Âhirü'l-emr ellinci gün kim oldu, ol ân kal‘a içinden bir feza‘ u çeza‘ zâhir olup kıyâmet kopdu. Hemân ol ân niçe bin bî-edyân küffâr-ı Hıristiyan zî-kıymet eşyâları ile burc [u] bârûlar üzre beyâz vere bayrakları diküp "El-amân ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘ayı vere ile teslîm edüp cümle küffâr bir gün mehil alup berren ve bahren her biri birer diyâra ve deyre ve îre gitdiler. Meğer kal‘a içre melâmiyyûndan Yâvedûd Sultân merhûm olunca küffârın başına kıyâmet kopup kal‘ayı emân ile verüp deryâ-misâl asker-i İslâm sadâ-yı Allâh Allâh {ile} şehr-i İslâmbol'un cânib-i selâsından asker-i bî-pâyân yürüyüş edüp mâl-ı ganâyim almağa şürû‘ etdüklerinde Koca Ebü'l-feth örf-i 30a izâfetiyle ayağında âsumânî çizmesiyle katıra süvâr olup elinde seyf-i Muhammedîyi kaldırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29b–30a ·
metinde göster ·
… vese düşürüp vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâlarından celb-i mâl içün rüşvet
almağa
başlatdılar.
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr cülûs etdikde Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi, anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve hâsekî ve nisvân u sâhib-isyân ve musâhibeler ve gayrı musâhib Cinci Hoca ve Hezârpâre Vezîr-i a‘zam Ahmed Paşa taraf taraf fürce bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ-yı hevese düşürüp vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâlarından celb-i mâl içün rüşvet almağa başlatdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 78a ·
metinde göster ·
dermânı olmaz. Hemân bu ahvâle vâkıf olup atından enüp yine vîrânistâna yüz dut …
Esnâf-ı muhtesib ağa: Hâkim-i kadîmdir, ağa bir, neferâtları üç yüzdür, anlara kul oğlanı derler, gûyâ cellâdlardır. Bu muhtesibin pîri Behlül Dânâ'dır, mukaddemâ olmamışdır. Hilâfeti terk edüp muhtesiblik kabûl edüp bir gün kol dolaşup görse kim her kim bey‘ [ü] şirâsında hîlekârdır, dükkânında iki ellerin böğrüne koyup ağzın poyraza açup müflis [ü] mendebûr oturur. Ayn-ı bâtınla gördü kim her kim hakkına râzı olup bey‘ [ü] şirâsında dürüstdür, dükkânında mâlının hisâbın bilmeyüp müşterîden akçe almağa dermânı olmaz. Hemân bu ahvâle vâkıf olup atından enüp yine vîrânistâna yüz dutup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
… eyve-i dânedâr ile müzeyyen edüp her birinin içine niçe manav bâzârcıları meyve
almağa
girir şeklinde girüp her biri birer sele ve sepet meyvelere yapışup biri dahi t …
Ba‘zıları pestilden hil‘atlar geyüp kuru kestâneleri iplere dizüp kendülere kestâneden hil‘atlar geyüp kimi kestâne yiyüp ellerinde nârdan ve limon ve turuncdan ve elmadan tesbîhler ile ubûr ederken âye[t], Arapça âyetin okurlar ba‘zısının ellerinde kuru üzümden tesbîhler ile güzer ederken Arapça âyetin tilâvet edüp muhteşem sâlûsâne ubûr ederler. Ve kızaklar üzre gemiler yapup her birin biner âdem çekerek giderken bu gemiler cümle meyve ile leb-ber-leb olup çarmıhları ve direkleri ve seren kürekleri ve kıçı ve başları cümle meyve-i dânedâr ile müzeyyen edüp her birinin içine niçe manav bâzârcıları meyve almağa girir şeklinde girüp her biri birer sele ve sepet meyvelere yapışup biri dahi tağallüben "Ben alırım" deyü gemiler içre bir hây-hûy, gavgâ ve feryâd ve ana ve ata ve avretlerine çerb-i şîrînler basup meyve alırken birbirlerinin başların yarup kanları akarak alayköşkü dibinden böyle ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 180a ·
metinde göster ·
… başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine
almağa
başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet ed …
mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… aşbâzıyım" deyü kurbân kulunun donluğun alup gider. Bir habbe ziyâde ve noksân
almağa
kâdir değildir. Sonra hilâf eden aşbâzın dilin ensesinden çekerler. Ba‘dehû aşb …
Ahlâk-ı zemîme-i İrân-zemîn: Ahâlîsi Kânûn-ı kadîm-i Azerbaycân oldur kim on iki imâm aşkına on iki esnâf-ı askerî tâ’ifesi ki niçe bin âdem olur. Ulemâdan ve sâ’ir a‘yândan on ikişer esnâf âdemler hânelerinde ta‘âm pişirirler. Mâ‘adâsı hücrelerinde âteş yakmak ihtimâli yokdur kim ta‘âm pişire. Meğer kahve ve çây ve bâdyân ve sa‘lep ve mahlep pişirüp câme-şûylık içün âteş yakup su ısıda, ana mâni‘ olamazlar. Cümle nökerleri ve askerîsi ve bekâr [u] bîkârları cümle çârsû-yı bâzârdan alup ta‘âm yerler. Anınçün kızılbaş-ı bed-ma‘âşdırlar kim ma‘îşetleri bu husûsda hakkâ ki beddir. Lâkin ucuz olur ve murâd edindiğin ta‘âmı hora geçirirsin. Hisâbî ve mücerred olan kişilere bu enfa‘dır. Hattâ askerî tâ’ifesi üç ay bâzârda ta‘âm yise anın aşbâzı donluğ-ı şâhî çıkdıkda aşbâz dîvâna çıkup "Men kurbân kulunun aşbâzıyım" deyü kurbân kulunun donluğun alup gider. Bir habbe ziyâde ve noksân almağa kâdir değildir. Sonra hilâf eden aşbâzın dilin ensesinden çekerler. Ba‘dehû aşbâz donluk sâhibine on iki gün müft ziyâfet eder. Kânûnları budur. {Kaçan kim şâh ve bir sipehsâlâr sefere gitse cemî‘î ordularında keçe obalı ve keçe haymeli aşbâzlarından ziyâde asker ve hayme ve bazâr yokdur. Zirâ cümle askerîsi ordu aşbâzlarına muhtâclardır}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b ·
metinde göster ·
… ekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre bir murğ-ı sürhab saydın
almağa
gönderüp ol civân buza cuyulup gark-ı âb olup melike duhter güft [u] gûy-ı kabâ …
Kavm-i müşrikînden ibtidâ tâ’ife-i Yahûddır. Andan kavm-i fecere bu Gürcî'nin kavm-i Dâdyân'ı ve Şavşad kavmleridir. Anlardan 320b kavm-i Kuril ve kavm-i Açıkbaş ve kavm-i Mikril ve kavm-i (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Müteferrik olup cümlesi ümmet-i Dâvûd Nebî iken millet-i Mesihî'den olup kitâb-ı İncîl ile zu‘m-ı bâtıl ederler ammâ cümlesi on iki lisân üzre tekellüm ederler. Gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânların tercümân ile anlar ecnâs-ı ünâsdır. Ammâ lisân-ı Şavşad u Dâdyân-ı zu‘m-ı fâsîdler niçe fesâhat u belâğat ile kelimât eder kavmlerdir. Hakîkatü'l-hâl hâlâ Moskov diyârının kralları inkırâz bulsa millet-i Mesîhıyye'nin güzîdesi ve Enûşirvânı ve hasîb [u] nesîbidir, deyü Şavşad'dan yâhûd Dâdyân'dan bir beğ alup Moskov'a kral ederler. Kitâbî kavmdirler. Ammâ Abaza ve Çerkes-i nâ-kes Arab'dan azgın kavm-i cedîd olmağıla aslâ kitâbları ve bed-mezhebleri yokdur. Bu Gürcîstân papaslarının takrîrleri üzre tevârîh-i atîklerinde eyle tahrîr eder kim silsileleri Keykâvûs'a ve niçe bin pehlivânlara müntehî olup andan Dâvûd Nebî a.s. hazretine müntehî olur, derler. Meğer Gürcîstân'da bir pâdişâh var idi. Mürd oldukda yerine Temerrüd nâm bir kızı hâkime olup bir kimesneye varmayup babasından irs ile intikâl eden diyârlarını hükm-i hükûmât ederek bir gice bir pençe-i âfitâb gulâm ile ayş [u] işret mâbeyninde melike kız mest iken ol civân kıza susa edüp melike hâmile kalır. Andan bir meh-pâre duhter-i pâkize-ahter tevellüd edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine gönderir. Beri tarafda melike bed-nâm olmamak içün kendüye susa edüp bekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre bir murğ-ı sürhab saydın almağa gönderüp ol civân buza cuyulup gark-ı âb olup melike duhter güft [u] gûy-ı kabâ’ilden halâs olup bu melîkeden müştakka olan kız dahi kemâlin bulup ol kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye verirler. Ol kızdan üç oğul olur. Anlar dahi fetâ yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş edüp büyük beğzâdeye Kütâtis ülkesi verirler kim ana Baş-açık vilâyeti derler. Hâlâ Başaçık tâ’ifesinin nesli ol büyük beğzâde Mârûla melike müntehî olur. Veled-i vustâya Tiflis ülkesini verirler ki ismi Simon'dur. Küçük oğlana Bâht vilâyetin verirler kim Dâdyân kavminin nesli ana müntehîdir. Bu Dâdyân Beğ cihân-ârâ bir âdil pâdişâh olup cümle kefereler buna tâbi‘ olmuşlardı. Hâlâ Gürcîstân'da bu Dâdyân ve Açıkbaş beğlerine cümle Gürcîstân itâ‘at ederler, gûyâ baş papaslarıdır. Cümle kefere kralları hîn-i cülûsda kılıç kuşansa Açıkbaş ve Dâdyân'ın izniyle bir âdem kılıç kuşadup cümle kefere ol kral-ı dâldan bid‘at ederler. Hattâ Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken bu Açıkbaş beğiyle hüsn-i ülfet edüp Kütâtis kal‘asında niçe zamân ayş [u] işret edüp babası Bâyezîd-i Velî'den sonra Selîm Hân müstakil sultân oldukdan sonra Açıkbaş ülkesinin tâc harâcı ve tekâlîf-i örfiyyesin hatt-ı şerîf-i kavî huccet ile mu‘âf [u] müsellem edüp ilâ yevminâ hâzâ mu‘âfdırlar. Ancak alâ tarîkı'l-hedâye İspirî doğanlar ve sunkur ve toygun-bâzlar ve mümtâz gılmân-ı şehnâzlar ve dûşîze-i dil-nüvâzları der-i devlete göndermeleri beher sene kânûn-ı Selîm Hân-ı Evveldir, ve's-selâm. Ba‘dehû bu zikr olunan Azgûr kal‘asından kalkup cânib-i garba ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre câ-be-câ hıyâbân [u] gülistânlı zemîn-i mahsûldâr ve çemenzâr yerler üzre 4 sâ‘atde hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle sâlimîn ve gânimîn sedd-i İslâm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a–320b ·
metinde göster ·
Mezkûr Gürcî Nebî harem-i hâsda neşv [u] nemâ bulup erbâb-ı hizmetden mün’im, mâldar, vaka‘ [u] vakâr sâhibi nâmdâr yarar âdem idi. Ekseriyyâ (---) mutasarrıf olurdu. Vezîria‘zam Murâd Paşa Sultân İbrâhîm Hân kanlısı ve Koca Mevlevî vezîr kâtili olması cihetiyle Gürcî Nebî Murâd Paşa'ya dilgîr olup Anadolu eyâletleri haşerâtlarına bezl-i mâl eyleyüp başına yigirmi bin asker-i mülevves-i telvîs ve telbîs ve refîk-i iblîs-i habîs-i vâcibü'l-izâle gûnâ-gûn ecnâs-ı mahlûkât hezeleyi başına cem‘ edüp cibilliyetinde merkûz olan hıyânet ü habâset-i mel‘anet-i ezeliyyesi isyân u tuğyân cânibine meyl etdirüp nân u nemek-i Âl-i Osmân'ı ferâmûş eyleyüp âkibet-i serencâmı neye müncer olacağın fikr etmeyüp Devlet-i Aliyye'den rû-gerdân olup bir alay ipsiz ve sapsız, zabt [u] rabtsız, haşerât [u] cemâpûrı ser-i bî-devletine cem‘ edüp taht-ı Âl-i Osmân olan belde-i Tayyibe, ya‘nî mahmiyye-i Kostantiniyye haşerât-ı sekbân ve sarıca destinde berbâd edüp ahâlî-i İslâmbol'u İbrâhîm Hân hûniyçün zâr [u] zebûn ve hâllerin perîşân [u] diyergûn etmeğe ta‘ahhüd edüp seksen bin askerine yetmiş bin va‘de-i hulf-ı dürûğ ile boğazı tokluğuna aç u zâc ve muhtâc u ihtiyâc boğazı ipli kavmi başına cem‘ edüp ve niçe ma‘zûl beğlerbeğiler ve mültezimler ve bir tavuk içün kırk eve konar mukleciyânlar kendüye hem-dem ü hem-celîs-i bî-bâk u bî-pervâ Anadolu hâkinden cünd-i cünûb-i mühmelesiyle bir baş Üsküdar'a gelmeğe yemîn-billah ve kasem-tallah edüp gelmede, beri Devlet-i Aliyye tarafında hâs u âm ve bây [u] gedâ meşveret edüp Hazret-i Resûlullah'ın Alem-i şerîfin Üsküdar'a çıkarup "Her kim pâdişâhın birden bine; binden yüz bine varınca nân u nemekin yerse Âlem-i Resûlullah dibine gelsin" deyince el-azametullah hakîr Üsküdar'a vardıkda dağ u taş ve deşt [u] hâmûn ve bâğ u bâğçeler âdem deryâsı olup mevc urur. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp "Şâm-ı şerîfden ulaklığile bu cem‘iyyet-i kübrâyı görmeğe gelüp yine fânî cihânın nakşından gûnâ-gûn hisse almağa gelmişiz" deyüp seyr [ü] temâşâya mukayyed 30b olduk. İbtidâ alay-ı azîm ile Hazret-i Risâlet-penâh'ın Alem-i şerîfiyle Sadrıa‘zâm Murâd Paşa niçe yüz bin asâkir-i İslâmı ile niçe bin kayıklar ve sandal ve çekelve donanma-yı hümâyûn keştîler ile Üsküdar sahrâsına geçüp serâperdesinde karâr-dâde olup Âsitâne-i sa‘âdet'de mevcûd bulunan yetmiş altı oda yeniçeri neferâtları ve korucuları ve dânişmendleri ve mütekâ‘idînleri ve cümle kul oğlu kul ve cümle acemiyân ile cümle kırk dörd bin yeniçeri askeri Üsküdar'a geçüp kat-ender-kat saf saf olup haymelerin kurup bağlar kenarında meterise girdiler. Andan on sekiz asâkir-i topcıyân-ı dergâh-ı âlî iki yüz pâre şâhî topları ve kırk pâre balyemez ve kolomborna topları yeniçeri meterisleri önüne zeyn edüp kûşe kûşe üç bin topcu askeri hizmetde olup cümle topları levâzımât [u] mühimmâtlarıyla âmâde etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 30a–30b ·
metinde göster ·
… tdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre
almağa
Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ ed …
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… rinden çıkarup bu buhayreye dökerlermiş. Lût şehri hâkimi tarafından kefenlerin
almağa
emîn âdemleri kayıklar ile varup meyyitlerin kefenlerin başları ucundan çözüp k …
Bu buhâyre oldur kim Hazret-i Lût asrında kavm-i Lûtîlere Cenâb-ı Bârî hışm edüp lâşe-i murdârların Cenâb-ı Allah meleklere emr edüp bu deryâya döküp cümle leşleri niçe zemân bu buhayre üzre şinâverlik edüp cîfe-i murdârlarından âb-ı buhayre bed râyihalı olup ilâ yevminâ hâlâ bir sasık buhayre ve siyâh-rû deryâdır. Hulefâ-yı Emeviyyûn'a gelince bu buhayre üzre her sabâh niçe bin kefenli ter ü tâze meyyitler bulunurmuş. Meğer rahmet develeri ile mü’ekkel melâ’ikeler Lûtîleri kabrinden çıkarup bu buhayreye dökerlermiş. Lût şehri hâkimi tarafından kefenlerin almağa emîn âdemleri kayıklar ile varup meyyitlerin kefenlerin başları ucundan çözüp kefenlerin alınca avret yerleri kapkara kül olup vücûdları necis kokarmış. Hemân leşlerinden kefenleri çıkınca bu buhayrenin köpek balıkları ibtidâ Lûtîlerin avret yerin koparup yerler imiş. Kefen içün başka bir emânetkâr âdemi olurmış. Beher sene kırk elli bin kefen tahsîl olurmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 46a ·
metinde göster ·
… baza Hasan'dan ve İpşir'den kendüye nihânîce mektûblar gelüp pesüperdeden mührü
almağa
lağımlar etmeğe başladı. Sene 1061 Şa‘bân'ının nısfında.
