vefâh, kaçan Kaydefâ beni hapisden ıtlâk etdükde üzerine asker ve kılıç çekmeme …
"Pâdişâhım Kaydefâ nâm avretin ne haysiyyeti ola, deryâ-misâl asker ile üzerine varup elin, vilâyetin harâb u yebâb, halkın dendân-ı tîğdan geçirüp ciğerlerin kebâb edelim" dediklerinde İskender eyitdi: "El-kerîmü izâ ahide vefâh, kaçan Kaydefâ beni hapisden ıtlâk etdükde üzerine asker ve kılıç çekmemek içün ahd [ü] mîsak etdim, buna bir ilâc edin kim Kaydefâ'dan intikâm alam" dedikde hemân Hazret-i Hızır baş kaldırup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 9b ·
metinde göster ·
… sulha muğâyir iş olduğun Edirne'de Sultân Mehemmed'e arz olunup anların dahi bu
ahid-şikenlik
cân-ı azîzlerine minnet olup Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân yer götürmez deryâ- …
"Amân ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp harac-güzâr olup sulh kabûl eylediler. Ammâ Yıldırım Hân sulhu üzre cemî‘i bâğların mahsûlü Osmânlı öşrü olup küffâr bir tûşe üzüm koparmaya. Ol şart üzre sulh mün‘akid olup üç sene mürûr edüp Rûmeli Hisârı bâğlarından küffâr üzüm koparup bâğbânlar ile ceng edüp tarafeynden bir kaç âdem düşüp sulha muğâyir iş olduğun Edirne'de Sultân Mehemmed'e arz olunup anların dahi bu ahid-şikenlik cân-ı azîzlerine minnet olup Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân yer götürmez deryâ-misâl asker ile İslâmbol'u muhâsara etdüğin beyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ karanlık kuyuda bir hayli Kızılbaş kapanup cenge tekrâr âheng etdikleri mahalde iç kal‘adan dahi bârûd-ı siyâh tutuşup ol sâ‘atde cümle guzât-ı müslimîn Bağdâd içre amân diyen Kızılbaş dahi cümle dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirüp kanlar cereyân edüp Bağdâd bu gûne feth olup Revân'da şehîd olan guzât-ı müslimînin kanları intikâmı bu yüzden alınup Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ve efendimiz Melek Ahmed Paşa, Acem haddinde Derne ve Derteng mahallerine varup hudûdlar kesilüp ahidnâme ve sulhnâmeler kesilüp Murâd Hân Diyârbekir'e azîmet edüp geldikde Kîmyâcı Ma‘ânoğlu kızın ve Rûmiyye Şeyhi Azîz hazretleri bir günde şehîd edüp Âsitâne-i sa‘âdete sene 1048 târîhinde dâhil olup yedi gün yedi gece şâdumânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 62a ·
metinde göster ·
… ek ile cezîre-i Girid'de kal‘a-i Hanya limanına varup lenger-endâht olup yatdı.
Ahidnâme-i
Hayreddîn Paşa'da eyle der kim,
Sebeb-i feth-i Hanya oldur kim ibtidâ Sultân Ahmed Hân'ın mübârek nefeslerinin te’sîridir kim feth-i Girid evlâdı İbrâhîm Hân'a müyesser oldu. İnşâ’allâh Ahmed Hân'ın Venedik'den Girid cezîresin Yeni Câmi‘e vakf olmağiçün ricâ etdiği tahrîr olunur. Ammâ mezkûr senede İbrâhîm Hân'ın Dârü's-sa‘âde Ağası Sünbül Ağa âzâd 77b olup ve Esîrî Mehemmed Efendi ma‘an Sünbül Ağa ile Mısır'a müteveccih olmağiçün İbrâhîm Çelebi nâm {re’îsin} bir azîm karavana kalyonununa üç bin kadar huccâc ü züvvâr ve tüccâr girüp Mısır'a giderken Değirmenlik nâm cezîre önünde altı pâre Malta gemisi bu İbrâhîm Çelebi kalyonun ihâta edüp bî-eyyâm mahalde döğe döğe iki günde kalyon içre ibâdullâh az kalup ol mahalde Kızlar Ağası ve kalyon sâhibi İbrâhîm Çelebi dahi şehîd olup küffâr gemiye zafer bulup yedek ile cezîre-i Girid'de kal‘a-i Hanya limanına varup lenger-endâht olup yatdı. Ahidnâme-i Hayreddîn Paşa'da eyle der kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 77a–77b ·
metinde göster ·
muhâlefet edüp Malta küffârına ığmâz-ı ayn edüp limanlarına kodular ve cümle Kı …
Bu Hanya küffârı bu sulh [u] ahidnâmeye muhâlefet edüp Malta küffârına ığmâz-ı ayn edüp limanlarına kodular ve cümle Kızlar Ağası'nın atları ve kısrakları ve mâl-ı ganâyimin Hanya kal‘asında bey‘ [ü] şirâ etdiler. Bu ahvâl-i pür-melâl, İbrâhîm Hân'a mün‘akis olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 77b ·
metinde göster ·
… z yigirmi tokuzuncu fasıl / Ziyâretgâh-ı Sultân Mustafâ ibn Sultân Mehemmed Hân
ahi's-Sultân
Ahmed Hân ammi-yi Osmân Hân ve Murâd Hân ve İbrâhîm Hân'dır / Rahmetullâhi aley …
İki yüz yigirmi tokuzuncu fasılZiyâretgâh-ı Sultân Mustafâ ibn Sultân Mehemmed Hân ahi's-Sultân Ahmed Hân ammi-yi Osmân Hân ve Murâd Hân ve İbrâhîm Hân'dırRahmetullâhi aleyhim ecma‘în kaddesenallâhu bi-sırrıhi'l-mübîn ilâ yevmiddîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 104b ·
metinde göster ·
… olunan târîhdir kim kerâmetdir. Hayâtında târîhlerin iki tokuz rakamı yazarlar.
