Bu gûne meşhûr-ı âfâk bir hatt-ı garîbdir kim Rûm ve
Arab ve
Acem'den niçe bin seyyâh-ı âlem gelüp bu cebbâne-i kadîmi ziyâret edüp bu hat i …
Bu gûne meşhûr-ı âfâk bir hatt-ı garîbdir kim Rûm ve Arab ve Acem'den niçe bin seyyâh-ı âlem gelüp bu cebbâne-i kadîmi ziyâret edüp bu hat içün ba‘zı ârifân cifrdir derler, ba‘zılar rumûz [u] künûzdur deyü ol mahalde olan şeddâdî binâlara Ferhâdî külünkler urup defîne çıkarmak kaydında olup helâk olanlar dahi anda medfûndur. Ammâ ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kimesneler leyle-i cum‘ada pâ-bürehne olup sûre-i Tekâsür tilâvet ederek gelüp ziyâret ederler. Zîrâ bu mahalde Sahâbe-i kirâmdan ve şühedâ-yı izâmdan niçe bin Muhâcirîn [u] Ensârdan kimesneler medfûndur. Ve beyne'l-ulemâ efvâh-ı nâsda şâyi‘dir kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
Urbân mâbeyninde Mısır emîr-i haccına sultânu'l-ber derler. Kethudâsı bile sorg …
Ve eyâletinde olan sancakları bunlardır kim mîrilivâlar mutasarrıf olurlar: Evvelâ livâ-i Sa‘îd-i alî Circe ve livâ-i İbrîm ve livâ-i Elvâhât ve livâ-i Menfelût ve Şarkiyye ve Garbiyye ve Menûfiyye ve Mansûriyye ve Kulûbiyye ve Bahîre ve emânet-i Dimyât. Bu makûle kâşifliklere cümle ümerâlar mutasarrıflardır. Ammâ cümleden azîz mansıb-ı ümerâ-i emîr-i haclıkdır kim cümle Arab ve Urbân mâbeyninde Mısır emîr-i haccına sultânu'l-ber derler. Kethudâsı bile sorguc taşır ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 52b ·
metinde göster ·
… -i dilîr idi, anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî
Arablar ve
hâsekî ve nisvân u sâhib-isyân ve musâhibeler ve gayrı musâhib Cinci Hoca ve He …
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr cülûs etdikde Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi, anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve hâsekî ve nisvân u sâhib-isyân ve musâhibeler ve gayrı musâhib Cinci Hoca ve Hezârpâre Vezîr-i a‘zam Ahmed Paşa taraf taraf fürce bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ-yı hevese düşürüp vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâlarından celb-i mâl içün rüşvet almağa başlatdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 78a ·
metinde göster ·
… n geçirüp kar suyu gibi eritdiler. Cümlesinin kelleleri ve kapudanları ve hınto
arabaları ve
cebehâneleri cümle alay-ı azîm ile Der-i devlete gönderilüp bu Seydî gazâsı asl …
Gâzî Seydî Ahmed Paşa sene-i mezbûrun ol şiddet-i şitâsında on iki bin salt ve sebükbâr asker ile Erdel Demirkapu'sundan içeri girüp Haçek sahrâsında Kolçvar kal‘asına arka vermiş Rafokçı la‘înin yüz bin askerine on iki bin nâmdâr asker ile ceng edüp aç kurd koyuna sarılır gibi Tımışvar vezîri Siyâvuş Paşa karındaşı Hüseyin Paşa küffârın böğründen girüp ân-ı sâ‘atde cümle küffârı beyâz kar üzre beyâz 84b tenli küffârı dendân-ı tîğdan geçirüp kar suyu gibi eritdiler. Cümlesinin kelleleri ve kapudanları ve hınto arabaları ve cebehâneleri cümle alay-ı azîm ile Der-i devlete gönderilüp bu Seydî gazâsı aslâ minnete geçmeyüp mukâbelesinde bârekallâh bile demediler. Ammâ fâtih-i Eğre Mehemmed Hân'ın gazâsına mu‘âdil bir gazâdır. Ammâ Seydî askeri on iki binden ziyâde değil idi. Ammâ küffâr-ı dûzah-karâr yüz altmış bine yetmiş idi. Rakofçi la‘în bu arbededen halâs olup Kolojvar kal‘asına firâr edüp karâr etdi ve yine asker cem‘ etmeğe şurû‘ eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 84a–84b ·
metinde göster ·
Mesîregâh-ı Boşnak bâğı: Kayısı ağacı-misâl gül şecereleri vardır. Rûm ve
Arab ve
Acem'de böyle gülistân görülmüş değildir. Zîrâ sâhibi Boşnak Şeyh Uşşâkî tarîki …
Mesîregâh-ı Boşnak bâğı: Kayısı ağacı-misâl gül şecereleri vardır. Rûm ve Arab ve Acem'de böyle gülistân görülmüş değildir. Zîrâ sâhibi Boşnak Şeyh Uşşâkî tarîkinde bir hâl sâhibi âdemdir kim bizzât kendüleri bâğbân-ı gülistândır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 126b ·
metinde göster ·
… âvet ederdi. Süleymân Hân'ın kırk sekiz sene hayâtı(?) gazâ ile geçüp dörd sene
Arab'da ve
dörd sene Acem'de ve dörd sene Venedik kâfirinde ceng edüp otuz altı sene kâmil …
Evvelâ Alman kıralı amân demeyüp dâ’imâ adâvet ederdi. Süleymân Hân'ın kırk sekiz sene hayâtı(?) gazâ ile geçüp dörd sene Arab'da ve dörd sene Acem'de ve dörd sene Venedik kâfirinde ceng edüp otuz altı sene kâmil Nemse çâsârıyla ceng edüp âhir anların diyârlarında Süleymân Hân maraz-ı zahîrden merhûm oldu. Nemse böyle kuvvetli ve cengâver, muhîl şeytanat sâhibi kalın kâfirlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b ·
metinde göster ·
Ve dağlar üzre bî-nazîr kiraz bâğları vardır kim Hisâr kirazı Rûm ve
Arab ve
Acem'de meşhûr-ı âfâkdır kim diyâr-ı Acem'de gülnâr-ı Rûm derler, iki kiraz-ı â …
Ve dağlar üzre bî-nazîr kiraz bâğları vardır kim Hisâr kirazı Rûm ve Arab ve Acem'de meşhûr-ı âfâkdır kim diyâr-ı Acem'de gülnâr-ı Rûm derler, iki kiraz-ı âbdâr bir dökme riyal guruş ile vezn olunmuşdur. Ve âbdâr hora üzümü {olur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 137a ·
metinde göster ·
… ebî'den kaldı. Anıniçün cümle evliyâ ve enbiyâ lokma ve hırkaya muhtâcdır. Ammâ
Arabistân ve
Berberistân ve Fûncistân'da lâ-yu‘ad benî âdem hırkaya muhtâc olmayup ancak lok …
"Hazret-i Âdem'e Cenâb-ı Bârî nefh-ı rûh etdikden sonra Cibrîl-i Emîn ile tâc ve hulle gönderüp civârına da‘vet edüp huzûr-ı Hakka hırka ile mestûr vardı. Ve yedi yüz yıl, bir rivâyetde âhiret günüyle yedi gün, ürd-i behiştde sâkin olup zemîne nüzûl ederken incîr yaprağı üzre şed bağlayup ba‘dehu Şîs Nebî bez dokuyup hırka edüp geymek Âdem Nebî'den kaldı. Anıniçün cümle evliyâ ve enbiyâ lokma ve hırkaya muhtâcdır. Ammâ Arabistân ve Berberistân ve Fûncistân'da lâ-yu‘ad benî âdem hırkaya muhtâc olmayup ancak lokmaya muhtâcdır, zîrâ ac u zâcdır. İmâm Ca‘fer buyurur, hırkanın eteği şerî‘atdır, tarîkatı hakîkatdır, yakasında yâ Sabûr ve yâ Şekûr ve yâ Kerîm ve yâ Rahîm yazılmışdır ve dahi eteğinde yâ Vâhid ve yâ Ahad ve yâ Ferd ve yâ Samed yazılmışdır ve bedeninde yâ Vâsi‘ ve yâ Halîm ve yâ Karîb ve yâ Mücîbü's-sâ’ilîn yazılmışdır. Ve hırkanın ma‘nâsı ârifler nişânıdır kim mahzen-i esrâr-ı Hudâ'dır."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148a ·
metinde göster ·
Acem ve Rûm mâ-beynlerinde bu İslâmbol içün Gulgule-i Rûm ve Tantana-i Rûm ve G …