Andan Bolu'ya varınca üç bin atlı olur. Osmâncık'a varınca beş bin asker olur. İpşir Paşa'ya varup İpşirle kırk elli bin asker olup der-i devlete haber gönderüp "Kul kethüdâsı ve Kara Çavuş'u ve Kudde Kethüdâ'yı ve Defterdâr Emîr Paşa'yı ve filanı ve filanı istemezüz" deyü haber gelince taraf-ı şehriyârîden bunların hakkına katl hatt-ı şerîfi gelüp Paşa "Mühri ferâgât ederim. Ben anların nâ-hak katllerine fermân etmem!" deyüp bu sadâ pinhân oldu. Bu mahalde Siyâvuş Paşa dahi Budin'den ma‘zûlen gelüp kubbenişîn vezîr olup Abaza Hasan'dan ve İpşir'den kendüye nihânîce mektûblar gelüp pesüperdeden mührü almağa lağımlar etmeğe başladı. Sene 1061 Şa‘bân'ının nısfında.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99a ·
metinde göster ·
… an mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü
almağa
gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… e-ızâr u sayd [u] şikârlı korudur. Ferd-i âferîdeden bir merd ü zen bir haşebin
almağa
kâdir değildir. İllâ hâkim izniyle tekyeye ve ba‘zı vakfullah binâlara haşebler …
Ve teferrücgâh-ı Babadağı: Cümle on bir aded mesîregâhdır. Evvelâ şehrin şarkında Kulle bâğları ve Bekir Ağa hânesi ensesinde Yarbağları ve Dede Saltık Sultân korusu bir azîm hıyâbân u çınaristân ve çengelistân ü kûyâh-ı sebzezâr ve lâle-ızâr u sayd [u] şikârlı korudur. Ferd-i âferîdeden bir merd ü zen bir haşebin almağa kâdir değildir. İllâ hâkim izniyle tekyeye ve ba‘zı vakfullah binâlara haşeblerin kat‘ ederler. Anda Sarı Saltık Sultân'ın niçe bin koyunu ve sığırı ve sıpası ve atları ve kısrakları ve taylakları mâl-â-mâldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127b ·
metinde göster ·
… irbirine teklîf edüp köşe be-köşe müşâvereye başladılar. Kimesne cür’et edüp su
almağa
varamadılar. Âhir Şefî‘î Çelebi "Hamd-i Hudâ, âlem-i sabâvetimden berü her cihe …
Anı gördük, evc-i semâya ser çekmiş bir yalçın yalama ve mücellâ kayada bir berrâk âb-ı nâb cereyân etmede. Yârân birbirine teklîf edüp köşe be-köşe müşâvereye başladılar. Kimesne cür’et edüp su almağa varamadılar. Âhir Şefî‘î Çelebi "Hamd-i Hudâ, âlem-i sabâvetimden berü her cihetde kendümü ma‘sûm-ı pâk bilürüm" deyü Bismillah ile ileri varup bî-bâk ol mâ-i pâkden alup nûş etdi. Mü’ezzinzâde Alî Çelebi cür’et edüp eline ağaç keşkülü alup su alam derken hemân su kesilüp cümle yârân şaka ile tebessüm edüp "Bre sen mef‘ûlmüşsün" dediklerinde garîb herîfin rûyunda kan kalmayup dem-beste ve hayrân kaldı. Ey imdi ben aldım, sizler alamazsız, deyü cümle yârân "siz bu arada kala" deyü yemîn billah edüp çeşmeden su almağa başladıklarında Şefî‘î Çelebi'nin birâderi varup ayn-ı cârîye el uzatdığı gibi kesildi. Yine cümle yârân gülüşmeğe başladılar. Andan Şeyhzâde Çelebi'nin Hımhım Mehemmed Çelebisi çeşmeye on adım ba‘îd kaldıkda çeşme kesildi. "Hay bunu çok if‘âl bâbına çekmişler" deyü azîm handeler etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b ·
metinde göster ·
… mazsız, deyü cümle yârân "siz bu arada kala" deyü yemîn billah edüp çeşmeden su
almağa
başladıklarında Şefî‘î Çelebi'nin birâderi varup ayn-ı cârîye el uzatdığı gibi …
Anı gördük, evc-i semâya ser çekmiş bir yalçın yalama ve mücellâ kayada bir berrâk âb-ı nâb cereyân etmede. Yârân birbirine teklîf edüp köşe be-köşe müşâvereye başladılar. Kimesne cür’et edüp su almağa varamadılar. Âhir Şefî‘î Çelebi "Hamd-i Hudâ, âlem-i sabâvetimden berü her cihetde kendümü ma‘sûm-ı pâk bilürüm" deyü Bismillah ile ileri varup bî-bâk ol mâ-i pâkden alup nûş etdi. Mü’ezzinzâde Alî Çelebi cür’et edüp eline ağaç keşkülü alup su alam derken hemân su kesilüp cümle yârân şaka ile tebessüm edüp "Bre sen mef‘ûlmüşsün" dediklerinde garîb herîfin rûyunda kan kalmayup dem-beste ve hayrân kaldı. Ey imdi ben aldım, sizler alamazsız, deyü cümle yârân "siz bu arada kala" deyü yemîn billah edüp çeşmeden su almağa başladıklarında Şefî‘î Çelebi'nin birâderi varup ayn-ı cârîye el uzatdığı gibi kesildi. Yine cümle yârân gülüşmeğe başladılar. Andan Şeyhzâde Çelebi'nin Hımhım Mehemmed Çelebisi çeşmeye on adım ba‘îd kaldıkda çeşme kesildi. "Hay bunu çok if‘âl bâbına çekmişler" deyü azîm handeler etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b ·
metinde göster ·
… etîn [u] müstahkemler feth olup âhir Süleymân Şâh bir turnaya şâhin salup şikâr
almağa
atıyla seğirdirken tekerlenüp merhûm olunca cümle küffâr kızıl yumurta boyayıp …
Âhir Hicret-i Nebeviyyenin sene (---) si târîhinde 149a tulû‘-ı Âl-i Osmân'da ulemâ-yı Rûm ve müfessirîn ve muhadisîn-i zevi'l-mefhûm cemî‘i va‘z [u] nasîhatlerinde ale'l-umûm Arapça âyet-i şerîfinin tefsîr-i dürerbârın Rûmeli arzında Edirne-i İrem'dir, deyü ümmet-i Muhammedî ve cüyûş-i muvahhidîn-i fethin tergîb ederdi. Ve sûret-i Hak'dan görünüp Edirne'ye ve gayri kral-ı dâllere elçiler gönderüp yolların ve bellerin ve âyîn-i bed-nâmların görüp gelirlerdi. Tâ ki sene (---) târîhinde Orhân Gâzi saltanatında Bursa Rûm keferesi destinden feth olup Edirne şehrinin dahi fethine bezl-i ihtimâm edüp taht-ı sânî olmasına karâr verüp bizzât Hacı Bektâş-ı Velî huzûrunda gülbang-ı Muhammedî çekilüp Fâtiha tilâvet olunup bizzât Hacı Bektâş-ı Velî üç yüz fukarâsıyla ve yetmiş nefer asâkir-i İslâmdan Ece Ya‘kûb ve Haladere ve Yalvac Dede ve Kara Mürsel ve Kara Koca ve Kara Hoca ve Kara Evren nâm gâzîler kapıdağından sallar ve kelekler ile Bismillah ile Rûm'a geçüp şebhûrlar edüp ibtidâ İpsala'yı feth edüp ibtidâ cum‘a namâzın anda kıldıkların "ibtidâ salâ"dan galat İpsala derler. Sene (---) târîhinde feth olan hâk-i Rûm'da bu kal‘adır. Zamân-ı Orhân Hân, be-dest-i Süleymân Şâh b. Orhân Gâzî. Hulâsa-i kelâm