… erler. Gûyâ cezîre-i İlimni'de tîn-i mahtûm gibi bir râyiha-i tayyibesi vardır.
Andan bir
kerre âb-ı nâb nûş eden gûyâ âb-ı hayât nûş etmiş olur. Ve,
Ma‘âdin-i râbi‘: Ebâ Eyyûb-ı Ensârî kasabası kurbünde tîn-i Ensârî derler bir ma‘cûn-misâl tîn-i mülâyimdir. Andan gûnâ-gûn kûzeler îcâd ederler. Gûyâ cezîre-i İlimni'de tîn-i mahtûm gibi bir râyiha-i tayyibesi vardır. Andan bir kerre âb-ı nâb nûş eden gûyâ âb-ı hayât nûş etmiş olur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
kayığa süvâr olup berk-i hâtif gibi kayık kürek çekmeden ve yelken açmadan Ebâ …
Hemân cemî‘i ulemâ ve sulehâ ve fuzalâ cesed-i şerîfini gasl etmek murâd edindikleri mahalde Ayasofya'nın Terlerdirek küncinden bir sadâ zâhir olup, "Merhûm u mağsûldur, hemân defn edün" deyü nidâ gelince cümle hâzırûn dembeste ve hayrân oldular. Andan cümle meşâyihân Yâvedûd Sultân'ın na‘ş-ı şerîfin tâbûta koyup Şehîdkapu'sunda defn etmek murâd edinüp bi'z-zarûrî tâbûtu götürenler kendülerin Emînönü İskelesi'nde bulup andan bir kayığa süvâr olup berk-i hâtif gibi kayık kürek çekmeden ve yelken açmadan Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri kurbünde karâr edüp hemân tâbût kayıkdan bi-emrillâh çıkup ol mahalde kazılmış bir mezârda tâbût durup ardı sıra cümle guzât ve ulemâlar varup istimâ‘ etdiler kim mezkûr kabirden Yâvedûd ismi istima‘ olunurdu. Cümle ulemâ ve sulehâ na‘ş-ı şerîfi ol kabr içre defn edüp gitdiler. Anıniçün ol kabr-i şerîfe hâlâ türbe-i Yâvedûd iskelesi derler ve's-selâm ve Rahmetullâhi aleyhi ale'd-devâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 30a ·
metinde göster ·
köşesi tâ Dellâk Mustafâ Paşa sarâyında nihâyet bulurdu. Andan bir rüknü Küçükb …
Andan bir köşesi tâ Dellâk Mustafâ Paşa sarâyında nihâyet bulurdu. Andan bir rüknü Küçükbâzâr seddi ve sarnıcı üzre karâr bulmuş idi. Hâlâ Yeniçeri Ağası sarâyı ve Siyâvuş Paşa sarâyı zemîni mezkûr Sarây-ı Atîk yerinde idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
Andan bir köşesi tâ Dellâk Mustafâ Paşa sarâyında nihâyet bulurdu.
Andan bir
rüknü Küçükbâzâr seddi ve sarnıcı üzre karâr bulmuş idi. Hâlâ Yeniçeri Ağası sa …
Andan bir köşesi tâ Dellâk Mustafâ Paşa sarâyında nihâyet bulurdu. Andan bir rüknü Küçükbâzâr seddi ve sarnıcı üzre karâr bulmuş idi. Hâlâ Yeniçeri Ağası sarâyı ve Siyâvuş Paşa sarâyı zemîni mezkûr Sarây-ı Atîk yerinde idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
Ve andan bir köşesi tâ Tahta'l-kal‘a üstündeki sedden ubûr edüp tâ yine Kazancı tâcirleri köşesine gelince bir sarây-ı azîm inşâ edüp içinde gûnâ-gûn kâ‘alar ve müte‘addid harem hücreleri ve gûnâ-gûn maksûreler ve havz u şâzrevânlar inşâ edüp matbah-ı Keykâvûs ve kilar-ı hâssa ve üç bin teberdârân-ı bî-kâkül huddâmâna müte‘addid hâneler binâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
… a Terlerdireğin dibinde kaplı olan bakırın câ-be-câ yerlerinde delikler vardır,
andan bir
kaç parmak toprak yalasa bi-emrillâh istifrâğ edüp halâs olur. Gâyet mücerrebdi …
Hâsiyyet-i Terlerdirek: Bir âdem sudâ‘a mübtelâ olup bu amûdun arakından başına dürtse bi-emrillâh şifâ bulur. Hâssa-i dîğer, bir âdem zahîre mübtelâ olup yüreğinden kan gitse Terlerdirek terinden yalasa bi-emrillâh halâs olur. Hâssa-i sâlis, bir âdemi rub‘ ısıtması dutsa Terlerdireğin dibinde kaplı olan bakırın câ-be-câ yerlerinde delikler vardır, andan bir kaç parmak toprak yalasa bi-emrillâh istifrâğ edüp halâs olur. Gâyet mücerrebdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38b ·
metinde göster ·
sene hâli üzre durup gayrı esâslara ve gûnâ-gûn sengleri trâş etmeğe mübâşeret …
Andan bir sene hâli üzre durup gayrı esâslara ve gûnâ-gûn sengleri trâş etmeğe mübâşeret 43b etdiler. Bir seneden sonra Sultân Bâyezîd-i Velî'nin mihrâbı peresesine göre vaz‘-ı mihrâb olunup cânib-i erba‘asında hâ'itlerin kubbe girehlerine varınca üç senede kâmil etdiler. Andan çâr-pâye-i kavî metîn üzre kubbe-i âlîyi binâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43a–43b ·
metinde göster ·
… r kim sâhib-i tarîkler mâbeyninde bir halîfe ve bir ihtiyâr kazâ ve kader birle
andan bir
zelle sâdır olsa gerekdir kim anı cümle ihtiyârların re’yiyle anı peymenhâneye …
Ammâ bilmek gerekdir kim sâhib-i tarîkler mâbeyninde bir halîfe ve bir ihtiyâr kazâ ve kader birle andan bir zelle sâdır olsa gerekdir kim anı cümle ihtiyârların re’yiyle anı peymenhâneye götürüp boynuna sekel asup haps ederler. Eşedd-i haps üç gündür ziyâde olsa iyâl sâhibidir, kâr [u] kesbinden kalır. Ammâ şerî‘at ve tarîkat ve hakîkat ve ma‘rifetden hâric söz söylemeyeler. Eğer şeyh ve nakîb mâlâya‘nî söylerse yolundan düşerler. Sâhib-i tarîk ol mücrimin zellesin âdilliğile sorup zulm etmeyeler ve belki iftirâ ola, eğer zellesi müsbet olduysa cemî‘i ihtiyârlar huzûrunda cürmüne göre seksen üç asâ uralar, ammâ asâyı sâhib-i seccâde kulağından yukaru kaldırup urmaya. Gadr-ı hayf olup şeyh adâvet edüp yoldan çıkmış olur. Ammâ sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b ·
metinde göster ·
re’îs Hazret huzûruna gelüp İslâm ile müşerref olan Ebü'l-mahz-ı Ummânî'dir, En …
Bunların neferâtları cümle 2000 pâk müsellah ve fitoz bahâdır ve şecî‘ askerdir. Pîrleri Hazret-i Nûh'dur. Ammâ Hazret-i Resûl asrında Mekke deryâsı kim Süveys deryâsıdır, andan bir re’îs Hazret huzûruna gelüp İslâm ile müşerref olan Ebü'l-mahz-ı Ummânî'dir, Enes ibn Mâlik belin bağladı ve cümle keştîbân ve re’îslere ser-çeşme olup âhir kabri bahr-i Ummân'da gark olup ka‘r-ı deryâda makâm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 162a ·
metinde göster ·
… üz mildir. Ammâ gemiler kışlayamaz. Kıble ve gün doğusu gâyet şiddet üzre eser.
