… . Hikmet-i Hudâ gûyâ keşf etdi. Andan Zâkirî Efendi hânesine geldikde bir rîh-ı
akîm
zâhir olup minârenin zirvesinde destârı zemîne düşer. Ol gece tâc-ı devleti zem …
"Şununla borçları edâ edüp techîz [ü] tekfî[n]inize dahi masrûf eyleniz" buyururlar. Hikmet-i Hudâ gûyâ keşf etdi. Andan Zâkirî Efendi hânesine geldikde bir rîh-ı akîm zâhir olup minârenin zirvesinde destârı zemîne düşer. Ol gece tâc-ı devleti zemînde yatup ertesi gün kendüler füc’eten merhûm olup bedürüstî tâc-ı devleti başından gidüp cemî‘i âşıkân cenâzesine hâzır olup Kazancılar câmi‘i sâhibi Monlâ Hayreddîn hazretlerinin cenbinde medfûndur. Mazanna-i kerâme hâl-sâhibi bir sebük-rûh kimesne idi. Hâlâ bilâd-ı Rûm'da ehl-i tevhîdler mâbeyninde zâkirân ve şâkirânların âğâze etdikleri savt ve zecel ve zikir ve tasnîfât ve ilâhiyyât cümle Zâkirî Efendi'den münteşir olmuşdur. Rahmetullâhi aleyh. Mevtine târîh, güfte-i (---):
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 112a ·
metinde göster ·
Evvelâ Sultân-ı Büdelâ Hasan Dede: Ebü'l-feth câmi‘inin Boyacılarkapusu dâhilinde sâkin idi. Eflâke ser-çekmiş kat-ender-kat tabaka tabaka külbe-i ahzânlar binâ etdirirdi. Ammâ aslâ kâbil-i süknâ değil idi. Ol mertebe âlî idi kim Ebü'l-feth minâresine berâber olup neccârlar dahi fevkinde bir mismâr mıhlamağa cür’et edemezlerdi. Niçe gûne keşf [u] kerâmâtları zâhir olmuşdu. Âhir bir gece bir rîh-ı akîm esüp külbe-i Hasan'ın hüsnün bozup münhedim edüp ale's-sabâh Hasan Dede'yi savma‘asında kefenini sarılı bulup Kestelzâde yanında defn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 113b ·
metinde göster ·
Andan Tevârîh-i Hind, andan Tevârîh-i Hâkân-ı Çin, andan Tevârîh-i Acem, andan Tevârîh-i Arab, andan Tevârîh-i Efrenc, andan Tevârîh-i Latin, andan Tevârîh-i Rûmdır. Bu tevârîhlerin cümlesin tetebbu‘ etmiş müverrih âlimler ile ihtılât edüp Bursa'nın bânîsinden aslâ bir müverrih tahrîr edüp ayân u beyân etmemişler. Ammâ 222a Tevârîh-i Süleymânnâme'de ve Târîh-i Evveliyyât-ı Tuhfe'de tahrîr eder kim bir kerre Hazret-i Süleymân kerr u ferr u dârât ile taht-ı Süleymânîsi üzre ber-hevâ tayarân ederken Bursa hâyilinde sâbite olan ebel-i Ruhbân'ın zirve-i a‘lâsı üzre meks edüp cânib-i erba‘aya nigerân edüp esnâ-yı kelâmda Hazret-i Süleymân vezîri Âsaf-ı Berhayâ'ya der kim, "Ne olaydı şu ferah-fezâ yerde bir şehr-i azîm olaydı" buyurduklarında hemân ecinne ve dîv [ü] perîlerden ba‘zı musâhib-i mukarrebînler eyitdiler: "Yâ Emînallah! Bir kerre Tûfân-ı Nûh'dan evvel bu mahalle bir Süleymân ile leşker-keş olup geldiğimizde bu kûh-ı bülendin dâmeninde bir kal‘a-i azîm ve bir şehr-i kadîm var idi. Ol kal‘ayı cânn kavmi yapdı derler. Almada âciz olup bî-feth rücû‘ edüp gitdik. İşte Tûfân'da gark olup nâm [u] nişânı güm olmuş" dedikde tiz Hazret-i Emîn cümle ins ü cinne, vuhûş u tuyûra emr edüp derhâl taş u toprağın tathîr ederken kal‘anın burc [u] bârûları nümâyân olur, ammâ tathîrinde usret çekerler. Hemân Emîn-i Mübîn rîha emr edince bir kerre Lodos rûzgârı Âd kavmine esdiği gibi bir rîh-ı akîm esüp cümle taşı ve toprağı hevâya perrân edüp tarfetü'l-ayn içre kal‘anın der-i