… ir" deyü niçe güft [u] gû edüp gitdiler. Hakkâ ki bu câmi‘in on miskâl taşı bir
altuna
oldu, derler.
"Belî bundan büyük tula binâ bir kâr-ı kadîmdir. Ol asrın metânet üzre musanna‘ binâ-yı azîmdir. Ammâ letâfet ü zerâfet [ü] nezâfetde ve şîrînkârlıkda bu andan musanna‘ binâ-yı ibret-nümâdır. Ve mâl-ı masrûfu cihetiyle bu câmi‘e Ayasofya'dan ziyâde mâl gitmişdir" deyü niçe güft [u] gû edüp gitdiler. Hakkâ ki bu câmi‘in on miskâl taşı bir altuna oldu, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 45b ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Bâyezîd Hân : Bu câmi‘ Yeşil İmâret nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Bursa'nın cânib-i şarkîsinde Gökdere aşırı bir mürtefi‘ püşte üzre bir câmi‘-i musanna‘dır kim cemî‘î der-i dîvârları ser-â-pâ beyâz mermer-i hamdır ve iki kubbelidir. Tûlen yüz sekiz ayak ve arzan seksen ayakdır. İçinde aslâ sütûnlar yokdur. Mihrâb ve minberin ta‘rîf ve tavsîf edersek acz lâzım gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk bir direfş-i pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [u] yesârında, tâ tâk-i âlîsine çıkınca kat-ender-kat girih girih zîh zîh girişme ve islimî ve rûmîler ve zülf-i niğâr-ı pür-kâr nakşları olunmuşdur kim Behzâd ve Licân-i Hitâyî kâğıd üzre mû kalemle tahrîr etmeğe kâdir [de]gillerdir. Ammâ bu üstâd-ı mermer-bür bu kapuya kâmil üç yıl mermer-i hâm üzre direfş pîşe urup yed-i tûlâsın ayân edüp sâhib-i binâ Mehemmed Hân'dan üç senede kırk bin altun alup "Yeşil İmâret kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i behişt-âsâda ibret-nümâ zîbâ san‘atlar ve gûnâ-gûn tasarruflar etmişlerdir kim ehl-i vasf anın midhatinde âciz ü kâsırdır. Netîce-i kelâm, bu câmi‘ bir tarz-ı acîb ve bir tavr-ı garîb üzre tarh olunmuşdur kim hüsn cihetinde ve letâfeti yüzünde vech-i arzda böyle bir kâr-ı insân binâ olunmamışdır. Hülâsa-i kelâm, hüsn [u] letâfeti ve kâr [u] zerâfeti hadd-i vasfdan hâric ve beyândan âricdir. Yeşil Câmi‘ nâmıyla müsemmâ olmasının aslı, cümle kıbâbları ve bir tabaka minâresi tâcı cümle yeşil Kâşî çîn(i) ile mestûr olup zümrüd-i üstüvân gibi âfitâb şu‘lesinden şa‘şa‘a urur, anınçün Yeşil İmâret derler. Taşra hareminde çınar-ı müntehâlar ile müzeyyen bir câmi‘dir. Manzûrumuz olduğu üzre şehr-i Bursa içre böyle münakkaş câmi‘ yokdur. Seyyâhların takrîrleri üzre, "Gayrı diyârlarda dahi böyle dâr-ı Hudâ görmedik" derler. Vesselâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… İslâm ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olurlar kim en ednâsı bir kalkan dolusu
altuna
mâlik olur.
Müverrihân-ı İrân-zemîn olan Şerefnâme sâhibi nakli üzre bu kal‘a ibtidâ İskender-i Zülkarneyn'in hazînedârı Betlis 319a binâsıdır. Hatta Van eyâletinde Betlis kal‘ası dahi anın binâsıdır. Hulâsa-i kelâm bu kal‘a üzre niçe yüz kerre niçe yüz bin yâğîler ve bâğîler gelüp muhâsara edüp mülûkden mûlüke vakf bir kârhâne-i Tiflis'dir. Âhir bu kal‘a Gürcîstân hâkimlerinden Dâvûd Hân hükmünde iken mezkûr hân Âl-i Osmân havfinden şâh-ı bed-fi‘âlden tâc-ı bî-revâc giyüp hânlık pâyesiyle mülkine melîk olmuşdu. Niçe eyyâm mülkiyyet üzre Enüşirvân-misâl adâlet edüp ma‘mûr [u] âbâdân etmişken âhir sene 986 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Lala Kara Ferhâd Paşa diyâr-ı Gürcîstân üzre yer götürmez asâkir-i bî-pâyân ile kal‘a-i Çıldır'ı ve yetmiş aded tevâbi‘i kal‘aları feth edüp azîmet-i kal‘a-i Tiflis ve kavm-i müflis üzre serdâr-ı mu‘azzam azîmet etdüğün mezkûr Dâvûd Hân istimâ‘ edüp kırk bin asker Tiflis kal‘asına müstahfızân koyup cenge âmâde olup kal‘a-i Tiflis'i gereği gibi metânet üzre âmâde idi. Beri tarafdan asker-i deryâ-misâl kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Şûrân sahrâsına gelüp meks-i hıyâm edüp ibtidâ hâkim-i Tiflis'e bir nâme ile resûl gönderüp ibtidâ dîne da‘vet edüp ba‘dehû kal‘ayı pâdişâha teslîm ve ba‘dehû kal‘a hâricinde harâc-güzâr re‘âyâ olasın ve illâ dîn-i mübîn uğruna kılıçdan geçüp cümle ehl [u] ıyâliniz esîr ü pâ-beste ve dil-haste olması mukarrerdir. Kânûn-ı Hazret-i Risâlet üzre nâme varınca kırâ‘at olunup mefhûmu ma‘lûm olunca cümle kefere ve fecere ve cümle Kızılbâş-ı evbâş [u] nâ-tırâş bir yere cem‘ olup müşâvere eder. Netîce-i kelâmları ol olur kim "Osmânlı bildiğinden kalmasın" deyü elçiyi kovup kal‘a-bend olmağı irtikâb ederler. Ammâ yine akıbet-endîş olanlar meşveret edüp asker-i İslâm'ın muhâsarasına tâkat getiremeyeceklerin bilüp bir gice cümlesi firâr ve terk-i diyâr edüp kal‘a hâlî üzre bırağırlar. Bu ahvâl-i meserret-hâl serdâr-ı mu‘azzamın mesmû‘ları olup asâkir-i İslâm ile kal‘adan çıkan küffârın akîblerine düşüp kal‘a-i Tiflis kurbunda nehr-i Kür'den ubûr edüp bir gün bir gice ılgar ile kal‘a-i Zekim altında kal‘a-i Tiflis hânına irüp bir sa‘b u metîn ve sengistân ve çengelistân içre bir becene-i azîm içine kal‘adan götürdükleri girân-bahâ metâ‘ları ve cümle ehl [u] ıyâlleriyle mütehassın olmuşlar. Bi-inâyetillahi Te‘alâ guzât-ı müslimîn mûr-i bî-hisâb mâra üşer gibi Gürcî ve kızılbaşın cânib-i erba‘asından hücûm edüp bir hayli ceng-i azîm olur. İçerden küffâr amân deyüp aslâ amân vermeyüp kırk bin mikdârı bed-re’y Gürcî ve kızılbaşın başların tırâş edüp bî-baş vücûdların hâke salup asâkir-i İslâm ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olurlar kim en ednâsı bir kalkan dolusu altuna mâlik olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b–319a ·
metinde göster ·
bulunmaz, hâl neye müncer olur. "Ananın babanın bir daneciği idim, el-hükmü lil …
Ol günde vâveylâ ve vâ-veledâ olup bir kayık bin altuna bulunmaz, hâl neye müncer olur. "Ananın babanın bir daneciği idim, el-hükmü lillâh" der. Ba‘zısının yelpâzesi elinde, tütün kîsesi belinde altı boğum Diyârıbekr'in ebrî nârenc çubuğuna, Bursa'nın imâm lülesine Cebeliye ve Latkiye ve Yenice'nin karınca ayağı doğranmış mümessek duhânın içerek murabba‘ât fasılları ederek bu deryâ-misâl asker içre ol izdihâmda piyâde giderek har har solur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31b ·
metinde göster ·
… r. Yigirmi otuz salkım hurma verüp bir danesin teberrüken Frenkler bulsalar yüz
altuna
alırlar.