yedi senede guzât-ı müslimîn yetmiş pâre şehir ve kal‘a-i metîn [u] müstahkemler feth olup âhir Süleymân Şâh bir turnaya şâhin salup şikâr almağa atıyla seğirdirken tekerlenüp merhûm olunca cümle küffâr kızıl yumurta boyayıp gûyâ şâdumân ettiler. Anın akîbince Gâzî Murâd Beğ Edirne altına ve İslâmbol altına varınca şebhûnlar ve çapullar ve yortumlar bırağup küffâr-ı bed-girdârı Edirne'den taşra çıkarmaz olup her bâr guzât ile mâl-ı firâvânlar olup yine selâmetle İpsala'ya kaytavul ederdi. Tâ ki sene (---) târîhinde Gâzî Murâd Hân-ı Evvel müstakil pâdişâh olunca "Bismillah, niyyetü'l-gazâ-i İdrivne" deyüp yedi yerden gayret kılıcın kemerine bend kılup Tatar ve Moğol-ı Rûm'dan yüz yetmiş bin asker cem‘ edüp kal‘a-i Edirne'yi muhâsara edüp cânib-i erba‘adan gelen imdâdların dendân-ı tîğdan geçirüp derûn-ı kal‘ada mütahassın olan küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr "el-Amân ey güzîde-i asker-i Âl-i Osmân!" deyüp kal‘ayı emân ile verüp nice bini Sofya cânibine, nice bini Kostantiniyye'ye gidüp hamd-i Hudâ sene 762 târîhinde bizzât Gâzi Hudâvendigâr kal‘a-i Edirne'yi {İslâmbol'dan sene (---) mukaddem, ammâ feth-i İslâmbol sene 857} feth edüp anda karâr-dâde olup taht-ı sânî Edirne oldu. İnkırâzu'd-deverân dest-i Âl-i Osmân'da mü’ebbed ola, âmîn yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 148b–149a ·
metinde göster ·
… ze çıksın" dedi. Ve gelen ağaya bir kîse altun ve bir semmûr kürk ihsân etdikde
almağa
me’mûr değiliz. Hemân sultânımı tâ Van kal‘asına varınca götürmeğe me’mûruz. Zî …
Ezîn-cânib ve min te’sir-i ta‘bîr-i rü’yâ-yı sâliha, hikmet-i Hudâ, alimallah ve şehidallah u kefâ billahi, Muhammedün Resûlullah, böyle olmuşdur. Bu vâkı‘ayı bu gûne ta‘bîr etdiğinin sabâhısı bir muhteşem İpşir Paşa ağası bir kıt‘a hatt-ı şerîf ile ve bir kıt‘a yarlığ-ı belîğ-i emr-i pâdişâhî ile mezkûr ağa gelüp bî-bâk u bî-pervâ paşanın halvethânesine girüp hatt-ı şerîf-i emr-i pâdişâhîyi paşanın destine sundukda paşa ayağa kalkup hatt-ı şerîfi bûs edüp ber- ser koyup kırâ‘at etdi. Ve "Fermân pâdişâhımındır, el-emru emrüküm" ve "Tiz tuğlar dîvânhânemize çıksın" dedi. Ve gelen ağaya bir kîse altun ve bir semmûr kürk ihsân etdikde almağa me’mûr değiliz. Hemân sultânımı tâ Van kal‘asına varınca götürmeğe me’mûruz. Zîrâ fermân-ı şehriyârî ve hükm-i sadrıa‘zam-ı pâdişâhî böyle sâdır olmuşdur" dedikde paşa-yı halîm u halûk eydür "Ey ağam, bizim ednâ hâtırımız içün İpşir Paşa karındaşımıza varup selâmımızı teblîğ edüp bize bir hafta mehil vereler. Tâ ki tedarük-i râhımız görüp fermânları üzre Van'a değil tâ Isfahân-ı nısf-ı cîhâna gidelim" deyü cevâb etdikde ağa-yı âkıbet-endîş bir kîse altun ve bir semmûr kürk ile huzûr-ı İpşir Paşa'ya varup Melek Ahmed Paşa'nın tevâzu‘la "emr pâdişâhın" dediği kelimâtları ale't-tafsîl bir bir İpşir Paşa'ya takrîr eder. Hemân İpşir Paşa, Kara Hasan Paşa'ya ve Kürd Kara Mehemmed Ağa'ya eydür "Allah belânız versin, şöyle bir halîm vezîri Van gibi bî-fâ’ide eyâlete gönderdiniz. Hâtırımız içün Van'ın cümle mahsûlün Van mukarrerün götüren ağamıza bir semmûr kürk ile vermiş ve yedi ay kâ’im-i makâmım olmuşken lâyık değil idi ki anı Van'a süreydik. İnşâallah akîbince yâ Bağdâd'ı yâ Diyârbekir'i ihsân ederim" dedikde Abaza Hasan Paşa {eydür} "Hey sultânım, aşîretimizden olsa gerek, zamân-ı sadâretinde Türkmân ağalığın elimden alup ocak ağaları ve Kudde Kethüdâsı iğvâlarıyla ağalığım Ak Alî Ağa'ya verüp kîsem kapu arasında kaldı. Yine böyle iken beni Üsküdar'da katl etmeğe sipâh ocağı ağaları ile Zühdî Efendi'sini gönderüp beni nâhak katl etse gerek idi. Biz dahi Üsküdar'dan firâr edüp Haleb altında sultânıma gelüp güc ile cân kurtardım. Melek Paşa'ya Van değil ana Mar‘aş Karsı bile çokdur" dedikde İpşir Paşa eydür "Hele mezâ mâ mezâ olmaya illâ hayr" deyüp hâmûşbâş olur. Ezîn-cânib hemân paşa ol şiddet-i şitâda seksen toksan merhale menâzilleri kat‘ edüp çekeceği âlâm-ı şedâ’idi fikr edüp derhâl "At!.." deyüp huzûr-ı pâdişâhîye bilâ telhîs müteveccih oldukda bu hakîr bile idim. Ol mahalde pâdişâh-ı Cem-cenâb sa‘âdetle Çemensoffa nâm {mahalde} idi. Hemân bizim paşa seğirderek huzûr-ı pâdişâha varup zemîn-bûs etmeden "Es-selâmu aleyk 183a pâdişâhım!" deyüp du‘â ederek pâdişâhın dâmenin bûs etdi. Hemân hünkâr "Bak a Melek lala. Sana ben Van'ı ihsân eyledim. Sekiz yüz kîse dutar bir eyâlet-i azîm olup otuz altı sancağı ve dörd hükûmet hânlığı ve yetmiş aded ocak beğliği ve yetmiş altı pâre kal‘alı bir eyâlet-i azîm imiş. Niçün gitmezsin" deyü hitâb etdükde "Belî pâdişâhım, sahîhdir. Cümle sancakları mevcûddur ammâ Kürdistân olmağıla Van kal‘asının top altından gayri yerde paşaların hükmü nâfiz değildir. İntihâ-yı serhadd-i bî-amân yerdir. Anda vâliler mudârâ ile geçinirler. Pâdişâhım beni garazan ol serhadde atarlar. Sekiz yüz kîse değil seksen kîse dutmaz. Zîrâ bir cezîre yerdir. Hattâ İpşir Paşa lalan pederin tâbe serâh İbrâhîm Hân asrında Van eyâleti ihsân olundukda derd [ü] belâ çekerek Van'a revâne olup alay-ı azîm ile kal‘aya gireyim derken kal‘a kapuların sedd edüp iki yüz kadar balyemez alarka topları atup dörd yüz âdem ile şehri harâb mı edersin deyü top urup kal‘aya uğratmayup ili vilâyeti harâb edersin deyü eyâleti zabt etdirmeyüp kodılar" deyince meğer İpşir Paşa bizim paşanın {pâdişâh} huzûruna gitdiğin haber alup topalca ayağıyla sehel aksayarak gelirken hemân sa‘âdetlü pâdişâh "İşte İpşir lalam geliyor" buyurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182b–183a ·
metinde göster ·
… zîkıranlılar yemîn ü yesârda ve pîşvâda ince karavullar olup ileride baş ve dil
almağa
me’mûrlardır.
