… si hükmündedir. Kefere asrında şehr-i azîm imiş. Âl-i Emeviyyûn'dan Süleymân b.
Abdullah
halîfe asrında Hicret-i Nebevî'nin sene 92 târîhinde İslâmbol'u muhâsara edüp b …
Yanko ibn Madyan İslâmbol'u binâ ederken bu şehri anın oğlu Aya İstefan binâ etdiğiyçün galat-ı meşhûru Ayasdifanaz derler. Leb-i deryâda bostâncıbaşı hükmünde (---)yi subaşılığıdır ve bir yasakcı kolluğu vardır. Eyyûb mollası nâhiyesi hükmündedir. Kefere asrında şehr-i azîm imiş. Âl-i Emeviyyûn'dan Süleymân b. Abdullah halîfe asrında Hicret-i Nebevî'nin sene 92 târîhinde İslâmbol'u muhâsara edüp bî-feth avdet etdiklerinde Ömer b. Abdül‘azîz hazretleri bu şehri harâb edüp hâlâ leb-i deryâda beş yüz kiremit örtülü ma‘mûr Urum kasabasıdır. Bir zâviyesi ve esvâk-ı muhtasarı ve iki kenîsesi var. Ammâ hevâsı gâyet latîfdir. Bunda cümle refîklerimiz ile gemiden çıkup bir gice mihmân olup ale's-sabâh bundan piyâdece cânib-i şimâle leb-i deryâ ile 3 sâ‘atde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241a ·
metinde göster ·
{Hicretin sene 92 târîhinde Âl-i Emeviyyûn'dan Süleymân b.
Abdullah
fermânıyla kız karındaşı oğlu Ömer b. Abdül‘azîz İslâmbol'u muhâsara edüp bî-fe …
{Hicretin sene 92 târîhinde Âl-i Emeviyyûn'dan Süleymân b. Abdullah fermânıyla kız karındaşı oğlu Ömer b. Abdül‘azîz İslâmbol'u muhâsara edüp bî-feth avdet edüp bu Sinop kal‘asın dahi muhâsara edüp bî-feth rücû‘ etdiler} Sinop (---) galatdır, (---) binâsıdır. Kastamonu hâkimi Ulu Beğ (---) fethidir. Andan sene 796 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir. Gâyet sa‘b u metîn u kavî kal‘a olmağıla Rûm keferesi elinden üçüncü muhâsarada usret ile feth olup Kastamonu eyâletinde serbest ve mu‘âf ve müsellem mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem ze‘âmetdir. Dizdârı ve serdârı ve kal‘a neferâtları ve üç yüz akçe pâyesiyle kadısı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ekseriyyâ halkı tüccâr ve neccâr ve sevdâger-i berr u bihârdır. Bir fırkası avân ve bir zümresi ulemâ ve meşâyihândır. Halkı ekseriyyâ çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyerler. Ve erbâb-ı ma‘rifetler bu şehri 17 iklîm-i örfiyyede bulmuşlar. Kıble ve şark cânibi dağları serâpâ bâğlardır. Cânib-i şarkîsinde şehr-i Kastamonu üç günlük yoldur. Bu şehr Karadeniz'in Anadolu tarafı sâhilinde Sinap Burnu demekle ma‘rûf bir burunda vâkı‘ olmuşdur kim Karadeniz'in garb tarafında (---) mil Rûmeli cânibinde bu Sinop'a mukâbil Keliğra Sultan kayaları vâkı‘ olmuşdur. Sinap ile ol Keliğra burnu mâbeyni gûyâ bir boğazdır. İslâmbol tarafı ve Tarabozan tarafı yine vâsi‘ deryâlardır. {Sinop İslâmbol'a beş yüz mildir}. Ve bu kal‘a-i Sinop, şehr-i Samsun'un garb tarafındadır. Sinop ile Samsun'un arası dört merhale yerdir. Ve kal‘ası bir püşte-i âlî üzre üç kat Şeddâdî rıhtım Kayser-ı Rûm oğlu Sinopa nâm kralın binâsıdır. Ammâ gâyet sedd-i metîn kal‘a-i sengîndir. Dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cümle (---) kulle ve altı bin altı yüz bedendir ve cümle (---) kapudur. Evvelâ Kum kapusu ve Meydân kapusu ve Tershâne kapusu ve Yenicekapu ve Tabahâne kapusu ve İçhisarın Lonca kapusu cihânnümâdır. Ve Uğrunkapu ve aşağı kal‘ada Deniz kapusu. Bu merkûm kapuların cümlesi ikişer kanatlı demir kapulardır kim her biri birer bâb-ı Kahkaha'dır ve bu kal‘a bir düz yirde vâkı‘ olup iki cânibin deryâ döğer ve bu kal‘anın eşkâli şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki olmuşdur. Ammâ Bozdepe dağından nazar etsen gemi alboratası kesiminde üç kat bir gûne kal‘a-i metîndir. Dizdârı kal‘anın top menzilinden ba‘îd giderse şehirlilerin ellerinde olan hatt-ı şerîfleri mûcebince dizdârı katl etmeğe me’mûrlardır. Ol havfden fakîr-İ dizdâr bir top menzilinden ba‘îd gitmeğe kâdir değildir. Cümle altı yüz müsellah ve şecî‘ ve bahâdır neferâtları vardır. Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Hân asrında bu kal‘ayı Kazak-ı Ak ale'l-gafle bir şeb-i muzlimde nerdübânlar ile serîka edüp Vezîria‘zâm Nasıf Paşa bu Sinop kal‘asın küffâr alduğun Ahmed Hân'a i‘lâm etmeyüp ketm etdiğiyçün katl olundu. Ba‘dehû bu kal‘ayı küffârdan halâs edüp elli kul dahi aşağı kal‘aya koyup bin kantar barud-ı siyâh ve sagîr ü kebîr bin pâre top koyup cümle âlât-ı cebehânesi ve gûnâ-gûn âlât-ı silâh-ı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdiler. Ol asrdan berü her şeb ikişer yüz âdem bölükbaşıları ve çavuşlarıyla tâ sabâha dek dîdebân ve nigehbân ve gafîrlik edüp ba‘de't-tabl ve nefîr nevbetciler feryâd ederler. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246a ·
metinde göster ·
… ât-ı düvüm oldur kim her giz Âl-i Muhammedîden şerîfe bâkireleri kul kısmına ve
Abdullah
oğluna vermeyüp yine kefinne verirler. Hakîr su‘âl edüp eyitdiler kim "Siz bir …
Hüsniyyât-ı düvüm oldur kim her giz Âl-i Muhammedîden şerîfe bâkireleri kul kısmına ve Abdullah oğluna vermeyüp yine kefinne verirler. Hakîr su‘âl edüp eyitdiler kim "Siz bir Kâfire avreti nikâh ile alup nazar-ı tohmadır, aslı müslimdir, deyü kâfire alırsız, ma‘kûl mezhebdir. Ammâ kızları kefinne vermeyüp kâfirden müslime versek, ihtimâldir nihâni mürted olup, nazar tohma olunca evlâd niçe olur. Belki ol Abdullah oğlu evlâdların bırağup kâfire firâr edüp, "Evlâdları anadan Âl-i Resûl" diyemeniz. Zîrâ sizin mezhebinizce nazar tohmadır deyü kâfir karısını alırsız. Bu kerre ol seyyideden tevellüd eden mürted-i billah evlâdları ne olmış olur" deyü bu mes’ele[y]i su’âl etdiler. Hemân hakîr eyitdim: "Cenâb-ı Bârî cemî‘î milel-i muhtelifenin, isterse Yahûd [ve] Nasâr olsun bellerinden inen evlâdları İslâm ile tevellüd edüp sonra peder u mâder ta‘lîmiyle dalâlete düşer" deyü bu hadîsi tilâvet etdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a ·
metinde göster ·
… ek, ihtimâldir nihâni mürted olup, nazar tohma olunca evlâd niçe olur. Belki ol
