… af saf olup gürûh gürûh alay ile ubûr ederlerdi. Ve iki kerre yüz bin esb-süvâr
asker dahi
alay ederlerdi. Tâ bu mertebe kerr ü fer sâhibi zîşân kıral idi.
Ba‘dehu bu Tuna'dan imdâd olmayınca yine Vezendon Kıral, İslâmbol'a su getirdmek içün su kemerleri cânibinden bir ayn-ı zülâli üstâd-ı mühendislere mâl-ı firâvân bezl edüp Kırkçeşme kemerleri ile İslâmbol'a bir mâü'l-hayât getirüp Kırkçeşme'den gayrı üç bin çeşme-i hayevân cereyân etdirüp İslâmbol'u eyle ma‘mûr [u] âbâdan etdi kim Yanko vezîri Kanator'anın binâ etdüği Yedikulle kal‘asından tâ Sarâyburnu kal‘ası rüknüne gelince şâhrâhın tarafeynine murassa‘ mînâ iskemleler üzre zer-ender-zere müstağrak olmuş kat-ender-kat kemer kuşaklu sipâh kulları selâma durup el bağlarlardı. Ve yüz bin piyâde murassa‘ tâclu kemer-beste kullar dahi önü sıra saf saf olup gürûh gürûh alay ile ubûr ederlerdi. Ve iki kerre yüz bin esb-süvâr asker dahi alay ederlerdi. Tâ bu mertebe kerr ü fer sâhibi zîşân kıral idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b ·
metinde göster ·
… âkir-i Tatar, Timur cânibine firâr etdiler. Andan niçe bin ulûfesiz derme çatma
asker dahi
Yıldırım vezîrinin sû’-i tedbîriyle Timur'a tâbi‘ olup Yıldırım Hân ol an sehel …
Andan sene (---) târîhinde Îrân-zemînden Timu[r]lenk hurûc edüp otuz yedi mülûkü rikâbında piyâde yürüdüp cümlesini fermân-beri etdi. İllâ Yıldırım Hân şecî‘ ve bahâdır pâdişâh olmağile Timur-ı bî-nûra ser-fürû etmeyüp Timur, Yıldırım Hân üzre gelüp (---) nâm sahrâda iki asâkir-i bî-pâyân saf bağlayup ceng-i âheng mahallinde Yıldırım Hân'a dilgîr olan eşkinci Tatar tâ’ifesinden hemân on iki bin asâkir-i Tatar, Timur cânibine firâr etdiler. Andan niçe bin ulûfesiz derme çatma asker dahi Yıldırım vezîrinin sû’-i tedbîriyle Timur'a tâbi‘ olup Yıldırım Hân ol an sehel asker ile kalup gayretinden bir nâ-tamâm tay üzre süvâr olup dal-kılıç Timur askeri içine girüp eyle şemşîrbâzlık etdi kim Tatar'ı demet demet püşte püşte ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24a ·
metinde göster ·
… nan Tokad ve Sivas ve Kemâh ve Erzurûm ve Canha ve Bayburd ve Tarabefzûn cânibi
askerleri dahi
bahr-i İslâmbol'a gelüp berren cümle asker yine Karadeniz Boğazı'ndan ubûr edüp …
Mukeddemâ Uzun Hasan destinden feth olunan Tokad ve Sivas ve Kemâh ve Erzurûm ve Canha ve Bayburd ve Tarabefzûn cânibi askerleri dahi bahr-i İslâmbol'a gelüp berren cümle asker yine Karadeniz Boğazı'ndan ubûr edüp Okmeydânı nâm mahalde küffâra mukâbil ol asker-i bî-pâyân hayme-i çetr-i müllemmâ‘ları ile sahrâ-yı sehmi lâlezâr edüp meks etdiler. Cümle asâkir-i İslâm İslâmbol'un ancak kara cânibin muhâsaraya şurû‘ edüp metrisler ve lağım mühimmâtları ve top-ı kûp siperleri tedârüküne meşgûl olup kal‘anın ancak deryâ tarefeyni kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25a ·
metinde göster ·
… istân ve gönüllüyân ve kapudan paşa ve altmış pâre kadırga sâhibi deryâ beğleri
askerleri dahi