Rivâyet-i gayr: Ba‘zı ulemâ-yı Akye, Cenâb-ı İzzet Bukâ‘ sahrâsındaki cebelü'l-Lübnân'a üç kerre tecellî-i Cemâl etdükde hicâb-ı cemâl-i Rabbi'l-İzzet'den üç kerre bu nahller ser-ber-zemîn secde etdüğine alâmetdir" derler. El-hâsıl hurmâ-yı azîmlerdir kim Basra ve Lahsa ve Cevâzir ve Bağdâd-ı behişt-âbâd ve Mısır-ı Kâhire Mu‘izzeddîn'de böyle hurmâ-yı azîmler manzûrumuz olmamışdır. Hakkâ ki nazargâh-ı evliyâ vü enbiyâdır. Lâkin biri erkek ve biri dişidir. Yigirmi otuz salkım hurma verüp bir danesin teberrüken Frenkler bulsalar yüz altuna alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43b ·
metinde göster ·
… mâ bunda aslen ve kat‘an eyle râyiha ve tagayyür-i reng-i ma‘âdin etmek yokdur.
Altuna
ve gümüşe gâyetü'l-gâye cilâ verüp berrâk eder.
Mu‘tâd-ı latîf-i ahâlî-i Sofya: Sâhib-i tab‘ olan kimesneler pâk destiler ile bu bana suyundan doldurup sermâ olunca nûş ederler. Zîrâ âb-ı hayâtdan nişân verir. Cemî‘i ılıcaların suları kükürd veyâhûd zırnıh kokup gümişin reng-i rûyin mütegayyir eder. Ammâ bunda aslen ve kat‘an eyle râyiha ve tagayyür-i reng-i ma‘âdin etmek yokdur. Altuna ve gümüşe gâyetü'l-gâye cilâ verüp berrâk eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140a ·
metinde göster ·
… şa câmi‘i mihrâbı önünde sâ’ir vüzerâ karındaşlarım cenbinde defn edüp kırk bin
altuna
başım ucunda bir çeşme-i cân-perver edin. Ve kırk bin altun ağalarıma ve kırk b …
Tabi‘at-ı yübûset ise felç marazına gâyet muzırdır. Felcin dâ’-i devâsı dâ’imâ müshil ve tahtânî şâfler lâzımdır. Netîce-i merâm günden güne hâli gâyet müşted olup bizim paşayı ve sâ’ir vüzerâ ve ümerâ-yı vükelâları katına kığırup vasiyyet etdi. Evvelâ huddâmlarım beni susuz öldürüyorlar, beni Alî Paşa câmi‘i mihrâbı önünde sâ’ir vüzerâ karındaşlarım cenbinde defn edüp kırk bin altuna başım ucunda bir çeşme-i cân-perver edin. Ve kırk bin altun ağalarıma ve kırk bin altun Mekke ve Medîne'ye deyü cümle vüzerâya vasiyyet edüp üçüncü gün dâr-ı bâkîye intikâl edüp cemî‘i İslâmbol'a vâveylâya düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173b ·
metinde göster ·
"Hakkâ ki eyle edeceği muhakkakdır" dedi. Hulâsa-i kelâm İpşir Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek Eskişehir'e geldikde evvelâ Yeniçeri ocağından Kuyumcu Süleymân Ağa, Muhzır Ağa 178a idi. Ve Sarı Çavuşbaşı ve Şâmîzâde re’îs ve yedi bölük ağaları ve sâ’ir erbâb-ı dîvân a‘yânları paşadan me’zûn olup Eskişehir'e İpşir Paşa istikbâline gitdiler. İpşir Paşa dahi kat‘-ı menâzil ü tayy-ı merâhil ederek İzmid'e gelince İslâmbol a‘yânının havf u haşyetde olan kimesnelerden giden hedâyâ-yı firâvânın hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Melek Ahmed Paşa müşâvere edüp Kapudan Murâd Paşa'ya buyurdular kim "Benim karındaşım. Başdarde-i hümâyûnu izn-i pâdişâhîyle muhabbeten İpşir Paşa karındaşımıza götür. Eğer deryâdan gelirse taht-ı sultânu'l-bahre süvâr olup Sarâyburnu'na gelsin. Eğer karadan gelirse kendüye hizmet etmiş olursuz" dedikde Murâd Paşa eydür "Sultânım, deryâ hâlidir, ihtimâldir ya karayel veyâhûd lodos rûzgârları müşted olursa taht-ı pâdişâhîye bir rahne isâbet ederse pâdişâha ne cevâb vereyim?" deyü gûnâ-gûn özr ü bâhâneler eyledi. Paşa dahi bildi kim Murâd Paşa İpşir istikbâline gitmeden mehzûz değildir. Âhir Bostâncıbaşı, kayığını mükellef ü müzeyyen donadup Hazînedâr Ahmed Ağa ile kırk elli bin guruş zî-kıymet hedâyâları İpşir Paşa'ya İzmid'e gönderdi. İpşir vâfir memnûn olup deryâdan ve karadan varan firâvân hediyyeleri keştîlere tahmîl edüp {İslâmbol'a gönderüp İpşir Paşa adl [u] dâd ile} hükm-i hükûmet edüp İskender-i kübrâ-misâl menâzil kat‘ ederek Bostâncıbaşı cisrinde meks etdüğü haberi Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp ol sâ‘at cümle yeniçeri ocağı askerin ve sipâh askerin İpşir Paşa isikbâline Üsküdar'a geçmeği fermân edüp İslâmbol limanında ne kadar bin keştînin sandalı ve kayıkları ve mavunaları var ise cümle Üsküdar'a asker-i derya-misâl geçirdiler. Niçe bin asker haymeleriyle sahrâ-yı Üsküdar'da meks etdiler. Ve cümle Yeniçeri ocağı askeri Üsküdar içre meks etdiler. Yine ol gün Murâd Paşa'ya başdarde-i hümâyûn ile Üsküdar'a geçmek fermân olunup yedi pâre kadırga ile başdarde-i hümâyûn Üsküdar'a geçince hemân Murâd Paşa Yeniçeri ocağına sûret-i hakdan görünüp eydür "Gördünüz mü yeniçeri askerine ne edecekdir. Erzurûm'da Abaza Paşa yeniçeriyi Kör Hazînedâr'a ve bu İpşir'e niçe kırdırdıysa şimdi sizi dahi kırk bin sekbân u sarıcasına ve elli bin atlısına kırdırup Sultân İbrâhîm kanı havfın alsa gerek. Siz bir alay piyâde garîb yeniçerilersiz. Bu Üsküdar sahrâsında ne işlersiz. Kaçan İpşir İslâmbol'a gelüp sarâyına gelirken ol zamân alayına çıkın" deyü Yeniçeri ocağına bu gûne ığvâ ü fitne sözleri verince hemân Üsküdar içre kıyâmet kopup bir kayık bir altuna güçile bulunup