Mesîregâh-ı İdrîs Köşkü: Bânîsi Bayramiyye tarîkinden Şeyh İdrîs nâm bir azîz, bir tekye inşâ edüp cemî‘i yârân-ı zarîfân-ı dervîşân anda cem‘ olup safâ ederlerdi. Ba‘dehu cülûs-ı Mustafâ Hân'da mezbûr şeyhe mülhiddir deyü isnâd edüp tekyesi ve evkâfın harâb [ü] yebâb, binâsın türâb edüp zîr [ü] zeber etdiler. Hâlâ bir kaç dıraht-ı müntehâları ve çemenzâr soffaları ve namâz seddi ve çeşme-i zülâli ve havz-ı azîmi kaldı. Hâlâ yine İdrîs Köşkü nâmıyla bir teferrücgâhdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 120a ·
metinde göster ·
‘ olup cemî‘i deryâda şinâverlik eden keştîleri temâşâ ederler bir cihân-nümâ câ …
Bir minâresi ve tekyesi ve imâreti ve haremi vardır kim çınâr-ı müntehâlarla müzeyyendir. Ba‘de'l-asr cümle cemâ‘at-i ahibbâ ve yârân-ı safâ anda cem‘ olup cemî‘i deryâda şinâverlik eden keştîleri temâşâ ederler bir cihân-nümâ câmi‘dir kim Koca Mi‘mâr şuğlıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132b ·
metinde göster ·
… ahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla
anda cem
‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya b …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… ler 18a / Dediler varalım nehrin başına / Bizimle görelim nehrin işi ne / Kim
anda cem
‘ olup cümle kibârı / Durup saf saf kamu şeyh u sığârı / Du‘âlar eyleyüp anda ce …
Götürdü çûn bular mektûbu Rûm'aGelüp gösterdiler Harkil-ı şûmaPınarbaşına cem‘ oldu ulularGeh Ashâb u [geh] ahbâb u velîler 18aDediler varalım nehrin başınaBizimle görelim nehrin işi neKim anda cem‘ olup cümle kibârıDurup saf saf kamu şeyh u sığârıDu‘âlar eyleyüp anda cemâ‘atZuhûr oldu niçe dürlü kerâmetSahâbe kim yazup vermişdi nâmeOkuyup nâme[y]i erdi temâmeMübârek su dahi dinledi anıKi suyun gûyiyâ var cism [ü] cânıTamâmen okudu mektûbu kârîİşidüp su o dem kıldı karârı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17b–18a ·
metinde göster ·
… 'l-hayrât bir kasr-ı âlî inşâ edüp cemî‘i ehl-i sefer garîbü'd-diyâr kimesneler
anda cem
‘ olup görüşüp bilişirler, bir mecma‘u'l-irfân kasr-ı zîbâdır. Dahi cümle çeşmes …
Ve cümle 22 aded âb-ı hayât çeşmesârları vardır. Cümleden çârsû içinde hânlar önünde dörd gözlü çeşme-i ayn-ı zülâl-i cân-perveri var kim her uyûnu lülelerinden âdem bâzûsu kalınlığı cereyân edüp andan taşup aşağı Tabahâne ibret-nümâ çârsûsuna gider gâyet lezîz ve nâfi‘ âb-ı nâbdır. Bu çeşmesâr üzre sâhibü'l-hayrât bir kasr-ı âlî inşâ edüp cemî‘i ehl-i sefer garîbü'd-diyâr kimesneler anda cem‘ olup görüşüp bilişirler, bir mecma‘u'l-irfân kasr-ı zîbâdır. Dahi cümle çeşmesârların âb-ı revânları cümle Gâzî yaylasından gelir. Lâkin bu şehre göre suyu azdır. Mürûr-ı eyyâm ile yolları rahnedâr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 230b ·
metinde göster ·
… r kim cihân-nümâ nâmıyla iştihâr bulup cümle şehrin erbâb-ı ma‘ârifân yârânları
anda cem
‘ olup cavk cavk zevk [u] şevkler edüp rûy-ı deryâda cezîre-i Çukaları ve Manya …
