… bir pâre pâre bostâncı külâhı geyüp omuzunda bir tüfeng kundağı ve altında bir
ağaca
at gibi süvâr olup elinde licâmı ağaç atın sıçradup gelirken yemîn [ü] yesârınd …
Mesîre-i evvel: Bir kerre bir kaç yârân ile dîvân seyrine giderken râh-ı dîvânda bu dîvâneye râst geldik. Başına bir pâre pâre bostâncı külâhı geyüp omuzunda bir tüfeng kundağı ve altında bir ağaca at gibi süvâr olup elinde licâmı ağaç atın sıçradup gelirken yemîn [ü] yesârında olan ehl-i dükkânlara birer gûne evzâ‘ [u] etvâr gûna gûn şakalar ederek gelüp hemân bir yârânımızın yanından geçerken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115a ·
metinde göster ·
meyve ver ve meyvesin meşhûr-ı âfâk eyle" deyü du‘â edüp Bâyezîd-i Velî ve Kara …
"Yâ Rabbî bu kuru ağaca meyve ver ve meyvesin meşhûr-ı âfâk eyle" deyü du‘â edüp Bâyezîd-i Velî ve Kara Şemşeddîn hazretleri âmîn deyüp ol sâ‘at kuru kızılcık çubuğu yeşerüp berk [u] bâr verir. Her dâne-i 140a kızılcığı beşer dirhem gelir kerâmet-i Bâyezîd mi, Kara Şemseddîn mi, Şehzâde Selîm mi böyle bir kuru çubuk meyve verdiğiyçün hâlâ Çubuklu Bâğçe derler. İlâ mâşâallâh, bunda olan kızılcık bir diyârda yokdur. Her biri beşer dirhem gelir la‘l-gûn Medîne hurmâsı kadardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139b–140a ·
metinde göster ·
bile çıkup ağacı aşağı eğdirüp aşağı yere inenler yine ağaca ankebût gibi tırma …
Bu kerre demin ağaca bile çıkup ağacı aşağı eğdirüp aşağı yere inenler yine ağaca ankebût gibi tırmaşup yine ağaç bâr-ı sakîlden zemîne eğilüp yatar. Bu kerre demin ağaç üzre kalup salınanların cümlesi aşağı atılup demin aşağı inenler bu kerre ağaç üzre kalup ol kadar "Halli sun" çağırırlar kim sadâları eflâke çıkar. Eğer bir hoş salınmasalar aşağıdakiler ağaçdakilere "Hey batabnî batabnî; hey kösnî dümbelenî" deyüp el urup birbirine bu gûne şakalar ederler. Ammâ garâbet bundadır kim bir diyârın kavak ağaçları iki tarafına böyle eğilmek ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b ·
metinde göster ·
Bu kerre demin ağaca bile çıkup ağacı aşağı eğdirüp aşağı yere inenler yine
ağaca
ankebût gibi tırmaşup yine ağaç bâr-ı sakîlden zemîne eğilüp yatar. Bu kerre de …
Bu kerre demin ağaca bile çıkup ağacı aşağı eğdirüp aşağı yere inenler yine ağaca ankebût gibi tırmaşup yine ağaç bâr-ı sakîlden zemîne eğilüp yatar. Bu kerre demin ağaç üzre kalup salınanların cümlesi aşağı atılup demin aşağı inenler bu kerre ağaç üzre kalup ol kadar "Halli sun" çağırırlar kim sadâları eflâke çıkar. Eğer bir hoş salınmasalar aşağıdakiler ağaçdakilere "Hey batabnî batabnî; hey kösnî dümbelenî" deyüp el urup birbirine bu gûne şakalar ederler. Ammâ garâbet bundadır kim bir diyârın kavak ağaçları iki tarafına böyle eğilmek ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b ·
metinde göster ·
… üzre topları ve tüfengleri ve kumbaraları eyle yağdırdı kim her top güllesi bir
ağaca
ve her ağaç pâresi bir âdem kellesine isâbet edüp üç yüz aded gâzîler cümle bir …
