… idi. Âhır bir gice Hazret-i Melikü't-Tâhir rü’yâsında görür kim bu gazâda Haleb
şehrindeki
Şeyh Âbidîn Efendi olmayınca bu kal‘a feth olmaz derler. Hemân Tâhir Baybars, H …
Ba‘dehû Selâhaddîn {merhûm oldukdan sonra} Tâhir Baybars halîfe iken "Nitekim Akka kal‘ası dest-i küffârdadır, yine Kuds'e istîlâları mukarrerdir" deyü yer götürmez asker-i deryâ-misâl ile berren ve yedi yüz pâre gemiyle bahren Akka kal‘asın Tâhir Baybars muhâsara edüp kâmil yedi sene zîr-i kal‘ada bâğ dikdiler. Evlâd [u] ensâb sâhibi oldular. Ammâ yine kal‘anın fethi mümkin olmadı. Zîrâ bu Akka kal‘ası gibi ol asrda böyle bir kal‘a-i Kahkahâ yok idi. Âhır bir gice Hazret-i Melikü't-Tâhir rü’yâsında görür kim bu gazâda Haleb şehrindeki Şeyh Âbidîn Efendi olmayınca bu kal‘a feth olmaz derler. Hemân Tâhir Baybars, Haleb'e bir muhabbetnâme ile âdem ılgarup üç günde Haleb'e varup mektûb-ı muhabbet-uslûbu şeyhe tapşırınca şeyh me’âl-i kelâm-ı anlayup "el-Emru emrüküm!" deyüp na‘leynin üzre âbdest alırken hemân şeyhin bir gözü şehîd olur. "Sübhânallah der. Var âdem elhamdü lillah. İşte bu ân kal‘a feth olur" deyü sağ ayağından na‘leynin çıkarup gazab ile hevâya atup "Var Melik Tâhir'e bizden selâm eyle. Gazâları kutlu olsun, deyü haber eyle. İşte ol gazâda âlem-i bâtında cenk ederken bir gözceğimiz şehîd oldu" deyü merdüm-i dîdesin bir hokkaya koyup mezkûr kâsıd ile çeşm-i şerîfin kal‘a-i Akka altında Tâhir Baybars'a gönderüp kâsıd üç günde Akka kal‘asına geldikde görse kim kal‘a zîr u zeber olup yerde yitüp cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya dâhil olup ibâdetgâh-ı müslimîn olmuş. Kâsıd Melik Tâhir'e gelüp şeyhin selâmıyla çeşm-i şerîfin 41a verüp cümle guzât-ı muvahhidîn âlem-i hayretde kalır. Meğer mezkûr Şeyh Âbidîn hazretleri "Nola da‘vete icâbet gazâda bulunalım" deyüp âbdest alırken gözü şehîd oldukda ayağından na‘linin hevâya endaht etdükde Akka'yı muhâsara eden fetâ-yı müslimîn azharun mine'ş-şems görürler kim bir na‘lîn ber-hevâ tayrân ederek gelüp sîne-i pür-kîne sûra bir kerre niçe darb ederse bi-emrillah taşra handak kenarında olan kal‘a dîvârına bir zelzele-i azîm isâbet edüp cümle burc [u] bârûları ka‘r-ı zemîne geçüp cümle esâsları hevâya nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 40b–41a ·
metinde göster ·
… ulug'da Sultân Ya‘kûb câmi‘i ne Bursa'da Yıldırım Hân'ın Ulu câmi‘i ve ne Sinop
şehrindeki
minber nakşı ve ne diyâr-ı Rûm'da Âtin'de Ebü'l-feth câmi‘i ve ne Budin serhadd …
