… ol kal‘asının deryâ tarafından havfı olmaduğundan bir kat kal‘a dîvârıdır. Ammâ
Akdeniz ve
Karadeniz boğazlarında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed kilidü'l-bahreyn kal‘alar bin …
Ol asırda Sarâyburnu'ndan Yedikulle'ye varınca zeyl-i kal‘a şâhrâh idi. Şimdiki zamânımızdaki gibi kal‘a dîvârın lodos rûzgârı döğüp münhedim etmezdi. Ammâ yine tâ ibtidâ binâsından berü bu İslâmbol kal‘asının iki deryâsı tarafında handakı yokdur, zîrâ leb-i deryâ olmağla handak ve hafre tahammülü yokdur, hemân su zâhir olur. Ve İslâmbol kal‘asının deryâ tarafından havfı olmaduğundan bir kat kal‘a dîvârıdır. Ammâ Akdeniz ve Karadeniz boğazlarında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed kilidü'l-bahreyn kal‘alar binâ edüp İslâmbol kal‘ası emn [ü] emânda olup dahi metânet buldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
Dördüncü tılısmât: Sarâyburnu'nda tuçdan üç başlı bir ejdehâ var idi.
Akdeniz'den ve
Karadeniz'den ve Üsküdar'dan gelen düşman gemilerine mezkûr ejder âteş-feşânlık …
Dördüncü tılısmât: Sarâyburnu'nda tuçdan üç başlı bir ejdehâ var idi. Akdeniz'den ve Karadeniz'den ve Üsküdar'dan gelen düşman gemilerine mezkûr ejder âteş-feşânlık edüp cümle zevrakları askeriyle ihrâk edermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18a ·
metinde göster ·
Karadeniz cânibler[in]den sefâyinler ile gelen zahîreleri ahz edüp asker-i İslâ …
Andan cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Sakız'ı ve cezîre-i Midilli'yi ve cezîre-i ilimye'yi ve cezîre-i Bozca'yı bir günde feth edüp müjde haberleri yine halîfeye gidüp Kostantıniyye fethine müteveccih olup Boğaz'dan içeri dörd yüz pâre keştî ile girüp kal‘a-i Kostantîn altında lenger-endâht olup kal‘ayı muhâsaraya şürû‘ edüp deryâdan cümle keştîler Akdeniz ve Karadeniz cânibler[in]den sefâyinler ile gelen zahîreleri ahz edüp asker-i İslâm ganâyimle muğtenim, küffâr-ı mahsûr kaht [u] galâ ile vücûdları mün‘adim olup kal‘adan küffâr "amân el-amân" deyüp her sene birer kadırga yükü mâl-ı hârac vermek üzre sulh edüp Hırkîl kıral-ı dâllin veled-i nâ-pâkin pâk etmek içün serdâr-ı zafer-şi‘âr rehin alup niçe kerre yüz bin guruşluk mâl-ı hazâyin alup mesrûr [u] şâdân Arabistân ellerine avdet edüp sâlimîn ü gânimîn Şâm'a dâhil oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 20a ·
metinde göster ·
… hâ’ir gelmede ammâ küffâra bir dâne-i hardal gelmemede, zîrâ mukaddem târîh ile
Akdeniz ve
Karadeniz boğazlarına kal‘alar binâ olunup mesdûd olmuşdu. Yine böyle iken derû …
Ve yine rûz [u] şeb cânib-i erba‘adan asker-i İslâm'a imdâd ile zahâ’ir gelmede ammâ küffâra bir dâne-i hardal gelmemede, zîrâ mukaddem târîh ile Akdeniz ve Karadeniz boğazlarına kal‘alar binâ olunup mesdûd olmuşdu. Yine böyle iken derûn-ı kal‘ada küffâr makdûrun sarf edüp ceng ederlerdi. Zîrâ derûn-ı kal‘ada mecâzibûndan Yâvedûd Sultân nâm bir büdelâ, kal‘ayı bir kaç günden sonra feth olmasın Cenâb-ı Bârî'den ricâ edüp du‘âsı hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup günden güne kal‘anın fethi müşted olup tâ ki on gün oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
… i deryâya vâkı‘ olup iki cânibi deryâ, şimâlî tarafı Karadeniz, cânib-i şarkîsi
Akdeniz ve
cenûbî tarafı 32a Ayasofya câmi‘idir kim merece'l-bahreyne vâkı‘ olmuş {bir ş …