Andan bir
konak yine canib-i garba leb-i deryâ ile
Çerkes ve Abaza ve Laz ve Arnavud ve Arab-ı Ummân ve Urbân-ı Tayy ve Urban-ı Keys cümle karındaş evlâdları ve Kureyşîlerdir kim Cenâb-ı Bârî'nin hikmet-i ezelîsinde rûy-ı arzı bu kavmler ile müzeyyen etmek imiş. Edîm-i arzı böyle imâr etdi. Arapça Ammâ vilâyet-i Abaz'da ibtidâ ma‘mûr olan aşîret-i Çaçlardır: Mikrilce dahi kelîmât ederler. Zîrâ nehr-i Faşa'nın karşu tarafı sâfî Mikrilistândır. Câc beğzâdeleri vardır. İsmi (---) on bin Aznavu askere mâliklerdir. Bir mezhebde değil, harâmî bahâdır kavmdir. Gâyet mahsûldâr dağları vardır. Cevizleri ve fındıkları ve zerdavaları çokdur. Silâhları, Arab gibi ok-yay ve harbedir. Atlısı azdır, piyâdeleri şehbâzdır, mahbûb u mahbûbeleri şehnâzdır. İskeleleri cânib-i garba iki konak gidüp Lakba derler, azîm iskeledir. Tarabefzûn'a üç yüz mildir. Ammâ gemiler kışlayamaz. Kıble ve gün doğusu gâyet şiddet üzre eser. Andan bir konak yine canib-i garba leb-i deryâ ile
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
Bu fetvâ-yı şerîfi pâdişâh-ı Cem-cenâb destine alup gûya bir habl-i metîne yapışdı. Ol gün Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri ziyâretine varup anda Şeyhülislâm (---)(---) Efendi kemerine iki yerden "niyyetü'l-gazâ" deyüp 269b Hazret-i Ömer kılıcın bend kılup Tershâne bâğçesine göç edüp iki yüz pâre kadırgayı cemî‘î levâzımâtıyla itmâm edüp asâkir-i İslâm ile leb-ber-leb etdi. Ve elli pâre kadırga Unkapanı'nın iskelesine yanaşup donanma ağası (---)(---) Ağa ve kul kethüdâsı ve başçavuş ve serdâr-ı mu‘azzam muhzırı ve cümle otuz altı oda yeniçeri ve cümle on bin mevcûd ism [ü] resmli yeniçeri ve on oda topçu ve on oda cebeci, bunlar dahi beş bin asker olup yeniçeriler kadırgalara ve topçu ve cebeciler mavnalara girüp âmâde oldular. Beri cânibden eyâlet-i Rûmeli eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, kapusu askeriyle ve eyâletinde olan yigirmi dörd sancak beği askerleriyle cümle erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar yigirmi iki bin seksen asker cebelüleri ve beldârları ile cümle yigirmi yedi bin asker olup Boğazhisâra gitmeğe me’mûr oldular. Ve Mora ve Sirem ve Semendire ve Bosna ve Hersek sancakları Mora cezîresinde Benefşe kal‘asında gemilere girmeğe me’mûr oldular. Ve eyâlet-i Anadolu'da olan vezîr (---) Paşa, on dörd sancağında olan cümle kılıç ve ze‘âmet 199 ve kılıç timar 5589'dur, bu erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelüleri ile ve beldâr [u] çerâhorlarıyla ve paşasının askeriyle cümle yigirmi bin askeri müsellah olup Boğazhisâr'a me’mûr oldular. Ve eyâlet-i Kapudan Paşa ve eyâlet-i Şâm ve eyâlet-i Haleb ve eyâlet-i Diyârbekir ve eyâlet-i Mar’aş ve eyâlet-i Adana ve eyâlet-i Karaman ve eyâlet-i Sivas ve eyâlet-i Tarabefzûn, bu eyâletler cümle paşası askeriyle ve timar ve ze‘âmet sâhiblerinin kânûn üzre cebelüleri ile cümle yetmiş bin asker olup cümlesi Boğazhisâr'da gemilere girmeğe me‘mûr oldular. Ve cümle asker sürücü hasekiler ve kapucubaşılar cümle eyâlet askerlerin Boğazhisâr'da âmâde etdiklerinin haberi gelince Âsitâne-i sa‘âdetde dörd aşağı bölükler dahi keştîlere ağalarıyla girüp âmâde oldular. Bin elli (---) nevrûz-ı sultânîsinde Sarâyburnu'nda iki yüz pâre kadırga ve başdarde ve kalita ve on iki kara ejdehâ-misâl mavna ve yüz pâre firkate ve karaka ve karavana ve kalyon ve bürten ve binek ve potaç ve şıtıye ve şayka ve karamürsel ve darbuna nâm keştîlere dahi lağımcı ve beldâr [u] çerâhor ve mühimmât, levâzımat [u] cebehâneler koyup cümle yedi yüz pâre yelken Sarâyburnu'ndan lenger-endaht olup cümle ser-i kârda olan a‘yân-ı kibâr gemilerinin filikalarına süvâr olup Sarâyburnu'nda Sinân Paşa köşkünde cümle ulemâ ve sulehâ [ve] vüzerâlar ile huzûr-ı İbrâhîm Hân'a varup cümle sefer-i hümâyûna me’mûr olan vüzerâ ve mîr-i mîrân kapudanlara ve ağalara ve çorbacılara bin yedi yüz aded hil‘at-ı fâhireler giydirilüp du‘â-yı hayr [u] senâ ile herkes gemilerine gidüp Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ve Şeyhülislâm kalup pâdişâh-ı Aristo-tedbîr, Yûsuf Paşa serdârın destin destine alup ikisi bir kûşeye varup İbrâhîm Hân eydür "Bak a Yûsuf, sen ne cânibe sefere gidersin" dedi. Yûsuf Paşa eyitdi "İnşâallahu Te‘âla Malta gazâsına giderim" dedi. İbrâhîm Hân eydür "İnşâallah bi-takdiri'l-Hayyi'l-Kayyûm cezîre-i Girid gazâsına seni me’mûr eyledim. Olmaya kim bu cevâbı bir âdeme ifşâ idesin. Aslâ bir ferd-i âferîdenin rûhunun haberi olmasın. Malta gazâsına me’mûruz, demeden gayrı ağzından bir cevâb sâdır olmasın. İbtidâ yolun üzerinde olan cezîre-i Girid önünden