Ahibbâdan
ba‘zısı eydir "Yâ Sultânım bu iki tokuz târîh değildir" derler, buyururlar kim …
Ve Bâkî Efendi civârında Hattât Abdullâh Kırımî hazretlerinin seng-i mezârında olan kendü hatları ile sihr-i mübîn mertebesi tahrîr olunan târîhdir kim kerâmetdir. Hayâtında târîhlerin iki tokuz rakamı yazarlar. Ahibbâdan ba‘zısı eydir "Yâ Sultânım bu iki tokuz târîh değildir" derler, buyururlar kim "Bir tokuz yeri dahi alıkodum, fevtimizden sonra bir tokuz dahi yazup sene 999 ola" derler. Şâhrâh üzre bir soffada medfûn olup ziyâretgâh-ı temâşâgâh-ı hattâtân bir hatt-ı garîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 109b ·
metinde göster ·
… beni bu hapsden halâs eyle' deyü zîr-i zemînden böyle bir sadâ geldi. Gelin ey
ahibbâ
sizinle şu seccâdemiz mahallinde bir hafr kazalım" deyüp bism-i İlâh ile ibtidâ …
{Menâkıb-ı Pîr Merkez Efendi}: Ve pîr-i azîzi Merkez Efendi hayâtda iken fukarâsına buyururlar kim "Şu yerde bir kerre secde ederken zîr-i zemînden bir sadâ geldi kim, 'Ya Şeyh ben şu yerde yedi bin yıl mahpûs bir kırmızı-gûn zülâlden lezîz bir aynü'l-hayâtım senin sebebinle vech-i arza çıkmağa me’mûrum ve beni Cenâb-ı Bârî maraz-ı hummâya mübtelâ olanlara dâ’-i devâ halk etmişdir. Elbette beni bu hapsden halâs eyle' deyü zîr-i zemînden böyle bir sadâ geldi. Gelin ey ahibbâ sizinle şu seccâdemiz mahallinde bir hafr kazalım" deyüp bism-i İlâh ile ibtidâ {kendiler} zemîne bir püşt-i pâ urup {ba‘dehu} cümle fukarâ üşüp bir bi’r-i mâ kazarlar kim hâlâ ahmerü'l-levn bir ayn-ı azîmdir. Bu âb-ı hoş-güvârı üç kerre ale's-sabâh tahte'l-kahve tenâvül etmeden nûş etseler bi-emrillâh hummâ-yı rub‘dan ve hummâ-yı muhrikden halâs olur. Merkez Efendi ayazması nâmıyla meşhûr-ı âfâk bir câh-ı mâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 110b ·
metinde göster ·
… en bunun bülbülü hezâr hezârân nağamâtları şiddet-i şitâ vaktinde ederdi. Cümle
ahibbânın
ta‘accüb etdüği şeydir kim sırr-ı acîb idi. 114b
Ve Eyyûb'da Bülbül Dîvânesi: Yaz ve kış bir kafes ile bülbül gezdirirdi. Mu‘tâd andelîb bahâr eyyâmında feryâd ederken bunun bülbülü hezâr hezârân nağamâtları şiddet-i şitâ vaktinde ederdi. Cümle ahibbânın ta‘accüb etdüği şeydir kim sırr-ı acîb idi. 114b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114a–114b ·
metinde göster ·
… în-i ma‘rekede beş bin tüvânâ tabbâğ bekârı şehbâzları çıkar kim her biri birer
Ahi
Evran'a benzerdir. Ammâ bu kasabanın bed-râyihasından gayrı kimesne bir ân durs …
Leb-i deryâda kasaba-i ma‘mûredir. Bir câmi‘i ve yedi mescidi ve bir hânı ve bir hammâmı ve yedi sebîli ve üç tekyesi vardır. Ve üç yüz aded Âh-i Evran kârhânesi ya‘nî tabbâğ dükkânı vardır ve elli aded dutkalcı kârhânesi vardır ve leb-i deryâda yetmiş aded kirişci kârhânesi vardır. Ammâ müteehhil mahallesi azdır, cümle mücerredân bâzârıdır. Hîn-i ma‘rekede beş bin tüvânâ tabbâğ bekârı şehbâzları çıkar kim her biri birer Ahi Evran'a benzerdir. Ammâ bu kasabanın bed-râyihasından gayrı kimesne bir ân dursa âdem helâk olur. Ammâ anlara ol bed-râyiha müşk [ü] amber gibi kokar. Müşk-bâr âdem yanlarına varsa haz etmezler. Ammâ gâyet mün‘im âdemleri var. Bi-emrillâh Cenâb-ı izzet mâllarına berekât-ı Halîl vermişdir. Meşhûrdur kim pîr [u] pîş-i kademleri Hazret-i Âh-i Evran halîfelerinin birine su’âl eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 117a ·
metinde göster ·
Mesîregâh-ı Deniz hammâmı: Yine kayıklar ile cümle
ahibbâ
her cum‘a günleri bu Eyyûb şehri önündeki cezîreler mâbeynindeki halîclere girü …
Mesîregâh-ı Deniz hammâmı: Yine kayıklar ile cümle ahibbâ her cum‘a günleri bu Eyyûb şehri önündeki cezîreler mâbeynindeki halîclere girüp cümle âşıkân [u] ma‘şukân-ı müştâkân bilâ vâsıta birbirlerine dirâğûş edüp felekden kâm alup deniz mâlikleri gibi âdem melekleri nîlgûn fûta ile şinâverlik ederler ve her cezîrelerin çemenzârlarında ayş [u] nûş edüp gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp sohbet-i hâsü'l-hâs ederler. Bu câ-yı müferrih dahi bir diyâra mahsûs değildir, illâ şehr-i Eyyûb'a mahsûsdur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 120a ·
metinde göster ·
Mesîregâh-ı Dîvdâr çeşmesi: Bu dahi Okmeydânı'nın bir köşesinde âb-ı hayâtdan nişân verir bir çeşmedir. Cânib-i erba‘asında dıraht-ı azîm çınârlar sâyesi çemenzârında cümle ahibbâ cân sohbeti ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 126b ·
metinde göster ·
… haremi vardır kim çınâr-ı müntehâlarla müzeyyendir. Ba‘de'l-asr cümle cemâ‘at-i
ahibbâ
ve yârân-ı safâ anda cem‘ olup cemî‘i deryâda şinâverlik eden keştîleri temâşâ …
Bir minâresi ve tekyesi ve imâreti ve haremi vardır kim çınâr-ı müntehâlarla müzeyyendir. Ba‘de'l-asr cümle cemâ‘at-i ahibbâ ve yârân-ı safâ anda cem‘ olup cemî‘i deryâda şinâverlik eden keştîleri temâşâ ederler bir cihân-nümâ câmi‘dir kim Koca Mi‘mâr şuğlıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132b ·
metinde göster ·
… de medfûndur. Hazret huzûrunda kemerin Hazret-i Alî bağlamışdır. Meddâhların ve
ahilerin
silsilesi ana müntehîdir.
