… ltunun rende ile kazırken gümüş dahi böyle kazılur, bu gûne gümüşleri altundan,
altunları
gümüşden ayırmak için iri şîşeler içre gümüşü pâre pâre koyup ibtidâ nerm âteş …
Bu tâ’ifeler dahi cümle Yahûdîlerdir. Kârları oldur kim bir gümüşde altun olsa yâhûd bakırda ve kurşumda gümüş yâhûd altun olsa ekseriyyâ kâr-ı kadîmlerde kalan altun mutallâ olup altunun rende ile kazırken gümüş dahi böyle kazılur, bu gûne gümüşleri altundan, altunları gümüşden ayırmak için iri şîşeler içre gümüşü pâre pâre koyup ibtidâ nerm âteş ile şîşeyi âteş üzre koyup içine tîz-âbı te’ennî ile dökerek kaynayup altunu dâne-i haşhâş-misâl şîşe dibinde kalup gümüşü sâfî su olur. Ba‘dehu altunun alup ana su altunu derler, balmûmu gibi iki parmak mâbeyninde ezilir bir gûne za‘ferân sarısı altundur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187a ·
metinde göster ·
Kuyumcular bu civayı potalar içre âteşde pişirüp içine sahk olmuş varak
altunları
koyup mahv olup beyâz kurus gibi hal olur. Ba‘dehu ol kurus olan civalı altunu …
Kuyumcular bu civayı potalar içre âteşde pişirüp içine sahk olmuş varak altunları koyup mahv olup beyâz kurus gibi hal olur. Ba‘dehu ol kurus olan civalı altunu âteş üzre gümüş kılıçlara ve hançer ve bıçaklara sürüp altun yaldızlı olur. Civa böyle bir ma‘âdindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188b ·
metinde göster ·
… âlem-i hayretde kalup şaşar. Görse kim derenin için Kaydefâ sikkesiyle mümessek
altunlar
yığılup derhâl Orhân Hân'a gelüp ser-güzeşt-i kenzi bir bir takrîr eder. Orhân …
Sebeb-i binâ-yı Cisr-i Irğandı: Lisân-ı Türkî'de ırğandı, ırğalandı, salındı ma‘nâsınadır. Sene 722 târîhinde Orhân Gâzî Bursa'yı feth edüp bir mücâhid-i fî-sebîlillah, âşık-ı cân vakt-i Şâfi‘î'de hammâma giderken bu cisr mahallinde bir sadâ zâhir olup "Çıkayım mı, varayım mı" deyü feryâd eder. Ol gâzî dahi dal kılıç olup "Çık hey anasını fülân etdiğim" deyüp sadâ gelen mahalle bir satur urunca hemândem ol mahalden güldürredek kenz-i azîm cereyân edüp zemîn ırğalanup sarsılır. Bu gâzî, âlem-i hayretde kalup şaşar. Görse kim derenin için Kaydefâ sikkesiyle mümessek altunlar yığılup derhâl Orhân Hân'a gelüp ser-güzeşt-i kenzi bir bir takrîr eder. Orhân Gâzî eydür "Yâ ne haber etdin. Allah sana müyesser etmiş. Var Bursa içre hayrât [u] hasenâtlar eyle" deyü destûr-ı şâhî ile gelüp cümle mâlı hânesine taşıyup öşrün beytü'l-mâl-ı müslimîne verüp bu cisr-i azîmi binâ edüp anın çün Irğandı Cisri derler, ibret-nümâ cisrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229a ·
metinde göster ·
… âr durup zemîni kazup eliyle kemeri on ay mukaddem zemîne niçe koduysa bî-küsûr
altunları
kemeriyle ile bulup Erzurûm'a geldi" deyü bu gûne bir yalan söyledi kim aklım g …
Hikâye-i Murtezâ Paşa : Molla Yahyâ'dan istimâ‘ edüp "Belî ol sene Deveboynu'nda azîm derd [u] belâlar çeküp Revân imdâdına yetişemediğimizden kızılbaş-ı evbâş-ı bed-mâ‘aş kallâş-ı rîş-tırâş Revân'ı aldı. Ammâ efendi! Yavaşça Mehemmed Ağa'nın Deveboynu'nda kar altına gömdüğü kemer ile iki bin altun niçe oldu?" deyince Yahyâ Efendi eydür: "Sultânım, Erzurûm'ın on aydan sonra karı kalmayup Yavaşça Mehemmed Ağa bir hayli hayâlli tevâbi‘leriyle iki günde Deveboynu'nda ol kış ve kıyâmetde zemîne altunu defn etdüğü yiri tecessüs ederek gökdeki buludu nişân koduğu ebr-i kebûdu görünce defn etdüğü yire varup görse on ay mukaddem duran bulut yine ber-karâr durup zemîni kazup eliyle kemeri on ay mukaddem zemîne niçe koduysa bî-küsûr altunları kemeriyle ile bulup Erzurûm'a geldi" deyü bu gûne bir yalan söyledi kim aklım gitdi. A‘yân-ı Haleb'den bir niçe âkıl u dânâ kelâm-ı örfiyye sâhibi kimesneler var idi. Anlar dahi tebessüm edüp rîş-hand etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52a ·
metinde göster ·
… lik ol kaya üzre kurbânlar kesince kaya iki şakk olup bir gün bir gece Takyanus
altunları
