Hemân kim ibtidâ âteşden tuç deryâsın halâs mahalline gelince cümle (---)(---) sâ‘at olduğu sâ‘at muvakkıt haber edüp dökücübaşı ve gayrı üstâdlar keçe esbâbları ile tuç deryâsı ağzın demir çapalar ile "Allâh Allâh" deyüp açdıklarında tuç deryâsı âteş gibi akmağa başlayınca yüz adım yerde olan âdemlerin yüzlerine ve esbâblarına gûyâ alev yapışır. Ba‘zı temâşâcılar ve vüzerâlar üzerlerine beyâz çarşaf alup sadâ-yı gülbâng-i Muhammedîye rehâ buldurunca iki taraf niçe yüz kurbânları zibh etdükçe tuç deryâsı âteş gibi yokuş aşağı akup en nihâyetindeki top kâlıbına akup balyemez top ise nısf sâ‘atde dolup fi'l-hâl keçe ile sarılmış bir gûne mülemma‘ yağlı çamur vardır, tuç ırmağı yolun anınla sed edüp andan yukaruda bir gayrı top yolun açup ana dolmağa başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131b ·
metinde göster ·
… ankî ve Bağaniski ve Muncî ve Berberî ve Nûbî ve Zencî ve Habeşî ve Kelâpişî ve
Alevî
ve Dumbî (---)(---)(---)(---)(---)(---) Arab-ı Yemen ve Bağdâd ve Arab-ı M …
Evvelâ Mağribî ve Fes ve Merânkeşî ve Afnu ve Mayburno ve Cicelkân ve Asvânî ve Sûdânî ve Kuncî ve Kırmankî ve Bağaniski ve Muncî ve Berberî ve Nûbî ve Zencî ve Habeşî ve Kelâpişî ve Alevî ve Dumbî (---)(---)(---)(---)(---)(---) Arab-ı Yemen ve Bağdâd ve Arab-ı Mevâl ve Arab-ı Mekke ve Medîne ve Bâdiye ve Ummân cümle urbân üç bin altmış kabiledir, dahi ziyâde demişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a ·
metinde göster ·
… ar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp
alev-ber-alev
âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hac …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… ilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol
alev-ber-alev
olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp â …
Evsâf-ı menzil-i Âsitâne-i Çağırkanlı Sultân kuddise sırruhu: Sene (---) târîhinde (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-gûn şem‘dânlar ile çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gülâbdânlar ile zeyn olup niçe hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı İzzetler ile müzeyyendir. Bir âsitâne-i rûhânîdir kim âdem dâhil olunca gışş u mebhut olup elbette hayr murâdât-ı makbûledir. Hamd-i Hudâ ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Bu azîzin rûhâniyyeti sebebiyle kurâsı ma‘mûr olup dağlarında kırk bin koyun ve sığırı ve câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır. Selef pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı şerîfleri vârid (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş-i dil-rîşân fukarâları vardır. Cümle evlâd-ı sığâr u kibârının ellerinde birer ağaç topuzları ve niçesinün birer eğri başlı demir asâları vardır. Paşaya cümle fukarâları hedâyâlarıyla ve evkâfnâmeleriyle gelüp hizmetde olup du‘â-i hayr niyâ[z] etdiler. Paşa-yı [sâhib]-re’y [u] tedbîr eyitdi: "Ey fukarâ! Bu kadar mu‘âf ve müsellem olmağa neden müstahak oldunuz?" deyince "Sultânım sehilce semâ‘hâne meydânımıza teşrîf buyurun" dediler. Paşa dahi da‘vete icâbet deyüp vardık. Bir meydân-ı muhabbete kırk elli araba mikdârı oduna âteşler urup cânib-i erba‘asında kırk aded kurbânları kebâb edüp niçe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr edüp binden mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tabl, def [ve] kudûmler ile zikrullaha meşgûl olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i erre ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân tilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp âteşi depe depe nîm sâ‘at tevhîd edüp taşra çıkup ancak başlarında cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere bir maraz isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘asına gitdi. Paşa ve sâ’ir temâşâcılar âlem-i hayretde kalup ol mahalde paşaya bir ziyâfet-i azîm çekdiler kim Taban Ahmed Ağa ziyâfetine gâlib idi. Garâ’ib bunda kim paşa bu âsitâneye ale'l-gafle geldi. Zîrâ yoldan sapa dağlar içinde bir nihânî genc-i nihân gibi künc-i râhda kalmış bir âsitânedir. Bu kadar ta‘âmı bir sâ‘atde niçe yetişdirdiler, paşa hayrân kalup mu‘âfnâmeleri üzre buyurdı-ı şerîf verüp yüz altun, fukarâsına tasadduk edüp hayr du‘âlarıyla behre-mend olduk. Andan 12 sâ‘atde Tercân Ovası'na gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… u beyân nümâyândır. Hikmet bu kim şiddet-i şitâda kara taşı âteş gibi ıssı olup
alev
ber-alev buhârı zâhir olur. Ammâ temmûzda buz pâre olup misk yılanı râyihası-mi …
İbret-nümâ-yı sü‘bân-ı azîm: Yine bu Eğerlidağ'ın dâmeninde Hazret-i Resûl-i Ekrem'in alemdârı Abdurrahmân Gâzî medfûndur. Anın tekyesinin kıblesi tarafına yokuş yukarı Eğerlidağ'ı bir tarafına iki bin adımda çıkup ol cebelin zirve-i a‘lâsında bir çemenzâr ve lâle-‘ızâr ve müşk-bûlu bir fezâda bi-emrillahi Te‘âlâ bir başlı bir ejdehâ kara taş olmuşdur. Başından kuyruğuna varınca yedi yüz yetmiş adımdır. Başı Erzurûm sahrâsına nâzır, kuyruğu Malazgird kal‘ası yoluna vâki‘ olmuşdur. Paşa sarâyından dağları kar bürüdükde yahşi görünür. Vücûdunun cüsse-i arzı iki yüz adımdır. Dörd ayağı vardır. Her bir pây-ı haceri onar adım kalındır, kuyruğu minâre kalınlığıdır. Sultân Selîm-i Evvel asrına dek bu ejdehâ dörd ayağ üzre durup ağzını cânib-i şimâle açup durur imiş. Ol zamân bir zelzele-i azîm olup zelzeleden ejdehâ münhedim olup pâre pâre çemenzâr üzre olup yatar. Hatta kubbe-misâl kellesinin haceri iki şakk olup gözünün bir bebeği kellesinden çıkup cânib-i kıbleye, Malazgird yoluna galtân olup küçük hammâm kubbesi kadar müdevver ve mücellâ ve muşa‘şa olup yatar. Gûyâ çarhdan çıkma bir müdevver ayn-ı sü‘bândır. Ammâ sol gözünün bebeği yine kellesinde durur. Hikmet-i Hudâ bu sü‘bânın hacerleri kar yağdıkda kara siyâh katrân gibi taşı gâyet ayân u beyân temâşâ olunur. Zîrâ kar