… ervîş-i dil-rîşânları vardır. Tahtânî bir vâsi‘ meydânı vardır. Şiddet-i şitâda
araba ile
meydân-ı muhabbete mişe ve pelid dırahtların götürüp alev ber alev yakup cümle …
Der-sitâyiş-i tekye-i Mustafâ Baba Sultân: Tekye-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Rûm ve Arab ve Acem'de meşhûr-ı âfâk tekye-i gınâdır. Bir yirden aslâ avâ’id [ü] fevâ’idleri ve çift ve çubukları yokdur. Yüz elli kadar pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden fakr [u] fâka erenleri, dervîş-i dil-rîşânları vardır. Tahtânî bir vâsi‘ meydânı vardır. Şiddet-i şitâda araba ile meydân-ı muhabbete mişe ve pelid dırahtların götürüp alev ber alev yakup cümle âşıkân cânib-i erba‘asında cân sohbeti edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhî ed‘ıyesine müdâvemet ederler. Hikmet-i Hudâ bu cânların bir yirden cihet-i ma‘îşetleri yok iken her tarafdan nezerâtları gelüp kût edinirler. Pîr-i pîşvâ azîzin kabr-i şerîfi etrâfında ol kadar musanna‘ şeb-çerâğ u kanâdiller ve şem‘dânlar ve alem ü tabl [u] kudûmler ile müzeyyen bir âsitânedir. Şeb [u] rûz matbahında ni‘meti tabh olup âyende vü revende müsâfirîne subh u mesâ ni‘metleri mebzûldur. El-kıssa ulu âsitâne-i Âl-i Abâdır. Andan yine cânib-i şarka (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b ·
metinde göster ·
… deyince hemân Kaya Sultân'ın aklı başından gidüp ol ân bre koçı, deyüp fi'l-hâl
araba ile
Bâğçekapusu'na gelirken bî-tâb u bî-mecâl kayığa girüp Üsküdar'a gelirken paşa …
Hikmet-i Hudâ; Paşa efendimiz Üsküdar'a ubûr edüp ardı sıra çavuşlar ta‘yîn olunca Kaya Sultân efendimize münâfıklar "Paşa'nın katline bostâncıbaşı ve çavuşlar ta‘yîn olundu" deyince hemân Kaya Sultân'ın aklı başından gidüp ol ân bre koçı, deyüp fi'l-hâl araba ile Bâğçekapusu'na gelirken bî-tâb u bî-mecâl kayığa girüp Üsküdar'a gelirken paşa bir kayık ile istikbâline çıkdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 183b ·
metinde göster ·
Fâtıma Sultân gelüp "Şer‘ile benim ehlimdir. Mısır hazînesi nikâhım var" deyü c …
Ale's-seher ki oldu, hemân bir koçi araba ile Fâtıma Sultân gelüp "Şer‘ile benim ehlimdir. Mısır hazînesi nikâhım var" deyü cümle odaları ve hazîneyi mühürleyüp cümlemiz taşra kovup paşanın na‘ş-ı şerîfin taşra dîvânhâneye bırakdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 45b ·
metinde göster ·
zahîre ve cebehâneler ile Beğko Paşa bir alay-ı azîm ile şâdumânlar ederek ordu …
Ve cümle cebehâne cebecibaşıya ve cümle topları topçubaşıya teslîm edüp kal‘a içinde ancak iki yüz yigirmi yedi aded küffâr bulunup cümlesin der-zincîr edüp derûn-ı kal‘aya Ohri beğini askeriyle muhâfazacı koyup bin aded araba ile zahîre ve cebehâneler ile Beğko Paşa bir alay-ı azîm ile şâdumânlar ederek ordu-yı İslâma gelüp dâhil oldukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109a ·
metinde göster ·
ve cümlemiz pür-silâh atlarımızla kal‘adan çıkalım ve doğru Komaran kal‘amıza g …
"Üç bin araba ile ve cümlemiz pür-silâh atlarımızla kal‘adan çıkalım ve doğru Komaran kal‘amıza gidelim, ammâ bizi üç vezîriniz ve elli bin askeriniz bizi Komaran'a götürsün, zîrâ bizi Tatar ve Eflak ve Boğdan bizi kırar" dedikde.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 118b ·
metinde göster ·
… na sizden râzı ola. Eyle etdiğiniz eyliğin mukâbelesinde size ve askerinize iki
araba ile
yigirmi bin guruş ile elli araba zahîre gönderilmişdir. Kabûl edüp lütfunuzdan …