cereyân edüp ol mâl ile bu kal‘ayı inşâ edüp ismine sağmaldan galat Sağman derl …
Sebeb-i tesmiyyesi halk-ı Îİdrîs kavlî üzre Âl-i Abbâsiyân asrında Kara-Âmid meliki (---) bu kayalarda keklik murgu şikârı ederken bir kayadan sağmal sadâsı gelince hemân melik ol kaya üzre kurbânlar kesince kaya iki şakk olup bir gün bir gece Takyanus altunları cereyân edüp ol mâl ile bu kal‘ayı inşâ edüp ismine sağmaldan galat Sağman derler. Be-kavl-i Bitlîs hânı Abdâl Hân Sağman nâmında bir Ekrâd beği binâ etdi. Ecdâdımız Şerefnâme sâhibi Şeref Hân böyle tahrîr etmişdir buyurdular. El[u]hdetü ale'r-râvî. Bu dahi Hâlid ibn Velîd fethidir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Hân'a mutî‘ oldular, be-dest-i Monla İdrîs ve Bıyıklı Mehemmed Paşa. Bu dahi Diyârbekir eyâletinde yurdluk [ve] ocaklık ile mutasarrıf sancakbeği tasarruf eder. Timar ve ze‘âmet yokdur. Beğinin kânûn-ı Süleymân Hân üzre hâssı 369.057, mîr-i livâsı sekiz yüz elli askere mâlikdir müftî ve nakîbî ve kethüdâyeri ve serdârı cümle Diyârbekir'dedir, ammâ yüz elli akçe kadısı ve şehir muhtesibi vardır. Kal‘a dizdârı beği tarafındadır. Sûru nehr-i Murâd kenarında bir yalçın kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânîce,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 84a ·
metinde göster ·
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu
altunların
her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün o …
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz
altunları
on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üz …
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… yıkçılara eyitdi: "Dilerim kim Evliyâ Çelebi karındaşımız ile paşaya bile varup
altunları
kabûl etmeyüp sizlere tevzî‘ eylediğimize şehâdet edesiz kim paşa ıtmînân-ı kal …
Ve evvel bir ebyât-ı Arabî ile cenâbınıza, ziyâret-i Beytullah rucelâ-yı hâfiyâ, deyü işâret etmişdik. Hâlâ azîmetimiz ınânın ol tarafa atf eyledik ve size deryâ üzre refîk olmamızın işâreti idi. Hemân bizi hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" deyü vedâ‘ mahallinde iki kayıkçılara eyitdi: "Dilerim kim Evliyâ Çelebi karındaşımız ile paşaya bile varup altunları kabûl etmeyüp sizlere tevzî‘ eylediğimize şehâdet edesiz kim paşa ıtmînân-ı kalb hâsıl ede ve Evliyâ Çelebi hakkında sû-i zandan halâs ola" buyurduklarında cihân bu hakîrin oldu. Ve "Evliyâm du‘â-yı hayrum seninle biledir. Var kumda oyna, götüne çöp batmasın. Râh-ı Mekke'de ve diyâr-ı Mısır'da aslâ gam yiyüp havf u haşyet çekme. Âfât-ı dehrden masûn [u] mahfûz olup Hudâ-yı Bîçûn mu‘în u zahîrin olup geşt ü güzâr eylediğin yerlerde pâdişâhlar ve vüzerâ, vükelâ ü a‘yân [u] kibâr mâbeynlerinde mu‘azzez ü mükerrem olup düşman şerlerinden emîn olasın. Ve bizi kal‘a-i Van'da hayr du‘âdan unutma, el-Fâtiha!" deyüp yine ba‘de'd-du‘â dest-bûs edüp anlar Üsküdar'a bâdbân-ı azîmeti açup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176b ·
metinde göster ·
kabûl etmeyüp Dede vedâ‘ mahallinde hakîre eyitdi "Evliyâ Dede, bizi paşa ile V …
dedikde hakîr eyitdim "Vallahi sultânım, geçende sultânıma gelen Bektâşî Dede Ahûrkapu'dan taşrada kendüye kayıkla deryâda yetişüp sultânımı altunların kabûl etmeyüp Dede vedâ‘ mahallinde hakîre eyitdi "Evliyâ Dede, bizi paşa ile Van'da hayr du‘âdan unutman. Biz de sizi Mekke-i Mükerreme'de hayr [u] senâdan ferâmûş etmeziz" dedi. Şimdi sultânımın da bu gördüğü vâkı‘a Van mansıbı ile ta‘bîr etdiniz, hayr ola, garîb u acîb vâkı‘adır" dedim. Paşa eyitdi. "Evliyâm, İpşir Paşa karındaşım havfinden mühr ile Haleb'den yedi ayda rikâb-ı hümâyûna güc ile gelüp yüz sürdü. Hâlâ hasmı çokdur, ebeden muhibbi yokdur. Mısra‘ "Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp merkûm vâkı‘ayı bu uslûb üzre ta‘bîr etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182b ·
metinde göster ·
… aya Sultân'ındır. Kaya Sultân Van'da Kaya Çelebi ile taş kayasıyla ortaklardır.