on bin asker deryâ seferine me’mûrlar idi. Ammâ erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı tîmâr …
Yedi yüz altısı ze‘âmet idi, mâ‘adâsı tîmâr idi, kânûn üzre cebelüleri ile on iki bin altmış yedi asker olurdu. Tershâne-i azebistân ve gönüllüyân ve kapudan paşa ve altmış pâre kadırga sâhibi deryâ beğleri askerleri dahi on bin asker deryâ seferine me’mûrlar idi. Ammâ erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı tîmârların senevî hâsılları yüz seksen kerre yüz bin akçe olur ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 55a ·
metinde göster ·
… îce-i merâm İpşir'in basîreti bağlanup kendüsi başdardaya süvâr olup seksen bin
askeri dahi
İslâmbol'a ubûr edüp bir alay-ı azîm ile Eyyûb'dan ve Edirnekapusu'ndan Âyişe S …
Netîce-i merâm İpşir'in basîreti bağlanup kendüsi başdardaya süvâr olup seksen bin askeri dahi İslâmbol'a ubûr edüp bir alay-ı azîm ile Eyyûb'dan ve Edirnekapusu'ndan Âyişe Sultân sarâyına girüp andan sa‘âdetlü pâdişâha varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 80b ·
metinde göster ·
… yına gelmeden Sarâyburnu'ndan bostâncıbaşı kayığına süvâr olup hâzır olan cümle
askeri dahi
yüz elli pâre kayıklara süvâr olup Üsküdar'daki Kaya Sultân bâğçesi'ne geçüp ka …
"Yürü Allâh âsân getire, tuğra-keş vezîr serdârımsın, ale'l-akîb inşâ’allâh ben dahi lalam ile ol câniblere azîmetim vardır" dedükde İpşir Paşa eleminden zerd-rû olup meyyit-i müteharrik oldu. Melek zemîn-bûs eder şekilli olup pâdişâha hayr du‘âlar edüp sarâyına gelmeden Sarâyburnu'ndan bostâncıbaşı kayığına süvâr olup hâzır olan cümle askeri dahi yüz elli pâre kayıklara süvâr olup Üsküdar'daki Kaya Sultân bâğçesi'ne geçüp karâr etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 80b ·
metinde göster ·
gelüp Praşov dağlarına ve İrşova bellerine varınca küffârı becenelerde ve kemîn …
Ba‘dehu Tatar askeri dahi gelüp Praşov dağlarına ve İrşova bellerine varınca küffârı becenelerde ve kemîngâhlarda bulup yigirmi binden mütecaviz Eflak esîri ve altmış yedi bin Boğdan esîri alındı deyü tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 85b ·
metinde göster ·
cümle küheylân atlar üzre pür-silâh ubûr ederler. Andan,
Garâbet bu kim bir kelb ve hınzîr yılda iki kerre yavrulayup sekizer onar enikleri ve göblezleri ve fino ve fitirnevcikleri ve balacıkları olur, hınzîrın dahi sekiz ve on aded alaca ve karaca ve sarıca çoçkaları, bocukları ve hırcaları olur, kelb ve hınzîr cihânı dutmak gerek idi. Ammâ bi-emrillâh koyun seher-hîz olduğundan rîh-i rahmete nâ’il olup Hak celle ve alâ dölüne ve döşüne berekât verir. Ammâ hınzîr bütün gece burnuyla yeri nadaz nadaz yarup yerden kök çıkarup yer, sabâh vakti hınzîr gibi hor hor hâblar ve kelb dahi tûl-ı nehârda van van uluyup vakt-i seherde burnun kuyruğu altına sokup muşıl muşıl uyur. Ol ecilden göblezleri ve hınzîr bocukları mu‘ammer olmaz, aceb hikmetullâhdır. Netîce-i merâm bu celeb-keşân askeri dahi cümle küheylân atlar üzre pür-silâh ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169b ·