tahrîr olunmuşdur. Üstâd-ı Ferhâd-pîşe eyle bir Sarây-ı cedîd inşâ etmişdir kim devr-i Âdem'den beri ilm-i mi‘mârîde mühendisân-ı âlem eyle bir sarây-ı ferah-fezâ inşâ etmemişdir. Ve seyyâhân-ı âlem bu atlas-ı gerdûnde nazîrin görmemişdir. Zîrâ leb-i deryâya vâkı‘ olup iki cânibi deryâ, şimâlî tarafı Karadeniz, cânib-i şarkîsi Akdeniz ve cenûbî tarafı 32a Ayasofya câmi‘idir kim merece'l-bahreyne vâkı‘ olmuş {bir şehirdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 31b–32a ·
metinde göster ·
… bakır gemilere süvâr olup bâdbânsız rû-yı deryâda berk-i hâtif gibi kıjgırarak
Akdeniz'de ve
Karadeniz'de gezüp Makedona ya‘nî Kostantîn şehrin hıfz [u] hırâset edüp kırk g …
Kaçan kim vakt-i şitânın erba‘în ve zemherîri olunca İskender izniyle mezkûr sehereler mutalsam ile binâ olmuş bakır gemilere süvâr olup bâdbânsız rû-yı deryâda berk-i hâtif gibi kıjgırarak Akdeniz'de ve Karadeniz'de gezüp Makedona ya‘nî Kostantîn şehrin hıfz [u] hırâset edüp kırk günden sonra yine Tophâne'ye gelüp gemileri limanda bağlayup sehere ve sâhirler haps olurdu. Dîvlere ve gûllere İskender dağları dertdirüp ve Karadeniz Boğazın açdırırdı. Dîv [u] gûller ol mahalde gark-ı âb olup seherelerin cümlesi mürd olup bakır keştîleri Tophâne limanında kalup tâ Yezîd ibn Mu‘âviye İslâmbol'u feth etdükde bakır gemilerin pârelerinden guzât-ı müslimîn bulup yağmâ etmişlerdi, tevâtürle muhakkakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b ·
metinde göster ·
… ve Papamonta misilli kitâbları okuyup cemî‘i rû-yı zemînde olan Karadeniz'i ve
Akdeniz'i ve
Bahr-i Muhît'i ve Bahr-i Okyûnûs'u ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Süveys'i ve Bahr …
Esnâf-ı hartacıyân: Nefer 15 ve dekâkîn sekiz, bu tâ’ife cemî‘i ulûm-ı garîbe ve acîbeye mâliklerdir ve bir kaç lisâna mâliklerdir, cümleden lisân-ı Latin-i Eflâtîn'e mâliklerdir kim selef hukemâlarına ilm-i hey’et üzre te’lîfâtlarında Kitâb-ı Atlas ve Minor ve Coğrâfiyye ve Papamonta misilli kitâbları okuyup cemî‘i rû-yı zemînde olan Karadeniz'i ve Akdeniz'i ve Bahr-i Muhît'i ve Bahr-i Okyûnûs'u ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Süveys'i ve Bahr-i Harez'i ya‘nî Gîlân Denizi ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Hürmüz'ü ve Halîc-i Bundukân'ı ve Bahr-i Van'ı ve'l-hâsıl cümle ebhurları ve halîcleri ve tur‘aları ve bu deryâlara mahlût olan nehr-i azîmleri ve rû-yı arzda olan dağ ve taşları cümle tasvîre getirüp hey’etle yazup gemicilere fürûht ederler kim cemî‘i keştîbânların bu ilm-i harta cânlarıdır. Zîrâ sekiz rûzgâr ve yetmiş kerte üzre ne diyâra gideceğin ve ne cezîreye uğrayup ol limana karîb sığ mıdır ve dökündülü taşlık mı ve kumsal mı ve amîk mi ve a‘lâ yatak liman mıdır? Cümle bu hartalarda mastûr olup re’îsler bu hartılar ile amel edüp Bahr-i Ummân'da mellâhlık ederler, ilm-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163a ·
metinde göster ·
… ife dörd esnâfdır. Dağda kömür yakıcı bî-hisâb kavm-i rû-siyâhdır ammâ akçeleri
akdır. Ve
kömür gemicileri bunlar dahi davk-ı la‘net-i dünyâda ve âhiretde siyeh-rû Rûm k …
Ehl-i mihnet, kömürcüyân: Dükkân 400, neferât 800, bu tâ’ife dörd esnâfdır. Dağda kömür yakıcı bî-hisâb kavm-i rû-siyâhdır ammâ akçeleri akdır. Ve kömür gemicileri bunlar dahi davk-ı la‘net-i dünyâda ve âhiretde siyeh-rû Rûm kefereleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 184a ·
metinde göster ·
… azâdır ve nâhiyeleri gâyet ma‘mûrdur. Evvelâ nâhiye-i İnebâzârı ve Geldikkân ve
Akdağ ve
Kağala nâhiyesi kasabadır. Ve sancağında tokuz kazâdır.
