… îlerinde alabalığı ve sazanı ve turna balığı ve livne balığının ta‘amı misk [u]
anber
hamıyla pişmiş gibi lezzeti olur ve gâyet müferrah ve mukavvîdir. Ve bu buhayre …
Der-sitâyiş-i buhayre-i Sabanca: Devri yigirmi mil ihâta eder. Cânib-i erba‘asında kasaba-misâl yetmiş altı pâre kurâları vardır. Cümle halkı bu halîcin âbından nûş etmeğile reng-i rûları humret üzredir. Ve mahsûlleri gâyet çokdur, ammâ bâğları yokdur, lâkin bâğçeleri çokdur. Ve bu gölün kenarında kavun ve karpuz olur kim ikisin bir hımâr ancak götürür. Lezîz zerdesi olur kavunları vardır. Ve bu buhayre içre yetmiş seksen pâre kayıklar ve çırnıklar vardır. Köyden köye âdemler ve kerâste ve sâ’ir eşyâlar götürürler ve yetmiş seksen 277b gûne balıkların sayd edüp kâr ederler. Mâhîlerinde alabalığı ve sazanı ve turna balığı ve livne balığının ta‘amı misk [u] anber hamıyla pişmiş gibi lezzeti olur ve gâyet müferrah ve mukavvîdir. Ve bu buhayrenin umkı yigirmi kulaçdır. Ve gâyet sâf ve berrâk âb-ı revândır. Sâhilinde olan ahâlî-i kurâ nisvânları esbâb gasl etdüklerinde aslâ sabun sürmeyüp üçer kerre yıkasalar pâk ve beyâz dülbend gibi olur. Mezkûr somunu dahi bu su ile yoğurup ekmek etdüklerinden pembe-misâl ekmeği olur. Ve bu halîcin cânib-i şarkîsinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 277a–277b ·
metinde göster ·
… ir fersah aşağıda sayyâdlar sayd edüp tenâvül etdiklerinde âdemin dimâğı abîr u
anber
râyihasından mu‘attar olur. Ne kadar tenâvül olunsa hara[r]et [u] sıkleti yokdu …
Karye-i Umudum Sultân: Bir kûh-ı bülendin dâmeninde yüz hâneli ma‘mûr [u] âbâdân bâğ u bâğçesiz kend-i müzeyyendir. Bu kend nehr-i Furât'ın mahreci başında vâkı‘ olmuşdur. Mukaddemâ Erzurûm evsâfında tahrîr olunan Kur‘ân-ı Azîm ile sâbit "mâ-i Furât" bu karye-i Dumlu Sultân cebelinde bir gâr-ı azîmden tulû‘ eder. Âb-ı hayâtdan nişân verir bir âb-ı hayvândır kim gûyâ sûre-i Arapça bu nehr-i cân-perverin hakkında nâzil olmuşdur. Birer zirâ‘-ı melikî alabalıkları olur kim gûyâ her biri birer mâ’ide-i cennet-i me’vâdır. Cemî‘î vücûdları la‘l-ı Bedahşân ve zümürrüd-i İsvân ile müzeyyen, murassa‘-endâm mâhî-i cinânlardır. Ammâ bu mahalde Umudum Sultân medfûn olup ziyâretgâh-ı hâs [u] âm olmağıla bir kes cür’et edüp bu mâhîleri sayd etmeğe cür’et edemezler, ammâ bir fersah aşağıda sayyâdlar sayd edüp tenâvül etdiklerinde âdemin dimâğı abîr u anber râyihasından mu‘attar olur. Ne kadar tenâvül olunsa hara[r]et [u] sıkleti yokdur,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323a ·
metinde göster ·
… tmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u
anber
ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve …
Evvelâ, ziyâret-i Hazret-i Erfahuş ibn Hazret-i Sâm ibn Nûh'dur: Hazret-i Erfahud'un ömr-i azîzleri dörd yüz altmış beş sâldır. Bi-kavli İbn Abbâs Cemşîd asrında vefât edüp bu Remle hâricinde âsûdedir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ehl-i dilândır. Ammâ Cemşîd'in müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup taht üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek gûnâ-gûn hayvânât derilerin dibâğat edüp kürk giymek ve gavvâslık etdirüp derya ka‘rından incü çıkartmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u anber ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve gözlük ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp birin ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacr'ı imâr eyleyüp tahtında karâr edüp adl [u] dâd ederken kendüye cünûn el verüp diyâr-ı Rûm'da Filibe ve Tırhala ve Maşkolor panayırları semtinde hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında olup Cemşîd üzre Şeddâd ibn Âd hurûc edüp Cemşîd Boğazhisâr'dan Anadolu tarafına geçep deryâ-misâl asker ile Ayasuluk nâm şehr-i kadîmin sahrâsında Cemşîd ile Şeddâd oğlu ve Dahhâk ile ceng-i azîm edüp âhir Cemşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a Erre Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurbunda Ayasuluk hârici şarkında medfûndur ve ziyâreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
… yânlar ile bey‘ u şirâ edüp niçe bin gûne akmişe-i fâhire fürûht olunur. Müşk ü
anber
râyihası erbâb-ı hâcâtın dimağların mu‘attar eder.