Evvelâ Süleymân Hân ahdi üzre Âl-i Osmân pâdişâhı Van tarafından diyâr-ı Acem'e gitse Van beğlerbeğisi talî‘a-i asker olur. Anın önü sıra Hakkarî hânı çarhacı olur, dahi ilerisinde Mahmûdî baş çarhacı olur. Andan ileride Pinyanişî ve çolak Mîr-i Azizli ve Gâzîkıranlılar yemîn ü yesârda ve pîşvâda ince karavullar olup ileride baş ve dil almağa me’mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255b ·
metinde göster ·
… Malazgird'den bu kadar asker çeküp Ekrâd'ı himâyete alup Ekrâd'ın koyun hakkın
almağa
mâni‘ olup biz dahi öşr-i ağnâm almak murâd etdiğimizde anlar bizi dûz eyledile …
"Evvelâ hamd idelim Hâlık-ı Bîçûn'a kim benî Âdeme akl-ı küll verüp cümle hayvânâtdan evvel eşref-i mahlûk etdi kim hayr u şerri ve zarar [u] nef‘i bilüp müfsidîn ve hâsidîn ve mekkârların hiyel ü şeytanatına aldanmayup bî-garaz Müselmanlara taşra umûrun su‘âl edüp hâkimü'l-vakt olan adâlet ide. Yürü ümîddir kim bu zerre-i nâçîzin zerre kadar hatâsın sütür etmeyüp sû-i zan 261b ile deryâ-misâl askeri ser-i sa‘âdetinize cem‘ eyleyüp tarafeynde ceng ü cidâl ve harb ü kıtâl ola da rûz-ı mahşerde sizden su‘âl olunmaz mı ve memâlik-i Âl-i Osmân'ın Bitlîs şehri nehb ü gâret olunursa ve bu kadar evlâd [u] ıyâl haşerât-ı Ekrâd tuğyânıyla pâymâl-i rimâl olursa sa‘âdetlü pâdişâhıma ne cevâb verirsin ve sa‘âdetle bu şehrimize gelüp hânemizde mihmân oldukda bu kadar va‘de-i kerîmeler etdiğinizi ne aceb ferâmûş etdiniz Elkerîmü izâ ahede vefâ" değil midir? Ve bir gün yine bu dâ‘î-i muhlisinizin külbe-i ahzânında buyurdunuz kim "İnşâallah hân karındaşım sana Muş sancağın ihsân etdirüp yarlığ-ı belîğlerin getirdirim." buyurduğunuzdan memnûn olup cihân cihân sürûr-ı şâdân olup bu kadar ahd-i mîsâk emrine bünyâd-ı îmân u gılâz-ı şiddâd olunmuşdu kim zamân-ı hükûmetinizde ünâs-ı merd ü zen âsûde-hâl olalar. Re‘âyâ-perverlik bu mudur kim bu kadar askerle bu şehir üzre gelesin, âsûde-hâl olmak kande kalır ve kande cây-ı menâs bulunur ve bir kerre dahi buyurdunuz kim "Hân karındaşım sen benim velîni‘am efendim Sultân Murâd Hân Gâzî'nin çerâğ-ı efrûhtesi idin, Revân senesinde çok ni‘metin yedik ve hâlâ şimdi bî-hadd ü bî-hisâb ni‘met-i uzmânı tenâvül eyledik, sen dahi ehl [ü] ıyâlinle du‘â-yı hayrımızda olup devâm-ı devlet-i Sultân Mehemmed Hân ed‘iyyesine müdâvim olup zevk u safâda ol." deyü du‘â-yı hayrınızla behremend olduk mülâhazasıyla âsûde-hâl olup kavm-i Ekrâd Malazgird yaylağına çıkarken kânûn-ı pâdişâhî üzre aded-i ağnâm hakkın alalım derken hudûdumuzda olan Mehemmed Beğ Malazgird'den bu kadar asker çeküp Ekrâd'ı himâyete alup Ekrâd'ın koyun hakkın almağa mâni‘ olup biz dahi öşr-i ağnâm almak murâd etdiğimizde anlar bizi dûz eylediler, biz de anları hor eyleyüp mâbeynden bir kaç âdem düşüp demleri heder olduklarına biz dahi mezâhib-i erba‘adan fetvâ-yı şerîfler almışızdır ve yeniçeriler dahi bâc-ı sultânî vermediklerinden mâ‘adâ sâ’ir tüccârın şütür-bârlarına bir zibidi ve zübeydî ve Zeydî ve Zeynî-mezheb yeniçeri bâc-ı sultânîmize mâni‘ olup cebren kânûn üzre bâcımız alup gulüvv-i âm ile bâğımıza silâh ile gelüp niçe âdemlerimiz mecrûh etdikleri sicill-i şer‘-i Resûl'de kayd olunup huccetleri huzûr-ı izzete gönderilir. Yine böyle iken ol zalemeler mukaddem târîh ile sultânıma varup tasdî‘ edüp anların dürûğ kelâmlarıyla yine niçe iftirâ-gûne ta‘n-âmîz kelimâtlar tahrîr etmişsüz. Mu‘ammer olun, eğer bu abd-i kemter Abdâl za‘îf-i ahkar sultânım ile hukûk-ı sâbıkamıza mağrûr olup bir bed evzâ‘ [u] etvâr bu bendelerinden sâdır oldu ise " Arapça âyeti üzre tevbeler olsun. Arapça mazmûnu üzre cemî‘i cürmümüzü afv edin kim bizim üzerimize hüsn-i nazarınız olmuşken ahd [ü] emânınızdan rücû‘ etmen. Zirâ siz halîfe-i rûy-ı zemin vüzerâlarısuz kim ve hulefâ’i'r-râşidîni'l-mürşidîn min ba‘dihî ve vüzerâ’i fî ahdih'dir. Bu âlem-i kevn-i fesâdda nizâm-ı intizâm cemî‘i hükkâmın ahde vefâ eylemesiyle bu dünyâ âsûde-hâl olmuşdur. Lutf edüp Hazret-i Risâlet-penâh ve Çâr-yâr-ı güzîn ervâhları içün ve sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh başıyçün olsun beyne'l-akrân bu hakîri şermsâr edüp münkesir-i hâtır ile huzûr-ı şerîfe küstâhâne mektûbumuz ile Zeynel Ağa'mız gönderüp hilâf-ı inhâ eyle şikâyet eyleyenlerimizi tatyîb-i hâtır edüp mâbeynimiz ıslâh edüp bu hakîri pâymâl etmeyesiz, ve's-selâm.. Bâkî olasız, bâkî."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a–261b ·
metinde göster ·
Hemân bizim tarafımızdan Hakkarî hânı piyâde Celüvları meterislere kapananları görüp hân askerine bir nevbet dahi tüfenglerin sıkılayup atdırmağa amân vermeyüp meteris taşlarından tayr-ı ebâbîl gibi kayadan kayaya uçup hâh-nâ-hâh meterislere göz karardup girince kılıç urmağa başladılar. Meğer mukaddemâ Hakkarî Celüvları ile hân Rujikîsi mâbeynlerinde kan adâvetleri var imiş. Ol adâvet-i kadîmeye binâen Hakkarî'nin Celüv kavmi, "Fırsat ganîmetdir." deyü Van kuluyla yek-dil [ü] yek vücûd olup kâmil üç sâ‘at-i nücûmî meterisler 269b içre hânlıya eyle kılıçlar urdular kim hânlıdan bir cân meterislerde kalmayup kanları kayalar üzre seylâb-misâl cereyân edüp bakıyyetü's-seyf olanlar pây-beste vü şikeste vü haste olup her biri cellâd-ı bî-amânlar destinde dest ber-kafa kayd [ü] bend etdiler. Ve niçe bini hâk-i mezelletde pâymâl-i rimâl olup mecrûh-ı bî-tâb ü tüvân yetüp kimi "Âh!" ve kimi "Vâh illahlah!" ve kimi "Yâ Allah" ve kimi "Muhammedün Resûlullah" derken yine gözleri kızmış asker-i bî-amân anların "Ah illallah" dediklerine bakmayup kelleleri top-ı çevgân gibi galtân edüp kellesin alırlardı. Kimisi kelle bâr-ı sakîldir deyü kelle almağa tenezzül etmeyüp hemân kellenin burnun ve kulakların kesüp kılıç kesesine koyup sebük-bâr olup bir kelle dahi kesmeğe giderlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a–269b ·
metinde göster ·
… deryâya atduğu yerden deryânın karşu tarafına üç sâ‘atde dolaşup Çomar'ın önün
almağa
at bırağırlar. Zîrâ Çomar kendüyi deryâya atduğu yer ile karşuda çıkacağı yere …