metinde göster ·
… yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl
asker dahi
yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr- …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
… îkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm
askeri dahi
bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn …
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
… ı asker ile ol gün ol gice ılgar edüp uğradığımız yerlerde ata dona kâdir olan,
askerî dahi
olmayan âdemleri sürerek ertesi gün vakt-i seherde bir vâdî içre menzil-i
Bu şehri temâşâ edüp cümle Tortum sancağı askeriyle Erzurûm altına gitmeğe cem‘iyyet-i kübrâ etmişken hikmet-i Hudâ Karadeniz sâhilinde Gönye kal‘asına Kazak-ı Ak ale'l-gafle istîlâ etdüğü haberi Gâzî Seydî Ahmed Paşa'ya haber gelince ol ân Bismillah ile mübârek tenine zırh-ı Dâvûdî'sin giyüp bilâ-fermân atına süvâr olup "Dîn-i mübîn uğuruna gazâ ve şehâdet isteyen, at ve timar ve ze‘âmet ve mâl-ı ganâ’im isteyen gelsin" deyüp şehrden taşra çıkup bâğlar başında 329a sehl ârâm edüp cümle bin mikdârı güzîde müsellah ve sebük-bâr güzîde asker olup, "Ardım sıra gelmeyenin vay hâline", deyüp üç nevbet gülbâng-i Muhammedî çeküp cânib-i şimâle cümle hayyâl-ı küheylân atlı asker ile ol gün ol gice ılgar edüp uğradığımız yerlerde ata dona kâdir olan, askerî dahi olmayan âdemleri sürerek ertesi gün vakt-i seherde bir vâdî içre menzil-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 328b–329a ·
metinde göster ·
… i" deyince tarfetü'l-ayn içre Köprülü çarhası meydân-ı muhabbete çıkup Alî Paşa
askeri dahi
ileri varup çarha askeri gösterüp gerüde beş koldan kafadar kat kat asker koyup …
ebyâtı üzre vakt-i seherde paşa cümle ordu etrâfına muhâfazacı askerleri koyup Bismillah ile altı bin salt güzîde urguncu ve yağmacı ve tâlâncı asker atlayup ılgar ile cânib-i kıbleye yedi sâ‘at gidüp Kankırı hâkinde Kurşumlıdağı eteğine vardıkda meğer Köprülü'nün çâşıdı varup "İşte Varvar Alî Paşa askeri geldi" deyince tarfetü'l-ayn içre Köprülü çarhası meydân-ı muhabbete çıkup Alî Paşa askeri dahi ileri varup çarha askeri gösterüp gerüde beş koldan kafadar kat kat asker koyup iki çarha birbirine dokuşup bir sâ‘at yahşı ceng-i perhaş [u] savaş olup bir sâ‘atden Köprülü tarafı aslâ dayanamayup münhezim olup beş aded eyâlet askeri kimi dendân-ı tîğdan geçerken kimi Lâ ilâhe illallah der, kimi Muhammedün Resûlullah der, kimi amân ve kimi yamân deyüp bu kadar mahlûk-ı Hudâ târumâr oldular. Köprülü askerin Varvarlı varup koyun kuzular gibi yalayup hayme ve hargâhları ve bâr ü bengâhları ve tevâbi‘at-ı bî-günâhların âhın alup küffâr gibi zincirleri gerdenlerine bend kılup esîr gibi bu kadar müslimîni keşan ber-keşân edüp atdan ve dondan ve katar u mehârdan ve'l-hasıl devlet-i dünyâdan ayrılmış, ömründe piyâde yürümemiş ve ka‘r-ı vakâr sâhibi muhteşem ağaları sekbân ve sarıcalar yalın ayak ve başı