cümle Yeniçeri ocağı havf [u] haşyetlerinden İslâmbol'a geçdiler. Hemân Murâd Paşa kendü tahrîki fesâdının te’sîrin görüp hamd [u] senâ edüp avanta başdarda deyüp Tershâne-i âmireye başdarde gönderüp kendüsü efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya har har soluyarak gelüp "Sultânım gördün mü bu hâli meğer İpşir Paşa sekbân u sarıcaya Üsküdar'da olan yeniçerileri kırdırup cümle devletde olanları kırup Şehzâde Ahmed Hân'ı cülûs etmek istermiş". Sekbân sarıca eyitmişler "Sultânım biz Hacı Bektâş-ı Velî köçeğiyiz. Biz ocağımız yeniçerisine kılıç çekemezüz" deyü bu haberi ocağa gönderirler. Ocak halkının cân başına düşüp "İşte cümle İslâmbol'a geçdiler ve niçe bini geçerken izdihâmda gark oldular, bu Allah'dan revâ mıdır ve sultânımın buna rızâsı var mıdır. Ben dahi başdarde-i hümâyûnu alup, işte İslâmbol'a geldim" dedi. Bu hâl-i pür melâli Murâd Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bildirmede {murâd [u] merâmı} sûret-i hüsn-i tedbîrden görünüp fitne ü fesâda bâ‘is olmak isterdi. Zîrâ cemî‘i zamânda Murâd Paşa fitne ile meşhûr idi. Hattâ cezîre-i Girid'de Deli Hüseyin Paşa'nın hazînesi nehb ü gâreti ve İslâmbol'da Atmeydânı cengi ve Hezârpâre Ahmed Paşa katli ve cülûs-ı İbrâhîm'in şehâdeti ve niçe yüz fitne ü fesâd cümle Murâd Paşa'nın re’y [ü] tedbîri olduğun Melek Ahmed Paşa efendimizin ma‘lûmu olduğıyçün yine Murâd Paşa'ya hitâb edüp eydür "Yâ birâder! Bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa şimdi duyunca küşünleyüp girü Anadolu'ya firâr etmesi mukarrerdir" dedikde Murâd Paşa eydür "Dahi güzel Celâlîliği ve ısyân [u] tuğyânı zâhir olup sancağ-ı Resûlullah ile deryâ-misâl asker üzerine varup Kuyucu Murâd Paşa etdüğü gibi bu Murâd kulına fermân eyle. İnşâallah İpşir'i ve gayri nâ-beşîrleri dünyâ sahîfesinden hakk edeyim" deyü bir azîm da‘vâ-yı merd etdi. Paşa bildi kim yine fitne ü fesâd Murâd Paşa'nın hıyânetidir. "Bre meded buna bir ilâc!" deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâha girüp bu ahvâli bir bir i‘lâm eyleyüp 178b fermân-ı şehriyârî ile bi'z-zarûrî Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'nın istikbâline gitmek iktizâ etdi. Derhâl pâdişâh-ı Cem-azametden me’zûn olup sarâyına gelüp iki bin taşra ağavâtların ve dörd yüz on aded enderûn-ı hâssa ağaların cümle âlât-ı silâha müstağrak edüp bir gice Üsküdar'a ubûr edince cemî‘i kubbe vüzerâları ve sâ’ir ser-i kârda olan a‘yân [u] kibâr ol gice meş‘alleri çerâğân edüp vakt-i çâştda İpşir Paşa ordusuna girecek mahalde bir kere nefîr-i rıhlet çalındığını istimâ‘ etdik. Meğer hakîkatü'l-hâl İpşir Paşa havfinden gerüye dönmek içün nefîr-i evvel çalınmış. Hemân paşa cümle vüzerâlardan bir sâ‘at evvel İpşir'in otağına varınca İpşir ile ikisi birbirlerin bağırlarına basup ol kadar ağlaştılar kim gûyâ ikisin de sar‘a dutup masrû‘ oldular. Bizim Melek Ahmed Paşa eydür "Birâder ne içün bu altı aydan berü Haleb'den Âsitâne-i sa‘âdete gelemediniz" deyince İpşir eydür "Behey birâder, işte geldiğimize peşîmân olduk. Yeniçeri ocağından bize haber geldi. Sizi Üsküdar'da kırmağı teklîf etdiler. Biz kabûl etmeyüp işte yine İslâmbol'a geçdik, deyü haber gelince yedi kerre çaşıt gönderdim {hakîkatü'l-hâl cümle yeniçerinin İslâmbol'a geçmeleri muhakkak olup} eyle olmuş. Şimdi ben de yine avdet edüp mühür bende iken bildiğimden kalmayup Acem diyârına gidüp Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı ve Tiflis ve Tomennis'i ve Şamahı ve Demirkapu'yu bi-emri Hudâ feth edüp ol diyârları zabt edüp ecel-i müsemmâma dek ol diyârlarda hükm-i hükûmât ederim" dedikde Melek Ahmed Paşa hemân koynundan En‘âm-ı şerîfin çıkarup yedi kerre el urup ve yedi kerre Kesrihâ ile yemîn-billah ve kasem-tallah ile Sultân Murâd rûhun yâd edüp eydür "Benim birâderim, sakın bu hîledir. Senin İslâmbol'a geldiğinden niçe bin vâcibü'l-izâlelerin tahrîkiyle bu gûne fesâd sözlerin mâbeyne bırağırlar. Sakın benim birâderim bu hıyel ü şeytanâta aldanup devlet-i Âl-i Osmân'a isyân eyleme. Eğer niçün Yeniçeri ocağı İslâmbol'a geçdiler, dersen ocaklarının kânûnlarına bakup Hâfız Ahmed Paşa ve Husrev Paşa ve Cüvânkapucubaşı Mehemmed Paşalar mühr ile der-i devlete geldiklerinde sipâh Üsküdar'da alay edüp ertesi yeniçeri Edirnekapusu'ndan alay etdikleri Abaza Paşa ile Husrev Paşa geldüğü alay hâtırınızda yok mudur. Şöyle ma‘lûm-ı şerîfiniz ola" deyü tesliye-i hâtır ile İpşir'in hâtırın ele alup hâh nâ-hâh İpşir'i ata bindirüp alay-ı azîmler kurulup Bostâncıbaşı cisrine geldikde İpşir Paşa iki rek‘at namâz kılup ata süvâr olacak mahalde bizim Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'ya bir murassa‘ raht u bahtlı ve murassa‘ eğerli ve altun zincirli bir eşheb esb-i sabâ-sür‘at pîş-keş çeküp İpşir Paşa "Bârekallah pâdişâha lâyık atdır" deyü Bismillah ile bilâ rikâb süvâr olup at başı