Abdullah
oğlu evlâdların bırağup kâfire firâr edüp, "Evlâdları anadan Âl-i Resûl" diyeme …
Hüsniyyât-ı düvüm oldur kim her giz Âl-i Muhammedîden şerîfe bâkireleri kul kısmına ve Abdullah oğluna vermeyüp yine kefinne verirler. Hakîr su‘âl edüp eyitdiler kim "Siz bir Kâfire avreti nikâh ile alup nazar-ı tohmadır, aslı müslimdir, deyü kâfire alırsız, ma‘kûl mezhebdir. Ammâ kızları kefinne vermeyüp kâfirden müslime versek, ihtimâldir nihâni mürted olup, nazar tohma olunca evlâd niçe olur. Belki ol Abdullah oğlu evlâdların bırağup kâfire firâr edüp, "Evlâdları anadan Âl-i Resûl" diyemeniz. Zîrâ sizin mezhebinizce nazar tohmadır deyü kâfir karısını alırsız. Bu kerre ol seyyideden tevellüd eden mürted-i billah evlâdları ne olmış olur" deyü bu mes’ele[y]i su’âl etdiler. Hemân hakîr eyitdim: "Cenâb-ı Bârî cemî‘î milel-i muhtelifenin, isterse Yahûd [ve] Nasâr olsun bellerinden inen evlâdları İslâm ile tevellüd edüp sonra peder u mâder ta‘lîmiyle dalâlete düşer" deyü bu hadîsi tilâvet etdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a ·
metinde göster ·
… eri vâfir, hayr [u] berekâtları mütekâsir bir karyedir. Anda Şeyh Şâmizâde Şeyh
Abdullah
medfûndur, ammâ ma‘mûr kabri yokdur, bir dam altında âsûdedir, tekyesi yokdur. …
Menzil-i karye-i Kurbağlı: Kankırı hâkinde, Kal‘acik nâhiyesinde iki yüz hâneli, câmi‘ ve mesâcidli ve bâğ u bâğçeli, mezâri‘leri vâfir, hayr [u] berekâtları mütekâsir bir karyedir. Anda Şeyh Şâmizâde Şeyh Abdullah medfûndur, ammâ ma‘mûr kabri yokdur, bir dam altında âsûdedir, tekyesi yokdur. Andan yine şimâle 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a ·
metinde göster ·
… Âsım el-Eslemî ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Halef, Ahmed Benî
Abdullah
ibn Neccâr ve Huveylid ibn Sehlü'l-Ayâdî ve Mu‘arrec b. Zâyidü'l-Kelbî ve Mu‘am …
Evvelâ Hazret-i İkrime ibn Ebû Cehil ve Sâbir ibn Cürhüm min Benî Cürüm ve Arem Kabile b. Atfân ve Eddes b. Ukayli'ş-Şems ve Mercân ibn Âmir ve Sâlim ibn Buhayra kabîle-i Ensâr'dandır ve Hâşim b. Benî Neccâr ve Buhayr b. Âsım el-Eslemî ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Halef, Ahmed Benî Abdullah ibn Neccâr ve Huveylid ibn Sehlü'l-Ayâdî ve Mu‘arrec b. Zâyidü'l-Kelbî ve Mu‘ammer b. el-Kaysu'l-Mahzûmî ve Hassân ibn Ganemi'l-Mahzûmî ve Cem‘ ibn Harbu'l-Yetîmî kuddise sırruhu'l-azîz ve Talha ibn Abdullah ve Utbe ibn Hişâmü'n-Nehafiyyü'l-Ensârî ve Mâlik ibn Fehmu'l-Temerrî ve Gallâd ibn Eslemü'l-Hayfî ve Mu‘ammer ibnü'ş-Şeybânî ve Müslîm b. Haffâfü'ş-Şeybânî ve el-Minfâl ibn Âmiri's-Selmî ve Câbir ibn Huveylîdü'r-Rem‘iyyü'l-Ensârî Âl-i Emeviyyûndan Hazret-i Ömer ibn Abdüzazîz ibn Mervân'ın vâlideleri Hafza binti Âsım b. Ömerü'l-Fârûk'dur Abdülazîz b. Mervân Mısır hâkimiyken bu Ömer b. Abdülazîz Mısır'da Halvân nâm bir büleydede müştak olup aşkıyâ-yı Ümeyye sebb-i Âlî ederlerken bu Abdülazîz minberde sebb yerine Arapça âyetin tilâvet etdirdi. Âhir hicret-i Nebeviyye'nin sene 110 Recebinde müddet-i ömrü sene 39 olup merhûm oldukda bu Hımıs şehri hâricinde Sem‘ân nâm karyede medfûndur. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b ·
metinde göster ·
… Ganemi'l-Mahzûmî ve Cem‘ ibn Harbu'l-Yetîmî kuddise sırruhu'l-azîz ve Talha ibn
Abdullah
ve Utbe ibn Hişâmü'n-Nehafiyyü'l-Ensârî ve Mâlik ibn Fehmu'l-Temerrî ve Gallâd …
Evvelâ Hazret-i İkrime ibn Ebû Cehil ve Sâbir ibn Cürhüm min Benî Cürüm ve Arem Kabile b. Atfân ve Eddes b. Ukayli'ş-Şems ve Mercân ibn Âmir ve Sâlim ibn Buhayra kabîle-i Ensâr'dandır ve Hâşim b. Benî Neccâr ve Buhayr b. Âsım el-Eslemî ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Halef, Ahmed Benî Abdullah ibn Neccâr ve Huveylid ibn Sehlü'l-Ayâdî ve Mu‘arrec b. Zâyidü'l-Kelbî ve Mu‘ammer b. el-Kaysu'l-Mahzûmî ve Hassân ibn Ganemi'l-Mahzûmî ve Cem‘ ibn Harbu'l-Yetîmî kuddise sırruhu'l-azîz ve Talha ibn Abdullah ve Utbe ibn Hişâmü'n-Nehafiyyü'l-Ensârî ve Mâlik ibn Fehmu'l-Temerrî ve Gallâd ibn Eslemü'l-Hayfî ve Mu‘ammer ibnü'ş-Şeybânî ve Müslîm b. Haffâfü'ş-Şeybânî ve el-Minfâl ibn Âmiri's-Selmî ve Câbir ibn Huveylîdü'r-Rem‘iyyü'l-Ensârî Âl-i Emeviyyûndan Hazret-i Ömer ibn Abdüzazîz ibn Mervân'ın vâlideleri Hafza binti Âsım b. Ömerü'l-Fârûk'dur Abdülazîz b. Mervân Mısır hâkimiyken bu Ömer b. Abdülazîz Mısır'da Halvân nâm bir büleydede müştak olup aşkıyâ-yı Ümeyye sebb-i Âlî ederlerken bu Abdülazîz minberde sebb yerine Arapça âyetin tilâvet etdirdi. Âhir hicret-i Nebeviyye'nin sene 110 Recebinde müddet-i ömrü sene 39 olup merhûm oldukda bu Hımıs şehri hâricinde Sem‘ân nâm karyede medfûndur. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b ·
metinde göster ·
… cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde
Abdullah
Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfû …
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… r harâb olup ancak üç yüz Urbân hânesi vardır. İbtidâ bânîsi Âl-i Abbâsiyân'dan
Abdullah
b. Sâlih b. Alî b. Abdullah b. Abbâs b. Abdülmuttâlib binâsıdır. Bir harâbe câm …
Şehr-i Serme-i azîm: Şâm ve Haleb hudûdunda, Haleb hâkinde çöl ile Bağdâd yolunda vâkı‘ şehr-i kebîr imiş. Kal‘ası ve şehir harâb olup ancak üç yüz Urbân hânesi vardır. İbtidâ bânîsi Âl-i Abbâsiyân'dan Abdullah b. Sâlih b. Alî b. Abdullah b. Abbâs b. Abdülmuttâlib binâsıdır. Bir harâbe câmi‘i atebe-i âlîsi üzre târîhi böyle mastûrdur. Harâb [u] yebâb, vîrân olmuş arz-ı hâliyedir kim imâr olsa Mısr-ı azîm olurdu. Nehr-i Murâd'ın bu mahalle çarklar ve arklar ve tur‘alar kesüp nehr-i Murâd'ı cereyân etdirüp imâr etmişler kim âdem gördükde vâlih [ü] hayrân olur. Hâlâ ahâlîsi cümle Âl-i Hâşimiyân'dır. Şecerelerinde ve evkâf huccetlerinde cümle ecdâdları masturdır. Andan yine (---),
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51a ·
metinde göster ·
… bân hânesi vardır. İbtidâ bânîsi Âl-i Abbâsiyân'dan Abdullah b. Sâlih b. Alî b.
