… mâ geşt [ü] güzâr etdüğin memâlik-i mahrûseleri ve kılâ‘-ı büldânları ve âsâr-ı
acîbe
ve garîbeleri ve her diyârın memdûhât, sanâyi‘ât, me’kûlât [ü] meşrûbâtını ve a …
"Yürü sehm [ü] kavs ile gazâ eyle ve Allâh'ın hıfz [u] emânında ol ve müjde olsun sana bu meclisde ne kadar ervâh ile görüşüp dest-i şerîflerin bûs etdinse cümlesini ziyâret etmek müyesser olup seyyâh-ı âlem ve ferîd-i âdem olursun. Ammâ geşt [ü] güzâr etdüğin memâlik-i mahrûseleri ve kılâ‘-ı büldânları ve âsâr-ı acîbe ve garîbeleri ve her diyârın memdûhât, sanâyi‘ât, me’kûlât [ü] meşrûbâtını ve arz-ı beledi ve tûl-ı nehârların tahrîr edüp bir âsâr-ı garîbe eyle. Ve benim silâhımla amel edüp dünyâ ve âhiret oğlum ol. Tarîk-i hakkı elden koma, gıll [u] gışdan berî ol, nân u nemek hakkın gözle, yâr-ı sâdık ol, yaramazlarla yâr olma, eyilerden eylik öğren" deyü va‘z [u] bendler edüp ve alnım bûs edüp Ahî Çelebi câmi‘inden taşra çıkup gitdiler. Hakîr mebhût olup hâb-ı râhatdan bîdâr olup;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 7b ·
metinde göster ·
… rdı. Hemân sâ‘at cümle asâkir-i bî-pâyân hâzırbâş olurlardı. Ve niçe bin âsâr-ı
acîbe
ve garîbe ve mutalsamâtlar binâ etdüği inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur. Hül …
Meselâ Avret 12a bâzârındaki Dikilitaş'da Yanko ibn Mâdyân'ın Hindistân'a gitdiği askerinin alay-ı bî-misâlin timsâl edüp ayân u beyân etdi. Ve ol amûdun için cevf edüp minâre-vâr ruhbânlar çıkup İslâmbol'a bir bâğî ve dağî asker gelse çan çalarlardı. Hemân sâ‘at cümle asâkir-i bî-pâyân hâzırbâş olurlardı. Ve niçe bin âsâr-ı acîbe ve garîbe ve mutalsamâtlar binâ etdüği inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur. Hülâsa-i kelâm bu Yağfûr Kıral İslâmbol'u ol mertebe ma‘mûr u âbâdan etdi kim gûyâ ravza-i cinândan bir köşe etdi. Bu dahi âlem-i dalâlet içre mürd olup yerine Tekfur nâm pelîd-i anîd kıral-ı dâl oldu. Tâ beş bin yedi yüz elli seneye gelince niçe kayâsıra ve batâliseler ve niçe bıtrîk ve kıssîs ve efârîkaların tahtgâhı ve karârgâhları olup günden güne şehr-i Makdon'u amâr etdiler. Ve niçe yüz sene hükûmet üzre müstakarr olup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b–12a ·
metinde göster ·
: Yine Altımermer'de bir amûd-ı zenbûrî üzre Hekîm Câlinûs rusâs-ı ebyazdan ya‘n …
Onuncu tılısm-ı acîbe: Yine Altımermer'de bir amûd-ı zenbûrî üzre Hekîm Câlinûs rusâs-ı ebyazdan ya‘nî kalaydan iki sûret ihdâs edüp biri bir pîr-i fânî beli bükülmüş, âb-ı rûyı dökülmüş durur. Anın mukâbelesinde bir fertûte-i zamâne şütür-leb ve abûsü'l-vech bir pîre-zen kaddi dutâ olup durur. Er ile avretin birbiriyle hüsn-i zindegâneleri olmasa ya er kişi ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etseler elbette birbirlerinden mufârakat vâkı‘ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
On dördüncü tılısmât-ı acîbe: Ayasofya deyrinin cenûbunda dörd aded amûd-ı müntehâ beyâz mermerler üzre bilâ-teşbîh Cebrâ’îl ve İsrâfîl ve Mîkâ’îl ve Azrâ’îl kerrûblarının timsâlleri var idi. Biri cânib-i şarka, biri garba, biri şimâle, biri cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha ursa cemî‘i dünyâda tâ‘ûn olur deyü havf ederlerdi. Bu timsâller Hazret-i Fahr-i âlem vücûda gel[dik]de ser-nigûn olup hâlâ mezkûr amûdlar Ayasofya Çukurçeşmeleri kurbünde dörd aded mermer amûdlar râyegân temâşâgâhdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17a ·
metinde göster ·
… g Mânî Manastır nâm mutallâ ve müzehheb ve mînâ ve tasâvîr ve eşkâl-i garîbe ve
acîbe
sihr-âsâr timsâl-i kerrûbiyân ve gayrı âdemiyân sûretleri etmişdir kim hâlâ im‘ …
Ve mezkûr kubâbların cümlesinin içinde üstâd-ı nakkâş Erjeng Freng Mânî Manastır nâm mutallâ ve müzehheb ve mînâ ve tasâvîr ve eşkâl-i garîbe ve acîbe sihr-âsâr timsâl-i kerrûbiyân ve gayrı âdemiyân sûretleri etmişdir kim hâlâ im‘ân-ı nazar ile nazar eden engüşt ber-dehen edüp cümle eşkâlleri zî-rûh zan ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
bu kubbe-i kadîm tâ Ayasofya binâ olunaldan berü (---) kıralın binâsıdır kim Ha …
Ammâ garîbe-i acîbe bu kubbe-i kadîm tâ Ayasofya binâ olunaldan berü (---) kıralın binâsıdır kim Hazret-i Risâlet'den (---) mukaddemdir kim bu kubbeyi türbe etmeğe mübâşeret etdikleri asırda bin (---) sene olmuşdu. Üstâd-ı bennâ kûhkenler bu kubbenin cânib-i cenûbunda Ferhâdî külünkler ile bir pençere yeri açarken iki tula mâbeyninde bir demirden tütün lülesi çıkup cümle halkın manzûru olmuşdur kim ol mahalde yine içinde duhân râyihası munkatı‘ olmamış idi. Bundan ma‘lûm oldu kim rû-yı arzda tütün içmek kadîm imiş. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 105a ·
metinde göster ·
… kmiş çâr-kûşe bir nâkûshânesi var. Bu dûyûrların dâhilinde ve hâricinde suver-i
acîbe
ve garîbe menkûş tasvîrler var kim gûyâ zî-rûhdur.