"Ma‘kûldur sultânım" deyüp Kazancızâde Süleymân Ağa ve Hacızâde Efendi Fâtiha deyüp ba‘de'd-du‘â ve's-senâ ile hemân sene 1074 târîhinin mâh-ı (---) gününde Dergâh-ı âlî Yeniçeri ağası Sâlih Paşa'ya ve kethudâ beğe ve topçuyân ve cebeciyâna ve erbâb-ı tîmâra ve erbâb-ı zu‘amâya meterise girmek içün fermânlar olunup alâ melei'n-nâs cümle leşker-i muvahhidîn rûz-ı rûşende meterise girince derûn-ı hisârdan küffâr dahi şarâb-ı bî-hicâbın içüp gözleri kızıl kana müstağrak olup asâkir-i İslâm üzre topları ve tüfengleri ve kumbaraları eyle yağdırdı kim her top güllesi bir ağaca ve her ağaç pâresi bir âdem kellesine isâbet edüp üç yüz aded gâzîler cümle bir ânda şehâdet câmın nûş edüp mest-i elest serhoşu oldular ve bizim balyemezlerimiz dahi yedi koldan kal‘anın sîne-i pür-kînesine isâbet etdikde zerre kadar rahne vermeyüp cemî‘i güllelerimiz kal‘anın ağaçları arasına girüp gâ’ib olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183b ·
metinde göster ·
… Kot kapur hand, ulu Allâhu azîmü'ş-şân içün, makar fand du‘â eder Evliyâ" deyü
ağaca
kazdım, ammâ hakkâ ki Alman diyârında bir alâmet edüp bu hattı yazdım. Ammâ bu …
Ya‘nî "Meryem Ana içün ve Kot kapur hand, ulu Allâhu azîmü'ş-şân içün, makar fand du‘â eder Evliyâ" deyü ağaca kazdım, ammâ hakkâ ki Alman diyârında bir alâmet edüp bu hattı yazdım. Ammâ bu hakîr bu ağacın asl [u] fer‘ini niçe esîr papaslardan su’âl etdikde anların nakilleri üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5a ·
metinde göster ·
… it dahi mecrû[h] idi. Ve bir yiğidimiz dahi kâfiri kovarken atı ile kendüyi bir
ağaca
urup atı ve kendüsi şehîd oldu.
Ve dahi hamd-i Hudâ demek aybdır, ammâ hâzâ min fadlı Rabbî, bu hakîre dahi bu gazâda iki gazâ müyesser olup birisi ok ile ve birisi seyf-i müczem ile, ammâ bizim askerden yedi yiğit şehîd olup kırk yiğit dahi mecrû[h] idi. Ve bir yiğidimiz dahi kâfiri kovarken atı ile kendüyi bir ağaca urup atı ve kendüsi şehîd oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 8b ·
metinde göster ·
muhkem sarup kurşuma dutdular ve gulâm-ı hîz-i nâ-pâki kassâb-ı pâk gibi pâk pâ …
Andan kalkup {2 sâ[‘atde]} menzil-i kal‘a-i Hamza Beğ ve {2 sâ[‘atde]} kal‘a-i Erçin'i geçüp {4 sâ[‘atde]} kal‘a-i Penteli, bu menzilde Vezîr-i a‘zamın bir sekbânı yine bir sekbânın bir gulâmın ayardup firâr etdükde dutup yolsuz olduğuyçün herîf-i sârık gulâmı bir ağaca muhkem sarup kurşuma dutdular ve gulâm-ı hîz-i nâ-pâki kassâb-ı pâk gibi pâk pâre pâre etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 30a ·
metinde göster ·
… ar: Pehlivân-ı kâmil bu bahr içre kuruyup bâğçenin bir köşesine bir ağaçdan bir
ağaca
bir perde gerüp elindeki asâ ile perdeye "Bir kerre çıkun taşra" deyü urup hemâ …
Seyr-i ibret-nümâ-yı âhar: Pehlivân-ı kâmil bu bahr içre kuruyup bâğçenin bir köşesine bir ağaçdan bir ağaca bir perde gerüp elindeki asâ ile perdeye "Bir kerre çıkun taşra" deyü urup hemân bir kerre verâ-yı perdeden bir alay azîm dîv-i gûnâ-gûn kim her birinin ellerinde çınar pâre nobutları ve kalkan ve harbe ve âlât-ı silâhları ile ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b ·
metinde göster ·
… ttâ bizim hânı ma‘zûl görüp cihân cihân hazz etdiler. Ammâ bu Âdemî kavmi cümle
ağaca
taparlar. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Ve dahi henüz hân olan Çoban Geray oğullarından Azamet Geray Sultân (---) Sultân bunda emânetdirler. Hattâ bizim hânı ma‘zûl görüp cihân cihân hazz etdiler. Ammâ bu Âdemî kavmi cümle ağaca taparlar. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… âşâ sümme hâşâ bu dırahtın reng-i rûy-ı münevverin görüp ma‘bûd ittihâz edüp bu
ağaca
perestiş eder bir alay ağaç îmânlı kefereler cem‘ olurlar.