yağdıkda bu ejder taşları üzre aslâ kar karâr etmeyüp mahv oldukda cânib-i erba‘ası beyâz kar ortasında siyâh taşdan başı ve ağzı ve burnu ve dili ve kulakları ve dörd ayakları ve endam-ı vücûdu ve kuyruğu ayân u beyân nümâyândır. Hikmet bu kim şiddet-i şitâda kara taşı âteş gibi ıssı olup alev ber-alev buhârı zâhir olur. Ammâ temmûzda buz pâre olup misk yılanı râyihası-misâl bir hoş-bûsu şemm olunur. Acîb u garîb sırr-ı Hudâdır. Taş olması sebebi oldur kim kaçan Risâlet-penâh Dâr-ı bâkîye intikâl etdiklerinde alemdârı böyle bir Resûl-i Kevneyn'den cüdâ düşdüm deyü terk-i yâr-ı gâr [u] ashâb-ı güzîn edüp bu Erzurûm dağında bir gâr içre bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘at u ibâdet ile geçirirken bir sabâh savma‘asından çıkup görse dağdan bir büyük 289b ejdehâ ra‘d-vâr gürleyüp gelir. Hemân dem şeyh "Kıf yâ sü‘bân, kabr-i râhdır. Bi-emrillah ejder lisân-ı hâl ile "Erzurûm halkı yiyüp Van deryâsı kenarında Sübhân dağı gârlarında yavrularım vardır, anlara nafaka götürsem gerek" deyince hemân şeyh "Üskün bi-iznillahi misli'l-hacer ve imsek yâ cibâle Sübhân zürriyete sü‘bân" deyü gazâb-âlûd olup emr edince bi-emrillah bu ejder taş olur ve Van deryâsı kenarındaki Sübhân dağında ejderin evlâdları habs olup kâhîce niçe kerre zâhir olduğu inşallah mahalliyle tahrir olunur. Bir sırr-ı İlâhî ejderhâdır kim Erzurûm halkının ma‘lûmlarıdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a–289b ·
metinde göster ·
… keçisi gibi ve ankebût-vâr tırmaşup kapudan tarafa yığınlara dahi âteşler urup
alev-ber-alev
küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yine cân havliyle guzât-ı müsli …
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle gark olup niçesi nehr-i Çoruğ içre şinâverlik edüp karşu tarafa selâmetle çıkdım zann edüp beri tarafdan dalyan tüfenkler ile cüyûş-ı muvahhidîn halâs olanlara kurşumlar urup anlardan dahi bir cân halâs olmayup cân ber-cehennem oldular. Kenar-ı Çoruğ'da kalan keştîlerinden yedi adedini ihrâk-bi'n-nâr edüp bakıyyetü's-seyfden mâ‘adâ ikiyüz aded küffâr kal‘aya dâhil olamayup cümle giriftâr-ı bend-i hicrân oldular. Küffâr kal‘adan bu hâl-i diyer-gûn-ı pür-melâli görüp dibelik cânların halâsdan kat‘ edüp cân [u] gönülden cenge âheng etdiler. Bu üç kerre hücûm-ı cengde yetmiş aded guzât-ı müslimîn şehd-i şehâdet câmından nûş edüp mest [ü] medhûş-ı âhiret oldular. Âhir Seydî Ahmed Paşa bu hâli görüp Batum sancağı nevâhîlerine gerüden gelüp yetişen kapucubaşıların nâhiye nâhiye fermânlar ile asker sürmeğe gönderüp azamet-i Hudâ etrâf [u] eknâfda karîb olan nevâhilerden eli harbalı ve tüfenkli ve Kazin fuğulu ve matra kaykulu Laz tâ’ifesi ve Giresin ve Kalipravoli'den ve Şena ve Çiho'dan niçe bin Laz tâ’ifesi dangiyu boruları ve ziğola nâm düdüklerin çalarak beyâz bayraklar ile alay alay gelüp Seydî Ahmed Paşa'ya buluşup nehr-i Çoruğ kenarında meks etdiler. Ol sâ‘at anlara ârâm vermeyüp "Koma kardaşlar, gayret sizindir. Dîn uğuruna çalışın. Allah'ım hem seni kerîmdir, hem beni kerîmcidir" deyü Çerkes lisânı üzre Koca Gâzî Seydî Paşa cümle guzâtı cenge terğîb edüp va‘de-i kerîmeler edince azamet-i Hudâ cânib [u] etrâfdan dağî ve taşî ve bâğî ve râğî, yakın ve ırağî asker-i deryâ-misâl mevc ve mevc olup herkesin ellerinde birer demet çalı ve birer tobra tezek ve birer demet lazot darısı ve gügüm çalısı ve pasda darısı sapı demetleri ile gelüp kal‘anın cânib-i erba‘asına demetleri yığarken kimi şehîd ve kimi mecrûh olup bu hücûmda dahi yetmiş aded adem şehîd olup mertebe-i şehâdete yetmişlerdi. Derhâl bu aralıkda Seydî Ahmed Paşa gemi direkleri ve kürekleri nerdübânların kal‘a dîvârlarına bî-bâk u bî-pervâ dayayup cümle guzât-ı müslimîn bir yire cem‘ olup bir ağızdan cümle gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allah Allah evc-i âsmâne peyveste olup Batum dağları ve bâğları ra‘d-vâr gürleyüp sıyt u sadâ-yı velvele-i benî Âdem evc-i âsumâna urûc etdikde cümle guzât dahi darı ve çalı demetlerinden ve nerdübânlarından İspir keçisi gibi ve ankebût-vâr tırmaşup kapudan tarafa yığınlara dahi âteşler urup alev-ber-alev küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yine cân havliyle guzât-ı müslimîne kurşum ururken hemân Gâzî Seydî Paşa dal-kılıç kal‘anın cânib-i şarkî kûşesindeki kulle üzre iç ağalarıyla çıkup elinde dal-kılıç "Bre koman şehbâzlarım" deyü feryâd edince guzât-ı müslimîn Seydî Paşa'yı görüp mûr-ı siyâh, mâr-ı ejdehâya üşer gibi kal‘aya üşüp her tarafdan hücûmlar edince derûn-ı kal‘ada olan küffâr gördî kim der-i dîvâr üzre guzât-ı müslimîn kılıç urup gelir, hemân cân-ı habîslerin nâr-ı sa‘îre atar gibi atup ıhrâk-bi'n-nâr olup niçesi kılıç havfinden kal‘adan pertâb edüp dest [ü] pâları şikeste olup bî-per ü bâl olup kaldı. Kimi nehr-i Çoruğ'a düşüp gark-ı âb oldu. El-hâsıl ol gün vakt-i Şâfi‘î'den tâ vakt-i asra dek Hudâ âlimdir cümle Seydî Ahmed Paşalı ve gayrı guzât-ı müslimîn bir nân-pâre tenâvül etmeyüp iş bu sene mâh-ı (---) günü vakt-i asrda kal‘a-i Gönye feth olup hamd-i Hudâ hakîre ibtidâ feth ezânı kırâ’at etmek müyesser oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya leb-ber-leb olup yedi yüz küffâr esîr ve sekiz yüz kelle kat‘ olunup cümle kelleler kulleler üzre ârâyiş-i nîze olup mukaddemâ feth olunan altmış yedi pâre kefere firkatelerin kal‘a altına getirüp cümle mühimmâtların yerli yerine koyup âmâde durdu ve dellâllar nidâ edüp üç gün üç gice top u tüfenk şâdmânları olup ve her şeb kanâdîl ve meş‘ale çerâğânları olup gicemiz Kadr, rûzumuz rûz-ı ıyd-ı adhâ olup hamd-i Hudâ ile feth-i fütûhda bulunduk. Hemân kal‘a feth olup ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunurken kal‘anın cânib-i şarkîsinden tarafa nehr-i Çoruğ kenarından berü niçe bin reng-â-reng bayrağ u sancağ ve