… kıçı isa başı ve dümeni gidüp bî-cenâh kaldı ve içinde olan guzât-ı müslimînden
ancak iki
yüz âdem kalup cümle darabât-ı top-ı kûpden şehîd oldular. Hemân kalyon sâhibi …
Evvelâ gazâ-yı cezîre-i Girid: Sene (---) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân'ın Dârü's-sa‘âde ağalarından Mu‘tak olan Sünbül Ağa nâm ankâ-yı zî-şân, beş Mısır hazînesiyle ve elli aded muhassine cevârîler ve niçe âftab gulâm-ı mihbânlar ve kırk aded "es-sâfinâtü'l-ciyâd" makûlesi küheylân atlar ile pâdişâh-ı Cem-cenâb İbrâhîm Hân'dan {Ağa-yı mezbûr} âzâd u me’zûn olup İbrâhîm Çelebi nâm bir re’îs-i mellâhın altı kat anbarlı karavana kalyonuna cümle metâ‘ın üç ayda doldurup beş yüz tevâbî‘-i pür-silâhı ve üç yüz aded sâ’ir tüccâr ve iki yüz keştîbân ve Mısır'a menfâ Esîrî Mehemmed Efendi tevâbi‘iyle cümle bin üç yüz aded ibâdullah ile rûz-ı cum‘ada Beşiktaş nâm mahalde mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânların küşâde kılup top u tüfenk şâdmânları ederek cânib-i Mısr'a revâne oldular. Hikmet-i Hudâ (---) cezîre kurbunda altı pâre Malta küffârı kadırgalarına râst gelüp bir gün bir gice ceng-i azîm edüp sademât-ı topdan kalyon içre olan atlar boşanup guzât-ı müslimîne atlar dahi bir şaşkınlık verüp yine bu hâl ile mücâhidîn ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp limân hevâda kalyon rûy-ı deryâda karadağ gibi kalup altı aded kadırga-i menhûs kalyonun yemîn ü yesârından döke döke kalyonun direği ve kıçı isa başı ve dümeni gidüp bî-cenâh kaldı ve içinde olan guzât-ı müslimînden ancak iki yüz âdem kalup cümle darabât-ı top-ı kûpden şehîd oldular. Hemân kalyon sâhibi İbrâhîm Çelebi dal-satûr-ı Muhammedî olup Kızlar Ağası Sünbül Ağa'ya hıtâben "Bre mel‘ûn Arab, ben sana kâfir vardır, gemiye atlar komayalım ve cebehâne ziyâde alalım ve küffârın bir hoş haberin alup çıkalım ve bu kadar yüklü gemi ile deryâya niçe çıkalım, dedim. Sen emr-i şerîf alup beni bu hâl ile küffâra uğratdın" deyü Kızlar Ağasına bir tîğ urup kellesin galtân edince hemân Kızlar Ağasının tevabî‘leri İbrâhîm {Çelebi üzre} ol sâ‘at kılıç üşürüp pâre pâre ederler. Küffâr bu hâli görüp altı pâre kadırga-i menhûs ile kalyonun cânib-i erba‘asına sarılup derhâl kalyon içre soltat-ı kefereyi döküp üç sâ‘at dahi kalyon içre ceng edüp âhir-i kâr küffâr-ı hâk-sâr kalyonu ahz [u] kabz edüp içinde olan cümle ümmet-i Muhammed'i ve Esîrî Mehemmed Efendi'yi esîr edüp kayd-bend edüp kalyonu altı pâre Malta kadırgası yedeğe alup doğru Hanya limanına götürüp lenger-endâz oldular. Kâmil bir ay liman-ı Hanya'da meks edüp cemî‘î mal [u] menâl [u] metâ‘ı ve cümle küheylân atları ve nûr-misâl duhter-i pâkîze-ahterleri ve mahbûb gılmânları gemiden taşra çıkarup kal‘a-i Hanya'da bey‘ u şirâlar edüp cümle duhterlerin bekâretin izâle edüp bu kadar fezâhat ederler. Ba‘zı âkıbet-endîş papas ve bıtrîk ve kıssîs ruhbânlar eydür "Vay biz bu Osmânlı kalyonun ve kızları ve atların bu şehrde görmemek gerek idik. Şimden gerü bu cezîre elden gitdi. Zîrâ kitâbımızda eyle yazar kim bu cezîre-i Girid'e Osmânlı kalyonu gele ve atları gele ve kızları gele ardı sıra Türk gelüp gemisine ve atlarına binüp kızlarıyla cimâ‘ edüp bu cezîrede mülk edinüp evlâd sahibi ola" deyü Çalıpapaslar böyle deyü feryâd ederler. Ba‘zı küffâr bu cevâbları papaslardan istimâ‘ edüp niçe bin küffâr birer bahâne ile cezîrelerinden firâr edüp gayrı diyârlarda karâr ederler. Ol asrda cezîre-i Girid içre dörd kerre yüz bin Urum re‘âyâsı var idi. Ve cezîrenin cânib-i etrâfında yetmiş altı pâre ma‘mûr kal‘a-i metîn var idi. "Cümlesinde on altı bin soltat ve murtat cunûd-ı cünübü vardır" deyü Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize haber geldi. Ba‘dehû bu Kızlar Ağası kalyonunun bu gûne ahvâl-i pür-melâli böyle olduğu sa‘âdetlü pâdişâha mün‘akis olunca fi'l-hâl Venedik balyozun Dîvân-ı Pâdişâhîye da‘vet edüp "Bre bî-dîn mel‘ûnlar, niçün sulha mugâyir iş işleyüp limanınıza bizim gemilerimiz alan düşmanları, gemilerimiz ile limanlarınıza 269a kodunuz. Ecdâd-ı ızâmım Süleymân Hân sulhu böyle midir?" deyince balyozlar ve konsoloslar ve konçoloz huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp eyitdiler: "Pâdişâhım! Ahidnâme-i mîsâkımızda böyledir kim sizlerin donanması dahi sâ’ir kefere krallarının gemilerin alup limanımıza girse müsâfirdir, deyü ri‘âyet edüp limanımıza koruz. Yohsa biz ahid-şikenlik edüp hâşâ sümme hâşâ kızlar ağanız gemisiyle almış olayız. Bu habâseti edüp limanımıza giren Malta küffârıdır. Biz dahi anlardan âciziz" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Pâdişâh-ı cem-haşmet buyurdular kim "Ya biz Malta üzre gazâ edersem, bana gemiler verüp imdâd eder misiz?" dedikde "Cân-baş üzre hizmet edüp üç yüz pâre gemi verelim, asker ve cebehâne ve zahîre sizden, gemiler vermek bizden" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Andan cümle balyozlara hil‘at-i fâhireler giydirilüp hâb-ı hargûş verdiler. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268b–269a ·
metinde göster ·
… açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa
ancak iki
bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr o …
Ez-în-cânib Erzurûm sahrâsında efendimiz Mehemmed Paşa ile Revân derneği içün deryâ-misâl asker cem‘ olmuşken rûz-ı Kasım gelüp şiddet-i şitâdan cem‘iyyet-i asâkir târmâr olup Sâlih Paşa'nın katli haberi gelmeğile paşa dahi müte’ellim olup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde rûz-ı Kâsım sicille kayd edüp paşa efendimiz cümle eyâlet livâlarına destûr verüp herkes sancaklarına gidüp paşa efendimiz dahi kendi tevâbi‘iyle kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup yanında ancak Seydî Ahmed Paşa kaldı. Lâkin Âsitâne tarafından Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından gûnâ-gûn ta‘n-âmiz mektûblar ve emirler gelmeğe başladı. Bir gün bir ulak Âsitâne tarafından gelüp Koca Vâlide'den ve Uzun Alî Ağa'dan ve Rodosî Mehemmed Efendi'den ve Kuşcu Mahmûd Ağa'dan niçe yüz gûne mekâtibler gelüp "Paşa efendim! Başına tedârik gör. İşte Sâlih Paşa merhûmun ibtidâ hazînedârı ve ba‘dehû kethüdâsı olan Bağdâd valisi İbrâhîm Paşa katline âdem gitdi. Sen dahi Sâlih Paşa çelebisisin ve ma‘lûmunuzdur kim hâlâ Sadrıa‘zam Ahmed Paşa, Bâkî Beğ ve Mestân Beğ oğullarıyçün sana ne kadar adâveti vardır. Gâfil me-bâş, başına asker cem‘ edüp başına bir tedârik gör. Sana da elbette ma‘zûlluk mukarrerdir. Ana göre amel idesin ve Varvar Alî Paşa, İpşir Paşa'nın karısın İbrâhîm Hân'a nâ-şer‘î vermedüğü içün Sivas'dan Varvarı ma‘zûl edüp katline âdemler gitmişdir. Sakın hâ! Tenbîhü'l-gâfilîndir, başına tedârik gör" deyü bu gûne nasîhat-âmiz mektûblar gelince