beraber Üsküdar'a atf-ı inân ederek yola revâne oldukda deryâ-misâl istikbâlciler nümâyân oldular. Ve yedi kubbe vezîrleri yedi yerde tablların döğüp her biri asker-i müzeyyeniyle at başı beraber selâma dururlardı. Yemîn ü yesârda asâkir-i bî-pâyânın âlât-ı silâhları şa‘şa‘ası benî Âdem'in çeşmini hîrelendirirdi. Ammâ İpşir Paşa askeri cümle ceng eri müsellah ve mükemmel ve müzeyyen cüyûş-ı Arabistân u Türkistân u Kürdistân idi kim her biri birer ayaklı cebehâne-misâl zeber-dest sekbân u sarıca haşerâtları idi. Cümle zırh-ı zirih-külâh ve cebe ve cevşene ve tuğulka ve serpenâh katlavî ve kalkan u nemedlere müstağrak olup her birinin elinde ü belinde beşer altışar çatal telli kurşumlu tüfenkleri çatal fitiller ile âmâde olup gûyâ her biri bir semender kavsı gibi âteş-i Nemrûd içinde kalmış küme küme ve zorba zorba çıtaçıt çark cengine girer gibi eyle giderlerdi. İpşir alayından gayri on sekiz yerde alay-ı azîm ve tablhâne-i kadîm çalınup alaylar yürürdü. Bu alay-ı azîmi İslâmbol askeri gördükde berk-ı hazân gibi ditrerlerdi. Bu kerr ü ferr ü dârât [u] azamet üzre İpşir Paşa, Melek Ahmed efendimizle at başı beraber gelirken kânûn-ı pâdişâhî üzre yedi kubbe vüzerâları gelmeğe başlayup bizim paşa vüzerâlara kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsîf ederdi. İbtidâ Koca Nişâncı Paşa ile Dellâk Mustafâ Paşa gelince İpşir Paşa ve bizim Melek Paşa atlarından nüzûl edüp İpşir Paşa ile görüşüp öpüşüp bilişdiler. İpşir Paşa bu ikisine hayli i‘zâz u ikrâm eyledi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b–178b ·
metinde göster ·
Yine gammâzlar "Pâdişâhım! Azîz şeyh ilm-i kimyâya mâlikdir kim on bin kîse altuna mâlikdir ve murâd edinse cemî‘i mürîdlerinün bakır avânîlerin cümle altun etmeğe kâdirdir. Korkacağuzdur kim Timur-i bî-nûr gibi ve Mehdî-yi sâhib-zuhûr gibi bu şeyh hurûc ide." dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209a ·
metinde göster ·
… b olmuşdur. Ammâ yine inşâallah bir dahi eyle ma‘mûr ola kim bir zirâ‘ yeri bin
altuna
bey‘-men-yezîd ola. Vallahi Ta‘âlâ a‘lem.
Tevârîh-ı Hıtat-ı Mıkdısî kavli üzre mastûr u mezkûrdur kim Kûfe şehri kırk kerre ma‘mûr u âbâdân ve kırk kerre harâb u yebâb oldu. 348b Kırk birinci kerre Emîrü'l-mü’minîn Hazret-i Ömerü'l-Fârûk radıyallahu anh hilâfetleri zamânında fermân-ı şerîfleri ile ma‘mûr u âbâdân oldu ki hicret-i Nebeviyye'nin on yedi senesinde ve bir rivâyetde on altısında idi. Ba‘dehû yüz on beş sene ma‘mûr u müzeyyen durdu. Andan kavm-i Alkamî munkatı‘ olduğu ecilden harâb olmuşdur. Ammâ yine inşâallah bir dahi eyle ma‘mûr ola kim bir zirâ‘ yeri bin altuna bey‘-men-yezîd ola. Vallahi Ta‘âlâ a‘lem.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 348a–348b ·
metinde göster ·
Hakîkatü'l-hâl âhirü'l-emr Kemen Yanoş, Hân hapsinden seksen bin
altuna
halâs olup yine diyâr-ı Erdel'e varup yine Rakofçi Kral'a vezîr oldukda Gâzî Se …
Hakîkatü'l-hâl âhirü'l-emr Kemen Yanoş, Hân hapsinden seksen bin altuna halâs olup yine diyâr-ı Erdel'e varup yine Rakofçi Kral'a vezîr oldukda Gâzî Seydî Ahmed Paşa dahi diyâr-ı Erdel'de Kolojvâr kal‘ası altında Rakofçi Kral'ı katl edüp yerine bu Kemen Yanoş la‘în krallık iddi‘âsında iken üzerine fâtih-i Vârat Köse Alî Paşa'yı serdâr edüp Kemen Yanoş'un hakkından gelemeyüp Tımışvâr'a avdet mahallinde Vârat paşası Küçük Mehemmed Paşa bir gün ale'l-gafle ılgar edüp Erdel içinde Udvarhel nâm kal‘a altında Kemen Yanoş'u basup kendü ile yedi bin keferesini cümle katl edüp kellesi der-i devlete gelüp Mehemmed Paşa'ya Vârat eyâleti ihsân olunup mel‘ûn Kemen Yanoş'un
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44b ·
metinde göster ·
Ve hemân Hân hazretleri Kırım'a vardıkda Rakofçi vezîri Kemen Yanoş'ı Osmânlı taleb etmeden doksan bir bin altuna verüp âzâd etdikde hemân la‘în-i mel‘ûn Erdel'e vardıkda yine Rakofçi'ya vezîr olup iki kerre yüz bin kefere cem‘ edüp Tımışvâr eyâletinde Lipova kal‘ası ve Çanad kal‘ası ve Solmoş kal‘ası ve Façat kal‘ası nevâhîlerin nehb ü gâret etdiği Âsitâne tarafında istimâ‘ olunup kırk yedi bin aded Budin eyâleti askeriyle {Budin vezîri} şeyh Yahyâ lakablı Gürcî Ken‘ân Paşa ile Tımışvâr eyâleti vezîri (---) Paşa'yı askerleriyle ale'l-umûm Rakofçi kralı üzre ta‘yîn edüp kal‘a-i Çanad altında nehr-i (---) kenârında iki deryâ-misâl asker birbirlerine mukabil olup hikmet-i Rabbü'l-ibâd asker-i İslâm münhezim olup cümle guzât nehr-i Murış'a gark olup hattâ (---) mansıbına mutasarrıf Elçi Hasan Paşa dahi nehr-i Murış'a ve niçe ümerâlar ve mîralaylar cümle gark olup bu kadar mâl-ı ganâ’im ve hayme vü hergâh-ı bâr [u] büngâh ile kefere askeri muğtenim olup Rakofçi ve Kemen Yanoş, vezîr Hân elinde esîr olduğunun intikâmın alup Göle kal‘asının muhâsarasına gidüp zamân-ı şitâ olmağile cümle kefere Erdel diyârına avdet edüp cümle eyâlet-i Tımışvâr'a ve eyâlet-i Egre'ye her eyâletden muhâfazacılar kondu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 52b ·