alay-ı Muhammedî ile niçe bin asker kal‘ada şâdmân içün atdığımız 330a top-ı kûblerin sadâsın istimâ‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn tekbîr-i Muhammedî getirüp tâ kal‘a altına dek at bırakdılar. Gördiler kim kal‘a feth olup Seydî Ahmed Paşa derûn-ı kal‘ada âlât [u] mühimmât görmede. Meğer bu asâkir-i kerrâr Erzurûm Valisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz tarafından Erzurûm eyâleti askeriyle Kars Paşası Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa cümle askere serdâr-ı zafer-şi‘âr olup Erzurûm sahrâsından beş günde Gönye altına yedi bin güzîde asker gelüp kal‘a-i Gönye altında nehr-i Çoruğ sâhilinde salt sebük-bâr hayme ü hargâhsız çıtâçıt meks etdiler. Bir cânibde Pasin sancağına mutasarrıf Ketağaç Paşa kondu. Bir tarafa Pasin sancâğının erbâb-ı timarı ve erbâb-ı zü‘amâları ve kal‘a neferâtlarının nısfıyla cümle iki bin asker meks etdiler. Ve Ahıçka kal‘asının muhâfazasına me’mûr olan Ketenci Ömer Paşazâde Tavîl Mehemmed Paşa mutasarrıf olduğu Urfa eyâleti askeriyle ve Birecik Beği Alî Merdân Beğ livâsı askeriyle ve gayrı gönüllü fedâyî askerler bir tarafa meks etdiler. Ve Malazgird Beği Mehemmed Beğ iki bin be-nâm-ı nâmdâr, güzîde, yarar, dilâver erler ile nehr-i Çoruğ kenarına kondular. Kiğı sancağına mutasarrıf Deli Hüsâm Beğ, Tabanıyassı Mehemmed Paşa çerâğlarından nâmdâr [ve] server bin mikdârı livâsı askeriyle zîr-i kal‘ada sâhil-i Karadeniz'de feth olan Kazak-ı Ak kayıkları muhâfazasına me‘mûr olup meks etdi. Ve'l-hâsıl Kemâh ve Erzincân ve Tercân [ve] Kelkik ve Koylıhisâr ve Hacı Murâd kal‘ası ve Gümüşhâne ve Bâyburd ve Hınıs ve İspir ve Tekmân ve Kuzucân ve Tortum ve Mecingird ve Mamrevân sancaklarının ve gayrı kılâ‘ ve kasabâtlarının cümle sancakbeğleri ve alaybeğleri ve çeribaşıları ile gelüp kal‘a-i Gönye altında meks etdiler. Dahi akîblerince Şebin Karahisârı sancâğı, Ahıska paşası olan vezîr-i rûşen-zamîr Koca Sefer Paşa'nın ber-vech-i arpalığı idi. Kethüdâsı olan Müsellem Sarı Dervîş Ağa, Şebin Karahisârı'nın erbâb-ı zü‘amâsı ve erbâb-ı timarıyla cümle iki bin mikdârı güzîde asker ile bâlâda tahrîr olunan sancak askerlerine dündâr olup ol dahi nehr-i Çoruğ kenarında meks edüp zîr-i kal‘ada bir azîm dîvân-ı pâdişâhî olup ikinci serdar-ı imdâd-kâr olan Bâkî Paşa-yı nâmdârda Defterdârzâde tarafından bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve bir sorguç-ı şâhâne var imiş, ol dîvân-ı şehriyârîde Bâkî Paşa ayak üzre kâ’im olup "Gazân kutlu olsun, Erzurûm Vezîri serdâr-ı mu‘azzamım. Defterdârzâde Mehemmed Paşa, size selâm edüp bu zerdûz hil‘ati ve bu semmûr lipâçeyi ihsân etdi" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın zahrına giydirüp başına bir mücevher otâğa sokup hayr du‘â ü senâ olundu. Hikmet-i Hudâ vakt-i asrda yine leb-i nehr-i Çoruğ ile bir kırk elli pâre Laz meneksile kayıkları zâhir olup cereyân ederek gelirken gördüler kim derûn-ı kal‘ada ümmet-i Muhammed mâl-â-mâl ve bîrûn-ı kal‘ada hem-çünân hayme ve hargâh-ı asâkir-i Âl-i Osmâniyân deryâ-misâl meks etmişler, hemân cümle kayıklar gerü dönüp firâra yüz dutdular. Hemân Seydî Paşa tarafından ve gayrı kollardan cânı başı yerinde olan zübde-i fetâ şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü kalanları alıkoyup karşu tarafdan ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışâya dek bir ceng-i azîm savaş-ı perhâş olup hamd-i Hudâ kırk yedi pâre kayık giriftâr-ı dâm ve Mikril kâfirlerinin üç yüz mikdârı esîr (---) ve altı yüz mikdârı gark-ı âb-ı nehr-i Çoruğ (---) olup hamd-i Hudâ bir seferde üç gazâ oldu. İbtidâ kayıkları feth oldu. Sâniyen kal‘a feth oldu. Sâlisen yine bu Mikril kâfirlerinin kayıkları feth oldu. Meğer bu mel‘ûnlar kal‘aya istilâ eden Kazak-ı Ak'a imdâda gelen Mikrilistânın âsî Aznavur gavurları imiş. Gemileri mâl-â-mâl ve leb-ber-leb me’kûlât ü meşrûbât imiş. Seydî Paşa bu zahâ’irin cümlesin imdâda gelen guzât-ı müslimîne bezl edüp Ordu-yı İslâm ganîmet oldu. Ol gice yine derûn [u] bîrûn-ı kal‘ada ol kadar top u tüfenk ve fişenk şâdmânlıkları oldu kim şeb-i muzlim rûz-ı rûşen-misâl olup tâ vakt-i sehere dek kâh gülbâng-ı Muhammedî, kâh tabl-ı Âl-i Osmânîlere turralar urulup sabâha dek çerâğânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329b–330a ·
metinde göster ·
… Şiddet-i şitâda araba ile meydân-ı muhabbete mişe ve pelid dırahtların götürüp
alev
ber alev yakup cümle âşıkân cânib-i erba‘asında cân sohbeti edüp devâm-ı devlet …
Der-sitâyiş-i tekye-i Mustafâ Baba Sultân: Tekye-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Rûm ve Arab ve Acem'de meşhûr-ı âfâk tekye-i gınâdır. Bir yirden aslâ avâ’id [ü] fevâ’idleri ve çift ve çubukları yokdur. Yüz elli kadar pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden fakr [u] fâka erenleri, dervîş-i dil-rîşânları vardır. Tahtânî bir vâsi‘ meydânı vardır. Şiddet-i şitâda araba ile meydân-ı muhabbete mişe ve pelid dırahtların götürüp alev ber alev yakup cümle âşıkân cânib-i erba‘asında cân sohbeti edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhî ed‘ıyesine müdâvemet ederler. Hikmet-i Hudâ bu cânların bir yirden cihet-i ma‘îşetleri yok iken her tarafdan nezerâtları gelüp kût edinirler. Pîr-i pîşvâ azîzin kabr-i şerîfi etrâfında ol kadar musanna‘ şeb-çerâğ u kanâdiller ve şem‘dânlar ve alem ü tabl [u] kudûmler ile müzeyyen bir âsitânedir. Şeb [u] rûz matbahında ni‘meti tabh olup âyende vü revende müsâfirîne subh u mesâ ni‘metleri mebzûldur. El-kıssa ulu âsitâne-i Âl-i Abâdır. Andan yine cânib-i şarka (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i tekye-i Mustafâ Baba Sultân: Tekye-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Rûm ve Arab ve Acem'de meşhûr-ı âfâk tekye-i gınâdır. Bir yirden aslâ avâ’id [ü] fevâ’idleri ve çift ve