Ve ana karîb Venedik deyri: ihrâk olup yigirmi sene harâb yatup Kandiye sulhunda Köpürlüzâde Ahmed Paşa izniyle amâr olundu. Evce ser-çekmiş çâr-kûşe bir nâkûshânesi var. Bu dûyûrların dâhilinde ve hâricinde suver-i acîbe ve garîbe menkûş tasvîrler var kim gûyâ zî-rûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 129a ·
metinde göster ·
… ederler kim âdem hayrân kalır. Ve müslim karityacılar dahi deryâ mahlûklarından
acîbe
vü garîbe haşerâtlar ile ubûr ederler. Ve niçe bini ellerinde harba ve sıpkınla …
Ammâ bu balık satıcılar dükkânların tahtırevânlar üzre bâlâda tahrîr olunan mâhîlerin envâ‘ından niçe bin mâ’ideleri tablalar ile zeyn edüp ve arslan-misâl eyi balıkları boğazından zencîrler ile bağlı bağırup çağırup feryâd eder. Ve deniz atları ve porsuklar ve kunduzlar ve yûnus balıkları sayd ederler kim her biri pereme kadar. Ve bir iki gün mukaddem Üsküdar kayığı kadar balıkları yatağın bilüp Adalar arasında dutup arabalar üzre tahmîl edüp yetmiş seksener çift câmûslar arabaları çekerek ubûr edüp bu tâ’ifenin çoğu Kayseriyye ve Niğde ve Manya Urumları'dır, bir hây-hûyla ubûr ederler kim âdem hayrân kalır. Ve müslim karityacılar dahi deryâ mahlûklarından acîbe vü garîbe haşerâtlar ile ubûr ederler. Ve niçe bini ellerinde harba ve sıpkınlar ve musanna‘ ağlar ve serpmeler ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174b ·
metinde göster ·
… ammâ yine zemînde iki ayağıyla yürüyüp halk üzre hücûm ederler. Ve niçe eşkâl-i
acîbe
cinler ederler kim bu alayı görmeyen âdem gördükde aklı perîşân olur.
Bir fırkası dahi yine hayvânât derilerine sarılmış yaban âdemleri yapmışlar kim Allâhümme âfinâ gören âdemlerin zehreleri çâk olur. Her bir yaban âdemleri beşer ve altışar pranka zencîrler ile bağlayup her birin beşer altışar âdem keşân-ber-keşân çekerken yaban âdemleri seyirci olan âdemlerin üstüne hücûm etdikce ol ucbe-likâlar havfından halk içre bir hây-hû kopar kim ta‘bîr olunmaz. Ve niçe yüz gûnâ-gûn dîv ve perîler sûretleri edüp ayakları hevâda başı ser-nigûn ammâ yine zemînde iki ayağıyla yürüyüp halk üzre hücûm ederler. Ve niçe eşkâl-i acîbe cinler ederler kim bu alayı görmeyen âdem gördükde aklı perîşân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193a ·
metinde göster ·
… a nazar ederken görse kim sahtiyânın gerdeninde bir gûne rumûz-ı künûz-ı hatt-ı
acîbe
tahrîr olunmuş. Ammâ hat idüğü nâ-ma‘lûm, ancak im‘ân-ı nazar ile nazar eden bi …
Şehr-i Tarabefzûn'da Yahûdî kavmi olmamasının aslı oldur kim Selîm Hân-ı Evvel hâkim iken iki birâder-i kihter [u] mihter bu şehr içre gâib olur. Cümle hükkâm ve âhâlî-i vilâyet cidd u cehd edüp bulmada âciz-mânde olup ferâğat eder. Âhir mürûr-ı eyyâm ile bir gün bâzâr-ı muhabbetde bir mücellâ kırmızı ve bir musaykal sarı sahtiyân satılır. Ne hoş sahtiyân olur deyü elden ele girerken bir ârif-i billah dervîşin eline girüp sahtiyâna nazar ederken görse kim sahtiyânın gerdeninde bir gûne rumûz-ı künûz-ı hatt-ı acîbe tahrîr olunmuş. Ammâ hat idüğü nâ-ma‘lûm, ancak im‘ân-ı nazar ile nazar eden bilir. Netîce-i merâm, bu dervîş bu sahtiyânları alup dikkat-i tâm ile takayyüd edüp hâh [u] nâ-hâh kırâ’at eder: "Ey bizim ahvâlimize vâkıf olmak isteyen, yigirmi senedir debbâğ Yahûdîler elinde zîr-zemînlerde mahpus olup rızâullâh ve rızâ-i Resûlullah bizi halâs edüp tâ ki acâ’ibât göresiz" deyü sahtiyânlar üzre tahrîr olunmuş. Hemân dervîş-i gayûr dâmen-dermiyân edüp doğru Şehzâde Selîm huzûruna varup hatt-ı merkûmu tilâvet etdükde cümle asker pür-silâh olup Debbağhâne kapusundan taşra çıkup cümle debbâğ Yahûdî kârhânelerin basup tahrîr olunan mağarada mezkûr karındaşları bulurlar. Görseler kim iki pençe-i âfitâb mazlûmların arkalarında derilerini yüzüp birbirine arka arka yapışdırup debbağlık işlerler. Biri ser-i kârda ayağ üzre oldukda o biri arkasında yüklü arkası üzre durur. Altındaki birâderi işinden fâriğ olunca arkasındaki işler. Bu gûne azâb-ı elîm ile bunları bulup niçe yüz Mehemmed isimli ma‘sûmları dahi katl edüp niçeleri esîr-i pâ-beste ve dil-haste çâker-i efkende-misâl hizmet ederler. Bu hâl-i pür-melâli ahâlî-i Tarabefzûn görüp nefîr-i âmm ile kal‘a kapuların kapayup cemî‘î Yahûdîleri avretleri ve beşikde ve kundakdaki oğlanlarıyla katl-i âm edüp şehri tathîr etdiler. Ol asırdan berü ellerinde hatt-ı şerîfleri olup çufudları gördükleri yirde katl ederler. Anınçün Tarabefzûn'da Yahûdî yokdur. Ba‘zı Yahûdîye "Tarabuzun'a varsana" dediklerinde "Başına gelsin" derler. Ehl-i Tarabefzûn, Yahûdîleri aslâ sevmezler. Zîrâ gâyet mü’min ve muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at, halîm ve selîm âdemlerdir. Hak cümlesinden râzî ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 253b ·
metinde göster ·
… ahşıvân ve Tebrîz'e gitdiğimiz kûh-kendleri ve seyr [ü] temâşâ etdiğimiz âsâr-ı
acîbe
ve garîbeleri ayân u beyân eder
Bin elli (---) mâh-ı (---)de nehr-i Araz kenarından diyâr-ı Acem'de Revân ve Nahşıvân ve Tebrîz'e gitdiğimiz kûh-kendleri ve seyr [ü] temâşâ etdiğimiz âsâr-ı acîbe ve garîbeleri ayân u beyân eder
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a ·
metinde göster ·
… -i şarkîsine vâkı‘ olmuşdur}. Bu imâretlerden mâ‘adâ niçe bin ibret-nümâ âsâr-ı
acîbe
ve garîbeler var kim diller ile ta‘bîr olunmaz, ammâ bu kadar kifâyet eder.
