"Aleyke avnullâh yâ Gâzî Murâd Hân murâdın alup vefk-i murâdın üzre bahtın müsâ‘id oldu, gazân mübârek-bâd, hoşgeldin" deyü vâcibü'r-ri‘âyâ ve du‘â-gûlar hayır du‘â edüp cânları yerine geldi ve yüzleri gözleri güldü. Ve bizzât kendüleri gök demire müstağrak olup demir budluklar ve hadîd uyluklar sarfı ve ser-i sa‘âdetinde sîmurg-ı ankânın üç çatal otağaların ser-bende-i Îrân-zemîn üzre Acemâne zeyn edüp serbendin kec kılup süvârîlerin büklümleyüp Nogay alaçası üzre süvâr olup ol küheyl-i sâfinâtü'l-ciyâdı dahi yedi pâre âlât-ı silâha yancığ ve bahrî hotasa ve serâpâ murassa‘ât-ı cevâhire müstağrak edüp Revân hânı Emîrgûne Yûsuf Hân ve gayrı esîr hânlar cümle askerleri ile pâdişâhın önü sıra kûs ü kerrenâylerin ve sûrnâ ve nefîr-i Efrâsiyâbîlerin çalarak ubûr ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 68a ·
metinde göster ·
Ziyâret-i bahr-i vefâ ve kân-ı şifâ, rükn-i muhterem, kutb-ı muhteşem, zâhid-i zamâne, âbid-i yegane eş-Şeyh Hazret-i Şemseddîn Muhammed b. Alî ya‘nî Hazret-i Seyyid Emîr Sultân: Hüseynî nesebdir. Buhârâ'da müştak olup edâ-yı farz içün Mekke-i Mükerreme'ye, andan Medîne-i Münevvere'ye gelüp ceddi Hazret-i Resûl'ü ziyâret ederken Medîne şürefâları "Nedir bu sende sikke-i {Âl-i} Muhammedî" deyü ta‘n [u] taarruz edüp şürefâ surresin vermezler. Hemân Hazret-i Emîr eydür "Gelin ceddimiz huzûruna varup murâfa‘a-i şer‘ olalım. Kankımız ırk-ı tâhirden ise anlar hükm buyursunlar" deyü cümle şürefâ-yı Mekkiyi Hazret-i Resûl muvâcehesine götürüp hemân Seyyid Emîr "Es-selâmu aleyke yâ Ceddî" der. Hemân Ravza-i Mutahhara içinden {"Ve aleykümü's-selâm} yâ veledî, Muhammed b. Alî" deyü sadâ-yı Resûl-i Kibriyâ gelüp "Yâ veledî, Rûh ile'r-Rûm, ma‘a'l-kandîl" buyururlar. Hemân o mahalde cümle şürefâ-yı Mekke hâk-i pây-i Emîr'e düşüp niçe yüz şürefâlar dahi bile Emîr Sultân ile Rûm'a azîmet ederler. Görseler kim havâda mu‘allak bir kandîl bile menzil-be-menzil gidüp leyle-i muzlimde üzerlerine nûr gibi şu‘le verüp tâ ki şehr-i Bursa'ya dâhil olduğu gibi ol kandîl sönüp gâ’ib oldu. Emîr Sultân cümle fukarâlarına eyitti: "Ey ihvân-ı bâ-safâlar, bizim ömrümüz, kandîl bu şehrde sönüp makâmımız bu şehr olması işâretidir" buyururlar. Hemân a‘yân-ı Bursa Emîr Sultân'ın hâk-i pâyine yüz sürüp dörd kerre yüz bin âdem mürîdi oldular. Zîrâ ol nûr-ı kandîl ile azîzin Bursa'ya dâhil olduklarını her menzîlde cümle âşıkân görüp Bursa halkı dahi üç gün üç gice o kandîli temâşâ edüp ulu sultân olduğun müşâhede etdiklerinden cümle kibâr-ı Bursa Hazret-i Emîr'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukara-yı (---)(---) oldular. Bizzât Yıldırım Bâyezîd Hân rikâblarında piyâde yürüyüp bey‘at-kerdeleri olduklarından mâ‘adâ Yıldırım Bâyezîd Hân Nilüfer Hânım nâm-ı cânım olan kerîme-i afîfesin Emîr Sultân'a tezvîc edüp azîm sürûr [u] şâdmânlar oldu. Diyâr-ı Rûm'da bir velvele-ârâ-yı azîz oldu kim cihânda yegâne-i asr oldu. Hattâ Yıldırım Hân Ulu Câmi‘i binâ edüp evvel cum‘a namâzı edâ olundukdan sonra Yıldırım Hân, Emîr Sultân'a eydür "İyi câmi‘ olmadı mı sultânım", der. Emîr Sultân eydür: "Katı müzeyyen câmi‘ olmuş ammâ ortasında beş on küp katresi harâm hamr gerekdir kim gelüp giden cemâ‘atler şarâb-ı mel‘ûndan şürb edüp gideler, hemân ol eksikdir" deyince Yıldırım Bâyezîd Hân eydür: "Yâ Sultânım! Bu ibâdethânedir. Hiç ne mümkündür kim böyle câmi‘de şarâb ola" deyü cevâb eydür. Hemân Emîr Sultân eydür: "Bak a Yıldırım, bu câmi‘i sen binâ edüp içine şarâb komağı irtikâb etmeği ma‘kûl görmedin, sen ki Cenâb-ı Bârî'nin yed-i kudretiyle bir katre menîden halk etdüğü tılısım-ı ism-i a‘zam ve arş [u] kürs-i kerrûbiyyândan efdal ü eşref beytullah olasın. Husûsan benî Âdem hakkında Allah "Kalbü'l-mü’mini arşullah" diye. Sen ol arşullah içre Allah'dan havf etmeden niçe gice ve gündüz şarâb-ı habîs korsun" deyince hemân Yıldırım Hân irşâd olup şarâba tevbe eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 238a ·
metinde göster ·
… et üzre yemin ü yesârına selâm vererek güzer etdükçe tarafeynde olan ibâdullah "
Aleyke
avnullah ey gâzî, seyfullah" deyü hayr du‘alar ederlerdi. Bu mahalde kal‘adan d …
Kal‘a-yı Tortum: Şehrine dâhil olurken cümle guzât-ı müslimînin ellerinde ikişer üçer zencirler ile bağlı Gönye'ye istîlâ eden Kazak-ı Aklar ve Mikril kâfirleri şikeste ve beste ubûr edüp cemî‘î a‘yân-ı Tortum istikbâl-i Seydî Ahmed Paşa'ya çıkup şâhrâhın yemîn [u] yesârında kat ender kat sağîr u kibâr "Gazânız mübârek ola" deyü hayr du‘â ederlerdi. Bu tertîb üzre cemî‘î guzât-ı muvahhidîn mâl-ı ganâ’imleriyle ubûr ederek Gâzî Seydî Ahmed Paşa, Sâm u Nerimân-vâr ser-i sa‘âdetine Defterdârzâde Mehemmed Paşa'nın gönderdiği cığa telleri ve ablak otâğa sokup tapan divine atına altı pâre âlât-ı polâd-ı Nahşivânî yancığı urup bahr hotaslarıyla ol küheylân üzre süvâr olup başında kırmızı mukaddeminin sünnet üzre taylasân-ı Muhammedî'sin sarkıdup kendü vücûdu gök demire müstağrak olup budluklar ve uyluklar ile gûyâ kendüleri ejder-i heft-ser-misâl mehâbet ve salâbet üzre yemin ü yesârına selâm vererek güzer etdükçe tarafeynde olan ibâdullah "Aleyke avnullah ey gâzî, seyfullah" deyü hayr du‘alar ederlerdi. Bu mahalde kal‘adan dahi "safâ geldin" topları atılup şehr-i Tortum-ı Dağıstânı güm güm gürleyüp alay-ı azîm ile Seydî Paşa sarâyına dâhil olup sâ’ir guzât-ı müslimîn ile Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve sekiz sancak beğleri askerleriyle hâricinde üç gün meks edüp ve dördüncü günü cümle cüyûş ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a ·
metinde göster ·
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
Bu cebele geldikde "Es-selâmü aleyke yâ Cebelü'l-Lübnân" dedikde cemî‘i ervâh-ı enbiyâ "Ve aleykümü's-selâm yâ Muhammed"! deyü aleyk sadâsı geldüğü mahal hâlâ yüz yigirmi yerde, kayalarda mücellâ ve musaykal delikler vardır. Yüz yigirmi delik, yüz yigirmi dörd mürsel peygamber ervâhı sadâsı geldüğün alâmetdir. Anınçün hâlâ ol mahalle "Selâm kayası" derler. Bu Hızır makâmının yanında Makâm-ı Hazret-i İbrâhîm ve Hazret-i İsmâ‘îl ve Hazret-i İshâk ve Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i İsâ makâmâtları vardır. Ve'l-hâsıl cemî‘i mürsel nebîlerin makâmât-ı aliyyeleri vardır. Her bir mağaralara birer hayrât sâhibleri kayalar üzre târîhler de yazmışlar, hakkâ ki sikke-i mermerde kazmışlar. Ve bu makâmâtlar kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35b ·
metinde göster ·
alup yine amân vermeyüp salb edüp üç Abdî Dede na‘ş-ı şerîfi bir günde salb olu …