metinde göster ·
… , yohsa bunda ricâ kabûl olmaz. Hemân Sultâna bizden selâm eyle. Ol on bin aded
altuna
on bin altun dahi zamm edüp kendü yetîm ve yetîmelerine ve cümle huddâmlarına v …
‘Bu İmâm Ahmed karısı kanlıdır. Bunun hakkı huzûr-ı Hakk'a kaldı. Anda ricâ kabûl olur, yohsa bunda ricâ kabûl olmaz. Hemân Sultâna bizden selâm eyle. Ol on bin aded altuna on bin altun dahi zamm edüp kendü yetîm ve yetîmelerine ve cümle huddâmlarına versin’ deyü Cevher Ağa ile haber gönderüp imâmın karısın tâ Bâğçekapusu'na dek götürdüklerin pençereden nazar ederdim. Gördüm ki ol avratı Sarâyburnu'nda âdemler yüklenüp Ayasofıyya mütevellîsine verüp anda haps etmek fermân etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 76a ·
metinde göster ·
Kendülerinin nakl-i sahîhleri üzre muhakkak kimyâdır, zîrâ bir kral-ı dâll-ı bed-fi‘âller eyle altuna mâlik olmamışlardır. Anıniçün diyâr-ı Rûm'da yaldız altunundan gümüş âvânî eşyâlara gayrı altun beyâz olur. İllâ bu Venedik altunu gâyet ahmerü'l-levn mutallâ yaldız olur ve bakıra ve gümüş üzre gâyet imtizâc edüp şa‘şa‘a verir. Hattâ zamân-ı kadîmde Hazret-i Mevlânâ nezerâtı içün kesdikleri altunun çubuğu üzre bir çatal bayraklı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir zor-âver yiğit elinde ovalasa hamîr gibi yuvarlayup ezilir. Andan bulunup yaldız etseler anın bir altunu elli altun kadar mutallâ eder. Sultân Ahmed-i Hânî'de ol altunu pederimizde çok gördük, ammâ fî-zamânina vüzerâlarımızda değil bâlâlarda dahi göremeyüp hâlâ penez ile ve onu bir dirhem akçe-i nühâs ile geçiniriz. Hemân Hudâ berekât vere, ammâ gayret-i İslâmîmiz yok mu? Sikke tas[h]îh olup zabt u rabt gerek idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… tâ on dirhem ekmek bir akçeye ve bir yem bir guruşa ve bir vukiyye beksumat bir
altuna
ve bir kıyye kahve bin akçeye ve bir vukiyye duhân on guruşa çıkdı, zîrâ ordu-y …
Ve bu mahallerde kış yakın gelüp azîm sovuklar olduğundan ve yanup yakılmış yerler olduğundan aslâ ve kat‘â me’kûlât [u] meşrûbât kısmından bir dâne-i hınta ve bir demet gendüm ve şa‘îr ve gayri metâ‘ bûriyâ-yı hasir bulunmayup azîm kıtlıklar ve kışlar oldu. Hattâ on dirhem ekmek bir akçeye ve bir yem bir guruşa ve bir vukiyye beksumat bir altuna ve bir kıyye kahve bin akçeye ve bir vukiyye duhân on guruşa çıkdı, zîrâ ordu-yı İslâm'da iki kerre yüz bin esîr ve yüz bin asker-i İslâm ve yüz bin mikdâr küffâr-ı hâksâr var. Gerçekden kaht [u] galâ olup askerin gözü büyüdü, bir gün evvel ileri gitmeğe asker yürüdü, ammâ destûr verilmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 31a ·
metinde göster ·
… kahrından kendüyi salb edince ol halka kapağıyla kopup herîf-i zarîf Takyanusî
altuna
gark olup altun içinden yüzerek taşra çıkup Süleymân Hân'a haber eder. Ol pâ[di …
Bu cây-ı ma‘hûde Halkalıbınar demenin vech-i tesmiyesi oldur kim kefere asrından berü bir ayazma var, hâlâ keferelerin ziyâret-i bed-âyînleridir. Ol ayazmanın kubbesinde bir demir halka var imiş. Bir âdem ol halkaya ip bağlayup kahrından kendüyi salb edince ol halka kapağıyla kopup herîf-i zarîf Takyanusî altuna gark olup altun içinden yüzerek taşra çıkup Süleymân Hân'a haber eder. Ol pâ[di]şâh-ı âdil dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 43a ·
metinde göster ·
benzer sarı pirinçden bir şazrevân kadehi var. İçine on beş âdem murabba‘ oturs …
Ve bu havzın tâ ortasında sapsarı altuna benzer sarı pirinçden bir şazrevân kadehi var. İçine on beş âdem murabba‘ otursa sığar. Tâ bu mertebe vâsi‘ dökme pirinç kadehdir. Ve bu kadehin cânib [ü] etrâfında on iki aded ejder ağızları tasvîrlerinden âb-ı hayât sular pertâb edüp cereyân edüp aşağı mermer havz-ı kebîre dökülür. Ve bu kadeh-i musanna‘ı üstâd-ı kâmil üç aded tuçdan öküz kellesi ve üç aded tuçdan kaplıbağa gövdesi {sûretleri} üzre bu şazrevân kadehin bir san‘at ile oturdmuş kim 68b gören âdemin aklı gidüp âlem-i hayretde kalır. Hakkâ ki makdûr-ı beşer değil bir sâhib-i hüner kârıdır kim bu havuz cemî‘i seyyâhân-ı Rûm mâbeyninde meşhûr-ı âlemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68a–68b ·
metinde göster ·
… undu. Hattâ bu mahalde bir vukiyye beksumât bir guruşa ve bir vukiyye duhân bir
altuna
ve bir at yemi yarım guruşa çıkup asker-i İslâm içinde kaht-ı galâ olup şiddet- …
Bir dağlık ve bir ormanlık içinde meks olundu. Hattâ bu mahalde bir vukiyye beksumât bir guruşa ve bir vukiyye duhân bir altuna ve bir at yemi yarım guruşa çıkup asker-i İslâm içinde kaht-ı galâ olup şiddet-i şitâdan 134a kalan atların hisâb [u] kitâbın Allâh bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 133b–134a ·
metinde göster ·
ve beş keferelerimiz beşer yüz altuna mâ‘adâsı ikişer üçer yüz altuna fürûht ol …
