… taşra anlara karşu at depüp meydân-ı muhabbetde at üzre hân ile öpüşüp görüşüp
anlar bize
biz anlara muhabbet üzre âşinâlıklar etdik. Hân eyitdi: "Safâ gelmişsüz ve hoş …
Bir gün mukaddem Harmanşâhî nâm mahalden bir mütekellim ve sâhib-i vakâr âdemimizle Rûmiyye hânının kethudâsına haber gönderdikde âdemimiz buluşup dest-bûs edüp "Ale's-seher hareket buyurup teşrîf etsinler." deyü üç araba yükü me’kûlât u meşrûbât ve müsmirrât ü kutr-ı nebât makûlesi hedâyâlarıyla "Hayr-ı makdem!" deyü bir muhabbetnâmeleri gelüp gelen âdemine, riyâ olmaya ırz-ı Âl-i Osmân içün bir haylice şey verüp hakîr de bir destmâl-ı Kaya Sultân içre bir muhabbetnâme hâna gönderüp ale's-sabâh cümle tevâbi‘lerimiz âlât-ı silâha müstağrak olup cümle ıydiyyelerin giyüp hakîr ve Murtezâ Paşa ağası karındaşımız hem-çünân esbâb-ı ihtişâmımızla at başı berâber olup rikâb rikâba gidüp önümüz sıra üç yedek küheylân atlar çekilüp cümle iki yüz elli kadar pür-silâh yiğitlerle Rûmiyye sahrâsı içre giderken anı gördük, karşu tarafdan bir gird-i siyâh evce peyveste olup içinden bir asker zâhir olup kerrenay u nefîr ü surna ve balaban ve kös [ü] dühüller sadası âfâkı dutdu. Anlar gelmede biz varmada, anı gördüm, Acem askeri nümâyân karîb olıcak asker içinde beş on âdemle hân zâhir oldukda hakîr dahi Alî Ağa ile alâylarımızdan taşra anlara karşu at depüp meydân-ı muhabbetde at üzre hân ile öpüşüp görüşüp anlar bize biz anlara muhabbet üzre âşinâlıklar etdik. Hân eyitdi: "Safâ gelmişsüz ve hoş gelüp yüz basa gelmişsüz." dedikde hakîr "Yahşi esen emân bulup güler cemâlinizin şem‘-i münevverine muhabbet ile pervâne olmağa gelmişiz" dedim. Gördü kim Murtezâ Paşalı tarafından bir söz yok. Hakîr ile at başı berâber olup eydür: "Kânûn-ı İrân-zemîn değildir kim, hânlar akrânlarından gayre istikbâle çıkalar. Men Osmânlı'ya muhabbeten karşu çıkmışam." 290b dedikde bildim ki derûnunda gurûriyyet ve müdemmağlık alâmeti var, hemân "Hânım Hak seni hatâdan saklasın. Hazret-i Resûl-i Kibriyâ'nın Ekremu'z-za‘îfe hadîs-i şerîfine imtisâlen Müsâfirinize ikr[âm] etmeğe gelüp deryâ-dillik eylediniz." deyü niçe bin gûne kelimât ederek niçe askerleri çevgân oynayarak Toprak kal‘aya karîb vardıkda bir sâ‘at yire şehrin niçe bin benî Âdemleri istikbâle çıkup şâhrâhın yemîn ü yesârın kat-ender-kat pîr ü cüvân u ağavât selâma durmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 290a–290b ·
metinde göster ·
… ve Nigebolı gâzîleri mâl-ı ganâ’imle ve kelle ve diri esîrler ile muğtenim olup
anlar bize
feryâd ederler kim,
"Bire bizim sarıca gâzîleri yok mu?" deyü hakîr feryâd edince der-akab elli aded şahbâz nâmdâr tüfengli yiğitler gelüp gördüler kim kapunun içerdeki semerkandîlerinden bir aralık peydâ olmuş. Hemân ol aralıkdan elli aded tüfeng bir ağızdan atılınca kapu önünde cisir üzre yığılup çalışan küffârların yetmiş sekseni ser-nigûn olup tekerlekleri bakıyye-i küffâr bırağup firâr etdiklerinde bedenler üzre sâ’ir gâzîler kâfirlere kurşumlar 59a urup kapu aralığından gâzîler taşra çıkup derhâl cisri zincirler ile bağlayup