bu âyet-i nass-ı kâtı‘ı tilâvet ederken yine kayd-bend ile götürüp arasta başında mukaddem iki aded maslûb 68a Abdî Dede'leri görünce "es-Selâmü aleyküm yâ Abdeyn-i ümmet-i seyyidü'l-kevneyn" deyince hemân maslûbeyn-i mukaddemeyn "Ve aleykümü's-selâm yâ Abdurrahmân Hû! Hû!" deyü aleyke alup yine amân vermeyüp salb edüp üç Abdî Dede na‘ş-ı şerîfi bir günde salb olunduğun nice bin ibâdullâh görünce taht-ı selef-i salâtîn ü mülûk olan Kayseriyye şehrinin cemî‘i muvahhid ve mu‘tekid âdemleri ale'l-ittifâk guluvv-i âmm edüp Abdî Dede'nin katline fetvâ veren şeyhülislâmı ve aleyhinde olan ulemâ-yı zâhirleri ve'l-hâsıl yedi nefer kimesneyi üç aded Abdî Dede yanına ale's-sevîyye yedi nefer kimesneyi salb edüp Abdîleri indirüp ol mahalde gasl edüp (---)(---) mahalde üçünü bir merkad-ı pür-envâra defn edüp hâlâ üçünün dahi seng-i mezârlarıyla ma‘lûm bir ziyâretgâh-ı hâss [u] âmmdır. Kuddise esrâruhum dâ’imen ve efâzallahu aleynâ mecâll-i fuyûzihim bi-mennihi ve keremihi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 67b–68a ·
metinde göster ·
… retlerinin harem-i muhteremine Bismillah ile kadem basup mü’eddebâne "Es-selâmü
aleyke
yâ ebü'l-fukarâ!" deyüp ber-zânû olup Yâsîn-i şerîfi hasbeten-lillah kırâ’at ed …
Bu âsitâne-i pür-envâra dâhil olup bizzât sultân hazretlerinin harem-i muhteremine Bismillah ile kadem basup mü’eddebâne "Es-selâmü aleyke yâ ebü'l-fukarâ!" deyüp ber-zânû olup Yâsîn-i şerîfi hasbeten-lillah kırâ’at edüp sevâbın rûh-ı Muhammed-i Buhârî'ye hîbe edüp derûn-ı âsitâneyi seyr [u] temâşâ etmeğe şurû‘ etdik. Kabr-i münevveresinin sebz-gûn sûf kaplı sütri etrâfında niçe hüsn-i hat kelâm-ı şerîfler rahleler üzre durur. Her biri birer pâdişâh-ı Cem-cenâbların hedâyâlarıdır kim İslâmbol'da Ayasofya ve Yenicâmi‘ ve Süleymâniyye'de eyle mushaflar yokdur. Ve başı ve ayağı ucunda âdem kaddi müzehheb ve mutallâ şem‘dânlar vardır. Dahi etrâfında kat-ender-kat niçe yüz gûne şem‘dân ve çerâğdân ve buhûrdân ve gülâbdân ve mermerler vardır. Ve ol kıbâb-ı pür-envâr içre gûnâ-gûn zî-kıymet ibret-nümûn âvîze-i maslûbâtlar var kim bir âsitâne-i ma‘mûr [u] âbâdânda misilleri yokdur. Ve kabr-i münevverenin cânib-i erba‘asında niçe bin hüsn-i hat kıt‘alar ile ârâste ve dervîşân-ı zî-şân pâlhengleriyle ve zerdeste ve keşkülleriyle pîrâste olmuş âsitânedir. Ve azîzün ser-i sa‘âdeti tarafında zamân-ı sa‘âdetlerinde isti‘mâl etdikleri tuğ ve tabl [u] alem ve nefîr ü zil ü kudûmler hâlâ âmâdedir. El-hâsıl bu âsitânenin medhinde lisân kâsırdır. Ve türbedâr Süleymân Dede ile müşerref olup dest-i şerîfiyle hakîrin dostâne mâ-i gülâb nisâr edüp râyiha-i tayyibe-i sultâna nâ’il olup türbedâr pîrin du‘â-i hayriyle şerefyâb olup behremend olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128b ·
metinde göster ·
… tâşiyân iki yüzden mütecâviz hâzır olup hakîri bâb-ı selâma durgurup "Es-selâmü
aleyke
yâ ehl-i şerî‘at ve ehl-i tarîkat ve ehl-i hakîkat ve ehl-i ma‘rifet!" deyüp hu …