Zîrâ hemân beş re’s kâfirlerimiz biner altuna ve beş keferelerimiz beşer yüz altuna mâ‘adâsı ikişer üçer yüz altuna fürûht olup on dâne esîri kânûn üzre paşaya penc-i yek verdik, ammâ hayli nizâ‘ımız geçdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 9a ·
metinde göster ·
Zîrâ hemân beş re’s kâfirlerimiz biner altuna ve beş keferelerimiz beşer yüz
altuna
mâ‘adâsı ikişer üçer yüz altuna fürûht olup on dâne esîri kânûn üzre paşaya pen …
Zîrâ hemân beş re’s kâfirlerimiz biner altuna ve beş keferelerimiz beşer yüz altuna mâ‘adâsı ikişer üçer yüz altuna fürûht olup on dâne esîri kânûn üzre paşaya penc-i yek verdik, ammâ hayli nizâ‘ımız geçdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 9a ·
metinde göster ·
… miz biner altuna ve beş keferelerimiz beşer yüz altuna mâ‘adâsı ikişer üçer yüz
altuna
fürûht olup on dâne esîri kânûn üzre paşaya penc-i yek verdik, ammâ hayli nizâ‘ …
Zîrâ hemân beş re’s kâfirlerimiz biner altuna ve beş keferelerimiz beşer yüz altuna mâ‘adâsı ikişer üçer yüz altuna fürûht olup on dâne esîri kânûn üzre paşaya penc-i yek verdik, ammâ hayli nizâ‘ımız geçdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 9a ·
metinde göster ·
Ammâ hakîr bu mahalde atlarıma Sadrıa‘zamın harbendebaşısından birer
altuna
at yemi alup on bir altun verdim. Hamd-i Hudâ altun var, ammâ yenmez, ikişer al …
Ammâ hakîr bu mahalde atlarıma Sadrıa‘zamın harbendebaşısından birer altuna at yemi alup on bir altun verdim. Hamd-i Hudâ altun var, ammâ yenmez, ikişer altun dese verirdim, ammâ hüddâm-ı hîlekârı gör kim efendilerinin mâllarına nice hıyânet edüp katır hayvânâtlarından kesüp nice satarlar. Çünki harbendebaşı hakîrden on bir altunu alup bir ormanda hakîri katırların yanlarına götürüp birkaç katırların cümle semerlerin endirüp meğer mukaddemâ semerlerin sazları içre arpa doldurup her semerden birer at yemi arpa çıkarup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24b ·
metinde göster ·
sana bir yem bulurum ve gayriye ikişer altuna veririm, ammâ sen eski dostumuzsu …
"Bu sırrı kimseye deme, her gece gelirsen bir altuna sana bir yem bulurum ve gayriye ikişer altuna veririm, ammâ sen eski dostumuzsun" deyü ricâlar edüp katır semerleri içinden arpa çıkarup verdi. İlâhî hîlekâr hüddâmlar iflâh ve ber-hordâr olmayalar, zîrâ kırk elli yıldan berü hidmetkâr kahrı hakîri zâl-ı zebûn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24b ·
metinde göster ·
… mseye deme, her gece gelirsen bir altuna sana bir yem bulurum ve gayriye ikişer
altuna
veririm, ammâ sen eski dostumuzsun" deyü ricâlar edüp katır semerleri içinden a …
"Bu sırrı kimseye deme, her gece gelirsen bir altuna sana bir yem bulurum ve gayriye ikişer altuna veririm, ammâ sen eski dostumuzsun" deyü ricâlar edüp katır semerleri içinden arpa çıkarup verdi. İlâhî hîlekâr hüddâmlar iflâh ve ber-hordâr olmayalar, zîrâ kırk elli yıldan berü hidmetkâr kahrı hakîri zâl-ı zebûn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24b ·
metinde göster ·
… içre girüp ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenim olurlar kim bir harbende garîb bin
altuna
ve altı yedi esîr ile sîr olurlar. Sâ’ir guzât hemçünân ve cemî‘i cebehâne ve h …
"Bu tabur bunda iken Yanık kal‘ası feth olmak mümkin değildir" deyü Tuna üzre üç yerden cisr-i azîmler ve sığır derilerinden kelekler üzre azbarlı çitler döşeyüp Tatar ve cümle asker geçüp üç gün ceng-i azîmden sonra bi-emrillâhi te‘âlâ nesîm-i nusret Âl-i Osmân tarafına esüp cümle küffâr münhezim olup tu‘ma-i şemşîrden mâ‘adâsı Komaran kal‘aları dibindeki cisirden karşu geçüp Uyvar'a firâr eder. 47a Cümle guzât tabur içre girüp ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenim olurlar kim bir harbende garîb bin altuna ve altı yedi esîr ile sîr olurlar. Sâ’ir guzât hemçünân ve cemî‘i cebehâne ve hazâ’ini topları mîrî içün zabt edüp {târîh-i feth-i gazâ-yı tabur-ı Yanık:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46b–47a ·
metinde göster ·
… lerinin baş mâlların edâ etdiler. Hattâ bu mahalde üç re’s mahbûb esîrler birer
altuna
çıkup kimesnelerden bir ferd-i âferîdeler rağbet etmediler. Ve mahbûb ve mahbûb …
Hakîkatü'l-hâl bu mahalde fukarâ-yı Kırım'a eyle zulm oldu kim ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kişiler esîrleri hâtırıyçün evlâdların sûk-ı sultânîde bey‘u men-yezîd edüp esîrlerinin baş mâlların edâ etdiler. Hattâ bu mahalde üç re’s mahbûb esîrler birer altuna çıkup kimesnelerden bir ferd-i âferîdeler rağbet etmediler. Ve mahbûb ve mahbûbe üsârâlar pâymâl-i bî-me’âl(?) fürûht olunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 197a ·
metinde göster ·
… aldı. Ve bu Kılburun ka[l‘a]sında bir at yemi bir guruşa oldu. Ve bir etmek bir
altuna
çıkdı, zîrâ dörd bin kadar âdem böyle kal‘acıkda ne bulsunlar ve ne yesinler.
