… emdir. Cümle mâl-ı pâdişâhî hâlâ bizim zimmetimizdedir. Senden gayri görelim ne
şekil
vezîr gelüp Nakura Boğazın aşabilür. Hâlâ cümle mâl bizdedir" deyü bu kelâm-ı m …
Menzil-i karye-i Vâdî-i Limon: Cümle asâkirle bir limonlu sahrâda hayemâtlar ile meks olup bekâyâ mâlı tahsîl ederken Akye kal‘asından müsellem geldi: "Siz ma‘zûlsuz" dediklerinde Murtezâ Paşa efendimizin aklı başından gidüp düşman içinde iken gâyet müte’ellim olup kendüye telâş verüp ertesi sene 1059 târîhinde Âsitâne-i sa‘âdet tarafından İpşir Paşa'ya eyâlet-i Şâm ihsân olunup müsellemi Köse Bayrâm Ağa gelüp cümle a‘yân-ı Şâm ve monlâ-yı Sıfet ile gelüp Paşa'ya buluşdukda emr-i pâdişâhîleri ve hatt-ı şerîfleri ibrâz edüp kırâ‘et olundukda Murtezâ Paşa efendimiz eydür: "İpşir Paşa karındâşımıza Şâm eyaleti mübârek ola!" deyü Müsellem Bayrâm Ağa'ya bir yeşil çuka kaplu bir semmûr kürk ihsân etdükde Bayrâm Ağa "Sultânım! Sıfet mâlından tahsîl etdiğiniz cümle mâlı bize teslim eylen!" dedikde "Çık bre hınzır!" deyü Bayrâm Ağa'yı katl edeyazdı. Fakir Bayrâm Ağa, bayrâma iremeye yazup otak-ı nüh-tâkdan taşra bayrâm [u] seyrâna gitdi. Ertesi dîvân-ı pâdişâhî olup cemî‘i Dürüzî ve Timânî şeyhleri ve'l-hâsıl cümle mîrî bekâyâ mâl verenlere Murtezâ Paşa "Temessük vereyim, sizden şu kadar mâl aldım ve şu kadar bekâyâ mâl-ı pâdişâhî kaldı" dedikde cümle meşâyihân-ı Dürüzî [vü] Timânîyân "Var git Murtezâ, selâmetle! Biz sana bir akçe mâl-ı pâdişâhî vermedik. Bizim sana verdiğimiz cümle ücret-i kademdir. Cümle mâl-ı pâdişâhî hâlâ bizim zimmetimizdedir. Senden gayri görelim ne şekil vezîr gelüp Nakura Boğazın aşabilür. Hâlâ cümle mâl bizdedir" deyü bu kelâm-ı müşeyyihân sicillâta yazılup Murtezâ Paşa cümle şeyhlerden "Zimmetimizdedir" deyü temessükâtlar alup temessükler mûcebince Sıfet mollasından huccet-i şer‘iyye alup bin altı yüz kîseyi larkkıdak yudup tâze cân buldukda cümle Dürüzî şeyhlerine iki yüz hil‘at-ı fâhire ve bu kadar destâr-ı Muhammedî ve çuka ve kumâşlar ihsân edüp andan cümle vedâlaşıp bu mahalde cümle Şâm askeri me’zûn olup Şâm'a gitdiler. Paşa efendimiz Sıfet şehrinde Hazret-i Ya‘kûb evlâdların ve Beytü'l-hazen'i ziyâret etmeğe azîmet edüp cümle kendi askeriyle Vâdî-i limondan kalkup yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at sarp dağlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44a ·
metinde göster ·
… ûm ammâ dahi nâ-tamâm bir ciğerpâredir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne
şekil
kaş ve göz sâhibi ve ne şekil kadd u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve n …