Ve bu mahal kal‘anın cümleden yüksek yeri olmak ile bir karavulhâne kasrı var kim cihân-nümâ nâmıyla iştihâr bulup cümle şehrin erbâb-ı ma‘ârifân yârânları anda cem‘ olup cavk cavk zevk [u] şevkler edüp rûy-ı deryâda cezîre-i Çukaları ve Manya vilâyetini ve Zarnata kal‘ası ve Kalamata kal‘asın seyr [ü] temâşâ ederler. Bir acâ’ib ü garâ’ib köşk-i bâlâ-yı mecma‘-ı fukarâ ve kân-ı zurefâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 271a ·
metinde göster ·
‘ olur bir mecma‘ı'l-irfândır. Ve kahvehâne önündeki meydânda çınâr-ı müntehâlar …
Ve bir göz taş cisir başında bir müferrih kahvehânesi var kim gûyâ nakş-ı nigârhâne-i Çîn olup cemî‘i seyyâhân-ı berr [ü] bihârânın erbâb-ı ma‘ârifleri anda cem‘ olur bir mecma‘ı'l-irfândır. Ve kahvehâne önündeki meydânda çınâr-ı müntehâların altlarındaki soffaların kenârları parmaklıklı mastabalar olup cemî‘i âyende vü revendeler anda gelüp hâne-i bî-minnet gibi meks-i istirâhat edüp zevk u safâlar ve ayş [u] ışretler ve kahveler nûş ederler. Her dıraht üzre niçe yüz bin murğân-ı hoş-elhân tuyûrların âşiyâneleri olup her bir sadâ-yı savt-ı hazînler âğâze-i nağamât etdiklerinde istimâ‘ eden ahibbânın cânlarına cân katılur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 342a ·
metinde göster ·
… zîm âb-ı hayât buhayresi vardır. Cemî‘i dağlardan cereyân eden uyûn-ı câriyeler
anda cem
‘ olur bir halîc-i kebîrdir. Gûnâ-gûn mâhîlerinden sazan balığı ve çime balığı v …
Ve bu şehrin meşhûrundan şehrin şimâlinde nîm sâ‘at karîb bir azîm âb-ı hayât buhayresi vardır. Cemî‘i dağlardan cereyân eden uyûn-ı câriyeler anda cem‘ olur bir halîc-i kebîrdir. Gûnâ-gûn mâhîlerinden sazan balığı ve çime balığı ve turna balığı misilli mâ’ideleri olur kim meğer Rûmeli'nde Ohri gölü balığı ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y22b ·
metinde göster ·
‘ olup tâ‘at [u] ibâdât ederler. Zîrâ bu mahalle yine cümle erbâb-ı ma‘ârifân-ı …
Fî's-subhu ve'l-ems evkât-ı hamsede ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at anda cem‘ olup tâ‘at [u] ibâdât ederler. Zîrâ bu mahalle yine cümle erbâb-ı ma‘ârifân-ı Mevleviyândır. Bâ-husûs bu câmi‘in bir imâmı var kim gûyâ imâm Fahr-i Râzî'dir, sıgâr [u] kibâr du‘â-yı hayrın alırlar. Ve bu câmi‘in hareminde âbdest havuzunun cânib-i erba‘asında evc-i semâya ser çekmiş nahl-i nevres-i ahdar-gûn-ı ibret-nümûn serâmed servler var kim râyiha-i müşkünden demâg mu‘attar olur. Ve cemâ‘at-i kesîreye mâlik ma‘bed-i kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y81a ·
metinde göster ·
… elî sütûn üzre kiremit örtülü bir Tahıl bâzârı meydânı vardır. Her hafta âşıkân
anda cem
‘ olup kahve nûş ederler, zîrâ cânib-i erba‘ası kahvehâneler ve çârsû-yı bâzârdı …
Ve iki hammâmı var. Ve cümle esvâk-ı sultânîsi yüz elli dükkândır. Ve bir kârgîr kubbeli ve kiremit örtülü bezzâzistânı vardır. Ve bu bedesten ile Eski câmi‘ mâbeynindeki meydânda Q 47aP 47a on amelî sütûn üzre kiremit örtülü bir Tahıl bâzârı meydânı vardır. Her hafta âşıkân anda cem‘ olup kahve nûş ederler, zîrâ cânib-i erba‘ası kahvehâneler ve çârsû-yı bâzârdır. Ve Eski câmi‘ önünde bir âb-ı hayât çeşmesi vardır. Gâyet lezîz ve yahpâredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y91b ·
metinde göster ·
… irâ edüp Süleymân Hân'a du‘â ederler. Ve ol gün anda kadı ve müsellim ve serdâr
anda cem
‘ olurlar.