Evsâf-ı çârsû-yı bâzâr-ı sultânî: Cümle (---) aded dekâkin-i sûk-ı sultânîdir. Evvelâ bu şehr-i Kayseriyye'nin Bursa ve Edirne ve İslâmbol gibi iki yerde kârgir binâ bezzâzistân-ı ra‘nâları vardır. Biri kuyumculardır kim cemî‘i dünyânın zî-kiymet murassa‘ cevâhir-i kimyâb makûlesi tuhef âvânîler bulunup ve üstâd-ı gevher-furûş zergerleri mücevher şeyler işlerler ve Büyük bezzâzistânda ankâ hâcegîler hemyânlar ile bey‘ u şirâ edüp niçe bin gûne akmişe-i fâhire fürûht olunur. Müşk ü anber râyihası erbâb-ı hâcâtın dimağların mu‘attar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65a ·
metinde göster ·
… r ü zîverden ve girân-bahâ metâ‘-ı kâlâ temâşâsından benî Âdem hayrân olup ûd u
anber
râyihasından erbâb-ı hâcâtın dimâğları mu‘attar olur. Bu âsitânede niçe yüz haz …
deyü tahrîr etmiş. Bu kârhâne içre âdem girse bu zer ü zîverden ve girân-bahâ metâ‘-ı kâlâ temâşâsından benî Âdem hayrân olup ûd u anber râyihasından erbâb-ı hâcâtın dimâğları mu‘attar olur. Bu âsitânede niçe yüz hazâ’in-i Mısır olduğundan her şeb altmış aded pâsbânları çerâğân edüp tâ vakt-i fecre dek nigehbânlık edüp dörd cânibinde olan bâb-ı hadîdleri sedd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 162a ·
metinde göster ·
… n akılları târumâr olur. Ve niçesi gûnâ-gûn micmereler ve buhûrdânlar ile öd ve
anber
yakup derûn-ı hammâm tamam ıtriyyât ile memlû olur.
Ve kubbenin dâmenlerinde niçe gûne hüsn-i hat kitâbeler üzre hammâma müte‘allık ebyâtlar tahrîr olunmuşdur. Ve ibrişim ve nîlgûn futalara beden-i uryânın sarmış pençe-i âfitâb memlûklar fütûnî kiseler ile ve mümessek sabunlar ile hizmet edüp geysûların târ etdiklerinde âşık-ı şeydâların akılları târumâr olur. Ve niçesi gûnâ-gûn micmereler ve buhûrdânlar ile öd ve anber yakup derûn-ı hammâm tamam ıtriyyât ile memlû olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 230a ·
metinde göster ·
… e düzda biryân pilav ve dûd pilav ve şılla pilav ve rummân pilav ve ud pilav ve
anber
pilav ve âbşıla pilav ve köfte pilav ve fısdık pilav ve kırma badem pilav ve ki …
Bu hammâmdan Paşa efendimiz çıkup kânûn [u] kâ’ide-i hân-ı âlîşân üzre paşaya mahsûs somât-ı Muhammedî meydân-ı muhabbete gelüp kâmil iki yüz gümüş lengerî ile ni‘met-i nefîse-i mümessekler meyân-ı meydâna zeyn oldukda ıtriyyât bûyundan âdemin dimâğı mu‘attar olur. Ammâ ekseriyyâ ta‘âmları kevkevila ve masfakar pilav ve çalav pilav ve düzda biryân pilav ve dûd pilav ve şılla pilav ve rummân pilav ve ud pilav ve anber pilav ve âbşıla pilav ve köfte pilav ve fısdık pilav ve kırma badem pilav ve kişmiş pilav ve mastaba çobra ve kırı çobra ve lakişe çobra niçe bunun emsâli çobraları var ammâ keklik pilavlarına ve nar pilavlarına ve gûnâ-gûn ter ü muharra kebâblarına aşk olsun.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 230a ·
metinde göster ·
… dviyeler ve kara çalı dikenleri ve kâfûrî ve asel-i bend ve kara günlük ve öd u
anber
ve zift u katran ve yelisan u zakkum ve gûnâ-gûn kâfûrî mum mâl-â-mâl ve eski b …