Ve müverrihân-ı Rûm ve seyyâhân-ı Hind ve Arab ve Acem ve Rûm mâ-beynlerinde bu İslâmbol içün Gulgule-i Rûm ve Tantana-i Rûm ve Gulibetü'r-Rûm ve Debdebe-i Rûm [ve] Velvele-i Rûm ve Cığcığa-i Rûm ve Makdonya-yı Rûm ve Kevkebe-i Rûm ve Belde-i Tayyibe-i Arapça deyü cihân-bîn ve geşt [ü] güzâran mâ-beynlerinde meşhûr-ı âfâk ve memdûh-ı âle'l-ıtlâk bir şehr-i azîmdir kim bunun hakkında niçe bir şu‘arâlar şehrengîzler etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 151b ·
metinde göster ·
Acemiyyeler tetebbu‘ etdik ve yetmişer seksener sene seyâhat edüp gazâlarda kal …
"Pâdişâhım niçe bin tevârîh-i Arabiyye ve Acemiyyeler tetebbu‘ etdik ve yetmişer seksener sene seyâhat edüp gazâlarda kal‘alar ve şehr-i azîmler gördük, bu İslâmbol'a mânend sevâd-ı mu‘azzam görmedik. Ve yüz yigirmi ve yüz elli sene mu‘ammer olup seyâhatde ifnâ-yı vücûd etmiş seyyâh-ı âlem cânlar ile konuşduk, anlar dahi vech-i arzda İslâmbol gibi ma‘mûr [u] âbâdân ve dâr-ı adâlet ve emn [ü] emân ve âb [u] hevâsı memdûh-ı halk-ı cihân böyle bir bender-i azîm görmedik dediler. Hakkâ ki pâdişâhım yine böyle bir şehr-i azîm yokdur" deyü cümle huzzâr-ı meclis İslâmbol'u ta‘rîf ü tavsîf etdiklerinde Sultân Murâd Hân eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 152a ·
metinde göster ·
kızaklar üzre hammâm kubbesi kadar üstü çörek otlu ve sûsâmlı hâs beyâz ekmekle …
Ve tahtırevânlar ve arabalar ve kızaklar üzre hammâm kubbesi kadar üstü çörek otlu ve sûsâmlı hâs beyâz ekmekler ederler kim her biri ellişer kantâr gelir ekmeklerdir. Ve kızaklar üzre olan ekmekleri yetmiş seksener çift câmûs çeker. Niçe böyle azîm ekmek yaparlar lâkin bunlar furunda pişmek mümkün değildir. Yeri handak gibi yarup üstlerine kül örtüp dahi cânib-i erba‘asına âteş edüp te’enniyle pişirirler, görmeğe muhtâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159b ·
metinde göster ·
Bu tâ’ife cümle ekseriyyâ yeniçerilerdir. Cümle pür-silâh olup
arabalar ve
tahtırevânlar üzre niçe yüz dükkânları akmişe-i fâhire ve gûnâ-gûn şükûfeler il …
Bu tâ’ife cümle ekseriyyâ yeniçerilerdir. Cümle pür-silâh olup arabalar ve tahtırevânlar üzre niçe yüz dükkânları akmişe-i fâhire ve gûnâ-gûn şükûfeler ile zeyn edüp kırkar ellişer vukıyye gelir Karaman ve Türkmân koyunların ve Mihalıç ve Bursa'da Osmâncık koyunlarından ve Karadeniz'de Kili koyunlarından semîn ü acîb koyunları kelle paçaları ile yüzüp vücûdunda beyâz yağ üzre la‘l-gûn mutabbak güller ile ve sarı za‘ferânlar ile koyunların vücûdların münakkaş edüp ve boynuzların varak-ı sîm ve varak-ı zeheb-i hâlis ile mutallâ edüp ve niçe yüz koyunları şerha şerha edüp Kassâb Cömerd köçekleri ellerinde sâtûrları ile nîme nîme ve çeyrek çeyrek edüp sarı pirinc kefeli terâzûlarda vezn edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 166b ·
metinde göster ·
Bu esnâf-ı makbûl, cümlesi pâk libâslar ile ve pâk müsellah ve müretteb saf saf ubûr edüp arabalar ve tahtırevânlar üzre orta peşkinli beşer altışar tancere ta‘âmlı ocaklar binâ edüp her dükkânları zer [u] zîvere gark edüp pâk dilberân huddâmlar el kavuşup her dükkânda zî-kıymet kâseler ve fağfûrî tabaklar ve mertebânî-i Gavrîler ve mutallâ leğen ve ibrîk ve harîr peşkîrler ve koknusu ve gücügen cenâhından yelpâzeler ile huddâmlar âmâde durup âşbâzlar ellerinde kepçeler ile ta‘âm kotararak giderken ba‘zı ehl-i cû‘ ol izdihâmda dükkâna girince âşcılar çavuşu feryâd edüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171a ·
metinde göster ·
… sı ve zerdâlû ve âlû-yı Buhârâ ve encâs-ı Mardin ve emrûd-ı Âzerbâycân ve dud-ı
Arabgîr ve
engûr-i İzmir ve vişne-i Tekirdağı ve tüffâh-ı Kocaeli ve gügüm-i Tımışvar ve ş …
Esnâf-ı hoşâbcıyân: Dükkân 500, neferât 700, bunlar tahtırevânlar üzre münakkaş dükkânlarda azîm kalaylı badyalar ve tıhtâb ve pirinc tâslar ve fağfûrî ve mertebânî kâse-i Çînler ile dükkânların müzeyyen edüp gûnâ-gûn müsmirât-ı yâbis hoşâblarından kayısı ve zerdâlû ve âlû-yı Buhârâ ve encâs-ı Mardin ve emrûd-ı Âzerbâycân ve dud-ı Arabgîr ve engûr-i İzmir ve vişne-i Tekirdağı ve tüffâh-ı Kocaeli ve gügüm-i Tımışvar ve şeftâlû-yı İslâmbol ve kızılcığ-ı Çubuklu Bâğçe, bunun emsâli gûnâ-gûn memdûh müsmirâtdan mümessek ü mu‘amber hoşâblar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171b ·
metinde göster ·
Ezîn-cânib bu İslâmbol darbhânesi'nin bâlâda tahrîr olunan esnâfları
araba ve
tahtırevânlar üzre dükkânların delikli altun ve çil akçe ile zeyn edüp her fırk …
Ezîn-cânib bu İslâmbol darbhânesi'nin bâlâda tahrîr olunan esnâfları araba ve tahtırevânlar üzre dükkânların delikli altun ve çil akçe ile zeyn edüp her fırkası birer gûne arz-ı kâlâ ederek sikke urucular akçe keserek alay ile ubûr ederler. Ardları sıra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177a ·
metinde göster ·
"Eksik satanın hâli budur de" deyü feryâd ederler. Ve
araba ve
tahtırevânlar üzre çardak şekilli kasırlar yaparlar kim her biri biner guruşa o …
"Eksik satanın hâli budur de" deyü feryâd ederler. Ve araba ve tahtırevânlar üzre çardak şekilli kasırlar yaparlar kim her biri biner guruşa olmaz gâyet müzeyyen kasırlardır kim gûyâ her biri birer kasr-ı İremdir, içinde mahbûb pençe-i âfitâb gulâmlar birbirlerine şerbet ve kahve verüp gûnâ-gûn şîve ile şakalar ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178a ·
metinde göster ·
Sirem arabaların müzeyyen edüp bâzergânların metâ‘larından gümrük alır şeklinde …
Bu emîn cümle tevâbi‘iyle müsellah olup Edirne arabaları ve Sirem arabaların müzeyyen edüp bâzergânların metâ‘larından gümrük alır şeklinde gavgâ ve nizâ‘ [ü] cidâl ederek geçüp giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178b ·
metinde göster ·
… yen ederler kim zer ü zîverlerinden çeşm-i benî âdem hîrelenir. Seyishâneler ve
araba ve
tahtırevânlar üzre bıçaklar ve hançerler ve mücevher kemerler ve mücevher buhûr …
Ba‘dehu yine ordu-yı hümâyûn alayında dahi bir alay-ı azîm müzeyyen ederler kim zer ü zîverlerinden çeşm-i benî âdem hîrelenir. Seyishâneler ve araba ve tahtırevânlar üzre bıçaklar ve hançerler ve mücevher kemerler ve mücevher buhûrdân ve gülâbdân ve raht ve kılıc ve gaddâre ve topuzlar ve niçe bin tahrîri mümkün olmayan zî-kıymet 186b eşyâlar ile dükkânların zeyn edüp cümlesi eğer Rûm ve Yahûdî ve Ermenî ve müslimler al ve kırmızı ve yeşil serbend ve mukaddemler sarınup pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 186a–186b ·
metinde göster ·
… l dörd kapulu ve ortası fevkânî câmi‘li ve havz u şâzrevânlı âsitâne-i azîmdir.