ubûr edüp Malta'ya doğru azîmet eyle. Ba‘dehû Mora cezîresinde bir iki gün mihmân olup andan bir gice kalkup gerü cezîre-i Girid'e avdet edüp vakt-i Şâfî‘îde cezîre-i Girid'e asker döküp ibtidâ Todori kal‘alarını feth edüp bir sığınup yatacak yer eyle, andan kal‘a-i Hanya'ya er döküp muhâsara edüp feth eyle. Sana nasîhat [ve] vasiyyetim budur. İnşâallah ba‘de'l-feth mansûr ve muzaffer geldikde sana ıvazın ederim ki huzûr-ı Hakka yüzü ak gidesin. Ammâ su‘âl edenlere Malta'ya giderim, deyü gidesin kim sâ’ir düşman haberdar olmaya. Zîrâ "Üstür zehebeke ve zihâbeke ve mezhebek' buyurmuşlardır" deyü İbrâhîm Hân Yûsuf Paşa'ya bu gûne tenbîh ü te’kîd edüp iki kat zer-ender-zer hil‘at-i fâhire giydirüp "Yürü Allahu Rabbi'l-âlemîn mu‘în ü zahîrin olsun" 270a deyü hayr-du‘â ile Yûsuf Paşa zemîn bûs edüp kayığıyla başdardaye gelüp Müneccimbaşı Çelebi Efendi ve Müneccim Hasan Kefrî ve Müneccimek Efendi ve Sadreddînzâde Efendi, bunlar fünûn-ı eflâkde her biri tekmîl-i fünûn etmiş kimesnelerdir, bunlar ilm-i usturlâb üzre gördüler kim sa‘d sâ‘at dâhil olunca serdâr-ı mu‘azzama eyitdiler: "Sultânım, bu ân eyyâm-ı sa‘ddir, hareket buyurun!" Dedikleri gibi hemân Kapudan Paşa-yı Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa "salpa demir" deyüp beş yüz yerden çeng-i harbîler çalınup ibtidâ başdardaden gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ba‘dehû bir yaylım tüfenk ve bir yaylım toplar sadâları evc-i âsumâna peyveste olup rûy-ı deryâ barud-ı siyâh dûdından Bahr-i siyâh dibelik siyâh oldu. Ve gülbâng-ı Muhammedî sadâsından zemîn u âsumân pür olup bu minvâl üzre üç yaylım tüfenk ü top ve gülbâng-i şâdmânî olup başdarda-i hümâyûn ibtidâ avanta edüp çalıcı mehterbaşısı segâh faslı ederek Sinân Paşa Köşkü önüne geldikde Musâhib Yûsuf Paşa pâdişâhı ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa'yı selâmlayup ubûr edince cümle keştîler alay alay turna katarı Sarâyburnu'ndan taşra çıkınca cemî‘î keştîler bâdbânların küşâde kılup bir yaylım top dahi şâdmânları edüp cümle keştîler murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup eyyâm-ı muvâfık ile Akdeniz'e doğru müteveccih oldular. Cümle ahâlî-i İslâmbol bu eyyâm-ı mübârekde eyyâm-ı muvâfık oldu. "İnşâallah mansûr ve muzaffer olurlar" deyü elsine-i nâsda güft u gû olup cümle ibâdullah hayr du‘â etdiler. Bu hakîr dahi Yûsuf Paşa efendimizin mü’ezzinbaşısı olup başdarda-i hümâyûnda Hazîne Kâtibi İbrâhîm Çelebi ile mankadaş olup şîr-hor-ı mâ ve katr-i nebât yiyerek mu‘azzez ve mükerrem zevk u safâ ile bir gün bir gicede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 269a–270a ·
metinde göster ·
İbtîdâ bânîsi sene (---) târîhinde İrân-zemîn şâhlarından Yezdcird Şâhun binâsıdır. Niçe yüz mülûk mâlik olmuş bir diyâr-ı atîkdir. Cümle eyâletinde yedi hânlık {Ba‘zılar Şâm ahı derler, niçeler Şâm âhı derler. Zîrâ ibtida bu şehr ahâlî-i Şâm ile imâr olduğundan Şemahı derler, ba‘zılar Şamakı derler. Dağıstânlılar Şemehı derler. Gîlânlı Şâm akı derler, ammâ galat-ı meşhûr evlâ olmağıla Şamakı ve Şemahı derler} 312b ve kırk sultânlık ve kırk sekiz kadılık ve kırk nâhiyesi ve yetmiş kal‘ası ve bin üç yüz şehr-misâl kendleri var bir sevâd-ı azîm ve şehr-i kadîm, diyâr-ı vâsi‘ vilâyet-i âbâdândır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Süleymân Hân vüzerâlarından Ulama Paşa ve Karaman Paşası Pîrî Paşa nâme-i Süleymân Hân ile kal‘a-i Şemahı'ya varup cümle a‘yân-ı Şirvân-ı sünniyân bir yere cem‘ olup kal‘a-i Şemahı miftâhların Pîrî Paşa'ya teslîm edüp eyâlet-i Şirvân ale'l-umûm mutî‘ [u] münkâd olup kemâkân kabza-i teshîre geldüğü Süleymân Hân'ın ma‘lûmu olup hükûmeti Ulama Paşa'ya verildi. Ba‘dehû Şâh Tahmas[b] yedi ay Şemahı kal‘asın muhâsara edüp içinde olan sünnîler emân ile kal‘ayı şâha teslîm edüp ba‘de'l-emân amân vermeyüp cümle ibâdullahı katl edüp hükûmet-i Şirvân'ı birâder-i kihteri olan Elkas Mirza'ya verdi. Üç sene Elkas Mirza hâkim-i Şemahı olup ba‘dehû sene 954 târîhinde Elkas Mirza şâh-ı gümrâh Tahmasb'ın evzâ‘ [u] etvârından Elkas Mirza havfe düşüp hükûmet-i Şirvân'ı terk edüp niçe şecî‘ ve bahâdır, nâmdâr, kafadâr dilâverler ile girân-bahâ cevâhir makûlesi eşyâların alup bir gicede Şemahı'dan azm-i cânib-i Âl-i Osmân deyüp Heyhât sahrâsı içinden kırk günde Kefe'ye gelüp andan bir keştîye süvâr olup Edirne'de Süleymân Hân'ın pây-pûş-i şerîfin bûs edüp niçe gün mültefit-i şâhî olduğuna {Târîh-i Elkas Mirza kudûmü;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 312a–312b ·
metinde göster ·
… et mâbeyninde melike kız mest iken ol civân kıza susa edüp melike hâmile kalır.