çubukları yokdur. Yüz elli kadar pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden fakr [u] fâka erenleri, dervîş-i dil-rîşânları vardır. Tahtânî bir vâsi‘ meydânı vardır. Şiddet-i şitâda araba ile meydân-ı muhabbete mişe ve pelid dırahtların götürüp alev ber alev yakup cümle âşıkân cânib-i erba‘asında cân sohbeti edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhî ed‘ıyesine müdâvemet ederler. Hikmet-i Hudâ bu cânların bir yirden cihet-i ma‘îşetleri yok iken her tarafdan nezerâtları gelüp kût edinirler. Pîr-i pîşvâ azîzin kabr-i şerîfi etrâfında ol kadar musanna‘ şeb-çerâğ u kanâdiller ve şem‘dânlar ve alem ü tabl [u] kudûmler ile müzeyyen bir âsitânedir. Şeb [u] rûz matbahında ni‘meti tabh olup âyende vü revende müsâfirîne subh u mesâ ni‘metleri mebzûldur. El-kıssa ulu âsitâne-i Âl-i Abâdır. Andan yine cânib-i şarka (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b ·
metinde göster ·
Ve kal‘a-i Mardin'den develer ile altı aded arabalı top-ı kûblar getirüp niçe mağaraların mesdûd olan kapularının mümkin olan yerlerine topları koyup gâr kapuları mesdûd iken münhedim olup içinde olan melâ‘înleri cümle kırardı. Ve üstâd-ı kûhkenler ecene ve külünkler ve kösengiler ile kayaları sakb edüp ol deliklerden gârlar içre şişden el kumbaraları atup her kumbara mel‘ûn Saçlı Yezîdîleri üzre isâbet etdükçe mel‘ûnları pâre pâre ederdi ve niçe gârların kapuları âlî olmağile mümkin olan yerlerin dahi âlîsinde cereyân eden sulara asâkir-i İslâmlar ve kûhkenler yollar edüp gârlar içre sular cereyân etdikçe gâr içre gark-ı âb olduklarından ibtidâ bu gûne müte’ezzî olan mel‘ûnlar emân ile taşra çıkınca hemân herkes gârlara sular salmağa başladılar. Ve top-ı kûbdan münhedim olan gârların ağızlarında yığılan darı demetlerine rûzgârdan tarafa âteşler etdikçe alev ber-alev âteş-i Nemrûd derûn-ı gârdaki Yezîdîleri kebâb-ı büryân ederdi ve şîşe el kumbarası her birin pâre pâre ederdi ve top gülleleri kellelerin galtân ederdi ve cereyân eden uyûnlar anları gark-ı âb ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 215a ·
metinde göster ·
… ki İrân-zemînde değil cihânda dâstân olsun." dedikde dağlar gibi âteş-i Nemrûd
alev-ber-alev
oldukda Tokmak Hân'ın ibtidâ gözü önünde cümle evlâdların, ba‘dehû altı yüz ade …
Fi'l-hâl Koçağa Sultân'ın na‘ş-ı şerîfin âteşe yakdıkları yere Şâh varup Tokmak Hân'ı ve evlâdlarını ve çöreğin çekenleri ve Koçağa'yı âteşe göyündürmede bulunanlardan cümle yedi yüz aded neferi dest ber-kafa bağladup huzûruna getirüp eydür: "Bre bre kâfirler, Tokmak Hân-ı âk İrân-ı nîrândan gitmeğe müştâk. Merhûm Koçağa Sultân muhibb-i Hânedândan bir ulu sultân idi. Bu dünyâdan âhirete intikâl etdi. Sene (---) târîhinde öldü. Siz anı görmeyesiz ve bilmeyesiz, ana bu adâvet ne idi ve kabrinden ter ü tâze çıkardığınızı göresin. Yahûdîler Circîs Nebî'yi âteşe yakdıkları gibi sen Koçağa'yı âteşe atasın. Biz dahi bugün anın adâletine gelüp Koçağa'nın yazığın almasam gerek. Tiz âteş-i Nemrûd yakın. Gerçi âteş ile azâb Perverdigâr'a lâyıkdır. Ammâ Men dakka dukka mazmûnu üzre men bu bu Yahudîleri âteşe göyündürem ki İrân-zemînde değil cihânda dâstân olsun." dedikde dağlar gibi âteş-i Nemrûd alev-ber-alev oldukda Tokmak Hân'ın ibtidâ gözü önünde cümle evlâdların, ba‘dehû altı yüz aded nökerlerin ve fetvâ veren müftî ve kadıların, ba‘dehû Tokmak Hân'ı âteşe atar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296b ·
metinde göster ·
… r kavimdir kim cümle otuz beş kavimdir. Onbeşi hevâda uçarlar, on kabîlesi âteş
alevlerinde
gezerler. Zîrâ anlar âteşden halk olmuşlardır. Bunlardan mâbâkîsi yer yüzünde h …
İşte İblîs'e müşâbih olan evlâdları yumurtasız böyle şetm-i galîzden hâsıl olur ammâ avretiyle cimâ‘ etse yumurtadan hâsıl olup ecinne sıfatında olduğu müsbetdir. Ve hâlâ İblîs'in mesken [ü] me’vâsı deryâlar üzre olan cezâyirâtlarda ve imâristânların zibilistânlarında sâkinlerdir. Be-kavl-i müfessirîn ecinne ve şeyâtîn ikisi bir kavimdir kim cümle otuz beş kavimdir. Onbeşi hevâda uçarlar, on kabîlesi âteş alevlerinde gezerler. Zîrâ anlar âteşden halk olmuşlardır. Bunlardan mâbâkîsi yer yüzünde harâb yerlerde olurlar. Bu otuz beş kabîleden otuz kabîlesi göklere biri biri üzre çıkup meleklerden haber almağa urûc ederken hafaza melâyikeleri anlara yıldız gibi âteş pâreleri atup ol âteşden şeyâtîn ü ecinneler helâk olurlar ve ol âteş atmak hizmetine niçe kerre yüz bin müvekkel melâyikeler vardır kim benî Âdem üstünden şeyâtîn ü ecinnenin şerlerin def‘ etmeğe me’mûrdurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395b ·
metinde göster ·
… ibidir. Hâne damının ortasında bacadan küşâdelik gelir ve hâne zemîni ortasında
alev-ber-alev
sığır tezekleri yanup tennûrlarında kete, külümbe ve herse ve lahşe ve kıjılı ç …
Menzil-i Ca‘fer Efendi köyü: Sâhibi Erzurûm muharriri Ca‘fer Efendi'dir. Üç yüz hâneli Ermeni köyüdür. Cümle asker sâ’ir kurâlara yâfteler ile ta‘yîn olundu. Bu Ermeni evlerine şiddet-i şitâda girdiğimizde {gûyâ} hayât-ı ebed bulurduk. Cümle bu Erzurûm hânelerinin dam u bâmları gemi direğiyle binâ olunmuşdur kim ol direklere keran derler, bâr-ı girân-ı amûd çamlardır, ammâ hâneleri anınla kırlangıç kanadı gibi binâ edüp cümle re‘âyâ evleri hammâm gibidir. Hâne damının ortasında bacadan küşâdelik gelir ve hâne zemîni ortasında alev-ber-alev sığır tezekleri yanup tennûrlarında kete, külümbe ve herse ve lahşe ve kıjılı çobra ve sarmasaklı tarhana çobrası ve tovga çorbası pişüp cümle âyende vü revendegâna ni‘metleri mebzûldür, zîrâ gâyet ganîme diyâr-ı Rûm-ı hâk-i Erzurûm'dur. Ve her hânenin cânib-i erba‘asında câmûs ve sığırları bağlıdır. Anların da nefesinden hâneleri hammâm gibi olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 16b ·
metinde göster ·