Ya‘nî "Kıyâmet gününde evvel Havz-ı Kevserden Suheybü'r-Rûmî içer", demişlerdir. Yüz on yaşında vefât edüp kabri Sivas şehrinin cânib-i şarkîsinde bir yalçın kaya üzre bir âsitâne-i azîmi içinde medfûndur. Hazret huzûrunda kemerin Hazret-i Alî bağlamışdır. Meddâhların ve ahilerin silsilesi ana müntehîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 156b ·
metinde göster ·
derler, ya‘nî Kayseriyye'den zâhir olan Ahi Evran ile şöhret bulmuşlardır. Ol i …
Ammâ ehl-i Rûm mâbeyninde tabbâğlara Ahiler derler, ya‘nî Kayseriyye'den zâhir olan Ahi Evran ile şöhret bulmuşlardır. Ol ise Âl-i Selçûkıyân asrında bir ulu sultân imiş firâvân menâkıbı vardır. Cümleden biri Kayseriyye'de sâkin iken pâdişâha gamz edüp Ahi Baba öşür vermez derler. Âdemler ve hâcibler ta‘yîn edüp Ahi Baba'yı dükkânında bulup kayd [u] bend ederken hemân dükkânının içinden bir evren zâhir olup hâciblerin bir kaçın pâre pâre ederken Ahi Baba zâlimler elinden halâs olup evren ile berâber Selçûkıyân önüne gelüp pâdişâhın aklı gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
Evran ile şöhret bulmuşlardır. Ol ise Âl-i Selçûkıyân asrında bir ulu sultân im …
Ammâ ehl-i Rûm mâbeyninde tabbâğlara Ahiler derler, ya‘nî Kayseriyye'den zâhir olan Ahi Evran ile şöhret bulmuşlardır. Ol ise Âl-i Selçûkıyân asrında bir ulu sultân imiş firâvân menâkıbı vardır. Cümleden biri Kayseriyye'de sâkin iken pâdişâha gamz edüp Ahi Baba öşür vermez derler. Âdemler ve hâcibler ta‘yîn edüp Ahi Baba'yı dükkânında bulup kayd [u] bend ederken hemân dükkânının içinden bir evren zâhir olup hâciblerin bir kaçın pâre pâre ederken Ahi Baba zâlimler elinden halâs olup evren ile berâber Selçûkıyân önüne gelüp pâdişâhın aklı gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… âvân menâkıbı vardır. Cümleden biri Kayseriyye'de sâkin iken pâdişâha gamz edüp
Ahi
Baba öşür vermez derler. Âdemler ve hâcibler ta‘yîn edüp Ahi Baba'yı dükkânında …
Ammâ ehl-i Rûm mâbeyninde tabbâğlara Ahiler derler, ya‘nî Kayseriyye'den zâhir olan Ahi Evran ile şöhret bulmuşlardır. Ol ise Âl-i Selçûkıyân asrında bir ulu sultân imiş firâvân menâkıbı vardır. Cümleden biri Kayseriyye'de sâkin iken pâdişâha gamz edüp Ahi Baba öşür vermez derler. Âdemler ve hâcibler ta‘yîn edüp Ahi Baba'yı dükkânında bulup kayd [u] bend ederken hemân dükkânının içinden bir evren zâhir olup hâciblerin bir kaçın pâre pâre ederken Ahi Baba zâlimler elinden halâs olup evren ile berâber Selçûkıyân önüne gelüp pâdişâhın aklı gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… pâdişâha gamz edüp Ahi Baba öşür vermez derler. Âdemler ve hâcibler ta‘yîn edüp
Ahi
Baba'yı dükkânında bulup kayd [u] bend ederken hemân dükkânının içinden bir evr …
Ammâ ehl-i Rûm mâbeyninde tabbâğlara Ahiler derler, ya‘nî Kayseriyye'den zâhir olan Ahi Evran ile şöhret bulmuşlardır. Ol ise Âl-i Selçûkıyân asrında bir ulu sultân imiş firâvân menâkıbı vardır. Cümleden biri Kayseriyye'de sâkin iken pâdişâha gamz edüp Ahi Baba öşür vermez derler. Âdemler ve hâcibler ta‘yîn edüp Ahi Baba'yı dükkânında bulup kayd [u] bend ederken hemân dükkânının içinden bir evren zâhir olup hâciblerin bir kaçın pâre pâre ederken Ahi Baba zâlimler elinden halâs olup evren ile berâber Selçûkıyân önüne gelüp pâdişâhın aklı gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… dükkânının içinden bir evren zâhir olup hâciblerin bir kaçın pâre pâre ederken
Ahi
Baba zâlimler elinden halâs olup evren ile berâber Selçûkıyân önüne gelüp pâdiş …
Ammâ ehl-i Rûm mâbeyninde tabbâğlara Ahiler derler, ya‘nî Kayseriyye'den zâhir olan Ahi Evran ile şöhret bulmuşlardır. Ol ise Âl-i Selçûkıyân asrında bir ulu sultân imiş firâvân menâkıbı vardır. Cümleden biri Kayseriyye'de sâkin iken pâdişâha gamz edüp Ahi Baba öşür vermez derler. Âdemler ve hâcibler ta‘yîn edüp Ahi Baba'yı dükkânında bulup kayd [u] bend ederken hemân dükkânının içinden bir evren zâhir olup hâciblerin bir kaçın pâre pâre ederken Ahi Baba zâlimler elinden halâs olup evren ile berâber Selçûkıyân önüne gelüp pâdişâhın aklı gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… 194a arasında bir âsitâne-i azîmde medfûndur. Anıniçün Rûm tabbâğları pîrimiz
Ahi
Evran'dır derler, ammâ sahîhi Hazret huzûrunda pîr olan Zeyd-i Hindî'dir.