Kadîm-i eyyâmda kal‘ası Amâlika kavminin binâsıdır. Niçe yüz mülûkden kalmış kal‘a-i Kahkahâ-yı Rûmdur. Ba‘zı tevârîhde Ferhâd-ı kûh-ken binâ etdi, derler. Mahallinde tahrîr olunur. Ba‘dehû sene 476 târîhinden Âl-i Dânişmendiyye'den Sultân Melik Gâzî, Rûm keferesi elinden feth etmişdir. Niçe kerre İrân-zemînin Azerbaycân pâdişâhları muhâsara edüp fethinde âciz-mânde kalmışlardı. Ba‘dehû Dânişmendiyân elinden Âl-i Selçûkiyân bir takrîb ile alup karâr etdiler. Ba‘dehû sene 795 târîhinde Âl-i Osmâniyândan Yıldırım Bâyezîd Hân {üzre} Timur hurûc etdükde {Amasiyye kal‘asın Timur} feth etmesin deyü mukaddem târîh ile {Yıldırım Hân, Amasiyye'yi} feth edüp İsâ Çelebi'yi hâkim nasb edüp dârü'l-mülk-i taht-ı selâtîn olup hutbe tilâvet olundu ve "Azze nasruhû, duribe Amasiyye" deyü sikkeli akçesi kat‘ olundu. Zîrâ dağlarında ve şehr-i Gümüş'de sîm-i halisin üç yerde ma‘deni vardır. Ba‘dehû 280b pâdişâhlara mahsûs sarây-ı hâs ve bâğçe-i İrem binâ olunup tahtgâh-ı Âl-i Osmân oldu. Ebü'l-feth tahrîrinde eyâlet-i Sivas hâkinde Amasiyye beğinin tahtıdır. Sevâd-ı mu‘azzam ve taht-ı pâdişâh-ı mükerrem olmağıla bir kaç kerre ber-vech-i arpalık kânûn üzre bu sancak üç tuğlu vezîrlere sadaka olmuşdur. Taraf-ı pâdişâhîden kânûn üzre paşasının hâss-ı hümâyûnu 300.000, sancağında ze‘âmet 19, timar 422, alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Bu cümle erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelüleriyle üç bin asker olup alaybeğisi ve paşası sancağı altında sefer eşerler. Pâk ü müsellah ve mükemmel askerleri vardır. Ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır ve nâhiyeleri gâyet ma‘mûrdur. Evvelâ nâhiye-i İnebâzârı ve Geldikkân ve Akdağ ve Kağala nâhiyesi kasabadır. Ve sancağında tokuz kazâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280a–280b ·
metinde göster ·
Suluova ve hâslar subaşısı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrafı ve yeniçeri serdâ …
Evvelâ şehr-i Bac-bazar ve Varây ve İnebazarı ve Akdağ ve Suluova ve hâslar subaşısı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrafı ve yeniçeri serdârı ve ankâ sipâh kethüdâyeri vardır. Ve a‘yân [u] eşrâfı ve ulemâ ve sulehâ ve ankâ bâzargânları vardır. Ve ankâ hânedân sâhiblerinden beş yüz akçe müte‘addid mollalar ve beğ ve beğzâdeler ve paşa ve paşazâdeler gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280b ·
metinde göster ·
… y üç bin 348b hâneli kasabadır. Ve Bağcıköy ve şehrin kıblesinde Doryanköy ve
Akdepeköy ve
Akörenköy, Hasan Ağa'nındır, Avdanköyü, Hammâmcıoğlu'nundur. Bu zikr olunan yüz …
Cümle nevâhîsi yüz kırk pâre bâğlı ve bâğçeli ve müte‘addid kurşumlu câmî‘ler ve hân ve hammâm ve imâret ve çârsû-yı bâzâr ile ârâste olmuş cümle kiremit örtülü üçer dörder bin hâneli kasabalardır. Cümleden Boğazköy üç bin 348b hâneli kasabadır. Ve Bağcıköy ve şehrin kıblesinde Doryanköy ve Akdepeköy ve Akörenköy, Hasan Ağa'nındır, Avdanköyü, Hammâmcıoğlu'nundur. Bu zikr olunan yüz kırk pâre kurâlardan kadıya senevî yedi bin guruş hâsıl olur kazâ-yı âlîdir. Ve bir hâkimi, dahi şeyhülislâmı ve nakîbi ve kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir muhtesibi ve şehir nâ’ibi vardır. Ammâ iç il olmak ile kal‘a dizdârı ve neferâtları ve cebehâneleri yokdur. Lâkin Karayazıcı ve Sa‘îd Arab nâmân celâlîler bu şehrden hâsıl olup Eğre gazâsında münhedim olup firâr etdiklerinden celâlî olup bu şehri anlardan halâs içün taş kal‘aya muttasıl bir kat toprak