Andan bir
meh-pâre duhter-i pâkize-ahter tevellüd edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine …
Kavm-i müşrikînden ibtidâ tâ’ife-i Yahûddır. Andan kavm-i fecere bu Gürcî'nin kavm-i Dâdyân'ı ve Şavşad kavmleridir. Anlardan 320b kavm-i Kuril ve kavm-i Açıkbaş ve kavm-i Mikril ve kavm-i (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Müteferrik olup cümlesi ümmet-i Dâvûd Nebî iken millet-i Mesihî'den olup kitâb-ı İncîl ile zu‘m-ı bâtıl ederler ammâ cümlesi on iki lisân üzre tekellüm ederler. Gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânların tercümân ile anlar ecnâs-ı ünâsdır. Ammâ lisân-ı Şavşad u Dâdyân-ı zu‘m-ı fâsîdler niçe fesâhat u belâğat ile kelimât eder kavmlerdir. Hakîkatü'l-hâl hâlâ Moskov diyârının kralları inkırâz bulsa millet-i Mesîhıyye'nin güzîdesi ve Enûşirvânı ve hasîb [u] nesîbidir, deyü Şavşad'dan yâhûd Dâdyân'dan bir beğ alup Moskov'a kral ederler. Kitâbî kavmdirler. Ammâ Abaza ve Çerkes-i nâ-kes Arab'dan azgın kavm-i cedîd olmağıla aslâ kitâbları ve bed-mezhebleri yokdur. Bu Gürcîstân papaslarının takrîrleri üzre tevârîh-i atîklerinde eyle tahrîr eder kim silsileleri Keykâvûs'a ve niçe bin pehlivânlara müntehî olup andan Dâvûd Nebî a.s. hazretine müntehî olur, derler. Meğer Gürcîstân'da bir pâdişâh var idi. Mürd oldukda yerine Temerrüd nâm bir kızı hâkime olup bir kimesneye varmayup babasından irs ile intikâl eden diyârlarını hükm-i hükûmât ederek bir gice bir pençe-i âfitâb gulâm ile ayş [u] işret mâbeyninde melike kız mest iken ol civân kıza susa edüp melike hâmile kalır. Andan bir meh-pâre duhter-i pâkize-ahter tevellüd edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine gönderir. Beri tarafda melike bed-nâm olmamak içün kendüye susa edüp bekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre bir murğ-ı sürhab saydın almağa gönderüp ol civân buza cuyulup gark-ı âb olup melike duhter güft [u] gûy-ı kabâ’ilden halâs olup bu melîkeden müştakka olan kız dahi kemâlin bulup ol kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye verirler. Ol kızdan üç oğul olur. Anlar dahi fetâ yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş edüp büyük beğzâdeye Kütâtis ülkesi verirler kim ana Baş-açık vilâyeti derler. Hâlâ Başaçık tâ’ifesinin nesli ol büyük beğzâde Mârûla melike müntehî olur. Veled-i vustâya Tiflis ülkesini verirler ki ismi Simon'dur. Küçük oğlana Bâht vilâyetin verirler kim Dâdyân kavminin nesli ana müntehîdir. Bu Dâdyân Beğ cihân-ârâ bir âdil pâdişâh olup cümle kefereler buna tâbi‘ olmuşlardı. Hâlâ Gürcîstân'da bu Dâdyân ve Açıkbaş beğlerine cümle Gürcîstân itâ‘at ederler, gûyâ baş papaslarıdır. Cümle kefere kralları hîn-i cülûsda kılıç kuşansa Açıkbaş ve Dâdyân'ın izniyle bir âdem kılıç kuşadup cümle kefere ol kral-ı dâldan bid‘at ederler. Hattâ Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken bu Açıkbaş beğiyle hüsn-i ülfet edüp Kütâtis kal‘asında niçe zamân ayş [u] işret edüp babası Bâyezîd-i Velî'den sonra Selîm Hân müstakil sultân oldukdan sonra Açıkbaş ülkesinin tâc harâcı ve tekâlîf-i örfiyyesin hatt-ı şerîf-i kavî huccet ile mu‘âf [u] müsellem edüp ilâ yevminâ hâzâ mu‘âfdırlar. Ancak alâ tarîkı'l-hedâye İspirî doğanlar ve sunkur ve toygun-bâzlar ve mümtâz gılmân-ı şehnâzlar ve dûşîze-i dil-nüvâzları der-i devlete göndermeleri beher sene kânûn-ı Selîm Hân-ı Evveldir, ve's-selâm. Ba‘dehû bu zikr olunan Azgûr kal‘asından kalkup cânib-i garba ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre câ-be-câ hıyâbân [u] gülistânlı zemîn-i mahsûldâr ve çemenzâr yerler üzre 4 sâ‘atde hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle sâlimîn ve gânimîn sedd-i İslâm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a–320b ·
metinde göster ·
Andan kalkup kal‘a-i Kal‘acığ'ı ve Şeyh Şâmî'yi ve Akçakoyunlu'yu ve kasaba-i Kurdlardan Kızılırmağ'ı refâhiyyet üzre geçüp menzil-i Karakeçili'de karâr edüp Varvar Alî Paşa'nın Turhal kal‘asından kalkdığın haber alup andan bir menzilde cânib-i şarka ılgar edüp Amâsiyye kurbunda kasaba-i Gergerân'da mülâkât-ı Varvar Alî Paşa: Bu kasabanın sene 1057 târîhinde bâlâda Erzurûm menâzillerinde tahrîr olunmuşdur. Bu kasaba sahrâsında, Varvar Alî Paşa kırk elli bin asker-i bî-pâyân ile meks edüp ol ferah-fezâyı hayme ve hargâh zeyn etmiş. Hakîr kanûn üzre ibtidâ kethüdâsına varup mülâkât olup bize vesîle olarak paşanın otâğ-ı nüh-tâkına götürdü. Ne otâk, gûyâ bir serâperde-i Süleymânî'dir kim cânib-i erba‘asın niçe bin çatal fitilli sekban ve sarıca akrebleri kat-ender-kat otâğı ihâta edüp pür-silâh âmâde durur. Hakîr içeri girüp paşaya yakın vardıkda tîrkeş ve kılıcım taşlayup seke seke huzûruna varup zemîn bûs edüp mektûb-ı muhabbet-üslûbları destine verüp "Defter[dâr]zâde Mehemmed Paşa oğlunuz, huzûr-ı izzetinize selâmlar edüp bu mektûbu gönderdi", dedikde "Safâ geldin yiğit, hoş geldin" dedikde yine dâmen bûs edüp "otur" dediler. Hakîr hemân 362a celse-i hafîfe edince yüzüme nazar edüp "Bre sen Hâfız Evliyâ Çelebi değil misin ki, Ayasofya Câmi‘inde leyle-i kadrde hıfzen sekiz sâ‘atde hatm-i şerîf edüp merhûm Sultân Murâd aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân seni Harem-i hâssaya alup kilârlı etmedi mi" deyice Hakîr "Belî Sultânım! Sultân Murâd Hân'ın çerâğ-ı efrûhtesiyim" dedim. "Şimdi sen paşa oğlumun ne hizmetindesin". "Vallahi Erzurûm'a giderken mü’ezzinbaşısı idim. Erzurûm'da gümrük kâtibliği ihsân eyledi ve üç kerre Acem diyârına gönderdi ve hâlâ şimdi imâmeti hizmetinde muk[te]dâ-yı nâs ve muhâsibi ve enîsi ve hem-celîsiyiz. Zîrâ âlem-i sabâvetden berü merhûm pederleri zamânından beri bir yerde hâsıl olduğumuzdan mahrem-i râz olduğumuz içün hakîri sultânıma gönderdi". "Safâ geldin, hoş geldin". Cümle iç ağalarına kiş kiş deyüp paşa ve hakîr tek ü tenhâ kalup eydür: "Şimdi paşa oğlumu ne mahalde bırakdın", "Sultânım! Engürü'nün şimâl tarafında, iki konak ötede Istanoz kal‘asında bırakdım. Andan cenâb-ı şerîfinizi kollayarak Kankırı taraflarına gitmek üzredir. Zîrâ ol mahal, ganîmet yerlerdir ve şiddet-i şitâ def‘ olup mevsim-i bahârdır, sultânımın ol câniblere gelmenize muntazırdır ve bu mektûbun sultânımdan netîce-i haberin ister. Hemân inşâallah sabâh bu kulunuz yine mektûb-ı dürerbârlarınız ile giderim. Mektûblara nazar olunsun" deyü hatm-i kelâm etdükde "Tiz dîvân efendisi Halîl Efendi'yi çağırın" dedikde Halîl Efendi hâzır olup mektûbu mahfîce tilâvet edüp cümle hâtır-nişân etdükde "Bre Evliyâ Çelebi! Ne çok askeriniz var, ya Engürü kal‘asına niçe kapanmadınız. Hayfa, dirîğ, işte bir iş ederdiniz kim devr-i kıyâmete dek kılıcınız arşa aşup ol zamân İslâmbol keferelerinden intikâm alınırdı. Olmaya, illâ hayr. Hele çok askeriniz var imiş" deyü sürûrundan kalkup otak içre reftâr ederken hakîre yüz altun ve bir mercân tesbîh ve koynundan bir mücevher sâ‘at ihsân edüp hazînedâra "Müsâfirindir, bir hoş ikrâm edüp bir kat esbâb ver" deyü tenbîh etdi. Ol sâ‘at hakîre bir kat libâs-ı fâhire ve bir semmûr kafası kürk-i fâhire verüp mihmân olduk. Ol gün konakçı tarafından haber gelüp Köprülü Mehemmed Paşa ve yedi beğlerbeği Osmâncık cisrini ve Sarmaşıklıkayabeli'ni alup meterisler kazup yalçın kayalar üzre azîm taşlar yığmışlar. Ol tarafdan kuş uçmak ihtimâli yokdur. Ve Amasiyye paşası Hüseyin Paşa Direklibel'i sedd edüp kurâlardan cümle re‘âyâ vü berâyâyı kaldırmış ve bir habbe ve cübbeli âdem bulunmak ihtimâli yokdur. Cümle sarp dağlara ve mağaralara ve kılâ‘lara kapanmışlar, deyü konakçıdan haber gelince Varvar Alî Paşa atf-ı ınânı Kızılırmak geçidine mün‘atıf eyleyüp tuğlar gitdi. Kasaba-i Gergerân'dan 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 361b–362a ·
metinde göster ·
… kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup
andan bir
köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân …
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… zıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp
andan bir
mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü …
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… ol bâkireyi yudup karnında üç sâ‘at durmağıla duhter-ı nâ-şükûfte hâmile kalup
andan bir
filceğiz müştak oldu. Arapça bi-kudretihi Arapça bi-izzetihi
Fâ‘il-i muhtâr Allah'ın irâdet-i ezeliyyesi böyle te‘alluk etmişdi kim fil ol bâkireyi yudup karnında üç sâ‘at durmağıla duhter-ı nâ-şükûfte hâmile kalup andan bir filceğiz müştak oldu. Arapça bi-kudretihi Arapça bi-izzetihi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79b ·
metinde göster ·
… bir mesîregâh [u] teferrücgâh hıyâbân-ı kuyâhdır kim Palu beğlerinin hâssıdır.