kabak piyâde yürüdüp kimin kırarlar, kimin esîr ve kimin âzâd ederler ve ba‘zısına "mâlını kande gömdün" der, işkence ederler ve kimi pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste bu kadar kavm, koyun sürüsü gibi giderlerdi. Ba‘zısını istedikleri yerde katl ederlerdi. Bu kadar fezâhatden mâ‘adâ Âl-i Osmân pâdişâhının üç tuğlu bir ihtiyâr-ı âlî-vakâr Köprülü Mehemmed Paşa'yı ve iki tuğlu Amâsiyyeli Kör Hüseyin Paşa'yı ve iki tuğlu Kara Sefer Paşa'yı ve Amasiyyeli Hacı Efendizâde gibi hânedân sâhibi kimesneleri dest-ber-kafa bağlı hûn ciğerleri dâğlı, çeşm-i pür-hûnları yaşlı ve bâğırları başlı Varvar Alî Paşa'nın tuğları önü sıra boğazlarında tavk-ı la‘net ile zincirler ile akd olunmuş eyle nâzenîn vücûdları ol şiddet-i hârda piyâde giderek "el-hükmü lillah" deyüp her ân ve her sâ‘atde cellâd-ı feleğe muntazır olup lisânlarında kelime-i Tevhîd gitmezdi. Gör felek atlasının hâlin kim bir ân evvel bu kadar kerr u ferr ve dârât [u] azamet sâhibi idiler. Bir ân-ı vâhidde cübbe ve destâra mâlik olmayup piyâde zencîr-keş olup sekbân ve sarıca elinde esîr oldular. Bu hâlde iken gözleri önünde tevâbi‘ [u] levâhıkların katl edüp kılıcının kanın cellâdlar paşaların üzerine silerlerdi. Hulâsa-i kelâm bir vezîr ve beş mîr-i mîrân-ı sâhib-îmân Varvar Alî Paşa'nın üç direkli otâğı sütûnlarında bâr-ı bend zincîrler ile bağlı ve sâ’ir mîr-i mîrânlar ve sâ’ir mîr-i livâlar ve gayrı a‘yân-ı kibârlar yüzü üstüne bağlı idi. Sâ’ir Köprülü ve Hüseyin Paşa ve Kara Sefer Paşa askerleri gayrı çadırlarda esîr [ü] gürisneler idi. Bu mâbeynde Varvar Alî Paşa'nın bir habbeye ve bir lipâçe cübbeye muhtâc ve aç u zevi'l-ihtiyâc olan piyâde seyis ve harbende ve akkâm ve meş‘alcileri ve kâse-şûyları birer katar bâr-ı sakîle ve bu kadar mâl-ı ganâ’ime ve beşer onar aded zırh u zıreh külâhlı ve katlâvî ve cebe vü cevşenli köçeklere mâlik olup Fir‘avn u Şeddâd gibi gurur hâsıl etdiler. Varvar Alî Paşa ise mansûr u muzaffer oldum, deyü enâniyyet da‘vâsında mu‘âmele etmeğe başladı. Ve henüz ısyân [u] tuğyânı zâhir ü bâhir oldu. Ve günden güne ordusunda haşerât-ı Cemâpûr cem‘ olmada. Ve etrâf-ı kazâlarda mîr-i mîrânlar asker sürmeğe ve zehâ’ir sürmeğe me’mûr oldular. Ve ba‘zı mîr-i mîrânlara evâmirler tahrîr edüp "Elbette eyâletin askeriyle bizim ordumuza gelesin ve illâ üzerine asker çekerim" deyü mü’ekked emirler tahrîr olundu. Ve ba‘zı ehl-i ırz ümerâ ve mîr-i mîrânlar ordusuna geldikde cümle otuz yedi bin asker oldu. Bu hâl ile kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek yine Kankırı sancağı hâkinde, menzil-i karye-i Bozoğlan nâm mahalle geldikde hakîr huzûruna varup "Gazânız kutlu olsun. Sultânıma inşâallah mansûr u muzaffer olursız demişdim. Hamd-i Hudâ düşmanları münhedim etdiniz. Ba‘de'l-yevm Cenâb-ı İzzet sizi hıfz [u]363b emânında edüp hemîşe düşmanlarınız böyle münhedim olup serleri ârâyiş-i nîze ola" deyü vâfir hoş-âmed kelimâtlar edüp "Sultânım! Şimden gerü bu kulunuza