kal‘a binâ edüp iki kal‘a olmuşdur. İki kal‘a cümle dörd kapudur. Ammâ cümle çârsû-yı bâzâr taşra varoşdadır. Ve bu şehr-i Köprü'nün enderûn [u] bîrûnunda cümle altı bin aded kiremitli tahtânî ve fevkânî aşağısı kârgîr binâ bâlâsı mişe tahta ile mebnîdir. Tahtanın için ve taşrasın keserle çendüp üzerine beyâz kireç sıvayup incü-misâl berk urur bir şehr-i müzeyyendir. Zemistân kânı olmağıla cümle hânelerinin bacaları beyâz minâre gibi serâmed ve külahlı ocağ-ı dûdkeşleri var kim bir diyârda eyle musanna‘ bahîrîler (?) ve bacalar yokdur. Şehre gâyet zîb u ziynet vermiş cümle kıp kırmızı kiremitler ile mestûr bir şehr-i ma‘mûr sarây-ı müzeyyenlerdir. Evvelâ Taş kal‘ada el-Hacı Yûsuf Ağa sarâyı kim Köprülü Mehemmed Paşa'nın (---)(---) sidir. Ve Köprülü Mehemmed Paşa sarâyı ve Mü’ezzinzâde sarâyı ve Küçük Mehemmed Ağa sarâyı ve Hasan Ağa sarâyı ve Kıbleli sarâyı ve Durak Çavuş sarâyı cümle yetmiş sarâydır. Lâkin ma‘lûmum olan bu hammâmlı sarâylardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 348a–348b ·
metinde göster ·
… Şat derler. Gerçi cemî‘i enhârlara şat tesmiye olunur ve cemî‘i nehr-i azîmler
Akdeniz'e ve
Karadeniz'e ve bahr-i Harez'e ve bahr-i Ummân ve bahr-i Okyanus'a ve bahr-i Muh …
Evvelâ ihvân-ı bâ-safâya hafî olmaya, bu abd-i pür-hatâ, ya‘nî Evliyâ-yı bî-riyâ, manzûru olduğu üzre ve cemî‘i nehirlerin menba‘ı ibtidâ cüz’îdir. İçe uyûn-ı sağîreler munsabb olarak deryâ olup ummân olur. Ammâ kankı nehir mesâfe-i ba‘îdeden gelirse ana mahlût olanlar tufeyl olup ba‘îdden gelen serçeşme olup cümlesi ba‘îdden gelen su ismiyle müsemmâ olur. Ammâ hikmet-i Hudâ bu Şatt'ın başı dörd yerden tulû‘ edüp dördü de birbirlerine karîbdir. Eyâlet-i Diyârbekir'de cümle anlara Şat derler. Gerçi cemî‘i enhârlara şat tesmiye olunur ve cemî‘i nehr-i azîmler Akdeniz'e ve Karadeniz'e ve bahr-i Harez'e ve bahr-i Ummân ve bahr-i Okyanus'a ve bahr-i Muhît'e mahlût oldukları mahalle merace'l-bahreyn derler ve her nehr-i azîme şat derler ammâ bu nehr-i Şattu'l-Arab Diyârbekir'dekidir kim nehr-i Furât bu mâ-i Şat ile hayât bulup deryâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
… dince paşa dahi yedi sekiz yüz atlı ile yetişüp derhâl paşa üç Kürdü mızrağıyla
akdardı ve
"Koma kurdlarım" deyü na‘ralar haykırdı kim gûyâ ra‘d-ı âsumân-âsâ na‘ralar uru …
Bizim karavul bunların bizim ordu tarafından geldiklerinden bizim asker sanup batîce hareket ederler. Hemân iki asker birbirlerine karılup katılup birbirlerinden niçe yüz tüfengler atılup hemân Melek Ahmed Paşa, "İşte Fâtiha bunlar içün okundu. Bre silâha el idin!" deyüp at başı berâber kurd lengi ile giderken anı gördüm, bizim karavullar gâfil olmağile yan verüp bize doğru firâra yüz dutunca hemân bunları bozan iki yüz aded atlılar karavulcuları kovarak başlarından serbendlerin boğazlarına geçirüp, "hân hân" diyerek dal-tîğ ve dal-mızrak u tüfeng atarak geldiklerinde bizim paşanın ve Van ağalarının atları yüğrük olanları hân atlılarına girişdiler. Karavulcular da gördüler kim paşalı ve Vanlı hızır gibi yetişüp hemân karavulcular tâze cân bulup kaçarken gerü dönek edüp yeniden cenge âheng edince paşa dahi yedi sekiz yüz atlı ile yetişüp derhâl paşa üç Kürdü mızrağıyla akdardı ve "Koma kurdlarım" deyü na‘ralar haykırdı kim gûyâ ra‘d-ı âsumân-âsâ na‘ralar ururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 266b ·
metinde göster ·
… Hazret-i Yûnus bu mâhîye nafaka verirdi. Hâlâ ol mâhîlere Yûnus balığı derler.