Andan bir
nehr-i zülâl bir kayadan tulû‘ eder âb-ı hayâtdan nişân verir. Şattü'l-Arab'ın …
Palu'nun garbında Ergani ve Eğil birer konakdır. Şimâlinde Harput bir menzildir. Kıblesinde Diyârbekir iki menzildir. (---)(---)85a Andan bu kal‘a-i Palu ensesinde Bağın nâm bâğ-ı İrem-misâl bir köydür. Kürdistân içre meşhûr-ı âfâk bir mesîregâh [u] teferrücgâh hıyâbân-ı kuyâhdır kim Palu beğlerinin hâssıdır. Andan bir nehr-i zülâl bir kayadan tulû‘ eder âb-ı hayâtdan nişân verir. Şattü'l-Arab'ın üç başı vardır. İbtidâsı budur kim edîm-i arzda lâ nazîr bir nehr-i âb-ı hayvândır. İskender'in bu mahalde bir nişîmeni vardır. Şatt'ın bir fırkâsı dahi Ergani haylinde Taht-Maşat nâm bir mahalden turna gözü-misâl bir berrâk u rakîk âb-ı tâhirdir kim bu dahi bir bî-bedel zülâl-i cân-perverdir. Şatt'ın bir kolu dahi Harput ile Ergani' mâbeyninde Demirkapu ile Çınarlı deresinden gelüp mezkûr üç kol nehr-i Şatt Birdınıç nâm bir göz cisr-i azîm kim bir kayadan bir kayaya binâ olunmuş tâk-i Kisrâ'dan nişân verir eflâke ser-çekmiş bir kantara-i âlînin altında üç aded Şattü'l-Arab bir yere cem‘ olup ba‘dehû Berrecîl nehri mahlût olur ve Kara köprü altından cereyân eden nehr-i (---) munsab olup Diyârbekir'in Fıs Kayası altından ubûr edüp çay bostânlığın ve reyhânlığın reyy edüp yüz yetmiş pâre kılâ‘ ve kasabât u medâyinleri saky edüp Bağdâd-ı behişt-âbâda varınca yüz elli aded enhâr-ı azîmler mahlût olup Bağdâd'dan aşağı Diyâle ve Çarka ve Zarb-ı Alî ve altmış aded nehr-i azîmler munsab olup Basra'dan yukaru üç menzilde Kurna kal‘ası burnunda nehr-i Furât ile nehr-i Murâd bir yerden gelüp Kürna'da Şatt'a mahlût olup Şattü'l-Arab derler. Basra önünde Hindistân ve Portugal gemileri gelüp yanaşır. Bahr-i Ummân-misâl bir Şattü'l-Arab olup niçe müverrihler bu Şatt'ın ve Murâd ve nehr-i Furât'ın tâ tulû‘larından Basra önünde bahr-i Ummân'a mahlût olunca bu üç nehr-i azîme sagîr u kebîr iki bin altmış enhâr mahlût olur deyü hey’et kitâblarında tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 84b–85a ·
metinde göster ·
… ber atlarıma süvâr olup Ruscuk'dan cânib-i kıbleye bir gicede kal‘a-i Piravadi,
andan bir
günde şehr-i Kırkkenîse, andan Topcular'da Kaya Sultân'a varup bu hakîri hareme …
Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim. Uruscuk şehrinin zevk [u] safâsın ederken Âsitâne-i sâ‘atdet'den Serbevvâbân-ı âlî Bayrâm Ağa kırk kapucıyla paşaya hatt-ı şerîfler getirüp Kudde Kethüdâ'yı kayd-bend ile der-i devlete fermân-ı hümâyûn olup Melek Ahmed Paşa efendimiz "Emir pâdişâhımın" deyüp Kudde Kethüdâ'yı Uruscuk kal‘asına haps edüp ol ân mektûblar tahrîr olunup "Hâzır ol Evliyâm, Kaya Sultân'ıma gidersin" deyüp yüz altun harçlık alup ol ân mektûbları alup şehir kenarında âlem-i ağyârdan bî-haber atlarıma süvâr olup Ruscuk'dan cânib-i kıbleye bir gicede kal‘a-i Piravadi, andan bir günde şehr-i Kırkkenîse, andan Topcular'da Kaya Sultân'a varup bu hakîri hareme alup verâ-yı perde-i zenbûrîden hakîri söyleyüp paşanın Eflâk 117a tarafına ubûr edüp hedâyâlar aldığın ve adl-i adâletin nakl edüp Kudde Kethüdâ'yı kayd-bend ile kapucubaşı berberbaşı Bayrâm Ağa mübâşeretiyle Uruscuk kal‘asında haps olunduğun Kaya Sultân'a bir bir takrîr etdikde Kaya Sultân gırîv yerine saçın perîşân edüp gûyâ bir Husrevânî küpe binüp azrak câdûya dönüp "Vallahi Evliyâ Çelebi, benim paşamın kethüdâsı uğuruna iki bin kisem giderse her çi bâd-âbâd ben bunu Siyâvuş Kazağa komam" deyüp koçusuna binüp doğru Siyâvuş Paşa hâtûnu Receb Paşa kerîmesi hânıma sultâna varup "Tiz kocan çağır gelsin!" dedikde Siyâvuş Paşa hareme girüp "Safâ geldin sultânım!" dedikde hemân Kaya Sultân "Bre zâlîm Siyâvuş! Efendin Sultân Murâd'ın vâlidesi, benim büyük vâlidemi şehîd etdin. Kocam her kankı mansıb-ı âlî alırsa üstünden alırdın. Âhir mührü dahi alup şimdi kethüdâsın haps edüp katl etmek mi istersin? Paşam ile akrabâ değil misiz ve babam Murâd Hân tâbe serâhın sen çukadârı, paşam silâhdârı olup kırk ellişer yıllık hukûkunuz yok mu? Paşamın kethüdâsın hapisden ıtlâk eyle. Yoksa ceddim rûhiyçün seni melâmet ederim, bu mühürden selâmet bulamazsın" deyü gazab ile cevâb verdikde Siyâvuş Paşa eydür: "Sultânım, senin paşanda pâdişâhın bin kisesi vardır. Kudde Kethüdâ yediyle alınmışdır. Gelsin, muhâsebesin görüp yine paşasına gitsin" deyince "Benim paşam üç bin kise kalemiyye avâ’idin kapu arası hazînesine koyup edâ-yı deyn edüp bin kîse geçmişi vardır. Defter-i pâdişâhîye mürâca‘at olunsun. Fi'l-vâkı‘ ehlimin hazîne-i pâdişâhîye deyni var ise ben edâ edeyim. Ne istersin benim paşamın kethüdâsından?" deyüp gazab-âlûd olup andan kalkup vâlide sultâna ve sa‘âdetlü pâdişâha ve kızlarağası kâtil-i koca vâlide Dîv Süleymân Ağa'ya varup niçe yerlere dahi devr-i ebvâb edüp sarâyına geldi. Üçüncü gün Kudde Kethüdâ'yı koçu içre kayd-bend ile Silâhdâr ocağına teslîm edüp haps edüp bin kise taleb etdiklerinde ol gün Kaya Sultân'ın tahrîkiyle Siyâvuş Paşa'nın başına kıyâmet kopup Siyâvuş Paşa dîvân-ı pâdişâhîye varınca Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa "Ver mührü bre sefîh oğlan!" deyüp zor-ı bâzû ile mührü Süleymân Ağa Siyâvuş Paşa'dan alup Gürcî Mehemmed Paşa'ya mührü verüp Gürcî müstakil vezîria‘zam olup Siyâvuş Paşa'yı bostâncıbaşı kayığıyla Akdeniz'e nefy edüp sarâyında cümle mâl [u] menâlin zabt edüp kendüleri uryân kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 116b–117a ·