dîvârları ve burc [u] bârûları zâhir olur. Bir dîv-i sefîd eydür "Yâ Emînallah! Bu kal‘anın altındaki kayalarda bir mutalsam kenz vardır. Anı bulsanız dünyâ halkına inkırâzu'd-devrân kifâyet ederdi" der. Bir div dahi mu‘âraza edüp "Bulunmaz" der. Biri dahi "Eğer ol dahme bulunursa ol defîne ile Emînullah bu şehri imâr ede" der. Kimi bulunursa, kimi bulunmazsa derler. Derhâl dîvlere emr edüp ol dahmeyi bulup şehri ta‘mir [u] termîm edüp ismini Bulursa korlar. Bursa, Bulursa'dan galatdır. Ba‘dehû Süleymân-ı Emîn Bursa'nın cânib-i garbında bir merhale karîb Edincik nâm bir şehr-i azîm binâ edüp Belkîs'a taht edüp hâlâ kasr-ı âlîleri ve tâk-i kisrâları Edincik şehrinde zâhir ve bâhirdir. Ekseriyyâ Ayasofya amûdları bu Edincik şehrinden gitmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221b–222a ·
metinde göster ·
… sardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i
akîm
şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i …
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
havfinden bu şehrin hâ’ilinde olan kûh-ı bülendlerde ve cebel-i Sübhân'da gâr-ı …
İbtidâ binâsı kavm-i Âd'dır kim rîh-ı akîm havfinden bu şehrin hâ’ilinde olan kûh-ı bülendlerde ve cebel-i Sübhân'da gâr-ı azîmler vardır kim içlerinde üçer bin âdem sâkin olsa refâhiyyet üzre sığarlar. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
verüp bunları gârlarında ve sahrâlarda ol rîh-ı sarsar birbirine ura ura helâk …
Ba‘dehû Cenâb-ı İzzet bu Âd kavmine Hazret-i Hûd ibni'l-Halûd ibn Âd'ı nebî gönderüp bu kavmi dîne da‘vet etdiğine delîl-i kat‘î âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti nâzil olup birisi İslâm ile müşerref olmayup Hazret-i (---) ve karındaşı Hazret-i Hûd'a te’ezzîler ederlerdi. Âhir Cenâb-ı Bârî kavm-i Âd'a bir rîh-ı akîm verüp bunları gârlarında ve sahrâlarda ol rîh-ı sarsar birbirine ura ura helâk olduğuna sûre-i (---)(---) âyet, Arapça âyeti delîldir kim niçe bin kütüb-i mu‘teberelerde ve cümle tefâsîrde musarrahdır. Hatta bir âşık Türkîce bu ebyâtı Âd kavmi hakkında demişdir. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 249a ·
metinde göster ·
Andan sonra sene 1039 târîhinde Hüsrev Paşa-yı dilîr yine mühür ile Bağdâd üzre serdâr-ı mu‘azzam olup Hemedân ve Dergezîn şehirlerinden yetmiş altı pâre Acem şehirlerin harâb u yebâb etdüği cümle bâlâda, mahalle münâsebetleriyle seyâhat etdiğimiz Acem diyârı şehirlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ bi-emri Hudâ Bağdâd'ın fethi Hüsrev Paşa'ya müyesser olmayup kırk gün kemâkân şeb [u] rûz döğüp ve bir akîm yürüyüş edüp derûn-ı kal‘ada Mazenderânî leşker-i İrânî bî-hisâb ve dinc-a-dinc leşker-i Acem (---) Âl-i Osmân askerîsine beş aydan berü yetmiş altı pâre kal‘aları feth edüp nehb ü gâret etmeden cümle askere bir mertebe fütûr u kelâl gelmiş kim cümle mâl-ı ganâ’imle muğtenim olup mâl-ı Kârûn'a mâlik olduklarından tok arslan şikâr alamaz dedikleri gibi bunlar dahi Bağdâd'a bedürüstî sarılmayup âlet-i mülâhaza ceng ederlerdi. Ve eyyâm-ı şitâ da erdiğinden top-keşân câmûsları(n)da ekseriyyâ telef olmuşlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 335b ·