Evsâf-ı cevâmi‘hâ-yı Divriği: Cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ cümleden ma‘bed-i kadîm Ulucâmi‘ bu varoşdadır. Bu şehr içre bundan büyük câmi‘ yokdur. Tûlen ve arzen (---) ayakdır ve derûn-ı câmi‘de cümle (---) aded sütûn-ı müntehâlardır ve cümle üç aded kapusu var ve bir minâre-i ibret-nümâsı var, ammâ bu câmi‘in bânîsi Âl-i Selçukiyân'dan Sultân Alâ’eddîn'dir. "Bu câmi‘e yedi Rûm harâcı masrûf etmişdir" deyü der-i dîvârında târîhi ve cümle evkâfları tahrîr olunmuşdur. Üstâd-ı mermer-bür bu câmi‘e eyle emek sarf edüp cemî‘i der-i dîvârın eyle bûkalemûn etmişdir kim ne Ayasulug'da Sultân Ya‘kûb câmi‘i ne Bursa'da Yıldırım Hân'ın Ulu câmi‘i ve ne Sinop şehrindeki minber nakşı ve ne diyâr-ı Rûm'da Âtin'de Ebü'l-feth câmi‘i ve ne Budin serhaddinde Kal‘a-i Üstorgon câmi‘i bu Divriği câmi‘inin icrâ-yı ma‘rifetine hemtâ olamazlar. El-hâsıl midhatinde diller kâsırdır. Ve icâbet-i du‘â mahalli olmağıla şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. (---)(---)(---)(---)81a Ve Kızıl Medrese câmi‘i. Çârsûbaşında (---)(---) câmi‘-i Hatîb. Şems-i Bezmgâh câmi‘i.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 80b–81a ·
metinde göster ·
… e bildiler kim Muhammed-i Arabî rûy-ı arza kadem basdı. Hemân ol sâ‘at bu Zağra
şehrindeki
Avganda deyrinde olan mezkûr papas Andire Yoros "İşte bugün Muhammed dünyâya ge …
Ve bu şehirde bir deyr-i mu‘azzam var idi, gûyâ Ayasofya idi. Anda Andire Yoroz nâmında bıtrîk ü kıssîs papa ve ladika ve ruhbânlar var idi. Ol ser-çeşme-i palas pûşân-ı sâhib-i nâr-ı zünnâr Andire mel‘ûn ilm-i nücûmda yed-i tûlâ sâhibi olmağıla Hazret-i Resûl-i Hudâ, Muhammedü'l-Mustafâ'nın Mekke'de zuhûr edeceğin ve cemî‘i kamâme ve düyûr mutalsamâtların münhedim olacağın ta‘ayyün-i yevm, sâ‘at, derîce, dakîka ile demiş idi. Ve ol gün bu Avganda deyri yıkılır derken hikmet-i Hudâ Mekke'de Hazret-i Mustafâ vücûda geldikde Bağdâd'da tâk-i Kisrâ ve Irâk'da âteş-gede-i Nemrûd ve Ayasofya ve Kızılelma ve Kudüs'de kamâme ve Beytü'l-lahm ve Budin Kızılelmasında Makbûl İbrâhîm Paşa'nın câmi‘ etdiği deyr-i azîm ve Üstürgon deyri kubbesi ve Üstolni-Belgrad kubbesi ve Tarabefzûn'da ve Kostantiniyye'de Sarâyburnu'nda balık dalyanı tılsımâtları ve Mısır İskenderiyyesi'nde Âyine-i İskender ve Mısır'da Ehrâm dağları dibinde taşdan Ebü'l-hevl kellesi söylemez olup ve'l-hâsıl yedi bin aded tahrîr olunan kıbâb u âteş-gedeler cümle Hazret-i Risâlet rahm-i mâderden müştak olduğu leyle-i mübârekede cümlesi kudûm-i Resûl edîm-i arza kadem basınca cümlesi münhedim olunca cemî‘i millet-i Mesîhiyye bildiler kim Muhammed-i Arabî rûy-ı arza kadem basdı. Hemân ol sâ‘at bu Zağra şehrindeki Avganda deyrinde olan mezkûr papas Andire Yoros "İşte bugün Muhammed dünyâya gelir" deyü müterakkib iken bir zelzele-i azîm zâhir olup deyr-i Avganda münhedim olup içinde Papa Andire mürd olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 132a ·
metinde göster ·
… ehemmed Kethüdâ, Kırşehri'ndeki kırk bin koyun niçe oldu ve Diyârbekir Çermik'i
şehrindeki
bin kîse niçe oldu ve Van'da Mallı Kaya Çelebi ortağındaki beş yüz kîse altun n …