Der-vasf-ı ibret-nümâ-yı Âbâdân: Binâ-yı câmi‘-i Sultân Hasan ve binâ-yı Şâh Ya‘kûb ve binâ-yı Şâh Hıyâbân ve binnâ-yı Kasr-ı Sehlân ve binâ-yı Şâh Cihân ve binâ-yı Kasr-ı Hadım Ca‘fer Paşa ve binâ-yı ibret-nümâ-yı Şâm-ı Gazan ma‘lûmumuz bunlardır. Ammâ {Mırmır mahallesinde Tâk-ı Alî Şâh tâk-ı Kisrâ'dan nişân ve binâ-yı kal‘a-i Emîr Hân, kurb-ı câmi‘-i Şâh İsmâ‘îl, harâbdır. Ve binâ-yı kal‘a-i Hadım Ca‘fer Paşa, mukâbele-i câmi‘-i Şâh İsmâ‘îl, harâbdır ve Sehrâb kûhı dâmeninde kal‘a-i Reşîdiyye Muhammed Şâm-ı Gazan vezîri binâsıdır kim taraf-ı şimâl-i şarkîsine vâkı‘ olmuşdur}. Bu imâretlerden mâ‘adâ niçe bin ibret-nümâ âsâr-ı acîbe ve garîbeler var kim diller ile ta‘bîr olunmaz, ammâ bu kadar kifâyet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300a ·
metinde göster ·
ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu …
Mesîregâh-ı ibret-nümâ-yı acîbe ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu Çevgân Meydânı'na cümle a‘yân [u] eşrâf, sığâr u kibâr hayme ve hargâhlarıyla çıkup meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâsu'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı tabh edüp bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederler kim deşt-i Yezîd'de rûz-ı aşurada şehîd olmuşlardır, deyü ol gün bu fezâda şükür şerbetleri bezl olunup sakkâlar billûr ve necef ve moran ve çam u tihtâb taslar içre akîk-i Yemenî ve pîrûze-i balgamî taslara koyup üzerine kırbalardan şerbetler ve âb-ı rakîk zülâller koyup atşâna âb-ı hayâtlar bezl ederken nûş edenler 301a bu mısra‘ı terennüm ederler "Hüseyn-i Kerbelâ aşkına sahhâ" der. Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde gerdenine kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Ammâ temâşâ-yı azîm, elbette Tebrîz hânı bu arsagâhda çetr-i mülemma‘ın ve serâperde-i münakkaşın kurup cemî‘î a‘yân-ı Tebrîz çıt-â-çıt zânû-be-zânû olup Maktelü'l-Hüseyni, Rum'da kürsî üzre Mevlûd-i Nebî okur gibi tilâvet ederler. Cümle muhibb-i hânedânlar süst-endâm olup hulû‘ [u] huşû‘ ile sâmi‘înden olup âh [u] enîn-i ciğer-sûz çekerek dinlerler. Tâ ki "Mazlûm Hazret-i İmâm Hüseyn'i Şibr-i zâlîm [u] la‘în böyle şehîd etdi" deyince hemân maktelü'l-Hüseyn kırâ‘at edenin ardındaki perde ardından başı ve gövdesi başka bir beyâz teni meydân-ı muhabbete getirüp kanları cereyân ederek serâperde meydânına bırağup sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berberler âşıkân [u] sâdıkânlar içre girüp ellerinde usturalar ile ol gün Hüseyn aşkına kan akıtmak murâd edinen kimesnelerin sînesine ve kollarına aşk-ı Hüseyn deyü ol kadar şerha çeküp kanlar akıdırlar kim zemîn-i sebze-zâr, hûn-alûd olup lâle-zâr olur. Niçe bin aşıkân kellesi üzre teslîm-i dâğî ve bâzûlarına Hasanî ve Hüseynî ve Ukaylî dâğları yakup kollarına be-aşk-ı Hüseyn na‘ller kesüp kanlar akıdırlar. Ba‘dehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile tevhîd [u] tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç gice cân sohbetleri olur. Böyle bir çemenzâr ve mesîregâh-ı zemîn teferrücgâhdır. Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçe-i gülistânı hisâba gelmez, mesîregâh-ı İreme zâtü'l-imâd misillü bir şehr-i rûşen-âbâddır ki her teferrücgâhı bâğ-ı Merâm'dan ve bâğ-ı Aspozu'dan veya Sudak'dan nişân verir. Tarz-ı Acemâne musanna‘ kâh-ı Şîrînler ve kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz Kelenter bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b–301a ·
metinde göster ·
… eref-i sohbetleriyle müşerref olup geşt [ü] güzâr etdiğimiz kılâ‘ları ve âsâr-ı
acîbe
ve garîbeleri hikâyet edüp safâsından ser[a]pây bir kat libâs-ı fâhire ve üç yü …
Ziyâret-i Dumlu Sultân: Ulu âsitânedir. Şeyhi İbrâhîm Efendi dahi mazanne-i kirâme ulu kimesnedir. Andan cânib-i kıbleye Erzurûm sahrâsında (---) sâ‘at gidüp hamd-i Hudâ (---) anda yine sıhhatle, selâmetle, yine kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup ol sâ‘at tebdîl-i câme olmadan Revân hânının nâmeleri ve hedâyâlarıyla Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimizin hâk-i pâyine yüz sürüp dîdelerimiz rûşen olup şeref-i sohbetleriyle müşerref olup geşt [ü] güzâr etdiğimiz kılâ‘ları ve âsâr-ı acîbe ve garîbeleri hikâyet edüp safâsından ser[a]pây bir kat libâs-ı fâhire ve üç yüz guruş hammâm-bahâ ihsân edüp gümrük kitâbetinden iki kîse avâ’idim dahi ihsân etdi. Bir hafta sâkin olup hikmet-i Hudâ yine Revân hânından muhabbetnâmeler gelüp "Kars kullarından kârbânlarımız {halkın} müte’ezzî ederler. Bir ağa kullarınız ricâ ederiz. Bu cânibe gelüp âmâde olan kârbân-ı sevdâgerin alup Erzurûm'a gide" deyü mektûb-ı muhabbet-uslûbu Alî Hân Aka ile geldikde hikmet-i İlâh yine bu hakîri onuncu gün Acem diyârına yolladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323a ·
metinde göster ·
Bu şehr-i Gazze'de ve enderûn [u] bîrûnunda niçe bin ibret-nümâ âsâr-ı
acîbe
ve garîbeler vardır kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmazdır.