Andan yine mü’eddebâne taşra çıkup fukarâ meydânında yüz elli mikdârı pîr ü cüvân cân-ı cânânları ile öpüşüp görüşüp hakîri posta geçirdiler. Bu dahi tahtânî meydân-ı dervîşândır kim cânib-i erba‘ası kurbân postlarıyla döşelidir ammâ acâ’ib ü garâ’ib pâk musallî sâhib-i vera‘ ârif-i billah cânları var. Ve niçe âfitâb-ı mehtâb pâ-bürehne ve ser-bürehne köçekleri var. Meydâncı Dede fermânıyla cümle köçekler meydân-ı muhabbete gelüp kimi müfredât ve kimi dü-beyt ve kimi müselles ü murabba‘ ve muhammes ü müseddes u müsebba‘ ve müsemmen ve mu‘aşşer ü müstezâd ve çâr-ender-çâr u tercî‘-i bend ve mersiye ü kasâyid ve reddü'l-acz ale's-sadr misilli eş‘âr ve bahr-i tavîl ü mukatta‘ât (---)(---)(---)(---) Ve letâ’ife müte‘allık tekerlemeleri tilâvet edüp birbirlerine nazîreler ile bu köçek {köçek} abdallar fasıllar eylemişlerdir kim ol demimiz gûyâ Hüseyin-i Baykara demi olup andan meydân-ı muhabbete deste hân gelüp bir sommât-ı Muhammedî çekildi kim ta‘bîr olunmaz. 129a Ba‘de't-ta‘âm cümle fukarâ-yı Bektâşiyân iki yüzden mütecâviz hâzır olup hakîri bâb-ı selâma durgurup "Es-selâmü aleyke yâ ehl-i şerî‘at ve ehl-i tarîkat ve ehl-i hakîkat ve ehl-i ma‘rifet!" deyüp huzzâr-ı meclise dörd kapu selâmın verüp cümle huzzâr-ı meclis "Ve aleykümü's-selâm ey âşık-ı billah!" deyüp bir bir selâmımız aldıklarında hakîr eyitdik "Ey sâhib-i nazar olan, hamd-i Hudâ bu âsitâne-i sultâna yüz sürüp siz erenlerin mübârek cemâllerin görüp nân u nemek hakkı müyesser oldu. Sizlerden temennâmız oldur kim bu hakîre bir gülbang-ı Muhammedî çekesiz kim cenâb-ı Bârî yarı kılup dünyâda sıhhat-i beden, seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân müyesser ede" deyü gülbang-ı Nebî ricâ etdiğimizde cümle âşıkân-ı sâdıkân-ı dervîş-i dil-rîşân ve fukarâ-yı zî-şân-ı pür-nişân ve gayri huzzâr-ı meclis-i pîr u cüvân el açup Allah deyüp cemî‘i hayr murâdâtımız hâsılıyçün gülbâng-ı Muhammedî çekilüp cümlesiyle dest-bûs edüp vedâlaşup meydâncı dede ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128b–129a ·
metinde göster ·
yâ ehle'l-kubûr" dedikde hemân sin içinde bir ma‘sûm sadâsıyla: "Ve aleykümü's- …
Ve Şems Efendi câmi‘i: Ya‘nî Sinoğlu câmi‘i nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i ma‘mûrdur. Bu nâm ile şöhre-i şehr olmasının sebeb-i tesmiyesi oldur kim bu sâhibü'l-hayrât merhûm Şems efendi rahm-ı mâderde iken peder-i büzürgvârı gazâya giderken "İlâhî bu hâmile ehlimin karnındaki evlâdımı sana emânet eyledim", deyüp gazâya müteveccih olur. Ba‘de'l-feth cihâd-ı asgardan gelüp görse kim ehli âhirete intikâl eylemiş. Ahâlî-i mahalleden ehlinün gûrun su’âl edüp eydür: "Biz gazâya müteveccih oldukda ehlimün batnındaki evlâdım i‘tikâd-ı tâm ile ol Hayyu'l-Kayyûm'a emânet verdim. Elbette ol evlâd âfât-ı semâvîden ve âfât-ı arzîden masûn [u] mahfûzdur", deyüp mezâristâna varup ehlinün güruna varup eydür: "Es-selâmü aleyke yâ ehle'l-kubûr" dedikde hemân sin içinde bir ma‘sûm sadâsıyla: "Ve aleykümü's-selâm yâ mücâhidi fî sebîli'llah ebî" der. Cümle huzzâr-ı meclis hayrân olup sinn-i meşhedin kapusun küşâde edüp görseler üç seneye bâliğ olmuş yüzü bedr olmuş bir şems-i münevver gulâm-ı pür-enver vâlidesinin sağ tarafında yatar. Vâlidesinin sağ tarafı memesi aslâ çürümeyüp ma‘sûm-ı pâk vâlidesinin emceğin şupur şupur emmeğe başlar. Perverdigâr Rabbü'l-izze kâdirdir kim "Karanu gecede kara karıncaya kara taş içinde kadarınca nafakasın verir." Ol ki evlâdın derûn-ı dilden Rabbullah'a emânet vere ol fenâ bulur mu? Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 201a ·
metinde göster ·
… üvahhidîn içre atlar üzre bir sadâ-yı Kur’ân-ı azîm kopdu kim felekde melekler,
aleyke
avnullah dediler.