Kapudan içeri girdikde anı gördüm, bu hammâm câmekânının soffaları üzre iki yüz aded çatal fitilli sekbân u sarıca cellâdları âmâde idiler. Anı gördüm, bu câmekânın havz-ı kebîri su ile leb ber-leb olup ol rûz-ı zemherîrde Kudde Kethüdâ ve Moralı Defterdâr ve Mehemmed Efendi, üçünün dahi gerdenlerinde tokuz zincir ile uryân u büryân ve giryân u nâlân havz içinde iki gün iki gice imiş aç u zâc bir kamîs u serâvile muhtâc olduklarından mâ‘ada her gice cellâdlardan biner tâziyâne kırbaç yiyüp niçe gûne işkence ederlermiş. Hemân Kudde Kethüdâ'yı ol hâl-i diyergûnda görüp aklım başımdan gitdi. Yanına varup üçünün dahi destlerinden bûs etdim. Zîrâ veliyy-i ni‘metlerim idi. Kudde Kethüdâ eydür "Evliyâm bu ne hâldir?". Hakîr eyitdim: "Şimdi sâhib-i devlet yanında idim. Kudde halâs olmak dilerse üç bin kîse versin ve beş bin kîse paşa versin ve Mehemmed Efendi bin kîse versin. Yohsa üçünü de katl ederim, deyü yemîn etti" dedim. Hele Kudde 185a bin kîse ve defterdâr iki bin kîse ve mevkûfâtî beş yüz kîse ve beş yüz cild kitâb-ı müstetâb verecek oldular. Bu kerre İpşir Paşa kethüdâsı Sâlîh Ağa eydür "Ey Mehemmed Kethüdâ, Kırşehri'ndeki kırk bin koyun niçe oldu ve Diyârbekir Çermik'i şehrindeki bin kîse niçe oldu ve Van'da Mallı Kaya Çelebi ortağındaki beş yüz kîse altun niçe oldu ve Gümrük Emîni Hasan Ağa karındaşı Anton Ermenî kâfirdeki iki bin kîse malınız niçe oldu" deyince Kudde Kethüdâ eydür "İşte Evliyâm, bilür, ol Kırşehri'ndeki sahrâ çiftlikde kırk bin koyun anlar cümle Melek Paşa'nındır ve Çermik'de menim mâlım yokdur. Cümle karındaşım Hacı Mûsâ Ağa'nındır ve andaki mâl cümle Kaya Sultân'ındır. Kaya Sultân Van'da Kaya Çelebi ile taş kayasıyla ortaklardır. Altunlarda menim alâkam, bir ahçam ve bir habbem yokdur" deyü yemîn etdikde havzdan uryân çıkarup fakîr Kudde'nin ve hakîr Defterdâr'ın vücûdlarına üç yüz kırbaç urup figânları evce peyveste olup ol zahm-âlûd ile ol şiddet-i şitâda yine havz içine koyup âh [u] enîn etmeğe başladılar. Hakîr eyitdim: "Bre Mehemmed Kethüdâ cemî‘i dostlara haber gönder. Karz-ı hasen bir kaç yüz kîse dahi alup kuş cânlarınız halâs edin" dedim. Bunlar eyitdiler "Ya biz hapisde iken bizlere kim bir fülus-ı ahmer inanırlar. Bizi bir hapisden ıtlâk etsinler, ba‘dehû sâhib-i devletin murâd [u] merâmları üzre mâl bulup halâs olalım" dediler. Hakîr İpşir Paşa'ya varup bu kelâmları söyledim. "Anlar hapisde iken dahi ol kadar mâlı verirler. Anlar eyi âdemlerdir, yohsa şimdi anları katl ederdim" dedikde hakîr yine gelüp istimâ‘ etdiğim üzre İpşir Paşa'nın sözlerin bir bir takrîr eyledüm. Hâh-nâ-hâh üçüncü gün Defterdârdan üç bin sekiz yüz kîse ve sarâyında olan cümle emvâl u erzâkların ve cümle ser-i kârda olan tevâbi‘lerin haps edüp anlardan dahi iki bin kırk kîse mâl tahsîl eyleyüp Diyârbekir'de Bakkaloğlu'na ve Mehemmed Çelebi'ye ve karındaşı Hacı Mûsâ'ya ve Mehemmed Kethüdâzâde İbrâhîm Beğ'in cümle mâl [u] erzâkların mîrîye zabt u rabt etmek içün kapucubaşılar gidüp kendülerini kayd-bend ile der-i devlete fermân-ı şehriyârîler Diyârbekir Valisi Firârî Mustafâ Paşa'ya emirler gitdi. Ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'nin mâlı yok idi. Amma cümle Melek emlâki ve çiftliği ve akarâtları mîrîye ahz u kabz olunup her gün yine bunları gûnâ-gûn işkence ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184b–185a ·