mektûblar ihsân edüp paşa oğlunuza beni gönderin" dedim. Feth-i kelâm edüp eydür: "Gördün mü Evliyâ'm! Bu kadar düşman askerin ân-ı vâhidde niçe târumâr eyleyüp kırup geçirdim ve niçe vezîrleri zincire urup keşân-ber-keşân götürürüm" dedikde "Gördüm sultânım! Aleyhi mâ-yestahıkku, lâkin merhamet edüp niçesin âzâd edüp Cenâb-ı Bârî sizin dahi niçe müşkil işleriniz âsân ide. Mücrimleriniz cümle ümmet-i Muhammed'dir. Bu kârhâne-i Âl-i Osmân'ın hâli budur. Ulü'l-emre itâ‘at edüp beğler ve paşalar biri biri üzre ceng ide gelmişlerdir. Size lâyık olan yine afv ile mu‘âmele eylemekdir. "Allahümme inneke afuvvun tuhibbü'l-afve fa‘fu annî" buyurmuşlar" dedikçe musırr olup bir âdem âzâd etmeyüp "Sabr eyle, beş on günden sonra görürsün. Hele Küçük Çavuş Paşa oğlum ve İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâroğlu Şehkadı Paşa oğlum ve niçe oğullarım dahi gelsinler dahi neler işlesem gerek" deyü aceb enâniyyet ile ba‘zı gurûrâne kelimâtlar etdi. Hakîr eyitdim "Yâ Sultânım! Bizim efendimize dahi mektûblar yazın. Anlar dahi ordu-yı İslâm cem‘iyyetine dâhil olup dahi ziyâde cem‘iyyet-i kübrâ olsun" dedim. "Hele şimden gerü iş bitdi. Anların gelmesine ihtiyâc kalmadı. Eğer gelirse safâ geldi, hoş geldi" dedi. Bir sâde-dil harem-i hâsda perveriş bulup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 363a–363b ·
metinde göster ·
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir
askeri dahi
kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara v …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… en tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir
askerinden dahi
sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusu …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… ürüp pâre pâre ederek leşini Ahmed Paşa na‘şesinin yanına bırakdıklarında cümle
asker dahi
Ahmed Paşa'nın leşine kılıç üşürüp niçe bin pâre etdiklerinde "Hezârpâre Ahmed …
Hikmet iki kerre varmak müyesser olup âhir[i] mezkûr fetret mahallinde cezîre-i Girid'den feryâdcılık ile kul kethüdâsı Kara Murâd Ağa geldikde Murâd Ağa'dan bin kîse ve bu kadar şemmâme amber ve yetmiş tahta semmûr-ı bî-nûr kürk ve iki haseki câriye-i duhter-i pâkize-ahter taleb etdiler. Hemân Murâd Ağa cümle yeniçeri odalarına ve sipâh ağalarına haber edüp cümle sipâh Atmeydânı'na ve cümle yeniçeri Etmeydânı'na cem‘ olup guluvv-ı âm ile Allah Allah diyerek cümle asâkir-i İslâm yek-dil [ü] yek-cihet olup Sultân İbrâhîm Hân-ı mazlûmu sırça sarâyda haps edüp yerine ciğer-kûşesi Mehemmed Hân'ı pâdişâh edüp cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ bî‘at edüp Mehemmed Hân müstakil pâdişâh olup Mevlevî Koca Dervîş Mehemmed Paşa vezîria‘zam olup Kara Murâd Paşa yeniçeri ağası olup Tezkireci Vezîria‘zam Ahmed Paşa ihtifâ etdi. Ertesi ale's-sabâh Ahmed Paşa'yı (---)(---) hânesinde muhtefî bulup Koca Vezîr, Şehzâdebaşı'ndaki hânesinde ma‘nûken katl edüp ale's-seher leşini at hamalları Atmeydânı'na