Altunlarda
menim alâkam, bir ahçam ve bir habbem yokdur" deyü yemîn etdikde havzdan uryân …
Kapudan içeri girdikde anı gördüm, bu hammâm câmekânının soffaları üzre iki yüz aded çatal fitilli sekbân u sarıca cellâdları âmâde idiler. Anı gördüm, bu câmekânın havz-ı kebîri su ile leb ber-leb olup ol rûz-ı zemherîrde Kudde Kethüdâ ve Moralı Defterdâr ve Mehemmed Efendi, üçünün dahi gerdenlerinde tokuz zincir ile uryân u büryân ve giryân u nâlân havz içinde iki gün iki gice imiş aç u zâc bir kamîs u serâvile muhtâc olduklarından mâ‘ada her gice cellâdlardan biner tâziyâne kırbaç yiyüp niçe gûne işkence ederlermiş. Hemân Kudde Kethüdâ'yı ol hâl-i diyergûnda görüp aklım başımdan gitdi. Yanına varup üçünün dahi destlerinden bûs etdim. Zîrâ veliyy-i ni‘metlerim idi. Kudde Kethüdâ eydür "Evliyâm bu ne hâldir?". Hakîr eyitdim: "Şimdi sâhib-i devlet yanında idim. Kudde halâs olmak dilerse üç bin kîse versin ve beş bin kîse paşa versin ve Mehemmed Efendi bin kîse versin. Yohsa üçünü de katl ederim, deyü yemîn etti" dedim. Hele Kudde 185a bin kîse ve defterdâr iki bin kîse ve mevkûfâtî beş yüz kîse ve beş yüz cild kitâb-ı müstetâb verecek oldular. Bu kerre İpşir Paşa kethüdâsı Sâlîh Ağa eydür "Ey Mehemmed Kethüdâ, Kırşehri'ndeki kırk bin koyun niçe oldu ve Diyârbekir Çermik'i şehrindeki bin kîse niçe oldu ve Van'da Mallı Kaya Çelebi ortağındaki beş yüz kîse altun niçe oldu ve Gümrük Emîni Hasan Ağa karındaşı Anton Ermenî kâfirdeki iki bin kîse malınız niçe oldu" deyince Kudde Kethüdâ eydür "İşte Evliyâm, bilür, ol Kırşehri'ndeki sahrâ çiftlikde kırk bin koyun anlar cümle Melek Paşa'nındır ve Çermik'de menim mâlım yokdur. Cümle karındaşım Hacı Mûsâ Ağa'nındır ve andaki mâl cümle Kaya Sultân'ındır. Kaya Sultân Van'da Kaya Çelebi ile taş kayasıyla ortaklardır. Altunlarda menim alâkam, bir ahçam ve bir habbem yokdur" deyü yemîn etdikde havzdan uryân çıkarup fakîr Kudde'nin ve hakîr Defterdâr'ın vücûdlarına üç yüz kırbaç urup figânları evce peyveste olup ol zahm-âlûd ile ol şiddet-i şitâda yine havz içine koyup âh [u] enîn etmeğe başladılar. Hakîr eyitdim: "Bre Mehemmed Kethüdâ cemî‘i dostlara haber gönder. Karz-ı hasen bir kaç yüz kîse dahi alup kuş cânlarınız halâs edin" dedim. Bunlar eyitdiler "Ya biz hapisde iken bizlere kim bir fülus-ı ahmer inanırlar. Bizi bir hapisden ıtlâk etsinler, ba‘dehû sâhib-i devletin murâd [u] merâmları üzre mâl bulup halâs olalım" dediler. Hakîr İpşir Paşa'ya varup bu kelâmları söyledim. "Anlar hapisde iken dahi ol kadar mâlı verirler. Anlar eyi âdemlerdir, yohsa şimdi anları katl ederdim" dedikde hakîr yine gelüp istimâ‘ etdiğim üzre İpşir Paşa'nın sözlerin bir bir takrîr eyledüm. Hâh-nâ-hâh üçüncü gün Defterdârdan üç bin sekiz yüz kîse ve sarâyında olan cümle emvâl u erzâkların ve cümle ser-i kârda olan tevâbi‘lerin haps edüp anlardan dahi iki bin kırk kîse mâl tahsîl eyleyüp Diyârbekir'de Bakkaloğlu'na ve Mehemmed Çelebi'ye ve karındaşı Hacı Mûsâ'ya ve Mehemmed Kethüdâzâde İbrâhîm Beğ'in cümle mâl [u] erzâkların mîrîye zabt u rabt etmek içün kapucubaşılar gidüp kendülerini kayd-bend ile der-i devlete fermân-ı şehriyârîler Diyârbekir Valisi Firârî Mustafâ Paşa'ya emirler gitdi. Ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'nin mâlı yok idi. Amma cümle Melek emlâki ve çiftliği ve akarâtları mîrîye ahz u kabz olunup her gün yine bunları gûnâ-gûn işkence ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184b–185a ·
metinde göster ·
… eliki İmâm Hüseyin'in mu‘tekidi olmak ile Yezîdîlere (---) altun verüp anlar da
altunları
Şâm'da Yezîd'e arz edüp Yezîd re’s-i İmâm Hüseyn'i Mısır melikine fürûht edüp i …
Bu mahalde yine Yezîdîler kelle-i şehâde-i civân-bahtı görüp yine galtân edüp "Çevgân topu idelim" derken Mısır meliki İmâm Hüseyin'in mu‘tekidi olmak ile Yezîdîlere (---) altun verüp anlar da altunları Şâm'da Yezîd'e arz edüp Yezîd re’s-i İmâm Hüseyn'i Mısır melikine fürûht edüp ilâ yevminâ hâzâ re’s-i şerîf-i İmâm Hüseyin derûn-ı Mısır'da Hân Halîl kurbünde mezkûr (---)(---)(---) Melik Hayrâtı kubbesi içinde medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 234b ·