yine makaralar ile kapu kullelerinden çeküp kapu cisrin kal‘a kapusuna siper eylediler. Ve tarfetü'l-ayn içre derûn-ı hisârda avrat ve oğlan üşüp kapu arasına taş ve toprak doldurup kapuyu sedd edüp emîn oldular, {lâkin sonra} bu kapu mahalli arası cenginde Yûsuf Kethüdâ'nın bir gulâmı mecrûh ve biri kurşum ile urulup şehîd oldu ve yukaru dendân bedenden Alî Hoca nâm bir sulehâ-yı be-nâm benim yanımda kâfire beden üzre birkaç el kumbarası atup hayli kâfiri mürd edüp bir dahi atarken kumbara elinde paralanup kendisi dahi şehîd olup bu hâl üzre {mezkûr} kapu önünde üç sâ‘at ceng-i azîm ederken yine Özü {nehri} kenârını küffâr hâlî bulup ol taraflar kayıklarına yakın olmağile kayıkların direklerin nerdübân edüp kal‘a bedenlerine urûc edüp Yassı Kulle nâm bir kulleye haçlı bayraklar diküp milk etdim zann edüp sâ’ir guzât ile köpek cengi ederken ahâlî-i kal‘aya telâş verüp hemân Özü beği ve Karkılı Halîl Ağa ve Yûsuf Kethüdâ bir sâ‘at kulle üzre ceng-i azîmde iken anı gördük: Mukaddemâ handak kenârında yatan Nigebolı ve Vidin ve Silisre alaybeğileri ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârları "Bu ceng dörd gündür mümted oldu. Âhir n'olsa gerek. Her çi bâdâ-bâd" deyüp üç bin mikdârı güzîde asker Özü {nehri} burnundaki Küçük Hasan Paşa kal‘asından berü dal uryân kılıç olup kal‘a-i Özü altında meterislerde olan Kazak-ı Ak üzre bir baş at bırağup Allâh Allâh deyü sâtûr-ı Muhammedî ururken hemân bizimle kulle üzre ceng edüp metânet etdim diyen kâfirlerin cümle bakıyyetü's-seyfi kendüleri kal‘adan aşağı perrân atup kimi pâre pâre ve kimi mecrûh-ı pür-yara olup bu kerre aşağı meterislerde basılan küffârlar savlet-i guzât-ı müslimîne tâkat getiremeyüp meterislerinden çıkınca kal‘adan bunlara kurşumları guzât-ı müslimîn bârân-ı la‘net gibi üzerlerine yağdırup kal‘adan toplar râyegân gezen küme küme kâfirlere atılup balyemezler ve şâhî toplar demir zincirler ile ve safra taşlarıyla sıklanmış topların darbından niçe bin küffâr helc ü melc olup Silisre ve Nigebolı gâzîleri mâl-ı ganâ’imle ve kelle ve diri esîrler ile muğtenim olup anlar bize feryâd ederler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b–59a ·
metinde göster ·
… a bir iç mehterimiz ve iki yeniçerimiz ve altı aded Boşnak gâzîlerimiz esîrdir.
Anları bize
versin" deyince, ol ân on nefer yiğitleri getirüp hakîre teslîm olundu, ammâ bu …
"Paşa-yı dilîr dostunuz buyurdular kim, anların zindânında bir iç mehterimiz ve iki yeniçerimiz ve altı aded Boşnak gâzîlerimiz esîrdir. Anları bize versin" deyince, ol ân on nefer yiğitleri getirüp hakîre teslîm olundu, ammâ bunlardan paşanın zerre kadar haber [ü] âgâhı yok idi. Hemân hakîr İspilet'de ba‘zı tüccârdan haber alup kendi karîhamdan ol yiğitleri istedim. Hamd-i Hudâ aslâ tereddüd etmedi ve ol gün hakîre bir Osmânlı atı verüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149a ·
metinde göster ·
… bin küffârları da perveriş eyleyüp anlara da tâc [u] taht ve raht u baht verüp
anları bize
ve bizleri anlara esîr eder deyü âlem-i hayretde kaldım.