Ba‘dehu Kayseriyye'den hicret edüp hâlâ Anatolu'da bizim Kaya Sultân hâssı Denizli şehrinin bâğları 194a arasında bir âsitâne-i azîmde medfûndur. Anıniçün Rûm tabbâğları pîrimiz Ahi Evran'dır derler, ammâ sahîhi Hazret huzûrunda pîr olan Zeyd-i Hindî'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b–194a ·
metinde göster ·
… --) aded esnâf bunlara bakarlar. Her kankı zamânda olsa elbette ser-çeşmelerine
Ahi
Baba derler. Merhûm Melek Ahmed Paşa efendimizin sene 1006 târîhinde vezâretden …
Ammâ bu tabbâğlar bahâdır ve zorba kavim olmağile cümle (---) aded esnâf bunlara bakarlar. Her kankı zamânda olsa elbette ser-çeşmelerine Ahi Baba derler. Merhûm Melek Ahmed Paşa efendimizin sene 1006 târîhinde vezâretden azline bunlar sebeb olmuşdur. Hakkâ ki zorba esnâf-ı bî-insafdırlar. Bunların cümlesi bir yere cem‘ olsa pâdişâhları hal‘ edüp cülûsa kâdirlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194a ·
metinde göster ·
… bir fâsik-i mahrûm ve bir bî-mezâk turfe şallâk abdâl-meşreb bir cânız ve cümle
ahibbâ
ve asdıkâ cânlara cânımız fedâ edüp bâlâda zikr olunan meşrûbât mükeyyifâtların …
Ancak hakîr bir fâsik-i mahrûm ve bir bî-mezâk turfe şallâk abdâl-meşreb bir cânız ve cümle ahibbâ ve asdıkâ cânlara cânımız fedâ edüp bâlâda zikr olunan meşrûbât mükeyyifâtlarından ve me’kûlât mükeyyiflerinden berâ-yı hâtır-ı yârân-ı bâ-safâ hâne-i bî-minnetimizde hâzır etmişizdir. Anıniçün ism [ü] resimlerin ve isti‘mâl edenlerin keyfiyyet-i ahvâllerine vâkıf olup esmâ-yı mükeyyifâtdan anıniçün haberdârız. Yohsa riyâ olmaya, vallâhi'l-azîm birinden haberdâr değilim. Ancak kutu bozası ve pirinc subyası ve Kırım maksımasın leyle-i ramazânlarda kuvâ-yı beden içün nûş eden e’imme ve hutebâ ve meşâyihâne teba‘iyyeten nûş etmişizdir, aslâ sekri yok bir bulamaçlardır ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a ·
metinde göster ·
tahrîr olunup hâlâ her sene Tarabefzûn paşalarına Mikrilistân'dan elçilerle hed …
Bu bâlâda tahrîr olunan cümle Gürcîstân [ve] Mikrilistân mutî‘ [ü] münkâd olup her sene tecdîd-i sulh içün harâclarına karşılık her kabîleden kırkar ve ellişer gulâm ve bâkireler ve şem‘-i kâfûrîler ve zerdeva ve sansarlar ve 249b biner çift tüfenk çorâblar ve matbâh-ı âmire içün biner top paçavra asdar bezleri ve niçe gûnâ hedâyâlar ile elçiler gönderüp Tarabefzûn paşalarına mutî‘ [ü] münkâd olmağiçün ahidnâmeler tahrîr olunup hâlâ her sene Tarabefzûn paşalarına Mikrilistân'dan elçilerle hedâyâlar gelir. Böyle Kânûn-ı Süleymân Hân olmuşdur. Ve kânûn üzre Tarabefzûn beş yüz akçe mevleviyyet pâyesidir, ammâ şerîf-i menâsıb-ı âlî değildir. Kırk bir nâhiyesi vardır, ammâ çoğu âsî dağlardadır. Senevî sekiz bin guruş hâsıl olur. Nâhiyeleri bunlardır kim tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 249a–249b ·
metinde göster ·
… onsoloslar ve konçoloz huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp eyitdiler: "Pâdişâhım!
Ahidnâme-i
mîsâkımızda böyledir kim sizlerin donanması dahi sâ’ir kefere krallarının gemil …
Evvelâ gazâ-yı cezîre-i Girid: Sene (---) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân'ın Dârü's-sa‘âde ağalarından Mu‘tak olan Sünbül Ağa nâm ankâ-yı zî-şân, beş Mısır hazînesiyle ve elli aded muhassine cevârîler ve niçe âftab gulâm-ı mihbânlar ve kırk aded "es-sâfinâtü'l-ciyâd" makûlesi küheylân atlar ile pâdişâh-ı Cem-cenâb İbrâhîm Hân'dan {Ağa-yı mezbûr} âzâd u me’zûn olup İbrâhîm Çelebi nâm bir re’îs-i mellâhın altı kat anbarlı karavana kalyonuna cümle metâ‘ın üç ayda doldurup beş yüz tevâbî‘-i pür-silâhı ve üç yüz aded sâ’ir tüccâr ve iki yüz keştîbân ve Mısır'a menfâ Esîrî Mehemmed Efendi tevâbi‘iyle cümle bin üç yüz aded ibâdullah ile rûz-ı cum‘ada Beşiktaş nâm mahalde mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânların küşâde kılup top u tüfenk şâdmânları ederek cânib-i Mısr'a revâne oldular. Hikmet-i Hudâ (---) cezîre kurbunda altı pâre Malta küffârı kadırgalarına râst gelüp bir gün bir gice ceng-i azîm edüp sademât-ı topdan kalyon içre olan atlar boşanup guzât-ı müslimîne atlar dahi bir şaşkınlık verüp yine bu hâl ile mücâhidîn ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp limân hevâda kalyon rûy-ı deryâda karadağ gibi kalup altı aded kadırga-i menhûs kalyonun yemîn ü yesârından döke döke kalyonun direği ve kıçı isa başı ve dümeni gidüp bî-cenâh kaldı ve içinde olan guzât-ı müslimînden ancak iki yüz âdem kalup cümle darabât-ı top-ı kûpden şehîd oldular. Hemân kalyon sâhibi İbrâhîm Çelebi dal-satûr-ı Muhammedî olup Kızlar Ağası Sünbül Ağa'ya hıtâben "Bre mel‘ûn Arab, ben sana kâfir vardır, gemiye atlar komayalım ve cebehâne ziyâde alalım ve küffârın bir hoş haberin alup çıkalım ve bu kadar yüklü gemi ile deryâya niçe çıkalım, dedim. Sen emr-i şerîf alup beni bu hâl ile küffâra uğratdın" deyü Kızlar Ağasına bir tîğ urup kellesin galtân edince