Bu şehr-i Gazze'de ve enderûn [u] bîrûnunda niçe bin ibret-nümâ âsâr-ı acîbe ve garîbeler vardır kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 48b ·
metinde göster ·
: Bi-kavl-i müverrihîn, Hazret-i Risâlet-penâh'ın vilâdet-i şerîfinden sekiz yüz …
Dîğer hikmet-i garîbe [vü] acîbe: Bi-kavl-i müverrihîn, Hazret-i Risâlet-penâh'ın vilâdet-i şerîfinden sekiz yüz seksen iki sene mukaddem İskender-i Kübrâ asrında bu Gazze kurbunda leb-i deryâda şehr-i Askalân'dan tâ vilâyet-i Kıbrıs'a varınca deryâ içre bir vâsi‘ yol var idi. Cemî‘i tüccârân-ı berr ü bihâr ol câdde-râh ile cezîre-i Kıbrıs'a gidüp gelirlerdi. Hattâ Mısır'ın Kabâbıtalar asrında binâ olunan divârlarının amûd-ı müntehâları bu şâh-râh ile câmûslar ve develer çeküp Mısır'a gelmişler. Ba‘dehû İskender asrında Hamâlı bir Yahûdî Mısır'ın Nîl-i mübârekin sihr ile Hamâ şehrine getürürken bir şişe içre Nîl suyun zemîne urup Tene buhayresi zâhir olup Kıbrıs yolunun nısfı gark oldu ve ol râhın nısfı mukaddemâ İskender Karadeniz'i kesüp Akdeniz'e mahlût etdirdiği asrda külliyet üzre şehr-i Askalân ve şehr-i Gazze'den Kıbrıs'a yol gark olup ilâ yevminâ hâzâ mellâhlar deryâ içre cezîre-i Kıbrıs'dan gelirken ol yolları deryâda görüp sığlarından hazer edüp gemilerin alarka geçirirler. (---)(---)(---)(---)49a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 48b–49a ·
metinde göster ·
ve garîbeler istimâ‘ ederek zevk u safâ ederken Murtezâ Paşa efendimiz bizi mek …
Bu gûne nasîhat-âmîz kırk elli beyt kasîde-i mu‘teberdir, ve's-selâm. Şehr-i Haleb'de bu gûne elfâz-ı hikâyât-ı acîbe ve garîbeler istimâ‘ ederek zevk u safâ ederken Murtezâ Paşa efendimiz bizi mektûb-ı muhabbet-uslûblarıyla Urfa'da Halîlü'r-rahmân şeyhi (---) Efendi hazretlerine hedâyâ ile gönderüp hakîre bir at ve bir Gürcî gulâmı ve yüz altun ihsân edüp on üç aded refîklarımız ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 53a ·
metinde göster ·
ve garîbeler vardır kim tafsîliyle tahrîre muhtâcdır, ammâ bu hakîrin bu kadar …
Bu Şehr-i Urfa içre niçe bin âsâr-ı acîbe ve garîbeler vardır kim tafsîliyle tahrîre muhtâcdır, ammâ bu hakîrin bu kadar ma‘lûmu olmağıla bu kadarca tahrîr etdik. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
Silâhdâr Kara Murtezâ Paşa: Sene 1059 târîhinde Sivas-i Rûm valisiyken Turhal n …
Ve min âsâr-ı hikmet-i sun‘-ı İlâhî garîbe-i acîbe Silâhdâr Kara Murtezâ Paşa: Sene 1059 târîhinde Sivas-i Rûm valisiyken Turhal nevâhîlerinde bir kurâ ahâlîsi cümle paşa huzûruna gelüp dîvân-ı pâdişâhîde bir kutu içre bir ter u tâze beyâz fîl yavrucuğu getirüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79a ·
metinde göster ·
: Bu cezîrede bir Ermenî deyri vardır. Hazret-i İsâ'nın hımârı (---) sene mu‘amm …
Garîbe-i acîbe: Bu cezîrede bir Ermenî deyri vardır. Hazret-i İsâ'nın hımârı (---) sene mu‘ammer olup fevt oldukda cemî‘i bıtrîk ü kıssîs ü ruhbân ve papaslar hımâr-ı İsâ na‘şın mûmyâ edüp hâlâ bu deyr içre zîr-i zemînlerde gâyetü'l-gâye mahfûzdur kim anı ol deyrin huddâmları bile bilmezler. Hâlâ vücûd-ı hımâr endâmiyle çârpâ üzre ber karâr olup şeb-çerâg gözlü zer-ender-zer çullu bir hımârdır deyü sikadan haber aldık, ammâ bu hakîr görmedim. Zamân-ı kadîmde millet-i Nasâra bu hara perestiş eylediklerinden {Har-put} şehri derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83b ·
metinde göster ·
Hikmet-i sırr-ı acîbe vü garîbe: Şehr-i Harbîd'in kıblesi tarafındaki bâğlar içre yalçın kayalarda magârâ-yı azîmler vardır. Anda mâh-ı temmûz olunca cereyân eden uyûnlar donup buz olur. Ol şiddet-i hârda bu yah-pâre buzlardan halk isti‘mâl edüp ciğerleri tâzelenir. Eyyâm-ı temmûz gidüp şiddet-i şitâ gelince cümle buzlar eriyüp suları hammâm suyu gibi olup ve magâralar içi ol kadar germâ olur ki niçe garîbü'd-diyâr anda varup hammâm gibi gusl eder. Garâ’ib bunda kim şiddet-i hârda ıssı olup şiddet-i şitâda bürûdet üzre olacağiken Fâ‘il-i Muhtâr Allah sun‘ın izhâr içün böyle halk etmiş. Âyet (---)(---)Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83b ·
metinde göster ·
… er nezerâtın verüp ilm isteyüp kurbân keser. Hikmet-i Hudâ ana ulûm-ı garîbe vü
acîbe
keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müslimler tanbûr u çenk, rebâb u santûr ve ne …
Hikmet-i garâ’ib: "Te’sîr-i mutalsemâtı mıdır, âyâ nedir kim niçe bin âdem Rûm u Arab u Acem'den gelüp cem‘ olur. Herkes nezerâtın getirüp derûn-ı deyre girüp edâ-yı nezir edüp derûnında ne hâyr [u] murâdât var ise du‘â edüp taşra çıkar. Hikmet-i Hudâ günden güne cemî‘i murâdı hâsıl olur" deyü bir alay ecnâs-ı haşerât cem‘ olup bu zu‘m-ı bâtıl sevdâsına düşmüşler. Garâ’ib bu kim ba‘zı mü’min ü muvahhid ümmî-i Ebü'l-hevl ü Ebü'l-cuhâ ve Ebü'l-bülh âdemler nezerâtın verüp ilm isteyüp kurbân keser. Hikmet-i Hudâ ana ulûm-ı garîbe vü acîbe keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müslimler tanbûr u çenk, rebâb u santûr ve ney [ü] mûsîkâr ve çeşde ve ravze ve karadüzenin ve çöğürün bu deyrde ziyâret mahalline koyup ertesi sâzın ele alup üstâdâne bir fasıl eder kim gûyâ fasl-ı Hüseyin-i Baykara'dır. Ekseriyyâ Ermenî tâ’ifeleri şâ‘ir-i mâhir olup "Bize bu ilm-i şi‘ir Çanlı'da verildi" deyü zu‘m-ı bâtıl ederler. Ammâ derûn-ı deyrde bir muzlim küncde bir kabir vardır. Ermenîler ol kabrin ismine Sıp Garabıt derler. Hakîkî Ermenîlerden su’âl etdim Hazret-i Yahyâ'nın ammîsidir dediler. Urûm Nasârâlarından su’âl etdim Hazret-i İsâ aleyhisselâmın on iki havâriyyûn halîfesi var idi. Anlardan (---) havâriyyûndur dediler. Hulâsa-i kelâm garîbe vü acîbe temâşâgâh-ı deyr-i ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… alîfesi var idi. Anlardan (---) havâriyyûndur dediler. Hulâsa-i kelâm garîbe vü