{Der-beyân-ı ummân-ı kerâme-i simyâ}: Ba‘dehû Monlâ Muhammed'in harârı meydân-ı muhabbetde kalup hân eydür: "Getirin şu harârı, Monlâ Muhammed'in cihâz-ı fakrın temâşâ idelim." dedikde paşa eydür: "Hey hân gider şu mel‘ûnun şeylerini." dedi. Hân eydür: "Cığıcığı paşa! Hele bir temâşâ edelim." deyince harârın ağzın küşâde edüp ekser koyun ve deve yününden alaca ince ipler ve kendir sicimleri ve kutular içre gûnâ-gûn edviyeler ve kara çalı dikenleri ve kâfûrî ve asel-i bend ve kara günlük ve öd u anber ve zift u katran ve yelisan u zakkum ve gûnâ-gûn kâfûrî mum mâl-â-mâl ve eski bezler ve alaca bezler ve Keşân katîfesi ve Şâm kutnîsı ve pâreler ki asla bir münkeratımız (?) ve hokkalar içre gûnâ-gûn dühniyyât ü ma‘âcin-i hulviyyât ve kavun ve karpuz ve hıyar ve kabak çekirdekleri ve bunun emsâli niçe bin gûne tohm-ı mekûlât ve kalay-ı kumkumalar içre mürekkeb ü arak ve sirke vü şarâb ve neft ü sandaloz ve koyun ve keçi kelleleri ve paçaları tüğleriyle tuzlanmış ve bir arslan kellesi ve bî-hisâb yılan ve sakankur ve kertenkele ve akrep ve çıyan mürdeleri ve eşek ve at ve katır ve deve ve hınzîr ayakları ve dişleri ve niçe hokkalarda hayâtda kara sülük ve çıyan ve domuzlan böceği ve yer solucanı ve iri karıncalar ve kutularda diri yılanlar ve akrepler ve sümüklü böcekler, Van deryâsında hâsıl olur gûnâ-gûn böcek haşerâtları ve hatta bir kurumuş âdem kafası ve kaplan u arslan ve bebr ü pelenk {kafası} ve'l-hâsıl cümle hayvânın derileri ta semmûr u zerdevâ ve kakum [u] vaşak derisine varınca cümle post-ı gûnâ-gûn mevcûd idi. Ammâ cümlesi bir nükre etmez, lâkin cemî‘i mevcûdât bu harâr-ı ummân-ı kerâmede mevcûd idi. Ve bunda olan edviye-i ahşâbât ispeçer dükkânlarında ve sûk-ı fehhâmînde bulunmak ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232a ·
metinde göster ·
… -yı nâgehânî Murâd Hân'ın üzerindeki yorkanlara mücmere-i müdevvereler ile ûd ü
anber
verirken bir şerâre yorgana düşüp bir duhân-ı siyâh zâhir oldu. Ol ân Murâd Hân …
Ben Sultân Ahmed Hân tâbe serâhın çerağ-ı efrûhtesiyim. Otuz bir senede güc ile Hâsoda'ya girüp niçe sene Bursa ve Edirne ve Hotin gazaların edüp âhir Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimizin çukadârlığı hizmetiyle şeref-yâb olup Revân fethinde dahi musâhib-i şehriyârî idim. Ba‘de feth-i Revân avdetde vilâyet-i Nahşevân'ı ve Serâv ve şehr-i Tebrîz'i ve niçe yüz aded İrân-zemîn diyârında kend ü büldânları harâb u yebâb edüp kal‘a-i Kutur altından ve Mahmûdî Ekrâdı içinden sedd-i imân kal‘a-i Van'a dâhil olduğumuzda Sultân Murâd Hân Van kal‘ası seyr ü temâşâsın edüp işte bu köşkde ta‘âm yeyüp hâb-âlûd oldu. O zamân Koca Nişancı Paşa benim üstâdım silâhdâr ve ben çukadâr idim. Hikmet-i Hudâ kazâ-yı nâgehânî Murâd Hân'ın üzerindeki yorkanlara mücmere-i müdevvereler ile ûd ü anber verirken bir şerâre yorgana düşüp bir duhân-ı siyâh zâhir oldu. Ol ân Murâd Hân hâbdan bîdâr olup "Bre oğlan" deyü bir sadâ etdi. Hemân hakîr içeri girüp gördüm ki bir dûd-ı siyâh-ı şerer hâne-i kasrı muzlim etmiş, hemân elimle âteşi söndürüp hâneyi ûd ve anber-i hâm ile mu‘attar etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260a ·