Arab ve
Acem'de böyle mecmû‘a-i zîbâ sarrâchâne-i ra‘nâ olmazdır. Sene 859 târîhinde (- …
Bâlâda tahrîr olunan cümle sarrâcbaşı yamakları alayı tamâm olup sarrâcbaşının netîce güzîde askerlerinden şeyh [u] meşâyıhları ve kethudâları ve nakîbleri ve pîş kademleri ve çavuşları ve dellâlları ve kârhâne bekcileri cümle iki yüzdür. 195a Zîrâ kârhâneleri kal‘a-misâl dörd kapulu ve ortası fevkânî câmi‘li ve havz u şâzrevânlı âsitâne-i azîmdir. Arab ve Acem'de böyle mecmû‘a-i zîbâ sarrâchâne-i ra‘nâ olmazdır. Sene 859 târîhinde (---) Karaman'da Sultân Mehemmed Hân Ebü'l-feth binâsı ve evkâfıdır. Bu âsitâne pâsbânlarından sonra sarrâcbaşı küheylân at üzre esbâb-ı ihtişâmiyle telâtîn sırma işleme sancağ u bayrakları ve cebe ve cevşene gark olmuş mahbûb sarrâcân huddâmlar ile ubûr ederler. Cümle esnâfı (---) ve cümle dükkânları (---) ve cümle asker (---)'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194b–195a ·
metinde göster ·
koçu arabaları yaparak niçe musanna‘ küçük arabaları, keçilere ve eşeklere ve i …
Ve Atbâzârı'nda Edirne arabası ve koçu arabaları yaparak niçe musanna‘ küçük arabaları, keçilere ve eşeklere ve iri samson kelplere çekdirüp ve mutallâ ve musanna‘ yetmiş seksen çift koçu arabaları altışar ve sekiz[er] ve onar kınalı küheylân donanmış atlara koşup arabaların çekdirerek ubûr ederler, temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205a ·
metinde göster ·
… i tahîne çıkarır, at değirmenleri un öğüdür, su dollâbları küplerden su çıkarup
araba ve
kızaklar üzre olan havz u şâzrevânlara birer san‘at ile sular dökülüp şâzrevânl …
Yağ değirmeni ve at değirmeni ve su dollâbı çarhcıları cümle arabalar üzre çarhların yapup araba tekerlekleri deverân etdikce mezkûr çarhlara tekerleklerin perleri isâbet edüp yağ değirmeni tahîne çıkarır, at değirmenleri un öğüdür, su dollâbları küplerden su çıkarup araba ve kızaklar üzre olan havz u şâzrevânlara birer san‘at ile sular dökülüp şâzrevânlar revâne olur aceb san‘at-ı musanna‘dır. Alayköşkünden pâdişâh bu çarhları görüp "Ey tasnîfdir" deyü pesend edüp bu üç esnâfa bir kîse guruş ihsân etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b ·
metinde göster ·
deyüp şakaya âğâza eder pür-ma‘rifet bir çelebi idi. Fârisî-hân ve
Arabî-hân ve
mûsıkî-şinâs idi kim ilm-i edvârın Fâryâbî'si idi. Ve şebbâz ve kitâbet-i ta‘lî …
deyüp şakaya âğâza eder pür-ma‘rifet bir çelebi idi. Fârisî-hân ve Arabî-hân ve mûsıkî-şinâs idi kim ilm-i edvârın Fâryâbî'si idi. Ve şebbâz ve kitâbet-i ta‘lîkde hattât ve sâhib-i beste ve niçe sergüzeşt sâhibi ve levend-i hûnhâr ve fişekbâz ve'l-hâsıl Cemşîd-misâl hezârfen bir zât-ı mükerrem ve Hâtem-i Tay ve Ca‘fer-i Bermekî haslet idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211a ·
metinde göster ·
… âl-i zılda cüvân-nigâr taklîdi ve hoppa taklîdi ve dilsizler taklîdi ve dilenci
Arab ve
Arnavud taklîdi ve Bekrî Mustafâ ile dilenci kör Arab taklîdi, mîrasyedi çelebi …
Şeyh Şâzilî'den sonra hayâl-i zılla şöhret veren oldur. Hayâl-i zıl perdesi içinde bir küçük perde dahi kurup gâyet hurde tasvîrler ile hayâl-i zıl oynatmak anın te’lîfi idi. Ve gâyet zen-dost olmağile hayâl-i zılda cüvân-nigâr taklîdi ve hoppa taklîdi ve dilsizler taklîdi ve dilenci Arab ve Arnavud taklîdi ve Bekrî Mustafâ ile dilenci kör Arab taklîdi, mîrasyedi çelebi ve devrânî çelebiler ve üç aşkıyâ çelebiler ve cüvân-nigâr ve cüvân ile nigâr hammâma girüp Gâzî Boşnak hammâmda cüvân-nigârı basup Karagöz'ü kîrinden uryân bağlayup hammâmdan çıkarmasın ve Hacı ivad babası Şerbetcizâde taklîdin, ve'l-hâsıl hayâl-i zılde üç yüz pâre taklîdleri vardır kim bir mukallid ana nazîre bir taklîd etmek mümkün değildir. Bir kere dinleyen mahabbet edüp elbette irşâd olması mukarrer idi. Zîrâ cemî‘i taklîdi tahkîk-i hakîkî olmak üzre netîce-i kelâmları cümle tasavvuf idi, yine böyle iken âdem gülmeden bayılırdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211a ·
metinde göster ·
Bahâr eyyâmı Hazret-i Süleymân Bursa'ya gelüp Cebel-i Ruhbân'da Belkîs kız ile yayla faslı ederlerdi. Emîn Nebî'nin du‘âsı berekâtiyle Bursa tûfândan sonra imâristân-ı Emînullah'dır. Ammâ kal‘anın bânîsi ma‘lûm değildir. Lâkin bu kal‘a bir köhne bünyâddır. Devr-i felekden berü ber-karâr bir dârü'l-karâr, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîndir kim cümle der-i dîvârları eflâke ser çekmişdir ve esâsı bir yalçın sebz-gûn kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî bir kal‘a-i metîndir. Tûlânîsi şarkdan garba vâkı‘ olmuşdur. Şimâl ve yıldız cânibi evc-i semâya ser çekmiş kayalar üzre vâkı‘ olmuş kal‘adır. Ol tarafı uçurum olmağıla üç tarafında aslâ handak yokdur. Ammâ Bunarbaşı tarafında ve Değirmânlar mahallesi tarafında ve Kebîr mahallesi tarafında fecc-i amîk handakları vardır. Mürûr-ı eyyâm ile handakı imâr olmayup Celâlî Karayazıcı ve Sa‘îd-i Arab ve Kalenderoğulları nâmân celâlîler, Bursa'yı muhâsara edüp handakların rimâl [ü] türâb ile memlû olmuşdur. Ammâ bu kal‘anın cânib-i erba‘ası esâsında taşlar var kim her biri hammâm kubbesi kadar seng-i azîmlerdir. Andan ma‘lûmdur kim benî Âdem binâsı değildir. Ba‘dehû Kaydefâ destine girüp ba‘zı burc [u] bârûlarını ta‘mîr [u] termîm edüp lisân-ı Yunan üzre târîhleri vardır. Ve bu kal‘a, Keşiş dağının dâmenine vâkı‘ olmağıla lodos rüzgârı ve şarkî rûzgârından emîndir. Cümle evleri, şimâl ve yıldız rûzgârı cânibine nâzırdır kim Filedâr sahrâsı cümle bâğ u bâğçesi ve besâtînleri ile nakş-ı bukalemûn-vâr nümâyândır. Kal‘anın dâiren-mâdâr cirmi, on bir bin adımdır ve altı bin bedendir ve altmış yedi kulle