paşa-yı âkıbet-endîş bu haberleri güm edüp âlem-i ağyârdan bî-haber iken ziyâfet tarîkıyle bir gice niçe umûr-dîde ağalarıyla kasembillah billah edüp Kelâm-ı İzzet'e ve tuza,-ekmeğe, levendânca sır saklamak içün ahd-i emân edüp paşa eydür: "Ağalar, hâlim budur kim ben Erzurûm'da Abaza Paşa gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt etdirüp bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyü bir gicede kemendler ile iki yüz çengâlli nerdübânlar ve iki bin serdengeçdi yarar, benâm nâmdârlardan Nakışlı Bölükbaşı ve Acem Bölükbaşı ve Kürd Bölükbaşı ve Saçlı Bölükbaşı cümlesi âmâde pür silâh olup vakt-i Şâfi‘î'de cümle serdengeçdiler nerdübânlar ile şeb-i muzlimde iç kal‘aya gitmek üzre iken derûn-ı kal‘ada müstahfızân yeniçeriler haberdâr olup bir ağızdan cümle "Allah yekdir, yek" deyüp "Alarka! Vura-dura-duta" deyü feryâd [u] fiğânlara başlayup kal‘anın cânib-i erba‘asında der-i dîvârların meş‘aleler ile çerâğân edüp gülbâng-i Muhammedîler çekdiler. Ve iç kal‘ada cümle topları sarâya havâle kılup taşra varoşda olan yeniçerileri cümle iç hisâra alup taşra kal‘anın kapuların açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa ancak iki bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr olup kal‘adan sarây tuyulmağa şürû‘ edecek mahalde ale's-sabâh Ali Çorbacı mâbeyne bir kaç a‘yân [u] eşrâfdan muslihîn girüp "Bre aslı yokdur" deyü yeniçeri ağasına ve niçe yeniçeri çorbacısına ve elli bir cemâ‘at Halîl Ağa çorbacıya hil‘at-i fâhireler ve on kîse hakk-ı sükût ihsânlar edüp def‘-i fesâd oldu. Bu ma‘reke on gün mürûr edüp sene (---) târîhinde mâh-ı Zilka‘de'nin onuncı gününde bir âdem Erzincân kapusundan içeri keçe külâhıyla ve bir hımâr yükü pürçüklü 338b ya‘nî havucuyla mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn olan Emîr Buhârî şeyhi dâmâdı el-mevlâ fazîletlü Molla (---)(---) Efendi huzûruna girüp "Sultânım! Bir hımâr yükü havuç getirdim. Eşeğim bağırmadan, kal‘adan yeniçeriler çağırmadan, paşa kulların başına kığırmadan, benim şu kızıl ağacıma narh ver" deyince Molla ve gayrı huddâm-ı mahkeme end-bend olup "Âdem! Murâdın nedir?" "Sultânım! Murâdım bu Erzurûm'u müsellemliğile zabt etmekdir" deyince hemân Kadı "Safâ geldiniz Müsellim Ağa, hoş geldiniz" deyü ayağa kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya haber etdiler. Zîrâ paşadan havf ederlerdi kim gelen müsellimi salb edüp eyâlet-i Erzurûm'u zabt ide. Andan havf [u] haşyete düşmüşlerdi. Ba‘dehû müsellimi havuccu re‘âyâsı kılığından çıkarup bir kat semmûr libâslar bulup esbâb [u] ihtişâmıyla cümle yeniçeri ocağıyla paşa dîvânına gelüp hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhlar tilâvet olunup eyâlet-i Erzurûm'u Gürcî Koca Mehemmed Paşa'ya ihsân buyurulmuş. Paşa "Allah mübârek eyleye" deyü müsellime hil‘at-i fâhire giydirüp fakîr müsellim mü’eddebâne gerü gerü giderken hil‘atin eteğine basup tepesi üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. Benim suçum yokdur. Azîz başunçün beni makaraya asup katl etme" deyü feryâd etdi. Meğer Paşa dîvânhâne kemerlerinde bir makara ihdâs edüp her şeb anda kırk elli kanâdiller çerâğân olurdu. Âsitâne tarafında böyle istimâ‘ olunur kim varan müsellimi paşa salb etmek içün dîvânhâne vasatında bir makara icâd etdi, haberi şâyî‘ olmağıla fakîr müsellim tebdîl-i câme mahkemeye hımâr ile havuccu kıyâfetiyle gelmesinin aslı ol imiş. Hemân Paşa "Kaldırın müsellim ağayı" deyince Müsellim "Amân! Amân!" deyü feryâd etdi. Müsellimin koltuğuna girüp yine ri‘âyetler etmişken müsellim gördü kim kendi düşdü, hemân aklı başına gelüp eydür: "Hemân Sultânım! Yarın ale's-sabâh kal‘adan taşra çıkup üç günde tedârik görün. Elbette bu şehirden çıkarsız" deyince hemân paşa "Bre vurun şu kahbe hîz gidiyi" bu kerre fakîr müsellim gerçekden düşüp cânı azm-i bevâr ide yazdı. "Bak a mel‘ûnun teklîf-i mâlâ yutâkına. Ben düstûr-ı mükerrem olam, bana böyle ibrâm [u] ilhâh eder" deyü gâyetü'l-gâye gazab-âlûd olup elli bir cemâ‘at çorbacısı Halîl Ağa mâbeyne girüp paşa derûn-ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle bayraklar ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 338a–338b ·
metinde göster ·
… ı yüzü kayd-bend-i esîr olup otak önüne beş bin kelle yığılup asker-i İslâm'dan
ancak iki
yüz seksen âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp yedi yüz âdem mecrûh-ı dil-fikâr …
Menzil-i karye-i Şem‘ûn-ı Safâ: Bu mahal Sıfet hudûdunda vilâyet-i Dürüzistân'dır. Bu karye bin hâneli ve hân u hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı ma‘mûr karyedir kim her hânesi kal‘a-misâl mazgal delikli, cümle kapuları muhkem ve metîn kal‘a-misâl türâb-ı pâk ile mestûr zeytûnlu ve dud ağaçlı, bâğlı ve bâğçeli âbâdân karye-i Dürüzistân'dır. Bu karyede yedi yüz esîr kurâ şeyhleri gelüp niçesinin kelleleri galtan olup altı yüzü kayd-bend-i esîr olup otak önüne beş bin kelle yığılup asker-i İslâm'dan ancak iki yüz seksen âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp yedi yüz âdem mecrûh-ı dil-fikâr oldu. Ol gün cemî‘i iş erlerine iki yüz yetmiş hil‘at giydirilüp niçe yüzüne Şâm ze‘âmeti ve timarları ve yeniçeri gedikleri ihsân olunup iki bin mikdâr şehbâz u dilîr ve server [ü] hünerverlerin serlerine çelenkler sançılup cümleye yetmiş kîse bahşîş ihsân olundu. Hakîrin bu ceng-i garrâya fakîranca bu ebyâtı târîh düşmüşdür: Feth-i Dürüzî be-dest-i Murtezâ Paşa
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39a ·
metinde göster ·
… osova'da şehîd Gâzî Hudâvendigâr'ın binâsıdır. Bu bana sebebîçün Sofya şehrinde
ancak iki
hammâm vardır. Ammâ cümle halk müft [ü] meccânen banaya girerler, ve's-selâm. A …
Diğer hüsn-i âde ola: Her hâne-i a‘yânda beşer ve onar ekall-i mâ-yekûn birer ikişer Bulgar Voynuk kızları huddâmeleri var ammâ gâyet mahbûbe kızlardır. Anlara bu şehirde orfene derler, ya‘nî hizmetkâr derler. Ammâ gayri diyârda orfene fâhişeye derler. Bu şehrin makbûle cevârîleri şeklinde anlardır. Çarsû-yı bâzârda ve hânelerinde yüzü açık beyne'n-nâs hizmet ederler ve her hizmete cân bâş ile hizmete müsta‘idlerdir. Hâsıl-ı kelâm bu şehrin tarz-ı kadîmleri böyle ola gelmişdir. Ammâ banaya gitmeleri gâyet kabîhdir. Mezkûr bana ılıcaların sâhibü'l-hayrâtı merkûm-ı sa‘îd Kosova'da şehîd Gâzî Hudâvendigâr'ın binâsıdır. Bu bana sebebîçün Sofya şehrinde ancak iki hammâm vardır. Ammâ cümle halk müft [ü] meccânen banaya girerler, ve's-selâm. Ammâ a‘yân-ı vilâyetin takrîrleri üzre derûn-ı şehirdeki sarâylarda yetmiş hammâm vardır, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140b ·
metinde göster ·
… ba varınca iki kubbe biri biri önündedir. İçinde aslâ ve kat‘â sütûnlar yokdur.