metinde göster ·
… üp cümle a‘yân u kibâr huzûrunda on yedi aded sandûkaları hanım Sultânın Tavâşî
Anber
Ağa'ya teslîm ederken cümle Vanlı "Devletli vezîr! Hân zimmetinde bizim bu kada …
Bu sandûka içün cümle ahâlî-i vilâyet şehâdet edüp dediler kim "Sabâhdan bu âna dek temâşâ etdiğiniz sandûkalar ve bu sandûka-i mücevher dahi cümlemiz şehâdet ederiz alimallah ve şehidallah ve kefâ billah Muhammedün Resûlullah ol sandûkalar cümle Zâl Paşazâde kızı hanım sultânın Âdilcevâz'dan cihâzıyla gelen sandûkalar ve cevâhirlerdir. Hâlâ miftâhları andadır ve cümle cihâz-ı nisvân olduğu manzûr-ı şerîfleriniz olmuşdur ve Hanım mühriyle memhûrlu idi." deyü şehâdet etdiklerinde hemân Paşa-yı âdil adâlet edüp cümle a‘yân u kibâr huzûrunda on yedi aded sandûkaları hanım Sultânın Tavâşî Anber Ağa'ya teslîm ederken cümle Vanlı "Devletli vezîr! Hân zimmetinde bizim bu kadar mâl-ı bevâkîmiz var. Bunları verirseniz mâlımız kanden çıkar." dediklerinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 278a ·
metinde göster ·
… ula şerbeti gelüp yalnız bir köşede tenâvül ederken harem kapusundan bir Tavâşî
Anber
Ağa nâm abûs çehre, ammâ Mesîh-âsâ dem urup bir boğça esvâb ile gelüp eydir:
Bir gün bu hakîr-i kesîrü't-taksîr Hânbâğı'nda hücremden çıkup hânın dîvânhânesinde hazîne odasında ale's-sabâh bir künc-i vahdetde âlem ağyârdan bî-haber iken evrâd-ı ezkârım tilâvet edüp âsûde-hâl dururken anı gördüm. Haremden koca hân bir gümüş sini içre on aded fağfûrî tabaklar içre emlec ve kebbât ve kâbulî ve zeytûn ve karîşe ve asel-i musaffâ ve gûnâ-gûn hamîreler ve hâs u beyâz gül-pembe-misâl mutabbak çörekler ve bir kâse anberli çobra ve bir kâse avşula şerbeti gelüp yalnız bir köşede tenâvül ederken harem kapusundan bir Tavâşî Anber Ağa nâm abûs çehre, ammâ Mesîh-âsâ dem urup bir boğça esvâb ile gelüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9b ·
metinde göster ·
… ri her bâr müsâfirîne buhûr yakup gülâb nisâr eder. Bunda dahi misk ve ribâb ve
anber
ve amber-i ham ve kâzî ve kâfûr ve sünbül-i Hindî ve sünbül-i Hıtâyî râyihasınd …
Ve şiddet-i hârda cümle bâzârı gûyâ serdâb-ı Bağdâd'dır, zîrâ cümle sûkları Bursa ve Haleb gibi serâpâ kab kemerler eylemişdir ve bir bezzâzistânı var kim binâsının vasfında diller kâsır ve kalemler kâsirdir. Hemân gûyâ iki başı demir kapulu kubâblar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Cümle hâcegîleri her bâr müsâfirîne buhûr yakup gülâb nisâr eder. Bunda dahi misk ve ribâb ve anber ve amber-i ham ve kâzî ve kâfûr ve sünbül-i Hindî ve sünbül-i Hıtâyî râyihasından âdemin demâğı şıkka olur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 171a ·
metinde göster ·
… r-sûzlar var kim şeb [ü] rûz ol micmerelerden âteş-i sûzân eksik olmayup ûd [u]
anber
râyihası cümle mu‘tekif-i deyrin demâğların mu‘attar eder.