Gördüm ki paşa haremden taşra çıkup elinde bir kutu kapağı içre mezkûr sıkıt vâkı‘ olup beğceğizin na‘şe-i pâkini cümle tevâbi‘ât u lavâhıkâtlara o ciğerpâre beğceğizi gösterince anlar da feryâd u figâna başladılar. Bu kerre paşaya Van mansıbının mübârek-bâdı gelen vüzerâ vü vükelâlar bu hâl-i pür-melâli görünce anlar dahi müteellim olup bükâ-âlûd oldular ve paşaya tesellî verdiler. Paşa dahi "Bak ağalar, ne cüvân yiğit olacak imiş. Bakın kaşlarına ve âhû gözlerine ve bakın kadd [u] kâmetine" deyüp feryâd ederek "Âh yiğitliğine doymayan beğ oğlum, âh at binüp kılıç kuşanmağa doymayan oğlum!" deyü hakîrin yanına gelüp kutu kapağı içre beğin vücûdun gösterdi. Anı gördüm bir kızıl ciğerpâre, gerçi kaşı gözü ma‘lûm ammâ dahi nâ-tamâm bir ciğerpâredir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne şekil kaş ve göz sâhibi ve ne şekil kadd u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve nâ-tamâm düşdü cân yok, alay mı bozdu, kâfir mi akdardı, kelle mi kesdi, ya dünyâya hayy mı geldi. Bu ne şekil yiğitliğine doymayan beğdir. Ancak bir et pâresidir. Tamâm yiğit olmağa dünyâya hayy gelse kırk yıl gerekdir. Bu hod henüz yedi aylık bir ciğerpâredir. Siz ise kırk sene mukaddem târîh ile sıkıt gelmiş bir kan pâresiyçün feryâd edersiz. El-hükmü lillah, hemân cenâbımız ile Kaya Sultân efendimiz sağ olsun" deyü paşaya tesellî-i hâtır verdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184a ·
metinde göster ·
… rpâredir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne şekil kaş ve göz sâhibi ve ne
şekil
kadd u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve nâ-tamâm düşdü cân yok, alay mı …
Gördüm ki paşa haremden taşra çıkup elinde bir kutu kapağı içre mezkûr sıkıt vâkı‘ olup beğceğizin na‘şe-i pâkini cümle tevâbi‘ât u lavâhıkâtlara o ciğerpâre beğceğizi gösterince anlar da feryâd u figâna başladılar. Bu kerre paşaya Van mansıbının mübârek-bâdı gelen vüzerâ vü vükelâlar bu hâl-i pür-melâli görünce anlar dahi müteellim olup bükâ-âlûd oldular ve paşaya tesellî verdiler. Paşa dahi "Bak ağalar, ne cüvân yiğit olacak imiş. Bakın kaşlarına ve âhû gözlerine ve bakın kadd [u] kâmetine" deyüp feryâd ederek "Âh yiğitliğine doymayan beğ oğlum, âh at binüp kılıç kuşanmağa doymayan oğlum!" deyü hakîrin yanına gelüp kutu kapağı içre beğin vücûdun gösterdi. Anı gördüm bir kızıl ciğerpâre, gerçi kaşı gözü ma‘lûm ammâ dahi nâ-tamâm bir ciğerpâredir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne şekil kaş ve göz sâhibi ve ne şekil kadd u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve nâ-tamâm düşdü cân yok, alay mı bozdu, kâfir mi akdardı, kelle mi kesdi, ya dünyâya hayy mı geldi. Bu ne şekil yiğitliğine doymayan beğdir. Ancak bir et pâresidir. Tamâm yiğit olmağa dünyâya hayy gelse kırk yıl gerekdir. Bu hod henüz yedi aylık bir ciğerpâredir. Siz ise kırk sene mukaddem târîh ile sıkıt gelmiş bir kan pâresiyçün feryâd edersiz. El-hükmü lillah, hemân cenâbımız ile Kaya Sultân efendimiz sağ olsun" deyü paşaya tesellî-i hâtır verdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184a ·
metinde göster ·