"Bu benim otağım cirmi olan yer bu ahâlîye hafta bâzârı olmak içün dükkânlar binâ olunsun" deyü emr eder. Hâlâ yüz mikdârı kârgîr dükkânlar ve bir kubbe-i âlîli bir câmi‘ binâ olunup cümle âsârları kiremit örtülüdür. Haftada bir azîm bâzâr durur. Ve niçe bin âdem cem‘ olup bey‘ u şirâ edüp Süleymân Hân'a du‘â ederler. Ve ol gün anda kadı ve müsellim ve serdâr anda cem‘ olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y100b ·
metinde göster ·
‘ olur. Dörd Y 247a maksûre üzre hânendegân mutrıbân meddâhân şebbâzân(?) mahâ …
Ve Sinâniyye kahvesi: Mecma‘ü'l-irfân u yârân seyyâhân kahvesidir. Cümle erbâb-ı ma‘ârif anda cem‘ olur. Dörd Y 247a maksûre üzre hânendegân mutrıbân meddâhân şebbâzân(?) mahâfilleridir. Ve Avvâdîn A‘mâ şeyh Mansûr nâmıyla bir üstâd-ı kâmildir kim mizmar [u] ûdun ele alup bir ferdaş verüp makâm-ı hicâzda âgâze etdükde uşşâkı bî-nevâ edüp kadlerin râst-ı dütâr ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y246b–Y247a ·
metinde göster ·
… ekden bî-azâb yer olmağile istirâhat ederdik. Ekseriyyâ zurefâ-yı erbâb-ı Mısır
anda cem
‘ olurlar. Hâsıl-ı kelâm vâcibü's-seyr câmi‘dir, ve's-selâm.
Ve bu türbede ve karşu câmi‘de bir tılısm vardır kim aceb hâssadır. Sivrisinek ve kara sinek ve tahta biti olmaz. Ve bir bitli garîb âdem birkaç gün gelmeğe müdâvemet etse piresi ve kehlesi kalmayup cümle mürd olur, garîb ü acîb tılısmdir. Hele hakîr vâkıf oldum, aslâ sivrisinek ve kara sinek yokdur. Ekseriyyâ hakîr nâzırı ile anda varup Ashâb-ı Kehf nevmine müdâvemet ederdik. Zîrâ bir havâdâr serdâb ve sinekden bî-azâb yer olmağile istirâhat ederdik. Ekseriyyâ zurefâ-yı erbâb-ı Mısır anda cem‘ olurlar. Hâsıl-ı kelâm vâcibü's-seyr câmi‘dir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y96b ·
metinde göster ·
… nciler şeyhi: Bir âdemdir. Rûmeli meydânında tekyeleri vardır. Cümle dilenciler
anda cem
‘ olurlar. Ve on iki nefer çavuşları vardır. Paşa kapusunda ve kadıasker kapusun …
şeyh-i sâ’ilân ya‘nî dilenciler şeyhi: Bir âdemdir. Rûmeli meydânında tekyeleri vardır. Cümle dilenciler anda cem‘ olurlar. Ve on iki nefer çavuşları vardır. Paşa kapusunda ve kadıasker kapusunda hâzırlardır. Paşa ne cânibe azîmet etse, cümle dilencilere haber edüp ol tarîk-ı âm üzre kat-ender-kat olup dururlar. Cümle sâ’ilân-ı Mısır tokuz bindir kâmil ve dilenciler şeyhinin defterindedir. Paşadan ve a‘yândan takdîr olan mertebe ihsânlar alup hayır du‘â ederler. Ammâ bir dilenci bir âdeme zebândırâzlık etse şeyhine tenbîh edüp anın hakkından gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y178a ·
metinde göster ·