mazmûnunca niçe alâylar ârâste vü kemîngâhlar cümle pîrâste olup herkes at başı berâber kafadâr u sırdaş ve hâldaş u yoldaş ve karındaşlarıyla öpüşüp ve görüşüp ve gülüşüp birbirlerine vasiyyet ederken çalıcı mehterbaşı tabl [u] kudüm ü çengî [vü] harbî çalmağa izin taleb etdikde paşa-yı âkıl "Vakti değildir, du‘â mahallidir. Tiz alây çavuşları gelsin" dedikde cümle gelüp "Varın, cemî‘i asâkir-i İslâm Feth-i şerîf okusunlar. Bilmeyenler İzâ câ’e sûresin ve İhlâs-ı şerîf ve Fâtiha-i seb‘u'l-mesânîyi tilâvet etsinler." deyü tenbîh edüp çavuşlar dahi cümle asâkir-i İslâma kavl-i tenbîhler etdikde azamet-i Hudâ cümle cüyûş-ı müvahhidîn içre atlar üzre bir sadâ-yı Kur’ân-ı azîm kopdu kim felekde melekler, aleyke avnullah dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a ·
metinde göster ·
İsmâ‘îl Paşa eydir:"Tîz elhamdülillâh şu kâfir Seydî geldi. Bir[e] tîz ip hâzırlan. Cümle ağavât ve levendât ve iç ağaları hâzır-bâş olsunlar" deyü İsmâ‘îl Paşa fermân edince derhâl otağının içi mâl-â-mâl âdem deryâsı pür-silâh olup âmâde durdular. Sehel zamândan Seydî Ahmed Paşa dahi karşudan nümâyân olup İsmâ‘îl Paşa otağı kapusundan içeri gürûh-ı askeriyle girüp Seydî Paşa esb-i sabâ-reftârıyla tâ otağın soffası üzre ibrişim haliçeleri pâymâl-ı esb ederek Seydî Paşa atından orta direk [di]bine nüzûl edüp bir yasdık üzre Rüstemâne karâr edüp ne selâm ve ne aleyke demeyüp cânib-i erba‘asın kat-ender-kat pür-silâh nebtîz semm-i helâhil kırkar kerre ecel destinden girîbânların çâk edüp rehâ bulmuş Seydî'nin kağan arslan kafâdâr yiğitleri içinde Seydî kalup feth-i kelâmı bu olur kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184b ·
metinde göster ·
… eri ve gayri alarkadan merhabâcı askerleri bu gâziyânların cengine pesend edüp "
Aleyke
avnullâh" dediler.
Hemân cümle gâzîlerden on bin askerden mütecâviz cümle bir yere gelüp aslâ su tarafına nazar etmeyüp evvelâ İsmâ‘îl Paşa ve Silihdâr Ağası Zülfikâr Ağa ve Bosna alaybeği İsmâ‘îl Ağa ve Sipâhiyân kâtibi Foçalı Kâtib Boşnak Mustafa Efendi ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve yeniçeri odabaşılarından ve bayrakdârlarından ve niçe bin tüfeng-endâz nâmûs sâhibi yeniçerilerden ve sipâhiyân ve cebeciyân ve topçıyândan yiğitler cümle bir yere gelüp gülbâng-ı Muhammed getirerek yedi kerre deryâ-misâl küffârın içlerine hovdır hov ede ede küffârı demet demet ede ede eyle ceng-i azîm edüp küffâra sâtûr urmuşlardır kim nehr-i Raba'nın beri tarafında olan vezîr-i a‘zam askeri ve gayri alarkadan merhabâcı askerleri bu gâziyânların cengine pesend edüp "Aleyke avnullâh" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21b ·
metinde göster ·
Ve yine garîb temâşâ sürûr [u] şâdımânlar olup kal‘a-i Kandiye dahi cânib-i erba‘asında münhedim olan yerlerden nâm [u] nişân kalmayup sene (---) mâh-ı Zilhicce'de cümle kal‘a ta‘mîri tamâm olup görenler "Aleyke avnullâh yâ Kandiye hâfız [u] mu‘înin Cenâb-ı Kibriyâ ola" deyü du‘â vü senâlar etdiler. Ba‘dehu Sad[rı]a‘zam dahi bu mâh-ı garrâda Hanya ve Retime ve Kisoma taraflarının bâğ-ı İremleri taraflarının seyâhatin tamâm edüp sa‘âdetle yine Kandiye'ye gelüp sene 1080 ıyd-ı adhâsında Âsitâne-i sa‘âdete gitmek fermân olunup Kandiye'de vezîr kalan muhâfız paşa ve Ankebût Ahmed Paşa ve sâ’ir mîr-i mîrânlar ve gayri ümerâlar ile Kandiye'de kalacak cümle asâkir-i İslâma ve cemî‘i erbâb-ı tîmâr ve erbâb-ı zu‘amâlara ve gayri iş erlerine cümle merâtiblerine gör[e] sammûr lepâçeler ve hil‘at-i fâhireler geydirilüp Kapudan Kaplan Mustafâ Paşa dahi kırk pâre kadırga ve kırk pâre galyon ile ârâste oldukda mukaddemâ ordu-yı İslâm içinde ne kadar ulemâ ve küttâb ve er[bâ]b-ı dîvân halîfelerinin sâhib-i kalem münşî kimesnelerine "Kandiye'nin fetihnâmeleri tahrîr olunsun" deyü fermân-ı vezîr bir bir(?) olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 326a ·
metinde göster ·
… rinden on dâne ihtiyâr Türkmân babaları iş görmüş ataları gelüp selâm verdiler.