metinde göster ·
… demir kapusu pinhândır. Derûn-ı kal‘ada hân sarâyı vardır. Cümle hânlar Rûmiyye
şehrindeki
bâğ-ı İremde olurlar. Ammâ kal‘a içre Gazan Câmi‘i var, cemâ‘ati yokdur. Buğday …
Bu kal‘a-i Rûmiyye'ye elsine-i nâsda Toprak kal‘a derler. Müverrihân-ı Acem'de Sûr-ı Tılâ-yı Gazan derler. Zîrâ sene 694 târîhinde Muhammed Şâm-ı Gazan binâ etmişdir. Moğol kavmi bu kal‘aya Urumiye derler. Kavm-i Acem Rûmiyye-i Kübrâ derler. Ba‘zı müverrihân Türkistân-ı İrân derler. Zirâ evliyâ-yı Türkmanı gâyet çokdur. Ba‘dehû sene 932 târîhinde Şâh Tahmasb tevsî‘ etdi. Ba‘dehû Ferhâd Paşa ve Hadım Ca‘fer Paşa ve Tavâşî Süleymân Paşa ve Cığaloğlu Sinân Paşa cümle imâr etdiler. Ammâ cümleden imâreti serâpâ sarı çim türâb-ı pâk ile ve darı sapıyla ve kamış köküyle çim ale'l-çim binâ olunmuş bir hâk-i pâk ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Ve cümle rûy-ı dîvârı beyâz cibiz kireç ile sıvalı ak kuğu gibi kal‘a-i zîbâdır. Dendân-ı bedenleri yokdur. Hemân serâpâ mazgal delikleri ile ârâste ve metin tabya killeleriyle pîrâste olmuş bir kal‘a-i üstüvârdır. Cânib-i garba ancak bir demir kapusu pinhândır. Derûn-ı kal‘ada hân sarâyı vardır. Cümle hânlar Rûmiyye şehrindeki bâğ-ı İremde olurlar. Ammâ kal‘a içre Gazan Câmi‘i var, cemâ‘ati yokdur. Buğday anbârları ve çâh-ı mâları ve üç yüz aded nökerât neferât hücreleri vardır. Gayri hân u hammâm ve çârsû-yı bâzârı asla yokdur. Dâ’iren-mâdâr cirmi on bir bin yedi yüz adımdır ve yedi tabya ve şekl-i murabba‘dır. Handakdan dîvârının kaddi yetmiş aded zirâ‘-ı melikîdir. Dîvârının arzı otuzar zirâ‘ vâsi‘ dîvârdır kim üstünde atlılar çevgân oynarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 293b ·
metinde göster ·
bi'r-i tennûrunda kaynayup kırk günde ibtidâ zemîn ü zamân su ile leb be-leb ol …
Evsâf-ı arz-ı kadîm kal‘a-i Semâvât-ı Azîm: Bu şehr-i atîkin Semâvât nâmıyla şöhre-i şehr olmasının vech-i tesmiyyesi oldur kim Tûfân-ı Nûh'da ibtidâ âb-ı zulmet Hazret-i Nûh'un Kûfe şehrindeki bi'r-i tennûrunda kaynayup kırk günde ibtidâ zemîn ü zamân su ile leb be-leb olup kırk birinci gün bir Tûfân-ı Nûh zulumât olup kıyâmetden bir gün oldu. Ve bu şehr-i Semâvât üzre zemâdan bulutlar pâre pâre ve rîze rîze olup Hazret-i Nûh lisân-ı (---) ce Arapça buyurduklarından ba‘de't-Tûfân bu şehre Semâvât eyitdiler. Şehr-i azîm ve belde-i kadîmdir. Hâlâ hâk-i Bağdâd'da vâlî-i Bağdâd'ın bir müte‘azzım ağası hâkimdir. On altı bin guruş