metinde göster ·
… ulup bir zer-i hâlis olur kim şem‘i asfer gibi nerm bir zeheb-i hâlis olup azîz
andan bir
kaç habbe edüp kendüsi tenâvül eder. Üç habbe dahi Murâd Hân ekl edüp ol gün ol …
Hemân azîz eydür: "Beğim, eğer afv ile mu‘âmele ederseniz huzûrunuzda eylesinler, tâ ki acâ’ib göresiz." der. Murâd Han azîzün halvethânesine gidüp halvet ederler. Hikmet-i Huda ol mahalde azîzün hareminde eyâlet-i Şâm'da Ma‘ânoğlu nâmıyla meşhûr-ı âfâk mîr-i Dürzî'nün bir fertûte-i cihâne vü delle-i muhtâre dûşîze kızı var idi. Huzûr-ı pâdişâhîye gelüp zemîn-bûs edüp niçe kelâm-ı dırâzdan sonra ol mekkâre avret babası Ma‘ânoğlu'ndan gördüğü gibi âteş-i Nemrûd yakup bir kantâr nühâs-ı hâssa bir dank iksîr-i a‘zâm verüp ol ân sûret-i zerd bulup bir zer-i hâlis olur kim şem‘i asfer gibi nerm bir zeheb-i hâlis olup azîz andan bir kaç habbe edüp kendüsi tenâvül eder. Üç habbe dahi Murâd Hân ekl edüp ol gün ol gece Murâd Han aslâ ta‘âm dilemeyüp pür-şikem durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209a ·
metinde göster ·
ucu cânib-i kıbleye Bağdâd çölü ve Kûfe ve Kerbelâ çölleri içre gidüp ta kal‘a- …
Der-beyân-ı cezîre-i azîm, Dicle-i kadîm: Cenâb-ı İzzet bu rûy-ı arzı halk idelden berü bu cezîre-i ma‘mûr nehr-i Furât ile nehr-i Şattu'l-Arab'ın mâbeyninde bir sevâd-ı mu‘azzam cezîre halk olunmuşdur kim bu cezîrenin ibtidâsı cânib-i şimâlde kal‘a-i Harput ve kal‘a-i Pertek kurblarında İzoli ekrâdı içindedir. Andan bir ucu cânib-i kıbleye Bağdâd çölü ve Kûfe ve Kerbelâ çölleri içre gidüp ta kal‘a-i Kurna'ya varınca tûlânî bir cezîre-i azîmdir kim tûlâsı kırk altı konakdır, ammâ arzı üç menzil, ya yedi menzil, on konak, en nihâyeti on beş konakdan ba‘îd arîz yeri yokdur. Ta bu mertebe Cezîre-i Dicle'dir. Şat ile Furât mâbeyninde olmağile Cezîre-i Dicle derler, ammâ nehr-i Dicle yine nehr-i Şattu'l-Arab'dır. Ammâ bu Cezîre-i Dicle içinde cümle yüz yetmiş altı pâre imâr ve mükellef kal‘ası vardır. Yetmiş altısı dahi Hulâgû ve Timur-ı bî-nûr asrında harâb u yebâb olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209b ·
metinde göster ·
… ki eldiven ipini berk zabt edüp vücûdu dîvâra varup elindeki ip ile asıla kalup
andan bir
perende ile zemîne gelüp paşa huzûrunda hâk-i anber-pâki bûs edüp paşa, pehlivâ …
Hemân zemîne ineceğine karîb oldukda elindeki eldiven ipini berk zabt edüp vücûdu dîvâra varup elindeki ip ile asıla kalup andan bir perende ile zemîne gelüp paşa huzûrunda hâk-i anber-pâki bûs edüp paşa, pehlivânın başına iki avuç altun nisâr etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233a ·
metinde göster ·
… ı bülendin zirvesine urûc etdik kim meğer ana kûh-ı Taklaban derlermiş. Hakîkat
andan bir
kerre düşen takla atarak kendüyi Bitlîs şehrinde bulur. Bu kûh-ı bâlâdan aşağı …
Ve Bitlîs'e girecek dere ağzın sedd-i İskender ile ol kadar metîn etmiş kim andan dahi bir kuş uçamaz ve büyük Dehdîvân üzre hânın vezîri makâmında Çâker Akası yüz elli bayrak tüfeng-endâz ile çıt-a-çıt olup başka kal‘a-misâl bir meteris etmiş kim gûyâ sedd-i Kahkahâ'dır. Ve karşu alçak Dehdîvân'da kezâlik zirve-i a‘lâsında kal‘a-i Demâvend-vâr bir meteris edüp hânın ikinci akası Arab Halîl Ağa kapanup anda dahi mûr-ı mâr-misâl asâkir-i kerrâr âmâdelerdi. Paşa-yı mubassır im‘an-ı nazar ile nazar edüp "Bu tarafdan bunlara zafer mümkin değildir." deyüp Dehdîvân-ı âlî tarafında dağlar içre gidüp kâh esb-süvâr ve kâh piyâde reftâr ile gûnâ-gûn müşâvere-i güftâr ederek bir kûh-ı bülendin zirvesine urûc etdik kim meğer ana kûh-ı Taklaban derlermiş. Hakîkat andan bir kerre düşen takla atarak kendüyi Bitlîs şehrinde bulur. Bu kûh-ı bâlâdan aşağı nazar etdiğimizde el-azametullah Bitlîs şehrinin cânib-i etrâfın âdem deryâsı ihâta edüp pür-silâh âmâde dururlar. Ve kal‘a-i Bitlîs'in burc u bârûları toplar ile ârâste ve asâkir-i firâvân ile pîrâste olup cümle dendân-ı bedenleri sancağ u bayrağ-ı gûnâ-gûnlar ile zeyn olmuş. Paşa-yı {dûrbîn-fikr} eline dûrbînin alup hayli mesâfe-i ba‘îde 264b olan yerleri dûrbîn ile temâşâ edüp ne cânibden bu şehre yürüyüş ideceğin gözden geçirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264a–264b ·
metinde göster ·
… rdûz destehân-ı kâr-ı Isfahân döşedi kim görenler hezâr ahsen-i pesend etdiler.