… halle vakt-i şâfi‘îden evvel gelüp birkaç tüfengler atup olan otları yarık edüp
alev
ber-alev olup birkaç tüfeng dahi atup hele ân-ı vâhidde üç pâre firkate geldikd …
"Bire, bu feth-i meserreti dahi Paşa'ya yazup Evliyâ Çelebi'yle bildirelim, zîrâ hâlâ Paşa efendimiz 'Ayâ nice oldular' deyü ızdırâb çeküp habere muntazırlardır" deyüp tarfetü'l-ayn içre bu meserret dahi yazılup hakîre verüp elli aded çatal atlı refîkler verüp ân-ı vâhidde cânib-i cenûbda nehr-i Perezen'i hâzır u âmâde gemilerle geçüp ılgar ile berk-i hâtif gibi 61b gidüp Böremoyin nâm mahalde yem kesdirüp andan bir gecede menzil-i Otyarık nâm mahalle vakt-i şâfi‘îden evvel gelüp birkaç tüfengler atup olan otları yarık edüp alev ber-alev olup birkaç tüfeng dahi atup hele ân-ı vâhidde üç pâre firkate geldikde süvâr olup tarfetü'l-ayn içre sabâh namâzından sonra Melek Ahmed Paşa'nın destin bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a–61b ·
metinde göster ·
… esin ve Sakar deresin ve Tamu deresi ve Siccîn deresi ve Sâ’îr beli (---)(---)
alev
ber-alev elvân boyalar ile eyle âteş-i Nemrûdlar içinde Nemrûd ve Fir‘avn ve Ka …
Ve dahi dâr-ı cahîm tasvîrinde Veylü deresin ve Gayyâ deresin ve Sakar deresin ve Tamu deresi ve Siccîn deresi ve Sâ’îr beli (---)(---) alev ber-alev elvân boyalar ile eyle âteş-i Nemrûdlar içinde Nemrûd ve Fir‘avn ve Karûn [ve] şeddad ve hümeze ve lümeze ve zemmâm ve nemmâm ve fâsık ve fâcir ve zânî ve lutîleri birbirlerine çatışmış tasvirlerin gösterüp yılan ve çıyan ve akreb ve ukâb sıfatlı zebânîler zift ve katrân içinde mezkûr âsîlere nobûtlar urup azâb-ı elîm etdiklerin göstermiş kim gören âdemler her şeyden tâ’ib ü tâhir olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106a ·
metinde göster ·
… düp poyraz rûzgârı rîh-ı akîm gibi esüp bu şehr-i ma‘mûre eyle yandı kim cemî‘i
alevleri
kal‘aya girüp derûn-ı kal‘ada olan niçe bin menhûshânelerin tahta örtülü dam u …
Ba‘dehu bu varoş-ı ma‘mûreye âteş edüp poyraz rûzgârı rîh-ı akîm gibi esüp bu şehr-i ma‘mûre eyle yandı kim cemî‘i alevleri kal‘aya girüp derûn-ı kal‘ada olan niçe bin menhûshânelerin tahta örtülü dam u bâmları tutuşup vakt-i seher kim oldu o rûz-ı rûşende derûn-ı hisârda olan cümle Macar-ı füccâr götürmede yeğni ve bahâda ağır zî-kıymet metâ‘ların ehl [ü] iyâl evlâdlarıyla,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22a ·
metinde göster ·
… âhî ve bu kadar ümmet-i Muhammed karındaşlarımız havâya uçdular. Görmez misiniz
alev
ber-alev âteş-i Nemrûd dumanın burum burum gök yüzüne çekilmede. Elbette biz bu …
"Aslı ne olsa gerek. Kal‘ayı vere ile verüp meğer kal‘a içinde bir azîm lağımı var imiş. Bu kadar cebehâne ve mâl-ı pâdişâhî ve bu kadar ümmet-i Muhammed karındaşlarımız havâya uçdular. Görmez misiniz alev ber-alev âteş-i Nemrûd dumanın burum burum gök yüzüne çekilmede. Elbette biz bunları kırmağa geldik" dediğimizde hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 119b ·
metinde göster ·
… eri girüp balı ve yağı tahsîl ederken Komaran kal‘ası içinden bir bârûd-ı siyâh
alevi
nümâyân olup evce peyveste oldukda hakîr eyitdim,
Seyfî nâm memlûkum eydir "Ağa şunda vâfir beyâz elenmiş un var ve fıçılarda beyâz bal var. Anlardan dahi alalım, orduya götürüp yeyelim. Anlardan dahi alalım, orduya götürüp yeyelim" deyü derhâl oğlan bir hânenin çitden örülmüş havlısından içeri girüp balı ve yağı tahsîl ederken Komaran kal‘ası içinden bir bârûd-ı siyâh alevi nümâyân olup evce peyveste oldukda hakîr eyitdim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123b ·
metinde göster ·
ber-alev olup yanmağa başlayınca hemân derûn-ı hisârdan küffâr şehrin kıblesi t …
Bu kerre hemân cümle Tatar atlanup oklarının demrenlerine birer yanmış kibrîtler bağlayup kal‘aya yürüyüş edüp şast ber-kabza tîr-i bârân etdiklerinde hemân şehir alev ber-alev olup yanmağa başlayınca hemân derûn-ı hisârdan küffâr şehrin kıblesi tarafındaki dağlara firâr edince tarfetü'l-ayn içre Tatar-ı adû-şikâr bu kâfirlere yetişüp birkaç binine tîr-i bârân edüp katl etdiler ve on bin mikdârı küffârları esîr-i bend-i zincîr etdiler. Ve gayri gâzîler kulağız kâfirinin dediği yerlerden şehre girdiler ve ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldular kim ta‘bîr ü tavsîfden ârîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 127b ·
metinde göster ·
… düp bunda üç gün tekâ‘üd fermân olundu, ammâ niçe âdemler bu şehrin hânelerinde
alev-ber-alev
âteşler yakup âteşler başında niçe yüz âdemlerin gözleri karığup a‘mâ oldu. Ve …
Cümle asâkir-i İslâm'a konaklar verilüp herkes hakkâ ki cennete girmişe dönüp bin bin hamd [ü] senâlar edüp bunda üç gün tekâ‘üd fermân olundu, ammâ niçe âdemler bu şehrin hânelerinde alev-ber-alev âteşler yakup âteşler başında niçe yüz âdemlerin gözleri karığup a‘mâ oldu. Ve niçe âdemler sovuğu çekmişken hemân âteşler başında buğup öle kaldı. Hudâ bu şehr halkının âbâ vü ecdâdlarına rahmet edüp kendülere sa‘âdet-i dâreyn müyesser ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138b ·
metinde göster ·
… ı ganâ’imler alup ba‘zı evleri câ-be-câ ıhrâk edüp biz vardıkda dahi niçe evler
alev
ber-alev olup yanar idi. Ve ba‘zı kullede kapanan ümmet-i Muhammedler hakîri gö …
Hattâ bu hakîr bu şehre varmazdan bir gün mukaddem beş bin küffâr Kotur'dan gelüp bu şehirden bu kadar ümmet-i Muhammed esîr ve mâl-ı ganâ’imler alup ba‘zı evleri câ-be-câ ıhrâk edüp biz vardıkda dahi niçe evler alev ber-alev olup yanar idi. Ve ba‘zı kullede kapanan ümmet-i Muhammedler hakîri görüp hamd-i Hudâ edüp kulleden taşra çıkdılar ve bizi de cümle bir kulleye kondurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150a ·
metinde göster ·
… ânı ve bir hammâmı kârgîr olmak ile ıhrâk olmamış. Mâ‘adâ âsâr-ı binâları henüz
alev
ber-alev âteşi evc-i âsumâna peyveste olmada idi.