hemân Kızlar Ağasının tevabî‘leri İbrâhîm {Çelebi üzre} ol sâ‘at kılıç üşürüp pâre pâre ederler. Küffâr bu hâli görüp altı pâre kadırga-i menhûs ile kalyonun cânib-i erba‘asına sarılup derhâl kalyon içre soltat-ı kefereyi döküp üç sâ‘at dahi kalyon içre ceng edüp âhir-i kâr küffâr-ı hâk-sâr kalyonu ahz [u] kabz edüp içinde olan cümle ümmet-i Muhammed'i ve Esîrî Mehemmed Efendi'yi esîr edüp kayd-bend edüp kalyonu altı pâre Malta kadırgası yedeğe alup doğru Hanya limanına götürüp lenger-endâz oldular. Kâmil bir ay liman-ı Hanya'da meks edüp cemî‘î mal [u] menâl [u] metâ‘ı ve cümle küheylân atları ve nûr-misâl duhter-i pâkîze-ahterleri ve mahbûb gılmânları gemiden taşra çıkarup kal‘a-i Hanya'da bey‘ u şirâlar edüp cümle duhterlerin bekâretin izâle edüp bu kadar fezâhat ederler. Ba‘zı âkıbet-endîş papas ve bıtrîk ve kıssîs ruhbânlar eydür "Vay biz bu Osmânlı kalyonun ve kızları ve atların bu şehrde görmemek gerek idik. Şimden gerü bu cezîre elden gitdi. Zîrâ kitâbımızda eyle yazar kim bu cezîre-i Girid'e Osmânlı kalyonu gele ve atları gele ve kızları gele ardı sıra Türk gelüp gemisine ve atlarına binüp kızlarıyla cimâ‘ edüp bu cezîrede mülk edinüp evlâd sahibi ola" deyü Çalıpapaslar böyle deyü feryâd ederler. Ba‘zı küffâr bu cevâbları papaslardan istimâ‘ edüp niçe bin küffâr birer bahâne ile cezîrelerinden firâr edüp gayrı diyârlarda karâr ederler. Ol asrda cezîre-i Girid içre dörd kerre yüz bin Urum re‘âyâsı var idi. Ve cezîrenin cânib-i etrâfında yetmiş altı pâre ma‘mûr kal‘a-i metîn var idi. "Cümlesinde on altı bin soltat ve murtat cunûd-ı cünübü vardır" deyü Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize haber geldi. Ba‘dehû bu Kızlar Ağası kalyonunun bu gûne ahvâl-i pür-melâli böyle olduğu sa‘âdetlü pâdişâha mün‘akis olunca fi'l-hâl Venedik balyozun Dîvân-ı Pâdişâhîye da‘vet edüp "Bre bî-dîn mel‘ûnlar, niçün sulha mugâyir iş işleyüp limanınıza bizim gemilerimiz alan düşmanları, gemilerimiz ile limanlarınıza 269a kodunuz. Ecdâd-ı ızâmım Süleymân Hân sulhu böyle midir?" deyince balyozlar ve konsoloslar ve konçoloz huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp eyitdiler: "Pâdişâhım! Ahidnâme-i mîsâkımızda böyledir kim sizlerin donanması dahi sâ’ir kefere krallarının gemilerin alup limanımıza girse müsâfirdir, deyü ri‘âyet edüp limanımıza koruz. Yohsa biz ahid-şikenlik edüp hâşâ sümme hâşâ kızlar ağanız gemisiyle almış olayız. Bu habâseti edüp limanımıza giren Malta küffârıdır. Biz dahi anlardan âciziz" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Pâdişâh-ı cem-haşmet buyurdular kim "Ya biz Malta üzre gazâ edersem, bana gemiler verüp imdâd eder misiz?" dedikde "Cân-baş üzre hizmet edüp üç yüz pâre gemi verelim, asker ve cebehâne ve zahîre sizden, gemiler vermek bizden" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Andan cümle balyozlara hil‘at-i fâhireler giydirilüp hâb-ı hargûş verdiler. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268b–269a ·
metinde göster ·
edüp hâşâ sümme hâşâ kızlar ağanız gemisiyle almış olayız. Bu habâseti edüp lim …
Evvelâ gazâ-yı cezîre-i Girid: Sene (---) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân'ın Dârü's-sa‘âde ağalarından Mu‘tak olan Sünbül Ağa nâm ankâ-yı zî-şân, beş Mısır hazînesiyle ve elli aded muhassine cevârîler ve niçe âftab gulâm-ı mihbânlar ve kırk aded "es-sâfinâtü'l-ciyâd" makûlesi küheylân atlar ile pâdişâh-ı Cem-cenâb İbrâhîm Hân'dan {Ağa-yı mezbûr} âzâd u me’zûn olup İbrâhîm Çelebi nâm bir re’îs-i mellâhın altı kat anbarlı karavana kalyonuna cümle metâ‘ın üç ayda doldurup beş yüz tevâbî‘-i pür-silâhı ve üç yüz aded sâ’ir tüccâr ve iki yüz keştîbân ve Mısır'a menfâ Esîrî Mehemmed Efendi tevâbi‘iyle cümle bin üç yüz aded ibâdullah ile rûz-ı cum‘ada Beşiktaş nâm mahalde mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânların küşâde kılup top u tüfenk şâdmânları ederek cânib-i Mısr'a revâne oldular. Hikmet-i Hudâ (---) cezîre kurbunda altı pâre Malta küffârı kadırgalarına râst gelüp bir gün bir gice ceng-i azîm edüp sademât-ı topdan kalyon içre olan atlar boşanup guzât-ı müslimîne atlar dahi bir şaşkınlık verüp yine bu hâl ile mücâhidîn ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp limân hevâda kalyon rûy-ı deryâda karadağ gibi kalup altı aded kadırga-i menhûs kalyonun yemîn ü yesârından döke döke kalyonun direği ve kıçı isa başı ve dümeni gidüp bî-cenâh kaldı ve içinde olan guzât-ı müslimînden ancak iki yüz âdem kalup cümle darabât-ı top-ı kûpden şehîd oldular. Hemân kalyon sâhibi İbrâhîm Çelebi dal-satûr-ı Muhammedî olup Kızlar Ağası Sünbül Ağa'ya hıtâben "Bre mel‘ûn Arab, ben sana kâfir vardır, gemiye atlar komayalım ve cebehâne ziyâde alalım ve küffârın bir hoş haberin alup çıkalım ve bu kadar yüklü gemi ile deryâya niçe çıkalım, dedim. Sen emr-i şerîf alup beni bu hâl ile küffâra uğratdın" deyü