… lay mı bozdu, kâfir mi akdardı, kelle mi kesdi, ya dünyâya hayy mı geldi. Bu ne
şekil
yiğitliğine doymayan beğdir. Ancak bir et pâresidir. Tamâm yiğit olmağa dünyâya …
Gördüm ki paşa haremden taşra çıkup elinde bir kutu kapağı içre mezkûr sıkıt vâkı‘ olup beğceğizin na‘şe-i pâkini cümle tevâbi‘ât u lavâhıkâtlara o ciğerpâre beğceğizi gösterince anlar da feryâd u figâna başladılar. Bu kerre paşaya Van mansıbının mübârek-bâdı gelen vüzerâ vü vükelâlar bu hâl-i pür-melâli görünce anlar dahi müteellim olup bükâ-âlûd oldular ve paşaya tesellî verdiler. Paşa dahi "Bak ağalar, ne cüvân yiğit olacak imiş. Bakın kaşlarına ve âhû gözlerine ve bakın kadd [u] kâmetine" deyüp feryâd ederek "Âh yiğitliğine doymayan beğ oğlum, âh at binüp kılıç kuşanmağa doymayan oğlum!" deyü hakîrin yanına gelüp kutu kapağı içre beğin vücûdun gösterdi. Anı gördüm bir kızıl ciğerpâre, gerçi kaşı gözü ma‘lûm ammâ dahi nâ-tamâm bir ciğerpâredir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne şekil kaş ve göz sâhibi ve ne şekil kadd u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve nâ-tamâm düşdü cân yok, alay mı bozdu, kâfir mi akdardı, kelle mi kesdi, ya dünyâya hayy mı geldi. Bu ne şekil yiğitliğine doymayan beğdir. Ancak bir et pâresidir. Tamâm yiğit olmağa dünyâya hayy gelse kırk yıl gerekdir. Bu hod henüz yedi aylık bir ciğerpâredir. Siz ise kırk sene mukaddem târîh ile sıkıt gelmiş bir kan pâresiyçün feryâd edersiz. El-hükmü lillah, hemân cenâbımız ile Kaya Sultân efendimiz sağ olsun" deyü paşaya tesellî-i hâtır verdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184a ·
metinde göster ·
Bu kal‘a-i hoş-binâ-yı ra‘nâcık Rivne dağı eteğinde bir yalçın kırmızı
şekil
kaya üzre seng-i tırâş bir kal‘a-i savaş-ı hâzır-başdır kim gûyâ şekl-i bâdemî …
Bu kal‘a-i hoş-binâ-yı ra‘nâcık Rivne dağı eteğinde bir yalçın kırmızı şekil kaya üzre seng-i tırâş bir kal‘a-i savaş-ı hâzır-başdır kim gûyâ şekl-i bâdemî vâki‘ olmuşdur, lâkin mürûr-ı eyyâm ile câ-be-câ yerleri münhedim olup sene (---) târîhinde Melek Ahmed Paşa hasbeten lillâh kendü mâlıyla bu kal‘ayı ta‘mîr ü termîm edüp dürr-i beyz-âsâ beyâz kuğu gibi edüp kal‘a önünde Hilevne sahrâsına nâzır bir tophâne seddi binâ etdi kim gûyâ sedd-i İskender'dir. Ve kal‘anın tâ zirve-i a‘lâsında yalçın kaya üzre bir kulle-i azîm inşâ etdi ve bu kulleye ve mezkûr sedd üstüne Tekelü Paşa münhezim olduğu seneden kalan topları kundaklayup bu kal‘aya ve sedler üstüne ale't-tertîb dizüp cümle top-ı kûplar Hilevne sahrâsına nâzırlardır ve bunda olan cebehâne-i gûnâ-gûnun vefreti Bosna serhaddinin bir kal‘alarında yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 134b ·
metinde göster ·
… ib olan mâlların nice bulup tahsîl edersin? Bu ne şekl-i hümec hükûmetdir ve ne
şekil
vâlî-i vilâyetlikdir?" deyü niçe ta‘n-âmîz mektûblar geldi.