Abdullah
b. Abbâs b. Abdülmuttâlib binâsıdır. Bir harâbe câmi‘i atebe-i âlîsi üzre târîh …
Şehr-i Serme-i azîm: Şâm ve Haleb hudûdunda, Haleb hâkinde çöl ile Bağdâd yolunda vâkı‘ şehr-i kebîr imiş. Kal‘ası ve şehir harâb olup ancak üç yüz Urbân hânesi vardır. İbtidâ bânîsi Âl-i Abbâsiyân'dan Abdullah b. Sâlih b. Alî b. Abdullah b. Abbâs b. Abdülmuttâlib binâsıdır. Bir harâbe câmi‘i atebe-i âlîsi üzre târîhi böyle mastûrdur. Harâb [u] yebâb, vîrân olmuş arz-ı hâliyedir kim imâr olsa Mısr-ı azîm olurdu. Nehr-i Murâd'ın bu mahalle çarklar ve arklar ve tur‘alar kesüp nehr-i Murâd'ı cereyân etdirüp imâr etmişler kim âdem gördükde vâlih [ü] hayrân olur. Hâlâ ahâlîsi cümle Âl-i Hâşimiyân'dır. Şecerelerinde ve evkâf huccetlerinde cümle ecdâdları masturdır. Andan yine (---),
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51a ·
metinde göster ·
… nâkıs olup mâ‘adâsı Sakız limanına sâlimîn ü gânimîn vâsıl olduğun Adana Paşası
Abdullah
Paşa haber getirince efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın aklı başından gidüp gûyâ sa …
Ammâ meydân-ı ma‘rekede Ereğli kapudanı kalyonu Ahmed Paşa ile ve Mağribli Alî Kapudan ve Kara Mavuna ve Vâlide Kalyonuyla cümle yedi aded kalyon bir gün bir gice ceng ede ede küffârdan kırk pâre kalyon ve kadırga ve mavuna helâk olup âhir Ahmed Paşa şehîd olunca Mustafâ Kapudan uluç âdemîsi idi, gemisinde kimesne kalmayup gemiyi âteşe vurup şehîd olup sâ’ir gemiler ile Melek Paşa galyonu dahi âteşe urup bu gûne sû-i tedbîr ile eyle bu donanma-yı azîm münhezim olup cümle kırk bir pâre gemi nâkıs olup mâ‘adâsı Sakız limanına sâlimîn ü gânimîn vâsıl olduğun Adana Paşası Abdullah Paşa haber getirince efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın aklı başından gidüp gûyâ sar‘ dutup ol ân pâdişâha telhîs edüp ale'l-akîb kendüsi pâdişâha girüp 98a mührü ferâğat etmek murâd edindi. Pâdişâh aslâ rızâ vermeyüp "Eyle olur Lala! {Âyet, sûre-i Neşrah}Arapça "Elhamdü lillahi Rabbi'l-âlemîn"dir, "Rabbu'l-müslimîn" değildir. Hikmeti ve kudret-i ezeliyyesi böyle imiş" dedükde "İmdi, pâdişâhım! Var kuvveti bazuya getirüp böyle bir donanma-i azîm edüp bu dahi böyle olup ma‘lûm oldu kim küffâr ile deryâda muhâsamet ve mukâvmet müşkildir. Bu intikâmı küffâra komayalım. Ecdâd-ı ızâmlarının pâk rûhlariyçün ve Hazret-i Risâlet-penâhın rûh-ı şerîfiyçün olsun, mührile karadan deryâ-misâl asker ile tâ Arnavudluk içinde Kilimente ve Karadağ ve Pava ve Nikşik ve Daternak ve Durubrak ve Banyan âsîlerin kırarak Hersek sancağı hudûdunda Kutur kal‘asın ve Kilis kal‘asın ve İspilet kal‘asın ve Kamin ve Kaminkrad ve Ribniçe ve Mandaline ve Bodguriçse ve Tekeli Paşa döğdüğü Şibenik kal‘ası ve Zadra kal‘ası ve Kotar vilâyeti ve Dodonişka vilâyetleri bu zikr etdiğim kılâ‘ların cümlesi bizim Bosna eyâleti hudûdunda deryâ kenarında sağîr ü kebîr kal‘alardır, bunları karadan birer birer muhâsara edelim. Küffâr bunların tedârikinde iken başına vâveylâ düşüp cezîre-i Girid hâlî kalup serdârın Hüseyin Paşa lalan da defterhâne ile yüz bin asker vardır. Anlar da Kandiye kal‘asın muhâsara edeler. Bi-emrillahi Te‘âlâ her tarafdan küffâra göz açdırmayup bu donanmamızın intikâmın alırız" dedikde sa‘âdetlü pâdişâh "Allah âsân getire, bir müşâvere edelüm" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97b–98a ·
metinde göster ·
… yl güzîde asker-i tîğ-zen gözü kanlı askere Melek Ahmed Paşa efendimizin çerâğı
Abdullah
Paşa beşyüz aded güzîde Ekrâd yiğitleriyle serdâr olup hakîrin dahi ol asrda zi …
Bu Hasan Paşa firârından sonra Ak Alî Ağa Türkmân ağalığın zabt u rabt etmeden havf edüp Türkmân ağalığı mâbeynde kalup zümre-i sipâhdan Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar kadîmden erbâb-ı hizmet olup Bozulus ve Karaulus ve At keşân ve Üsküdar Türkmân ağalıklarına nâmzâd çıkup zorbalık tarîkiyle birer nân-pâreye nâ’il olalım deyü mîrîye niçe yüz kiseler geçmişken bunları dahi avk [u] te’hîr ederek bunlar dahi başları havfinden ve cânları acısından bir gicede İslâmbol'dan gâ’ib olup Üsküdar'a geçüp firâr etdiler. Beri tarafda Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı paşaya gelüp "Bunlar dahi âsî ve Celâlî ve Cemâlî'dir. Bre meded sultânım, bunlara amân vermeyüp katl edüp mâl [u] mâmeleklerin kabz edin. Yoksa İpşir Paşa'ya ve Hasan Ağa'ya varırlarsa iş muhtel ü müşevveş olur. Elbette katl edin" dediklerinde paşa-yı deryâ-dil eydür: "Mâlları ile bir alay ehl-i hizmet, bî-garaz müselmân ve ehl-i ırz [ü] bî-hırs âdemler! Hasan Ağa'dan ibret almadınız mı? Mîrîye yetmiş kîse vermişken mü’ebbed hizmetin elinden alup nâ-müstahakka verüp ol dahi zabt etmeğe havf edüp hizmet-i pâdişâhî meydânda kalup göz göre bir adamı Celâlî etdiniz. Şimdi bu Hanifi Halîfe'den ne istersiniz. Vallahi yakîn zamânda ben de sizin âteşinize yanarım, ammâ sizler yanup kebâb olursuz" dedi. Bunlar paşaya dilgîr olup gitdiklerinde der-akab Daşnık İmirzâ ve Hanifi Halîfe bu güft [u] gûyı istimâ‘ edüp ol ân "Üsküdar'dan altı yüz aded atlı ile Üsküdar'dan ılgâr ile Dil İskelesi'ne varup anda bir gicede Dil deryâsın ubûr edüp Haleb altına Celâlî Hasan Ağa ile İpşir Paşa yanına firâra karâr verüp gitmededir" deyü paşaya haber gelüp niçe gûne efvâh-ı nâsda güft [u] gûlar oldu. Ol sâ‘at bu ahvâl-i pür-melâl ocak ağalarına mün‘akis olup yine paşaya gelüp fakîr Hanîfî Halîfe ve Daşnık İmirza'nın katline fermân isteyüp paşa dahi bi'z-zarûrî telhîs edüp katllerine hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn sâdır olup derhâl Bektâş Ağa'dan iki yüz cebe vü cevşene müstağrak küheyl atlı ve Yeniçeri ağası Kara Çavuş'dan üç yüz cebeli ve cevşenli cılfidan atlı ve Çelebi Kethüdâ'dan kâmil beş yüz cengâver dilâver, server, hünerver silâhına kâdir cirîd-endâz, "Benem diger nîst" diyen şehbâzlar ve bizim paşadan yedi yüz Abaza ve Çerkez ve Gürcî iş görmüş silâhşör ve cündî yarar nâmdârlar âmâde oldu. Ve silâhdâr ve sipâhiyândan 99b dahi beş yüz aded müsellah fetâlar cem‘ olup cümle-i cümele iki bin beş yüz salt küheylân atlı fârisü'l-hayl güzîde asker-i tîğ-zen gözü kanlı askere Melek Ahmed Paşa efendimizin çerâğı Abdullah Paşa beşyüz aded güzîde Ekrâd yiğitleriyle serdâr olup hakîrin dahi ol asrda zindeliğim muhill olmağıla sekiz kafadâr gulâmımla esb-i sabâ-sür‘atlerime süvâr