Hulâsa-i kelâm Hind ü Sind ve Çîn [ü] Mâçîn ve Hıtâ vü Hoten ve Fağfûr u Maskov ve'l-hâsıl ekâlîm-i seb‘a tüccârları gelüp bu mahalde cemî‘i zî-kıymet metâ‘ların fürûht edüp şecer-perest olanlar hâşâ sümme hâşâ bu dırahtın reng-i rûy-ı münevverin görüp ma‘bûd ittihâz edüp bu ağaca perestiş eder bir alay ağaç îmânlı kefereler cem‘ olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… bin balmûmları ve yel mûmları yakup her gece çerâğân edüp âyîn-i bâtılları üzre
ağaca
tapınırlar. Ve dahi elbette her Çerkes gideceği mahalde bu ağacın sîne-i pür-kî …
Temâşâ-yı ibret-i azîm: Her sene bu dırahtın altına gelüp bey‘ [u] şirâ edüp gidilir. Elbette bu ağacın cânib-i etrâfında elbette niçe kerre yüz bin balmûmları ve yel mûmları yakup her gece çerâğân edüp âyîn-i bâtılları üzre ağaca tapınırlar. Ve dahi elbette her Çerkes gideceği mahalde bu ağacın sîne-i pür-kînesine bî-hadd ü bî-hisâb ol kadar âlet-i harbe müte‘allık demir pâreleri ve ekser ve na‘l ve mıh ve'l-hâsıl cihânda ne kadar bin gûne demir pâreleri mıhlıdır kim niçe bin yıldan berü bu ağacın cüssesi demirden polad-ı Nahcevâniyyeye dutunup hadîd-i gûnâ-gûna müstağrak olmuşdur. Ol zu‘m-ı bâtılları üzre bu ağaca demirleri kakarlar kim her kimin bu ağaca bir alâmeti olursa ağaç bu âdemi unutmayup cehennem azâbına komaya. Yâhûd şefâ‘at edüp kurtara.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… yyeye dutunup hadîd-i gûnâ-gûna müstağrak olmuşdur. Ol zu‘m-ı bâtılları üzre bu
ağaca
demirleri kakarlar kim her kimin bu ağaca bir alâmeti olursa ağaç bu âdemi unut …
Temâşâ-yı ibret-i azîm: Her sene bu dırahtın altına gelüp bey‘ [u] şirâ edüp gidilir. Elbette bu ağacın cânib-i etrâfında elbette niçe kerre yüz bin balmûmları ve yel mûmları yakup her gece çerâğân edüp âyîn-i bâtılları üzre ağaca tapınırlar. Ve dahi elbette her Çerkes gideceği mahalde bu ağacın sîne-i pür-kînesine bî-hadd ü bî-hisâb ol kadar âlet-i harbe müte‘allık demir pâreleri ve ekser ve na‘l ve mıh ve'l-hâsıl cihânda ne kadar bin gûne demir pâreleri mıhlıdır kim niçe bin yıldan berü bu ağacın cüssesi demirden polad-ı Nahcevâniyyeye dutunup hadîd-i gûnâ-gûna müstağrak olmuşdur. Ol zu‘m-ı bâtılları üzre bu ağaca demirleri kakarlar kim her kimin bu ağaca bir alâmeti olursa ağaç bu âdemi unutmayup cehennem azâbına komaya. Yâhûd şefâ‘at edüp kurtara.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… olmuşdur. Ol zu‘m-ı bâtılları üzre bu ağaca demirleri kakarlar kim her kimin bu
ağaca
bir alâmeti olursa ağaç bu âdemi unutmayup cehennem azâbına komaya. Yâhûd şefâ‘ …
Temâşâ-yı ibret-i azîm: Her sene bu dırahtın altına gelüp bey‘ [u] şirâ edüp gidilir. Elbette bu ağacın cânib-i etrâfında elbette niçe kerre yüz bin balmûmları ve yel mûmları yakup her gece çerâğân edüp âyîn-i bâtılları üzre ağaca tapınırlar. Ve dahi elbette her Çerkes gideceği mahalde bu ağacın sîne-i pür-kînesine bî-hadd ü bî-hisâb ol kadar âlet-i harbe müte‘allık demir pâreleri ve ekser ve na‘l ve mıh ve'l-hâsıl cihânda ne kadar bin gûne demir pâreleri mıhlıdır kim niçe bin yıldan berü bu ağacın cüssesi demirden polad-ı Nahcevâniyyeye dutunup hadîd-i gûnâ-gûna müstağrak olmuşdur. Ol zu‘m-ı bâtılları üzre bu ağaca demirleri kakarlar kim her kimin bu ağaca bir alâmeti olursa ağaç bu âdemi unutmayup cehennem azâbına komaya. Yâhûd şefâ‘at edüp kurtara.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… ir mismâr kadanacak yer ararlar. Âhır-ı kâr kemendlerle ve ağaç nerdübânlar ile
ağaca
tırmanup ekserler ve kırık 153b silâh pâreleri mıhlarlar.