Akdeniz'de ve
Karadeniz'de çok olur. Esmerü'l-levn zararsız bir gûne mefret mâhîdir.
Hikmet-i Hudâ ol ân} bir neheng-i azîm Hazret-i Yûnus'u yudar. Hemân ol ân neheng-i okyonus {görür kim yutduğu gıdâ bir nûr-ı İlâhîdir kim cemî‘i deryâların mâhîleri gelüp karnındaki kişiyi ziyâret ederler ve neheng kendi karnı rahmet deryâsı kadar olmuş. Âhir-ı kâr fakîr neheng karnında bir enbiyâyı hıfz edemeyüp} dîvâne olup berk-i hâtif gibi Bahr-i Sefîd içre şinâverlik ederek Sebte Boğazı'ndan taşra çıkup bahr-i Muhît'e girer. Andan bahr-i Moğolyan'a varır. Andan bahr-i Fiyamenk'e ve bahr-i Yenidünyâ'ya ve bahr-i Okyonus'a ve bahr-i Girdâb'a ve bahr-i Ummân'a, andan bahr-i Hürmüz'e andan nehr-i Şatt ile balık şinâverlik ederek kırk günde bi-emrillahi Ta‘âlâ Hazret-i Yûnus'u mezkûr balık Şatt kenârında şehr-i Musul'da kayy edüp Hazret-i Yûnus şiddet-i hârda uryân kalınca bi-emrillahi Ta‘âlâ Yûnus Nebî'nin etrâfında kabak ağacı hâsıl olup Yûnus'un avret yerlerin kabak yaprakları setr edüp 375a şiddet-i hârdan ve şav-ı rûzgârdan emîn olur. Ve mezkûr balık Hazret-i Yûnus ile kırk gün enîs-i ülfet edüp yedi deryâyı geşt ü güzâr etdirdiğinden hüsn-i ülfet edüp niçe sene nehr-i Şatt içre şinâverlik edüp her bâr Hazret-i Yûnus'u ziyârete gelüp Hazret-i Yûnus bu mâhîye nafaka verirdi. Hâlâ ol mâhîlere Yûnus balığı derler. Akdeniz'de ve Karadeniz'de çok olur. Esmerü'l-levn zararsız bir gûne mefret mâhîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374b–375a ·
metinde göster ·
Karadeniz'de gâyet çokdur. Esmerü'l-levn bir gûne zararsız mâhîdir. Beher sene …
Hâlâ ol mâhîlere yûnus balığı derler. Akdeniz'de ve Karadeniz'de gâyet çokdur. Esmerü'l-levn bir gûne zararsız mâhîdir. Beher sene niçe bin yûnus balıkları Akdeniz'den bahr-i Muhît'e andan bahr-i Şatt'a girüp Musul'da Hazret-i Yûnus'u ziyârete gelir mâhîlere çok râst gelmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 404a ·
metinde göster ·
… mr kaht [u] galâ derdinden Ebü'l-feth ile Tekfûr Kral sulh eylediler, ammâ yine
Akdeniz ve
Karadeniz boğazından bir kâfir kayığı İslâmbol'a geçmeyüp küffârı bu boğazlar i …
Bu kal‘a ibtidâ Sultân Mehemmed Hân-ı Sânî ki Ebü'l-feth Mehemmed Hân'dır, İslâmbol'u feth etmezden evvel bu kal‘ayı binâ edüp İslâmbol kâfirinin boğazına varacak zahîre bu boğazdan kesilüp Akdeniz kâfirleri gemisi İslâmbol'a imdâd edemez oldular. Bundan sonra Ebü'l-feth Karadeniz boğazının iki tarafında dahi kal‘alar yapup Kostantin Kral'ın boğazı nafakası dahi kesilüp âhirü'l-emr kaht [u] galâ derdinden Ebü'l-feth ile Tekfûr Kral sulh eylediler, ammâ yine Akdeniz ve Karadeniz boğazından bir kâfir kayığı İslâmbol'a geçmeyüp küffârı bu boğazlar ile zebûn edüp sene 857 "âhirûn" lafzı târîhinde İslâmbol'u feth etmesine sebeb bu Kilidü'l-bahreyn ve seddeyn kal‘alarıdır. Târîh-i kal‘a-i Kilidü'l-bahreyn:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 90a ·
metinde göster ·
… hâneleri kalmış idi. Bu mahalde bu karye bir boğaz ağzına vâki‘ olup bir tarafı
Akdeniz'dir ve
bir tarafı Akdeniz'den girmiş Enez körfezidir kim tûlu kâmil seksen mîldir. İki …