olup paşadan me’zûn olup Abdullah Paşa ve cümle Melek Ahmed Paşalı ile bir gicede İslâmbol'da olan keştîlerin sandalları ve kayıkları ve mavunaları cümle üç bin askeri bir gicede İslâmbol'a geçirüp andan ılgar ile Gekbezî'ye, andan ibrâm-ı tâm ile bir günde Dil'i geçüp andan Derbend'i ubûr edüp anda ahâlî Hanifi Halîfe'yi su’âl edüp "İki gündür, bundan yedi yüz cirid atlılar ile gelüp ikişer günlük yemlerin akçeleriyle alup ve me’kûlât [ü] meşrûbâtların alup dağlarda yatmak üzre yola revâne oldular ve yollarda ulûfeye gelen sipâhîleri girü döndürüp asker cem‘ ederek gidiyorlar" deyü cevâb-ı nâ-sevâb etdiler, hikmet haberin Lokmân'dan aldılar. "Bre yakîn imiş dahi asker-i haşerât cem‘ etmeden irelim ve yetişelim" deyü Derbend'den ılgar ile kal‘a-i İznik'e varup anda ikişer gicelik yemler ve zâd-ı rahleler alup yine ılgar ile mütevekkilen-alallah deyüp giderken Bektâş Ağalıdan ve Yeniçeri Ağalıdan niçe yüz küheylân semiz atlar şiddet-i hârdan ve çapgın-ı ılgardan kalup niçe âdemler piyâde İznik'de kaldılar. Niçesi dağlarda atları yanında kaldılar. Biz asker ile İznik'i geçüp bir mahall-i çemenzârda yemler kesdirüp ol mahalde âyende vü revendelerden haber alınup "Lefke'de binden mütecâviz âdem olup yemler alup Söğüd kasabasına doğru revâne oluyorlar" dediklerinde, "Bre kalk a!", deyü alay çavuşları feryâd edüp yine ılgar ile Lefke kasabasın ubûr edüp yine haber aldık kim Lefke ile Söğüd mâbeyninde "Ahmed Beğ Çeşmesi nâm bir fezânın şarkî cânibinde bir pirinç çeltikliği başında kimi ormanda kimi çadırlarla hırmânda harbendeleriyle meks etmişler", deyü haber alınup derhâl cümle askeri serdârımız Kara Abdullah Paşa başına cem‘ edüp cümle iş erleriyle müşâvere edüp Vakt-i Şâfi‘îde basmak ma‘kûldur, deyü hatm-i kelâm ile Fâtiha tilâvet olunup nısfu'l-leylde kalkup âheste-reviş cümle asker kulağızla gitmede. Hakîr çarha askeriyle ileri ılgar edüp hakîkatü'l-hâl vakt-i Şâfi‘îden evvel ol mahall-i ma‘hûdeye ince karavulumuz varup yetmiş seksen kadar hayme ü hargâhlar ile ârâste bir hayli ordu görüp girü avdet edüp haber getirdiler. Biz dahi çarhacıyla ileri vardık ammâ göz gözi görmez bir mesâfe-i ba‘îdede ârâm edüp at diğnendirüp girüden asker gelmesine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î dâhil olmasına müterakkib olup ba‘zı iğdiş atlı olanlarla hakîr ileri vardım ki iğdiş at aykır at gibi süheyl urup kişneyüp düşmeni âgâh etmez. Bu minvâl üzre ileri varup âlem-i ağyârdan bî-haberler, herkes birer dıraht-ı müntehânın zıll-ı himâyesinde nefîr-i hâb çalup Ashâb-ı Kehf vâkı‘asın görüp kimi haymelerde hâb-ı nâzda, kimi hıyâbân içre hem-nâzda ammâ çoğu çengelistân içre kemîngâh edinmiş yatarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99a–99b ·
metinde göster ·
… sekiz kafadâr gulâmımla esb-i sabâ-sür‘atlerime süvâr olup paşadan me’zûn olup
Abdullah
Paşa ve cümle Melek Ahmed Paşalı ile bir gicede İslâmbol'da olan keştîlerin san …
Bu Hasan Paşa firârından sonra Ak Alî Ağa Türkmân ağalığın zabt u rabt etmeden havf edüp Türkmân ağalığı mâbeynde kalup zümre-i sipâhdan Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar kadîmden erbâb-ı hizmet olup Bozulus ve Karaulus ve At keşân ve Üsküdar Türkmân ağalıklarına nâmzâd çıkup zorbalık tarîkiyle birer nân-pâreye nâ’il olalım deyü mîrîye niçe yüz kiseler geçmişken bunları dahi avk [u] te’hîr ederek bunlar dahi başları havfinden ve cânları acısından bir gicede İslâmbol'dan gâ’ib olup Üsküdar'a geçüp firâr etdiler. Beri tarafda Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı paşaya gelüp "Bunlar dahi âsî ve Celâlî ve Cemâlî'dir. Bre meded sultânım, bunlara amân vermeyüp katl edüp mâl [u] mâmeleklerin kabz edin. Yoksa İpşir Paşa'ya ve Hasan Ağa'ya varırlarsa iş muhtel ü müşevveş olur. Elbette katl edin" dediklerinde paşa-yı deryâ-dil eydür: "Mâlları ile bir alay ehl-i hizmet, bî-garaz müselmân ve ehl-i ırz [ü] bî-hırs âdemler! Hasan Ağa'dan ibret almadınız mı? Mîrîye yetmiş kîse vermişken mü’ebbed hizmetin elinden alup nâ-müstahakka verüp ol dahi zabt etmeğe havf edüp hizmet-i pâdişâhî meydânda kalup göz göre bir adamı Celâlî etdiniz. Şimdi bu Hanifi Halîfe'den ne istersiniz. Vallahi yakîn zamânda ben de sizin âteşinize yanarım, ammâ sizler yanup kebâb olursuz" dedi. Bunlar paşaya dilgîr olup gitdiklerinde der-akab Daşnık İmirzâ ve Hanifi Halîfe bu güft [u] gûyı istimâ‘ edüp ol ân "Üsküdar'dan altı yüz aded atlı ile Üsküdar'dan ılgâr ile Dil İskelesi'ne varup anda bir gicede Dil deryâsın ubûr edüp Haleb altına Celâlî Hasan Ağa ile İpşir Paşa yanına firâra karâr verüp gitmededir" deyü paşaya haber gelüp niçe gûne efvâh-ı nâsda güft [u] gûlar oldu. Ol sâ‘at bu ahvâl-i pür-melâl ocak ağalarına mün‘akis olup yine paşaya gelüp fakîr Hanîfî Halîfe ve Daşnık İmirza'nın katline fermân isteyüp paşa dahi bi'z-zarûrî telhîs edüp katllerine hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn sâdır olup derhâl Bektâş Ağa'dan iki yüz cebe vü cevşene müstağrak küheyl atlı ve Yeniçeri ağası Kara Çavuş'dan üç yüz cebeli ve cevşenli cılfidan atlı ve Çelebi Kethüdâ'dan kâmil beş yüz cengâver dilâver, server, hünerver silâhına kâdir cirîd-endâz, "Benem diger nîst" diyen şehbâzlar ve bizim paşadan yedi yüz Abaza ve Çerkez ve Gürcî iş görmüş silâhşör ve cündî yarar nâmdârlar âmâde oldu. Ve silâhdâr ve sipâhiyândan 99b dahi beş yüz aded müsellah fetâlar cem‘ olup cümle-i cümele iki bin beş yüz salt küheylân atlı fârisü'l-hayl güzîde asker-i tîğ-zen gözü kanlı askere Melek Ahmed Paşa efendimizin çerâğı Abdullah Paşa beşyüz aded güzîde Ekrâd yiğitleriyle serdâr olup hakîrin dahi ol asrda zindeliğim muhill olmağıla sekiz kafadâr gulâmımla esb-i sabâ-sür‘atlerime süvâr olup paşadan me’zûn olup Abdullah Paşa ve cümle Melek Ahmed Paşalı ile bir gicede İslâmbol'da olan keştîlerin sandalları ve kayıkları ve mavunaları cümle üç bin askeri bir gicede İslâmbol'a geçirüp andan ılgar ile Gekbezî'ye, andan ibrâm-ı tâm ile bir günde Dil'i geçüp andan Derbend'i ubûr edüp anda ahâlî Hanifi Halîfe'yi su’âl edüp "İki gündür, bundan yedi yüz cirid atlılar ile gelüp ikişer günlük yemlerin akçeleriyle alup ve me’kûlât [ü] meşrûbâtların alup dağlarda yatmak üzre yola revâne oldular ve yollarda ulûfeye gelen sipâhîleri girü döndürüp asker cem‘ ederek