Hattâ bu dırahtın etrâfında bir âdem boyu yerde bir iğne ve bir çuvaldız hadîdi mıhlanacak yerler kalmayup develer üzre âdemler ayak üzre kalkup bir mismâr kadanacak yer ararlar. Âhır-ı kâr kemendlerle ve ağaç nerdübânlar ile ağaca tırmanup ekserler ve kırık 153b silâh pâreleri mıhlarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a–153b ·
metinde göster ·
… başı ve ayağı ucuna birer delik delüp ulu ağaçların dalları arasına bu sandûku
ağaca
sarup sarmalayup mıhlayup korlar. Ba‘dehu ol deliklerden bal arıları girüp bal …
Ve bu kavim gayri Çerkes gibi ölülerini yere gömüp toprağı yığın yığın etmezler. İri meşe ve pelîd ağaçlarını sandık gibi içlerini oyup ölülerin koyup ağzını muhkem berk edüp sandûkun başı ve ayağı ucuna birer delik delüp ulu ağaçların dalları arasına bu sandûku ağaca sarup sarmalayup mıhlayup korlar. Ba‘dehu ol deliklerden bal arıları girüp bal yaparlar. Bilürler kim ölüleri cennetlikdir. Eğer arılar bal yapmazsa "Vay ölümüz cehennemlikdir" deyü ağlaşırlar. Ve gâyet müte’ellim olup ol ölünün rûhiyçün beş on domuz boğazlayup kabaklara üleşdirirler. Ve zu‘m-ı bâtıllarınca mürdeleri başı ucundaki delikden cenneti temâşâ ede ve ayağı ucundaki delikden cehennemi seyr edüp azâbı anınla def‘ ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155a ·
metinde göster ·
Ev sâhibimiz Çerkes dahi taşra çıkup babasının olduğu
ağaca
çıkup ağlayarak babası sandûkunun kapağını yine berk ederken kendi dahi bir hay …
Ev sâhibimiz Çerkes dahi taşra çıkup babasının olduğu ağaca çıkup ağlayarak babası sandûkunun kapağını yine berk ederken kendi dahi bir hayli bal boku yeyüp ağaçdan aşağı enüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155a ·
metinde göster ·
… ve Maskov vezîrleri ve Maskov kralına Kabarti Çerkezi beğinin hattı yerine bir
ağaca
kertilmiş bir gûne çetele nişânların alup destimâllar içre pinhân etdim. Ammâ g …
Ve bu kal‘ada rehin olup dostumuz olan Kabartay beğinin hatları olmamak ile Taysı Şâh ve Moyinçak Şâh olan Kalmık pâdişâhlarına ve Maskov vezîrleri ve Maskov kralına Kabarti Çerkezi beğinin hattı yerine bir ağaca kertilmiş bir gûne çetele nişânların alup destimâllar içre pinhân etdim. Ammâ garîb temâşâ çeteledir kim aslâ taklîd kabûl etmez. Ve ağacın bir yanında âteşde kızmış demir tamgası var. Ol dahi bir turfe şeydir kim aslâ ana benzer bir nakış yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·
… çağıyla bir gûne kertikler kertüp ve demir ile ağaç üzre kızgın münakkaş demiri
ağaca
basup bir gûne nakş oldu kim rûy-ı zemîn nakkâşları eyle bir nakş-ı bûkalemûn-ı …
"İnşâallâh biz de sana böyle çetele tamga veririz. Tâ Çîn ve Hıtâ ve Hoten ve Mâçîn ve Fağfûr vilâyetlerine varınca istersen gidüp seyâhat edesin. Bizim ol vilâyetlerde ve karanlık dünyâda ve dahi onda Yıldırak vilâyetinde akrabâlarımız vardır. Anda mu‘azzez [ü] mükerremsin" deyü ol ân hakîre bir ardıç ağacı gibi kırmızı ağaç pâresi üzre kendi bıçağıyla bir gûne kertikler kertüp ve demir ile ağaç üzre kızgın münakkaş demiri ağaca basup bir gûne nakş oldu kim rûy-ı zemîn nakkâşları eyle bir nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn edemezler. Hemân hakîr çetele münakkaş ağacı öpüp başıma koyup bir destimâle sarup koynuma koyup yine kelimât-ı gûnâ-gûnlara başladık. Elçi beğe dedi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175b ·
