Bir dar boğazdır kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Ol gece cümle
arabaları tabur
çatup cümle esîrleri muhkem bağlayup ve cânib-i erba‘aya karavullar koyup üç yü …
Bir dar boğazdır kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Ol gece cümle arabaları tabur çatup cümle esîrleri muhkem bağlayup ve cânib-i erba‘aya karavullar koyup üç yüz yiğitden bir kişi eksik sabâha dak bîdâr âmâde durup cümle hayvânları da zabt [u] rabt edüp ale's-sabâh on dörd sâ‘at giderken yüz bin renc [ü] anâ ve havf u haşyet çekerek Pisan dağın aşup nâçâr Jidvar kal‘ası önünde yatdık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3b ·
metinde göster ·
… vâhidde kılıçdan geçirdik. Ve cümle sığır ve koyunları sıyırup saldık. Ve cümle
arabaları tabur
gibi ederek kâfir bizi beklediği Bortin boğazı nâm mahalle varup tekrâr müşâver …
"Bire meded küffâr boğazın ağzın almış ve azîm ağaçları kırıntılar dökmüş. Sol tarafda pür-silâh olup dururlar" dedikde biz dahi Tatar gâzîlerimizle bir yere cem‘ olup müşâvere edüp elimizde olan esîrlerin elleri kılıca yapışmağa kâdir olanları ân-ı vâhidde kılıçdan geçirdik. Ve cümle sığır ve koyunları sıyırup saldık. Ve cümle arabaları tabur gibi ederek kâfir bizi beklediği Bortin boğazı nâm mahalle varup tekrâr müşâvere edüp küffâr aşağı boğazı beklerken yüz aded tüfeng-endâz yiğitlerimiz dağdan kâfirlerin üzerlerine bir yaylım kurşum yağdırdıkları gibi bizler dahi Tatarlar ile iki yüz yiğit dere içinden "Allâh" deyüp koyuldukda hamd-i Hudâ küffârı boğaz ağzından koparup atlıların atlımız, piyâdelerin piyâdelerimiz kıra kıra ol ân yüz kelle ve iki yüz Macar ve iki avret esîr edüp mukaddemâ kırdığımız(ın) esîrlerin ivazın Hudâ-yı Barî yârî olup bu kadar mâl-ı ganâ’im alup bırakdığımız sığırları dahi çözüp {ve esîrleri alup}4a hamd-i ilâh esîrlikden halâs olup serserî giderken on iki aded esîr Macarlarımız eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3b–4a ·
metinde göster ·
… nca her tarafdan Macar katanaları tüccârlara sataşmasın deyü kol kol asker olup
arabaların tabur
çatarak Kanije ve Pojaga askeriyle kırk günden sonra gitmeğe âmâde olup bu pana …
Hulâsa-i kelâm eğer bu panayır cem‘iyyet-i kübrâsını manzû[ru]muz olduğu üzre tahrîr etsek başka bir risâle olur. Ancak kırk günden ziyâde duramazlar, zîrâ herkes metâ‘ın alınca ve satınca her tarafdan Macar katanaları tüccârlara sataşmasın deyü kol kol asker olup arabaların tabur çatarak Kanije ve Pojaga askeriyle kırk günden sonra gitmeğe âmâde olup bu panayur kal‘asındaki dükkânların kirâların Kanij[e] ağaları tahsîl ederler, zîrâ bu panayır mâlı Kanije kullarının aklâmlarıdır kim beher sene yedi sekiz bin guruş hâsıl olur. Bu hayrât Fâtih-i Kanije İbrâhîm Paşa hayrâtıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63b ·
metinde göster ·
… re yüz bin kâfir oldu ve yüz binden ziyâde bârhâne götürmeğe ve kondukları yere
arabaları tabur
yapmağa demirden zencîrler ile bağlı arabaları var. Hâlâ nehr-i azîm Edil suyun …