Ve niçe yüz âdemler atlarıyla ve piyâdeleriyle Çomar'ın kendüyi deryâya atduğu yerden deryânın karşu tarafına üç sâ‘atde dolaşup Çomar'ın önün almağa at bırağırlar. Zîrâ Çomar kendüyi deryâya atduğu yer ile karşuda çıkacağı yere varınca üç sâ‘atde ancak dolaşılır Vastân kal‘ası boğazıdır kim ol boğaz kurbünde Hoşaf nehri deryâya karışır. Cümle Hakkarî askerleri Çomar'ı karşılamağa gitmede, ammâ hikmet-i Hudâ Çomar-ı yarar karşu tarafa yüz bin renc [ü] anâ çekerek at bürâderiyle çıkar. Ammâ bi-emri Hudâ bir bataklı ve çataklı kenâra çıkar, kendi yorgun ve atı durgun. Atdan inüp kâh atı kaldırır kendi batar ve kendi çıkar atı batar. Âhir çizmesi ve çakşırı bırağup pâbürehne atıyla bir sâ‘at kâmil ol bataklıkdan çıkmağa çalışırken Hakkarî'nin yüğrük atlılarının evvelleri gelüp yetişir. Çomar görür kim ne tüfengden ve ne de gedelecdeki yeleksiz okdan asla fâ’ide yok ve atında dahi dermân yok. Hemân bu ileri gelenlere dal satur olup yigirmi nefer Hakkarî'yi kaçırup yine kaya altından aziz atının yanına gelüp bir kerre "Yâ Hayy!" deyüp atı kaldırır. At dahi bir süheyl urup ayağı turâba basar. Hemân Çomar atına süvâr olup hasmına sunar, ammâ görse kim atta tâb u tüvân kalmamış, ammâ kazâ vü kader yine hasmları gitdikce çoğalup dörd yanından üşerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282b ·
metinde göster ·
başladılar. Âhir-ı kâr ulemâ-yı âkıbet-kârlar ile meşveret edüp Dâvûd Paşa'yı m …
Ba‘dehû Süleymân Hân Irâk'dan Dârü's-sa‘âdetleri tarafına azm-i râh etdiler. Andan kal‘a-i Bağdâd dest-i Âl-i Osmân'da âbâdân iken sene 1031 târîhinde cülûs-ı Sultân Mustafâ Hânî'de kul mâbeyninde gûnâ-gûn ihtilâller vâki‘ oldu ve dünyâ fassâdla doldu ve Karamazak re’yiyle Dâvûd Paşa sadrıa‘zam oldu. Ve mesned-i sadâretde ber-karâr olam deyü herkese murâd edindiklerin verdi. Ve hazîne-i pâdişâhîde mâl kalmayup İslâmbol içre mün‘im âdemlerin hânelerin basup mâlların almağa başladılar. Âhir-ı kâr ulemâ-yı âkıbet-kârlar ile meşveret edüp Dâvûd Paşa'yı mühürden ma‘zûl edüp Mısır'dan ma‘zûl Merre Hüseyin Paşa'ya sadâret-i uzmâ verildi ammâ kula verecek ulûfe ve hizmet kalmadı. Bunu dahi (---) günde itlâf-ı hazîne etdi deyü mühürden ma‘zûl edüp mührü Lefkeli Mustafâ Paşa'ya verdiler ve kırk günde anı da ma‘zûl edüp vezâreti Tavâşî Gürcî Mehemmed Paşa'ya verdiler. Mukaddemâ üç kerre kâ’immakâm olmuş müdebbir âdem iken Merre Hüseyin Paşa kul eşkıyâlarıyla yek-dil [ü] yek-cihet olup def‘an Merre Hüseyin Paşa'yı vezîr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 334b ·
metinde göster ·
… otuz beş kabîleden otuz kabîlesi göklere biri biri üzre çıkup meleklerden haber
almağa
urûc ederken hafaza melâyikeleri anlara yıldız gibi âteş pâreleri atup ol âteşd …
İşte İblîs'e müşâbih olan evlâdları yumurtasız böyle şetm-i galîzden hâsıl olur ammâ avretiyle cimâ‘ etse yumurtadan hâsıl olup ecinne sıfatında olduğu müsbetdir. Ve hâlâ İblîs'in mesken [ü] me’vâsı deryâlar üzre olan cezâyirâtlarda ve imâristânların zibilistânlarında sâkinlerdir. Be-kavl-i müfessirîn ecinne ve şeyâtîn ikisi bir kavimdir kim cümle otuz beş kavimdir. Onbeşi hevâda uçarlar, on kabîlesi âteş alevlerinde gezerler. Zîrâ anlar âteşden halk olmuşlardır. Bunlardan mâbâkîsi yer yüzünde harâb yerlerde olurlar. Bu otuz beş kabîleden otuz kabîlesi göklere biri biri üzre çıkup meleklerden haber almağa urûc ederken hafaza melâyikeleri anlara yıldız gibi âteş pâreleri atup ol âteşden şeyâtîn ü ecinneler helâk olurlar ve ol âteş atmak hizmetine niçe kerre yüz bin müvekkel melâyikeler vardır kim benî Âdem üstünden şeyâtîn ü ecinnenin şerlerin def‘ etmeğe me’mûrdurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395b ·
metinde göster ·
… lar ve amân u zamân vermeyüp gözümüz görürken onunu dahi kırup atların donların
almağa
başladılar.
Biz dahi cân bâzârına düşüp "Sehel tâzîyânelere berekât" deyüp giderken gerüye nazar etdik. Bizden ayrılan on nefer refîklerimize gerüdeki katiller yetişüp cenge başladılar ve amân u zamân vermeyüp gözümüz görürken onunu dahi kırup atların donların almağa başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… 'a getirüp Abaza'yı pâdişâhdan ricâ edüp kendisi mühr ile Bağdâd'ı Kızılbaş'dan
almağa
gidüp diyâr-ı Acem'de yetmiş pâre şehir feth edüp Bağdâd'ı feth edemeyüp Tokat …
Ziyâretgâh-ı Gâzî Hüsrev-i şîr Paşa: Bosnevîyyü'l-asldır. Silihdârlıkdan tulû‘ edüp Bayrâm Paşa yerine yeniçeri ağası oldu. Andan Diyârbekir vâlîsi olup giderken mühür kendüye varup Erzurûm'dan Abaza'yı zor ile çıkarup İslâmbol'a getirüp Abaza'yı pâdişâhdan ricâ edüp kendisi mühr ile Bağdâd'ı Kızılbaş'dan almağa gidüp diyâr-ı Acem'de yetmiş pâre şehir feth edüp Bağdâd'ı feth edemeyüp Tokat meştâsında sâhib-i firâş-ı alîl iken Diyârbekir Vâlîsi Murtazâ Paşa Hâfız Ahmed Paşa vezîrin fermânıyla Hüsrev Paşa'yı şehîd etdi. Fî yevm-i hamîs fî şehr-i şa‘bân sene 1041. Rahmetullâhi aleyhi rahmeten vâsi‘a.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 25b ·
metinde göster ·
… ret-i Hıristiyânî gözedüp ma‘bedhâne-i kadîmimiz olan Özü kal‘asın Türk elinden
almağa
kâdir değilsiz. Ey imdi eğer benim rızâm isterseniz ve Hazret-i İsâ ve Meryem A …
"Dünyâ ciheti içün birbirinizi kırmağa aceb pehlivânsız, ammâ dîn-i Mesîh içün gayret-i Hıristiyânî gözedüp ma‘bedhâne-i kadîmimiz olan Özü kal‘asın Türk elinden almağa kâdir değilsiz. Ey imdi eğer benim rızâm isterseniz ve Hazret-i İsâ ve Meryem Ana ve İsvet Nikola ve Sarı Saltık ve Hızır-Ellez ve Avustos ve Aya Nikol ve Ayanta sizlere şefâ‘at etsin derseniz yigirmi aded boybeği yarar Kazak hatmanısız. On hatman karadan on hatman şayka ve kayıklarla Özü'den varup her kangınız Özü kal‘asın alırsa baş hatman ol kavim hotmandan olsun. Cümlemiz ana tâbi‘ olalım, zîrâ şimden gerü fursat u ganîmet bizim Hıristiyânlarındır. Görmez misiz Türk'ün kuvveti kalmayup Venedik penc-pirimi Türk'ün elinden Bozcaada'sın ve İlimni adasın alup Boğazhisâr'da donanmasın birkaç kerre almışdır. Hemân gayret sizindir. Ve Özü vezîri Melek Paşa Mankalya'da ölmüşdür. Hâlâ Özü {kal‘ası} boşdur. Hemân fursat sizindir" deyü kırk elli bin kâfiri Özü kal‘ası üzre cenge terğîb etdirüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 57a ·