metinde göster ·
… up Paşa sa‘âdetlü pâdişâha telhîs edüp yigirmi aded ulaklar ile iki yüz kiselik
altunları
Der-i devlete gönderüp anlar Âsitâne-i sa‘âdet tarafına gitmede. Ertesi gün paş …
Bu minvâl üzre yeni hândan sa‘âdetlü pâdişâh içün yüz kise kalemiyye-i tecdîd-i hükûmet ve yüz kise dahi vezîria‘zama vesâ’ir erbâb-ı hizmet avâ’id-i fevâ’idleri cem‘ olup Paşa sa‘âdetlü pâdişâha telhîs edüp yigirmi aded ulaklar ile iki yüz kiselik altunları Der-i devlete gönderüp anlar Âsitâne-i sa‘âdet tarafına gitmede. Ertesi gün paşa alây-ı azîm ile şehr-i Bitlîs içre Şeref Hân Câmi‘inde salât-ı cum‘ayı edâ edüp ba‘de's-salât cümle kibâr [u] sığâr ile vedâlaşup ahâlî-i Bitlîs'e Arapça nassı üzre sadakât-ı bî-pâyân verüp hamd ü senâ-yı firâvân ederek esb-i sabâ-sür‘atine süvâr olup şehr içre selâma muntazır olanlara selâm verüp iki tarafına mataracıbaşı ve şâtırbaşı altun bezl ederek alây-ı azîm ile otağına geldi. Ertesi ale's-sabâh Arapça hadîs-i şerîfi mazmûnu üzre tuğlar gidüp ale'l-akîb kendüleri de sa‘âdetle sene 1065 Ramazânının yigirmi dokuzuncu gün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 280b ·
metinde göster ·
Ve ol gün yine Paşa efendimiz bu hakîr ile iki yüz altun ve iki Keşmirî şal ve bir destmâl Vanî Efendi'ye hedâyâ gönderüp altunları kabûl etmeyüp iki aded şâlları alup elli altunun hakîre verüp mâ-bâkîsinden fukarâlarına üçer altun bezl edüp ziyâdesin bir fukarâsıyla mühürleyüp Paşa'ya gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 18b ·
metinde göster ·
… hak ve baras ve zâti'l-cenb ve hafakan marazları cümle gider ve ba‘zı müsta‘mel
altunları
bu su ile yıkasan sarı su altununa döner ve bir âdemin hâtemi gümüş olsa ol ân …
(---) hâkinde leb-i deryâdan nîm sâ‘at ba‘îd bir çemenzâr-ı sahrâ-yı sebzezârda Mihâloğlu binâsı bir kubbe-i âlî ılıcadır kim Rûm ve Arab u Acem'de ve İsfaç ve Nemse ve Çeh u Leh ve Alman diyârında böyle bir nâfi‘ germâb ılıca görmedim. Hattâ benî Âdem girdikde aslâ kîse ve sabuna ihtiyâc olmaz. Vücûd-ı insânı dürr-i beyz-âsâ eder ve beden-i insân eyle nerm ü ter olur kim gûyâ kulak şâhmesi gibi vücûd-ı benî Âdem yumuşak olup ten-dürüst olur. Hâssiyeti ol mertebededir kim cüzâm ve miskin ve Fireng uyuzu âdem kırk kerre girse bi-emr-i Hayy-i Kadîr ol âdem anadan doğma olur ve suyundan kırk sabâh aç karnına nûş edenin vücûdunda behak ve baras ve zâti'l-cenb ve hafakan marazları cümle gider ve ba‘zı müsta‘mel altunları bu su ile yıkasan sarı su altununa döner ve bir âdemin hâtemi gümüş olsa ol ân altun gibi olup bir haftada reng-i hâtem mütegayyir olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 28b ·
metinde göster ·
kabûl edüp Paşa dahi Hân'a bir siyâh kaytas nesl-i cilfidânü's-sâfinâtü'l-ciyâd …
Paşa, "Ne zahmet, hey Hânım?" deyüp altunları kabûl edüp Paşa dahi Hân'a bir siyâh kaytas nesl-i cilfidânü's-sâfinâtü'l-ciyâd at-ı sabâ-sür‘at ki gûyâ kaytas-ı sa‘âdetdir, zer-ender-zere müstağrak olmuş bir mücevher zeyn ve murassa‘ ve zerrîn raht ve sîm ve mutallâ zeheb rikâbıyla ve murassa‘ gaddâre ve topuzıyla mezkûr kaytas-ı esb-i peymâyı Hân altına Paşa çeküp bilâ-rikâb süvâr olmada ve Kalga ve Nûruddehr'e ve vezîr Sefer Gâzî Ağa'ya dahi birer mebrûm katîfe eğerli ve sîm ve zeheb mutallâ rahtlı atlar ve birer gümüş çullı yelkendez atlar keşîde kılınup süvâr oldular ve Kadıaskere ve şîrîn beği ve Sincivit ve Mansûrlu ve Arkanlı ve Dâyirli ve Mankıtlı ve Arslanlı ve Çobanlı ve Deveyli ve Nevrûzlı ve Oraklı ve şiydaklı ve Yaman Sadaklı ve Defterdâr İslâm Ağa ve Yalı ağası İslâm Ağa ve Sübhân Gâzî Ağa ve kapukulu a‘yânlarından atalıklara ve emildeşlere ve olanlara ve Karaçilere ve ot ağalarına ve Badrak mirzâlarına ve yurd atalarına ve sâ’ir iş erlerine ve'l-hâsıl bu zikr olunanlardan mâ‘adâ emirzâlara cümle iki yüz on bir neferâtlara on biri sırma eğerli ve sîm rahtlı ve mutallâ-yı zeheb rikâblı atlar idi. On birden mâ‘adâsı iki yüz aded gümüşî çullu atlar yelkendez esb-i tâzîler Hân askerine hedâyâ atlar verildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 51b ·
metinde göster ·