Kızlar Ağasına bir tîğ urup kellesin galtân edince hemân Kızlar Ağasının tevabî‘leri İbrâhîm {Çelebi üzre} ol sâ‘at kılıç üşürüp pâre pâre ederler. Küffâr bu hâli görüp altı pâre kadırga-i menhûs ile kalyonun cânib-i erba‘asına sarılup derhâl kalyon içre soltat-ı kefereyi döküp üç sâ‘at dahi kalyon içre ceng edüp âhir-i kâr küffâr-ı hâk-sâr kalyonu ahz [u] kabz edüp içinde olan cümle ümmet-i Muhammed'i ve Esîrî Mehemmed Efendi'yi esîr edüp kayd-bend edüp kalyonu altı pâre Malta kadırgası yedeğe alup doğru Hanya limanına götürüp lenger-endâz oldular. Kâmil bir ay liman-ı Hanya'da meks edüp cemî‘î mal [u] menâl [u] metâ‘ı ve cümle küheylân atları ve nûr-misâl duhter-i pâkîze-ahterleri ve mahbûb gılmânları gemiden taşra çıkarup kal‘a-i Hanya'da bey‘ u şirâlar edüp cümle duhterlerin bekâretin izâle edüp bu kadar fezâhat ederler. Ba‘zı âkıbet-endîş papas ve bıtrîk ve kıssîs ruhbânlar eydür "Vay biz bu Osmânlı kalyonun ve kızları ve atların bu şehrde görmemek gerek idik. Şimden gerü bu cezîre elden gitdi. Zîrâ kitâbımızda eyle yazar kim bu cezîre-i Girid'e Osmânlı kalyonu gele ve atları gele ve kızları gele ardı sıra Türk gelüp gemisine ve atlarına binüp kızlarıyla cimâ‘ edüp bu cezîrede mülk edinüp evlâd sahibi ola" deyü Çalıpapaslar böyle deyü feryâd ederler. Ba‘zı küffâr bu cevâbları papaslardan istimâ‘ edüp niçe bin küffâr birer bahâne ile cezîrelerinden firâr edüp gayrı diyârlarda karâr ederler. Ol asrda cezîre-i Girid içre dörd kerre yüz bin Urum re‘âyâsı var idi. Ve cezîrenin cânib-i etrâfında yetmiş altı pâre ma‘mûr kal‘a-i metîn var idi. "Cümlesinde on altı bin soltat ve murtat cunûd-ı cünübü vardır" deyü Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize haber geldi. Ba‘dehû bu Kızlar Ağası kalyonunun bu gûne ahvâl-i pür-melâli böyle olduğu sa‘âdetlü pâdişâha mün‘akis olunca fi'l-hâl Venedik balyozun Dîvân-ı Pâdişâhîye da‘vet edüp "Bre bî-dîn mel‘ûnlar, niçün sulha mugâyir iş işleyüp limanınıza bizim gemilerimiz alan düşmanları, gemilerimiz ile limanlarınıza 269a kodunuz. Ecdâd-ı ızâmım Süleymân Hân sulhu böyle midir?" deyince balyozlar ve konsoloslar ve konçoloz huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp eyitdiler: "Pâdişâhım! Ahidnâme-i mîsâkımızda böyledir kim sizlerin donanması dahi sâ’ir kefere krallarının gemilerin alup limanımıza girse müsâfirdir, deyü ri‘âyet edüp limanımıza koruz. Yohsa biz ahid-şikenlik edüp hâşâ sümme hâşâ kızlar ağanız gemisiyle almış olayız. Bu habâseti edüp limanımıza giren Malta küffârıdır. Biz dahi anlardan âciziz" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Pâdişâh-ı cem-haşmet buyurdular kim "Ya biz Malta üzre gazâ edersem, bana gemiler verüp imdâd eder misiz?" dedikde "Cân-baş üzre hizmet edüp üç yüz pâre gemi verelim, asker ve cebehâne ve zahîre sizden, gemiler vermek bizden" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Andan cümle balyozlara hil‘at-i fâhireler giydirilüp hâb-ı hargûş verdiler. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268b–269a ·
metinde göster ·
Der-beyân-ı hal‘-i Sultân İbrâhîm ve katl-şoden Vezîr Hezârpâre Ahmed Paşa ve Cinci Hoca ve Mülakkab Molla-yı İslâmbol ve kâr-ı âkıbet-i sa‘îd u şehîd Sultân İbrâhîm Hân b. Sultân Ahmed Hân, ahi's-sultân Murâd Hân XXXtâbe serâhümâ rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b ·
metinde göster ·
… şa ağaya bir kürk ve on kîse verüp ağa-yı mezbûr Rûm'a revâne oldu. Hakîr cümle
ahibbâ
ve dostânlar ile vedâlaşup ve Hazret-i Yahyâ'yı ziyâret-i vedâ‘ edüp andan Muhy …
Şâm-ı şerîfe dâhil olup Şâm'ın garbîsi kenarında Gökmeydân nâm mahalde Murtezâ Paşa efendimiz cümle askeriyle serâperdesinde meks etmiş bulup hakîr dahi dâ’irede mertebemiz üzre haymemiz ile meks edüp paşa efendimizin hâk-i pâyine yüz sürüp on kîse ve iki kısrakı ve muhabbetnâme-i mektûbları verüp paşanın evvel-i azilde on kîse destine girince cümle karakollukçulara bahşîş ihsân edüp hakîre üç yüz guruş ve bir kısrak in‘âm eyleyüp hakîrin geldiğinden dünya kadar hazz edüp Şâm'ın Gökmeydânı'nda zevk u safâ edüp hacc-ı şerîf müyesser olmadan ma‘zûl olmağıla yedi re’s develerimizi yedi yüz guruşa bey‘ edüp ve mahfil imâmetin bir kîse guruşa Alî Hicâzî nâm bir kimesneye füruht edüp azm-i râh-ı Rûm derken Âsitâne-i Sa‘âdet'den Kara Murâd Paşa vezîrin ağalarından Alî Ağa nâm bir ağa Murtezâ Paşa efendimize eyâlet-i Sivas'ı getirüp Paşa ağaya bir kürk ve on kîse verüp ağa-yı mezbûr Rûm'a revâne oldu. Hakîr cümle ahibbâ ve dostânlar ile vedâlaşup ve Hazret-i Yahyâ'yı ziyâret-i vedâ‘ edüp andan Muhyiddînü'l-Arabî ve Şeyh Arslan ve eş-Şeyh Bilâl-i Habeşî ve (---)(---) cümle ziyâret-i vedâ‘ edüp ve rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 50a ·
metinde göster ·
… affâfhâne bâzârı rûşen ve ma‘mûr u izdihâm bâzârdır ve dabbâhlar bâzârı pâkdir,
Ahi