Mâ-tekaddem kasaba-misâl bir ma‘mûr karye imiş. Hakîr gördükde henüz zelzeleden harâb [u] yebâb olup câ-be-câ hâneleri kalmış idi. Bu mahalde bu karye bir boğaz ağzına vâki‘ olup bir tarafı Akdeniz'dir ve bir tarafı Akdeniz'den girmiş Enez körfezidir kim tûlu kâmil seksen mîldir. İki tarafı zamân-ı kadîmde amâr kal‘alar imiş. Hâlâ âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Hattâ selef kralları bu Kavak nâm köy mahallinden kesüp Akdeniz'i Enez körfezine karışdırmağa sa‘y [u] ihtimâm etdikleri mahall-i ma‘hûdelerin âsârı aşikâredir. Eğer eylece olsa Gelibolu ve Bolayır ve Kavak ve kal‘a-i Ekşimil ve gayrı büleyde ve kılâ‘lar bu cezîrede kalmış olurdu, ammâ ihtimâldir "Edirne ve Dimetoka ve Malkara şehirlerine küffâr gemileri gelmesi karîb olur" deyü bu Kavak boğazın kesmeden ferâgat etmişler. Hakkâ ki re’y [ü] tedbîr etmişler. Andan karye-i Kavak kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 97b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu Ciniviz kralı Akdeniz'den Karadeniz'de olan kal‘alarına İslâmbol tekûru derdinden Karadeniz'e donanma gidüp gelemediğinden Ciniviz kralı Akdeniz'de ve Karadeniz'de biner pâre donanma gemileri müheyyâ edüp Bağdâd'da Hârûnu'r-Reşîd'den İslâmbol'u urmağa me’zûn oldu, zîrâ ol asırda İslâmbol tekûru Alina Kral'a Hârûnu'r-Reşîd tarafından Seyyid Battâl Gâzî elçi gelüp beher sene dörder kerre yüz bin altun vermeğe der-uhde edüp sulh [u] salâh olmuş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 49b ·
metinde göster ·
Ol ecilden Ciniviz kralı Hârûnu'r-Reşîd'den izin alup
Akdeniz ve
Karadeniz'den donanmasıyla Makedonya'ya gelüp yine ke'l-evvel kal‘a-i 50a Gal …
Ol ecilden Ciniviz kralı Hârûnu'r-Reşîd'den izin alup Akdeniz ve Karadeniz'den donanmasıyla Makedonya'ya gelüp yine ke'l-evvel kal‘a-i 50a Galata sene 244 ba‘de hicreti'n-nebeviyyede istîlâ edüp Hârûnu'r-Reşîd'e ve Seyyid Battâl Gâzî'ye elçilerle azîm hedâyâlar gönderüp ba‘dehu Ciniviz kralı Galata'dan Beşiktaş ve Hisâr ve Yeniköy ve Karadeniz boğazı ve tâ Terkoz kal‘asıyla bile cümle kal‘aları alup Terkoz kal‘asın bile cümle harâb [u] yebâb etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 49b–50a ·
metinde göster ·
… iyârda yokdur, ammâ cümle mezheb-i Nu‘mân ibn Sâbit İmâm-ı A‘zamîler ve hümâm-ı
akdemîlerdir. Ve
monlâya beher sene adâlet-i hak üzre bir hüccete yigirmi dörd akçe almak şartıy …
Ve monla hazretleri dörd kerre dîvân-ı Budin'e örf-i izâfetiyle çıkup şer‘ ile fasl-ı da‘vâ eder, ammâ Şâfi‘î ve Hanbelî ve Mâlikî mezhebi nâ’ibleri yokdur, zîrâ bu mezâhib-i sâlisden âdemler bu diyârda yokdur, ammâ cümle mezheb-i Nu‘mân ibn Sâbit İmâm-ı A‘zamîler ve hümâm-ı akdemîlerdir. Ve monlâya beher sene adâlet-i hak üzre bir hüccete yigirmi dörd akçe almak şartıyla on bin guruş pîş-tahta mahsûlü hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 78b ·
metinde göster ·
… çesi bî-hisâbdır. Beyâz kirazı ve eriği ve elması memdûhdur. Ve mahbûbe kızları
akdır ve
reng-i rûyları cümle berrâkdır. Ve kal‘alarının hâfızı Allâhu Rezzâk'dır. Ve cü …