Ancak bir câmi‘i ve bir hânı ve bir hammâmı kârgîr olmak ile ıhrâk olmamış. Mâ‘adâ âsâr-ı binâları henüz alev ber-alev âteşi evc-i âsumâna peyveste olmada idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177a ·
metinde göster ·
ber-alev yanmada idi, ammâ kal‘a amâr iken yedi kat metîn palanka kal‘a imiş. A …
Bunun dahi âteşi alev ber-alev yanmada idi, ammâ kal‘a amâr iken yedi kat metîn palanka kal‘a imiş. Ancak bir kârgîr binâ bir câmi‘i ve bir hammâmı kalmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177b ·
metinde göster ·
… içine ol rûzgârda perrân edince hemân cümle tahta örtülü evlerin dam u bâmları
alev
ber-alev ihrâk olup kal‘a içre bir vâveylâ kopup derhâl küffâr-ı dûzah-karârın …
Nemse çâsârı hükmünde bir dırahtistân içre bir sa‘b kal‘adır. Yedi sâ‘at kâmil altında meks edüp mümkin olmadı kim bu kal‘adan bir dil alak, ammâ bir rîh-ı akîm gibi bir rûzgâr-ı zorkâr-ı azîm var kim gûyâ rîh-ı sarsar zâhir olup iki bin kadar Tatar kemândârları oklarına kibrît bağlayup ve beş yüz nefer tüfeng-endâz paçavralı kurşumları ve kibrîtli yanmış okları kal‘a içine ol rûzgârda perrân edince hemân cümle tahta örtülü evlerin dam u bâmları alev ber-alev ihrâk olup kal‘a içre bir vâveylâ kopup derhâl küffâr-ı dûzah-karârın kal‘ada karârları kalmayup kal‘a kapuların açup bu kadar küffâr mâl-ı ganâ’imiyle kal‘adan taşra topları altına çıkup âteşden halâs olalım derken Tatar âteşine uğrayup ân-ı vâhidde bin yüz altmış kadar esîr ve bu kadar bî-hisâb mâl-ı erzâk alınup dörd yüz aded şehbâz yiğitlerimizle Kanije'ye gönderdik, zîrâ Kanije henüz dahi yakındır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3a ·
metinde göster ·
… tmiş seksen kadar yerden ibtidâ bu şehri âteşe urup derhâl niçe yüz yıllık binâ
alev-ber-alev
olup cümle küffâr âteş-i Nemrûd içinde kalup ba‘zı avretler hemân oğlun kucağın …
Hemân vakt-i seherde cümle küffâr hâb-ı râhatda iken cümle guzât-ı müslîmîn ormanlar içinden çıkup at koyup kal‘a dibine geldikde sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup varoş dîvârına sarılup cümle asker mûr-ı zenbûr gibi dam u bâmlara ve rûy-ı dîvârlara tırmaşup yetmiş seksen kadar yerden ibtidâ bu şehri âteşe urup derhâl niçe yüz yıllık binâ alev-ber-alev olup cümle küffâr âteş-i Nemrûd içinde kalup ba‘zı avretler hemân oğlun kucağına alup kocasıyla evinden taşra çıkınca girîbânların ele verüp esîr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b ·
metinde göster ·
Hâsıl-ı kelâm yedi hersek ve yedi ban ve yedi kral ve iki vezîr bile gelüp cümle küffâr yerli yerlerinde durup andan cemî‘i ruhbânlar ve bıtrîk ve kıssîs ve papaslarının ellerinde mücmereleri içinde ûd ve kara günlükleri alev ber-alev yakup rehâvî makâmında Zebûr âyetlerinden lisân-ı Zebûr'da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 19b ·
metinde göster ·
… ve çakmak ve kibrît ve çıra vardır. Hemân tüfeng çarhı gibi çakınca çıra yanup
alev
ber-alev olup dağları ihrâk eder, ehl-i sefere lâzımlı şeydir.
San‘at-ı dîğer: Bir gûne kutucuk içinde kav ve çakmak ve kibrît ve çıra vardır. Hemân tüfeng çarhı gibi çakınca çıra yanup alev ber-alev olup dağları ihrâk eder, ehl-i sefere lâzımlı şeydir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
… inde dörd köşesinde dörd aded kubbe gibi câmlardan mebnî sobalar vardır, içinde
alev
ber-alev yanan âteşleri hammâm içinde yaykananlar görürler, anların altlarında …
Ammâ germiyyet-i harâretini üstâd-ı selef eyle eylemiş kim bu hammâmların içinde dörd köşesinde dörd aded kubbe gibi câmlardan mebnî sobalar vardır, içinde alev ber-alev yanan âteşleri hammâm içinde yaykananlar görürler, anların altlarında menfezleri var, hammâmın altına sobalardan alev gidüp hamma ıssı olur. Ve mezkûr câm sobalar üzre iri iri kırmızı akîk-misâl taşlar vardır. Kaçan kim hammâm pek ıssı olsa bu kırmızı taşların birezin hammâmcılar demir kürekler ile kaldırup bir köşeye korlar, hemân hammâm sovuk olur. Eğer yine demir küreklerle ol taşları sobalar üzre korsa hammâm yine ıssı olur. Ve soba kazanları hammâm içinde mefret bakır kazganlardır kim çeşmeleri vardır. Hemân kuyulardan suyu çeküp kazganlara dökerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a ·
metinde göster ·
… ananlar görürler, anların altlarında menfezleri var, hammâmın altına sobalardan
alev
gidüp hamma ıssı olur. Ve mezkûr câm sobalar üzre iri iri kırmızı akîk-misâl ta …
Ammâ germiyyet-i harâretini üstâd-ı selef eyle eylemiş kim bu hammâmların içinde dörd köşesinde dörd aded kubbe gibi câmlardan mebnî sobalar vardır, içinde alev ber-alev yanan âteşleri hammâm içinde yaykananlar görürler, anların altlarında menfezleri var, hammâmın altına sobalardan alev gidüp hamma ıssı olur. Ve mezkûr câm sobalar üzre iri iri kırmızı akîk-misâl taşlar vardır. Kaçan kim hammâm pek ıssı olsa bu kırmızı taşların birezin hammâmcılar demir kürekler ile kaldırup bir köşeye korlar, hemân hammâm sovuk olur. Eğer yine demir küreklerle ol taşları sobalar üzre korsa hammâm yine ıssı olur. Ve soba kazanları hammâm içinde mefret bakır kazganlardır kim çeşmeleri vardır. Hemân kuyulardan suyu çeküp kazganlara dökerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a ·