"Siz safâ geldiniz ve kadem getirdiniz. Hâlâ kurâlarımızı ve ma‘mûr u müzeyyen bâğlarımızı ve kasırlarımızı yakup yıkmadınız. Îsâ ve Meryem Ana sizden râzı ola. Eyle etdiğiniz eyliğin mukâbelesinde size ve askerinize iki araba ile yigirmi bin guruş ile elli araba zahîre gönderilmişdir. Kabûl edüp lütfunuzdan ricâ olunur kim şöyle bir hasretü'l-mülûk şehr-i ma‘mûr [u] müzeyyenimiz harâb u yebâb etmeden kalkup gidesiz" deyü mektûbu kırâ’at olundukda hedâyâları makbûle geçüp cümle guruşları ve zahâ’irleri guzât[a] taksîm olunup hakîre yüz aded döğme talar guruş verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 129a ·
metinde göster ·
"Biz Filimenk vilâyetinde Amıstırdam şehrinden oluruz. Yigirmi gündür kim
araba ile
size gelirken günden güne bu kapudanımızın marazı müşted olup böyle tulum gibi …
"Biz Filimenk vilâyetinde Amıstırdam şehrinden oluruz. Yigirmi gündür kim araba ile size gelirken günden güne bu kapudanımızın marazı müşted olup böyle tulum gibi şişdi", dediklerinde hemân ol ân herîfi arabadan yağ tulumu gibi endirüp bir çârpâylı serîr üzre yatırup, ammâ serîrin başı tarafı yüksek ve ayakları tarafı alçak ve ortası tebevvül ve tegayyuz edecek havruz deliği var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
geçüp kal‘aya girince küheylân atına süvâr olup cümle atı ve kendüsi zer-ender- …
Ba‘dehu paşa nehr-i Tuna üzre cisrden araba ile geçüp kal‘aya girince küheylân atına süvâr olup cümle atı ve kendüsi zer-ender-zer cevâhire gark olup âheste âheste giderken Selîmî destârı üzre cevâhirli sorguc-ı pâdişâhî takınup ve nâme-i hümâyûnu kendü koynuna sokunup nâmenin kisesi ve cevâhirli altun kozalağı paşanın yakasında görünüp semmûr kabaniçse ve cümle mataracıları ve tüfengcileri ve şâtırları ve ke'l-evvel silihdâr ve çukadâr ve cümle iç ağaları pür-silâh ve mülebbes ve cümle hedâyâ götüren ağaları ve gayriler ikişer ikişer at başı berâber ubûr ederek çâsârın sarâyı meydânının kapusundan içeri ibtidâ hâlîçeler andan otağ-ı pâdişâhî ve andan atlar girüp meydân-ı mahabbetde durdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 64b ·
metinde göster ·
… -i hasrı yok idi. Ba‘dehu vakt-i zuhrda kral bir cevâhirli ve on iki atlı hınto
araba ile
ubûr edüp ardı sıra iki binden mütecâviz pençe-i âfitâb mûğ-pîçe gılmânlar ubûr …
Evvelki gün elçi paşayı otakda ziyâfete da‘vet etmişdi. Bu kerre kral-ı bed-fi‘âl elçi paşaya esbâb-ı ihtişâm-ı dârât-ı azamatin göstermek içün bir cemapur keferesi gibi bir asker-i bî-hadd [ü] bî-pâyân ile ubûr etdi kim kara şapkalı küffâr cihânı dutup yetmiş yerde erganon ve torompete ve nâkûs ve borular ve tabl-ı Cemşîdler döğülerek haçlı peykerler ile cünûd-ı cünüb-i küffâr piyâde ve atlı ol kadar ubûr etdiler kim hadd-i hasrı yok idi. Ba‘dehu vakt-i zuhrda kral bir cevâhirli ve on iki atlı hınto araba ile ubûr edüp ardı sıra iki binden mütecâviz pençe-i âfitâb mûğ-pîçe gılmânlar ubûr edüp dahi ardı sıra kendü tabl u nâkûs u erganonları çalınarak güzer edüp bâğ-ı Merâm'ına vardıkda hemân ol ân başkomsar gelüp elçi paşayı ziyâfete da‘vet etdikde hemân paşa-yı müdebbir cümle alayıyla pür-silâh sâde mehterhâne faslı ederek çâsârın bâğına varup çâsâr ayağa kalkup yine tahtına oturup paşa içün Osmânlı tarzı otak yanında bir otak ve bir cerge kurup yerlerinde oturup ta‘âm-ı firâvân geldi, ammâ cümle bizim aşçılar ta‘âm-ı gûnâ-gûn pişirmişlerdi. İki sâ‘at kâmil Ma‘dî-kereb gibi ta‘âmlar yenüp çâsâr yalnız başlı başına yeyüp ba‘zı ta‘âmlardan mahabbeten paşaya altun ve cevâhirli tabaklar ile ta‘âmlar gönderüp ba‘de't-ta‘âm paşaya bir semmûr kürk ve on kîse ve bir hınto araba hedâyâ verüp andan kral ile paşa vedâlaşup yine alayımızla mehterhânemiz döğerek konağımıza geldik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68a ·
metinde göster ·