Andan bir
zer-ender-zer pişkîr serdi ve bir leğen ibrik-i fağfûrî kim sâfî mücevher idi. …
Şehr-i Bitlîs'den taraf üç yüz aded âdemler nümâyân olup her birinin başlarında birer kâse ve tabak-ı fağfûrî ve mertebânî-i gûnâ-gûn kâr-ı Gavrî Sultân ve elli mikdârı sîm-i hâlisden sahûnlar ve mâ‘adâsı bakır âvânî sahûnlar ammâ cümle müzehheb ü mutallâ sahûnlar kim mülûk-i selef asrında amel olunmuş sahûnları yine Amber Ağa, paşa huzûruna koyup "Hanım Sultân efendimiz sultânım hazretlerine selâm edüp tahte'l-fütûr gönderdiler." deyü Amber Ağa huzûr-ı paşada dilîrâne dâmenin der-miyân edüp kemerine bir zerdûz peştemâli bend kılup ibtidâ zerdûz destehân-ı kâr-ı Isfahân döşedi kim görenler hezâr ahsen-i pesend etdiler. Andan bir zer-ender-zer pişkîr serdi ve bir leğen ibrik-i fağfûrî kim sâfî mücevher idi. Paşa dest-i şerîflerin gasl edüp der-ân paşanın huzûruna cümle fağfûrî mertebânîlerin kapakların açdıklarında azamet-i Hudâ ud u amber ü müşk ile tabh olmuş ni‘met-i nefîselerin râyiha-i tayyibesi Paşa'nın otağı içinde olanların dimâğların mu‘attar etdi. Hudâ'ya ayândır kim üç yüz aded sahûn u fağfûrî vü mertebânîlerin içinde olan ta‘âm-ı mümessekler cümle birer gûne et‘ıme-i nefîseler idi. Hatta yigirmi elvân pilav ve vezde büryân ve meza‘fer pilav ve kükü pilav ve çelav pilav ve avşıla pilav ve hoşek pilav-ı düvezdeh-büryân ve amber pilav ve gülnar pilav ve sarımsak pilav ve mâverd pilav ve gübeybe pilav ve bâdâm pilav ve sanavber pilav ve dûd pilav (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) misilli pilavların birisi dahi birbirine müşâbeheti yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 278b ·
metinde göster ·
… da kalup deryâ gibi çölü görüp sudur deyü seğirderek varır, görse kim su değil.
Andan bir
yere dahi seğirdirler. İlâ mâşâallah kavm-i Yezîdî'nin kelbleri bu Kerbelâ'da b …
{Der-beyân-ı kelb-i Kerbelâ}: Bu sahrâyı gören deryâ zann {ider}, talattum-ı bahr gibi şa‘şa‘a verüp temevvüc eder. Bi-emri Hudâ bu sahrâda İmâm Hüseyin ile Yezîd askeri ceng edüp Yezîdîlerin kelbleri şühedâ kanın yeyüp serâsime olup deşt-i hâmûna düşerler. İlâ hâze'l-ân ol kelblerin eblehlerinden bu Kerbelâ'da kalup deryâ gibi çölü görüp sudur deyü seğirderek varır, görse kim su değil. Andan bir yere dahi seğirdirler. İlâ mâşâallah kavm-i Yezîdî'nin kelbleri bu Kerbelâ'da böyle seğirdüp gezmededirler. Hatta bir âdem bî-meze boş yelenlik edüp gezse efvâh-ı nâsda darb-ı mesel olmuşdur kim "Behey âdem Kerbelâ kancığı gibi boş yire bî-fâ’ide yelek yelek ne gezersin, bir ser-i kârda olsana" derler. Temâşâ-yı sahrâ-yı Kerbelâ'dır vallahümme âfinâ. Sam yeli dahi çok olur. Bu çölde 6 sâ‘at ılgar ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 349a ·
metinde göster ·
gün Hazret-i Hızır bir yetîmin gemisinin dibin delüp nehr-i Nil'e gemiyi gark e …
Andan bir gün Hazret-i Hızır bir yetîmin gemisinin dibin delüp nehr-i Nil'e gemiyi gark eyledi ve bir dîvârı münhedim eyledi ve bir nâresîde ma‘sûmu katl eyledikde Hazret-i Mûsâ gazab-âlûd olup "Yâ Hızır niçün böyle eyledin?" deyü su’âl etdikde Hazret-i Hızır eydür: "Yâ Mûsâ benim bi-emrillah me’mûr olduğum işlere karışma demedim mi? Ol gemiyi ki delüp gark etdim, bir yetîmin merkebi idi. Hâkim-i zaleme o gemiyi mağrûk görüp mîrîye almayup geçer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 406b ·
metinde göster ·
hançer ucuyla dahi karındaşı hâna ma‘cûn verirken Hudâ âlimdir, şîr-i nerre-i d …
Andan bir hançer ucuyla dahi karındaşı hâna ma‘cûn verirken Hudâ âlimdir, şîr-i nerre-i dirrende gibi süzülüp hâna bir gûne revîş ile varup bir evzâ‘-ı hayâl ile bir ma‘cûn verdi kim gûyâ hemân hânın uryân memesi üzre hançer ile urur şekli edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12b ·
metinde göster ·
sâ‘at ileri varup sahrâ-yı Boraj'da bir handak tabur yeri gördük kim dörd kat h …
Andan bir sâ‘at ileri varup sahrâ-yı Boraj'da bir handak tabur yeri gördük kim dörd kat handak-ı azîm kim handakının umkuna âdem bakamaz. Meğer Rakofçi kral üç gün mukaddem konup kazup kalkup İlvov kal‘ası altına gitmiş. Hemân Nûreddîn Sultân hazretleri ot ağaları ve cümle kart kişiler ile keneş, ya‘nî müşâvere edüp cümle yemîn billâh ile çapul civerecek olup Leh ve Kazak askeri salt olup atlar ile ve arabalar ile anlar dahi seğirdecek olup Fâtiha tilâvet oldukda el-azametullâh cümle koş atlı sadaklı ve savatlı zor-batır yiğitler koşkol atların kollarına alup Kazaklanmış ağırmak atlarına süvâr olup "Tevekkülen-alallâh niyyetü'l-gazâ" deyüp seksen yedi bin Kırım ve Bucak Tatarı iki kerre yüz bin atlar ile bir kerre yortup gird-i siyâh evc-i âsumâna peyveste olup at ayağı altına râst gelen ağaç kökleri sofî misvâkı gibi tiftik tiftik olup Allâhümme âfinâ bir âdem atdan tökezlense ol âdemin âhirete ulaklık ile gidişidir, zîrâ bu çapul civerildiği mahalde Tatarın mahşerden nişân verir bir günüdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 42a ·
metinde göster ·
… emirli ve murassa‘ ve mücevher gılâflı seyf-i müczemi Hân'ın kemerine bend edüp
andan bir
cevâhir çârkab tîrkeş ve bir cevâhirli Sultân Murâd Hân kuşağı ve bir mücevher …
"Pâdişâhım, hayr mukaddem gazân kutlu olsun. Hemîşe böyle gazâlar edesin. Hoş geldin ve safâ gelüp yüzüm basa geldin, zîrâ bir mücâhid pâdişâh-ı kâmkârsın. Âl-i Osmân'ın fermânın edâ edüp dîn düşmanından intikâm alup gazân mübârek ola" deyü Paşa, Hân'ın başına bir zî-kıymet sorguc-ı pâdişâhî sokdu ve üç küheylân at biri gâyetü'l-gâye murassa‘ ve mücevher eğerli küheylân at idi ve Hân'ın beline bir sunkur demirli ve murassa‘ ve mücevher gılâflı seyf-i müczemi Hân'ın kemerine bend edüp andan bir cevâhir çârkab tîrkeş ve bir cevâhirli Sultân Murâd Hân kuşağı ve bir mücevher ve murassa‘ hançer ve bir semmûr kürkü Paşa kendü eliyle Hân'a geydirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50b ·