acîbe
temâşâgâh-ı deyr-i ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Hikmet-i garâ’ib: "Te’sîr-i mutalsemâtı mıdır, âyâ nedir kim niçe bin âdem Rûm u Arab u Acem'den gelüp cem‘ olur. Herkes nezerâtın getirüp derûn-ı deyre girüp edâ-yı nezir edüp derûnında ne hâyr [u] murâdât var ise du‘â edüp taşra çıkar. Hikmet-i Hudâ günden güne cemî‘i murâdı hâsıl olur" deyü bir alay ecnâs-ı haşerât cem‘ olup bu zu‘m-ı bâtıl sevdâsına düşmüşler. Garâ’ib bu kim ba‘zı mü’min ü muvahhid ümmî-i Ebü'l-hevl ü Ebü'l-cuhâ ve Ebü'l-bülh âdemler nezerâtın verüp ilm isteyüp kurbân keser. Hikmet-i Hudâ ana ulûm-ı garîbe vü acîbe keşf olur ve niçe Müslim ve gayri Müslimler tanbûr u çenk, rebâb u santûr ve ney [ü] mûsîkâr ve çeşde ve ravze ve karadüzenin ve çöğürün bu deyrde ziyâret mahalline koyup ertesi sâzın ele alup üstâdâne bir fasıl eder kim gûyâ fasl-ı Hüseyin-i Baykara'dır. Ekseriyyâ Ermenî tâ’ifeleri şâ‘ir-i mâhir olup "Bize bu ilm-i şi‘ir Çanlı'da verildi" deyü zu‘m-ı bâtıl ederler. Ammâ derûn-ı deyrde bir muzlim küncde bir kabir vardır. Ermenîler ol kabrin ismine Sıp Garabıt derler. Hakîkî Ermenîlerden su’âl etdim Hazret-i Yahyâ'nın ammîsidir dediler. Urûm Nasârâlarından su’âl etdim Hazret-i İsâ aleyhisselâmın on iki havâriyyûn halîfesi var idi. Anlardan (---) havâriyyûndur dediler. Hulâsa-i kelâm garîbe vü acîbe temâşâgâh-ı deyr-i ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
ve garîbe-i Telhîsî Mazlûm Hüseyin Ağa: Mukaddemâ halkın gulgulesinden, "Ayâ bi …
Ahvâl-i acîbe ve garîbe-i Telhîsî Mazlûm Hüseyin Ağa: Mukaddemâ halkın gulgulesinden, "Ayâ bir haber kim ala!." deyü paşa efendimiz buyurduklarında bir ferd-i âferîde kâdir olmadı kim "Ben haber getireyim" demedi. Hemân Telhîsî Hüseyin Ağa eydür:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a ·
metinde göster ·
… fz edüp yine bahâr mevsiminde icrâ ederler. Azîm temâşâgâh ma‘rifet-i garîbe ve
acîbe
âsiyâblardır kim her biri beşer kîseye olur ammâ her sene beşer kîse mahsûl ver …
Evvelâ iki aded dibi yassı Tuna'nın tıransa gemileri gibi gemilerdir ve ikisi birbirine azîm direklerle bend olmuşdur. Bu iki keştî mâbeyninde on arşın mikdârı enli kalın tahtalar ve amûd haşebler ile mebnî dollâbları vardır. Bu dollâbın büyük gemi tarafında gemi içre azîm çarhlar vardır. Büyük çarhın ucunda bir azîm değirmân taşı vardır kim üç çift câmûs ancak bârkeş olur. Bu değirmânlarda şeb [u] rûz ellişer Silistre kilesi un hâsıl olur. Tâ bu mertebe serî‘ deverân eder çarhlardır kim âdemin nazarı iremez. Her âsiyâbın ikişer ve üçer âdemleri ehl [ü] iyâlleriyle değirmânlarda sâkin olurlar. Her biri bir hân-misâl tahta örtülü damlardır. İçinde matbahı ve müte‘addid hücreleri ve revzenleri ve bacaları vardır. Niçesinde furûnları olup tâze poğaça ve ekmek tablı ederler. Bu değirmânların mekânları Silistre kal‘ası önünde herkesin nişânıyla mahalleri vardır, buyurdular ile sâkin olurlar. Zîrâ kal‘a önünde nehr-i Tuna gâyet serî‘ cereyân eder bir girdâb-ı azîmdir. Ammâ bu yetmiş seksen aded değirmânların Tuna üzre ber-karâr olmaları aceb ma‘rifetdir. Meselâ iki gemi birbirine gemi direkleriyle bend olmuşdur. Yaban asmasından bir azîm sepet örüp seng-i hârâ ile sepedi leb-ber-leb edüp ağzın seddiderler. Ve yine yaban asmasından âdem beli kalınlığı avret saçı gibi elli altmış arşın ip örüp değirmân gemilerin Tuna ile cereyân etdirerek tâ değirmân sâhibinin Tuna üzre mahall-i hudûduna geldüğü mahalde mezkûr seddi memlû taş ile nehr-i Tuna'ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir ucu sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinden buz akmağa başladıkda değirmânlar asmadan iplerin kesüp her bir değirmânı birer cezîre limanlarında hıfz edüp yine bahâr mevsiminde icrâ ederler. Azîm temâşâgâh ma‘rifet-i garîbe ve acîbe âsiyâblardır kim her biri beşer kîseye olur ammâ her sene beşer kîse mahsûl verir bir serbest ze‘âmetden a‘lâdır. Ekseriyyâ Silistre a‘yânının bir gûne kârları bu âsiyâblardır ve's-selâm. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121b ·
metinde göster ·
ü bî-hisâb fünûn-ı şettâya mâlîk idi. Hattâ yedi bin ruhbân u bıtrîk ü kıssîs v …