gidiyorlar" deyü cevâb-ı nâ-sevâb etdiler, hikmet haberin Lokmân'dan aldılar. "Bre yakîn imiş dahi asker-i haşerât cem‘ etmeden irelim ve yetişelim" deyü Derbend'den ılgar ile kal‘a-i İznik'e varup anda ikişer gicelik yemler ve zâd-ı rahleler alup yine ılgar ile mütevekkilen-alallah deyüp giderken Bektâş Ağalıdan ve Yeniçeri Ağalıdan niçe yüz küheylân semiz atlar şiddet-i hârdan ve çapgın-ı ılgardan kalup niçe âdemler piyâde İznik'de kaldılar. Niçesi dağlarda atları yanında kaldılar. Biz asker ile İznik'i geçüp bir mahall-i çemenzârda yemler kesdirüp ol mahalde âyende vü revendelerden haber alınup "Lefke'de binden mütecâviz âdem olup yemler alup Söğüd kasabasına doğru revâne oluyorlar" dediklerinde, "Bre kalk a!", deyü alay çavuşları feryâd edüp yine ılgar ile Lefke kasabasın ubûr edüp yine haber aldık kim Lefke ile Söğüd mâbeyninde "Ahmed Beğ Çeşmesi nâm bir fezânın şarkî cânibinde bir pirinç çeltikliği başında kimi ormanda kimi çadırlarla hırmânda harbendeleriyle meks etmişler", deyü haber alınup derhâl cümle askeri serdârımız Kara Abdullah Paşa başına cem‘ edüp cümle iş erleriyle müşâvere edüp Vakt-i Şâfi‘îde basmak ma‘kûldur, deyü hatm-i kelâm ile Fâtiha tilâvet olunup nısfu'l-leylde kalkup âheste-reviş cümle asker kulağızla gitmede. Hakîr çarha askeriyle ileri ılgar edüp hakîkatü'l-hâl vakt-i Şâfi‘îden evvel ol mahall-i ma‘hûdeye ince karavulumuz varup yetmiş seksen kadar hayme ü hargâhlar ile ârâste bir hayli ordu görüp girü avdet edüp haber getirdiler. Biz dahi çarhacıyla ileri vardık ammâ göz gözi görmez bir mesâfe-i ba‘îdede ârâm edüp at diğnendirüp girüden asker gelmesine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î dâhil olmasına müterakkib olup ba‘zı iğdiş atlı olanlarla hakîr ileri vardım ki iğdiş at aykır at gibi süheyl urup kişneyüp düşmeni âgâh etmez. Bu minvâl üzre ileri varup âlem-i ağyârdan bî-haberler, herkes birer dıraht-ı müntehânın zıll-ı himâyesinde nefîr-i hâb çalup Ashâb-ı Kehf vâkı‘asın görüp kimi haymelerde hâb-ı nâzda, kimi hıyâbân içre hem-nâzda ammâ çoğu çengelistân içre kemîngâh edinmiş yatarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99a–99b ·
metinde göster ·
… deleriyle meks etmişler", deyü haber alınup derhâl cümle askeri serdârımız Kara
Abdullah
Paşa başına cem‘ edüp cümle iş erleriyle müşâvere edüp Vakt-i Şâfi‘îde basmak m …
Bu Hasan Paşa firârından sonra Ak Alî Ağa Türkmân ağalığın zabt u rabt etmeden havf edüp Türkmân ağalığı mâbeynde kalup zümre-i sipâhdan Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar kadîmden erbâb-ı hizmet olup Bozulus ve Karaulus ve At keşân ve Üsküdar Türkmân ağalıklarına nâmzâd çıkup zorbalık tarîkiyle birer nân-pâreye nâ’il olalım deyü mîrîye niçe yüz kiseler geçmişken bunları dahi avk [u] te’hîr ederek bunlar dahi başları havfinden ve cânları acısından bir gicede İslâmbol'dan gâ’ib olup Üsküdar'a geçüp firâr etdiler. Beri tarafda Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı paşaya gelüp "Bunlar dahi âsî ve Celâlî ve Cemâlî'dir. Bre meded sultânım, bunlara amân vermeyüp katl edüp mâl [u] mâmeleklerin kabz edin. Yoksa İpşir Paşa'ya ve Hasan Ağa'ya varırlarsa iş muhtel ü müşevveş olur. Elbette katl edin" dediklerinde paşa-yı deryâ-dil eydür: "Mâlları ile bir alay ehl-i hizmet, bî-garaz müselmân ve ehl-i ırz [ü] bî-hırs âdemler! Hasan Ağa'dan ibret almadınız mı? Mîrîye yetmiş kîse vermişken mü’ebbed hizmetin elinden alup nâ-müstahakka verüp ol dahi zabt etmeğe havf edüp hizmet-i pâdişâhî meydânda kalup göz göre bir adamı Celâlî etdiniz. Şimdi bu Hanifi Halîfe'den ne istersiniz. Vallahi yakîn zamânda ben de sizin âteşinize yanarım, ammâ sizler yanup kebâb olursuz" dedi. Bunlar paşaya dilgîr olup gitdiklerinde der-akab Daşnık İmirzâ ve Hanifi Halîfe bu güft [u] gûyı istimâ‘ edüp ol ân "Üsküdar'dan altı yüz aded atlı ile Üsküdar'dan ılgâr ile Dil İskelesi'ne varup anda bir gicede Dil deryâsın ubûr edüp Haleb altına Celâlî Hasan Ağa ile İpşir Paşa yanına firâra karâr verüp gitmededir" deyü paşaya haber gelüp niçe gûne efvâh-ı nâsda güft [u] gûlar oldu. Ol sâ‘at bu ahvâl-i pür-melâl ocak ağalarına mün‘akis olup yine paşaya gelüp fakîr Hanîfî Halîfe ve Daşnık İmirza'nın katline fermân isteyüp paşa dahi bi'z-zarûrî telhîs edüp katllerine hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn sâdır olup derhâl Bektâş Ağa'dan iki yüz cebe vü cevşene müstağrak küheyl atlı ve Yeniçeri ağası Kara Çavuş'dan üç yüz cebeli ve cevşenli cılfidan atlı ve Çelebi Kethüdâ'dan kâmil beş yüz cengâver dilâver, server, hünerver silâhına kâdir cirîd-endâz, "Benem diger nîst" diyen şehbâzlar ve bizim paşadan yedi yüz Abaza ve Çerkez ve Gürcî iş görmüş silâhşör ve cündî yarar nâmdârlar âmâde oldu. Ve silâhdâr ve sipâhiyândan 99b dahi beş yüz aded müsellah fetâlar cem‘ olup cümle-i cümele iki bin beş yüz salt küheylân atlı fârisü'l-hayl güzîde asker-i tîğ-zen gözü kanlı askere Melek Ahmed Paşa efendimizin çerâğı Abdullah Paşa beşyüz aded güzîde Ekrâd yiğitleriyle serdâr olup hakîrin dahi ol asrda zindeliğim muhill olmağıla sekiz kafadâr gulâmımla esb-i sabâ-sür‘atlerime süvâr olup paşadan me’zûn olup Abdullah Paşa ve cümle Melek Ahmed Paşalı ile bir gicede İslâmbol'da olan keştîlerin sandalları ve kayıkları ve mavunaları cümle üç bin askeri bir gicede İslâmbol'a geçirüp andan ılgar ile Gekbezî'ye, andan ibrâm-ı tâm ile bir günde Dil'i geçüp andan Derbend'i ubûr edüp anda ahâlî Hanifi Halîfe'yi su’âl edüp "İki gündür, bundan yedi yüz cirid atlılar ile gelüp ikişer günlük yemlerin akçeleriyle alup ve me’kûlât [ü] meşrûbâtların alup dağlarda yatmak üzre yola revâne oldular ve yollarda ulûfeye gelen sipâhîleri girü döndürüp asker cem‘ ederek gidiyorlar" deyü cevâb-ı nâ-sevâb etdiler, hikmet haberin Lokmân'dan aldılar. "Bre yakîn imiş dahi asker-i haşerât cem‘ etmeden irelim ve yetişelim" deyü Derbend'den ılgar ile kal‘a-i İznik'e varup anda ikişer gicelik yemler ve zâd-ı rahleler alup yine ılgar ile mütevekkilen-alallah deyüp giderken Bektâş Ağalıdan ve Yeniçeri Ağalıdan niçe yüz küheylân semiz atlar şiddet-i hârdan ve çapgın-ı ılgardan kalup niçe âdemler piyâde İznik'de kaldılar. Niçesi dağlarda atları yanında kaldılar. Biz asker ile İznik'i geçüp bir mahall-i çemenzârda yemler kesdirüp ol mahalde