Hâtıra bu hutûr etdi kim Hâlık-ı kevneyn ne Mâlikü'l-mülk Rabbi'l-âlemîndir kim edîm-i arzını milel-i gûnâ-gûn ile zeyn edüp bu kadar kerre yüz bin küffârları da perveriş eyleyüp anlara da tâc [u] taht ve raht u baht verüp anları bize ve bizleri anlara esîr eder deyü âlem-i hayretde kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 14b ·
metinde göster ·
… içinden haydudlar üzerimize iki tarafdan dökülüp ol dar boğazda boğazımız alup
anlar bize
biz anlara birer yaylım kurşu[m] urup anlar "Udri neboyse" der biz "Allâh Allâh …
Bu cebel-i bâlânın nısfına vakt-i zuhra karîb endiğimizde bir teng ve sarp yerde ve bir çâh-ı gayyâ-misâl yerde ve sengistân ve cengelistân haydud kemîngâhı zîk yerlerde giderken iki tarafı sık orman ve kayalık mahûf u muhâtara boğazda hemân orman içinden haydudlar üzerimize iki tarafdan dökülüp ol dar boğazda boğazımız alup anlar bize biz anlara birer yaylım kurşu[m] urup anlar "Udri neboyse" der biz "Allâh Allâh" deyü feryâd ederiz. Yaka yakaya gelüp bir hayli ceng etdik. At işlemez âlât-ı silâh kullanmaz, ne çâre, âhir-i kâr cümlemiz atları bırağup piyâde olup "Bire koma şehbâzlarım" deyü hırren-fe-hırren yaka yakaya cenge âheng edüp bir sarp ormana sığınup tâ vakt-i zuhra varınca bu dağıstân içre bir savaş-ı perhâş etdik [kim] ta‘bîr olunmaz, ammâ küffâr-ı füccâr hayli var idi, belkim bizim askerden ziyâde idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b ·
metinde göster ·
… a kollarına gelmişiz. Anları gördükde cânımız yerine gelüp sehel tâze cân bulup
anlar bize
niçe gûne tesellî-i hâtır verirlerdi.
Meğer biz dahi meydân-ı ma‘rekeden kaça kaça Tuna kenârında karâr etdikde gördük, Yûsuf Paşa ve Kaplan Paşa ve dahi Kıbleli Paşa kollarına gelmişiz. Anları gördükde cânımız yerine gelüp sehel tâze cân bulup anlar bize niçe gûne tesellî-i hâtır verirlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a ·
metinde göster ·
… luturyan boruları ve Galye nâkûsların çalarak alay alay ubûr ederlerdi, ammâ ne
anlardan bize
ve ne bizlerden anlara bir top u tüfeng atılmayup ba‘zı serhadliler ile küffâr …
Bu hâl üzre yedi gün yedi gece bu âlâm-ı şedâ’idi çekerek nehr-i Raba'nın kenârında meks ederek yine küffâr karşu tarafda tans oynayup hora deperlerdi. Ve erganon ve torompete boruları ve luturyan boruları ve Galye nâkûsların çalarak alay alay ubûr ederlerdi, ammâ ne anlardan bize ve ne bizlerden anlara bir top u tüfeng atılmayup ba‘zı serhadliler ile küffâr su aşırı söyleşirlerdi, zîrâ Raba nehrinin arzı yüz adım kadar ancak enlidir, ammâ yağmurdan derin olup bir ensiz küçük sudur ve karşu cânibine geçmek emr-i asîr oldu ve herkes cânından bîzâr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17a ·
metinde göster ·
… yâm, sakın saklama. Sende yahşi toykun ve sunkur kuşları var imiş, haber aldım.
Anları bize
getir, sa‘âdetlü pâdişâha verelim ve sana bî-hisâb ihsânlar alıverelim ve ne di …
"Yâ Evliyâm, sakın saklama. Sende yahşi toykun ve sunkur kuşları var imiş, haber aldım. Anları bize getir, sa‘âdetlü pâdişâha verelim ve sana bî-hisâb ihsânlar alıverelim ve ne dilersen verelim" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 203a ·
metinde göster ·
getir" dedikde "el-emrü emrüküm" deyüp üç yıllık sergüzeşt [ü] serencâmımız bir …
"Âferim işde anları bize getir" dedikde "el-emrü emrüküm" deyüp üç yıllık sergüzeşt [ü] serencâmımız bir bir söyledü[p] "Nemse çâsârının Beç kal‘asında ne kadar zamân oturdun, ne tarz [u] tavırda ve şekl-i şemâ’ilde ve metânet-i istihkâmda ve ne mertebedir" deyü kâmil iki sâ‘at Beç'i ve Prağ'ı ve Yanık kal‘ası ve Pojon kal‘aların sorup hakîr yoldan gelmemle bî-tâb u bî-mecâl kalup ahşama alıkoyup tâ nısfu'l-leyle varınca üç yıllık seyâhatim hakîre söyledüp yine Beç kal‘asın sorar. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 203a ·
metinde göster ·
ve ne bizim anlara bir zararı isâbet etmeyüp biz dahi bire meded Allâh deyüp gi …
Hamd-i Hudâ ne anların bize ve ne bizim anlara bir zararı isâbet etmeyüp biz dahi bire meded Allâh deyüp giderken hemân cezîre-i Liminoz değirmenlerinin burnundan önümüze bir kâfir firkatesi çıka geldikde derhâl küffâr donanmamızı görüp bir cânibe pocalayup firâra yüz dutucak hemân ol ân Zekeriyyâ Efendi serdâra
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 331a ·
metinde göster ·
Aya Mavra'yı cemî‘i cebehânesi ve mühimmâtlarıyla teslîm edüp asker kondu.