metinde göster ·
… bril imâm olup iki rek‘at namâz kılup selâm verdikde cânib-i Irâk'dan bir rîh-ı
akîm
ve bir gürüldü zâhir olup Hazret-i Cibril-i Emîn buyururlar kim:
Andan ricâl tâ’ifesinden ibtidâ bî‘at eden Hazret-i Ebâbekri's-sıddîk ve Alî ve Zeyd b. Hâris ve Abdullah ibn Mes‘ûd ve Abdurrahmân ibn Avf ve Osmân ve Sa‘d b. Ebî Vakkâs ve Zübeyr ibnü'l-Avvâm ve Bilâl-i Habeşî ve Süheyb-i Rûmî ve niçe yüz sahâbe-i kirâm îmân ile müşerref olup ol mahalde Hazret-i Cibril-i Emîn Hazret-i Risâlet'e şerâ’it-i vudûyı ve tahâreti ve salâtın şerâ’it [ü] kuyûdun ta‘lîm edüp cümle ashâb tecdîd-i vudû edüp Hazret-i Cibril imâm olup iki rek‘at namâz kılup selâm verdikde cânib-i Irâk'dan bir rîh-ı akîm ve bir gürüldü zâhir olup Hazret-i Cibril-i Emîn buyururlar kim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393a ·
metinde göster ·
… serâmed-i azîmin ömr[ü] âhir olup sarsar-ı bâd-ı fenâ bu şecere-i tavîle rîh-i
akîm
gibi isâbet edüp cümle bîhleri ve haşebeleriyle ser ber-zemîn hâk-âlûd olup yat …
Andan kalkup Ravna yaylağın aşarken Cenâb-ı Kibriyâ'nın yed-i kudret ile halk etdiği eşcâr-ı müntehâları seyr etdiğimiz tahrîr eylesek Hudâ'ya ma‘lûmdur kim bir vech ile vasf olunmaz. Hattâ şundan ma‘lûm ola kim bir dıraht-ı serâmed-i azîmin ömr[ü] âhir olup sarsar-ı bâd-ı fenâ bu şecere-i tavîle rîh-i akîm gibi isâbet edüp cümle bîhleri ve haşebeleriyle ser ber-zemîn hâk-âlûd olup yatırdı. Hakîr atdan inüp piyâde reviş ile bu dıraht-ı bâlânın tûlu kâmil dörd yüz yetmiş adım idi ve bir sun‘-i Hudâ dıraht-ı müntehâ ber-karâr iken ol dırahtı on sekiz âdem gücile kucakladık. Tâ bu mertebe kadd-i bâlâ ve ibret-nümâ dırahtlar vardır. Hattâ cemî‘i Tuna gemilerinin kerasteleri bu Ravna dağından kesilir kim Rûm ve Arab u Acem'de Ravna yaylası meşhûr-ı âfâkdır. Bu kûh-ı bülendi ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
… kâr götürmesin" deyü her evlerin üzerlerine azîm direkler komuşlar. Bu rûzgâr-ı
akîm
derdinden bu şehrin ekseriyyâ evleri kayagan taş örtülüdür. Bu şehirde esen rîh …
Sitâyiş-i varoş-ı kal‘a-i Hilevne: Bu varoş-ı ma‘mûr kal‘anın cânib-i kıblesi ve garbına ve cenûbuna kayalı dere ve depeler üzre cümle dokuz mahalle ve bin yüz aded cümle kârgîr binâ kal‘a-misâl tahtânî ve fevkânî evlerdir, ammâ bir hânede bâğ u bâğçe-i İremler yokdur, zîrâ yalçın kayalı yerlerdir. Bu hânelerin nısfı cümle şindire tahta örtülüdür. "Bu tahtaları rûzgâr-ı zorkâr götürmesin" deyü her evlerin üzerlerine azîm direkler komuşlar. Bu rûzgâr-ı akîm derdinden bu şehrin ekseriyyâ evleri kayagan taş örtülüdür. Bu şehirde esen rîh-i Sarsar meğer Âd kavmi üzre eser idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 134b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu varoş-ı ma‘mûreye âteş edüp poyraz rûzgârı rîh-ı
akîm
gibi esüp bu şehr-i ma‘mûre eyle yandı kim cemî‘i alevleri kal‘aya girüp derûn- …
Ba‘dehu bu varoş-ı ma‘mûreye âteş edüp poyraz rûzgârı rîh-ı akîm gibi esüp bu şehr-i ma‘mûre eyle yandı kim cemî‘i alevleri kal‘aya girüp derûn-ı kal‘ada olan niçe bin menhûshânelerin tahta örtülü dam u bâmları tutuşup vakt-i seher kim oldu o rûz-ı rûşende derûn-ı hisârda olan cümle Macar-ı füccâr götürmede yeğni ve bahâda ağır zî-kıymet metâ‘ların ehl [ü] iyâl evlâdlarıyla,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22a ·