âyende vü revendelerden haber alınup "Lefke'de binden mütecâviz âdem olup yemler alup Söğüd kasabasına doğru revâne oluyorlar" dediklerinde, "Bre kalk a!", deyü alay çavuşları feryâd edüp yine ılgar ile Lefke kasabasın ubûr edüp yine haber aldık kim Lefke ile Söğüd mâbeyninde "Ahmed Beğ Çeşmesi nâm bir fezânın şarkî cânibinde bir pirinç çeltikliği başında kimi ormanda kimi çadırlarla hırmânda harbendeleriyle meks etmişler", deyü haber alınup derhâl cümle askeri serdârımız Kara Abdullah Paşa başına cem‘ edüp cümle iş erleriyle müşâvere edüp Vakt-i Şâfi‘îde basmak ma‘kûldur, deyü hatm-i kelâm ile Fâtiha tilâvet olunup nısfu'l-leylde kalkup âheste-reviş cümle asker kulağızla gitmede. Hakîr çarha askeriyle ileri ılgar edüp hakîkatü'l-hâl vakt-i Şâfi‘îden evvel ol mahall-i ma‘hûdeye ince karavulumuz varup yetmiş seksen kadar hayme ü hargâhlar ile ârâste bir hayli ordu görüp girü avdet edüp haber getirdiler. Biz dahi çarhacıyla ileri vardık ammâ göz gözi görmez bir mesâfe-i ba‘îdede ârâm edüp at diğnendirüp girüden asker gelmesine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î dâhil olmasına müterakkib olup ba‘zı iğdiş atlı olanlarla hakîr ileri vardım ki iğdiş at aykır at gibi süheyl urup kişneyüp düşmeni âgâh etmez. Bu minvâl üzre ileri varup âlem-i ağyârdan bî-haberler, herkes birer dıraht-ı müntehânın zıll-ı himâyesinde nefîr-i hâb çalup Ashâb-ı Kehf vâkı‘asın görüp kimi haymelerde hâb-ı nâzda, kimi hıyâbân içre hem-nâzda ammâ çoğu çengelistân içre kemîngâh edinmiş yatarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99a–99b ·
metinde göster ·
… iş altı âdem hâke düşüp mecrûh u şehîd oldular. Henüz ceng kızışup hemân Serdâr
Abdullah
Paşa bizimle gelen sipâh askerine "Bre koman kurdlarım!" deyü feryâd eder. Fery …
Ammâ hamd-i Hudâ tarafeynde aslâ dahi tüfenk atılmayup herkes merd-i meydânlığın ızhâra başlayup herkesin cür’et damarları hareket etti. Ammâ Hudâ âlimdir, onlar gafletde iken basılup bu kadar ceng-i Alî etdiler kim bizim askere galebe etmek sadedinde iken şems-i âteş-tâb kulle-i felekden bir cıda kaddi nümâyân olunca girüden Bektâş Ağa ve yeniçeri 100b ağası askerleri Hak belâ versin kimi at kolanı ve kimi tapkur çekmek ve kimi sabâh namâzı kılmak bahânesiyle cümle gerüde kalup atları yorgun ve durgun cümle gayret edüp anlar da bir kerre Hanîfîliye sûr salup bir yaylım kurşum atmağa başlayınca meğer Hanîfîli de orman içre üç yüz piyâde seg-pây-ı segbân pây-ı taban dayayup eyle kurşum urdular kim Melekliden ve Bektâşlı ve Kara Çavuşludan yetmiş altı âdem hâke düşüp mecrûh u şehîd oldular. Henüz ceng kızışup hemân Serdâr Abdullah Paşa bizimle gelen sipâh askerine "Bre koman kurdlarım!" deyü feryâd eder. Feryâd u vâveylâ çe fâ’ide. Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza sipâhîdir. Beride bizimle gelen sipâhî, sipâha kılıç çeker mi? Ancak bir küme sipâh haşerâtı bizimle gelüp cemadan gibi dururlar. Serdâr anlara "Bre koman gâzîler" dedikçe anlar âlet-i mülâhıza bir kerre at sıçradup kırmızı ve sarı bayrağile girü döner.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100a–100b ·
metinde göster ·
El-hâsıl bu hâl üzre münhezimen girü dönmek sadedinde iken serdârımız
Abdullah
Paşa "Bre gâzîler! Biz üç bin askeriz, anlar bin mikdârı âdemlerdir. Eğer atını …
El-hâsıl bu hâl üzre münhezimen girü dönmek sadedinde iken serdârımız Abdullah Paşa "Bre gâzîler! Biz üç bin askeriz, anlar bin mikdârı âdemlerdir. Eğer atınız gerçi yorulmuşdur ammâ hele bir kerre gayret eyleyelim" deyü Yeniçeri Kethüdâsı Çelebi Ağa'nın dahi zedelenmemiş ve girüden âheste âheste gelmiş askerine varup "Bre gâzîler, efendilerimize ne yüzden varalım. Bre şu Celâlîlere bir kerre dahi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden hücûm edelim. Olmaya illâ hayr; ya taht ola, ya baht!" deyüp bu meşveretde iken Celâlîler şîrînleyüp ormandan taşra cümle nümâyân oldular. Hemân Bektâşlı ve Kara Çavuşlu dağların ardına doğru gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b ·
metinde göster ·
… kanığup ejder-i heft-sere dönüp kol kol kelle paça alınmağa başlayup hakîr dahi
Abdullah
Paşa sancağı dibinde Feth-i Şerîf tilâvet ederdim. Anı gördüm, bir gulâmı atına …
Beri tarafda Melekli ve Çelebi kethüdâlı ve Silâhdâr sipâhlı bir yire gelüp topdan Allah Allah deyüp at başı beraber at sürünce bizim çarha askeri dahi tâze cân bulup âdem leşleri çiğneyerek alay çavuşları tablbâz-ı Muhammedî çalup "Bre koma gâzîler, Kelbelâ günüdür, bre ha koma!" deyü herkes birbirine takviyet verüp hamd-i Hudâ nesîm-i zafer bizim cânibe eser gibi esüp niçe yiğitlerimiz "Bre gâziler şu yatan şehîdlerimizin kanın şu Celâlîlerden alalım" deyü birbirlerini cenge tergîb edüp herkes kanığup ejder-i heft-sere dönüp kol kol kelle paça alınmağa başlayup hakîr dahi Abdullah Paşa sancağı dibinde Feth-i Şerîf tilâvet ederdim. Anı gördüm, bir gulâmı atına aykıru yükledüp yanıma getirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b ·
metinde göster ·
… elâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara
Abdullah
Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâ …
Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
Andan mansûr [u] muzaffer iki günde Dil nâm mahalle gelince akîbimizce yüz kırk dil âdem ve yetmiş kelle kazâlardan gelüp yetişdi. Mezkûr Dil'den gemilerle dilleri ve cümle mâl-ı ganâ’imleri geçirüp kasaba-i Gekbezî'de meks edüp andan kalkup Üsküdar'a karîb Bostâncıbaşı {Cisri} nâm mahalle gelince Âsitâne-i Sa‘âdet'de Melek Ahmed Paşa efendimizden emr-i şerîf gelüp "Sen ki Serdâr Abdullah Paşa'sın! Emr-i şerîfim vüsûl buldukda giriftâr olan Celâlîlerin cümlesin katl edüp ser-i bî-devletlerin der-i devlete getirüp galtân edesin" deyü fermân-ı şehriyârî sâdır olunca kırâ‘at olunup cümle asâkir mezkûr cisr başında bir güft ü gû ve gulgule kopup "Bu kadar baş var. Ha kimin başları kurusun. Bu kadar baş ile bir baş İslâmbol'a varırız, ya bu fakîrleri ne kırarız" deyü azîm kîl [u] kâl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 101a ·
metinde göster ·
Paşa "Fermân-ı şerîf mûcebince cümle bunları katl ederim" deyince hemân cümle g …