"Sizin askeriniz derdlerinden bizim Aya Mavra kal‘amız halâs edemeyiyoruz. Sizin topraklarda Aya Mavra kal‘asın size verelim. Siz bize bizim deryâmız içinde sizin iki dâne küçücük adalardan cezîre-i Zakilse'yi ve cezîre-i Kefelonyoz'u bize verüp mübâdele edelim" deyü ricâ etdiklerinde ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup anlar bize Aya Mavra'yı cemî‘i cebehânesi ve mühimmâtlarıyla teslîm edüp asker kondu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 342b ·
metinde göster ·
… z ederlerdi." deyü cevâb edince yeniçeri serdârı bunları zencîre kayd-bend edüp
anlardan bize
üç yüz guruş cerîme alıverüp hamd-i Hudâ memâliklerimiz ve sâ’ir serîka olan ha …
"Vallâhi Demirci şehrinden bunlar bizi ayardup aldığımız mâl ve atlar ve rahtlar cümle bunlardadır. Bir gecede bizi bu şehre Q 14aP 14a getirüp bu bâğ evlerinde bizi hıfz ederlerdi." deyü cevâb edince yeniçeri serdârı bunları zencîre kayd-bend edüp anlardan bize üç yüz guruş cerîme alıverüp hamd-i Hudâ memâliklerimiz ve sâ’ir serîka olan havâyiclerimiz bî-kusûr hâsıl oldu. Ve rü’yâmızda müjde eden sâhib-i hânemiz Şeyhî Çelebi'ye gelüp mübârek dest-i şerîfin bûs etmeğe kasd etdükde rızâ vermediler ve aslâ bu ahvâle münâsib bir güft [ü] gû etmediler. Böyle bir ulu sultân hânemiz sâhibini vâkı‘amızda görüp işâretleri sebebiyle gulâmlarımızı bulduk. Ve köleler tâ’ib ü tâhir olup birin sünnet edüp Kula şehrinde azîm şâdumânlar edüp bir kaç gün dahi seyr [ü] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y25b ·
metinde göster ·
… cümle tüccârlar ile ba‘de'l-feth karındaş olup yine Alman Boğazı'na revâne olup
anlar bize
, "Siz Hızır'sız", biz anlara "Siz Hızır İlyâs'sız" deyü sürûr [u] şâdumânlar ed …
Derhâl cümlemiz piyâde ve atlı dağlara girüp elimizden firâr eden cümle harâmîleri ele getirüp ceng ederken hikmet-i Hudâ yine ol bâzergânlardan üç yiğit şehîd olup bizden iki yiğit sehel mecrûh olup benim gulâmımın biri kendüyi atıyla bir ağaca urup sehel zahmdâr olup şehîdleri atları üzre bağlayup ve on iki harâmîyi bağlayup atların ve silâhların alup cümle tüccârlar ile ba‘de'l-feth karındaş olup yine Alman Boğazı'na revâne olup anlar bize, "Siz Hızır'sız", biz anlara "Siz Hızır İlyâs'sız" deyü sürûr [u] şâdumânlar ederek Alman boğazı içre bizim ve anların ağırlıkları yanına geldik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y66b ·
metinde göster ·
, biz anlara karîb oldukda biz anlara selâm verüp ba‘de's-selâm bizim refîklerim …
Anlar bize, biz anlara karîb oldukda biz anlara selâm verüp ba‘de's-selâm bizim refîklerimiz ile bilişdiler ve görüşdüler ve öpüşdüler. Bizim refîklerimiz anlara,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y93a ·
metinde göster ·
zarar yokdur, ancak anlar birbirlerin kırarlar, sallata'llâhu'l-kelbe ale'l-hın …
"Bire el kaldırman, anlardan bize zarar yokdur, ancak anlar birbirlerin kırarlar, sallata'llâhu'l-kelbe ale'l-hınzîr fehvâsınca. İncitmen, bize gelüp dahil düşeni halâs edin" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
… dirler ḳazan aydur oġul anuŋ-içün yaġı dirler ki biz anlara yetsevüz öldürürüz
anlar bize
yetse öldürür didi uruz aydur baba içinde big yigitler
oġul didi oġlan aydur yaġı diyü neye dirler ḳazan aydur oġul anuŋ-içün yaġı dirler ki biz anlara yetsevüz öldürürüz anlar bize yetse öldürür didi uruz aydur baba içinde big yigitler