Ve bunların cânib-i erba‘asında olan rûy-ı dîvârda zerbaft ve dîbâ ve şîb ve atlas perde-i zerrînler asılup her biri birer kral-ı dâl hedâyâlarıdır. Bunlar dahi bir harâc-ı Deylem değer ibret-nümûn serâperdelerdir. Kûşe kûşe mücevher masnû‘ [u] müzeyyen micmere-i ûd u amber-sûzlar var kim şeb [ü] rûz ol micmerelerden âteş-i sûzân eksik olmayup ûd [u] anber râyihası cümle mu‘tekif-i deyrin demâğların mu‘attar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 14a ·
metinde göster ·
… k-misâl berkleri var, ammâ kavak ağacı değildir. Yaprakları sarıdır ve müşk [ü]
anber
ve za‘ferân gibi kokar, müdevverden tûlânîce yaprakdır. Kaçan bir âdem elinde b …
Der-ta‘rîf-i dıraht-ı müntehâ-yı ibret-nümâ-yı azîm: Bu kavmin perestiş eyledikleri şecer-i serâmed kad-keşân Âdemî pişkövünün cenûbîsinde bir hayli mesâfe-i ba‘îde yerde ve [bir] vâsi‘ çemenzâr vâdîde evc-i âsumâna kad çekmiş bir gûne kavak-misâl berkleri var, ammâ kavak ağacı değildir. Yaprakları sarıdır ve müşk [ü] anber ve za‘ferân gibi kokar, müdevverden tûlânîce yaprakdır. Kaçan bir âdem elinde bir yaprakdan ovalasa bir hafta elinden râyiha-i tayyibesi gitmez. Hattâ ba‘zı sâhib-i san‘at Çerkesler bu berklerden siyâbları içine koyup sıyâbları za‘ferân gibi kokar. Hattâ bu yapraklardan diyâr diyâr hedâyâ götürürler. Yüz yıl dursa reng-i rûyu müteğayyire olmayup râyiha-i tayyibesi dahi ziyâde olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… ubûr ederler kim tarîk-ı âm üzre temâşâcı âdemlerin demâğları bunların müşk [ü]
anber
râyihasından mu‘attar olur. Ve herbirinin ensesinde yetmişer seksener pençe-i â …
Alay-ı musâhib-i Sultân Ağagân-ı Tavâşiyân: Bunlar pâdişâh lalalığından mu‘tak olup Mısır'da dörder beşer yüz akçe ulûfeleri var, kimi dârü's-sa‘âde ağalığından, kimi hazînedârbaşılıkdan, kimi şeyhü'l-haremlikden ve kimi musâhiblikden âzâd olup koltuk vüzerâlarıdır, bunlar bin mikdârı muhteşem ağalardır kim her biri pâdişâhâne zer [ü] zîvere müstağrak olurlar. Bunların alayı gibi eğer Mısır'da ve İslâmbol'da böyle mu‘azzam u muhteşemâne alay yokdur. Zîrâ bunların her biri Âsitâne-i sa‘âdetde otuzar kırkar sene hizmet edüp niçe bin kîse ile ve bî-hisâb cevâhir ile âzâd olup Mısır'da böyle bir alay günlerinde bir dârât [u] azamet ile ubûr ederler kim tarîk-ı âm üzre temâşâcı âdemlerin demâğları bunların müşk [ü] anber râyihasından mu‘attar olur. Ve herbirinin ensesinde yetmişer seksener pençe-i âfitâb mehtâb memâlik-i çerkâb tîrkeşli gulâmlar ile ubûr ederler, gâyet müzeyyen alaydır. P 212a Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y152a ·
metinde göster ·
… b huddâmlar musanna‘ u murassa‘ micmerler ile ûd [u] amber-i hâm yakup müşk [ü]
anber
ve sünbül-i Hıtâyî râyihasından uşşâkânların demâğları mu‘attar olur. Ve mümess …