ve cümle beş kapudur. Evvelâ cânib-i cenûba Bunarbaşı Kapusu ve yine cenûba Zindân Kapusu ve Kaplıca Kapusu garba mekşûfdur ve Balıkbâzârı Kapusu. Ez-în-cânib bu kal‘a, cemî‘î düvelde Rûm keferesi elinde kalmışdı. Yedi kerre Konya'dan Âl-i Selçûkiyân ikişer kerre yüz bin leşker-i bî-pâyân ile gelüp yedişer sekizer ay muhâsara edüp vakt-i şitâ geldikde bî-feth rücû‘ edüp giderlerdi. Tâ ki Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâ-i zuhûrunda evvelâ Osmân 222b lafzı senesi târîhinde [661] Osmân Gâzî ibtidâ-i cülûsunda üç kerre muhâsara edüp üçüncüde Osmân Gâzî nıkris zahmetine mübtelâ olup âhir üçüncüde dahi feth edemeyüp yine Konya'ya müteveccih olup izn-i şerîfiyle Şehzâde Orhân Çelebi ile Şeyh Hacı Bektâş-ı Velî'yi seksen bin asker-i İslâm ile Bursa'ya gönderüp muhâsara etdiklerinde amân vermeyüp kal‘a-i Bursa'nın Kapluca cânibinde bir kulle-i azîm ve Bunarbaşı'nda dahi bir kulle-i kebîr binâsına mübâşeret edüp yedi ayda bu kulleler temâm olup Bursa'yı kemâ(n)-kân muhâsarâya şürû‘ edüp Kapluca tarafından Orhân Beğ, Bunarbaşı tarafındaki kulleden Orhân Beğ'in birâderzâdesi Timur Beğ ve Balabancık Beğ dağ tarafındaki havâle yerinden muhâsara edüp cânib-i erba‘adan imdâda gelen küffârları cümle dendân-ı tîğdan geçirüp derûn-ı kal‘ada mütehassın olan keferelere kaht [u] galâ müstevlî olup âhir-i küffâr bir sene muhâsaradan sonra vere ile bâ-sulh kal‘ayı Orhân Gâzî'ye sene 722 târîhinde teslîm etdiler. Osmân Gâzî'ye müjde ile Orhân seğirdüp vardıkda, Bursa feth olduğu sâ‘at Osmân Gâzî rûh teslîm edüp oğlu Orhân Gâzî müstakil padişâh olup Hâcı Bektâş-ı Velî ile Bursa'ya gelüp ibtidâ taht-ı Âl-i Osmân olup ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân oldu kim gûyâ bir bâğ-ı İrem idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222a–222b ·
metinde göster ·
… e bu cisrin bir tarafı boşdur. Hân gibi müsâfirhâne olup atlar bağlanır. Rûm ve
Arab ve
Acem'de bir göz meşhûr-ı âfâk, eflâke ser çekmiş cisr-i azîmin biri dahi budur.
Ve bir çârsûsu dahi Gökdere üzre Iğrandı Cisri üzre yemîn ve yesârda iki yüz cüllâh dükkânlarıdır. Her dükkânın içerisindeki hücrelerinin pencereleri, cereyân eden Gökdereye nâzırdır. 229a Ve bu cisr dükkânlarının üzerleri cümle toloz kemerler ile mebnî olup kurşum ile mestûrdur. Bu cisrin iki başında kal‘a bâbları gibi demir kapular üzre mazgal delikleri vardır. Bâbları sedd oldukda bir yerden zafer mümkün değildir ve bu cisrin bir tarafı boşdur. Hân gibi müsâfirhâne olup atlar bağlanır. Rûm ve Arab ve Acem'de bir göz meşhûr-ı âfâk, eflâke ser çekmiş cisr-i azîmin biri dahi budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228b–229a ·
metinde göster ·
… gönderüp Mevlânâ-yı Rûmî ve Hacı Bektâş-ı Velî ve Şems-i Tebrîzî ve Muhyiddîn-i
Arabî ve
Karaca Ahmed Sultân ve gayrı yetmiş kibâr-ı evliyâullahların bin yirde haşr olu …
Bu takdîrce sâdât-ı Horâsân'ın, Hünkâr hakkında sahîhü'n-neseb olduğuna şübheleri yokdur. Şüphe eden âsim olur, el-ıyâzen billah. Ammâ Tevârih-i Ayn-ı Âlî'de böyle tahrîr eylemiş, lâkin karîne yakındır. Ammâ künye-i ecdâdlarıyla tahrîr eylemiş. Evvelâ Seyyid Muhammed Hacı Bektâş b. Seyyid Mûsâ Nişâbûrî b. Seyyid İshak es-Sâkin-i Râye b. Seyyid İbrâhîm-i Mükerremü'l-Askerî b. Seyyid Mûsâ eş-şehîr bi-Ebî Sebha b. Seyyid İbrâhîm el-Murtazâ el-Asgar b. el-İmâm Mûsâ Kâzım rahmetullahi aleyhim ecma‘în. Fe lâcerem İbrâhîm el-Mücâb Muharrem Sultân-ı Horâsân İmâm-ı Alî b. Mûsâ Rızâ'nın li-ebin ve ümmin birâder-i kihteridir. Zirâ ki imâm-ı velâyet-me’âb İbrâhîm-i Mücâb ve Abbâs ve Kâsım ve Hamza nâm büzürgvârân-ı me‘âlî {cenâb-ı} cümle bir anadan olmağla İmâm Mûsâ'nın otuz yedi evlâdı miyânında memdûh ve mümtâz olmuşlardı. Ya‘nî ki sıfât-ı "Necmetü'n-nübüvve" diye şöhret bulmuşlardı. Pes Hacı Bektâş-ı Velî'nin peder-i azîzi Seyyid Mûsâ-yı Mükerrem, "Nişâbûrî" lakabıyla şöhret bulmuşdur. İmâm Mûsâ Rızâ vefâtından sonra Horâsân vilâyetinden göçüp şehr-i Nişâbûr'da sâkin oldular. Anda Şeyh Ahmed nâm bir azîzin Hateme nâm bir duhterin alup Hacı Bektâş-ı Velî ol kerîmeden tevellüd etdi ve beyne's-sıbyân salâh [u] diyânetle ser-efrâz olup Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'nin halîfelerinden Şeyh Lokmân ki Horâsân erenlerindendir. Vâlid-i büzürgvârı Hacı Bektâş'ı Şeyh Lokmân'a tilâmîzliğe verüp Hacı Bektâş anlardan ulûm-ı zâhire ve bâtınayı tahsîl eyledi. Azîz hazretleri Horâsân'da ulu sultân idi. Hatta İmâm Ca‘fer asrında olmağıla İmâm-ı Ca‘fer mübârek kendü hırka-i şerîfin Bâyezîd-i Bistâmî eliyle mezbûr Şeyh Lokmân hazretlerine giydirdi ve "Bu hırka sâhibi geldikde emânetdir, anlara teslîm eyle" deyü emâneten gönderüp teberrüken Şeyh Lokmân giyüp yine hıfz etdiler. Anlar dahi cemî‘î Horâsân erenleri huzûrunda hırkayı Hacı Bektaş-ı Velî'ye teslîm edüp tevhîd [u] tezkîr ile hırkayı Bektâş-ı Velî giymişlerdir kim hâlâ fukarâ-yı Bektâşiyânın giydikleri on iki imâm işâretli on iki terkli tâc-ı beyâz ve cübbe yenli abâ-yı beyâz hırka idi. Ammâ irşâdı Hoca Yesevî'den görüp Rûm erenlerinden olmağla izin taleb edüp yedi yüz fukarâ ile Seyyid Muhammed-i Buhârî-i Saltık ile Hacı Bektâş'ı Rûm'da Osmâncığa gönderüp Mevlânâ-yı Rûmî ve Hacı Bektâş-ı Velî ve Şems-i Tebrîzî ve Muhyiddîn-i Arabî ve Karaca Ahmed Sultân ve gayrı yetmiş kibâr-ı evliyâullahların bin yirde haşr olup sohbet-i hâs edüp Orhân Gâzî asrında Hacı Bektaş-ı Velî iştihâr bulup yeniden çeri ya‘nî yeni-çeri peyda edüp Rûm diyârların Orhân ile ma‘an feth edüp yedi yüz fukarâlarının cümlesin feth olunan şehrlerde sâhib-i seccâde edüp Muhammed Buhârî Sarı Saltık Bây'ı Kâfiristân'a gönderüp Dobruca ve Eflâk ve Boğdan ve Leh ve Moskov'da çok gazâlar edüp "Saltık" nâmıyla iştihâr verdi. Anınçün hâlâ Rûm'da yedi yüz âsitâne-i Bektaşiyân vardır. 234a Ba‘dehû Hacı Bektâş-ı Velî sene (---) târîhinde yine Orhân hilâfetinde merhûm olup Orhân, cenâze-i Sultân'a hâzır olup Kırşehri'nde defn etdiler. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233b–234a ·