Zamân-ı Bulgar'da ismi Ispavod idi, ya‘nî Allah suyu. Bu şehirde kudret ılıcası olmağıla Ispa-voda derlerdi. Sırp tâ’îfesi bu şehre Köstence derlerdi, ya‘nî ılıca derlerdi. Ammâ bu şehir azîz iken Bulgar ve Voynuk ve Sırp kavmleri bu şehri bilâ teşbîh Kuds-i şerîf kadar ziyâret ederlerdi. Zîrâ bunda bir baş papas var idi. İrim papa gibi üç yüz sene dalâlet içre ifnâ-yı cesed edüp cemî‘i kâfiri dîn-i Hazret-i Yahyâ'dan nükûl etdirir idi. Ammâ riyâzât-ı mücâhede ile ol mertebeye varmışdı kim kırk günde bir badem ve bir zeytin ve bir kâse süd içerdi. Bu riyâzetle niçe mugayyabâtlardan haber verirdi. Hattâ hâşâ sümme hâşâ "Mesîh ibnullah gelir" deyü haber verüp hikmet-i Hudâ Hazret-i İsâ babasız Hazret-i Meryem'den 146b vücûda gelince bu mel‘ûn papasın gayba hükm etdüğü muhakkak olduğundan cemî‘i Rûmeli kefereleri ruhbâna i‘tikâd ve i‘timâd edüp dibelik küffârlar buna muhabbet edüp niçe kerre yüz bin kefereyi dîn-i Yahyâ'dan çıkarup dîn-i İsâ'ya da‘vet ederdi. Ammâ cemî‘i ulûm-ı garbiyye ü acîbe ü bî-hisâb fünûn-ı şettâya mâlîk idi. Hattâ yedi bin ruhbân u bıtrîk ü kıssîs ve papas [u] papa ve ladika ve râhib mel‘ûnları huddâm-ı bî-dîn-i pür-deynleri var idi. Ol asırda bu papas Bulgar lisânın ve Sırp lisânın ve Voynık ve Çakona lisânın ve Hırvad u Boşnak ve Leh u Rus ve Latin ü Çek ü İsfeç lisânların üç yüz yılda peydâ edüp yedi bin aded huddâmlarına bu lisânları ta‘lîm edüp vilâyet vilâyet bu huddâmları gönderüp her diyâr-ı deyrde papaslara ve gayrı Nasârâlara ta‘lîm ederek Hazret-i Yahyâ asrında ve Hazret-i İsâ sabâvetinde kâfiristâna bu elsine-i muhtelife müstevlî olup iştihâr buldu. Bu keyfiyetle mezkûr papas dahi Köstence şehrinde iştihâr bulup cemî‘i kâfiristândan bu bıtrîk kâfire nezerâtlar gelüp ol kadar mâl-ı Kârûn cem‘ etdi kim âhir ol mâl-ı bî-hisâb ile bu şehri eyle imâr etdi kim Kudüs yerine Bulgar ve gayri küffâr-ı murdar-ı bed-girdârlar bu şehri ziyâret edüp ol papasın ismiyle bu şehre Hazret-i Yahyâ asrında Lâdika derlerdi. Hatta Hazret-i İsâ halîfelerinden Semmun nâm bir havâriyyûn bu Lâdika şehrinde Lâdika papas ile müşerref olup Lâdika papas havâriyyûnun kudûmü şerefiyyetine niçe yüz bin milyon mâl-ı firâvân harc edüp bir deyr-i kebîr binâ edüp sîm-i hâlis döşeyüp Meryem Ana'ya hîbe eyledi. Âhir ol deyr Hazret-i Risâlet rahm-ı mâderden müştak olduğu leyle-i mübârekde ol Lâdika deyri zelzeleden münhedim olup zemîne beraber oldu. Halâ eser-i binâları Rila kûhı dâmeninde râygândır. Netîce-i kelâm, bu Lâdika mürd olup Bulgar'ın devletleri bergeşte olup bu şehir niçe divelden divele intikâl edüp âhir sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr asrında Despot Kraloğlu Yıvan Ban havfinden bu şehre bir sûr-ı üstüvâr binâ edüp mütehassın oldu. Hudâvendigâr bu kal‘a olduğun istimâ‘ edüp râhımız üzre bu gûr iki olmasın içün yer götürmez asker-i bî-pâyân ile Gâzî Balaban Paşa'yı serdâr-ı mu‘azzam edüp bu kal‘ayı muhâsara edüp emân u zemân vermeyüp yedi günde seyf-i Muhammedî ile feth edüp sene 773 târîhinde kal‘asın yire beraber eyledi. Hâlâ der-i dîvâr-ı sûr-ı bî-nûrdan eser-i binâları nümâyândır. Ol asırdan berü Köstence nâmıyla müsemmâ bir kasabadır. Rila dağı tetimmâtı derclerinde bir vâsi‘ öz içinde bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr kasabadır. Rûmeli hâkinde (---) hâssıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 146a–146b ·
metinde göster ·
… bret-nümûnlardır kim her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Bu beş aded kubbe-i
acîbe
ve garîbenin derûnuna üstâd-ı nakkaş niçe bin elvân la‘lî ve siylû ve lacüverd …
Bu kıble kapusundan tâ mihrâba varınca derûn-ı câmi‘ tûlen yüz kademdir. Ve arzen iki yüz elli ayakdır. Ve cümle amelî (---) aded amûd-ı sitte üzre beş aded kubbe-i nîl-gûn-ı ibret-nümûnlardır kim her biri kubbe-i eflâkden nişân verir. Bu beş aded kubbe-i acîbe ve garîbenin derûnuna üstâd-ı nakkaş niçe bin elvân la‘lî ve siylû ve lacüverd ve semâyî ve sebz-gûn ve asfer-gûn boyalar ile eyle nakş-ı bukalemûn-ı ibret-nümûn etmiş kim im‘ân-nazar ile temâşâ eder ma‘ârif-şinâs engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân dem-beste ve ser-gerdân olur. Gûyâ bu beş aded kubbe-i azîmlerin nakşını Nakkâş-ı ezel yed-i kudret ile resm etmişdir. Behzâd ve Mânî bir ser-i mû kilk-i cevâhir-i nisârın çekmede âcizlerdir. Erbâb-ı ma‘ârife nihân u pinhân değildir. Ve bu genc-i kubbe içre olan nakş-ı ibret-nümâlar bir kubbede olan boyalar ve bir kubbede olan keyfiyyet-i tarh-ı mersûmlar bir kubbe-i nîl-gûnda yokdur. Ve bu kıbâb-ı ibret-nümâlar pes-pâye olmağıla gâyetü'l-gâye {latîf} seyr olunur. Ve mihrâb [u] minberinde envâ‘-ı gûn fusûs-ı mukavvim mahkûk gûnâ-gûn-ı ibret-nümûn ruhâm-ı ma‘kûk-ı ile ma‘kûd kılınmışdır. Ve mehâfil-i mü’ezzinân-ı eczâhân kürsîleri köşe be-köşe umk-ı mencûklar ile ve beyâz ve siyâh, ahmer-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile ârâste ve seng-i aynu'l-hûr ve aynu'l-hirre mânendi hurda taşlar ile münakkaş-ı pîrâste olmuş makâm-ı meşâyihân-ı hümâm kürsîleridir. Ve bu câmi‘in sol tarafında olan kürsî üzre bir kelâm-ı kadîm vardır. Zamânemiz hattâtları ol gûne kalem-i kelâm-ı kudreti yazmağa iktidârları 152b yokdur. Ve eyle kelâmullah-ı kebîrdir kim bu kürsî ancak anın içün binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152a–152b ·
metinde göster ·
… vân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i Edirne-i âbâdândır kim iklîm-i