metinde göster ·
… Bu menzilde bir depe ve bir şepe ve bir çığ ve bir burma savruntu yığ ile rîh-i
akîm
ve bâd-ı sarsarlar esüp ne hayme vü hargâh ve ne bâr [u] büngâh yerinde kalmayu …
Menzil-i karye-i Yarka: Bu menzilde bir depe ve bir şepe ve bir çığ ve bir burma savruntu yığ ile rîh-i akîm ve bâd-ı sarsarlar esüp ne hayme vü hargâh ve ne bâr [u] büngâh yerinde kalmayup cümle ber-havâ tayerân edüp herkes "İnnâlillâh" âyetlerin tilâvet etmeğe başladılar. El-azametullâh bu rîh-i Semûdlar cemî‘i develeri yıkup ve atları ve katırları birbirlerine katup bu vâdî-i hâmûnda her dâbbeler karlar üzre serserî gezerler ve her hüddâmânlar cânlarından bezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138b ·
metinde göster ·
… il altında meks edüp mümkin olmadı kim bu kal‘adan bir dil alak, ammâ bir rîh-ı
akîm
gibi bir rûzgâr-ı zorkâr-ı azîm var kim gûyâ rîh-ı sarsar zâhir olup iki bin ka …
Nemse çâsârı hükmünde bir dırahtistân içre bir sa‘b kal‘adır. Yedi sâ‘at kâmil altında meks edüp mümkin olmadı kim bu kal‘adan bir dil alak, ammâ bir rîh-ı akîm gibi bir rûzgâr-ı zorkâr-ı azîm var kim gûyâ rîh-ı sarsar zâhir olup iki bin kadar Tatar kemândârları oklarına kibrît bağlayup ve beş yüz nefer tüfeng-endâz paçavralı kurşumları ve kibrîtli yanmış okları kal‘a içine ol rûzgârda perrân edince hemân cümle tahta örtülü evlerin dam u bâmları alev ber-alev ihrâk olup kal‘a içre bir vâveylâ kopup derhâl küffâr-ı dûzah-karârın kal‘ada karârları kalmayup kal‘a kapuların açup bu kadar küffâr mâl-ı ganâ’imiyle kal‘adan taşra topları altına çıkup âteşden halâs olalım derken Tatar âteşine uğrayup ân-ı vâhidde bin yüz altmış kadar esîr ve bu kadar bî-hisâb mâl-ı erzâk alınup dörd yüz aded şehbâz yiğitlerimizle Kanije'ye gönderdik, zîrâ Kanije henüz dahi yakındır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3a ·
metinde göster ·
esüp gece ve gündüz cümle asker göz açmayup cümle devâbât ve arabalar çamura ga …
Andan bir rîh-ı sarsar-ı akîm esüp gece ve gündüz cümle asker göz açmayup cümle devâbât ve arabalar çamura gark olup cemî‘i ümmet-i Muhammed cânlarından bîzâr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17a ·
metinde göster ·
… fermânıyla otağı kral bâğçesine cemî‘i küffâr götürüp otağı kurarken bir rîh-i
akîm
esüp otağın on kantâr direği ve beş kantâr otak göbeği tahtası rûzgârdan uçup y …
Der-beyân-ı temâşâ-yı diğer: Çünkim kralın fermânıyla otağı kral bâğçesine cemî‘i küffâr götürüp otağı kurarken bir rîh-i akîm esüp otağın on kantâr direği ve beş kantâr otak göbeği tahtası rûzgârdan uçup yedi nefer kefereler mürd olup niçe kefereler mecrûh olup paşaya komsar gelüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66b ·
metinde göster ·
… idi. Yedi gün gece altından kalkmayup mâl-ı ganâ’imi alındıkdan sonra bir rîh-ı
akîm
yıldız rûzgârı esdiği mahalde şehrin üst yanından rûzgâr-ı zorkâra karşu şehre …