Evran pîrleriyle ma‘mûrdur ve Odun bâzârı kal‘a kapusu önünde olmağıla Odunpâzâ …
Andan iç kal‘a önüne varılır ve sol tarafı Mevlevîhâne bâğçesi kapusudur ve Uzun çârsû'su gâyet müzeyyendir. Tâ Uzun çârsû başında nihâyet bulur ve serrâchâne ile haffâfhâne bâzârı rûşen ve ma‘mûr u izdihâm bâzârdır ve dabbâhlar bâzârı pâkdir, Ahi Evran pîrleriyle ma‘mûrdur ve Odun bâzârı kal‘a kapusu önünde olmağıla Odunpâzârı kapusu derler ve Atpâzârı kapusu Paşa sarâyı kurbundadır ve Koyunbâzârı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65a ·
metinde göster ·
… r eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp
ahid
bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyin …
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 93a–93b ·
metinde göster ·
… âd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i
Ah-i
Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanı …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe
ahibbâ
vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şeh …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… sulh kal‘ayı feth olup içinde bâkî kalan kırk bin güzîde Sırf-ı sarp mel‘ûnları
ahid-şikenlik
edüp cenge âheng etdiler. Hemân Serdâr-ı mu‘azzam Balaban Paşa guzât-ı Müslimîn …
Andan Rûm tâ’ifesi çıkup mahalle ve kenîse istediler. Andan Lazka tâ’ifesi çıkup vatan istediler, verilmeyüp Nigebolu sancağından Pilevne nâm kazâda yer gösterdiler. Ba‘dehû bâ-sulh kal‘ayı feth olup içinde bâkî kalan kırk bin güzîde Sırf-ı sarp mel‘ûnları ahid-şikenlik edüp cenge âheng etdiler. Hemân Serdâr-ı mu‘azzam Balaban Paşa guzât-ı Müslimîne "Koma kurdum!" deyüp kol kol gübâng-ı Muhammedî'ye rehâ buldurup on bir koldan yürüyüş edüp kılıçları ağzında niçe bin cüyûş-ı muvahhidîn sademât-ı top-ı kûbdan rahnedâr olmuş divârlardan içeri girüp cümle küffâr-ı Sırf'ı dendân-ı tîğa sarf ederken hemân taşraya vere ile çıkan Lazka kâfirleri kendülere Sofya şehri içre yurd verilmediğinden dilgîr olup guzât akîblerince kal‘aya yine girüp Sırf kâfirlerine imdâd edelim derken bi-emri Hayy [u] kadîr onlar dahi Sırp kavminin sırasında 138a nakd-i ömürleri bâzâr-ı ma‘rekede bir pula satılup hûnları nehr-i Iskır'a katılup vücûd-ı murdârları sahîfe-i âlemde mün‘adim olup deyyâr-ı derûn-ı kal‘ada bir cân kalmayup kal‘a-i Sofya bu minvâl üzre bâ-sulh feth olmak sadedinde iken takdîr-i Hudâ bu gûne feth olup ba‘dehû fermân-ı Gâzî Hudâvendigâr ile serdâr-ı mu‘azzam Balaban Paşa deryâ-misâl askeri üşürüp kal‘anın burc [u] bârûların kırk günde güc ile zemîne beraber etdiler. Zîrâ gâyetü'l-gâye rıbât-ı azîm idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 137b–138a ·
metinde göster ·
… vardır kim merkûm yedi şart üzre ellerinde selef selâtînlerinün yarlığ-ı belîğ
ahidnâmeleri
vardır.
Şart-ı sâbi‘, alaca destârlarına bir kimse mâni‘ olmaya deyü bu yedi şartları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup kal‘ayı teslîm 199a edüp hâlâ derûn-ı kal‘ada kefereler vardır kim merkûm yedi şart üzre ellerinde selef selâtînlerinün yarlığ-ı belîğ ahidnâmeleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 198b–199a ·
metinde göster ·
sâhil-i Şatt-ı Furât'da ve mezkûrûn enhârların yemîn ü yesârlarında kurâ vü bül …
Ve bu zikr olunan mülûkların ahidlerinde sâhil-i Şatt-ı Furât'da ve mezkûrûn enhârların yemîn ü yesârlarında kurâ vü büldândan ve besâtîn ü mezâri‘âtdan bir hatve zemîn-i hâliye yok idi ve bu mezkûr nühûrlar içre azîm gemiler ta Birecik'e ve Diyârbekir'e ve Bağdâd ve Medâyin ve Kûfe ve Basra'ya gemiler işlerdi. Ammâ şimdiki asırda tuğyân-ı Furât ve Şatt'a yine ba‘zı zamân işler ammâ yine her bâr Birecik'den Bağdâd'a ve Diyârbekir'den Şatt ile yine Bağdâd'a koyun ve sığır derilerinden kelek gemileri ilâ-mâşâallah işlemededir. Ammâ eyâlet-i İmâdiyye hâkinde ve kal‘a-i Akra ve kal‘a-i Külledîr'de ve kal‘a-i Kelaki'de ve kal‘a-i Dühek'de ve kal‘a-i Zaho'da ve aşîret-i Sindiyi'de ve aşîret-i Selinvân'da ve aşîret-i Zaho'da ve kal‘a-i Güvaşî'de yetmiş uyûndur, cümle Şatt'a rîzân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205b ·
metinde göster ·
ile ve hân-ı âlîşân ile vedâlaşup ve mektûblar alup (---),
Ve'l-hâsıl her şeyden müstağnî olup hân yanında sehelce felekden kâm {alup} cümle aşâ’ir beğleriyle cân sohbetleri edüp Hüseyn-i Baykara zevkleri edüp cümle ahibbâ ile ve hân-ı âlîşân ile vedâlaşup ve mektûblar alup (---),
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 236b ·
metinde göster ·
… karî ve Hükûmet-i Bitlîs, bu dörd aded hükûmetler hîn-i fetihde Sultân Süleymân
ahidnâmeleriyle
bunlara kendü vilâyetleri sancak tarîkiyle verilmişdir ve sancak i‘tibâr olunur …