metinde göster ·
Ammâ her yiğit bu doğanları kolunda götüremez, zîrâ her biri onar on ikişer ve sekizer vukıyye gelir kuşlardır. Ba‘zı âdemler at sağrısında ve ba‘zılar kollarında götürüp kolu altında bir çatal ağaca keçe sarup koluna dayak edüp ağacın ucu üzengide durur. Ba‘zı yiğitler bu kuşları başlarında taşırlar, ammâ ol mertebe ikdi öğredirler kim konakdan konağa başı üzre hevâda uçarak gelüp hu hu deyü sadâ versen gelüp koluna konar, ammâ bir şikâra salsan gıjgırdısından yer ditreyüp cümle ildiği hayvan şaşup kalır. Ve bu tuyûrları kaza ve turna ve kekliğe salmazlar, zîrâ ol murğ-ı hümâ pervâzlar bu sunkur ve toykunun hamlesine tâkat getiremezler, ammâ ekseriyyâ yaban atları ve yaban develeri ve sığınlara ve dombaylara salaylar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a ·
metinde göster ·
… câseti yanına gelüp iki ellerin yere koyup iki ayakların hevâya kaldırup mezkûr
ağaca
ayakların dayayup baş aşağı durdu ve sol eliyle necâsetin karışdırup alnına par …
Ve yine necâseti yanına gelüp iki ellerin yere koyup iki ayakların hevâya kaldırup mezkûr ağaca ayakların dayayup baş aşağı durdu ve sol eliyle necâsetin karışdırup alnına parmaklarıyla necâset sürdü ve bir hayli zamân Kalmık boku üzre baş aşağı durdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
Bir kaç kerre "Dizginim koyver" deyü ibrâm [u] ilhâh etdi. Aslâ vücûd vermeyüp licâmın elden komadım. Gördüm berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp ayakları rikâbında takır takır öter. Bu hâl üzre yokuş yukaru giderken hikmet-i Hudâ herîfin elindeki Bağdâd kargısı mızrağı bir ağaca ilişüp düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y7a ·
metinde göster ·
… e cân verüp alırlar. Kimesne bilmez kim neylerler. Ve dâ’imâ Kaydefâ tasvîri bu
ağaca
nazar eder şeklindedir. Ve niçe bin Freng-i pür-reng bisyâr ceng-i bedreng ve m …
Nasârâlar bir berk-i hazânına bin tâze cân verüp alırlar. Kimesne bilmez kim neylerler. Ve dâ’imâ Kaydefâ tasvîri bu ağaca nazar eder şeklindedir. Ve niçe bin Freng-i pür-reng bisyâr ceng-i bedreng ve mağrıbî akûr garbî ve gayri defîne ve kenz-küşâcılar fırsat bulup bu dırahtın her bâr dibin ve cânib-i erba‘asın kazup mal çıkarmağa çalışırlar. Sabâh kal‘a neferâtları yine hafr olunan yerleri setr ederler. Bu gûne bir vâcibü's-seyr şecere-i gayrdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y44b ·
metinde göster ·
bâğlan. Şimdi ben seni bülbül-i gûyâ gibi söyledem" dedikde derhâl herîfi soyar …
"Tîz şu âdemi soyup bir ağaca bâğlan. Şimdi ben seni bülbül-i gûyâ gibi söyledem" dedikde derhâl herîfi soyarken ayağında bir tâze kılıç yarası var, gömleğinin eteğinden kesüp kılıç zahmini sarmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y51b ·
metinde göster ·
… olup bizden iki yiğit sehel mecrûh olup benim gulâmımın biri kendüyi atıyla bir
ağaca
urup sehel zahmdâr olup şehîdleri atları üzre bağlayup ve on iki harâmîyi bağla …