bırağup ol guluvv-i âmda Mülakkab oğlan püzevengi İslâmbol mollasın Yeni Câmi‘de ulemâ mâbeynine komayup "Vurun mel‘ûnu" dediklerinde Yeni Câmi‘ nerdübanları üzre askerî tâ’ifesi kılıç üşürüp pâre pâre ederek leşini Ahmed Paşa na‘şesinin yanına bırakdıklarında cümle asker dahi Ahmed Paşa'nın leşine kılıç üşürüp niçe bin pâre etdiklerinde "Hezârpâre Ahmed Paşa" derler. Cümle yağın dâ’-i devâdır deyü sızı içün semin ve semenin yağmâ edüp ân-ı sâ‘atde üstühânları kaldı. Ba‘dehû Cinci Hoca'yı katl edüp üç bin kîse mâlı kalup bu kadar mâl [u] emlâkin mîrîye zabt etdiler. Hattâ hakîre verdiği atı emîr-i ahûr tarafından su’âl etdiler. Hakîr aslâ vücûd vermeyüp ata binüp İslâmbol içre reftâr ederdim. Ba‘dehû cümle musâhib-i bed-hâhların kimin katl ve kimin nefy-i beled ve kimin azl-i ebed etdiler. Hattâ musâhibe avretlerden Şekerpâre Bola vâlidemiz şekilliyi Mısır'da İbrim'e nefy etdiler. Ve Melekî Bola'yı nefy edüp sâ’ir nisvânları ve sâhib-isyân-ı bed-hâhları Eski Sarây'a nefy edüp her bir hasekiyi birer vüzerâ ve a‘yân [u] eşrâfa verdiler. Ertesi ale's-sabâh alay-ı azîm ile Sultân Mehemmed Hân'ı Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri ziyâretine götürüp anda kılıç kuşadup alay ile Mehemmed Hân'ı Edirnekapusu'ndan berü getürüp ecdâd-ı ızâmı Ebü'l-feth'i ve Sultân Bâyezîd-i Velî'yi, dedesi Sultân Ahmed Hân'ı ziyâret edüp sarây-ı âlîsinde hâs odada karâr etdi. Ertesi gün İslâmbol içre bir azîm velvele kopup "Bre Sultân İbrâhîm ırça sarâydan boşanmış, Bostâncı Ocağına varup dahl düşmüş. Cümle sarây halkı pâdişâhımızın uğurunda kırılup yine İbrâhîm Hân'ı pâdişâh ederiz" deyüp cümle ibâdullah silâhlanup Atmeydânı'nda niçe yüz bin âdem cem‘ olunca Abdürrahîm Efendi şeyhülislâm idi, andan fetvâlar alup Koca Mevlevî Vezîr ve Kara Murâd Ağa ve Emîr Paşa ve niçe iş erleri sırça sarâya varup Koca Vezîr Cellâd Kara Alî'yi hezârân deyenek ile ura ura sırça saraya koyup Cellâd Kara Alî Bismillah ile içeri sırça sarâya girince mazlûm İbrâhîm Hân "Cânım usta Alî, niye geldin" der. "Hünkârım! Cenâze namâzın kılmağa geldim" der. Hünkâr "Vallahi ben de kılarım. Yûsuf Paşa lalam Hanya'yı feth edüp geldikde sana öldürtdüm, namâzın kılmadım. İşte şimdi kılalım" dedikde hemân Cellâd Kara Alî, İbrâhîm Hân'a kelb-i akûr gibi sarılır. İbrâhîm Hân gürbüz tüvânâ er server-i hünerver olmağıla Kara Alî'yi alt edüp birbiriyle küşte-gîrlik ederken Kara Alî'nin bir şâkirdi mel‘ûn yetişüp İbrâhîm Hân'ın cân evine bir diz bendi urup İbrâhîm Hân cân havlinde iken Kara Alî kemend-bâzlığ [u] tîz-kârlık edüp yine şâkirdi hayâsına 371a sarılup ol ân sene 1058 târîhinin şehr-i Recebü'l-müreccebinin on tokuzuncu gün yevm-i ahadde mazlûm İbrâhîm Hân'ı ma‘nûkan şehîd edüp Kara Alî hacca firâr edüp na‘ş-ı İbrâhîm Hân'ın techîz u tekfînin edüp ammîsi Sultân Mustafâ merhûmun türbe-i pür-envârında yan yana defn edüp Mehemmed Hân-ı Râbî‘ Rûm'a müstakil pâdişâh-ı cem-cenâb olup cihân âsûde-hâl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 370b–371a ·