Ve bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. Beyâz kirazı ve eriği ve elması memdûhdur. Ve mahbûbe kızları akdır ve reng-i rûyları cümle berrâkdır. Ve kal‘alarının hâfızı Allâhu Rezzâk'dır. Ve cümle halkı Boşnak'dır, ammâ Macarca ve lisân-ı Hırvatca fasîh bilirler, zîrâ şeb [ü] rûz Zirinoğlu vilâyetlerine çeteye ve poturaya gidüp gazâ ederler, lâkin ayağı neybe demirli esîrlikden halâs olmuş gâzîleri çokdur ve yine ayağı neybeli kâfir esîrleri gâyet bî-nihâyedir. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177a ·
metinde göster ·
Karadeniz ve Bahr-i Ummân ve Bahr-i Okyûnûs ve Bahr-i Moltân ve Bahr-i Hindistâ …
Ve bu Bahr-i Harez'de olan gemiler aslâ bizim Akdeniz ve Karadeniz ve Bahr-i Ummân ve Bahr-i Okyûnûs ve Bahr-i Moltân ve Bahr-i Hindistân gemilerine benzemez. Başları ve kıçları ancak havâlesiz gemilerdir. İki yanlarında minâre kalınlığı hasırlar vardır, zîrâ bu deryânın azîm fırtınaları olur. Demirkapu'dan binüp vilâyet-i Gîlân'a düşdüğümüzde çekdiğimiz fırtınaları hakîr bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 173a ·
metinde göster ·
… ervâ yatılır a‘lâ liman-ı cây-ı emândır. Cümle mellâhân-ı tüccâr-ı Karadeniz ve
Akdeniz ve
Bahr-i Ummân gemileri ve Mısır ve Şâm ve Cezâyir ve Süveyş ve Tarabulus ve Fren …
Bu liman-ı cây-ı emân şarkdan garba tûlânî yüz mîl mesâfe olan körfez-i tavîlin garbîsi nihâyetinde bir liman-ı azîmdir kim on bin pâre barça ve galyon ve karavana ve filipot ve pink ve şitiye ve polaka ve karaka ve burtun ve potaç ve şayka ve karamürsel ve zarbina ve çekeleve ve kadırga ve galyeta ve mavuna ve başdarda nâm gemiler alır bir liman-ı azîmdir. Ammâ lodos rûzgârına ve gündoğusuna 225b ve kıble rûzgârlarına ağzı açık olmak ile lodos komu isâbet eder. Lâkin a‘lâ demir dutar yer olmak ile lenkoreta demirlerin cânkurtaran nâm gomanalara demirleri bağlayup limana lenger endâht edince bî-bâk ü bî-pervâ yatılır a‘lâ liman-ı cây-ı emândır. Cümle mellâhân-ı tüccâr-ı Karadeniz ve Akdeniz ve Bahr-i Ummân gemileri ve Mısır ve Şâm ve Cezâyir ve Süveyş ve Tarabulus ve Frenc ve Portakal ve Donkarkız ve Danimarka ve İngiltere ve Filimenk ve Ciniviz gemileri gelüp bu limanda tonoz bırağup yatırlar, zîrâ kırk elli kulaç umku var liman-ı dâr-ı emândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 225a–225b ·
metinde göster ·
… külliyât: Bu kal‘ada olan toplar bir kılâ‘da yokdur. Meğer Rodos kal‘asında ve
Akdeniz ve
Karadeniz boğazlarında ve İslâmbol'da Sarâyburnu'nda ve Tophâne'de ve Budin kal …
Der-temimme-i evsâfât-ı şehrengîz-i külliyât: Bu kal‘ada olan toplar bir kılâ‘da yokdur. Meğer Rodos kal‘asında ve Akdeniz ve Karadeniz boğazlarında ve İslâmbol'da Sarâyburnu'nda ve Tophâne'de ve Budin kal‘asında ve Eğre kal‘asında ola. Cümle yüz toksan aded sağîr ü kebîr top-ı kal‘a-kûplardır kim her biri birer kal‘a değer. Allâh şerr-i a‘dâdan hıfz ede. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 269b ·
metinde göster ·
… cümle seng-i hârâdır. Ve hevâsı gâyet ısıcakdır. Ve mahbûbu ve mahbûbesi gâyet
akdır. Ve
kal‘alarının hâfızı Hallâk-ı Rezzâkdır.