Ancak iki
yanında müsâfirhâne ta‘bîr etdikleri tavhânesi vardır. Âyende vü revende müsâfi …
Ba‘dehû içinde bir-takrîb eyle kan olup Murâd Hân'a bu ahvâl-i pür-melâl mün‘akis oldukda mi‘mâr u bennâ ve mu‘allimînler gönderüp derûn-ı âsitâneden semâ‘hâne tahtların ref‘ edüp ancak bir minber-i peygamber binâ idip ve bir minâre-i serâmed-i sebzgûn inşâ idip e’imme ü hutebâ ve mü’ezzinân ve sâ’ir huddâmân ta‘yîn eyleyüp sonradan câmi‘ olmuşdur. Tûlen yüz elli ayakdır. 153b Arzı yüz ayakdır. Zîrâ kıble kapusundan mihrâba varınca iki kubbe biri biri önündedir. İçinde aslâ ve kat‘â sütûnlar yokdur. Ancak iki yanında müsâfirhâne ta‘bîr etdikleri tavhânesi vardır. Âyende vü revende müsâfirîn meks edüp bu tâbhânede tâb [u] tüvân hâsıl ederler. Bir küçük câmi‘-i rûşendir. Bir püşte-i âlî üzre inşâ olunmak ile mesîregâh bir câmi‘-i ma‘bedgâhdır. Lâkin cemâ‘at-i kâh kâhdır. Ve minâre-i mevzûnu gâyet musanna‘ sâfî Kâşî çînidir. Şehr-i Edirne içre gûyâ sebz-gûn serv-i mübîndir. Taşra hareminde ba‘dehû Mevlevîhâne bînâ olunmuşdur. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 153a–153b ·
metinde göster ·
… ı lâle’-zâr düz yerde çâr-kûşe dîvâr üzre bir kubbei azîmli câmi‘-i dilküşâdır.
Ancak iki
kapusu vardır. Sol taraftaki bâb-ı sa‘âdet pâdişâhlara mahsûs hünkâr mahfili ka …
Sitâyiş-i câmi‘-i Bâyezîd-i Velî b. Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân: Edirne şehrinin taraf-ı şimâlîsinde nehr-i Tunca kenarında ve bir çemenzâr-ı lâle’-zâr düz yerde çâr-kûşe dîvâr üzre bir kubbei azîmli câmi‘-i dilküşâdır. Ancak iki kapusu vardır. Sol taraftaki bâb-ı sa‘âdet pâdişâhlara mahsûs hünkâr mahfili kapusudur. İkinci kapu kıbleye mekşûf bâb-ı kebîrdir . Bu bâb-ı mu‘allânın atabe-i ulyâsında olan târîh-i latîfler bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 153b ·
metinde göster ·
yerde dershâne-i Hazret-i Kur’ân vardır. Evvelâ Ulucâmi‘de ve Hüsrev Paşa Câmi‘ …
Sitâyiş-i dârü'l-Kur'ân: Ancak iki yerde dershâne-i Hazret-i Kur’ân vardır. Evvelâ Ulucâmi‘de ve Hüsrev Paşa Câmi‘inde dârü'l-kurrâ vardır. Ammâ hıfz-ı Kur’ân'dan gayrı İbn Kesîr ve seb‘a ve aşere kırâ’atları tilâvet olunmaz, tâlibânı yokdur. Ammâ şâ‘iri çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256b ·
metinde göster ·
… d ü bend edüp çıt-a-çıt tüfengleşerek paşa dahi yetişüp altı yüz hân askerinden
ancak iki
yüz ellisi piyâde sengistâna düşüp halâs oldular. Üç yüz ellisi hemân ol mahald …
Bu haber-i mûhiş paşaya gelince, "Bre bre" deyüp tarfetü'l-ayn içre bunlara karîb vardıkda cümle başları bırakdırup elimize teklîf-i mâlâ-yutak edüp Mahmûdî Beği İbrâhîm Beğ ileride bulunup hânlılar da Bitlîs derelerine girme sadedinde iken İbrâhîm Beğ anları çevirüp çoğunun atları kalup Bitlîs deresine cân atam derken anları da kayd ü bend edüp çıt-a-çıt tüfengleşerek paşa dahi yetişüp altı yüz hân askerinden ancak iki yüz ellisi piyâde sengistâna düşüp halâs oldular. Üç yüz ellisi hemân ol mahalde dendân-ı tîğdan geçüp cümle kelleleri paşa leşkeri yanında bırakdırup bizim şehîdlerin iki yüz aded kellelerin hemân ol mahalle bir dere içre bir bayır altında defn edüp ba‘de'l-asr ordu-yı İslâm'a girüp paşa eydür: "Bre bre şu nâmerd hân gerçi hânesinde mihmân olduğumuzda bize hokkabâz şekilli göründü ammâ müdebbir imiş. Kemîngâhlarda yiğit saklarmış. Tiz dellâllar nidâ eylesünler kim her kim çete ve yağma ve talana giderse katl ederim." deyü yemîn edüp münâdîler nidâ edüp ol gice cemî‘i ümerâlara fermânlar gidüp taraf taraf cânib-i erba‘ada ince karavullar ta‘yîn olunup "Herkes çadırlarında hâzır-bâş olsunlar ve çadırlarından bir hay huya çıkmasınlar ve ata binmesinler ve âteş yakmasınlar ve tüfeng atmasınlar." deyü gûnâ-gûn tenbîh ü te‘kîdler olunup ordunun cânib-i erba‘asına birer tüfeng menzili ba‘îd kat-ender-kat ince karavullar konulup herkes haymesinde hâzır-bâş dururlardı. Zîrâ imdâda gelmeyen Kürdistân beğlerinden havf olunurdu. Ve Bitlîs Hânı Abdâl Hân'ın umûr-dîde olduğundan ve müdebbir ü mubassır olup hıyel u şeytanatda yegâne-i asr u ferîdü'd-dehr olduğundan ve asker-i bî-pâyân olduğundan hân bir gice ale'l-gafle şîrînlenüp bir hîle ile şebhûn eder deyü