metinde göster ·
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
… ş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı
Arabî ve
Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsi …
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
… âvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den
Arabî ve
Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar' …
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
… Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm
Arab ve
Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi …
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
… da gelüp her biri birer fetâ bahâdır oldular. Büyük oğlu Cebel el-Hime ikincisi
Arab ve
üçüncüsü Keysû ve bu Keysû'nun üç oğlu oldu. Biri Keys, biri Mevâl, biri Tayy i …
Ammâ cümleden kabâ’il-i Hâşimî-i Kureyşî ve Ebathîdir kim Server-i kâ’inât ve Mefhar-i mevcûdât ol sülâle-i 256b Sâmî'den vücûda gelmişdir kim kevn ü mekân anınçün halk olup anın rû-yı âbına bâlâda tahrîr olunan elsîne-i muhtelife ve gûnâ-gûn kavm ile rûy-ı dünyâ müzeyyen olup ümmetlerinin destinde cümle milel-i muhtelife zâr [u] zebûnlardır. Kavm-i Arab'dan mâ‘adâ kabâ’il-i gûnâ-gûna acem derler. Anınçün ism-i şerîfleri "Seyyidü'l-Arab ve'l-‘Acem" deyü mevsûfdur. Bu bâlâda tahrîr olunan akvâmın netice-i ecdâdları Âdem-i Sânî, Hazret-i Nûh Necî evlâdlarından Sâm ve Hâm ve Yâfes'e müntehî olur. Dahi netice-i silsîle âhiri Âdem Safîy'de karâr bulur. Ez-în-cânib maksûd [u] merâmımız seyâhatnâmemizde Abaza kavminin ibtidâ zuhûru ahbâr-ı sikâdan Cevâhir-i Ahbâr tahrîr etmişlerdir kim ba‘de hicreti'n-Nebeviyye sene 25 târîhinde Hazret-i Ömer hilâfetinde kabâ’il-i Kureyş'den Beşe nâmında bir Arab meliki var idi. Ve hâkim-i kavî iktidâr idi. Irak ve Yesrib ve Bathâ ve Yemen ve Aden ve melik-i Seba‘ memleketlerine mutasarrıf idi. Bu mezkûr Beşe melikin beş evlâdı vücûda gelüp her biri birer fetâ bahâdır oldular. Büyük oğlu Cebel el-Hime ikincisi Arab ve üçüncüsü Keysû ve bu Keysû'nun üç oğlu oldu. Biri Keys, biri Mevâl, biri Tayy idi. Yine Beşe'nin dördüncü oğlu (---)(---)(---)(---)(---) hikmet-i Hudâ babaları Beşe, Arab melîki merhûm olup Hazret-i Ömer'in re‘yiyle mîr-i âşîretliği büyük oğlu Cebel el-Hime'ye tevcîh olundu. Bir gün bu Cebel el-Hime hatâ’en bir Arabın gözün çıkarup Arab huzûr-ı Hazret-i Ömer'e geçüp da‘vâ edince şer‘ ile Cebel el-Hime'nin gözün çıkarmak icâb etdi. Hemân Cebel el-Hime gayretinden nâmûs edüp ol gice cümle aşâ’ir [u] kabâ’iliyle ve dörd birâder-i cân-berâberiyle firâr edüp Antakiyye'de Harkil Krala varup bir karârgâh ister. Ol dahi Cebel el-Hime'ye Şam-ı Trablus dağların verüp leb-i deryâda bir şehr bünyâd eder. Hâlâ Cebeliyye şehri Cebel el-Hime binâsı olduğıyçün Cebeliyye derler. Bunda dahi kerr u ferr u dârât sâhibi olup Şam ve Medîne etrâfların nehb ü gârât başlayup üzerine Hâlid b. Velîd ve Esved ibn Mikdâd yüz bin asker ile hurûc edüp Cebel Cebelîde karâr edemeyüp gemilerle İspanya diyârına firâr edüp şehr-i azîm Avlonya dağlarında karâr etdiler. Kavm-i Kureyşî olduklarından sâkin olduğu dağlara Kuryeleş dağı ve Kuryeleş Arnavudu derler. Frenk lisânıyla muhtelit olduklarından Arnabud lisânı peyda etdiler. Hâlâ ol dağ Arnavudları cümle Arab gibi saçlı kavmdir. Ve şiğirleri ve türkileri Arab âğazeleridir. Anın içün Arnavud kavminin aslı Arabdandır kim cedleri Cebel el-Hime'dir. İlbasan kurbunda yatır. Ammâ mürted-i bî-dîn olmamışdır. Ba‘dehû evlâdı Dukad mürted olmuşdur. Avlonya ile Delvinye mâbeynindeki Dukad dağlarında sâkin olurlar. Esmerü'l-levn Arab gibi lehçeli ve saçlı Arnavudlardır. Ez-în-cânib Cebel el-Hime üzre gelen Hâlid ibn Velîd Cebel el-Hime'nin karındaşı Arab'ı ve Keysû'nun oğlu Keys'i ve Mevâl'i ve Tayy'ı kayd-bend ile Hicâz'a götürüp Bağdâd çölünde yurd verüp Keys, Keys urbânına melik oldu. Tay, Tay kabîlesine melik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a–256b ·
metinde göster ·
… z-în-cânib Cebel el-Hime üzre gelen Hâlid ibn Velîd Cebel el-Hime'nin karındaşı
Arab'ı ve
Keysû'nun oğlu Keys'i ve Mevâl'i ve Tayy'ı kayd-bend ile Hicâz'a götürüp Bağdâd …
Ammâ cümleden kabâ’il-i Hâşimî-i Kureyşî ve Ebathîdir kim Server-i kâ’inât ve Mefhar-i mevcûdât ol sülâle-i 256b Sâmî'den vücûda gelmişdir kim kevn ü mekân anınçün halk olup anın rû-yı âbına bâlâda tahrîr olunan elsîne-i muhtelife ve gûnâ-gûn kavm ile rûy-ı dünyâ müzeyyen olup ümmetlerinin destinde cümle milel-i muhtelife zâr [u] zebûnlardır. Kavm-i Arab'dan mâ‘adâ kabâ’il-i gûnâ-gûna acem derler. Anınçün ism-i şerîfleri "Seyyidü'l-Arab ve'l-‘Acem" deyü mevsûfdur. Bu bâlâda tahrîr olunan akvâmın netice-i ecdâdları Âdem-i Sânî, Hazret-i Nûh Necî evlâdlarından Sâm ve Hâm ve Yâfes'e müntehî olur. Dahi netice-i silsîle âhiri Âdem Safîy'de karâr bulur. Ez-în-cânib maksûd [u] merâmımız seyâhatnâmemizde Abaza kavminin ibtidâ zuhûru ahbâr-ı sikâdan Cevâhir-i Ahbâr tahrîr etmişlerdir kim ba‘de hicreti'n-Nebeviyye sene 25 târîhinde Hazret-i Ömer hilâfetinde kabâ’il-i Kureyş'den Beşe nâmında bir Arab meliki var idi. Ve hâkim-i kavî iktidâr idi. Irak ve Yesrib ve Bathâ ve Yemen ve Aden ve melik-i Seba‘ memleketlerine mutasarrıf idi. Bu mezkûr Beşe melikin beş