acîbe
ve garîbedendir. Âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u nâ-resîde ciğer-köşe sı …
Hulâsa-i kelâm her cihetde ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i Edirne-i âbâdândır kim iklîm-i acîbe ve garîbedendir. Âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u nâ-resîde ciğer-köşe sıbyân-ı ebcedhân-ı tıflânları gâyetü'l-gâye tîz-fehm olup necîb ve reşîd ü zekiyyü't-tab‘ püserleri vardır kim niçe kitâb-ı müstetâbları hıfzan tekmîl etmişlerdir. Ammâ zenâneleri gâyetü'l-gâye hüsn-i cemâlde ve lûtf-i i‘tidâlde sâhib-i ân olup levendâne cünbüş ve harekât-ı sekenâtlarına âdem hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166b ·
metinde göster ·
Menzil-i cisr-i ibret-nümâ karye-i Birdinic: Nehr-i Şat üzre bir âsâr-ı
acîbe
ve binâ-yı garîbe bir göz kantaradır kim vâcibü's-seyrdir. Gerçi bu mahalde Şat …
Menzil-i cisr-i ibret-nümâ karye-i Birdinic: Nehr-i Şat üzre bir âsâr-ı acîbe ve binâ-yı garîbe bir göz kantaradır kim vâcibü's-seyrdir. Gerçi bu mahalde Şat azîm değildir ammâ bu pül-i azîmin binâsı gâyet musanna‘dır ve Birdinic köyünde Ermenî ve Ekrâdlar sâkindir ve bâğ u bâğçeli ma‘mûr kend-i ra‘nâdır. Andan nehr-i Şatt'ı ubûr edüp cânib-i (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 197b ·
metinde göster ·
… î‘i hukemâları ve mühendis-i üstâd-ı kâmil bennâları ve cemî‘i ulûm-ı garîbe vü
acîbe
sâhibi keheneleri cem‘ edüp bu kal‘anın tâli‘-i imâretinin sa‘d sâ‘atin bulup v …
Ba‘dehû hâbdan bîdâr olup ol uyûn-ı câriyenin mahreci mahallinde kâmil yedi gün nûş eder, hayât-ı câvidân buldum zann edüp hikmet-i Hudâ ol mâ-i zülâlin te’sîri sebebiyle boynuzunun biri düşüp biri kalır. "Bre meded, işte âb-ı hayât bunda imiş. Basra şehrinden berü nef‘in müşâhede ide ide nûş etdiğimiz âb-ı zülâl meğer bu mâ-i Kevser imiş kim Şattu'l-Arab'a dâhil olurmuş. Bre Bedlîs nâm hazînedârı kığırın." deyü fermân etdükde Bedlîs gelüp eydür: "Ey gulâm-ı hâs! Eğer hâssu'l-hâs olmak dilersen benim mâlımdan niçe bin kîse mâl-ı firâvân harc edüp bu mahalde bana bed-leys bir kal‘a inşâ eyle kim Camapur memleketinden biz gelince itmâm bulup azametimle ben ol kal‘ayı muhâsara etsem fethinde usret çekem." deyü böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn binâ olunmasın Bedlîs hazînedâra fermân edince "el-Emrü emrüküm" deyüp kal‘ayı Bismillah ile esâsına şürû‘ etmede. Andan İskender bir karn ile Camapur diyârına gitmede. Beri tarafda Bedlîs cemî‘i hukemâları ve mühendis-i üstâd-ı kâmil bennâları ve cemî‘i ulûm-ı garîbe vü acîbe sâhibi keheneleri cem‘ edüp bu kal‘anın tâli‘-i imâretinin sa‘d sâ‘atin bulup vilâdet-i Server-i Kâ’inât'dan sene 872 mukaddem kal‘a-i Bitlîs binâ olunup sene 882 târîhinde İskender vefât etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222b ·
metinde göster ·
… semmûr kürkün Monlâ Muhammed'e ihsân edüp eyitdi: "Ey monlâ!, Mini seversen bir
acîbe
mahûf u muhâtara kâr et galan" dedi. Monlâ-yı merkûm "Be-ser-i çeşm" dedi.
Bu hâl üzre bir sâ‘at mürûr edüp yine Monlâ Muhammed zemîne kadem basup peştemâlı belinde zemîn bûs edüp ne zekeri var ve ne yağmur-ı bevil var ve ne ıslanmış âdemler var. Cümle halk ke'l-evvel yubûset üzre esbâblarıyla yine meydân-ı muhabbetde cem‘ oldular. Paşa "Sübhânallah!" diyerek engüşt ber-dehen edüp hayrân kaldı. Ol mahalde hân arkasından semmûr kürkün Monlâ Muhammed'e ihsân edüp eyitdi: "Ey monlâ!, Mini seversen bir acîbe mahûf u muhâtara kâr et galan" dedi. Monlâ-yı merkûm "Be-ser-i çeşm" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231b ·
metinde göster ·
… l açup dergâh-ı Hakk'a tazarru‘ [u] nâliş eder şekilli birer hey’et-i garîbe vü
acîbe
eşkâle varmışlar kim kimi secde etmiş, kimi ser-nigûn yatmış, kimi yan yatup bi …
İbret-nümâ-yı sanâyi‘-i Lem-yezel: Mukaddemâ zikri sebkat eden Van deryâsı zemîninde Nemrûd-ı la‘înin binâ etdüği kûh-ı bâlâya Nemrûdîler develer ile taş taşırlarken bi-emri Hâlık-ı Kahhâr yetmiş kadar develeri yükleri gibi taş eyleyüp şütürbânları dahi cümle seng-i hâr olup cümle develer katar katar tertîb üzre yükleriyle dizilmişler. Kimi çökmüş durur, kimi ber-pâ durur. Sârbânları kezâlik kimi ber-pâ kimi münhedim olmuş durur. Hâlâ cümle şekl [ü] şemâ’illeriyle ve kadd [ü] kâmetleriyle âmâde dururlar. Üç bin yedi yüz seneden berü birine bir rahne isâbet etmeyüp mesâfe-i ba‘îdeden bir kârbân-ı şütürbân cânib-i Revân'a revân olunur zann olur. Cümle seng-i hârâdan nişân verir çakmak taşlarıdır, ammâ garâ’ib andadır kim ol azamet ıssı Allah bunlara hışm etdikde sârbânlar develerin taş olduğun gördüklerinde keç gerdân ve keç rû olup yüzlerin hevâya çevirüp el açup dergâh-ı Hakk'a tazarru‘ [u] nâliş eder şekilli birer hey’et-i garîbe vü acîbe eşkâle varmışlar kim kimi secde etmiş, kimi ser-nigûn yatmış, kimi yan yatup bir gözüyle âsumâna nigerân eder şekilli seng-i hârâ olmuş âdemler var kim âdem em‘an nazar ile nazar etse hayrân kalup Hak Celle ve Alâ'nın gazabı ne idüği müşâhede olunur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
: Hatta Süleymân Hân bu kal‘a-i Van'ı feth etdükde derûn-ı kal‘a-i Van'a asla Ek …