Bu ülke dahi ale'l-gafle seğirdüp basmak ile (ile) harâb u yebâb kâfirlerin esîr ü kebâb ve hânelerin türâb edüp iki yüz pâre (şehir) kurâ ve kasabâtlar ve yedi pâre şehr-i azîm harâb olanların evvelâ birisi şehr-i azîm Krakov-ı kadîm idi. Yedi gün gece altından kalkmayup mâl-ı ganâ’imi alındıkdan sonra bir rîh-ı akîm yıldız rûzgârı esdiği mahalde şehrin üst yanından rûzgâr-ı zorkâra karşu şehre bu kadar bin Tatar âteş edince bir gün bir gecede niçe yüz yıllık ma‘mûr u âbâdân şehr-i Krakov hâke berâber olup dûd-ı siyâhı evc-i âsumâna peyveste oldu. Ancak iç hisârı ve yüz beş pâre kal‘a-misâl manastırları kârgîr olmak ile sütûhları yanup Şeddâdî binâları âteş-i Nemrûd içinde sögele kaldı. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 116a ·
metinde göster ·
… biz bu Jivakirmân kal‘asında mihmân iken ol gece bir şiddet-i şitâ ve bir rîh-i
akîm
poyraz rûzgâr-ı zorkârı esüp bi-emrillâhi te‘âlâ nehr-i Ten sovukdan müncemid o …
Ve bu mahalde nehr-i Ten Heyhât sahrâsın iki bölmüşdür. Hikmet-i Bârî yârî kılup biz bu Jivakirmân kal‘asında mihmân iken ol gece bir şiddet-i şitâ ve bir rîh-i akîm poyraz rûzgâr-ı zorkârı esüp bi-emrillâhi te‘âlâ nehr-i Ten sovukdan müncemid olup üstünden niçe bin arabalar ve kızaklar geçmeğe başlayup cümle kavm-i küffârın yüzleri güldü ve buzları çoğaldı. Ammâ bir şedîd sovuklar oldu kim Jivakirmen kâfirlerinin evlerinden taşra çıkmağa iktidârlarımız olmadı, zîrâ Erba‘înin ve şitâ-yı Zemherîrin tâ ayne'l-fi‘li olup iklîm-i sâbi‘de olmağile şiddet-i şitâdan yerler çatlayup araları gayyâ deresi gibi olurdu. Hele her ne hâl ise Jivakirmân'dan kalkup cânib-i garba Ten kenârınca giderken ba‘zı mahalde Ten suyu buzu çatlayup Heyhât sahrâsın büsbütün Ten suyu gark edüp donmuş ve billûr ve necef ve moran gibi Heyhât sahrâsı mücellâ buz olup ne arabalarımız ve ne atlarımız ve ne piyâde âdemlerimizin yürümeğe iktidârları olmayup hâsıl-ı kelâm her ne hâl ise derd-i belâ ve renc-i anâ çekerek ol gün yürüyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180b ·
metinde göster ·
… a tınâbların bağlayup çadırları kurup içinde karâr-dâde olalım derken bir rîh-ı
akîm
ve elîm ve bir bâd-ı sarsar-ı azîm esüp ol rûzgâr-ı zorkâr cümle haymeleri pâre …
"Biz nice çadırlar kuralım?" deyüp çadır kazıkları buzdan yere geçmez ne çâre. Niçe çadırları arabalara ve ba‘zı ağaçlara tınâbların bağlayup çadırları kurup içinde karâr-dâde olalım derken bir rîh-ı akîm ve elîm ve bir bâd-ı sarsar-ı azîm esüp ol rûzgâr-ı zorkâr cümle haymeleri pâre pâre edüp hevâya perrân atup niçe arabaları baş aşağı edüp ve niçe arabaları rûzgâr atsız ve sığırsız rûzgâr sahrâlar içre götürüp tekerleklerinin deverânlarına göz ermez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192b ·
metinde göster ·
teskîn olup sehel hevâ küşâde oldu. Ammâ yine nehr-i Kuban'ın beri tarafında ne …
Ba‘zı iş görmüş gâzî "Tatar gâzîleri sihre uğradık" dediler. Hemân Mehemmed Paşa[-yı] âkıl cümle iç ağalarına tenbîh edüp sûre-i Muavvezeteynlere müdâvemet etmeğe başladıklarında bi-emrillâhi te‘âlâ rûzgâr-ı zorkâr rîh-ı akîm teskîn olup sehel hevâ küşâde oldu. Ammâ yine nehr-i Kuban'ın beri tarafında ne köy ve ne kend ve ne amâristân var. Bir berzah-ı calenderde kalup ne zahîre ve ne dâne-i hardal var. Herkes berk-i hazân gibi ditreyüp âlem-i hayretde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192b ·