evlâdı vücûda gelüp her biri birer fetâ bahâdır oldular. Büyük oğlu Cebel el-Hime ikincisi Arab ve üçüncüsü Keysû ve bu Keysû'nun üç oğlu oldu. Biri Keys, biri Mevâl, biri Tayy idi. Yine Beşe'nin dördüncü oğlu (---)(---)(---)(---)(---) hikmet-i Hudâ babaları Beşe, Arab melîki merhûm olup Hazret-i Ömer'in re‘yiyle mîr-i âşîretliği büyük oğlu Cebel el-Hime'ye tevcîh olundu. Bir gün bu Cebel el-Hime hatâ’en bir Arabın gözün çıkarup Arab huzûr-ı Hazret-i Ömer'e geçüp da‘vâ edince şer‘ ile Cebel el-Hime'nin gözün çıkarmak icâb etdi. Hemân Cebel el-Hime gayretinden nâmûs edüp ol gice cümle aşâ’ir [u] kabâ’iliyle ve dörd birâder-i cân-berâberiyle firâr edüp Antakiyye'de Harkil Krala varup bir karârgâh ister. Ol dahi Cebel el-Hime'ye Şam-ı Trablus dağların verüp leb-i deryâda bir şehr bünyâd eder. Hâlâ Cebeliyye şehri Cebel el-Hime binâsı olduğıyçün Cebeliyye derler. Bunda dahi kerr u ferr u dârât sâhibi olup Şam ve Medîne etrâfların nehb ü gârât başlayup üzerine Hâlid b. Velîd ve Esved ibn Mikdâd yüz bin asker ile hurûc edüp Cebel Cebelîde karâr edemeyüp gemilerle İspanya diyârına firâr edüp şehr-i azîm Avlonya dağlarında karâr etdiler. Kavm-i Kureyşî olduklarından sâkin olduğu dağlara Kuryeleş dağı ve Kuryeleş Arnavudu derler. Frenk lisânıyla muhtelit olduklarından Arnabud lisânı peyda etdiler. Hâlâ ol dağ Arnavudları cümle Arab gibi saçlı kavmdir. Ve şiğirleri ve türkileri Arab âğazeleridir. Anın içün Arnavud kavminin aslı Arabdandır kim cedleri Cebel el-Hime'dir. İlbasan kurbunda yatır. Ammâ mürted-i bî-dîn olmamışdır. Ba‘dehû evlâdı Dukad mürted olmuşdur. Avlonya ile Delvinye mâbeynindeki Dukad dağlarında sâkin olurlar. Esmerü'l-levn Arab gibi lehçeli ve saçlı Arnavudlardır. Ez-în-cânib Cebel el-Hime üzre gelen Hâlid ibn Velîd Cebel el-Hime'nin karındaşı Arab'ı ve Keysû'nun oğlu Keys'i ve Mevâl'i ve Tayy'ı kayd-bend ile Hicâz'a götürüp Bağdâd çölünde yurd verüp Keys, Keys urbânına melik oldu. Tay, Tay kabîlesine melik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a–256b ·
metinde göster ·
… le ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd
Arab ve
Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bî …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… ebbedallahu devletehu ilâ inkırâzu'd-devrân, Mekke ve Medîne ve Kuds ve Irâk-ı
Arab ve
Acem pâdişâhı Sultan 274b Ahmed Hân pâdişâhımızsüz. Hak Te‘âlâ vücûd-ı şerîfi …
"Âl-i Osmân'ın güzîdesi, on altıncı pâdişâh-ı azîmü'ş-şân ebbedallahu devletehu ilâ inkırâzu'd-devrân, Mekke ve Medîne ve Kuds ve Irâk-ı Arab ve Acem pâdişâhı Sultan 274b Ahmed Hân pâdişâhımızsüz. Hak Te‘âlâ vücûd-ı şerîfiniz hatâlardan hıfz edüp devâm-ı devletiniz dâ’im ola. Bizcileyin bir pespâye ve ednâ Penç Pirim'den Girid cezîresin ricâ eylemişsüz. Altı kerre yüz bin re‘âyâsıyla ve yetmiş altı pâre kal‘asıyla ve senevî yedi Mısır hazînesi hâsıl olur yedi yüz yetmiş pâre kurâsıyla ve yedi aded altun ve gümüş ve gayrı me‘âdinleriyle yedi yüz yetmiş mil ihâta eder cezîre-i Giridimiz ki hasretü'l-mülûkdur, anı size verelim" dedikde hemân Mahmûd Efendi, bu niyyete "el-Fâtiha" deyüp cümle hâs u âm ve huzzâr-ı meclis Fâtiha-yı şerîfi tilâvet edüp Girid fethi içün du‘â ve senâ olunup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. Ve nâmenin zeylinde yazmışlar kim "Bizim gibi fakîr, sizin gibi pâdişâh-ı azîmü'ş-şâna eylece mahsûldâr cezîreyi verince sizcileyin pâdişâh-ı âlî-vekârdan ricâ [ve] temennâmız oldur kim bize Arabistân iskelelerinden Akka kal‘asın ve Sayda kal‘asın ve Beyrût kal‘asın ve ma‘bed-i kadîmiz ola[n] Hazret-i Mesîh âsitânesi kal‘a-i Kuds-i şerîfi ale't-temâm hudûdlarıyla ihsân olunmak bâbında fermân pâdişâhındır. Ve illâ cezîre-i Girid'e bundan gayrı çâre yokdur kim göz göre kimse kimseye mülkin vermek, hâmile avretin vermekden eşeddir. Ve bu bizim mülkümüzü istemeden ise sizin ecdâd-ı ızâmlarınızdan berü irsiyle intikâl eden vilâyetlerinizi celâlî ve cemâlî elinden halâs etseniz dahi ma‘kûl idi, ve's-selâm" dedikde Sultân Ahmed Hân hayli müte’ellim olup bükâ-âlûd oldular. Hemân Mahmûd Efendi eydür: "Hey beğim! Ne elem çekersin, sözü verenden alan uslu gerek. İbtidâ sernâmelerinde cezîre-i Girid'i size verelim, demişler, "elsinetü'l-halk aklamu'l-Hak'dır", anlara Girid'i verelim dâiren Cenâb-ı İzzet'dir kim anların lisânından verelim lafzı sâdır olup er ve geç elbette anlar ol cezîreyi vericilerdir kim Fâtîha-i şerîf tilâvet olunup hedef-i icâbetde vâki‘ olup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. İnşâallah feth olunması mukarrerdir" deyü gayrı mükâlemeye şürû‘ etdiler. Hikmet-i Hudâ bu nâme-i küffâr dîvânda kırâ’at olunduğundan sonra sa‘âdetlü hünkâr def‘-i gam içün Hâsbâğçe içinde Çemensoffa nâm mahalde bir çetr-i mülemma‘ı, çemenzâr ve kiyâhât u nebâtât üzre kurup bâlâda tahrîr olunan musâhib ulemâ ve sulehâlar ile cân sohbetleri ederken ânî gördük, kızlarağası (---) Ağa, Harem-i bâb-ı Dârü's-sa‘âde'den berü yedi dâne şehzâde-i âzâde-i civân-bahtın önüne düşüp kızlarağası huzûr-ı padişâhîye gelüp cümle şehzâdeler pâdişâhın ve Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve sâ’ir huzzâr-ı meclisin dest-i şerîflerin bûs ederler. Hemân Şehzâde İbrâhîm, Ahmed Hân'ın ve Mahmûd Efendi'nin pây-i pûşların bûs edince Mahmûd Efendi eydür "Meydân-ı ma‘reke bu İbrâhîm'e nazar olundu" der. Sultân Ahmed eydür "Sultânım! Bu şehzâdeler kullarınızdır. Hüsn-i nazarlarınız ricâ ederiz" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 274a–274b ·
metinde göster ·
Ve Sultân-ı şu‘arâ Münîrî Efendi: Amasiyyevîdir ve Amasiyye'de medfûndur.