"Pâdişâhım, işde üç kerre yüz bin Maskov küffârı Vezîr Şeremet Ban ile ‘Hân seferdedir, ve Kırım boşdur’ deyü cümle küffâr Kırım vilâyeti üzre gitmededirler. İki yüz pâre topları var ve iki kerre yüz bin aded kâmil Kalmık kâfirleri imdâdları var. Cümle beş kerre yüz bin kâfir oldu ve yüz binden ziyâde bârhâne götürmeğe ve kondukları yere arabaları tabur yapmağa demirden zencîrler ile bağlı arabaları var. Hâlâ nehr-i azîm Edil suyun cümle gemilerle geçüp Heyhât sahrâsı içinden ibtidâ Kırım'a varup andan kal‘a-i Azağ'a gelüp Azağı ve Kazağı alsa gerek. Hâlâ Maskov'un (---) nâm kal‘ası üzre deryâ-misâl leşker ile gitmededirler. Bilin, âgâh olun, ana göre pâdişâhım bir tedârik görün. Bolay kim bu kâfire bir kırlıkda ve Heyhât sahrâsı çölünde râst gelesiz" deyü Hân hazretlerine Maskov'un Heşdek müselmânlarından böyle haber gelince Hân-ı âlîşân şâd-ı handân olup cemî‘i iş erleri kart kişiler ve kart atalıklar ve ot ağaları ile müşâvere edüp fi'l-hâl kendü yanında olan seksen yedi bin aded Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikârlarının cümle üsârâları ve mâl-ı ganâ’imlerin Kırım'a gönderdi, zîrâ Kırım Tatar ılgarıyla bir merhale yer kalmışdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112a ·
metinde göster ·
… n küşâde kılup ölüsü dirisine binüp balyemez topların taşra çeküp iki bin kadar
arabaların tabur
ve küren çatarak top tüfenglerin atarak erganon ve torompete ve luturyan borula …
Netîce-i kelâm küffâr-ı dûzah-karâr Tatar'ın bu yan verdiği hâlin görüp kaçdı mülâhazasında olup taburunun cümle kapuların küşâde kılup ölüsü dirisine binüp balyemez topların taşra çeküp iki bin kadar arabaların tabur ve küren çatarak top tüfenglerin atarak erganon ve torompete ve luturyan boruları ve nâkûsların çalarak üzerimize cemapur askeri gibi gelir, ammâ taburundan dahi çok alarka olmağa havf edüp âheste âheste gelerek bizim askerimizin meydân-ı ma‘rekede binden mütecâviz güzîdesi belki dahi ziyâdesi câm-ı eceli nûş edüp bî-hûş zîr-i zeber yatdıklarını küffâr görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114a ·
metinde göster ·
… arıyla cümle vedâlaşup kurtulduğumuza yüz bin hamd [ü] senâ ederek cümle Maskov
arabaların tabur
gibi küren çatup toplarımız ileri ve geri âmâde edüp cümle Maskov askerimiz pür …
Andan Taysı Şâh oğlu Moyinçak Şâh ve anın oğlu Kodal Alp ve Dar Alp ve Kolat Alp ve Olgoy Alp ve Soloy Alp ve (...) Alp ve gayri mirzalarıyla cümle vedâlaşup kurtulduğumuza yüz bin hamd [ü] senâ ederek cümle Maskov arabaların tabur gibi küren çatup toplarımız ileri ve geri âmâde edüp cümle Maskov askerimiz pür-silâh atbaşı berâber yine Kalmığistân içre bir gün şimâl cânibine Heyhât-ı bî-pâyân içre seğirdüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180a ·
metinde göster ·
… l-i nehr-i Güğemli kenârında bir kamışlı ve sazlı yerde Kalmık Tatarı havfinden
arabaları tabur
çatup meks etdik. Hikmet-i Bârî bu mahalde şiddet-i şitâdan dörd yerden güneş d …
Menzil-i nehr-i Güğemli kenârında bir kamışlı ve sazlı yerde Kalmık Tatarı havfinden arabaları tabur çatup meks etdik. Hikmet-i Bârî bu mahalde şiddet-i şitâdan dörd yerden güneş doğdu. Âdetullâh üzre cânib-i şarkdan tulû‘ eden âfitâb-ı âlem-tâb kankısı idiği nâ-ma‘lûm idi. Cümle bizimle olan Azak ihtiyârları kırk elli yıldan berü böyle dörd yerden güneş doğduğun görmedik, dediler. Sebebi oldur kim gâyet şiddet-i şitâdan bu Heyhât sahrâsı üzre güneş te’sîr etmeyüp sâ’ir sevâhil olan vilâyetler üzre zulumâtlar olmayup ol vilâyetler üzre evc-i âsumânda güneşler nümâyân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 188b ·
metinde göster ·