metinde göster ·
… işer âdem kolanlar ile avreti sala sala eflâke çıkarup niçe kerre âteş-i Nemrûd
alevi
içine ber-hevâ avret girüp çıkup âhır avret âteş içine düşecek mertebe hendeses …
Hemân kırk elli kadar zebânî-sıfat dîv-dest ve zeber-dest cellâd-ı bî-amânlar bayağı salıncak salar gibi dörd yerden ikişer âdem kolanlar ile avreti sala sala eflâke çıkarup niçe kerre âteş-i Nemrûd alevi içine ber-hevâ avret girüp çıkup âhır avret âteş içine düşecek mertebe hendesesine avret ber-hevâ çıkınca hemân mukaddemâ salıncak başına çıkan kefere bir kerre salıncağın zencîri tetiğini koyverince azamet-i Hudâ fakîre avret salıncakdan çıkup kuş gibi hevâda uçarak âteşin ortasına düşüp fakîre avret feryâd u figân ederek çayır çayır alev ber-alev yanarken azamet-i Hudâ meğer benî âdem sâfî neft ve katrân yağı gibi yağlı olup gûnâ-gûn âteş-pâreler avredün vücûdundan vızır vızır deyerek yanup kül oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… âda uçarak âteşin ortasına düşüp fakîre avret feryâd u figân ederek çayır çayır
alev
ber-alev yanarken azamet-i Hudâ meğer benî âdem sâfî neft ve katrân yağı gibi y …
Hemân kırk elli kadar zebânî-sıfat dîv-dest ve zeber-dest cellâd-ı bî-amânlar bayağı salıncak salar gibi dörd yerden ikişer âdem kolanlar ile avreti sala sala eflâke çıkarup niçe kerre âteş-i Nemrûd alevi içine ber-hevâ avret girüp çıkup âhır avret âteş içine düşecek mertebe hendesesine avret ber-hevâ çıkınca hemân mukaddemâ salıncak başına çıkan kefere bir kerre salıncağın zencîri tetiğini koyverince azamet-i Hudâ fakîre avret salıncakdan çıkup kuş gibi hevâda uçarak âteşin ortasına düşüp fakîre avret feryâd u figân ederek çayır çayır alev ber-alev yanarken azamet-i Hudâ meğer benî âdem sâfî neft ve katrân yağı gibi yağlı olup gûnâ-gûn âteş-pâreler avredün vücûdundan vızır vızır deyerek yanup kül oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… Sefer Gâzî Ağa ve hâlâ vezîr-i benâm Kaytas Ağa ve Ahmed Ağa ve Şâhpolad Ağa ve
Alev
Ahmed Ağa ve Defterdâr İslâm Ağa ve Sefer Gâzî Ağazâde İslâm Ağa ve karındaşı B …
Der-medh-i vüzerâ-yı Kırım: Evvelâ Olan Mehemmed Ağa ve Sefer Gâzî Ağa ve hâlâ vezîr-i benâm Kaytas Ağa ve Ahmed Ağa ve Şâhpolad Ağa ve Alev Ahmed Ağa ve Defterdâr İslâm Ağa ve Sefer Gâzî Ağazâde İslâm Ağa ve karındaşı Banas Mehemmed Ağa, bunlar vüzerâ ve vüzerâzâdelerdir, ammâ bunlardan mâ‘adâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 130a ·
metinde göster ·
… görseler kim hammâm kazganı altında yedi aded taşlar durup ol seng-i hârlardan
alev
ber-alev âteşler çıkup kazgandaki suyu kaynadır. Ol taşlar kim Kuds-i Şerîf kur …
Ba‘dehu mürûr-ı eyyâm ile bu hammâmı ta‘mîr ü termîm iktizâ etdikde mütevellîsi külhanın meremmât ederken dîvârın bir cânibi obrulup münhedim oldukda görseler kim hammâm kazganı altında yedi aded taşlar durup ol seng-i hârlardan alev ber-alev âteşler çıkup kazgandaki suyu kaynadır. Ol taşlar kim Kuds-i Şerîf kurbunda Hazret-i Mûsâ aleyhi's-selâmın türbe-i pür-envârı etrâflarında olan ot taşlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 230b ·
metinde göster ·
… kolunda leb-i deryâda karavul bekler iken on mîl kadar ba‘îd rûy-ı deryâda bir
alevli
âteş zâhir olup cümle meterislerde olan guzât-ı müslimîn bu âteşi görüp,
Sene 1079 Berât gecesi nısfu'l-leylde Vezîria‘zam kolunda leb-i deryâda karavul bekler iken on mîl kadar ba‘îd rûy-ı deryâda bir alevli âteş zâhir olup cümle meterislerde olan guzât-ı müslimîn bu âteşi görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
… da bulgur suda kaynar gibi kaynayup ol âteş dahi ziyâde gûnâ-gûn münevver çıkup
alev-ber-alev
şu‘lesi evce peyveste olup ordu-yı İslâm ol leyle-i muzlimde gûyâ rûz-ı rûşen o …
Hikmet-i Bârî ol âteş talattum-ı deryâ dalgasıyla talaslana talaslana gele gele leb-i deryâya bu âteş karîb geldiği gibi niçe kerre yüz bin tüfeng ve top ve muşkat bu âteşe urduklarında kurşum deryâda bulgur suda kaynar gibi kaynayup ol âteş dahi ziyâde gûnâ-gûn münevver çıkup alev-ber-alev şu‘lesi evce peyveste olup ordu-yı İslâm ol leyle-i muzlimde gûyâ rûz-ı rûşen olup bu âteş dibelik kenâra dahi ziyâde yaklaşdıkda gâziyân-ı mübârizân dahi ziyâde kurşumu bu âteş üzre atup şipir şipir ururlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
âteşe bakmayup avret yerindeki tobra bezi yırtup avret yerine nazar etdiler. Gö …
Birkaç cür’et sânibi fetâlar ol leşin elinden alev-ber-alev âteşe bakmayup avret yerindeki tobra bezi yırtup avret yerine nazar etdiler. Gördüler kim sünnet-i Resûlullâh üzre sünnetli. Bildiler kim şühedâ-yı ümmet-i Muhammed'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
… bir kol kim avucunun tâ ortasında bir delik var. Cümle yeşil ve mâvî ve kırmızı
alev-ber-alev
âteşler ol avucundaki delikden çıkar.