metinde göster ·
… nâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın
askeri dahi
bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
pür-silâh kustaniçse sırıklarında kurd derileri sarılmış elvân filandıra bayrak …
Andan iki yüz deli ve iki yüz gönüllü askerleri dahi pür-silâh kustaniçse sırıklarında kurd derileri sarılmış elvân filandıra bayraklarıyla ve yelken-i şeb-külâh ve Sâlihli takyeleri çelenkler ile cümle pür-silâh at başı beraber ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28b ·
metinde göster ·
… i bin tüfenk-endâz 31a zeber-dest kurnaz bostâncı şehbâzlarıyla ve on iki bin
asker dahi
baltacı ve aşçı ve helvâcı ve kilârcı ve ekmekçi ve hâs-âhûr-ı vefâ ve şadırvan …
Ve şeb [u] rûz asker-i bî-pâyân gulgule-i velvele-i Rûm ile basîret üzre olup her şeb niçe bin cünd-i müslimîn "Allah yekdir yek!" deyü pâsbân u nigehbânlık ederlerdi ve yedi koldan talî‘a-i asker ve vezîr [u] vüzerâ ve mîr-i mîrânlar çarhacı ta‘yîn olunup günden güne cenge âmâde dururlardı. Ve her gün Gürcî Nebî tarafından sadrıa‘zama çaşıtlar gelüp "İşte fülân menzile geldi ve seksen bin askeri vardır!" deyü haber gelirdi. Hemân sadrıa‘zam Kapudan (---) Paşa'ya fermân edüp kırk pâre donanma-yı hümâyûn kadırgalarıyla beş bin asker ta‘yîn edüp İzmit Boğazı yollarına gidüp Pendik ve Kartal ve Darıca ve Heleke yollarından Celâlîler leb-i deryâ ile geçmesin deyü mezkûr kadırgalar me’mûr olup gitdiler. Ammâ Celâlîler bu kadırgaları yolları üzre âmâde oldukların istimâ‘ edince İzmit şehrine uğramayup bî-hesâb zehâyirlerin zur-ı bâzû ile İzmit şehrinden alup Kocaili sancağı hâkinde ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre Üsküdar'a gelecekleri haberi geldi. İrtesi gün bizzât sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-haşmet taht-ı başdarda-i hümâyûnına süvâr olup iki bin kadar bostâncıbaşı kayıkları ve sâ’ir sandallar ile on iki bin tüfenk-endâz 31a zeber-dest kurnaz bostâncı şehbâzlarıyla ve on iki bin asker dahi baltacı ve aşçı ve helvâcı ve kilârcı ve ekmekçi ve hâs-âhûr-ı vefâ ve şadırvan ahûru ve yedekciler ve kopilciler ve zülüflü baltacılar ve sâ’ir bî-hisâb asâkir-i İslâm ile Üsküdar bâğçesinde karâr edüp ol ân bostâncıbaşıya fermân edüp on iki bin tüfenk-endâz uskukân ile Haydarpaşa bâğçesinden tâ Alî Bahâdır ve Sücâh Bahâdır bâğlarına varınca bostâncılar kat-ender-kat meterîse girdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 30b–31a ·
metinde göster ·
… bin askerin başka libâs ile tarh-ı asker edüp âkılâne hareket etdi. Zîrâ Celâlî
askeri dahi
İslâm'dandır. Ceng mahallinde mahşerden bir nişân oldukda bu yeşil dârâyî çarha …