Arabî ve
Fârisî ve Türkî pâkîze eş‘âr-ı bi'l-bedâheleri vardır. Amâsiyye hâkimi olan Şeh …
Ve Sultân-ı şu‘arâ Münîrî Efendi: Amasiyyevîdir ve Amasiyye'de medfûndur. Arabî ve Fârisî ve Türkî pâkîze eş‘âr-ı bi'l-bedâheleri vardır. Amâsiyye hâkimi olan Şehzâde Sultân Ahmed Hân vüzerâsındandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b ·
metinde göster ·
… zurûm cibâllerinden ve Diyârbekir kûhlarından tulû‘ edüp cemî‘î Rûm'a ve Irâk-ı
Arab'a ve
Acem'e müstevlî olur. Hatatt-ı Makrîsi eydür, "Dicle ile nehr-i Furât'ı melâ’ik …
{Bu nehr-i Furat'dan gayrı yetmiş iki aded nehr-i azîmler cümle bu Erzurûm cibâllerinden ve Diyârbekir kûhlarından tulû‘ edüp cemî‘î Rûm'a ve Irâk-ı Arab'a ve Acem'e müstevlî olur. Hatatt-ı Makrîsi eydür, "Dicle ile nehr-i Furât'ı melâ’ikeler imdâdiyle Hazret-i Danyal hafr [u] ihrâc etdi," deyü yazmış ve nehr-i Dicle Şatt'dır ve mebde’i Diyârbekir'in şarkında Tercil ve Meyyâfârikîn mâbeyninde hurûc edüp uyûn-ı bî-şümâr ictimâ‘ olup bilâd-ı Hasîn-i Keyfâ ve Cezîre-i Musul'a vâsıl olur. Zâr-bîn-i a‘lâ ve Zâr-bîn-i esfelden müstemir olup bu ikisi bilâd-ı Ermen'de niçe sulara haltından sonra Zâr bir nehr-i şedîd olup dâ’imâ ra‘d-vâr gürledüğünden Zârib-i mecnûn derler, ba‘dehû Tikrit'e ve Batâyih'de (---) munsab olur}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286a ·
metinde göster ·
… a sâkin olurlar. Hakîrin kâtib olduğumuz gümrük bundadır ve cânib-i erba‘asında
Arab ve
Acem ve Hind ve Sind ve Çin ve Hıtâ ve Hoten bâzargânlarının hânları bu mahalde …
Varoş-ı Gürcî kapusu: Kal‘anın cânib-i şimâlinde niçe bin hâne ve dekâkîn ve hânlar vardır. Hâlâ dahi imâr olmadadır. Cümle ankâ bâzargânlar bunda sâkin olurlar. Hakîrin kâtib olduğumuz gümrük bundadır ve cânib-i erba‘asında Arab ve Acem ve Hind ve Sind ve Çin ve Hıtâ ve Hoten bâzargânlarının hânları bu mahaldedir. İslâmbol ve İzmir gümrüğünden sonra bu Erzurûm gümrüğü gâyet işler. Zîrâ tüccâr sevdâgerlerine adâlet ederler.,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288a ·
metinde göster ·
… ân harâcı değer, gûyâ kehribâlardır. Bu sütûnların nazîri Mısır u Şâm ve Irâk-ı
Arab ve
Acem'de yokdur. İllâ bu Câmi‘-i Hasan'dadır.
Andan evsâf-ı Câmi‘-i Sultân Hasan: Azerbaycân şâhlarından Sultân Uzun Hasan binâ etmişdir. Ol Hasan'dır kim Erzurûm'un şarkîsine bir merhale karîb Hasankal‘asın binâ edüp Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'le Tercân sahrâsında ceng-i azîm edüp cümle askeri Ebü'l-feth kılıcından geçüp ancak Uzun Hasan Şâh cân kurtarup bu Tebrîz'de dâğ-ı derûnundan cânın verüp bu câmi‘i cenbinde medfûn olan Uzun Hasan câmi‘idir kim serâpâ enderûn [u] bîrûnunun cânib-i erba‘ası ve kıbâbları cümle Kâşî çin ile mebnî olmuş câmi‘-i bî-bedeldir. Hakkâ ki Hasan hüsn-i nazarile bir câmi‘-i müstahsen binâ etmiş kim gûyâ Mısır'daki Sultân Hasan câmi‘idir. Minberi ve mihrâbı ve mü’ezzinân mehâfili üzre olan hûrde-kârlık ve san‘at-ı hezâr-fenlik hezârân üstâd-ı mermerber bir yire cem‘ olsa ol mihrâb ve minbere bir tîşe {ve erre, ya‘nî destere} urmağa kâdir değillerdir. Derûn-ı câmi‘in cânib-i erba‘asında olan revzenlerinde olan san‘at-ı haddâdî ve billûr ve necef ve moran câmlarında olan şuğl-ı bennâyî bir câmi‘de yokdur. Ve kıble kapusunın cânib-i erba‘asında olan gûnâ-gûn zîhler ve mukarnas ve islimîler ve kitâbe ve turuncalar ve girişme ve münakkaş rûmîler var kim her biri sihr-i mübîn mertebesi kasd-ı tasarruflar edüp üstâd-ı kalemkâr yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. Ve cümle derveze ve revzenler üzre mevzûnca kitâbeler üzre Yâkût-ı Müsta‘sımî hattıyla (---)(---) tahrîr olunmuşdur. Ve mihrâbın tarafeyninde iki mevzûn asferü'l-levn seng-i yerekânîsi vardır kim her biri birer İrân [u] Tûrân harâcı değer, gûyâ kehribâlardır. Bu sütûnların nazîri Mısır u Şâm ve Irâk-ı Arab ve Acem'de yokdur. İllâ bu Câmi‘-i Hasan'dadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı Hazret-i Muhammed Şâm-ı Gazan: Zamân-ı kadîmde Âl-i Cengiziyân asrında bu mahal bâğ-ı İrem olup Şâm-ı cennet-meşâm gibi olup ve Şâm tarafı olmağıla bu mahalle Şâm derler imiş. Sene 694 târîhinde Muhammed Şâm-ı Gazan bu mahalde bir kal‘a-i metîn ve hısn-ı hasîn inşâ edüp ismine Şâm-ı Gazan dediler ve on bin ma‘dûd re‘âyâ vü berâyâyı tekâlif-i örfiyyeden mu‘âf ve müsellem 304a edüp bu kal‘ada iskân etdirdi. Ba‘dehû kendüye bu türbe-i pür-envârı inşâ etdirüp Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Dâdyân'da mühendisân [u] mi‘mârân ve berr [u] bihâr seyyâhân çeşm-i ibretler ile böyle bir ibret-nümâ-yı âlî binâ görmüş değildir. Hâlâ İslâmbol'da Galata kullesi-misâl eflâke ser çekmiş bir burc-ı Kahkahâ'dır, ammâ hakîr gördükde kapusu tarafının bir cânibi zelzeleden münhedim olup cümle seng-i cibzi pâymâl-ı rimâl olup yatardı. Vâcibü's-seyr bir binâ-yı azîm ve ziyâret-i kadîmdir. Hamd-i Hudâ, Hân ile girüp ziyâret edüp rûh-ı şerîfiyçün bir Fâtîha-i şerîf tilâvet etdik. Kabr-i münevveresinin mermer sandûkasında böyle tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 303b–304a ·
metinde göster ·
… . Azîm kûh-ı Seylândır. Ve bu kûh-ı Seylân'da hâsıl olan bal-ı engübinin Rûm ve
Arab ve
Acem'de nazîri yokdur}.