Aleyke
alup yer gösterüp kahveler aşk eyledik.
Sergüzeşt-i hakîr: Beş sâ‘atde Seki yaylağı dağına ahşama karîb urûc edüp bir taşlık yalçın kayalar altında Karakeçeli obaları içinde bir mişezâr yerde bir dıraht sayesinde yüklerimiz yıkup atlarımıza yemler asup ta‘âm yerken oba sâhiblerinden on dâne ihtiyâr Türkmân babaları iş görmüş ataları gelüp selâm verdiler. Aleyke alup yer gösterüp kahveler aşk eyledik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y127a ·
metinde göster ·
Du‘â-yı ziyâret-i Resûl-i Kibriyâ: "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallâh. Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh, Es-selâmü aleyke yâ hayra halkıllâh, Es-selâmü aleyke yâ Habîballâh, Es-selâmü aleyke yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn ve yâ hayra'l-halâyıkı râhimîn ve yâ kâ’ide'l-gurri'l-muhaccelîn ve yâ imâme'l-müttakîn ve alâ ehli beytike't-tâhirîn ve alâ ezvâcike't-tâhirâtı ümmehâti'l-mü'minîn ve alâ âlike ve ashâbike'l-ecma‘în ve alâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü aleyke yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu aleyke küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu aleyke fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min halkihi ecma‘în. Kemâ istenkadenâ bike mine'd-dalâleti ve bassarnâ bike mine'l-amâyeti ve hedânâ bike mine'l-cehâleti ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enneke abduhu ve resûlüh ve emînnüh ve hayretüh P 121a min halkihi ve eşhedü yâ Resûlallâh enneke bellağte'r-risâlete ve eddeyte'l-emânete ve nasahte'l-ümmete ve keşefte'l-gammete. Ve kad ci'nâ bike yâ Resûlallâh zâlimîne bi-enfüsinâ, müstağfirîne li-zünûbinâ ve eşfa‘ lenâ yâ Resûlallâh. Ülâike refîkan yâ Resûlallâh, eş-şefâ‘atü'ş-şâfi‘atü yâ Resûlallâh"deyüp el yüze süre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289a ·
metinde göster ·
Du‘â-yı ziyâret-i Resûl-i Kibriyâ: "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallâh. Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh, Es-selâmü aleyke yâ hayra halkıllâh, Es-selâmü aleyke yâ Habîballâh, Es-selâmü aleyke yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn ve yâ hayra'l-halâyıkı râhimîn ve yâ kâ’ide'l-gurri'l-muhaccelîn ve yâ imâme'l-müttakîn ve alâ ehli beytike't-tâhirîn ve alâ ezvâcike't-tâhirâtı ümmehâti'l-mü'minîn ve alâ âlike ve ashâbike'l-ecma‘în ve alâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü aleyke yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu aleyke küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu aleyke fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min halkihi ecma‘în. Kemâ istenkadenâ bike mine'd-dalâleti ve bassarnâ bike mine'l-amâyeti ve hedânâ bike mine'l-cehâleti ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enneke abduhu ve resûlüh ve emînnüh ve hayretüh P 121a min halkihi ve eşhedü yâ Resûlallâh enneke bellağte'r-risâlete ve eddeyte'l-emânete ve nasahte'l-ümmete ve keşefte'l-gammete. Ve kad ci'nâ bike yâ Resûlallâh zâlimîne bi-enfüsinâ, müstağfirîne li-zünûbinâ ve eşfa‘ lenâ yâ Resûlallâh. Ülâike refîkan yâ Resûlallâh, eş-şefâ‘atü'ş-şâfi‘atü yâ Resûlallâh"deyüp el yüze süre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289a ·
metinde göster ·
Du‘â-yı ziyâret-i Resûl-i Kibriyâ: "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallâh. Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh, Es-selâmü aleyke yâ hayra halkıllâh, Es-selâmü aleyke yâ Habîballâh, Es-selâmü aleyke yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn ve yâ hayra'l-halâyıkı râhimîn ve yâ kâ’ide'l-gurri'l-muhaccelîn ve yâ imâme'l-müttakîn ve alâ ehli beytike't-tâhirîn ve alâ ezvâcike't-tâhirâtı ümmehâti'l-mü'minîn ve alâ âlike ve ashâbike'l-ecma‘în ve alâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü aleyke yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu aleyke küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu aleyke fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min halkihi ecma‘în. Kemâ istenkadenâ bike mine'd-dalâleti ve bassarnâ bike mine'l-amâyeti ve hedânâ bike mine'l-cehâleti ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enneke abduhu ve resûlüh ve emînnüh ve hayretüh P 121a min halkihi ve eşhedü yâ Resûlallâh enneke bellağte'r-risâlete ve eddeyte'l-emânete ve nasahte'l-ümmete ve keşefte'l-gammete. Ve kad ci'nâ bike yâ Resûlallâh zâlimîne bi-enfüsinâ, müstağfirîne li-zünûbinâ ve eşfa‘ lenâ yâ Resûlallâh. Ülâike refîkan yâ Resûlallâh, eş-şefâ‘atü'ş-şâfi‘atü yâ Resûlallâh"deyüp el yüze süre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289a ·