Bâlâda tahrîr olunan Hükûmet-i Pinyanişî ve Hükûmet-i Mahmûdî ve Hükûmet-i Hakkarî ve Hükûmet-i Bitlîs, bu dörd aded hükûmetler hîn-i fetihde Sultân Süleymân ahidnâmeleriyle bunlara kendü vilâyetleri sancak tarîkiyle verilmişdir ve sancak i‘tibâr olunur. Lâkin yurdluk ve ocaklık üzre hükûmet olup sâ’ir ümerâlar gibi azl [u] nasb kabûl etmezler. Biri fevt olsa yerini oğluna veyâhud müsinn akrabâ-yı müstehakkına verilir, gayriye verilmez. Lâkin eyâletlerinde sâ’ir sancaklar hâki tahrîr olunduğu gibi tahrîr olunup ebvâb-ı mahsûlâtı timâr u ze‘âmet kayd olmuş ma‘mûr kurâları vardır. Bir sefer-i hümâyûn vâki‘ olsa erbâb-ı timârı alâybeğisi ile Van paşası livâsı altında me’mûr oldukları sefere giderler. Ve bu hâkimler me’mûr oldukları sefere veyâhud Van derneğine gelmese sancağı oğluna ya akrabâ-yı elyakına sadaka olunup mülkiyyet üzre zabt edüp mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem hükûmetlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255a ·
metinde göster ·
Resûl-i mübîn ile gelüp paşa hatt-ı Hazret-i Osmân ve mühr-i Nübüvvet-i Resûlul …
Cümle papasları paşaya hedâyâlarıyla ve ahidnâme-i Resûl-i mübîn ile gelüp paşa hatt-ı Hazret-i Osmân ve mühr-i Nübüvvet-i Resûlullah'ı yüzünü sürüp hamd-i Hudâ bizler de bu âsî yüzümüze küstâhlık edüp muhabbaten sürdük ve paşa ellerinde olan Âzerbaycân şâhlarının ve Âl-i Osmân pâdişâhlarının hatt-ı şerîflerine nazar edüp paşa da anların mûcebince bir beyâz buyurdı ver[di] ve hedâyâları kabûl olundukda paşaya "Safâ geldiniz." deyü kal‘alarından yedi aded şâhî toplar atup cümle papaslar kayıklara binüp giderken hakîr dahi yedi aded huddâmımla bile kayıklarına süvâr olup varup temâşâ etdik. Yedi yüz adım cirminde bir Şeddâdî taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Cânib-i garba bir bâb-ı sağîri var. Derûn-ı kal‘ada mezkûr deyr-i kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 281a ·
metinde göster ·
Murâd Hân: 'dır kim bu yüzden tahrîr olunmuşdur: Evvelâ be-nâm-ı Hudâ, sâniyen …
Sûret-i ahidnâme-i Murâd Hân: 'dır kim bu yüzden tahrîr olunmuşdur: Evvelâ be-nâm-ı Hudâ, sâniyen Muhammedün levlâke levlâk lemâ halaktü'l-eflâk, sâlisen Çihâryâr-ı güzîn rıdvânullahi aleyhim ecma‘în, râbi‘an "Ben kim hâdimü'l-haremeyni'ş-şerîfeynin mevlâ mülûkü'l-Arab ve'l-Acem. Sen ki İrân-zemîn şâhı geçinür Şâh Safî bahâdır aslahahullahu'l-melikü'l-kâdir, ‘Kırk sene sulh u salâh ola’ deyü ricâ etmişsin. Ve yigirmi sene ve yigirmi mâdde üzre akd-i sulh rızâ-yı hümâyûnum olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 291a ·
metinde göster ·
… ultân ile kırk bin asker cem‘ edüp top u tüfeng ile ceng ederek alâ melei'n-nâs
ahid-şikenlik
edüp Pinyaniş diyârın harâb edüp kâmil 291b kırk bin koyun ve üç yüz kelle ap …
"Hânım, baban cânına rahmet ola. Ya sen İrân-zemîn şâhının hemin vekîl-i mutlakı ve serdâr-ı mu‘azzamısın. Sulhnâme mûcibince niçün yağmacıları ve hırsız Kürdleri dutup haklarından gelmeyüp sehel bahâne ile nakz-ı ahd eyledin? Yigirmi aded sultân ile kırk bin asker cem‘ edüp top u tüfeng ile ceng ederek alâ melei'n-nâs ahid-şikenlik edüp Pinyaniş diyârın harâb edüp kâmil 291b kırk bin koyun ve üç yüz kelle aparılup hâlâ bu kadar âdemleri mecrûhdur ve ülkelerini harâb gördüm ve câmi‘lerin darabât-ı top-ı kûpdan yebâb görmüş idim." dedim. Hemân hân eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 291a–291b ·
metinde göster ·
… ın feth itsem ve Acem sulhu bozup Mekü kal‘asına ve Kotur kal‘asına asker koyup
ahid-şikenlik
eyledi ve şimdi benim Pinyanişî vilâyetimi urdu, deyü pâdişâh zabt olmayup kahr …
Hakîr eyitdim: "Vallahi hânım, buna tedârik oldur kim bu sulha muğâyir iş, Âl-i Osmân pâdişâhının mesmû‘-ı hümâyûnları olup dâmâdı Melek Ahmed Paşa'yı serdâr-ı mu‘azzamlığ ile bu mevâdd içün eyâlet-i Van'a gönderdi ve Van'a dâhil olunca işitmişsiz kim {Melek Ahmed Paşa başına kırk bin asker-i kerrâr cem‘ edüp} Bitlîs Hânıyla ne ceng edüp elin memleketin harâb u yebâb ve üç bin âdemin kebâb edüp şimdi bu işi karışdırmağa başladı. İmdi hânım azîz başın içün incinme. Biz senün çöreğin yedim. Hemân bir gün görürsün Melek Ahmed Paşa tuğra-yı garrâya dest urup bu mâdde içün eyâlet-i Diyârbekir ve eyâlet-i Erzurûm'u ve eyâlet-i Ahıska ve eyâlet-i Van'ı cümle seksen {bin} asker ile bu diyârlara çeküp harâb u yebâb eder. Bâ-husûs sa‘âdetlü pâdişâh dâ’imâ Acem üzre sefer itsem. Ammim Murâd Hân'ın aldığı Revân kal‘asın feth itsem ve Acem sulhu bozup Mekü kal‘asına ve Kotur kal‘asına asker koyup ahid-şikenlik eyledi ve şimdi benim Pinyanişî vilâyetimi urdu, deyü pâdişâh zabt olmayup kahrından gice ve gündüz sayd [u] şikârda gezer, nev-heves bir pâdişâh-ı Cem-cenâbdır. İmdi hânım bu işin âkıbet kârı müştedd olup cümle asker bu diyârı urmadan hemân koyunları tahsîl edüp paşaya teslîm edüp tecdîd-i sulh idesiz ve illâ bu iş ayrıksı olursa Osmânlı topal gibidir. Beş on yıl bu diyârlardan {asker-i İslâm} çıkmayacak. Şâh tarafından size bir ıtâb-ı hitâb olmaya. Âkıbet-endîş bî-garaz kimesneler ile müşâvere edin." dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 291b ·
metinde göster ·