{Evsâf-ı me‘âdin-i seng-i Seylân: Kûh-ı Seylân'dan çıkar bir me‘âdindir kim gûyâ la‘l-i Bedahşândır. Lâkin harcı hâsılına berâber gelmedüğünden Şâh Abbâs-ı Evvel'den berü mu‘attal olmuşdur. Ammâ hâlâ murâd olunsa zî-kıymet cevâhirdir kim misli bir diyârda yokdur. Başka bir hâkimi var idi. Azîm kûh-ı Seylândır. Ve bu kûh-ı Seylân'da hâsıl olan bal-ı engübinin Rûm ve Arab ve Acem'de nazîri yokdur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306a ·
metinde göster ·
… ahm sâhibi olduklarından anları at ve katır götürmeğe tahammül edemediklerinden
arabalara ve
mefret câmûslara eğer urup câmûslara süvâr olup başlarında hammâm kubbesi kadar …
{Evsâf-ı kavm-i kabîle-i Kaytak} Ve bu diyârda Kaytak kavmi derler, yigirmi bin kadar kavmdir kim Dağıstân hududundadır. Ba‘zı zamân Aras şehrine ve ba‘zı zamân Şekî şehrine gelüp bâzârlık ederler. Bir acîbü'l-heykel, dâbbetü'l-arz-misâl kazan başlı ve tobra taçlı ve iki parmak enli kaşlı ve omuzlarında birer âdem karâr edecek kadar vâsi‘ ketefli ve sînesi vâsi‘ ve beli ince ve uylukları semîn ve tabanları yassı ve gözleri 311b müdevver ve ahmerü'l-levn vech-i münevver kişilerdir. Ammâ Şâfi‘iyyü'l-mezheb geçinirler cüssedâr âdemlerdir. Kaçan Aras ve Şekî kal‘ası bâzârlarına gelseler cümlesi piyâde sahrâya inüp Şekî arabalarına süvâr olurlar. Zîrâ lahm u şahm sâhibi olduklarından anları at ve katır götürmeğe tahammül edemediklerinden arabalara ve mefret câmûslara eğer urup câmûslara süvâr olup başlarında hammâm kubbesi kadar destârlarıyla Kırım kadısı gibi şavârıp-tırâş ve zekan-dırâz olup iki cânibine muhteşemâne selâm vererek ubûr etdiklerinde gûyâ bir sürü kavm-i Deccâl ubûr eder. Bir acîb ve garîb acebe-likâ oğuz tâ’ifelerdir. Cümle Gîlân ve Şirvân ve Şamâkî halkının masharalarıdır. Gâyet Oğuz kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 311a–311b ·
metinde göster ·
Acem [ve] Belh [u] Buhârâ'da meşhûr-ı âfâk bir beldir kim anı ubûr eden sevdâge …
Soğanlı Beli: Ne‘ûzü billah Rûm'da ve Arab ve Acem [ve] Belh [u] Buhârâ'da meşhûr-ı âfâk bir beldir kim anı ubûr eden sevdâgerlerin ve gayrı serverlerin beli tâk olur, yüz bin mihnet ile anı aşup (---) sâ‘atde mezkûr belin mâverâsında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 326a ·
metinde göster ·
… l kıyâfetde arslan görülmemişdir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Karahisâr dağları Rûm,
Arab ve
Acem'de meşhûr sarp dağlar ve beller ve sengistân ve çengelistân ormanlar olmağ …
{Der-vasf-ı Esed-i Kûhî} şehre nâzır kapusunun iç yüzünde kapu üzre bir taht-ı revân-ı vâsi‘ ile bir arslan derisin pembe ile doldurup gözlerine iri turunç komuşlar ve ağzın ejder-i heft-ser gibi açup dili yerine bir kırmızı keçe pâresi komuşlar. İri dişleri var, her biri hançer-i Türkmândan ve sinân-ı Urbân'dan nişân verir. Burnundan kuyruğunun nihâyetine varınca kırk beş karış bir mefret subû‘ esed-i dağî, bir mehîb arslan-ı âsî imiş. Yedi sene bu dağlarda yaban koyunu ve keçisi ve sığını tenâvül ide ide pîl-i Mahmûdî-misâl olup dağlarda hayvânâtların ırkın kesüp dağlardan kurâ ve kasabâtlara nüzûl edüp at ve katır ve deve ve hımâr ve benî Âdem sayd [u] şikâr etmeğe başlayup âhir-i kâr kolu kuvvetli cânın birisi çatal kurguşum ile şikâr yerken urup kellesi hûrd olup ale'l-fevr mürd, ölüdür, postun yüzüp Tapan Ahmed Ağa'ya getirüp ol dahi ibret-i âlem içün bu taht-ı revân üzre koyup bezzâzistânının kapusunun iç yüzünde asmışdır. Ammâ Hudâ âlimdir, anı gören zî-rûh zann eder. Dörd ayakları sütûna benzer. Pençeleri arvana deve tabanına benzer. Kellesi husrevânî küp'e mânend bir gazanfer-i nerrende, lâkin Bağdâd ve Hille ve Cevâzir ve Kurna arslanları gibi mahbûb değildir. Yine asfaru'l-levndir amma Engürü keçisi gibi yünleri birer karış burma burma sakmış bir mehîb ve acebe- 343b likâ, garîbü'ş-şekl bir esed-i dağîdir. Arslan çölde halk olunmuşdur. Bu dağda hâsıl olmağıla bu gûne halk olunmuşdur. Hiç ol kıyâfetde arslan görülmemişdir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Karahisâr dağları Rûm, Arab ve Acem'de meşhûr sarp dağlar ve beller ve sengistân ve çengelistân ormanlar olmağıla kaplanı ve vaşakı ve yaban gûsfendi ve sığını ve zerdeva ve sansarı ve sırtlan kurdu ve andık kurdu ve kara kurdu ve tilki ve çakalı gâyet çokdur. Dağlarına oduncular gitmeğe âcizlerdir. Tâ bu mertebe hayvânât-ı gûnâ-gûn ile memlû azîm kûh-ı bülendlerdir. Bir kerre "Karadeniz'den Kazaklar çıkup bu dağları ubûr edüp niçe kurâ ve kasabâtları nehb u gâret etmeğe dağlara çıkup cümlesini dağlarda kaplanlar ve kurdlar ve ayılar ve sâ’ir yırtıcı hayvânlar yırtup helâk edüp şikâr almak sadedinde iken kendüleri yırtıcı hayvânlara şikâr olup cân kurtarmadılar. Ol zamandan berü Kazak-ı Ak'dan şehrimiz emn [ü] emândır", deyü nakl etdiler. Zîrâ Karadeniz sâhilinde (---) şehri bu Karahisâr-ı Şarkî'ye (---) merhale yer karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343a–343b ·
metinde göster ·
… Kubbeler ile mebnî meşhûr-ı âfâkdır. Kiraz mevsiminde cemî‘î nevâhîlerden araba
araba ve
esb ve biğâl ve hımâr-süvâr niçe bin âdem gelüp bu germâbda çimüp cerebden ve b …
Der-sitâyiş-i germâb-ı Lâdik: Bu Lâdik'e bir buçuk sâ‘at ba‘îd garb tarafında Hallez nâm bir karyedir. Bir püşte-i âlî üzre vâkı‘ olmuş bâğçeli ve bir câmi‘li ma‘mûr karye-i müselmânlardır. Altında bir nehr-i sağîre cereyân edüp niçe âsiyâb-ı dakîkler cereyân etdirir. Ba‘dehû Kızılırmağ'a munsab olur. Zîrâ Lâdik'in dağları ardında vâkı‘ olmağıla Lâdik buhayresine karışmaz. Bu nehrin kenarında Hallez ılıcası vardır. Kubbeler ile mebnî meşhûr-ı âfâkdır. Kiraz mevsiminde cemî‘î nevâhîlerden araba araba ve esb ve biğâl ve hımâr-süvâr niçe bin âdem gelüp bu germâbda çimüp cerebden ve barasdan bi-emrillah şifâ bulur. Bu ılıcanın ayağı nehr-i Hallez'e munsab olup Kızılnehre rîzân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345b ·
metinde göster ·
Kalenderoğlu nâmân celâlîler muhâsara edüp bir tarafdan zafer etmeğe kâdir olma …
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-i Koca: Yine Kocakaya nâmıyla meşhûrdur bir püşte-i bülendin üstünde gerçi küçük kal‘adır ammâ Karahisâr-ı Şarkî'den sarp hisâr-ı üstüvârdır. Burc [u] bârûları cümle yed-i kudret ile mebnîdir. Ve yekpâre yerli kayadandır, kâr-ı benî Âdem değildir. Kal‘aya urûc etmeğe bir râhı ve bir bâbı vardır. Gayrı yerden çıkılmak muhaldir. Ebrâcları ve dendân-ı bedenleri nâdirdir. Cümle kesme kayalardır. Niçe kerre Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu nâmân celâlîler muhâsara edüp bir tarafdan zafer etmeğe kâdir olmayup hâ’ib ve hâsir gitmişlerdir. Ammâ sene 476 târîhinde Âl--i Dânişmendî'den Melîk Gâzî, Rûm keferesi destinden dest-i kahr ile feth edüp ba‘dehû Yıldırım Hân destine girmişdir. Lâkin bânisi ma‘lûmum değildir. Hâlâ (---) hâkinde Köprü kazâsı nevâhîlerindendir. Derûn-ı kal‘ada iki yüz mikdârı neferât hâneleri ve dizdârı ve yüz elli neferâtları vardır. Bir câmi‘i ve su sarnıçları ve gılâl anbârları ve yedi sekiz aded hûrde topları ve kifâyet mikdârı cebehânesi dahi vardır. Ammâ hammâmı ve hânları ve bezzâzistânı ve sâ’ir imâretleri yokdur. Lâkin bir kaç dükkânları vardır. Cümle halkı çam ağacından boduç ta‘bîr ederler, lisân-ı Türkî'de emzikli bardaklara boduç derler, anı yaparlar. Ve çöğür ve tanbûr ve tanbûra ve ravza ve karadüzen ve şarkî ve yonkâr nâm sâzları yapup kâr edüp ehl-i hevâ, ehl-i saz çoğu bî-namâz Etrâk halkıdır. Andan kalkup cânib-i şimâle ma‘mûr kurâları Deşan dağı eteğinden geçüp (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 348a ·
metinde göster ·