metinde göster ·
Du‘â-yı ziyâret-i Resûl-i Kibriyâ: "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallâh. Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh, Es-selâmü aleyke yâ hayra halkıllâh, Es-selâmü aleyke yâ Habîballâh, Es-selâmü aleyke yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn ve yâ hayra'l-halâyıkı râhimîn ve yâ kâ’ide'l-gurri'l-muhaccelîn ve yâ imâme'l-müttakîn ve alâ ehli beytike't-tâhirîn ve alâ ezvâcike't-tâhirâtı ümmehâti'l-mü'minîn ve alâ âlike ve ashâbike'l-ecma‘în ve alâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü aleyke yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu aleyke küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu aleyke fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min halkihi ecma‘în. Kemâ istenkadenâ bike mine'd-dalâleti ve bassarnâ bike mine'l-amâyeti ve hedânâ bike mine'l-cehâleti ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enneke abduhu ve resûlüh ve emînnüh ve hayretüh P 121a min halkihi ve eşhedü yâ Resûlallâh enneke bellağte'r-risâlete ve eddeyte'l-emânete ve nasahte'l-ümmete ve keşefte'l-gammete. Ve kad ci'nâ bike yâ Resûlallâh zâlimîne bi-enfüsinâ, müstağfirîne li-zünûbinâ ve eşfa‘ lenâ yâ Resûlallâh. Ülâike refîkan yâ Resûlallâh, eş-şefâ‘atü'ş-şâfi‘atü yâ Resûlallâh"deyüp el yüze süre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289a ·
metinde göster ·
yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn v …
Du‘â-yı ziyâret-i Resûl-i Kibriyâ: "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallâh. Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh, Es-selâmü aleyke yâ hayra halkıllâh, Es-selâmü aleyke yâ Habîballâh, Es-selâmü aleyke yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn ve yâ hayra'l-halâyıkı râhimîn ve yâ kâ’ide'l-gurri'l-muhaccelîn ve yâ imâme'l-müttakîn ve alâ ehli beytike't-tâhirîn ve alâ ezvâcike't-tâhirâtı ümmehâti'l-mü'minîn ve alâ âlike ve ashâbike'l-ecma‘în ve alâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü aleyke yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu aleyke küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu aleyke fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min halkihi ecma‘în. Kemâ istenkadenâ bike mine'd-dalâleti ve bassarnâ bike mine'l-amâyeti ve hedânâ bike mine'l-cehâleti ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enneke abduhu ve resûlüh ve emînnüh ve hayretüh P 121a min halkihi ve eşhedü yâ Resûlallâh enneke bellağte'r-risâlete ve eddeyte'l-emânete ve nasahte'l-ümmete ve keşefte'l-gammete. Ve kad ci'nâ bike yâ Resûlallâh zâlimîne bi-enfüsinâ, müstağfirîne li-zünûbinâ ve eşfa‘ lenâ yâ Resûlallâh. Ülâike refîkan yâ Resûlallâh, eş-şefâ‘atü'ş-şâfi‘atü yâ Resûlallâh"deyüp el yüze süre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289a ·
metinde göster ·
… lâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü
aleyke
yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlall …
Du‘â-yı ziyâret-i Resûl-i Kibriyâ: "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallâh. Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh, Es-selâmü aleyke yâ hayra halkıllâh, Es-selâmü aleyke yâ Habîballâh, Es-selâmü aleyke yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn ve yâ hayra'l-halâyıkı râhimîn ve yâ kâ’ide'l-gurri'l-muhaccelîn ve yâ imâme'l-müttakîn ve alâ ehli beytike't-tâhirîn ve alâ ezvâcike't-tâhirâtı ümmehâti'l-mü'minîn ve alâ âlike ve ashâbike'l-ecma‘în ve alâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü aleyke yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu aleyke küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu aleyke fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min halkihi ecma‘în. Kemâ istenkadenâ bike mine'd-dalâleti ve bassarnâ bike mine'l-amâyeti ve hedânâ bike mine'l-cehâleti ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enneke abduhu ve resûlüh ve emînnüh ve hayretüh P 121a min halkihi ve eşhedü yâ Resûlallâh enneke bellağte'r-risâlete ve eddeyte'l-emânete ve nasahte'l-ümmete ve keşefte'l-gammete. Ve kad ci'nâ bike yâ Resûlallâh zâlimîne bi-enfüsinâ, müstağfirîne li-zünûbinâ ve eşfa‘ lenâ yâ Resûlallâh. Ülâike refîkan yâ Resûlallâh, eş-şefâ‘atü'ş-şâfi‘atü yâ Resûlallâh"deyüp el yüze süre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289a ·
metinde göster ·
… lallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu
aleyke
küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâh …
Du‘â-yı ziyâret-i Resûl-i Kibriyâ: "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallâh. Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh, Es-selâmü aleyke yâ hayra halkıllâh, Es-selâmü aleyke yâ Habîballâh, Es-selâmü aleyke yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn ve yâ hayra'l-halâyıkı râhimîn ve yâ kâ’ide'l-gurri'l-muhaccelîn ve yâ imâme'l-müttakîn ve alâ ehli beytike't-tâhirîn ve alâ ezvâcike't-tâhirâtı ümmehâti'l-mü'minîn ve alâ âlike ve ashâbike'l-ecma‘în ve alâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü aleyke yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu aleyke küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu aleyke fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min halkihi ecma‘în. Kemâ istenkadenâ bike mine'd-dalâleti ve bassarnâ bike mine'l-amâyeti ve hedânâ bike mine'l-cehâleti ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enneke abduhu ve resûlüh ve emînnüh ve hayretüh P 121a min halkihi ve eşhedü yâ Resûlallâh enneke bellağte'r-risâlete ve eddeyte'l-emânete ve nasahte'l-ümmete ve keşefte'l-gammete. Ve kad ci'nâ bike yâ Resûlallâh zâlimîne bi-enfüsinâ, müstağfirîne li-zünûbinâ ve eşfa‘ lenâ yâ Resûlallâh. Ülâike refîkan yâ Resûlallâh, eş-şefâ‘atü'ş-şâfi‘atü yâ Resûlallâh"deyüp el yüze süre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289a ·
metinde göster ·
… üllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu
aleyke
fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min h …
Du‘â-yı ziyâret-i Resûl-i Kibriyâ: "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallâh. Es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallâh, Es-selâmü aleyke yâ hayra halkıllâh, Es-selâmü aleyke yâ Habîballâh, Es-selâmü aleyke yâ Safvetallâh, ve yâ seyyide'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve yâ hâteme'n-nebiyyîn ve yâ hayra'l-halâyıkı râhimîn ve yâ kâ’ide'l-gurri'l-muhaccelîn ve yâ imâme'l-müttakîn ve alâ ehli beytike't-tâhirîn ve alâ ezvâcike't-tâhirâtı ümmehâti'l-mü'minîn ve alâ âlike ve ashâbike'l-ecma‘în ve alâ sâ'iri'l-enbiyâi ve'l-mürselîn ve alâ sâ'iri-ibâdillâhi's-sâlihîn. Es-selâmü aleyke yâ eyyühe'n-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtuhu, cezâkallâhu annâ yâ Resûlallâh, efdalu mâ cezâe seyyi'en an kavmihi ve resûlen an ümmetihi , sallallâhu aleyke küllemâ zekereke'z-zâkirûn ve küllemâ gafele an zikrike'l-gâfilûn. Ve sallallâhu aleyke fi'l-evvelîne ve'l-âhırîn, efdalü ve ekmelü ve atyabu mâ salle alâ ahadin min halkihi ecma‘în. Kemâ istenkadenâ bike mine'd-dalâleti ve bassarnâ bike mine'l-amâyeti ve hedânâ bike mine'l-cehâleti ve eşhedü en lâ ilâhe illallâh vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enneke abduhu ve resûlüh ve emînnüh ve hayretüh P 121a min halkihi ve eşhedü yâ Resûlallâh enneke bellağte'r-risâlete ve eddeyte'l-emânete ve nasahte'l-ümmete ve keşefte'l-gammete. Ve kad ci'nâ bike yâ Resûlallâh zâlimîne bi-enfüsinâ, müstağfirîne li-zünûbinâ ve eşfa‘ lenâ yâ Resûlallâh. Ülâike refîkan yâ Resûlallâh, eş-şefâ‘atü'ş-şâfi‘atü yâ Resûlallâh"deyüp el yüze süre.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289a ·
metinde göster ·