paşa ve asker-i İslâm havf ederlerdi. Ammâ Allah âlim ü dânâdır, ol hân-ı âlîşân âlüfte vü âşüfte hân-ı mazlûm bir şeyden haberi yok iken bir alây gammâz-misâller hân-ı bî-günâhı paşaya gamz ide ide cümle müfsidîn ü hâsidînler hâh-nâ-hâh hân-ı bî-günâhı âk edüp cenge âheng etdirdiler. Âhir Hân dahi gayret-i hamiyyet-i Âl-i Abbâsiyân'ı vücûda getirüp otuz kırk bin asker başına cem‘ eyleyüp bu gûne harekâtlar eyleyüp Ahlat kal‘asından berü kâh bizim asker Hân tarafından ve kâh Hân askeri bizim tarafımızdan kelle ve dil alırlardı. Ammâ Paşa-yı müdebbire Pinyanişî beği tarafından bir dil gelüp meğer gâyet fasîh ü belîğ söz ebesi diller imiş, Paşa'ya eydür: "Sultânım, ol hân-ı bed-gümân-ı bî-îmân Ekrâd-ı Yezîdî'den ve Haltî ve Çekvânî ve Papirî ve Çelevî'den ve Tüvanî ve Mervânî 265a ve Beddî ve Nankî ve Küvarî ve Güvaşî ve Bezikî ve Mornî ve Kanahî'den ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) kavm-i Yezîdîlerden kâmil yigirmi bin tüfeng-endâz ve kırk bin cürd atlı hayyâl-i mümtâz cem‘ edüp vezîri Çâker Ağa ile bu Ekrâd a‘râb-ı hâne-harâblar Hâna imdâd etmeğiçün kûh-ı Dehdîvân'ın Cehennem deresinden bu gice sizi basacaklardır." deyü bu hânın asker-i bî-pâyânı evsâfın ve mehâbet-i dârât-ı azamet-i salâbeti tarafın ol kadar ta‘rîf u tavsîf etdi kim gûyâ Sâm [u] Nerîmân'ı ve Zâl [u] Güstehem'i meddâhlar medh etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b–265a ·
metinde göster ·
… de bir pest-pâye püşte üzre nümâyişli bir kal‘a-i sicn-i Irâk'dır. Aşağı varoşu
ancak iki
bin hânedir ammâ binâları gâyet atîkdir. Halkı ulemâ olmağile her mülûka itâ‘at …
Irâk-ı Acem'de hâk-i Gazvîn'de hâlâ sultânlıkdır kim bin nökere mâlik Pîr Yâr Sultân'dır. Bânîsi Âl-i Abbâsiyân'dan el-Müstekfî Billah'dır. Gazûb pâdişâh olmağile oğlu el-Müstemsik Billah'ı bu kende nefy-i beled edüp bu kal‘ayı evlâdı haps olmağiçün binâ edüp ismine anınçün Deylem dediler. Hâlâ Deylem-i Irâk derler, ya‘nî Irâk zindânıdır. Irâk-ı Arab deylemi Kudüs kurbünde kal‘a-i Kerek'dir. Rûm'da mahbeshâne kal‘a-i Rodos'dur. Diyâr-ı Acem'de deylem kal‘a-i Kahkahâ'dır, diyâr-ı Kırım'da kal‘a-i Menkup'dur, diyâr-ı Leh'de kal‘a-i Kamaniçse'dir, diyâr-ı Budin'de Usturgon kal‘asıdır ve diyâr-ı Alman'da kal‘a-i Pojon'dur. Bu mezkûr kal‘alar cümle zikr olunan diyârların esfeli gibi sicin deylemleridir. Ammâ bu Deylem-i Irâk cümleden eşeddir. Gerçi sarp kayalı değildir ammâ binâ cihetinde Deylem-i Müstekfî deyü nâm-ı bed-nâm vermişdir. Lâkin cirimde Sorhbîd kal‘asına mânenddir. Kûh-ı Deylem dâmeninde bir pest-pâye püşte üzre nümâyişli bir kal‘a-i sicn-i Irâk'dır. Aşağı varoşu ancak iki bin hânedir ammâ binâları gâyet atîkdir. Halkı ulemâ olmağile her mülûka itâ‘at edüp şehri gâret olunmadığından köhne binâ hâne-i zîbâları vardır ve câmi‘ ü hân u hammâm u çârsû-yı şâhîsi vardır. Hevâsı gâyet latîf olduğundan necîb ü reşîd püserleri ve ders-i Aristo Şâfi‘îyyü'l-mezheb âdemleri vardır. Hatta Tefsîr-i Deylemî sâhibi (---)(---) hazretlerinin maskat-ı re’sleri bu şehr-i imâr olduğiçün Tefsîr-i Deylemî derler. Bâğ u bâğçesi ve meyvesi firâvândır. Andan gendümü danedâr sorh-endâmdır. Lâkin nânı gâyet lezîzdir kim gûyâ nân-ı Hemedân'dır. En a‘lâ ve matîf gendümü Kal‘atü'l-Mut binâ olduğu Rudbâr nâhiyesinden gelir ammâ terbiye ile hûb nânı olur. Bu şehir,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 317a ·
metinde göster ·
… olur. Bu kal‘a şekl-i muhammes bir tula binâ beş tabyalı bir sûr-ı ra‘nâdır. Ve
ancak iki
kapusu var ve etrâfı sulu ve bataklı handakdır.
Eşkâl-i kal‘a-i kadîm İşcerez: Evvel ve âhir Leh kralınındır, ammâ Krakov vilâyeti hâkinde vâki‘ olmuş kirmândır. Kal‘ası bir sahrâ-yı lâle-izârda nehr-i İşcerez sâhilindedir. Nehr-i İşçerez Krakov dağlarından gelüp bu mahalden ubûr edüp nehr-i Özü'ye ve bir kolu nehr-i Turla'ya mahlût olur. Bu kal‘a şekl-i muhammes bir tula binâ beş tabyalı bir sûr-ı ra‘nâdır. Ve ancak iki kapusu var ve etrâfı sulu ve bataklı handakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
… Hân mütevellîsi hâkimdir. Ve hâkim-i şer‘îsi yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi
ancak iki
aded kasaba-misâl kurâlardır.