Ba‘dehu bu Kılburun'da bu kadar Özü nehri gemileri gelüp cümle mâlı ve hayvânâtları ol karşuya ubûr etdirüp ancak paşa kendüsi ve iç ağaları ve hâs tavla atlarıyla iki gece Kılburun'da kalup cümle evlerin üstlerindeki sazları ve kamışları atlara yedirdik, zîrâ bir derbend-i calender-i bî-emân yerdir. Özü nehri hod ne buz idi ve ne dürüst su idi. Gemiler birkaç günde gidüp gelince Kılburun'da burnumuzun kılları açlıkdan fırıl fırıl ötüp atlar evlerin sazların yedi. Bizler bâzların ölülerin yedik. Bunda dahi bir acâ’ib sunkur kuşum ölüp üç doğan kuşum kaldı. Ve bu Kılburun ka[l‘a]sında bir at yemi bir guruşa oldu. Ve bir etmek bir altuna çıkdı, zîrâ dörd bin kadar âdem böyle kal‘acıkda ne bulsunlar ve ne yesinler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 200b ·
metinde göster ·
… ümâ: Bu abd-i kemter Gördüs kal‘asında iken Zekeriyyâ Efendi'nin ihsânıyla elli
altuna
Mağribîlerden bir siyâh-çerde Arab gulâmı aldım. Kâmil bir hafta yanımda hidmet …
Der-beyân-ı sergüzeşt-i temâşâ-yı ibret-nümâ: Bu abd-i kemter Gördüs kal‘asında iken Zekeriyyâ Efendi'nin ihsânıyla elli altuna Mağribîlerden bir siyâh-çerde Arab gulâmı aldım. Kâmil bir hafta yanımda hidmet edüp ne yedi ve ne içdi ve ne yatdı ve ne uyudu hemân ve ne dünyâ kelâmından bir söz söyledi ve ne tebessüm etdi, ammâ her ne gûne işâret etsen ve bir hidmet buyursan cân havliyle çalışup hidmet ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339a ·
metinde göster ·
"Vallâhi ümmet-i Muhammed ben bu Arab'ı Gördüs'de Mağribî Arablardan elli
altuna
alalı kâmil bir haftadır kim ne yedi ve ne içdi ve ne yatdı uyudu ve ne güldü v …
"Vallâhi ümmet-i Muhammed ben bu Arab'ı Gördüs'de Mağribî Arablardan elli altuna alalı kâmil bir haftadır kim ne yedi ve ne içdi ve ne yatdı uyudu ve ne güldü ve ne ağladı. Bu İnebahtı'ya gelüp ben gideceğim vaktin ölüp Mehemmed Ağa'm defn edecek olup ben Kastel kal‘asına gidüp mektûblarınız hakîre gelüp yine geldim. Bu Arabı bu hâlde keçi gördüm, ammâ bunu kabirden kim çıkarmışdır."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339b ·
metinde göster ·
… una batırup bu dahi Frengistân'a gidüp kırk elli dirhem gelir bir yumurtayı bir
altuna
verirler. Misk gibi râyihası olup gâyet mukavvîdir.
Ve kefal balığı yumurtası olur kim gûyâ akîk-i Yemenî olup sarı balmûmuna batırup bu dahi Frengistân'a gidüp kırk elli dirhem gelir bir yumurtayı bir altuna verirler. Misk gibi râyihası olup gâyet mukavvîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 341a ·
metinde göster ·
… dahi balık yumurtasın sarı balmûmuna sokup cemî‘i Frengistân'da miskâlin birer
altuna
satarlar. Her bir yumurtası ellişer dirhem ancak gelir.
Ve bunun dahi balık yumurtası memdûhdur. Bunda olan tez ü tâze ve za‘ferân gibi sarı ve lezîz ve amber-i hâm râyihalı balık yumurtaları bir diyârda yokdur kim pâdişâhlar ve krallara hedâyâ gider gâyet mukavvî nukl-i tarabdır ya‘nî şarâb-ı bî-hicâb mezesidir. Bunun dahi balık yumurtasın sarı balmûmuna sokup cemî‘i Frengistân'da miskâlin birer altuna satarlar. Her bir yumurtası ellişer dirhem ancak gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 341a ·
metinde göster ·
hidmet edüp Kandiye'de bizimle ceng eden cümle bunlar idi. Yine böyle iken müse …
Bunlar dâ’imâ Venedik'e günde birer altuna hidmet edüp Kandiye'de bizimle ceng eden cümle bunlar idi. Yine böyle iken müselmânız derler, ammâ yarar ve tüvâ[nâ] ve şecî‘ bahâdır fetâlardır. İşte Ârnâbûd kavm-i anûdun asl [u] fer‘leri böyle olmuşdur, ammâ Cebel-i Elheme Elbasan şehrinde İslâm ile merhûm olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 353a ·
metinde göster ·
… sı ve yetmiş aded külâhlı bostâncısı ve bir hâkim dahi gümrük emîni iki yüz bin
altuna
iltizâm hükûmetdir.
Ve bu şehrin şeyhülislâm-ı hanefîsi ve nakîbüleşrâfı ve kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve çavuşu ve hünkâr bâğçesinin bostâncıbaşısı ve yetmiş aded külâhlı bostâncısı ve bir hâkim dahi gümrük emîni iki yüz bin altuna iltizâm hükûmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y43b ·
metinde göster ·
Beri tarafda cemî‘i huccâcın me’kûlâtları bu hâle uğrayınca ol gece bir yem beş
altuna
ve bir vukıyye beksumât üç altuna oldu. Ve huccâcın çoğu Arafât'a yetişmeden me …
Beri tarafda cemî‘i huccâcın me’kûlâtları bu hâle uğrayınca ol gece bir yem beş altuna ve bir vukıyye beksumât üç altuna oldu. Ve huccâcın çoğu Arafât'a yetişmeden me’yûs oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
… lâtları bu hâle uğrayınca ol gece bir yem beş altuna ve bir vukıyye beksumât üç
altuna
oldu. Ve huccâcın çoğu Arafât'a yetişmeden me’yûs oldular.