Derhâl cümlemiz piyâde ve atlı dağlara girüp elimizden firâr eden cümle harâmîleri ele getirüp ceng ederken hikmet-i Hudâ yine ol bâzergânlardan üç yiğit şehîd olup bizden iki yiğit sehel mecrûh olup benim gulâmımın biri kendüyi atıyla bir ağaca urup sehel zahmdâr olup şehîdleri atları üzre bağlayup ve on iki harâmîyi bağlayup atların ve silâhların alup cümle tüccârlar ile ba‘de'l-feth karındaş olup yine Alman Boğazı'na revâne olup anlar bize, "Siz Hızır'sız", biz anlara "Siz Hızır İlyâs'sız" deyü sürûr [u] şâdumânlar ederek Alman boğazı içre bizim ve anların ağırlıkları yanına geldik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y66b ·
metinde göster ·
Babası Mısrâyim binâ etdüği şehr-i Dersân'da doğduğu ağaç dibinde ibâdet etdüğin bu Kıbtî melik âlem-i sabâvetinde görmüş idi. Babası ol ağaca tapar zannedüp kendü halîfe oldukta ol ağaça tapup ibâdet etmeğe başlayup şecer-perestlik ibtidâ bu Kıbtîm'den kalup dedesi Nûh Nebî dînin terk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y7a ·
metinde göster ·
"Eğer eyyâm olup Rûm'a yâhûd vatanımıza sâlimîn gidersek bu
ağaca
doğru varayım", deyüp ağacdan on adım kıble tarafına gidüp niyyet ile gözün yum …
"Eğer eyyâm olup Rûm'a yâhûd vatanımıza sâlimîn gidersek bu ağaca doğru varayım", deyüp ağacdan on adım kıble tarafına gidüp niyyet ile gözün yumup taş olan hûrmâ ağacına müteveccih olur. Ba‘zısı doğru gelir, ba‘zısı tahallüf eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y323a ·
metinde göster ·
… r ağac şekilli taşdır. Niyyet-i hâlis ile bir İhlâs tilâvet edüp on adım yerden
ağaca
doğru varup el uranın murâdı hâsıl olur. Gözün yumup doğru varmayanın murâdı hâ …
Hikmet-i Hudâ niyyeti dürüst gelüp vatan-ı aslîsine eyyâm-ı muvâfık ile gider. Ba‘zısının niyyeti dürüst gelmeyüp birkaç gün dahi İskenderiyye'de meks eder. Mücerreb taş hûrmâ ağacıdır, Niyyet taş derler. Yerden bir buçuk âdem kaddi bozca vîrânca hûrmâ ağacı gibi diş diş bir ağac şekilli taşdır. Niyyet-i hâlis ile bir İhlâs tilâvet edüp on adım yerden ağaca doğru varup el uranın murâdı hâsıl olur. Gözün yumup doğru varmayanın murâdı hâsıl olmaz, te’hîr lâzımdır. Niçe bin kerre tecrübe olunmuşdur, deyü meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y323a ·
metinde göster ·
… budur kim bir cenâbet âdem eline balta alup bu dırahtı kat‘ etmek kasdına varup
ağaca
,
Ahâlî-i vilâyetin ihtiyârlarının nakli üzre bu şecer bin yıldan ziyâde mu‘ammer olmuşdur, derler. Garâyib budur kim bir cenâbet âdem eline balta alup bu dırahtı kat‘ etmek kasdına varup ağaca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y446a ·
metinde göster ·
… ve bir heybe esbâb ve bir çuka kontoş ve bir sâkıye yanında bir kısrak ve benim
ağaca
bağladığım at, bunları alup başçavuş çadırına geldim.
Vakt-i Hanefî oldu. Üç kılıc biri gümüşlü ve üç boy tüfengi ve bir çakmaklı kol tüfengi ve iki gümüşlü bıçak ve benim oklarımdan altı ok ve bir heybe esbâb ve bir çuka kontoş ve bir sâkıye yanında bir kısrak ve benim ağaca bağladığım at, bunları alup başçavuş çadırına geldim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
ṣara ṣara möhkem baġladı atlandı yorıyu virdi çobana aydur mere çoban ḳarnuŋ aç …
çobanı bir aġaca ṣara ṣara möhkem baġladı atlandı yorıyu virdi çobana aydur mere çoban ḳarnuŋ açıḳmamış-iken gözüŋ ḳararmamış-iken bu aġacı ḳoparı gör yoḫsa seni bunda ḳurtlar ḳuşlar yir didi