… bâtdan bir şey tenâvül etmeyüp illâ kimyâ altununda onar dâne nohud kadar habbe
altunlar
yudup aslâ ekmek su yemezdi. Anıniçün kemâl-i riyâzât ile merhûm olduğıyçün ces …
"Azîz-i merhûm kimyâya mâlik olup yigirmi dörd sâ‘atde me’kûlât [u] meşrûbâtdan bir şey tenâvül etmeyüp illâ kimyâ altununda onar dâne nohud kadar habbe altunlar yudup aslâ ekmek su yemezdi. Anıniçün kemâl-i riyâzât ile merhûm olduğıyçün cesed-i şerîfi çürümedi" deyü nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 133b ·
metinde göster ·
… ıbânların dâ’iresine bir avuç Venedik altunu dökünce kızgın ve kırmızı kor gibi
altunlar
dâ’irenin derisin yakup cümle altunlar yere düşdüğün elçilerimiz görüp ta‘accüb …
Hemân Hazret-i Mevlânâ dahi elçilerimizin gözleri önünde mübârek sağ kolın yeşil hırkası yeniyle cânib-i garba ‘Bismillâhi’ deyüp el uzadup tarfetü'l-ayn içre hânende ve sâzendegân ve mutrıbânların dâ’iresine bir avuç Venedik altunu dökünce kızgın ve kırmızı kor gibi altunlar dâ’irenin derisin yakup cümle altunlar yere düşdüğün elçilerimiz görüp ta‘accüb edüp bu ahvâli, vakt [ü] sâ‘ati ve derecesiyle yazarlar. Mutrıblar dahi altunları alup giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… ltunu dökünce kızgın ve kırmızı kor gibi altunlar dâ’irenin derisin yakup cümle
altunlar
yere düşdüğün elçilerimiz görüp ta‘accüb edüp bu ahvâli, vakt [ü] sâ‘ati ve der …
Hemân Hazret-i Mevlânâ dahi elçilerimizin gözleri önünde mübârek sağ kolın yeşil hırkası yeniyle cânib-i garba ‘Bismillâhi’ deyüp el uzadup tarfetü'l-ayn içre hânende ve sâzendegân ve mutrıbânların dâ’iresine bir avuç Venedik altunu dökünce kızgın ve kırmızı kor gibi altunlar dâ’irenin derisin yakup cümle altunlar yere düşdüğün elçilerimiz görüp ta‘accüb edüp bu ahvâli, vakt [ü] sâ‘ati ve derecesiyle yazarlar. Mutrıblar dahi altunları alup giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… a‘accüb edüp bu ahvâli, vakt [ü] sâ‘ati ve derecesiyle yazarlar. Mutrıblar dahi
altunları
alup giderler.
Hemân Hazret-i Mevlânâ dahi elçilerimizin gözleri önünde mübârek sağ kolın yeşil hırkası yeniyle cânib-i garba ‘Bismillâhi’ deyüp el uzadup tarfetü'l-ayn içre hânende ve sâzendegân ve mutrıbânların dâ’iresine bir avuç Venedik altunu dökünce kızgın ve kırmızı kor gibi altunlar dâ’irenin derisin yakup cümle altunlar yere düşdüğün elçilerimiz görüp ta‘accüb edüp bu ahvâli, vakt [ü] sâ‘ati ve derecesiyle yazarlar. Mutrıblar dahi altunları alup giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… n çubuğun sağ tarafındaki uzun tasvîr bu kerâmât-ı Mevlânâ zâhir oldukdan sonra
altunlarına
tasvîr etdiler ve çubuğun karşu sağ tarafındaki Hacivad takyeli bodur külâhlı t …
Ya‘nî Venedik'in yaldız altununda olan çubuğun sağ tarafındaki uzun tasvîr bu kerâmât-ı Mevlânâ zâhir oldukdan sonra altunlarına tasvîr etdiler ve çubuğun karşu sağ tarafındaki Hacivad takyeli bodur külâhlı tasvîr pirinc-pirimleri, ya‘nî kırk aded beğlerin başları olan kralları tasvîridir, ammâ pirinc-pirimin başında olan külâh ve tâc değildir. Hazret-i İsâ aleyhi's-selâmın pây-ı şerîfindeki koyun yününden kalçındır, ya‘nî çorabdır kim Rıkka, ya‘nî Urfa şehrinden bir takrîb ile Venedik eline girmişdir. Kırk kefereden biri beğ pirinc-pirim oldukda (ve) bir bednâm günlerinde başına geyüp sonra hıfz ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150b ·
metinde göster ·
Menzil-i kasaba-i Buşatlar: Bunda bir gece dahi paşa yanında mihmân olup Melek Ahmed Paşa efendimizin karz-ı hasen verdiği mâl içün Yûsuf Beğzâde hakîre on üç bin guruşluk cümle Venedik altunların huzûr-ı şer‘de verüp hüccet-i şer‘iyyeye geçüp beğe hakîr temessükâtları verüp kenâr-ı(?) mümessek şakk(?) olundukda beğden Melek Paşa'ya hedâyâ üç Fireng gulâmı ve yigirmi aded altun zarflı sâ‘atler ve bir incü tesbîh ve kırk top dîbâ ve kırk top Ciniviz katîfesi ve murassa‘ la‘l-gûn mercan kabzalı hançer-i zü'l-fecâm verüp bunlar dahi mektûb-ı mahabbet-uslûba kayd olup beğden hakîre üç yüz Venedik altunu ve Bihzâd nâm bir İşpanya gulâmı ve bir at ve bir kılıç verüp cümle tevâbi‘ ü gulâmlarıma onar altun ve birer çuka ve kumaşlar verüp refîkler verdi. Ertesi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 36b ·