İbtidâ bânîsi Rûm krallarından Ferecik Kralı Radoçka Kral-ı dâl binâsıdır. Ba‘dehû Ciniviz Firengi istîlâ edüp anın destinden kuvvet-i bâzû ile sene (---) târîhinde kal‘a-i Ferecik'den yüz sene sonra Sultân Bâyezîd Hân-ı Velî feth edüp kendü hayrât [u] hasenâtlarına vakf eyleyüp maktû‘-ı kalem ve mefrûzü'l-kadem olup hâlâ yine Bâyezîd Hân mütevellîsi hâkimdir. Ve hâkim-i şer‘îsi yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi ancak iki aded kasaba-misâl kurâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 98a ·
metinde göster ·
aded kapusu var. Cânib-i şimâle battâl kapudurlar kim iki kat metîn ve kavî dem …
Ve bu sûrun ancak iki aded kapusu var. Cânib-i şimâle battâl kapudurlar kim iki kat metîn ve kavî demir kapulardır. Bu kal‘ayı gâzîler bu tarafdan şebhûn edüp feth etmişlerdir. Ve bir kapusu dahi cânib-i kıbleye Vinçaz kapusudur kim bu dahi iki kat hadîd bâb-ı cedîdlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 151b ·
metinde göster ·
silâhları var. Bir kılıç ve bir çakmaklı tüfeng. Aslâ fitilli tüfengleri yokdur …
Ve cümle ancak iki silâhları var. Bir kılıç ve bir çakmaklı tüfeng. Aslâ fitilli tüfengleri yokdur. Ancak bir yaylım tüfeng atup, "Allâh Allâh" deyüp dal kılıç olup girişirler. Ya alışırlar, ya verişirler, yâhûd barışırlar. Cümle piyâde şehbâzlardır, ammâ her birine at yetişmez ve taşlık diyâr olmağile at işlemez ve esbâbları cümle kırmızı pırankona çuka daracık bağır yelekleri geyüp göğüslerinde birer vukıyye gümüş halkaları var ve kuşakları ekseriyyâ zünnâr ta‘bîr etdikleri teybend kuşakdır. Gerçi harâmdır, ammâ kâfirleri esîr etdiklerinde anınla bağlarlar ve bir kuyudan su çekseler kuşağile çekerler ve niçe gâzîler esîr olup kuşağın kemend edüp kâfir kal‘alarından firâr etmişlerdir. Hulâsa-i kelâm eğer ehl-i şer‘ yanında zünnâr kuşak harâm ise, anlara lâzım olduğundan ol kadarca ruhsat verilmişdir. Ve bellerinden aşağı bolca beyâz dimiden şalvar geyüp kırmızı çukadan kopçalı daracık serdelye(?) geyüp ayaklarına bir gûne nâzük çarık geyerler kim ol sengistânda her biri ceyrân gibi sekerler. Ve başlarına yine kırmızı çuka Hırvad arakıyyesi geyerler. El-hâsıl hakkâ ki cüst u çâpük u çâlâk Amr-ı Ayyâr-vâr sâhib-i ayâr yiğitlerdir. Bu gâzîler ile bu serhadlerde hüsn-i ülfet edüp zahîre-bahâ içün bu mücâhidîne aslâ zulm [u] ta‘addî etmeyüp kendü rızâlarıyla paşaya verdiklerin alup hakîr içün ücret-i kadem bir şey almadım. İllâ alâ tarîki'l-hedâye ba‘zı tüfeng ve kılıçlar alup rızâlarıyla kabûl edüp refîkler alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 157a ·
metinde göster ·
… e sallar ve tulumlarla tekrâr nehr-i Tise'yi yüz bin renc [ü] anâ ile ubûr edüp
ancak iki
âdem gark-ı âb şehîd olup on at gâ’ib oldu. Ol gün sırsıklam ordu-yı serdâra dâ …
Bu mahalde atlarımıza cümle yem kesdirüp ale's-sabâh Hudâ'ya sığınup potlar ve sallar ve tulumlarla tekrâr nehr-i Tise'yi yüz bin renc [ü] anâ ile ubûr edüp ancak iki âdem gark-ı âb şehîd olup on at gâ’ib oldu. Ol gün sırsıklam ordu-yı serdâra dâhil olup kral vermediklerin seraskere cümle ahvâli bir bir takrîr edüp Kaşa kapudanı mektûbun verüp kırâ’at olundu, ammâ çi fâ’ide. Arada bir kral edecek bir ağaçdan bir kefere-i pelîd-i anîd yok. Cümle a‘yân-ı devlet ve erkân-ı şeytanet (?) bir yere cem‘ olup müşâvere edüp âhirü'l-emr bu Tise kenârından gerü dönmeğe azîmet olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16a ·
metinde göster ·
üstâd örs üzre dollâb ile birer ikişer kantar demirleri çekiç altına koyup çekü …
Ser-i kârda ancak iki üstâd örs üzre dollâb ile birer ikişer kantar demirleri çekiç altına koyup çeküp vermede olup demir uzayup bir çubuk oldukda yine bir san‘at ile çekiç çarh-ı dollâbın suyun kesüp şeb [ü] rûz böyle bir kâr-ı rûzgâr ederler kim böyle kârı pîr-i haddâdiyân Hazret-i Dâvûd ibn Süleymân etmemişdir. Ve niçe yüz bin seyyâh-ı âlem bu kâr-ı rûzgâr-ı dîvi görmemişdir. Hakkâ ki vâcibü's-seyrdir kim mısra‘.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 40a ·
metinde göster ·
… mle cebehâne cebecibaşıya ve cümle topları topçubaşıya teslîm edüp kal‘a içinde
ancak iki
yüz yigirmi yedi aded küffâr bulunup cümlesin der-zincîr edüp derûn-ı kal‘aya O …
Ve cümle cebehâne cebecibaşıya ve cümle topları topçubaşıya teslîm edüp kal‘a içinde ancak iki yüz yigirmi yedi aded küffâr bulunup cümlesin der-zincîr edüp derûn-ı kal‘aya Ohri beğini askeriyle muhâfazacı koyup bin aded araba ile zahîre ve cebehâneler ile Beğko Paşa bir alay-ı azîm ile şâdumânlar ederek ordu-yı İslâma gelüp dâhil oldukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109a ·
metinde göster ·
kenîsesi var, biri Hünkâr câmi‘i ve biri Sadrıa‘zam câmi‘i oldu. Ve cümle re‘ây …
Ve içinde ancak iki kenîsesi var, biri Hünkâr câmi‘i ve biri Sadrıa‘zam câmi‘i oldu. Ve cümle re‘âyâları gelüp mutî‘ [u] münkâd olup evli evlerinde sâkin oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 133b ·
metinde göster ·
… ye ve potura gitsinler" deyü fermân edince el-azametullâh Mehemmed Paşa yanında
ancak iki
bin âdem kalup cümle guzât üç gün üç gece dağları elekden geçirüp ol kadar esîr …
Andan Sührâb Mehemmed Paşa eydir: "Ben bu dağlarda üç gün oturak ederim. Hemân cümle gâzîler cân birliğiyle çeteye ve potura gitsinler" deyü fermân edince el-azametullâh Mehemmed Paşa yanında ancak iki bin âdem kalup cümle guzât üç gün üç gece dağları elekden geçirüp ol kadar esîr ve zahîre ve hayvânât (ve) makûlesi getirdiler kim hadd [ü] hasrın Hudâ bilir, ammâ zî-kıymet sîm ü zeheb âvânî ve akmişe-i fâhire ve metâ‘-ı nâdirelerden hakkâ ki nâdir şeyler var idi, ammâ âsî kinezler ve belli başlı papaslar ele girüp Sührâb Mehemmed Paşa'nın cânı yerine gelüp Hersek sancağı kendüye Mısır oldu ve Raba ve Yenikal‘a'nın seferinden dahi halâs oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 158b ·
metinde göster ·
câmi‘ vardır. Biri Süleymân Hân'ındır ve biri Sakkâbaşı Mehemmed Ağa'nındır. Ve …
Ve bu kal‘ada ancak iki câmi‘ vardır. Biri Süleymân Hân'ındır ve biri Sakkâbaşı Mehemmed Ağa'nındır. Ve bu câmi‘ kurbunda bir latîf hammâmı var, ammâ kimin binâsı idiği ma‘lûmum değildir, ammâ hoş-hevâ ve hûb-binâ bir hammâm-ı rûşenâdır kim iki kurnalı ve dörd soffalı hammâm-ı rûşen binâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32b ·
metinde göster ·
… e cisir başında bir varoşu var, ammâ dahi ol kadar ma‘mûr ve müzeyyen değildir.