Hâzâ zulm-i sarîh: Abdullah Paşa "Fermân-ı şerîf mûcebince cümle bunları katl ederim" deyince hemân cümle guzât-ı Müslimîn bir uğurdan paşa üzre hücûm edüp "Bir alay mâldan ve rızıkdan ve ırzdan ayrılmış garîbü'd-diyâr, bî-dâr mahlûk-ı Hudâ'yı kırdırmazız. Der-i devlete götürürüz. Ümmîddir kim her biri birer takrîb ile halâs ola" deyü serdâra ricâ etdiler. Âhir-i kâr serdâr niçe a‘yânın ricâların kabûl edüp ba‘zı âdemleri bostânlar içre pinhân etdiler. Niçesin bu Bostâncıbaşı Cisri altında sazlık ve kamışlık içine saklatdılar. Niçesin tebdîl-i kıyâfet edüp halâs eylediler. Niçesin sipâh esbâbıyla at üzre bindirüp Üsküdar'a getirüp halâs etdiler ve altı aded âdemi serdârdan birer takrîb ile 101b bu abd-i hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr ricâ edüp altısın dahi âzâd etdim. Ammâ Daşnık Mirza Beğ ve Hanîfe Halîfe içün ricâ geçmeyûp cisir kenarında kırk altı âdemleriyle ale't-tertîb dizüp Daşnık Mirza [ve] Halîfe kelime-i şehâdeti getirüp {Hanîfe Halîfe} eydür: "İlâhî! Bu husûsda Melek Ahmed Paşa mecbûr u mağlûb u bî-günâhdır. Ammâ ey Pâdişâh-ı Kahhâr beni Kahr ismine mazhar etmişsin. Takdîrinde ezelü'l-âzâlde alnıma kilk-i kazânı böyle tahrîr etmişsin. Umarım sen pâdişâh-ı Kahhâr'dan kim benim katlime sebeb olanları ân karîbu'z-zamân benim gibi katl edesin" deyü Bismillah deyüp kelime-i şehâdetle kıbleye müteveccih olup "Al imdi emânetin efendim" dedikde Aşçı Alî nâm bir şakî dal-uryân kılıç olup el kaldırım derken hemân Hanîfe Halîfe ayak üzre kalkup Aşçı Alî'ye bir depme niçe urdu ise asla tahallüf etmeyüp Aşçı Alî'nin cânı çıkdı. Derhâl serdârımızın silâhdârı bir esfehü's-süfehâ at üzre dururken Hanîfî Halîfe'ye bir tîğ ile darb etdi kim eli bağlı âdem zemine yüzü üzre düşüp cemî‘i asker azharun mine'ş-şems gördüler kim yüzi üzre düşmüşken kendi kendiye kıbleye müteveccih olup arkası üzre yatdı. Cümle asker el-azametullah deyüp niçe zî-akl âdem kaçan kaçanın oldu. Andan Daşnık Mirza'yı kesdiler. Aslâ fakîr dünya kelâmın söylemeyüp kırk altı pelîdi dahi birer birer şehâdet kelimesi etdirerek kelleleri kesilüp cesedleri cisr başına defn olunup cümle kelleler ile Üsküdar'a, andan İslâmbol'a Bâğçe kapusundan alay-ı azîm ile cümle 814 aded kelleler ârâyiş-i nîze olup dîvân-ı âlîde sa‘âdetlü Sultân Muhammed Hân Gâzî'nin huzûrundan güzer edüp "Hemişe devlet hâ’inlerinin kelleleri rikâb-ı hümâyûnumda bu gûne galtân ola" deyü cümle kelleleri yire urup andan Bâb-ı hümâyûn önünde bırağup cümle kelleler top-ı çevgân gibi âyende vü revendenin pâylerinde pâymâl-i rimâl olurdu. Hikmet-i Hudâ ol gice Bâb-ı hümâyûn önünde Hanîfi Halîfe ve Daşnık İmirza'nın ser-i sa‘âdetleri üzre üç kerre nûr nâzil olduğun sulehâ-yı ümmetden niçe kimesneler gördüğü müsbetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 101a–101b ·
metinde göster ·
… rîfler var kim her biri Yâkût-ı Musta‘sımî ve Abbâs-ı Mürsî ve Şeyh Bâyezîdî ve
Abdullah
Kırımî ve Ahmed Karahisârî ve Hasan Çelebi ve Dede Mehemmed Çelebi Kelâm-ı izze …
Evvelâ şehrin derûnunda cemâ‘at-ı kesîreden ârâm bulunmaz bir mesîregâh, ma‘bedgâh [ve] teferrücgâhdır. Ve taşra haremli fıskiye ve havz-ı şadırvânlı niçe yüz çınar ve serv-i ar‘ar ve kestâne ve şecere-i tayyibeler ile sâyedâr olmuş bir harem-i muhteremdir kim cemî‘i âyende vü revendegân ve cemâ‘at-ı müslimân anda tâ‘at-ı Sübhân edüp hamd-i Yezdân ederler. Sayf [u] şitâda bu harem içre aslâ şems-i âteş-tâbın tâb-ı tüvânı te’sîr etmez. Bu harem-i azîmin cânib-i erba‘ası yan soffalar ve hücreler ve soffalar üzre amûd-ı mûmiyânlar ve dahi fevkında kâse-i nilgûn-vâr kıbâb-ı ser-nigûnların her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Ve derûn-ı câmi‘ eyle müzeyyen ü musanna‘dır kim diyâr-ı Âl-i Osmân'da buna mânend bir vüzerâ câmi‘i yokdur. Meğer İslâmbol'da Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'de Zâl Paşa câmi‘i ve Silivrikapusunun iç yüzünde Süleymân Hân'ın Tavâşî İbrâhîm Paşa câmi‘i ola. Ammâ bu Burgaz câmi‘i anlardan musanna‘ ve şîrîn-kâr câmi‘-i pür-envârdır. Kubbe-i âlîsi eflâke ser çekmiş kubbe-i nüh-tâkdır. Kıble tarafında bir nîm kubbe-i eflâkdir. Kubbe-i kebîrinin etrâfında kanâdiller çerâğân edecek tabakalar ile ârâste ve mü’ezzinân mahâfili ve maksûreler ile pîrâste olmuşdur. Ve minber [ü] mihrâbının ve cânib-i erba‘asında olan revzenlerinin midhatinde meddâhân-ı Rûm âciz-mânde olmuşlardır. Ve bunda olan ibret-nümâ-yı nakş-ı bukalemun-ı ibret-nümûn câm, billûr, necef ve moran-ı gûnân derûn-ı câmi‘e ziyâ verdikde Arapça âyeti nûrun alâ nûr tilâvet olunur. Zîrâ bu câmi‘in etrâf-ı cevânibinde ibret-nümâ kelâm-ı şerîfler var kim her biri Yâkût-ı Musta‘sımî ve Abbâs-ı Mürsî ve Şeyh Bâyezîdî ve Abdullah Kırımî ve Ahmed Karahisârî ve Hasan Çelebi ve Dede Mehemmed Çelebi Kelâm-ı izzetleri var kim İslâmbol'da Sultân Ahmed câmi‘i'nde yokdur. Meğer Medîne-i Ravza-i Mutahhara'da ola. Ve hoş-âvâz hamele-i Kur’ân, e’imme-i hutebâsı ve mü’ezzinânları var kim gûyâ her biri birer yegâne-i asrdır. Bu câmi‘in bir tabaka-i mevzûn minâresi var kim sihr-i helâldir. {Süleymân Hân câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân ibn Abdülmennân binâ edüp ol} Üstâd-ı bennâ yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. Kıble kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 107b ·
metinde göster ·
idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. B …
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
Menzil-i ra‘nâ sitâyiş-i kasaba-i Babaeski: Tâ Yanko ibn Madyan zamânından berü ma‘mûr u âbâdân kal‘a-i kadîm ve şehr-i azîm idi. Ba‘dehû Sırp ve Bulgar banları ve Hersek ve segreleri İslâmbol'u harâb etmeğe giderken bu şehri de harâb etdiler. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sarı Saltık Bây Sultân, Pirevadi 170a kurbunda Dobruca Abdullah huzûrunda merhûm oldukda Saltık Bây'ın vasiyyet-i sâbıkası üzre na‘ş-ı Muhammed Saltık'ı yedi aded tabuta fukarâları koyup yedi kral-ı dâl yedi tabutu alup her biri birer iklîme tabutları götürürken tabutlarda cesed-i Saltık'ı bulup hamd-i Hudâ bizdedir, deyü her bir kral vilâyetlerine götürürler. Edirne kralı cesed-i Saltık Bây'ı bir harâb-âbâd olan Baba şehrinde defn etdiğiyçün Babaeskisi derler. Anların şerefiyyetine hâlâ imâr olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 169b–170a ·
metinde göster ·
… ristân olsun" deyü bu nehirleri ihdâs eden mülûk-ı evvel el-Melik İsâ b. Alî b.