metinde göster ·
"Allâh emâneti olsun, bu teslîm-i mütevellî etdiğim
altunlarla
Allâh içün her gece her odada hatm-i şerîfler okuyup sevâbın rûhuma hibe edeler …
"Allâh emâneti olsun, bu teslîm-i mütevellî etdiğim altunlarla Allâh içün her gece her odada hatm-i şerîfler okuyup sevâbın rûhuma hibe edeler. Ve her Cum‘a geceleri Risâlet-penâh rûhiyçün kırk bin salavât-ı şerîfe tilâvet oluna. Ve benim vücûdum bir kubbeli yerine komayup Ebâ Eyyûb-ı Ensârî civârında velî-ni‘am üstâdım Kiçi Mehemmed Efendi hazretlerinin pây-ı sa‘âdetleri cenbinde beni defn edün ve üzerime bir kubbe ve âsâr-ı binâlar etmen. Ancak sebeb(?) üzre başım ve ayağım uçlarına hice taşları alâmet dikin ve oğlum İbrâhîm'ime on bin altun ve ker[î]mem (---) Fâtım'a on bin altun verüp anları Allâh'a ısmarladım ve edenleri(?) de ol Kâdir ü Kayyûm ve Kahhâr Allâh'a havâle eyledim" deyü yedi sâ‘at kâmil vasiyyetler edüp mecmereler ile buhûr ve amber-i hâm ve ûdlar yanup cümle iç ağalarıyla kendüler bile Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp bir vakit namâzın cemâ‘atsiz kılmayup ve bir vaktin kazâya komayup edâ-yı salât ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 45a ·
metinde göster ·
… e ordu-yı İslâma gelüp ganîmet edüp baş ve dil getirenlere yetmişer ve seksener
altunlar
ve hil‘at-i fâhire ve çelengler ihsân olundu.
Ve câ-be-câ mücâhidîn etrâf [u] eknâfı gâret ü alan u tâlân ve esîr-i giryân ederek ol kadar mâl-ı ganâ’imle altışar ve sekizer hınto araba billûr ve necef u moran câmlı arabalar içre mahbûb u mahbûbe gonca-fem havâtînler ve niçe gûne mâl-ı ganâ’imler ile ordu-yı İslâma gelüp ganîmet edüp baş ve dil getirenlere yetmişer ve seksener altunlar ve hil‘at-i fâhire ve çelengler ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 19a ·
metinde göster ·
Birer güderi meşin kemerleri var, birinde yetmiş Sivilye talar guruşları var ve kırk aded Ungurus altunu var, birinde on Sivilye guruş ve yüz beş Ungurus altunu var idi. Bu altunları alup ummân-ı kerâmeye torbiçe edüp beşer altunun gulâmlarıma verüp küffârların dörd re’s atlarına nazar etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b ·
metinde göster ·
… vâhir, la‘l, yâkût ve zümürrûd elmâslardan mâ‘adâ yüzer ve ikişer ve üçer yüzer
altunları
ve kıt‘a kıt‘a zî-kıymet girân-bahâ şeyler buldular. Ve Tatarlar bay geray oldu …
Ve Tatar askeri bu kelleleri galtân olan küffârların meydân-ı berzahda kalan yetmiş yedi bin aded cîfe-i murdârların soyarken her birinde bu kadar cevâhir, la‘l, yâkût ve zümürrûd elmâslardan mâ‘adâ yüzer ve ikişer ve üçer yüzer altunları ve kıt‘a kıt‘a zî-kıymet girân-bahâ şeyler buldular. Ve Tatarlar bay geray oldular. Ve lâşe-i murdârların uryân edüp vâdî-i Tîh'de bırağup hûş tuyûra ve mûr-ı mâra gıdâ etdiler. Şi‘r-i münâsib:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… re dahi bir sebüke altun ihsân etdi kim elimde balmûmu gibi ovalardım. Hattâ bu
altunlardan
İbrâhîm Efendi habbeler yapup birin sabâh ve üç dâne habbe ahşam yudup ol gün g …
Bu hakîr bu âna dek kırk bir yıldır kim cihân-bân olup âlemi geşt [ü] güzâr edüp kimyâya mâlik sâhib-i ayâr görmemiş idim, ammâ niçe bin mukallidler ile görüşmüşdüm. Bu ilmin aslı ve faslı yokdur deyü ilm-i kâfe münkir idim, ammâ elhamdü lillâh bu Kefe şehrinde Nâ’ib İbrâhîm Efendi'de görüp ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn vâsıl edüp hakîre dahi bir sebüke altun ihsân etdi kim elimde balmûmu gibi ovalardım. Hattâ bu altunlardan İbrâhîm Efendi habbeler yapup birin sabâh ve üç dâne habbe ahşam yudup ol gün gece aslâ ta‘âm yemezdi. Lâkin bu mertebeye ve bu vasle-i fukarâlara ol kimesne vâsıl oluyor kim ehl-i hâl ola ve salâh-ı hâlde olup kemâl mertebe riyâzât [u] mücâhedeye meşgûl olup esrârı hıfz edüp halkdan münzevî ola. El-hâsıl kibâr-ı evliyâ zümresinden olana, bu kâr nasîb oluyor, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141b ·
metinde göster ·
… îrûze ve aynü'l-hurr u aynü'l-hirr ve aynü's-semek ve kehribâr ve kerpiç kerpiç
altunlar
ve gümüşler pâymâl-i rimâl yatırlar.