Ancak iki
bin kadar tahta ve saz örtülü evleri var, zîrâ bu varoş dahi karîbü'l-ahd binâ …
Bu kal‘anın cânib-i garbında handakı önünde cisir başında bir varoşu var, ammâ dahi ol kadar ma‘mûr ve müzeyyen değildir. Ancak iki bin kadar tahta ve saz örtülü evleri var, zîrâ bu varoş dahi karîbü'l-ahd binâ olmuşdur. Yedi aded düyûrları ve üç yüz kadar dükkânları nümâyân idi, ammâ bâğ u bâğçesi çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46a ·
metinde göster ·
… ile mestûr düyûr-ı ma‘mûrelerdir, zîrâ bu şehr-i bender Beç'e pek yakındır kim
ancak iki
üç âzmâyiş menzili kadar vardır. Çâsâr tarafından paşaya bunda bir ziyâfet-i az …
Manastırlarının ekseri rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr düyûr-ı ma‘mûrelerdir, zîrâ bu şehr-i bender Beç'e pek yakındır kim ancak iki üç âzmâyiş menzili kadar vardır. Çâsâr tarafından paşaya bunda bir ziyâfet-i azîme olmuşdur kim cümle atlarımız bile şeker işi ni‘met-i nefîseler yediler ve paşaya bir semmûr kabaniçe geydirdiler ve on kîse taler guruş harc-ı râh verdiler. Ve bu şehrin ensesindeki Küçük Alman yaylası üzre mâh-ı Temmûz'da kar eksik değildir kim Tûfân-ı Nûh'dan berü âb-ı zülâlli atîk karları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50b ·
metinde göster ·
… âsbân neferi var, ammâ hîn-i ma‘rekede iki bin güzîde cürd atlı askeri çıkar ve
ancak iki
şâhî topu ve hiç vukıyye bârûdu var, zîrâ iç eldir deyü bârûd-ı siyâhı yokdur.}
{Ancak bir kurşumlu kârgîr binâ câmi‘i ve kiremit örtülü hânı ve on iki aded pâsbân neferi var, ammâ hîn-i ma‘rekede iki bin güzîde cürd atlı askeri çıkar ve ancak iki şâhî topu ve hiç vukıyye bârûdu var, zîrâ iç eldir deyü bârûd-ı siyâhı yokdur.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79a ·
metinde göster ·
… râfı iç kal‘anın sazlığı ve bataklığı gölüdür. Ancak bir tarafında yolu vardır.
Ancak iki
aded kapusu var; biri kıble cânibine taşra varoşa açılır. Ve bir kapusu yıldız …
Cümle dolma çit palanka dîvârdır, ammâ gâyet metîn ü kavî binâ olunmuşdur. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile câ-be-câ yerleri rahnedâr olmuş iç eldir deyü hâkimler amâr etmemişler. Bu varoşun gird-â-gird cirmi üç bin altmış hatvedir. Bunun dahi cânib-i etrâfı iç kal‘anın sazlığı ve bataklığı gölüdür. Ancak bir tarafında yolu vardır. Ancak iki aded kapusu var; biri kıble cânibine taşra varoşa açılır. Ve bir kapusu yıldız cânibinde bâğ u bâğçelere açılır. Ve bu varoşda cümle iki yüz aded fevkânî ve tahtânî tahta havlılı vâsi‘ kiremit örtülü hâne-i zîbâlardır kim ekseriyyâ kerpiç ve taş dîvârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b ·
metinde göster ·
… arudur ve buğday ve arpa ve sâ’ir gılâl-ı hubûbâtlar leb ber-lebdir. Bu varoşun
ancak iki
kapusu var; biri su kapusu ve biri büyük kapu kâ[r]gîr binâ kemerlidir. Andan,
Bu varo[ş] iç kal‘anın cânib-i selâsin ihâta edüp iç kal‘anın kıble cânibi deryâ-misâl bataklıkdır. Ve bu Orta varoşun dîvârı göl kenârında kırk ayak enli rıhtım dolma palanka-i metîn dîvâr olup yigirmi aded arşın yüksek olup fecc-i amîk bataklık içinde şekl-i murabba‘ bir sûr-ı rabâtdır kim dâ’iren-mâdâr cirmi iki bin arşındır. Azîm vezni üzre yedi aded yedi iklîmden ve seb‘a-i seyyâreden nişân verir sedd-i Ye’cûc tabya-i ibret-nümâlardır kim her birine yetmişer pâre sağîr ü kebîr balyemez topları var. Ve bunda ancak elli aded şindire tahta örtülü evleri ve buğday anbârları içinde cümle darudur ve buğday ve arpa ve sâ’ir gılâl-ı hubûbâtlar leb ber-lebdir. Bu varoşun ancak iki kapusu var; biri su kapusu ve biri büyük kapu kâ[r]gîr binâ kemerlidir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 83b ·
metinde göster ·
… n ile gelüp bu varoşu ihrâk bi'n-nâr eyleyüp henüz 87b yine ma‘mûr olmadadır.
Ancak iki
kahvehânesi ve beş dükkânı ve bir hânı ve iki mektebi ve bir câmi‘i ve üç mahal …
Ve bu varoş içre üç yüz aded şindire tahta örtülü kârgîr binâ ikişer kat ma‘mûr hânedânlardır. Panço Hüseyin Ağa bunda sâkin olur. Mukaddemâ kefere zamânı bu varoşda bâğ-ı Aspuzu gibi ma‘mûr idi, ammâ Varat kal‘ası fethinden sonra yine küffâr şebhûn ile gelüp bu varoşu ihrâk bi'n-nâr eyleyüp henüz 87b yine ma‘mûr olmadadır. Ancak iki kahvehânesi ve beş dükkânı ve bir hânı ve iki mektebi ve bir câmi‘i ve üç mahalle mescidi var. Ve dahi bu Varat'ın mukaddemâ kefere zamânı hânelerinin sütûhları serâpâ kiremit ile mestûr idi, ammâ şimdi ekseriyyâ şindire tahta örtülüdür. Ve bu Ulesi varoşunun ensesindeki dağlar serâpâ bâğlar ve müşebbek bostânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 87a–87b ·
metinde göster ·
… hânı var, Tımışvarlı Cimcime Defterdâr'ın hayrâtıdır. Ve şehir henüz amâr olup
ancak iki
yüz kadar şindire tahta ile mestûr hâne-i nev-binâ ma‘mûrlardır. Cümle yigirmi …
Bu kal‘anın kıble cânibinde kal‘aya sehel havâle bir mürtefi‘ zemînde bir varoş-ı azîm imiş. Henüz birkaç ay mukaddem ihrâk olup niçe yerleri harâb u yebâb hâli üzre yatırdı. Ancak kal‘a önünde bir taş binâ hânı var, Tımışvarlı Cimcime Defterdâr'ın hayrâtıdır. Ve şehir henüz amâr olup ancak iki yüz kadar şindire tahta ile mestûr hâne-i nev-binâ ma‘mûrlardır. Cümle yigirmi aded nev-binâ dükkânlardır. Ve bir câmi‘i var, bu dahi henüz ihrâk olup cânib-i vakıfdan amâr olmada idi. Ve kal‘adan aşağı bir küçük hammâmı [var].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 93b ·
metinde göster ·
… ûdîler güderi ve kösele işlerler. Kırım diyârında Menkûb köselesi meşhûrdur. Ve
ancak iki
aded kassâb dükkânı ve bir bozahânesi vardır. Ammâ cümle Yahûdîler Karâyî mezhe …
Ve cümle seksen aded tabak dükkânları vardır. Cümle Yahûdîler güderi ve kösele işlerler. Kırım diyârında Menkûb köselesi meşhûrdur. Ve ancak iki aded kassâb dükkânı ve bir bozahânesi vardır. Ammâ cümle Yahûdîler Karâyî mezhebinde çufud-ı cuhûdlardır. Sâ’ir Yahûdîler bu mezhebde olan cuhûdları sevmezler. Ve ta‘âmlarında kaşer ve turfa nedir bilmezler. Her kimin ni‘meti olursa say yağlı da olsa ve siniri çıkmamış her ne gûne et olsa yerler. Meselâ bunlar Yahûdîlerin kızılbaşlarıdır ve rûz-ı mahşer günü bunlar kızılbaşa binmezler, ammâ öbür İsrâ’ilî çufudlar yevm-i mahşerde(ki) kızılbaşa binerler derler. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122a ·
metinde göster ·
… barti derelerine dıkup anlar da bir tüfeng-i Kabartayî ururlar kim Moyinçak Şâh
ancak iki
bin Kalmık ile cân halâs eder.