metinde göster ·
… çerâğân iken benî âdemlerin nazarları bu kandîldâna ta‘alluk edince yâhûd rîh-ı
akîm
isâbet edince kandîl sönüp ve yedi aded taşların âteşleri de teskîn olup hammâm …
Bir köşesinde dahi bir demir kandîl içinde şîr-i revgan memlû olup bir gûne mülebbes ve mülemma‘ ve musanna‘ fitil ile bir kandîl-i çerâğân iken benî âdemlerin nazarları bu kandîldâna ta‘alluk edince yâhûd rîh-ı akîm isâbet edince kandîl sönüp ve yedi aded taşların âteşleri de teskîn olup hammâm-ı kudret buzhâne gibi olup ilâ yevminâ hâzâ âteş-i germâ-germ ile meshûn bir germâ-yı nazargâhdır. Lâkin yine hasta girse bi-emri Hudâ şifâ bulur. Hattâ bu hakîrin Kâzım nâm bir gulâmı gâyet müşevveşü'l-hâl iken bu humma-i nazargâha girüp tendürüst oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 230b ·
metinde göster ·
… şâ-yı ibret-nümâ: Bu şehrin cümle Urûm avretleri donsuz gezdiklerinden rûzgâr-ı
akîm
fisdânların açup avret yeri olan ferc-i kabîhaları görünmesin içün cümle avretl …
Temâşâ-yı ibret-nümâ: Bu şehrin cümle Urûm avretleri donsuz gezdiklerinden rûzgâr-ı akîm fisdânların açup avret yeri olan ferc-i kabîhaları görünmesin içün cümle avretler ferrâce ve fisdânlarının eteklerine birkaç vukıyye kurşum pâreleri diküp avret yerleri açılmayup gezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 250a ·
metinde göster ·
… e bu cezîre-i Girid lodosundan harâb olmuşdur. Hâlâ bu diyârda yine lodos rîh-ı
akîm
gibi gâyet şedîd esüp niçe yerlerde tarlaları ve bâğları harâb edüp niçe bin ağ …
Ve lodos rûzgârından mâ‘adâ yedi aded rûzgârları gâyet latîfdir, ammâ lodosu gûyâ rîh-ı semûm gibi esüp sâhib-i tab‘ olan kimesneleri lodosda taşra çıkmazlar, zîrâ birkaç kerre bu cezîre-i Girid lodosundan harâb olmuşdur. Hâlâ bu diyârda yine lodos rîh-ı akîm gibi gâyet şedîd esüp niçe yerlerde tarlaları ve bâğları harâb edüp niçe bin ağaçları bîhinden kal‘ edüp zirâ‘at olunan ekinlerin hevâya perrân atup âdemi serâsime eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325b ·
metinde göster ·
… erler. Niçe bin Hindî ve Mağribîler gelüp dahme-küşâlık edelim derken bir rîh-i
akîm
esüp âdemi sermest edüp arı askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakî …
Takyanus binâsıdır. Bir pilâv depesi-misâl bir depe üzre bir şîrîn kal‘adır. Lâkin yanına varılmaz ve içine girilmez. Allâhümme âfina, alarkadan geçen âdemi arı askeri helâk eder. Efvâh-ı nâsda böyle şâyi‘dir ki Takyanus'un mutalsam kenzi bundadır derler. Niçe bin Hindî ve Mağribîler gelüp dahme-küşâlık edelim derken bir rîh-i akîm esüp âdemi sermest edüp arı askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr ederken kal‘a üstünde arı bulut-misâl tayerân ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘acıkdır. Ne‘ûzübillâh anı ubûr edüp ana karîb bir top menzili,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y147b ·
metinde göster ·