Ve kırmızı şalvârlı yetmiş seksen mahbûb huddâmlar musanna‘ u murassa‘ micmerler ile ûd [u] amber-i hâm yakup müşk [ü] anber ve sünbül-i Hıtâyî râyihasından uşşâkânların demâğları mu‘attar olur. Ve mümessek sükker ve nebât-ı hamevîler tabla tabla yârân-ı bâ-safâlara bezl olunur. Andan mümessek ü mu‘amberîn eşribeler gûnâ-gûn mücevher fağfûrî ve münebbet kâseler ile bezl olunup tâ sabâha dek ihyâ olunup üç kerre mevlûd-ı şerîf kırâ’at olunup ale's-sabâh müveşşihîn ve kâri’lere ihsân u in‘âm olunup herkes bir cânibe müteveccih olurlar. Elhâsıl midhatinde lisân kâsırdır. Ve yine bu gece,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y219b ·
metinde göster ·
… ‘i levâzımâtları ta‘yîn eyleyüp kendü dâyiresinde meks etdik. Elinde bir şemâme
anber
var imiş, hakîre verdi. Bu kemterin dahi koynunda bir şerbetî musanna‘ zerdûz K …
Ve cemî‘i levâzımâtları ta‘yîn eyleyüp kendü dâyiresinde meks etdik. Elinde bir şemâme anber var imiş, hakîre verdi. Bu kemterin dahi koynunda bir şerbetî musanna‘ zerdûz Kaya Sultân makramasi var idi, anı verdim. Fi'l-hâl başında geysûlarına bağlayup taylesân-ı Muhammedî-vâr sarkıtdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y399a ·
metinde göster ·
Vakt-i asrda gördüm, Hüseyin Beğ haymemize gelüp bizi hâkden ref‘ etdi. Hemân hakîr ba‘zı mâhazar nakliyyât ve zülbiyyât makûlesi ve şeker lokum getirüp bir kâse mümessek anber şerbeti nûş edüp safâ etdi. Ba‘dehu Q 318aP 315a gidecek mahalde huzûruna bir tob sof ve iki Dimyât alacası ve iki kavanoz mümessek reybâs şerbeti hedâyâ verdiğimizden gâyet memnûn oldu ve sâyebânına gitdi. Ve cemî‘i gelen zahâyirleri askerine tevzî‘ edüp vakt-i gurûbda asker-i bî-pâyân içinden bir ün ve gırîv ü feryâd kopdu kim hakîrin yüreği kopdu. Meğer gülbâng çekerlermiş. Nısfu'l-leylde kösleri çalup cümle haymeleri bozup âmâde oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y399a ·
metinde göster ·
… beş zebât kedisi kafesiyle ve on kafes tûtî-i gûyâ ve bir kutu misk ve bir kutu
anber
ve bir kutu pânzehir ve bir hecîn yükü kakule-i kebîr verüp bu kadar ihsân u in …
"Bunlardan gâyet ihtirâz üzre olun, hâyinlerdir ve firâr ederler. Kayd-bend edüp her gece Berâbire kavmine verin, anlar hıfz [u] hırâset etsinler" deyü nasîhat etdi. Ve bir redab [erdeb??] altun tibri ve on gâv boynuzu zebât ve beş zebât kedisi kafesiyle ve on kafes tûtî-i gûyâ ve bir kutu misk ve bir kutu anber ve bir kutu pânzehir ve bir hecîn yükü kakule-i kebîr verüp bu kadar ihsân u in‘âmlardan sonra vâfir i‘tizârlar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y402a ·
metinde göster ·
… le eyledim. Bir gubâr-ı ebyaz, ammâ ol kadar mü’essir râyihası var kim müşk [ü]
anber
ü abîr anın yanında kâfûr değildir. Hakîr ta‘accüb etdikde der-ân tercümân-ı Fû …
Ba‘de'lletî ve'l-letâ meydân-ı mahabbete summât-ı Muhammed gelüp âyîn-i Fûnc üzre ta‘âmların tenâvül edüp ellerimiz leğen ibrîk sâbûn ile gusl edüp ba‘dehu bir siyâh-çerde gulâm bir hokka ile sultânın huzûruna bir şey getirdi, sultân içinden alup ellerine sürüp yüzüne gözüne sürdüğü ân otağın içi râyiha-i ıtr-ı Cennet ile mu‘attar olup câna safâ verdi. İşâret edüp gulâm hokkayı muvâceheme getirüp hakîr dahi eyle eyledim. Bir gubâr-ı ebyaz, ammâ ol kadar mü’essir râyihası var kim müşk [ü] anber ü abîr anın yanında kâfûr değildir. Hakîr ta‘accüb etdikde der-ân tercümân-ı Fûncistân'ı çağırup tabur ıtrı derler, deyü cevâb etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y412b ·