metinde göster ·
… sedâ-yı Rabbânî evc-i âsumâna peyveste olup durdular. Meğer küffâr bir dil dahi
almağa
âdem gönderdikde Nigebolı karakolu dile gelen kâfirlerin yedisin de nakîr u kıt …
"Bire kâfir geldi, basdı" deyü bir sadâ-yı Allâh Allâh kopup derûn [u] bîrûn-ı kal‘adan sedâ-yı Rabbânî evc-i âsumâna peyveste olup durdular. Meğer küffâr bir dil dahi almağa âdem gönderdikde Nigebolı karakolu dile gelen kâfirlerin yedisin de nakîr u kıtmîr söyledüp kal‘a handakı kenârına getirüp kapu kullesinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 57a ·
metinde göster ·
… râfı ve erbâb-ı esnâf[ı ve] ehl-i hırefi mâl-â-mâl olup pâdişâh yolu üzre selâm
almağa
istikbâle çıkup cemî‘i ehl-i hırefin ellerinde dîbâ ve şîb ve zerbâf pâyendâzla …
İzmit de demişler. Bâlâda mufassal mevsûfdur, ammâ şimdi bu şehr-i İzmid'e böyle bir alay-ı azîm ile sa‘âdetlü pâdişâh girirken şâhrâhın yemîn ü yesârın ahâlî-i şehrin sıgâr u kibârı ve a‘yân [u] eşrâfı ve erbâb-ı esnâf[ı ve] ehl-i hırefi mâl-â-mâl olup pâdişâh yolu üzre selâm almağa istikbâle çıkup cemî‘i ehl-i hırefin ellerinde dîbâ ve şîb ve zerbâf pâyendâzlar döşeyüp sa‘âdetlü pâdişâha ubûdiyyet arz edüp cümle alay ve kâlâ-yı vâlâ-yı dâray u hârâların dahi arz ederek pâdişâh-ı Cem-karîn şehr-i İzmid'e girmişdir kim Rüstem ve Sâm ve Nerîmân eyle mehâbet u dârât-ı azameti görseler idi Nerîmân ve Sâm nerm [u] râm olurdu. Bu mehâbet [u] salâbetle otağa girirken ahâlî-i şehir râh-ı hünkâr üzre niçe kurbânlar etdiklerinden hünkâr koyun kurbânından hazz etmeyüp otak-ı nüh-tâk-ı revâk önünde celâlîden elli aded âdemi kurbân edüp cellâdlar her âdemi rişte rişte ve dilim dilim edüp na‘şeleri serâperde-i hümâyûn önünde kalup hünkâr hûnhârlığı icrâ edüp halka bir dehşet hâsıl olup, andan sa‘âdetlü pâdişâh kendüye mahsûs İzmit sarâyında karâr-dâde olup mu‘tâd-ı kadîmeleri üzre gâhîce otağa gelüp dîvân-ı şehriyârî edüp ibâdullâha inâyet-i mu‘tâdları üzre iltifât ve istimâletler verüp ihkak-ı hak etdikde elbette yine kösler önünde her dîvân oldukda birkaç âdem celâlî ve cemâlî ve zalemelerden katl olması mukarrer idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 82a ·
metinde göster ·
… bunlar bostâncılar imiş. Tecdîd-i vuzû‘ etmeğe paşa yanından taşra çıkup âbdest
almağa
bu Abazalar çömelüp dururlar, ammâ bunlar aslâ Türkçe bilmezler. Abaza lisân-ı …
Hikmet-i Hudâ-yı mudhike-i garîbe: İç ağalarından Abaza Merşan Yûsuf ve Abaza Arıt Alî ve Abaza Kamış Velî bunlar bostâncılar imiş. Tecdîd-i vuzû‘ etmeğe paşa yanından taşra çıkup âbdest almağa bu Abazalar çömelüp dururlar, ammâ bunlar aslâ Türkçe bilmezler. Abaza lisân-ı lehcesiyle bunlar kâfire derler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 143a ·
metinde göster ·
… atı çalarken kurşum ile urup hırsız mürd olunca birkaç harâmîler hırsızın leşin
almağa
182b hücûm edüp ceng-i azîm oldukda hamd-i Hudâ beş aded harâmî dahi katl olu …
Menzil-i palanka-i Hasan Paşa: Bu gece bunda hırsız bir atımız çalup gitdi. Ba‘dehû yine bir hırsız dahi gelüp bir atı çalarken kurşum ile urup hırsız mürd olunca birkaç harâmîler hırsızın leşin almağa 182b hücûm edüp ceng-i azîm oldukda hamd-i Hudâ beş aded harâmî dahi katl olunup bizden ancak bir yiğit mecrûh olup tâ vakt-i sehere dek bîdâr olup sabâha selâmet çıkdık. Bir azîm sergüzeştdir, ammâ biz muhtasar kıldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 182a–182b ·
metinde göster ·
… analarıyla bile dest-ber-kafâ on ikisini dahi kayd-ı bend edüp mâl-ı ganâ’imin
almağa
şaşup hayretde kaldık.
Ve hakîr yedi yiğit ile bir sarâya girdim ve kapuların berk etdim. Yukaru şâhnişînlerine vardık, dahi henüz câme-i hâblarında hâb-ı nâz içre nâzenîn gılmân [u] bintânlardan nûr-ender-nûr sîm-endâm duhter [u] gılmânların esbâbların hüddâmları gibi geydirüp kuşadup analarıyla bile dest-ber-kafâ on ikisini dahi kayd-ı bend edüp mâl-ı ganâ’imin almağa şaşup hayretde kaldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22a ·
metinde göster ·
… ü yek(?) durmayup Foğraş handakı dibindeki şaranpav içre olan keferelerden esîr
almağa
kasd etdiklerince kal‘adan geceli ve gündüzlü bin pâre balyemezler atardı.
Ba‘dehu kal‘a varoşu külliyet üzre yanup kal‘a-i Foğraş meydân-ı mahabbetde kalup ol gün binden mütecâviz esîr alındı. Bu zîr-i kal‘ada on gün on gece tekâ‘üd fermân olunup Tatar askeriyle Küçük Mehemmed Paşa'nın Nemse vilâyetinden gelmesine muntazır oldular. Yine her bâr asâkir-i kerrâr tekrâr-be-tekrâr tek ü yek(?) durmayup Foğraş handakı dibindeki şaranpav içre olan keferelerden esîr almağa kasd etdiklerince kal‘adan geceli ve gündüzlü bin pâre balyemezler atardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 27b ·
metinde göster ·
… ânen çıkup tulumlardan esbâb [u] silâhların çıkarup pür-silâh olup askerden dil
almağa
gelirken hemân gâzîler bu kefereleri dutup kayd-ı bend edüp dil alalım derken k …
Hikmet-i Hudâ bir sabâh yine guzât su kenârında bir kemîngâh yerde beklerler iken ördeklerin girüp çıkdığı delikden birkaç kefereler silâhlarıyla su içinden uryânen çıkup tulumlardan esbâb [u] silâhların çıkarup pür-silâh olup askerden dil almağa gelirken hemân gâzîler bu kefereleri dutup kayd-ı bend edüp dil alalım derken kendüleri dil olup Serdâr Ali Beğ bu kefereleri kulağız edüp üç bin aded serdengeçdi cengâver ve dilâver ü server gâzîler ile kal‘aya ördeklerin girüp çıkdıkları su deliğinden cümle gâzîler girüp "Allâh Allâh" deyü gülbâng-ı Muhammed getirüp ol ân amân u zamân vermeyüp kal‘a-i Lena'yı feth ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 37a ·
metinde göster ·
… ve bâr [u] büngâh ile ol sahrâ-yı çemenzârda meks olunup herkes Belgrad'a metâ‘
almağa
gitdiler.