Ba‘dehu bu mezellet-i inhizâm-ı musîbeti mürd olan Taysı Şâh'ın oğlu Moyinçak Şâh işidüp ol dahi başına iki kerre yüz bin leşker cem‘ edüp babası kanın almağa geldikde Noğay ve Kabarti atlarında dahi bir gayri san‘at ile Kabarti derelerine dıkup anlar da bir tüfeng-i Kabartayî ururlar kim Moyinçak Şâh ancak iki bin Kalmık ile cân halâs eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 157b ·
metinde göster ·
… uş bir iç kal‘adır kim şekl-i muhammes Şeddâdî seng binâ bir kal‘a-i ra‘nâ olup
ancak iki
kapusu var, biri cânib-i şarka ve biri taraf-ı garba nâzırdır, ammâ kapularının …
Dağlarında gümüş ma‘âdinleri olmak ile sikke-i Âl-i Osmân darbhânesi olup "Izze nasruhu duribe Siroz" deyü akçesin çok görmüşüz. Ammâ zemîn-i kal‘ası kûh-ı (---) dâmeninde aşağı şehrin şark tarafında bir yalçın kanara kaya üzre şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir iç kal‘adır kim şekl-i muhammes Şeddâdî seng binâ bir kal‘a-i ra‘nâ olup ancak iki kapusu var, biri cânib-i şarka ve biri taraf-ı garba nâzırdır, ammâ kapularının kanatları yokdur. Ve kal‘a içinde dahi âdem ve âdemî-zâtdan aslâ nâm nişân yokdur. Ancak birkaç harâb evler ve beş aded su sarnıçları ve bir dâne vîrân kenîsesi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 219a ·
metinde göster ·
Ammâ bu Kuru varoşda hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzâr yokdur.
Ancak iki
aded kefere deyrleri vardır. Hemân Belgrad şehrinin su aşırı bir mahallesidir. …
Ammâ bu Kuru varoşda hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzâr yokdur. Ancak iki aded kefere deyrleri vardır. Hemân Belgrad şehrinin su aşırı bir mahallesidir. Ve evleri cümle su kenârlarında balık dalyanları ile ma‘mûrdur. Lâkin şehir içre cereyân eden nehr-i Osum tuğyân üzre gelse bu Koru varoşun evlerin ve karşu tarafda Belgrad'ın su kenârında olan mesîregâh debbâğ dükkânların ve niçe evlerin şâhnişîn ve maksûre ve kahvehâneler ve derzî dükkânların su gark eder, zîrâ şehr-i Belgrad'ın gâyet ma‘mûr hânedânlarının revzenleri cümle suya nâzır olup ba‘zı zamân imâretlerin su basup geçer ammâ zarar etmez, zîrâ metânet üzre mebnî binâ-yı azîmlerdir. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 359b ·
metinde göster ·
… milyon mâl-ı hazâyin nüzûrât gelir. Hemân bu deyrin bin mikdârı ruhbânı vardır.
Ancak iki
yüz mikdârı bu deyrde hidmet edüp yedi yüz yetmiş ruhbânı yedi krallık yerlerde …
Cümle Rûm bu deyre gâyet Y 60b i‘tibâr ederler, cemî‘i milk-i nasârânın dâr [u] diyârlarından niçe milyon mâl-ı hazâyin nüzûrât gelir. Hemân bu deyrin bin mikdârı ruhbânı vardır. Ancak iki yüz mikdârı bu deyrde hidmet edüp yedi yüz yetmiş ruhbânı yedi krallık yerlerde parsaya gezüp mâl-ı firâvân tahsîl edüp bu Aya Moniya manastırına getirirler. Ve matbah-ı Keykâvus'una masrûf edüp ni‘metlerin müsâfirîn ü müslimîne yedirirler. Her şeb [u] rûz müsâfirleri eksik değildir. Ve cemî‘i et‘ıme ve nefîselerinden gayri şarâb-ı serâbhâne sarnıçlarında kırk yıllık bâdeleri ve arakları bulunur. Şehirden ba‘zı yârân mu‘âlece-i humâr içün hekîmânca nûş edüp def‘-i humâr ederek sudâ‘dan dahi halâs olur. Ammâ tecdîd-i humâr eder bir özge marazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y60a–Y60b ·
metinde göster ·
bin askerî tâ’ifesi olur. Ammâ keferesi cümle harâcdır. Ammâ mu‘cizât-ı Muhamme …
Ammâ yerli müselmân ancak iki bin askerî tâ’ifesi olur. Ammâ keferesi cümle harâcdır. Ammâ mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ berekâtıyla bu cezîreyi hıfz [u] hırâset edüp dururlar. Bunlardan mâ‘adâ Freng [ve] Rûm ve Yahûdî ile mâl-â-mâl bir şehirdir. Ammâ Ermeni ve Çingane yokdur ve gelse dahi mu‘ammer olmaz. El-hâsıl kefere deryâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y61a ·
metinde göster ·
… zîrâ yalçın kaya üzre mebnîdir ve cümle kırk kulle-i metîndir. Ve cenûba nâzır
ancak iki
kat demir Q 35aP 35a kapuları vardır, andan yokuşdur. Ve kal‘a içinde yigi …
Ve kal‘ası bir sahrâ-yı azîmde bir sivri mâvî kaya üzre şekl-i müdevverden bâdemî havâlesiz Şeddâdî sengîn binâ-yı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir kal‘a-i üstüvârdır. Ve etrâfı cirmi bin üç yüz adımdır. Ve cânib-i erba‘asında aslâ handakı yokdur, zîrâ yalçın kaya üzre mebnîdir ve cümle kırk kulle-i metîndir. Ve cenûba nâzır ancak iki kat demir Q 35aP 35a kapuları vardır, andan yokuşdur. Ve kal‘a içinde yigirmi toprak örtülü hâneleri ve mescidi var. Ve cümle sokakları yalçın kaya kaldırımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y67b ·
metinde göster ·
yüz kiremitli ve türâb örtülü hânelerdir. Bir câmi‘i ve mesâcidi ve bir hânı ve …
Ve ancak iki yüz kiremitli ve türâb örtülü hânelerdir. Bir câmi‘i ve mesâcidi ve bir hânı ve on mikdârı dükkânı vardır. Kethudâyeri yokdur, ammâ serdârı vardır. Ve bâğ u bâğçesi cihânı zeyn etmişdir. Ve cümle evlerinin yüzleri kıbleye nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y89b ·
metinde göster ·
… e ve gâhîce yüz elli akçe ile sadaka kazâlarındandır. Bunda dahi kasaba yokdur.
Ancak iki
yüz hâneli bâğ u bâğçeli, bir câmi‘i ve bir hânı ve yedi dükkân-ı ehl-i hiref k …
Kazâ-i Bozdoğan: Bu dahi Aydın sancağında yüz akçe ve gâhîce yüz elli akçe ile sadaka kazâlarındandır. Bunda dahi kasaba yokdur. Ancak iki yüz hâneli bâğ u bâğçeli, bir câmi‘i ve bir hânı ve yedi dükkân-ı ehl-i hiref kânı var. Bunda dahi hafta bâzârı durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y90a ·
metinde göster ·
… mi dükkân, cümle hayrât Alî Paşa'nındır. Gayri hân ve imâret ve medrese yokdur,
ancak iki
mekteb-i sıbyân vardır.