{Hikâye-i garîbe [vü] acîbe}: Hatta Süleymân Hân bu kal‘a-i Van'ı feth etdükde derûn-ı kal‘a-i Van'a asla Ekrâd kavmi komayup la‘netnâme tahrîr edüp cümle kavm-i Ervâm'dan Arnavud ve Boşnak ve Çerkes ve Abaza ve Gürcî ve Tatar ve gayrı benî Âdem-i mütenevvi‘den "Benem diğer nîst" diyen zor-âver fetâlardan on iki bin güzîde asker koyup bunlara beleğan-mâ-belağ ihsân [u] in‘âmlar edüp âhir ulûfeler ve me’kûlât [u] meşrûbâtların müstevfâ ta‘yîn edüp "Bu kal‘a-i vakfullahı size emânet kodum. Dîn-i mübîn uğuruna bu sedd-i üstüvârı ale'l-ittifâk gözedesiz!" deyüp çetr-i mülammâ‘ında hâb-âlûd oldukda hemân Hazret-i Ebâbekrini's-Sıddîk radıyallahu anh Süleymân Hân'ın vâkı‘asına girüp eydür: "Ey Süleymân! Ne hoş bu kal‘ayı Van kuluna emânet verdin. Bu kal‘aya Hazret-i Risâlet-penâh efendim ibtidâ nübüvvetinde ben İslâm ile müşerref olduğumda yarlığ-ı belîğle beni bu kal‘a-i Van'a elçiliğ ile gönderüp ibtidâ Van halkını ben İslâm ile müşerref edüp Câlût Melik deyrini câmi‘ etdim. Ol zamândan berü bu kal‘a-i Van benim himâyemdedir. Yürü {rumûz} "Gam yeme!" sene (---) târîhine dek evlâd-ı evlâdların mansûr [u] muzafferdir. Hemân sen diyâr-ı Alman'da Belgrad ve Malta ve Kızılelma ve Bağdâd ve gayrı diyâr deyrlerin feth [ü] fütûhâtına me’mûrsun. Yürü cenâb-ı Bârî sana yârî ola. Ben Van'ı bi-emrillah feth ederim." deyüp Süleymân Hân ol ân hâbdan bîdâr olup Ebussu‘ûd Efendi'ye nakl bi'l-mastar menâm-ı sâlihayı bir bir takrîr etdikde Ebussu‘ûd Efendi ve gayrı huzzâr-ı meclisler hamd ü senâ edüp Van kulları inkırâzu'd-deverân tenâsül bulmalarıyçün du‘â edüp cânib-i dârü's-saltanati'l-aliyye tarafına atf-ı ınân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256a ·
metinde göster ·
sun‘-ı Hudâ Van kayasıdır ve binâ-yı azîm kal‘asıdır ve altı yüz aded gâr-ı yet …
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı âbâdân: Cümleden âsâr-ı acîbe sun‘-ı Hudâ Van kayasıdır ve binâ-yı azîm kal‘asıdır ve altı yüz aded gâr-ı yetîmânlarıdır kim vassâfân-ı cihân ol kehf-i acîbelerin midhatinde âcizdirler. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 258a ·
metinde göster ·
: Bu cezîreteyn içre olan mâhî sayyâdları kayıklar ile bu buhayrede her şeb şinâ …
Der-beyân-ı garîbe vü acîbe: Bu cezîreteyn içre olan mâhî sayyâdları kayıklar ile bu buhayrede her şeb şinâverlik edüp oltasız ve şebekesiz ve merk-i mâhîsiz bu gûne balık sayd ederler kim vâcibü's-seyrdir. Yine bu buhayre içre bir gûne sîm-endâm hurde balıklar olur sayyâdlar anı dutup yağından fitilleri yakup gice ile kayıkların çerâğân edüp rûy-ı deryâda şinâverlik ederler. Ka‘r-ı deryâda olan cemî‘i mâhî-i gûnâ-gûnlar rûy-ı deryâya çıkup mâhîler kendüyi ol şem‘a olduğu kayıklar içre pertâb edüp ân-ı sâ‘atde merâkibler mâhîler ile leb-ber-leb olur. Hikmet bu kim gemi içre bir gayrı âteş yakup keştîler on gice deryâda gezseler bir balık âşikâre olup sayd olmak ihtimâli yokdur. Ve mine'l-garâ’ib.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295b ·
metinde göster ·
… âmi‘i kubbesi ve biri dahi bu Gazvîn câmi‘i gibi bu arâzî-i edîmde böyle âsâr-ı
acîbe
ve bunun gibi binâ-yı garîbe görmedim. Hakkâ ki min cihet-i'l-ahseni imâr bu ku …
Ve mine'l-acâ’ib ve'l-garâ’ib binâ-yı azîm câmi‘-i Müşebbek, ibret-nümâ-yı kadîm, şehr-i Kazvîn'in eski hisârına karîb bir câmi‘-i kebîrdir. Kıble kapusu bir bâb-ı vâcibü's-seyr bir dervezedir kim vasfında lisân kâsır bir müşebbek bâb olduğundan ol bâb ile müsemmâ câmi‘-i Müşebbek derler. Rûm u Arab u Acem'de bu hakîr böyle bir bâb-ı kebîr ve eyle kâr-ı hurdegîr görmedim. Niçe bin ilm-i hendese üzre gûnâ-gûn hayâl-i pesend tasarrufları vardır ammâ mülûk-ı selef içün bu câmi‘ içre bir maksûresi var kim benî Âdem anı gördükde vâlih ü hayrân kalup dillerle ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz bir kâh-ı Havernak-ı Gazvîn'dir. Ammâ bu câmi‘-i pür 315a envârın bânîsi şehr-i Gazvîn'in dördüncü kerre imâr eden Şâh İmâdeddîn hazretlerinin abd-i memlûkü olan Emîr Humâ-i Yas inşâ etdirmişdir. Müverrihân-ı Acem "Bu câmi‘e bir şütür bârı altun masrûf olundu." deyü tahrîr etmişler. Hakkâ ki muhakkak mâ-lâ kelâm gitmişdir, ammâ câmi‘ Cennet-i Adn'e dönmüşdür. Lâkin cemâ‘atden garîb kalmışdır ve mihrâb üzere olan kubbe-i kebîri eflâke ser çekmiştir. Cemî‘i kıbâblar her diyârda surâhîce binâ olunmuşdur ammâ bu kubbe-i serâmed top-ı küreh arzı gibi müdevver ve cevfinde ol kadar envâ‘-ı fusûs-ı mukavvim mahkûk-ı gûnâ-gûn sadefkârî var. Ruhâm-ı ibret-nümûn ma‘kûklar ile ma‘kûd kılınmış zî-kıymet taşlar var kim çeşm-i benî Âdem hîrelenir. Bu hakîr bu kadar kesret-i seyâhatde her âsâr-ı binâya im‘ân-ı nazar ile nazar etdiğimde Budin serhaddinde kal‘a-i Estergon'un iç hisârındaki Kızılelma Câmi‘i kubbesi ve biri dahi bu Gazvîn câmi‘i gibi bu arâzî-i edîmde böyle âsâr-ı acîbe ve bunun gibi binâ-yı garîbe görmedim. Hakkâ ki min cihet-i'l-ahseni imâr bu kubbeden âlî bir kubbe-i nüh-tâk-ı tumturak-ı revâk yokdur. Meğer yine bu kubbe-i Gazvîn-i arâk ola. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 314b–315a ·
metinde göster ·