Bu şehirde aslâ bâğ u bâğçe olmaz, zîrâ cümle seng-i hârâdır. Ve hevâsı gâyet ısıcakdır. Ve mahbûbu ve mahbûbesi gâyet akdır. Ve kal‘alarının hâfızı Hallâk-ı Rezzâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 277b ·
metinde göster ·
… üzre karavulhâneye çıkup evc-i semâya berâber olmuş direkler üzre tûrbînler ile
Akdenizi ve
isfakiye dağların ve cemî‘i nümâyân olan yerlerin gözedüp bir tarafdan düşman z …
Ve ibtidâ bu kal‘ayı muhâsara etdiğimizde bu Yüksek tabya üzre iki aded serâmed mavuna direklerin birbirlerine mıhlayup dikili durup tâ zirve-i a‘lâsında iki 311a âdem sığacak kadar ağaçdan bir küçük karavulhâne olup gemi direğine ipden nerdübânlar ile çıkılır gibi nerdübânlardan küffârlar bu direk üzre karavulhâneye çıkup evc-i semâya berâber olmuş direkler üzre tûrbînler ile Akdenizi ve isfakiye dağların ve cemî‘i nümâyân olan yerlerin gözedüp bir tarafdan düşman zâhir olursa haber verüp dîdebânlık ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 310b–311a ·
metinde göster ·
… arın kakup bir ra‘dvâr gürüldü zâhir oldu kim beynilerimiz gûyâ kulaklarımızdan
akdı. Ve
şebpere ya‘nî yarasa kuşları bizi ve esbâblarımızı rüsvây eyledi. Ve meş‘alcile …
Bundan ileri elli adım mikdârı yokuş aşağı gidüp bir havz-ı azîm âb-ı sâfî ile memlû idi. Ammâ cânib-i erba‘asında ukkâb-misâl kuşlar ve kaz kadar mahûf kuşlar havuzun Y 233b kenârında oturmuşlar. Hemân bizi görünce cümle kanatların kakup bir ra‘dvâr gürüldü zâhir oldu kim beynilerimiz gûyâ kulaklarımızdan akdı. Ve şebpere ya‘nî yarasa kuşları bizi ve esbâblarımızı rüsvây eyledi. Ve meş‘alciler çıra az kaldı, dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233a–Y233b ·
metinde göster ·
… everân ederek varup cirm-i dünyâyı seksen yedi bin mîl tahrîr etmişlerdir. Ammâ
Akdeniz ve
Karadeniz kenârınca değildir, hemân bu dünyâyı Bahr-i Muhît ihâta etmişdir, anı …
Netîce-i merâm ve hâsıl-ı kelâm eyle dünyâyı ilim kuvvetiyle bulan ve kesret-i seyâhat ile bu dünyâyı geşt [ü] güzâr edüp deverân eden Padre ve Kolon nâm ruhbânlar ifnâ-yı vücûd edüp niçe bin tevârihât tetebbu‘ edüp kitâb-ı hey’etlerden Atlas ve Minor ve Coğrafiyye tevârihlerine mürâca‘at edüp ömr-i dırâzı seyâhatde geçirüp hey’et-i dünyâyı mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etdiler, ve zamân-ı kadîmde Feylekos ve Batlîmûs hakîmleri(n) şiddet-i şitâdan ve şiddet-i hârdan ve mahûf u muhâtara olup varılmayan yerlere mezkûr Padre ve Kolon berren ve bahren birer tarîk ile dünyânın şimâl [ve] cenûbuna şarkan ve garban birkaç kerre deverân ederek varup cirm-i dünyâyı seksen yedi bin mîl tahrîr etmişlerdir. Ammâ Akdeniz ve Karadeniz kenârınca değildir, hemân bu dünyâyı Bahr-i Muhît ihâta etmişdir, anın kenârınca geşt [ü] güzâr edüp tahrîr etmişlerdir. Hâlâ Bahr-i Okyûnûs ve Bahr-i Hind ve Donkarkız ve Danimarka ve Yeni Dünyâ ve Portakal mellâhları bu Padre ve Kolon râhiblerin tahrîrleri üzre hartalarına amel edüp deryâda şinâverlik ederler. Gâyet mu‘temed hartaları vardır. Zîrâ niçe bin kerre tecrübe edüp anların tahrîri üzre Bahr-i Ummân'da gemiler halâs olmuşdur. Cemî‘i dünyâ deryâsında liman liman dökündü taşları ve sığ yerleri ve demir dutar âb [u] havâsı latîf limanları tahrîr etmişlerdir. Ve berren kezâlik rûy-ı arzı dağı ve taşı ve âb [u] havâsıyla ve her nehrin menba‘-ı tulû‘iyle tahrîr etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y252b ·
metinde göster ·
… ır'a yetmiş vezîr gelmişdir, bu mâlı anların biri almamışdır. Zîrâ cümle hall ü
akd ve
kabz u Q 300b bast ve tutmak asmak basmak ve urmak almak vermek kethudâ elind …
Bunun re’y [ü] tedbîriyle İbrâhîm Paşa'nın Mısır diyârından aldığı mâl-ı hazâyini fâtih-i Mısır Selîm Hân'dan berü Mısır'a yetmiş vezîr gelmişdir, bu mâlı anların biri almamışdır. Zîrâ cümle hall ü akd ve kabz u Q 300b bast ve tutmak asmak basmak ve urmak almak vermek kethudâ elinde idi. Ya‘nî cümleden melik vekîl-i mutlak P 297b bir zû-fünûn kethudâdır. Ammâ ol dahi kâr-âzmûde ihtiyârlar ile meşveret edüp ana göre amel edüp herkese merâtibince i‘zâz u ikrâm ederdi. Hakîre Circe emirlerin ve Fûncistân meliki mektûbların verdikde harcırâh yüz altun ve bir at verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y360b ·
metinde göster ·