz at ve kısrak ve üç yüz mızrak ve kılıç ve akve-i âk ve bu kadar esbâb kamîs-i ak ganîmeti kabz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y288b ·
metinde göster ·
… koyunu kurd yer dedikleri üzre Bilbeys'in kenârında cümmeyzler altında bazımız
şehre dâhil
olmuşken hemân sol tarafımızdan mukaddemâ bizimle atbaşı berâber gelen Bağdâdlı …
Hikmet-i Hudâ fe-izâ câ’e'l-kazâ amiye'l-basar. Olacak olur, atalar sözün tutmayan hatâlar dedikleri üzre ve sürüden ayrılan koyunu kurd yer dedikleri üzre Bilbeys'in kenârında cümmeyzler altında bazımız şehre dâhil olmuşken hemân sol tarafımızdan mukaddemâ bizimle atbaşı berâber gelen Bağdâdlı paşa askeri zann etdiğimiz seksen aded hayyâl asker ale'l-umûm içimize at koyup ale'l-gafle cümlemize silâha el atdırmayup mızrak ile anı anda kimin kanda edüp tarfetü'l-ayn içre cümlemiz rumh-ı sinândan geçirüp cümle mülâzımları soymağa başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·