Kimisi dedi kim "Kâfir bir müselmân meyyitine sihir etmişdir, sakının âteş hîlesinden" deyü her kafâdan bir sadâ güft [ü] gû olup âhır-ı kâr bu na‘ş-ı şerîfi sâhil-i bahre çıkarup gördüler kim sağ kolu yemyeşil, bir kol kim avucunun tâ ortasında bir delik var. Cümle yeşil ve mâvî ve kırmızı alev-ber-alev âteşler ol avucundaki delikden çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
… çekmiş kayalardır. Ana Elbisler derler. Hikmet-i Hudâ ol kayalarda şeb [u] rûz
alev
ber-alev âteşler evce ser çekmişdir. Lâkin gece vakitleri Mısır'dan ve Kıbrıs'd …
Ve bu kal‘anın şark tarafında bir konak ba‘îd leb-i deryâ üzre sarp kayalarla Adalya körfezine karîb evc-i semâya ser çekmiş kayalardır. Ana Elbisler derler. Hikmet-i Hudâ ol kayalarda şeb [u] rûz alev ber-alev âteşler evce ser çekmişdir. Lâkin gece vakitleri Mısır'dan ve Kıbrıs'dan gelen gemiler yüz mîl yerden mezkûr Elbisleri seçüp selâmet yakın olduğun bilüp şâdımân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130b ·
metinde göster ·
… alup sonraki âteşler gâyib olur. Ve şiddet-i harâretinden yanına varılmaz, zîrâ
alevi
hayli yerden te’sîr eder. Arapça
Hikmet bu kim ol âteşlerin Y 131a yanına bir âdem varsa bir âteş dahi zâhir olur. İki üç yâhûd on âdem varsa ol kadar âteşler zâhir olur. Kükürd-misâl râyihası vardır, ammâ benî âdeme zarar isâbet etmez. Ve temâşâ eden kimesneler gidince evvelki âteşler kalup sonraki âteşler gâyib olur. Ve şiddet-i harâretinden yanına varılmaz, zîrâ alevi hayli yerden te’sîr eder. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130b–Y131a ·
metinde göster ·
… e Rûşenî ve Gülşenî ve Kadirî ve Bedevî ve Desûkî ve Râ‘î ve Rufa‘î ve Sa‘dî ve
Alevî
ve Nakşıbendî ve Fenâyî ve Vefâyî ve Bayramî ve Ni‘metullâhî ve Zeynî ve İdrîsî …
Ve bu şehr-i Haleb'de tekye-i Halveti ve Celvetî ve Rûşenî ve Gülşenî ve Kadirî ve Bedevî ve Desûkî ve Râ‘î ve Rufa‘î ve Sa‘dî ve Alevî ve Nakşıbendî ve Fenâyî ve Vefâyî ve Bayramî ve Ni‘metullâhî ve Zeynî ve İdrîsî ve Bürhânî ve Uşşâkî ve Celâlî ve Cemâlî ve Settârî ve Vâhidî ve Edhemî ve Şemsî ve Mevlevî ve Yesevî ve Bektaşî ve Kalenderî ve Yemenî ve Abbâsî ve Haydarî ve Kümeylî ve Zeynî ve Veysî ve Bekrî, el-hâsıl yetmiş tarîkin tekyeleri Haleb'de mevcûddur. Ammâ bu hakîrin ziyâret etdüği bâlâda tahrîr olunan âsitânelerdir.V e bu mahalle münâsib olmağile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y174a ·
metinde göster ·
âteş-i Nemrûd manastırın için çerâğân edince ruhbânlar ol kandîlden niçe bin kü …
Bu üslûb üzre kandîle âteş nüzûl edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd manastırın için çerâğân edince ruhbânlar ol kandîlden niçe bin küffârın destinde olan ve şem‘-i asel kâfûrların bu kandîlden yakup iklîm iklîm kâfirler kâfûrî şem‘aları götürüp millet-i Mesîhiyye'ye tevzî‘ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y223a ·
metinde göster ·
zâhir olup mezkûr taşlara tancere altına kodukda alev-ber-alev olup neft u katr …
Hakîr i‘timâd etmedim. Ba‘dehu kav yakup tancereleri gayri taşlar üzre koyup ba‘zı hâr [u] hâşâk ile alev zâhir olup mezkûr taşlara tancere altına kodukda alev-ber-alev olup neft u katrân-misâl yanardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y234a ·
metinde göster ·
… p ba‘zı hâr [u] hâşâk ile alev zâhir olup mezkûr taşlara tancere altına kodukda
alev-ber-alev
olup neft u katrân-misâl yanardı.
Hakîr i‘timâd etmedim. Ba‘dehu kav yakup tancereleri gayri taşlar üzre koyup ba‘zı hâr [u] hâşâk ile alev zâhir olup mezkûr taşlara tancere altına kodukda alev-ber-alev olup neft u katrân-misâl yanardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y234a ·
metinde göster ·
… î‘i züvvârın demâğı mu‘attar olur. Hattâ Hüseyin Paşa efendimiz bir sâ‘at kâmil
alev-ber-alev
amber-i hâm ihrâk edüp kubbe içi râyiha-i tayyibe ile mâl-â-mâl oldu. Bu hacer- …
Ve bu seng-i mübârekenin hafrinde leb-ber-leb gülâb ve kâfûrî ve mâ-i kâdi ile pürdür. Cümle züvvâr gelüp bu gülâbdan yüzlerine sürerler. Ve cümle huddâmlar zer-i hâlisden ve sîm-i ebyazdan mücevher buhûrdânlar ile huccâcı ûd u ambere müstağrak edüp bu kubbe-i pür-envârın içinde cemî‘i züvvârın demâğı mu‘attar olur. Hattâ Hüseyin Paşa efendimiz bir sâ‘at kâmil alev-ber-alev amber-i hâm ihrâk edüp kubbe içi râyiha-i tayyibe ile mâl-â-mâl oldu. Bu hacer-i mehd-i Resûl'ü bûs etmeği mahabbeten câ'iz görmüşlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y352a ·
metinde göster ·
… Vâhidî ve Yesevî ve Kümeylî ve Abbâsî ve Edhemî ve Bekrî ve Sâdâtî ve Veysî ve
Alevî
ve Haydarî ve Şemsî ve Mevlevî ve Veledî ve Uşşâkî ve Fenâyî ve Yemenî ve Bekta …
Andan tarîk-ı İmâm-ı A‘zamî, cümle tarîklere sirâc olmuşdur. Andan tarîk-ı Şâfi‘î, andan tarîk-ı Mâlikî, andan tarîk-ı Hanbelî ve Kâdirî ve Sa‘dî ve Bedevî ve Rufâ‘î ve Râ‘î ve Dessûkî ve Burhânî ve Vâhidî ve Yesevî ve Kümeylî ve Abbâsî ve Edhemî ve Bekrî ve Sâdâtî ve Veysî ve Alevî ve Haydarî ve Şemsî ve Mevlevî ve Veledî ve Uşşâkî ve Fenâyî ve Yemenî ve Bektaşî ve Kalenderî ve Samûdî ve Bayramî ve Hamzavî ve İdrîsî ve Ömer Rûşenî ve İbrâhîm-i Gülşenî ve Sinânî ve Zeyniyye ve Ni‘metullâhî ve Nûrbahşî ve Mutâvi‘î ve Şenâvî Şennâyî Şenâyî ve Su‘ûdî ve Leysî ve Fârızî ve Hâmûşî ve'l-hâsıl cümle üç yüz altmış tarîkden mâ‘adâ niçe bin tarîk meşâyihleri vardır kim ser-tâc-ı Resûlü's-Sakaleyn hadîs-i şerîfinde buyururlar kim, hadîs:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y108a ·
metinde göster ·
Ve paşa iç mehterbaşı ile nısf vukiyye ûd gönderüp buhûrdânlar ile
alev-ber-alev
buhûrları yakup cemî‘i meşâyihân ve dervîşân üzre gülâb ve mâ-i kâdî nisâr eder …
Ve paşa iç mehterbaşı ile nısf vukiyye ûd gönderüp buhûrdânlar ile alev-ber-alev buhûrları yakup cemî‘i meşâyihân ve dervîşân üzre gülâb ve mâ-i kâdî nisâr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y199b ·
metinde göster ·
… hidî ve Hamzavî ve Bayramî ve Samûdî ve Uşşâkî ve Mevlevî ve şemsî ve Veledî ve
Alevî
ve Veysî ve Sâdâtî ve Bekrî ve Edhemî ve Abâyî ve Abbâsî ve Yesevî ve Burhânî v …
Bunlardan sonra tarîk-ı Vâhidî ve Hamzavî ve Bayramî ve Samûdî ve Uşşâkî ve Mevlevî ve şemsî ve Veledî ve Alevî ve Veysî ve Sâdâtî ve Bekrî ve Edhemî ve Abâyî ve Abbâsî ve Yesevî ve Burhânî ve Dessûkî: bunlar cümle niçe bin fukarâlar alemlerin kaldırup Y 202a tarîk tarîk meşâyihleri atlar üzre cânib-i erba‘ası alemler ile zeyn olup gûnâ-gûn tevhîd-i sultânî ederek def [ü] kudümlerin çalarak eyle tevhîd ederler kim sadâ-yı hû'dan Mısır içi mâl-â-mâl olur. Bu tarîk içre Dessûkî ve Burhânî fukarâsından çok yokdur. Beyâz ve neftî sancakları ve şukka-i alemleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y201b–Y202a ·
metinde göster ·