Ve biri biri üzre her mahlûk timsâlleri kat-ender-kat ayak üzre dururlar. Ve her sûretin ayakları altlarında la‘l u yâkût ve elmâs ve zümürrûd ve zeberced ve seylân ve pîrûze ve aynü'l-hurr u aynü'l-hirr ve aynü's-semek ve kehribâr ve kerpiç kerpiç altunlar ve gümüşler pâymâl-i rimâl yatırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154a ·
metinde göster ·
… hüddâmlarıma da birer kat esbâb ve birer cılkava ve kürkler ve ellişer mümessek
altunlar
ve refîklerimiz olan dervîşânlara dahi hem-çünân eyle ihsânlar edüp seyishânele …
"Elbette siz bize Edirne'de ve İslâmbol'da lâzımsız" deyüp hakîre peşin bir kîse akçe ve üç yüz altun ve bir kat esbâb ve kışdır deyü bir semmûr sırt kürk ve iki at ve hüddâmlarıma da birer kat esbâb ve birer cılkava ve kürkler ve ellişer mümessek altunlar ve refîklerimiz olan dervîşânlara dahi hem-çünân eyle ihsânlar edüp seyishânelerimizin yüklerin arabalara tahmîl etmek içün üç araba ve iki araba me’kûlât [ü] meşrûbâtı ve hakîre binmek içün bir hınto araba verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 174b ·
metinde göster ·
… r ahsend" deyüp yedi nefer kimesnelere birer kat esvâbdan gayri ellişer kızılga
altunlar
verüp üç nefer atlılar ki uryânen yaldayup gelmişlerdi, anlara birer eğer ve bi …
Bu kal‘ada üç gün meks edüp atlarıyla buz üstünden pertâb ede ede geçenlere ve atlarıyla deryâda yüzüp beri tarafda selâmete gelenlere ve at kuyruğuna yapışup çıkan âdeme ve deryâda yüze yüze gelen yedi nefer kimesnelere Mehemmed Paşa efendimiz cümlesine birer kat libâs-ı fâhireler verüp onar aded kızılgalar verüp hayr du‘âlar aldı, ammâ atlılara "Pesend hezâr ahsend" deyüp yedi nefer kimesnelere birer kat esvâbdan gayri ellişer kızılga altunlar verüp üç nefer atlılar ki uryânen yaldayup gelmişlerdi, anlara birer eğer ve birer rahtlar verüp ol yiğitleri mesrûr etdi. Hak Te‘âlâ anı da ma‘mûr ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 195a ·
metinde göster ·
… olduğiyçün firâr etdim. Göre bu mel‘ûn çinganede çıkdı ve beni bu ayardup cümle
altunları
bana uğurladup ol aldı" dedikde cümle kârbân halkı âlem-i hayretde kalup,
"Göre göre ben bu raht gâ’ib olduğiyçün firâr etdim. Göre bu mel‘ûn çinganede çıkdı ve beni bu ayardup cümle altunları bana uğurladup ol aldı" dedikde cümle kârbân halkı âlem-i hayretde kalup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 214b ·
metinde göster ·
Ve hakîr dahi köleme iki yüz tâziyâne urup harc-ı râhımız olan
altunları
bi't-tamâm tahsîl edüp anda cümle atları ve gayri hüddâmları ve bâr-ı sakîlleri …
Ve hakîr dahi köleme iki yüz tâziyâne urup harc-ı râhımız olan altunları bi't-tamâm tahsîl edüp anda cümle atları ve gayri hüddâmları ve bâr-ı sakîllerimiz alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 214b ·
metinde göster ·
… alınup sâhib-i devlet her guzâta merâtiblerine göre beleğan mâ-belağ avuç avuç
altunlar
ve terakkîler ve mecrûhlara tekâ‘üd ve nânpâreler ihsân olunup cüyûş-ı müvahhid …
Bu mahalde küffâr-ı hâksâr ibtidâ sekbânbaşı kolundan kal‘adan taşra çıkup meterisleri basmak murâd edindikde bir ceng-i azîm olup hemân ol ân yedi yüz aded şehbâz cüvân yiğitler şehîd olup kırk nefer küffâr esîr-i bend-i zencîr olup Sad[rı]a‘zama dil götürdüler. Ve cümle üç yüz aded kapudanları ve cümle dörd bin aded kelleleri alınup sâhib-i devlet her guzâta merâtiblerine göre beleğan mâ-belağ avuç avuç altunlar ve terakkîler ve mecrûhlara tekâ‘üd ve nânpâreler ihsân olunup cüyûş-ı müvahhidîni cenge rağbet içün niçe gâzîlerin başlarına Sadrıa‘zam kendi elleriyle gümüş çeleng takardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 290a ·
metinde göster ·
… alde içeri ziyârete giren küffârdan onar altun alup kapudan içeri korlar. Ve bu
altunları
paşa ve mollâ hissemend olurlar.