Abdullah
b. Abbâs'dır ki amm-i Mansûr'dur.
Ve bu bâlâda tahrîr olunan on bir aded nehirleri Âl-i Abbâsiyân'dan ve gayrı mülûkdan selef pâdişâhları nehr-i Furât'dan ayırup "Memâlik-i Irâk'ın çöl-i çölistânın bu enhârlar ile reyy eyleyüp imâristân olsun" deyü bu nehirleri ihdâs eden mülûk-ı evvel el-Melik İsâ b. Alî b. Abdullah b. Abbâs'dır ki amm-i Mansûr'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205b ·
metinde göster ·
… ı ve muganiyâtlar bir üstâd-ı hânendegânda yokdur. Meğer Fisagores-i Tevhîdî ve
Abdullah
Faryâbî ve Gulâm Şâdî'de ola idi. Ve gâyet bülend savt-ı hazîne mâlikdir. Dest- …
Ve üstâd-ı kâmil hânendedir kim ilm-i edvârın râst makâmı gibi anası ve dügâh gibi atasıdır. Bunda olan kâr u nakş u savt u zicl u zikr u tasnîfât ve kaviller ve murabba‘ât varsağı ve şarkı ve kayabaşı ve muganiyâtlar bir üstâd-ı hânendegânda yokdur. Meğer Fisagores-i Tevhîdî ve Abdullah Faryâbî ve Gulâm Şâdî'de ola idi. Ve gâyet bülend savt-ı hazîne mâlikdir. Dest-ber-dâ’ire olup Hâfız ebyâtlarıyla taksîm edüp yigirmi dörd usûlün dakîkiyle nutk-ı darb üzre defsâzlık edüp bir kâr-ı savt ve zicl okudukda istimâ‘ eden âdem kârdan kalup bîkâr u hayrân olması mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
ve İzzeddîn Hân ve Sultân Hasan ve Sultân Meymendî ve Sultân Boğa Bay ve Sultân …
Ziyâret-i Abdullah ve İzzeddîn Hân ve Sultân Hasan ve Sultân Meymendî ve Sultân Boğa Bay ve Sultân Tohta Bay ve Korkud Hân ve Sultân Alî Hân ve Sultân Kâzım ve Sultân Bendî Cân ve Zor Bay Hân ve İsmâ‘îl Hân ve Bedir Bay Hân ve Cığalı Hân ve Tohtamış Hân ve Selçuk Hân ve İsrâîl Hân ve Ma‘sûm Bay ve Kutlu Bay, andan havâtînleri başka yerde yaturlar. Evvelâ Mama Hâtûn ve Hurme Hâtûn ve Cân Hanım ve Nilfer Hanım ve Zübeyde Hanım ve Selviboy Hanım ve Zîbâ Hanım ve Vasfiye Hurme ve Hûrşîd Hurme ve Döndü Hurme ve Safiyye Hurme ammâ Âl-i Dânişmendiyye'den olan mevtâ-yı ziyâretgâhlar bunlar gibi kubbe-i âlî serdâblar içre yatmazlar. Cümle zîr-i zemînlerde mermerden sandûkalar içre yaturlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241a ·
metinde göster ·
… izzet-i bî-cild-i İbnü'ş-Şeyh Dede Mehemmed ve bir kıt‘a Kelâm-ı izzet-i hatt-ı
Abdullah
Kırımî ve hatt-ı İskenderî Hasan Çelebi ve hatt-ı Hâlid Efendi ve hatt-ı Demirc …
Evvelâ on yedi mücelled ve mükellef mülûk içün tahrîr olunmuş mücevher cildli hatt-ı Ya‘kûb-ı Musta‘sımî ve hatt-ı Ahmed el-Karahisârî ve hatt-ı eş-Şeyh Bâyezîd-i Velî ve nısf-ı Kelâm-ı izzet-i bî-cild-i İbnü'ş-Şeyh Dede Mehemmed ve bir kıt‘a Kelâm-ı izzet-i hatt-ı Abdullah Kırımî ve hatt-ı İskenderî Hasan Çelebi ve hatt-ı Hâlid Efendi ve hatt-ı Demirci Kulu ve hatt-ı Hasan Çelebi min telâmîz-i Karahisârî ve hatt-ı Bekrî ve'l-hâsıl on yedi kıt‘a mesâhif-i şerîfler kim her biri mezkûr hattâtların hatlarıyla birer mülûk içün tahrîr olunmuş Kelâm-ı izzetler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 275a ·
metinde göster ·
Kırımî ve hatt-ı İskenderî Hasan Çelebi ve Karahisârî Hasan Çelebisi ve Hâlid E …
Ve hatt-ı Bekrî ve hatt-ı Abdullah Kırımî ve hatt-ı İskenderî Hasan Çelebi ve Karahisârî Hasan Çelebisi ve Hâlid Efendi ve üstâdımız Ağa kapusu Mektebi hocası Hüseyin Efendi ve Yûsuf Efendi ve Kara Alî Çelebi ve Mustafâ Çelebi ve Dervîş Alî ve Suyolcuzâde Çelebi ve Hükmîzâde ve Teknecizâde.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 275a ·
metinde göster ·
… çölistânın bu enhârlarla âbâdân edenlerin evveli El-Melik Sultân İsâ ibn Alî b.
Abdullah
b. Hazret-i Abbâs'dır kim amm-i mansûrdur ve bu meliklerin zamân-ı hilâfetlerin …
Ve nehr-i Kuti gerçi bu nehr-i Furât'dan ayrılır ammâ nehr-i Melik altından geçüp arz-ı Irâk'ı reyy edüp yine nehr-i Melik kurbünde Şatt'a mahlût olur. Bu nühûrları nehr-i Şatt'dan ve nehr-i Furât'dan ayıranlar cümle Âl-i Abbâsiyân pâdişâhlarıdır ve gayrı niçe yüz mülûklardır kim memâlik-i Irâk'ın çölistânın bu enhârlarla âbâdân edenlerin evveli El-Melik Sultân İsâ ibn Alî b. Abdullah b. Hazret-i Abbâs'dır kim amm-i mansûrdur ve bu meliklerin zamân-ı hilâfetlerinde bir nehrin tarafeyninde bir kurrâdan bir beldeye fâsıla yok idi ve bu mezkûr nehirler içre cümle gemiler işlerdi. Hâlâ niçesinde gemiler işlemez ammâ tulumdan kelek gemileri Diyârbekir'den ve kal‘a-i Birecik'den işler kelekler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344a ·
metinde göster ·