Ve kal‘a kapusunun eşiği dibinde Güzelce Alî Paşa'nın ceddi ve kendüleri bu Pili kal‘asında hâsıl olmak ile bir kârgîr binâ şekl-i murabba‘ bir câmi‘-i müferrih binâ etmiş, bir minâresi ve bir kıble kapusu var ve üstü kireç sıvalıdır. Bundan Y 108a gayri câmi‘ yokdur. Ve bir hammâm ve bir çeşme ve bir havz-ı azîm ve yigirmi dükkân, cümle hayrât Alî Paşa'nındır. Gayri hân ve imâret ve medrese yokdur, ancak iki mekteb-i sıbyân vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y107b–Y108a ·
metinde göster ·
… e iki yüz adım ubûr edüp Alçak tabya mukâbelesidir. Bu mahalde kulleler yokdur.
Ancak iki
kat ana dîvârıdır ve handak içre siperler yokdur ammâ metîn ü müstahkem siperle …
Andan yine handak kenârınca karayel üzre iki yüz adım ubûr edüp Alçak tabya mukâbelesidir. Bu mahalde kulleler yokdur. Ancak iki kat ana dîvârıdır ve handak içre siperler yokdur ammâ metîn ü müstahkem siperler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y115b ·
metinde göster ·
… musanna‘ evlerdir. Ammâ evlerinde havlıları dardır. Ve kesîf sokakları vardır,
ancak iki
âdem yanyana geçer, zîk sokaklardır.
Ve aşağı varoşda cümle iki yüz hâne-i zîbâlardır. Ve müselmânlar içün bir mescidi var, mâ‘adâ kenîselerdir. Ve kat-ender-kat toprak örtülü kal‘a-misâl kâ[r]gîr binâ ma‘mûr u müzeyyen evlerdir, gûyâ herbiri birer sarây-ı âlîlerdir. Ve Freng tarzı musanna‘ evlerdir. Ammâ evlerinde havlıları dardır. Ve kesîf sokakları vardır, ancak iki âdem yanyana geçer, zîk sokaklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y122b ·
metinde göster ·
Ve Karadeniz'in tûlu bin yedi yüz mîl bir Bahr-i Siyâh'dır.
Ancak iki
cezîre vardır. Biri Kırım adasıdır ki Kırım pâdişâhları sikke ve hutbe sâhibidi …
Ve Karadeniz'in tûlu bin yedi yüz mîl bir Bahr-i Siyâh'dır. Ancak iki cezîre vardır. Biri Kırım adasıdır ki Kırım pâdişâhları sikke ve hutbe sâhibidir. Anın Bâğçesarây'ında sâkin olurlar. Bu cezîre şekl-i müselles vâki‘ olmuş yedi yüz yetmiş mîl bir cezîre-i sedd-i İslâmdır. Cânib-i erba‘ası keferedir. Nısfı Âl-i Osmân hükmündedir. Kerş ve Kefe ve Sudak ve Menkûb ve Tat eli ve Balıklağa ve İnkirmân kal‘aları Âl-i Osmân tasarrufundadır. Bu cezîrenin şimâl cânibinde nısfı Menkûb kal‘ası ve Gözleve ve Çikişke ve Arbat ve Or Ağzı kal‘aları cümle Âl-i Cingiziyân hükmündedir. Ve bu Kırım adasının şarkında on sekiz mîl deryâ aşırı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y126a ·
metinde göster ·
yüz pâre gemi alur. Ve sekiz rûzgârdan emîndir. A‘lâ yatakdır, zîrâ kapulu lima …
Ve limanı amelî limandır. Ancak iki yüz pâre gemi alur. Ve sekiz rûzgârdan emîndir. A‘lâ yatakdır, zîrâ kapulu limandır. Ağzında iki kulle-i azîmler vardır ki kirpi-misâl topları cânib-i erba‘ayı muhâfaza eder. Ammâ liman içre her rûzgârın kasırga ve sağnağı eksik değildir. Ol ecilden cümle gemileri lenger-endâht olup koltuk palamarların cümlesi limanın cânib-i erba‘asındaki minâre kaddi olan kayalara ve kal‘a kullelerine bağlarlar. Altından cümle halk güzer ederler, a‘lâ latîf limandır. Ağzı keşişleme cânibine nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y136b ·
metinde göster ·
bin guruş, paşaya otuz bin guruş hâsıl olur (---) olacak yerdir olur ammâ cür’e …
Ve yüz elli akçe şerîf kazâdır ve nâhiyesi yüz beş pâre âsî ve dağî kurâlardır. Cümle kavmi harbe ucuyla söyleşirler. Kadıya senevî ancak iki bin guruş, paşaya otuz bin guruş hâsıl olur (---) olacak yerdir olur ammâ cür’et sâhibi paşa ister.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y138b ·
metinde göster ·
yan kapusu vardır. Ve çârsû bâzâr kapusunun tarafındaki sağ yan kapu tarafında …
Ve bu câmi‘in kıble kapusu olmayup ancak iki yan kapusu vardır. Ve çârsû bâzâr kapusunun tarafındaki sağ yan kapu tarafında olan kapunun kemeri üzre: ArapçaY 143a tahrîr olunmuşdur. Ve ağaç kapu kanatları üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y142b–Y143a ·
metinde göster ·
… miş. Hâlâ zulm-i Osmâniyândan harâb u yebâb ve zemîni türâb ve halkı kebâb olup
ancak iki
yüz ocaklı bir kâ[r]gîr binâ hân-ı azîmi kalmış. Karamanoğlu İbrâhîm Hân binâsı …
Ve bu kal‘anın kıblesi tarafında bir varoş-ı azîmi var imiş. Hâlâ zulm-i Osmâniyândan harâb u yebâb ve zemîni türâb ve halkı kebâb olup ancak iki yüz ocaklı bir kâ[r]gîr binâ hân-ı azîmi kalmış. Karamanoğlu İbrâhîm Hân binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y147a ·
metinde göster ·
… â hakîr ziyâret etdiğimizde mevsimi olmamak ile havuzlarda bir katre su yoğidi.
Ancak iki
rek‘at namâz kılup du‘â etdik.
Ve üç günden sonra yine su gâyib olup sonra gelenler havuz içindeki sulardan nûş edüp alırlar. Ve ahâlî-i vilâyetin zu‘mu anın üstünedir kim "Bu ayn Hazret-i Ya‘kûb'un gözü yaşından bir katre alâmetdir" derler ve "Hazret-i Ya‘kûb ve İshâk bu mağâralarda sâkin idi" derler. Hakkâ ki ulu nazargâhdır. Ammâ hakîr ziyâret etdiğimizde mevsimi olmamak ile havuzlarda bir katre su yoğidi. Ancak iki rek‘at namâz kılup du‘â etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y198b ·
metinde göster ·
… n cânib-i şarkîsinde Bâb-ı Cibrîl dîvârı ile kabr-i pür-envârı şebekesi mâbeyni
ancak iki
âdem eni bir yoldur. Ammâ yine câmi‘ içidir, ve's-selâm.
Evvelâ kubbe-i pür-envâr-ı Hazret-i Risâlet-penâh'ın câmi‘-i şerîfinin cânib-i şarkîsinde Bâb-ı Cibrîl dîvârı ile kabr-i pür-envârı şebekesi mâbeyni ancak iki âdem eni bir yoldur. Ammâ yine câmi‘ içidir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y286b ·
metinde göster ·
hân ve on dükkân var, hammâm ve medrese yokdur. Ammâ câmi‘ haremi içre bir azîm …
Ve bu kasaba içre ancak iki hân ve on dükkân var, hammâm ve medrese yokdur. Ammâ câmi‘ haremi içre bir azîm sebîli var, cümle ehl-i züvvâr andan nûş ederler bir âb-ı hayâtdır, bir katre eksilmez deryâ-misâl sahrîcdir, ve dükkânları bu sebîle vakıfdır. Ammâ mevlûd mahallinde bu kasaba hâricinde hûrmâlar Y 303a altında tâ sâhil-i Nîl'e varınca ol sahrâ niçe bin kamışdan ve saz ve hasır ve külbeden ve çadırdan dükkânlar ederler kim hisâbın Hudâ bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y302b–Y303a ·
metinde göster ·