Ol günki paşa ve monlâ huzurunda kapusu açılup içeri giren girir, taşra çıkan çıkar. Bu mahalde içeri ziyârete giren küffârdan onar altun alup kapudan içeri korlar. Ve bu altunları paşa ve mollâ hissemend olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y221b ·
metinde göster ·
… beksumât al" deyü hânelerinin içine korlar. Fakîr garîb dahi belinde kemerinden
altunların
çıkarırken derhâl kapadup başın bir kaç yerden vetâh ederlerken meğer civârında …
Ve halkı gâyet akûr tabî‘at ve âsîlerdir. Huccâc-ı müslimîne Karamanî yâ kara îmânî ve Evlâdu'n-nasârâ deyü sebb ederler. Ehl-i beledden bir fellâh Arab gayri zamâna kıyâs edüp bir garîbi "Gel beksumât al" deyü hânelerinin içine korlar. Fakîr garîb dahi belinde kemerinden altunların çıkarırken derhâl kapadup başın bir kaç yerden vetâh ederlerken meğer civârında dahi eyle huccâclar var imiş. Anlar Evrâm âdemi sadâsın istimâ‘ etdikleri gibi taşra çıkup ol hâneyi basup cümle kâtilleri kayd-bend P 114b edüp mecrûh kimesne ile paşa huzûruna getirüp birin katl etdi, yedisin haps edüp şeyhü'l-beled'i ve on iki Y 273a bî-beled zinâ-yı veledi dest ber-kafâ haps edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y272b–Y273a ·
metinde göster ·
… Kayıtbay kâdirse on bin atlı ile Mekke'ye gelüp sizden harâc nâmıyla aldığımız
altunları
alsın’ deyü hemşîrenizden üç bin altun alup tavâfa kodular.
‘Sultân Kayıtbay kâdirse on bin atlı ile Mekke'ye gelüp sizden harâc nâmıyla aldığımız altunları alsın’ deyü hemşîrenizden üç bin altun alup tavâfa kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y312b ·
metinde göster ·
… dım ve ihvânım içün ikişer üç[er] altuna bedel tutup hac etdiririm dersen hemân
altunlar
hebâya gider. Senden gayri beş on âdemin dahi altunların alup bedel olmuşdur. M …
Ba‘zısının savâbın vâlideynin ve üstâdların ve hukûkun kesb etdüğün velî-ni‘amlarının rûhuna hac savâbı hibe edesin. Eğer vâlideynim, üstâdım ve ihvânım içün ikişer üç[er] altuna bedel tutup hac etdiririm dersen hemân altunlar hebâya gider. Senden gayri beş on âdemin dahi altunların alup bedel olmuşdur. Meğer tâ hac tamâm olmayınca bir ân yeninden münfekk olmayup umre ve tavâf ve Safâ ve Merve ve Arafât ve Mîne ve kurbânı ve yine tavâf-ı ziyâreti ve cümle recemâtları ve yine bu tavâf-ı sadra gelince bile gezüp edâ-yı hacc ederse ol şart ile kavl edüp bedel dutasın, yohsa ısmarlamak ile hac kabûl olmaz, dedikleri bu husûs içündür, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y330a ·
metinde göster ·
… c etdiririm dersen hemân altunlar hebâya gider. Senden gayri beş on âdemin dahi
altunların
alup bedel olmuşdur. Meğer tâ hac tamâm olmayınca bir ân yeninden münfekk olmay …
Ba‘zısının savâbın vâlideynin ve üstâdların ve hukûkun kesb etdüğün velî-ni‘amlarının rûhuna hac savâbı hibe edesin. Eğer vâlideynim, üstâdım ve ihvânım içün ikişer üç[er] altuna bedel tutup hac etdiririm dersen hemân altunlar hebâya gider. Senden gayri beş on âdemin dahi altunların alup bedel olmuşdur. Meğer tâ hac tamâm olmayınca bir ân yeninden münfekk olmayup umre ve tavâf ve Safâ ve Merve ve Arafât ve Mîne ve kurbânı ve yine tavâf-ı ziyâreti ve cümle recemâtları ve yine bu tavâf-ı sadra gelince bile gezüp edâ-yı hacc ederse ol şart ile kavl edüp bedel dutasın, yohsa ısmarlamak ile hac kabûl olmaz, dedikleri bu husûs içündür, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y330a ·
metinde göster ·
… yeri yokdur kim anda bir kenz olmaya. Defîneden bulunan Zikr olunan Ol bulunan
altunlar
eyle zer-i hâlis idi kim âdem elinde şem‘-i asel gibi yuvalmak Y 77a mümkin i …
İmdi hakîkat Mısır'ın bir yeri yokdur kim anda bir kenz olmaya. Defîneden bulunan Zikr olunan Ol bulunan altunlar eyle zer-i hâlis idi kim âdem elinde şem‘-i asel gibi yuvalmak Y 77a mümkin idi. Cümle üçer miskâl idi. Bir tarafında salavât-ı şerîf ile kûfî hat ile kûfî ceng ile kelime-i şehâdet tahrîr olunmuşdu. Bir yanında selâtîn-i zamân Me’mûn Halîfe azze nasruhu duribe Mısır terkîm olunmuşdu. P 186a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y76b–Y77a ·
metinde göster ·
Mısır'ın Sarây meydânında yine paşanın müzeyyen katârlarına yükledüp cümle paşa …
Cümle bu altunları Mısır'ın Sarây meydânında yine paşanın müzeyyen katârlarına yükledüp cümle paşalı ve mu‘ayyen olan Mısır kulları ale't-tertîb paşa huzûrundan ubûr ederler. Ammâ mehterhâneleri yokdur, ancak paşa ağasının ve hazîne serdârlarının köslerine turralar urulup Mısır içinde Y 197b âdem deryâsı içinden ubûr edüp Âdiliyye'de meks ederler, andan yine direk hâkimi Kalyûb kâşifi şarkıyye'ye, ol dahi Gazze'ye, Gazze paşası dahi şâm paşasına vâsıl edüp andan surre emînine teslîm olunup paşa ağası eline hüccet-i şer‘iyyeler alup elli günde yine Mısır'a dâhil olur. Bir alay-ı hazîne dahi budur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y197a–Y197b ·
metinde göster ·