metinde göster ·
… eçüp ılgar ile berk-i hâtif gibi 61b gidüp Böremoyin nâm mahalde yem kesdirüp
andan bir
gecede menzil-i Otyarık nâm mahalle vakt-i şâfi‘îden evvel gelüp birkaç tüfengl …
"Bire, bu feth-i meserreti dahi Paşa'ya yazup Evliyâ Çelebi'yle bildirelim, zîrâ hâlâ Paşa efendimiz 'Ayâ nice oldular' deyü ızdırâb çeküp habere muntazırlardır" deyüp tarfetü'l-ayn içre bu meserret dahi yazılup hakîre verüp elli aded çatal atlı refîkler verüp ân-ı vâhidde cânib-i cenûbda nehr-i Perezen'i hâzır u âmâde gemilerle geçüp ılgar ile berk-i hâtif gibi 61b gidüp Böremoyin nâm mahalde yem kesdirüp andan bir gecede menzil-i Otyarık nâm mahalle vakt-i şâfi‘îden evvel gelüp birkaç tüfengler atup olan otları yarık edüp alev ber-alev olup birkaç tüfeng dahi atup hele ân-ı vâhidde üç pâre firkate geldikde süvâr olup tarfetü'l-ayn içre sabâh namâzından sonra Melek Ahmed Paşa'nın destin bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a–61b ·
metinde göster ·
… gelüp derhâl Tuna'yı geçüp bir dahi tekrâr Tuna'yı kal‘a-i Tulça önünde geçüp,
andan bir
baş soluğu,
şehr-i İsmâ‘îl: Anda mütevellîye Özü müjdesin edüp istirâhat ve ta‘âm yeyince atlar gelüp derhâl Tuna'yı geçüp bir dahi tekrâr Tuna'yı kal‘a-i Tulça önünde geçüp, andan bir baş soluğu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 63b ·
metinde göster ·
… iremiz pâyzenleri tabıl ve tulum çalup nâkûs ve dankiyo tulum çalarak ubûr edüp
andan bir
nefer serdârları olan Holandiye nâm la‘în-i be-nâm at üzre elleri bağlı ve boğa …
Anlardan sonra yetmiş nefer Kazak hatmanları ve andan yetmiş aded kal‘a sâhibleri cümle boğazlarında demir zincirin azebistân çeküp bunlar içlerinde Tershâne-i Âmiremiz pâyzenleri tabıl ve tulum çalup nâkûs ve dankiyo tulum çalarak ubûr edüp andan bir nefer serdârları olan Holandiye nâm la‘în-i be-nâm at üzre elleri bağlı ve boğazı zincir ile bağlı bunun dahi yanında tabıl ve nefîrleri ve erganon ve nâkûsları ve dankiyo tulumları çalınırken gözlerinin yaşı dinmeden cereyân etmede ve cümle İslâmbol papasların nisbet içün buna ta‘zîmen alayda siyâh rokle ve başlarında manlifke ve bellerinde zünnârlarıyla ve ellerinde çelîpâları ve buhûrdânlarıyla anlar dahi girye vü nâlân ederek ubûr edüp andan iki yüz kadar kâ’immakâm ağaları andan kelle ve esîrleri getiren Halîl Ağa ve hakîr ve Zühdü Efendi üç kişi at başı berâber Edirnekapusu içre girüp bir alay-ı mûhiş ile İslâmbol içinden tâ Alayköşkü'nde sa‘âdetlü pâdişâh temâşâ edince bir tarz üzre alay olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 64b ·
metinde göster ·
gün Kırşehri'nde[n] mektûblar gelüp Paşa'nın Kırşehri'nde olan çiftliğinden kır …
Andan bir gün Kırşehri'nde[n] mektûblar gelüp Paşa'nın Kırşehri'nde olan çiftliğinden kırk yedi bin koyunu ve üç yüz kısrağı ve üç yüz yetmiş aded arvana develeri ve on yedi katar katırları "Hasan Paşa mâlıdır" deyü mîrîye kabz etdiklerinin haberi geldikde Paşa hemân Köpürlü'ye varup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 76a ·
metinde göster ·
… ı ve kırah ve şa‘ir ve bakla ve mercimek ve nohud ve heldine nâm bir şey biter.
Andan bir
gûne bal gibi lezîz ekmek olur kim âdem yemek ile doymaz, lâkin darı ekmeği gib …
Der-medh-i hubûbât-ı mahsûlât: Dağı ve taşı çok olmak ile dânedâr buğdayı Istarı Ulah'dan ve Hersek'den gelir, ammâ Sarây hâkinde darı ve kırah ve şa‘ir ve bakla ve mercimek ve nohud ve heldine nâm bir şey biter. Andan bir gûne bal gibi lezîz ekmek olur kim âdem yemek ile doymaz, lâkin darı ekmeği gibi ıscak yemekler sovuğı taş gibi olur ve yulaf ve çavdar ve (---)(---)(---)(---)(---)(---) çok olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131a ·
metinde göster ·
… mle gâzîânlara ziyâfet-i azîmler olundu kim diller ile ta‘bîr ü tavsîf olunmaz.
Andan bir
alay-ı azîm ile hamd-i Hudâ selâmetle,
Karye-i Atlıbeğzâdeler: Bu hânedânda paşaya ve cümle gâzîânlara ziyâfet-i azîmler olundu kim diller ile ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Andan bir alay-ı azîm ile hamd-i Hudâ selâmetle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 142a ·
metinde göster ·
… ed neferâtları ve birkaç şâhî topcuğazları ve bir câmi‘i var. (---)(---)(---)
Andan bir
günde,
Kal‘ası bir dağdadır, ammâ ol kadar ma‘mûr u müzeyyen değildir, lâkin seng binâ bir kal‘a-i bâlâdır. İçinde kapudanı ve elli aded neferâtları ve birkaç şâhî topcuğazları ve bir câmi‘i var. (---)(---)(---) Andan bir günde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 158b ·
metinde göster ·
… rûyu zerd-âlûd olup kehribâ-vâr olup bir âh-ı serd-i ciğer-sûz çekdi kim hakîr
andan bir
nakş-ı bukalemûn anladım. Hemân dem hazînedâr cümle iç ağaları çadırların devr …
"Vallâhi Seydî Ahmed Paşa efendimden gelirim. Ol dahi işte Alî Paşa efendime gelmededir." dediğimde hazînedâr, Seydî Ahmed Paşa'nın akrabâ vü aşîretinden idi. Hemân hazînedâr elindeki su kepâzesi yayı çekmeğe iktidârı kalmayup bî-tâb u bî-mecâl kaldı ve hazînedâra gâyet telâş el verüp reng-i rûyu zerd-âlûd olup kehribâ-vâr olup bir âh-ı serd-i ciğer-sûz çekdi kim hakîr andan bir nakş-ı bukalemûn anladım. Hemân dem hazînedâr cümle iç ağaları çadırların devr edüp cümle iç ağaların paşanın yanına gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185a ·
metinde göster ·
kapu dahi Tophâne meydânına gider bir bâb-ı vâsi‘dir, ammâ ağaç kapudur. Bu kap …
Andan bir kapu dahi Tophâne meydânına gider bir bâb-ı vâsi‘dir, ammâ ağaç kapudur. Bu kapudan Balı Paşa meydânına ve Kızılelma sarâyına gider cânib-i şarka nâzır bir kapudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80b ·
metinde göster ·