iltizâm hâss-ı hümâyûndur. İki yüz âdemiyle hükûmet eder. Ve yüz elli akçe ednâ mertebe kazâ-yı âsumânî-yi Semâvât'dır. Senevî mahsûlâtı Semâvât'dan bâd-ı hevâ hâsıl olur. Kal‘a dizdârı ve yüz mikdârı neferâtı ve kifâyet edecek kadarca hâne ve mühimmâtı ve şâhî topları vardır. Muhtesibi ve şâhbenderi ve gümrük emîni vardır. Şehri nehr-i Furât kenârında Ka‘be hâkinde hurma hıyâbânı içre ma‘mûr şehirdir. Kal‘ası hâk-i pâk ile mebnî şekl-i murabba‘ bir küçük sûr-ı musanna‘dır. Ve cümle (---) aded müfîd ü muhtasar hânelerdir ve cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ (---)(---) câmi‘i.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 358a ·
metinde göster ·
… gezüp kurâdan kurâya giderler. Hemân diyâr-ı Acem'de Tebrîz'de ve Hoy ve Merend
şehrindeki
yer altında olan kuyular gibi bunda dahi âdemler gezer, acîb ü garîb temâşâ ova …
Ba‘dehu cümle ahâlî-i vilâyet mezkûr kuyular içre girüp ol sahr[â] altında gezüp kurâdan kurâya giderler. Hemân diyâr-ı Acem'de Tebrîz'de ve Hoy ve Merend şehrindeki yer altında olan kuyular gibi bunda dahi âdemler gezer, acîb ü garîb temâşâ ovadır ve garâ’ib mahsûllü sahrâcıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162a ·
metinde göster ·
… r: İslâmbol'daki Ayasofya câmi‘ine benzer ammâ bu andan küçükdür. Ve Tarabefzûn
şehrindeki
Ayasofya dahi bu kadardır. Bu üç Ayasofya câmi‘leri Yanko ibn Madyan'ın Sofya ş …
Câmi‘-i Ayasofya-yı Kebîr: İslâmbol'daki Ayasofya câmi‘ine benzer ammâ bu andan küçükdür. Ve Tarabefzûn şehrindeki Ayasofya dahi bu kadardır. Bu üç Ayasofya câmi‘leri Yanko ibn Madyan'ın Sofya şehrinde olan Aysof kızının binâları olduğundan Ayasofya câmi‘leri derler. Lâkin bu Selânik Ayasofyasının kıble kapusundan mihrâba varınca tûlu yüz yetmiş beş ayakdır, arzı yüz yigirmi beş ayakdır. Ammâ ibret-nümâ-yı iberdir kim bu câmi‘ içinin sol tarafında yek-pâre yeşil somâkîden yine kendüden altı ayak nerdübân ile çıkılır bir zümürrüd gibi mücellâ yeşil kürsî var kim bu cihânda misli yokdur. Gâyetü'l-gâye vâcibü's-seyr san‘at-ı garîbe vü acîbedir kim rûy-ı arzda seyyâhân-ı berr [ü] bihârân-ı cihân-bîn içre meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 225b ·
metinde göster ·
… ed ibret-nümâ-yı eser su dollâbları var kim Adana şehrinde ve Arabistân'da Hamâ
şehrindeki
gibi su dollâbları var. Şehrin ortasında cereyân eden nehr-i (---) yemîn [ü] ye …
Cümle 200 aded ibret-nümâ-yı eser su dollâbları var kim Adana şehrinde ve Arabistân'da Hamâ şehrindeki gibi su dollâbları var. Şehrin ortasında cereyân eden nehr-i (---) yemîn [ü] yesârında sağîr ü kebîr dollâblar deverân edüp her birinden birer gûne sadâ peydâ olup başka bir gûne nağamât-ı makâmât-ı dollâbdır kim cümle hammâmlara ve câmi‘lerin havz [u] şâzrevânlarına ve cemî‘i sarây hânedânlar ve müşebbek bostânlar ve niçe bin aded ravza-i rıdvân misilli cinîn ü gaytânlara cemî‘i âb-ı sâfî muravvaklar bu dollâblardan tevzî‘ [ü] taksîm olup şehir bâğçeleri rey olur. Bir acâ’ibât [ü] garâ’ibâtdan dollâb-ı vâcibü's-seyrlerdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239b ·