… i geminin küffârı cümle ihrâk bi'n-nâr olup kara hâkister olurlar. Ve bir rîh-i
akîm
dahi zâhir olup kal‘a-i Saydayı kam‘ Y 192b eden beş yüz pâre gemi temevvüc-i …
Bu yigirmi pâre geminin kefereleri "Hazret-i Yûnus'u kabr-i şerîflerinden çıkarup İşpanya'ya götürelim" deyü tâ vaz‘-ı yed etmek sadedinde iken yigirmi geminin küffârı cümle ihrâk bi'n-nâr olup kara hâkister olurlar. Ve bir rîh-i akîm dahi zâhir olup kal‘a-i Saydayı kam‘ Y 192b eden beş yüz pâre gemi temevvüc-i deryânın şiddetinden talattum deryâya birbirlerine ura ura pâre pâre olup karaya düşerler. Bir cân halâs olmayup esîr olup ahâlî-i Sayda halâs olup mâl-ı ganâ’ime mâlik Q 84aP 84a olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y192a–Y192b ·
metinde göster ·
… tâ‘ûndan firâr edüp bu mağâralara kapanmışlar. Cenâb-ı izzet bunlara bir rîh-i
akîm
gönderüp cümlesi ol gârlar içre helâk olurlar. Hâlâ üstühânları yığın yığın nüm …
Cebel-i Ukkâb: Kadîm eyyâmda kal‘asın Buhtu'n-nasr münhedim etmiş. Cebelinde beş yüzden mütecâviz gârlar var. Herbiri gâr-ı yetîmândan nişân verir. Benî İsrâ‘îl tâ‘ûndan firâr edüp bu mağâralara kapanmışlar. Cenâb-ı izzet bunlara bir rîh-i akîm gönderüp cümlesi ol gârlar içre helâk olurlar. Hâlâ üstühânları yığın yığın nümâyândır. Ba‘zı zamân içinde ahâlî-i vilâyetin keçileri ve koyunları kışlar. Ol mahalli geçüp yine kıble cânibine bir sâ‘at ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y201b ·
metinde göster ·
… . Cümle hüccâc bâr [u] büngâhları ile âmâde iken bir ra‘d u sâ‘ika ve bir rîh-i
akîm
esüp bir kar yağdı kim ne meş‘al ve ne meş‘alciyân kaldı. Zulemât dünyâyı kapla …
Menzil-i Balka boğazı: Ol gece tâ nısfu'l-leyle dek eyle yağdı kim cümle çadırlar ve develer deryâ içinde kaldı. Sabâha beş sâ‘at kalarak hamd-i Hudâ yağmur sehel ârâm verüp nefîrler çalındı. Hareket olunup yükler bağlandı. Cümle hüccâc bâr [u] büngâhları ile âmâde iken bir ra‘d u sâ‘ika ve bir rîh-i akîm esüp bir kar yağdı kim ne meş‘al ve ne meş‘alciyân kaldı. Zulemât dünyâyı kaplayup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y263b ·
metinde göster ·
… idârımız olmayup ale'l-ittifâk avdet edelim, derken kuşlar tarafından bir rîh-i
akîm
kopdu kim şiddet-i şitâsından helâk mertebelerine varup,
Netîce-i kelâm cümlemize bu ukkâb kuşların kanat gürüldüsünden bir vehm târî olup ol havuzdan ileri bir kadem atmağa iktidârımız olmayup ale'l-ittifâk avdet edelim, derken kuşlar tarafından bir rîh-i akîm kopdu kim şiddet-i şitâsından helâk mertebelerine varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233b ·
metinde göster ·
… burnun Hazret-i Mûsâ kırdığından ziyâde kırarken hikmet-i Hudâ ol gün bir rîh-i
akîm
esüp Cîze şehri mezra‘âtların kuma gark edüp bersîm ve gılâl ekilmez olup derhâ …
"Hayvân sûret[i] harâmdır" deyü bir gün hâkimden izinsiz Ebülhevl'in ağzın ve burnun Hazret-i Mûsâ kırdığından ziyâde kırarken hikmet-i Hudâ ol gün bir rîh-i akîm esüp Cîze şehri mezra‘âtların kuma gark edüp bersîm ve gılâl ekilmez olup derhâl Muhammed Sofî'yi ehâlî-i Cîze hâkime götürüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y234b ·
metinde göster ·