metinde göster ·
… ibr ve bir denk zebât ve bir denk zımrân ve bir kutu misk ve altmış aded şemâme
anber
ve bir kutu hannebân —bir gûne siyâh nebâtâtdır, âdemin demâğın râyihası mu‘att …
Ertesi gün paşanın hedâyâları geldi. Yüz tâvûsî hecîn-i müzeyyen üzre elli siyâh memlûk ve ellisi siyâh-çerde pâkîze kızlar ve elli deve yükü defteriyle fîl dişleri ve gergerdân boynuzları ve iki yüz fîl kalkanı ve bin çift kargı ve yüz çift kaplan postu ve yüz çift bebr postu ve bir yük keler derisi ve beş yük misk kedisi postu ve on yük âbnûs ve on yük sindiyân ağacı ve iki yük tibr ve bir denk zebât ve bir denk zımrân ve bir kutu misk ve altmış aded şemâme anber ve bir kutu hannebân —bir gûne siyâh nebâtâtdır, âdemin demâğın râyihası mu‘attar eder; ve bir kutu-yı kebîr karçıdan— bu dahi bir ot köküdür, râyihası benefşeden mü’essirdir; ve bir kutu sakankûr-ı berrî ve bir kutu dühn-i seğsebân ve bir hokka dühn-i kibrît ve altı kutu-yı kebîr kakule-i sagîr verüp bu cümle makbûzumuz olup nâmeler içinde tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y418b ·
metinde göster ·
… n deve yükü zahâyir ve on kutu mercân ve akîk ve seylân ve aynü'l-hir ve misk ü
anber
ve zebât ve bir incü tesbîh ve bir sahâbe kılıcı ve bir sûzenî çadır ve iki yüz …
Ve hakîr yine konağımızda kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp ba‘dehu Mısır'a gitmeğe izin taleb etdiğimizde melik hazretleri cân [u] gönülden "ale'r-re’si ve'l-ayn" deyüp hakîre beş Fûncistân atı ve on tâvûsî hecîn üzre on gulâm ve iki duhter-i siyâh ve on deve yükü zahâyir ve on kutu mercân ve akîk ve seylân ve aynü'l-hir ve misk ü anber ve zebât ve bir incü tesbîh ve bir sahâbe kılıcı ve bir sûzenî çadır ve iki yüz aded Sennâr tabakları ve kâseler verdi ve hayır du‘âlar etdi. Ve kan Seyfî vezîrin bin âdem ile bizi tâ Arbacı kal‘asında sultânın karındaşına götürmeğe me’mûr edüp elimize kâğızlar verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y431b ·
metinde göster ·
… în gönlü âbâd olup inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn müyesser olur. Zîrâ bu hâk-i
anber
pâkde Hazret-i Yûsuf aleyhi's-selâm Züleyhâ iftirâsilye bu şehre karîb zindânda …
Hakîkatü'l-hâl âb [u] havâ cihetinde kasaba-i Cîze ravza-i Rıdvân'dan bir köşedir. Müte’ellim ü mağmûm ve sâhib-i hümûm bir kimesne Cîze'ye varsa derhâl ve der‘ân def‘-i hem ü gam edüp mesrûr u dilşâd ve gamgîn gönlü âbâd olup inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn müyesser olur. Zîrâ bu hâk-i anber pâkde Hazret-i Yûsuf aleyhi's-selâm Züleyhâ iftirâsilye bu şehre karîb zindânda haps olunup halâs oldukda Cîze'de sâkin olanlara ve ehl [ü] iyâllerine du‘â edüp gerd-i küdûretden Cîze halkı halâs olmuşlardır. İlâ-yevminâ hâzâ ol nefes-i Hazret-i Yûsuf te’sîriyle hâlâ Cîze halkında zerre ve şemme gam u gussa yokdur. Ve cümle halkı mün‘imlerdir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·