Beri tarafda cemî‘i huccâcın me’kûlâtları bu hâle uğrayınca ol gece bir yem beş altuna ve bir vukıyye beksumât üç altuna oldu. Ve huccâcın çoğu Arafât'a yetişmeden me’yûs oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
… hac savâbı hibe edesin. Eğer vâlideynim, üstâdım ve ihvânım içün ikişer üç[er]
altuna
bedel tutup hac etdiririm dersen hemân altunlar hebâya gider. Senden gayri beş …
Ba‘zısının savâbın vâlideynin ve üstâdların ve hukûkun kesb etdüğün velî-ni‘amlarının rûhuna hac savâbı hibe edesin. Eğer vâlideynim, üstâdım ve ihvânım içün ikişer üç[er] altuna bedel tutup hac etdiririm dersen hemân altunlar hebâya gider. Senden gayri beş on âdemin dahi altunların alup bedel olmuşdur. Meğer tâ hac tamâm olmayınca bir ân yeninden münfekk olmayup umre ve tavâf ve Safâ ve Merve ve Arafât ve Mîne ve kurbânı ve yine tavâf-ı ziyâreti ve cümle recemâtları ve yine bu tavâf-ı sadra gelince bile gezüp edâ-yı hacc ederse ol şart ile kavl edüp bedel dutasın, yohsa ısmarlamak ile hac kabûl olmaz, dedikleri bu husûs içündür, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y330a ·
metinde göster ·
… edüp eyle ganîmet olur kim ta‘bîr olunmaz. Bir yem bir paraya ve iki ganem bir
altuna
ve altı burma alef bir paraya olur. Ezlem'den bu mahalle gelince Mısır hudûdudu …
Bunda dahi ordu-yı bâzâr kurulup cânib-i erba‘a kurâlarının mümtâz [u] müstesnâ mahbûbe-i zamâne nisvânları me’kûlât [u] meşrûbâtların bâzâra getirüp bey‘-i men-yezîd edüp eyle ganîmet olur kim ta‘bîr olunmaz. Bir yem bir paraya ve iki ganem bir altuna ve altı burma alef bir paraya olur. Ezlem'den bu mahalle gelince Mısır hudûdudur. şerîf hükmünde değildir. Mısır şeyhlerinden şeyh (---) direğindedir. Ve bir şey gâyib olsa şeyhden tazmîn olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y375a ·
metinde göster ·
… kadar mâl-ı ganâyime mâlik oldular kim ednâ mertebe herkes yüzer bin Takyanosî
altuna
ve bu kadar kâlây-ı zî-kıymete mâlik oldular.
Asker-i İslâm İskenderiyye'de ol kadar mâl-ı ganâyime mâlik oldular kim ednâ mertebe herkes yüzer bin Takyanosî altuna ve bu kadar kâlây-ı zî-kıymete mâlik oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y15b ·
metinde göster ·
… ı Sultân Ferec ve Sultân Kalavân ve Sultân Kayıtbay asrından kalmış kâr-ı kadîm
altuna
benzer pirinc ileğen ve ibrîkler ve gûnâ-gûn sâbûndânlar ile arrâfbaşı ibtidâ p …
Ba‘dehu cümle sahanlar ref‘ olup dîvân ferrâşları ve arrâfları Sultân Ferec ve Sultân Kalavân ve Sultân Kayıtbay asrından kalmış kâr-ı kadîm altuna benzer pirinc ileğen ve ibrîkler ve gûnâ-gûn sâbûndânlar ile arrâfbaşı ibtidâ paşanın önünde yer öpüp paşanın dizine mahalle makraması koyup biri dahi mümessek ü mu‘amberîn sâbûn verüp paşa elin yaykayup cümle bu tertîb üzre ellerin gasl edüp herkes yerli yerinde ber-karâr olup du‘âcı efendi Kur’ân-ı azîmden âye[t], sûre-i Mâ’ide'de:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y181b ·
metinde göster ·
… eyle ma‘mûr u âbâdân ola kim mezbelistân ve kömistân üstünde bir zirâ‘ arz bin
altuna
bey‘ olunup âl-i Osmân pâdişâhlarından İbn Ka‘b gelüp safâ edüp taht edine, der …
Mısır Fir‘avn'dan sonra harâb olduğundan mâ‘adâ ehl-i hikmet Mısır içün yedi kerre harâb ve yedi kerre amâr olsa gerek, derler. Ammâ Muhyiddîn el-Arabî hazretleri Fütûhât kitâbında Mısır bin yüz târîhinden sonra eyle ma‘mûr u âbâdân ola kim mezbelistân ve kömistân üstünde bir zirâ‘ arz bin altuna bey‘ olunup âl-i Osmân pâdişâhlarından İbn Ka‘b gelüp safâ edüp taht edine, der. Ve felekin te’sîri sebebiyle çarh-ı felek devr ederek Mısır'ın cümle çöl [ü] çölistânı tâ Mekke ve Medîne'ye varınca benî âdem şehirler binâ edüp bâğ u bâğçe ve besâtîn edüp amâr ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y227b/mük ·
metinde göster ·
… dur, ammâ içi cılkdır. Rûm'da yabana atarlar, ammâ Mısır'da ba‘zı mahalde birer
altuna
satarlar. Zîrâ Mısır'ın âb [u] havâsına göre âdeme hayât verir. İçi sâfî cüllâb …
Mâvî karpuz: Bu dahi bir gûne karpuzdur, ammâ içi cılkdır. Rûm'da yabana atarlar, ammâ Mısır'da ba‘zı mahalde birer altuna satarlar. Zîrâ Mısır'ın âb [u] havâsına göre âdeme hayât verir. İçi sâfî cüllâbdır ve akîk-misâl katrdır. Bir hasta şiddet-i hârdan helâk mertebesine varsa, bu mâvî karpuzun suyundan bir iki filcân nûş etse vücûdu buz pâresi olup harâreti def‘ olur, aceb hikmetdir. Hakîm Dâvûd Müfredât'ı te’lifinde ol kadar nef‘in tahrîr etmiş kim ta‘bîr olunmaz. Ve bu bıttîh gayrı diyârda bulunmaz, Mısır'a mahsûsdur. Ve gayrı diyârda bulunmaz, başka bir soydur. Y 238b Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y238a–Y238b ·
metinde göster ·
… le haps edüp herkes isti‘dâdına göre Ebû Alî Sinâ'dan birer masra rûzgârı birer
altuna
alup herkes alduğı masraları sutûhu üzre koyup andan rûzgâr girüp halk-ı Mısır …
Ve aşağı şehir kat-ender-kat binâlar olmak ile tarîkleri teng olup muzlim olmuşdur. Anıniçün cümle evler birbirlerine havâledir. Her evde kesb-i havâ içün damlar üzre birer bâdbân-misâl bâdgîrleri vardır, andan kesb-i havâ ederler. Bu bâdgîrler Ebû Alî Sinâ'dan kaldı, Y 241b derler. Mısır'ın cemî‘i rûzgârın ilm ile haps edüp herkes isti‘dâdına göre Ebû Alî Sinâ'dan birer masra rûzgârı birer altuna alup herkes alduğı masraları sutûhu üzre koyup andan rûzgâr girüp halk-ı Mısır teneffüs ederlermiş. Bu bâdgîrlerin aslı Ebû Alî Sinâ'dan kaldı, derler. Ol ecilden aşağı şehrin havâsı muttarid değildir, bir günde on havâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y241a–Y241b ·
metinde göster ·
… yılanın bahâsın yılancıya hükm etdikde yılancı on guruş istedi. Hâh-nâ-hâh bir
altuna
mâbeynlerin sulh edüp Bedevî bir altunu verüp ağzın silerek gitdi. İşte bu meyd …
Kadı yılanın bahâsın yılancıya hükm etdikde yılancı on guruş istedi. Hâh-nâ-hâh bir altuna mâbeynlerin sulh edüp Bedevî bir altunu verüp ağzın silerek gitdi. İşte bu meydân-ı mahabbetde bu gûne lu‘bedebâzlıklar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y292a ·
metinde göster ·