Evvelâ Belgrad-ı dârü'l-cihâddan tulû‘ edince nehr-i Sava üzre elli pâre gemi ile mebnî olan cisr-i haşebi ubûr ederken bu hakîr piyâde olup kâmil dörd yüz adımdır. Bu nehr-i Sava'nın arzı bu kadar olmuş olur. Ve bu cisre muttasıl nehr-i Sava'dan çamurlu azmağ u batağ u batak ve çatak üzre Zemon kal‘ası sahrâsı içre niçe kerre yüz bin aded vordinar meşe kazıkları ile inşâ olunmuş dörd bin adım haşeb cisr-i tavîli cümle asâkir-i İslâm ile ubûr edüp hemân ol batak suyu kenârında hayme vü hargâh ve bâr [u] büngâh ile ol sahrâ-yı çemenzârda meks olunup herkes Belgrad'a metâ‘ almağa gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59a ·
metinde göster ·
Bu mahalde Sadrıa‘zam beş gün tekâ‘üd fermân etdükde bu hakîr İbrâhîm Paşa'dan me’zûn olup zahîre ve ba‘zı eşyâlar almağa kal‘a-i Peçoy'a elli aded pür-silâh yiğit refîkler ile sahrâ-yı Mihaç'dan cânib-i garba 6 sâ‘at gidüp İrşan dağı dibinden geçüp bu kûh-ı ser-bülend her cânibde üç konak ba‘îd yerden görünür bir sivri yalnız dağdır. Ana hâ'il bir kûh-ı bâlâ yokdur, gûyâ bir yumurtadır. Andan 2 sâ‘at dahi gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 66a ·
metinde göster ·
"Vallâhi devletli vezîr, at na‘lı ve arpa ve zahîre
almağa
gidüp gördük, bu Üstürgon yanında bir kal‘a var, biz müselmân kal‘ası sandık. M …
"Vallâhi devletli vezîr, at na‘lı ve arpa ve zahîre almağa gidüp gördük, bu Üstürgon yanında bir kal‘a var, biz müselmân kal‘ası sandık. Meğer kâfir kal‘ası imiş. Kâfir bizi içeri alup kırmağa başlayım derken biz de dal sâtûr olup kâfirleri kırup bu kadar gazâ edüp bu kadar mâl-ı ganâ’im alup huzûruna geldik" dedikde hemân vezîr-i dilîr hüsn-i tedbîr {edüp},
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 99a ·
metinde göster ·
… ‘zam seni Yanık kal‘ası câniblerinden ve Tata ve Papa nâmân kal‘alardan baş dil
almağa
gönderdikde kendi başınla dilsiz ve dînsiz Budin altına geldikde Sadrıa‘zam san …
"Benim oğlum, mukaddemâ Budin altında iken Sadrıa‘zam seni Yanık kal‘ası câniblerinden ve Tata ve Papa nâmân kal‘alardan baş dil almağa gönderdikde kendi başınla dilsiz ve dînsiz Budin altına geldikde Sadrıa‘zam sana,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 101b ·
metinde göster ·
Fa[r]gaçi eydir: "Bire çufudlar, siz bana dediniz ki ‘Türk bu kal‘ayı
almağa
beri tarafa on bin âdemle geçdi ve köprüyü yapamayup Tuna taşdı ve Türk şaşdı. …
Fa[r]gaçi eydir: "Bire çufudlar, siz bana dediniz ki ‘Türk bu kal‘ayı almağa beri tarafa on bin âdemle geçdi ve köprüyü yapamayup Tuna taşdı ve Türk şaşdı. Hemân Türk'ü varın kırın, köprü başların alın Uyvar'ın kal‘asın kurtarın’ dediniz. Size aldanup yigirmi otuz bin Hıristiyan askerimden ve bu kadar cebehâne ve hazînemden ayırup Uyvar kal‘asın askersiz kodurdunuz. Tîz şunları kazığa {urun}" deyüp iki aded mel‘ûn mürtedleri dahi kal‘a handakı kenârında 106a kazığa urdukların Fargaçi kapudanı akîbince tâ Uyvar'a varınca kovanlar nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 105b–106a ·
metinde göster ·
… lmağile bizim meterislerimizde bir merd-i âferîde baş gösterüp kâfirden bir baş
almağa
kâdir olmayup subh u mesâ mesâfe-i ba‘îdeden tüfengleşirlerdi, zîrâ ıhrâk olan …
Ammâ ceng-i azîmin kesret ü vefreti ve şiddeti vezîria‘zam kolunda handakın yeri yüzünde Yassı Tabya nâm bir mel‘ûn-ı benâmda beş bin kadar küffâr-ı dûzah-karâr kapanup neberd-i azîm ol tabyada idi, zîrâ bu tabya-i mel‘ûn handak hâricinde bir alçak yerde olup sarp Macar tüfenglileri olmağile bizim meterislerimizde bir merd-i âferîde baş gösterüp kâfirden bir baş almağa kâdir olmayup subh u mesâ mesâfe-i ba‘îdeden tüfengleşirlerdi, zîrâ ıhrâk olan varoşlardan içeri kal‘anın handak ve kenârları ve bu mezkûr Yassı Tabya başka kal‘a-misâl handakları etrâfı çet-a-çet beşer ve altışar kat kalın direklerden parmaklık sık ormanlık gibi kat-ender-kat şarampavlar edüp bu kadar bin küffâr bu parmaklıkların ardlarında meterislenüp leyle'l-işâ ceng [ü] cidâl olup dahi bir şarampav dîvârı alınmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110a ·
metinde göster ·
… kapdanlarımız top şamataları işidüp dörd yüz yiğitle bizi bu Uyvar tarafına dil
almağa
gönderdiler. Biz dahi âmedâne Litre altında bunlara râst gelüp dil alalım derke …
"Îsâ hakkıyçün bizim cümlemiz Seçan kal‘asından ve kal‘a-i Honot'dan ve Hollok'den ve Buyak'dan ve Germat'dan ve Semendire'den ve Külvar'dan ve Filek'den ve Diregel'den ve Novigrad'dan ve Leve'den ve Nitre'den ve ma‘denlerden on bin yunak yiğit idik. Uyvar'a imdâda girmek şartıyla gelirken kal‘a-i Galgofça yanında Hovalçat adasında cümle taburumuzla anda yatup bu Uyvar tarafında kapdanlarımız top şamataları işidüp dörd yüz yiğitle bizi bu Uyvar tarafına dil almağa gönderdiler. Biz dahi âmedâne Litre altında bunlara râst gelüp dil alalım derken bunlar bizi kırup esîr edüp dil eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 111b ·
metinde göster ·
Muğzâde ceng yerinde serim eyledim fidâ / Kâyil değil esîr edüp ister dil
almağa
/ Verdim dilim oldu dilim dil dilim dilim / Anıniçün dilim olısar ser şilim şil …
Muğzâde ceng yerinde serim eyledim fidâKâyil değil esîr edüp ister dil almağaVerdim dilim oldu dilim dil dilim dilimAnıniçün dilim olısar ser şilim şilim
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 111b ·
metinde göster ·
… ârında şehr-i Roy vilâyetlerin alan u tâlân ve harâb u yebâb edüp mâl-ı ganâ’im
almağa
me’mûr olup azîmet etdiler.
Ve bugün Erdel kralıyla Lipova ve Çanad ve Göle sancağı beğleri cümle yigirmi yedi bin askerle nehr-i Vo kenârında şehr-i Roy vilâyetlerin alan u tâlân ve harâb u yebâb edüp mâl-ı ganâ’im almağa me’mûr olup azîmet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 115a ·
metinde göster ·
Ve Budin altında [ve] Yanık kal‘ası altında baş dil
almağa
gidüp kâfirden bir baş dil alamayup geldiğimizde ve ibtidâ Ciğerdelen sahrâsınd …
Ve Budin altında [ve] Yanık kal‘ası altında baş dil almağa gidüp kâfirden bir baş dil alamayup geldiğimizde ve ibtidâ Ciğerdelen sahrâsında beş sâ‘at ceng edüp nîm sâ‘at yerden bize imdâd gelmediğinden ve ba‘de'l-ceng bu kadar mâl-ı hazâ’in ve cebehâne ve bu kadar kelleler ve bu kadar kapudanlar ile yüz aklığı edüp geldiğimizde im‘ân-ı nazar ile görürdüm ki elbette Sadrıa‘zamın derûnunda gıbta olup bu İbrâhîm Paşa'yı katl eder, derdim. Kırk güne kalmayup âhir-i kâr re’îsi ve dâmâdı İbrâhîm Paşa'mı bu yüzden şehîd etdiler. Ruhlarıyçün Allâh rızâsıyçün el-fâtiha.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 116a ·
metinde göster ·
Ve ol gün iki nefer Acem gelüp kal‘ayı ol mahalde direk lağımlarına
almağa
mübâşeret etdiler. Ve bu mahalde bir serdengeçdi ağamız dahi şehîd oldu. Ve bu …
Ve ol gün iki nefer Acem gelüp kal‘ayı ol mahalde direk lağımlarına almağa mübâşeret etdiler. Ve bu mahalde bir serdengeçdi ağamız dahi şehîd oldu. Ve bu gece la‘în Fargaçi kal‘ayı çerâğân edüp kal‘a dibindeki Acemler üzre ve meterislerdeki serdengeçdiler üzre ol kadar neft ve katrân ve top ve kumbara ve domuz ayağı ve paçarız ve zemberek ve el kumbaraları atdı kim hadd [ü] hasrı olmayup bu gece çok âdem şehîd oldu, zîrâ kralın imdâd gelmesi istimâ‘ olunup cân [u] gönülden savaş-ı perhâş olur oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 116b ·
metinde göster ·
… Ota otluğa gideriz" deyü câ-be-câ kurâları nehb ü gâret etmeğe ve mâl-ı ganâ’im
almağa
ve mahsûlât dermeğe mukayyed olduklarında serdârımız kethudâsı bir sâ‘at gerüde …
Andan cümle başsız ve buğsuz asker üç sâ‘at dahi Komaran tarafına sahrâ-yı giyâhât içre revâne olup kal‘a-i Komaran Tuna nehri içinde bir cezîre-i âbâdânda beyâz kuğu gibi nümâyân oldukda Gürcî Paşa kethudâsı da bir püşte üzre atından enüp mehterhânesin çalmadan fâriğ olup cümle paşalılar zîr-i zeber olup etrâf [u] eknâfa karavullar komadan nefîr-i hâba başladıklarında cümle derinti asker mûr [u] mâr gibi taraf taraf pârekende ve perîşân olup "Ota otluğa gideriz" deyü câ-be-câ kurâları nehb ü gâret etmeğe ve mâl-ı ganâ’im almağa ve mahsûlât dermeğe mukayyed olduklarında serdârımız kethudâsı bir sâ‘at gerüde kalup korsa(?) asker-i İslâm'a dîdebânlık ederdi. Bu mahalde dahi hakîr gulâmlarımla ve birkaç refîklerimle bir ma‘mûr köğe girüp {mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123b ·
metinde göster ·