"Benim Melek Paşa karındaşım, bu ne hükûmetdir kim kendü mâlını hıfz edemeyüp nâ-hak yere gayrı âdemlere işkenceler edersin. Ya gayrı ibâdullâhların gâ’ib olan mâlların nice bulup tahsîl edersin? Bu ne şekl-i hümec hükûmetdir ve ne şekil vâlî-i vilâyetlikdir?" deyü niçe ta‘n-âmîz mektûblar geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 165a ·
metinde göster ·
… rhale ba‘îde yerdir. Nehr-i Tuna kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş bir kırmızı
şekil
bir tell-i sun‘-ı Hudâ-yı refî‘a üzre Van kayası ve Mardin kayası ve Amâdiyye k …
Evvelâ kal‘a-i Üstürgon kal‘a-i Budun'un cânib-i şimâlîsinde bir müşvâr merhale ba‘îde yerdir. Nehr-i Tuna kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş bir kırmızı şekil bir tell-i sun‘-ı Hudâ-yı refî‘a üzre Van kayası ve Mardin kayası ve Amâdiyye kayaları gibi kehkeşân-âsâ semâya kad-keşân olmuş bir püşte-i yalçın üzre şekl-i bâdemî, ya‘nî akçe tahtası gibi kıbleden şimâle tûlânîce vâkı‘ olmuş binâ-yı Koca Mihadi Laslo Risâlet-penâh zuhûrundan altı yüz yıl mukaddem Rûhullâh-ı Emîn Îsâ Nebî zamânında binâ olunmuş bir Şeddâdî rıhtım seng binâ bir sûr-ı ra‘nâdır kim Komaran ve Uyvar sahrâsından bu rabât-ı azîmeyi görenler,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93a ·
metinde göster ·
… lkı çok libâs ve kürkler geymek ile mahbûb u mahbûbeleri cümle kısa(?) ve büğrü
şekil
görünür.
Bu şehr-i Alatır'ın eşkâl-i zemîni: Yine Heyhât sahrâsıdır, ammâ nehr-i Etil'den bir merhale yer ba‘îd bir vâsi‘ çemenzâr ve lâlezâr mahsûllü fezâda âb [u] hevâsı latîf mahbûbe Mujik kavmi kızları var kim gûyâ bânû-yı cihândırlar. Ammâ bu diyârın şiddet-i şitâsı şedîd olmak ile halkı çok libâs ve kürkler geymek ile mahbûb u mahbûbeleri cümle kısa(?) ve büğrü şekil görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 171b ·
metinde göster ·
kapusu cenûba dağ kapusu ve cümle otuz kulle ve bin sekiz yüz seksen sekiz bede …
Ve [[(---)(---)(---)(---)(---)]] garba şekil kapusu cenûba dağ kapusu ve cümle otuz kulle ve bin sekiz yüz seksen sekiz bedendir. Ve bu cirmde olan [[(---)(---)(---)(---)(---)]] toprak örtülü yine ol mezkûr taş dîvârlı mükellef evlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y144a ·
metinde göster ·
bir hâtûn vardır, müstecâbü'd-da‘ve bir hurmedir, altı ay kış günleri deryâ içi …
Bunda bir mecnûne şekil bir hâtûn vardır, müstecâbü'd-da‘ve bir hurmedir, altı ay kış günleri deryâ içinde yatup başın kenâra koyup cümle vücûdu deryâya müstağrak yatır. Deryâ böcekleri esbâbı içinde âşiyân yapup ba‘zı haşerâtlar etin yerler, vücûdun delik delik edüp kızıl kanlar cereyân Y 331b eder. Ba‘zı kimesneler anın hâtırıyçün leb-i deryâyı deverân [u] seyrân ederek ol hâtûnu bulup bir nân pâre verirler, alup def‘-i cû‘ eder. Ammâ yaz günleri deryâdan çıkup berde ısıcak rimâl içre yatup geysûların târmâr kılup fitîle fitîle saçların döküp bir ucbe-likâdır kim bir âdem bi'l-bedâhe görse câdû deyü aklı perîşân olur. Gâyet cüssedâr lahm [u] şahm sâhibi hâtûndur. Altmış senedir bu hâl üzredir, deyü nakl etdiler. Kimse ile kelimât etmeyüp dâ’imâ summun bükmün durur. Hamd-i Hudâ hakîr du‘âsına yâhûd bir hüsn-i nazarına mazhar olalım, deyü vardıkda hakîre kebesi içinden bir beyâz ekmek çıkarup içinden on hûrmâ ve üç altun çıkup hakîre nazar etdi. Aceb temâşâ hâtûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y331a–Y331b ·
metinde göster ·