metinde göster ·
… anadır ve bir musanna‘ tarz-ı kadîm mihrâb ve minberi var kim misli meğer Sinop
şehrindeki
minber ola. Ve taşra yan soffalarında altı aded sütûn üzre münakkaş latîf kubbe …
Gedik Ahmed Paşa Bâyezîd-i Velî câmi‘i (---)(---) anın hayrât [u] hasenâtındandır. Bây u gedâya ni‘meti mebzûl olduğundan [[(---) (---) (---)]] lu yüz elli ayakdır. Arzı seksen Q 9aP 9a kademe ve iki kubbe yan yanadır ve bir musanna‘ tarz-ı kadîm mihrâb ve minberi var kim misli meğer Sinop şehrindeki minber ola. Ve taşra yan soffalarında altı aded sütûn üzre münakkaş latîf kubbelerdir. Ve hareminde âbdest havuzunun cânib-i erba‘asında şecere-i ibret-nümâlar ile müzeyyen bir haremdir kim sâye-i dırahtlardan aslâ güneş te’sîr etmez bir koyah yerdir. Ve bu hareme muttasıl âb [u] hevâsı latîf bir hammâm-ı müferrihi var kim hastalar girse hayât bulur. Ve bir medresesi var yetmiş hücredir. Ders-i âmı ve talebeleri mevcûddur. Müderrisîn mâbeyninde pâyesi âlî bir medresedir. Ve imâreti ve hânları ve cümle imârâtları serâpâ kurşum ile örtülü câmi‘-i bî-bedeldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y16a ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ bu hakîr iki haftada bu cây-i müferrihde Dârâ-vâr dârât [u] azametle fakîrânece zevk [u] safâ edüp Hakk'ın ihsânına hamd [ü] senâ ederek ibâdet edüp pâdişâhâne safâlar etdim. Ba‘dehu Mühürdâr Paşa efendimizden âhirü'l-emr müfârakat mukarrer oldukda hüsn-i rızâları ile me’zûn olup hakîre iki yüz bundukanî Venedik altunu ve yine bir semmûr paçası serhaddî yol kürkü ve bir kat esvâb ve yine bir Alman sâ‘ati ve bir Cezâyir kürdesi kılıç ve bir Cezâ’ir tüfengi ve bir eğerli küheylân at ve huddâmlarıma serâpâ onar guruş ve birer saya çuka ve birer Sakız atlası ihsân edüp dest-i şerîfin bûs edüp feza‘ [u] çeza‘ ile birbirimiz ile vedâlaşup kethudâsıyla bizi aşağı Sakız şehrindeki sarây-ı azîmine gönderüp bâğ-ı İremli ve gül [ü] gülistân bostânlı âbâdân kurâlar ubûr ederek bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y55a ·
metinde göster ·
"Yâ Rab! Bu kavim bana îmân getirmezler. Bunları kahr eyle, yâhûd beni bu âsîlerden halâs edüp yedi deryâ seyâhatin nasîb eyle" deyü du‘âsı hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bu Sayda şehrindeki makâmında gemiye süvâr olup bi-emri'llâh Yûnus Nebî'yi deryâya ilkâ edüp Cenâb-ı Bârî yedi deryâyı balık karnında seyâhat etdirüp kırkıncı gün ki yevm-i Âşûrâ idi, cümle balıklar Yûnus balığına hücûm edüp anların hücûmundan emr-i Hakk ile balık bu mahalle gelüp çıkdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y192a ·
metinde göster ·