Ol gün sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri, efendimiz Defterdârzâde Mehemmed Paşa'yı huzûruna da‘vet edüp bir hil‘at-i semmûr geydirüp ve serine bir mücevher otağa sokup du‘â ve senâ ile "Serdâr-ı ekremim ve çârhacı vezîr-i mükerremimsin. Yürü talî‘a-i asker-i İslâm'ım ol. Allah işin âsân getire!" deyü sa‘âdetlü pâdişâh, paşa efendimize niçe yüz va‘de-i kerîmeler etdi. Defterdârzâde efendimiz zemîn-bûs edüp başında sorguç-ı şâhî ile sadrıa‘zama gelüp on kîse altun ihsân olup otağına gelüp dîn-i mübîn gayretine gelüp çarhacılık hizmetinde mukayyed olup ibtidâ kendü askerinden dörd bin güzîde cirid atlı Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve akrabâlarından Hersek serhaddi gâzîlerinden cümlesin gök demire müstağrak edüp cümlesinin atlarının gemleri soluklarına birer zirâ‘ yeşil dârâyî bağlayup ve cemî‘i esb-süvârların başlarında yine birer zirâ‘ yeşil dârâyî bağlayup iki bin aded piyâdesinin hem-çünân yeşil dârâyîler başlarına sarup cümle altı bin askerin başka libâs ile tarh-ı asker edüp âkılâne hareket etdi. Zîrâ Celâlî askeri dahi İslâm'dandır. Ceng mahallinde mahşerden bir nişân oldukda bu yeşil dârâyî çarhacı nişânı olsun deyü bu gûne re’y-i ahsen etdi ve bu kadar zamândan berü tâ Erzurûm vâlisi iken hizmetinde olan yigirmi yedi bayrak sekbân ve sarıcayı cümle piyâde döküp çatal fitil ve çatal kurguşum ve çatal çakmaklı bel tüfenkler ile cümle gâzîleri ayaklı cebehâneye döndüler. Cümle deli ve gönüllü ve tatar-ı sabâ-reftâr-ı adüv-şikârları çarha cengine ileri ve yüz elli kapucubaşıları pür-silâh tâ’ifeleriyle paşanın sağında ve üç yüz aded benâm şâhbâz iç ağaları âlât-ı silâha müstağrak olup paşanın ensesinde kat-ender-kat çıt-a-çıt kafadârlarıyla Bulgurlu nâm mahalde çarha yerinde karâr edüp her cânibe düşman geleceği taraflara ince karavullara ikişer at yemi ta‘yîn edüp haber getirmede idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31a ·
metinde göster ·
… kâfirden yedi pâre gemi gark olup elli pâre gemi bizden karaya düşüp bâkî kalan
askerleri dahi
karaya dökülüp beğ gemileri ve Cezâyir gemileri ve sâ’ir kalyonlar küffâr ile k …
Melek Ahmed Paşa kalyonun kapudanı Kapudan Alî Paşa'ya "Gel kapudan filandıra kaldıralım. Top atup askeri cem‘ edüp salpa demir edüp avanta ribaçse ve tente fora ve sök yelken edüp alarka deryâda yatalım, yâhûd orsa poça ve buruna ve baba finko yelken kullanup deryâda volta uralım. Olmaya illâ hayr" deyü gemici ıstılâhâtlarıyla niçe gûne elfâz-ı keştîbân tekellüm edüp aslâ bu kelâma Kapudan Alî Paşa gûş dutmayup bu nasîhat-âmîz kelâmları gûşına menkûş etmeyüp "Bre balıkçı! Venedik küffârı ne olsa gerek?" deyü mağrûrâne niçe kelâm-ı nâ-pûhte söyler. Âhir ale's-seher "Küffârın donanması, bre geldi!" deyince cümle asker taşra, cümle gemilerin askerin cem‘ etmeğe iktidârları olmayup salpa demir etmeden niçe bin lenger hadîdlerin halat ve palamar ve gimana ve cankurtaranlarına balta urup demirler deryâda kalup deryâya çıkalım derken cümle bizim keştîler biri biri üzerine düşüp hırâş-ı cân çekmede iken küffâr gemileri bizim donanma içine girüp cenge âğâze edüp deryâda demir üzre yatan galyon ve Cezâyirli ve altı pâre mavunalarımız kâfiri ortaya alup topa tutulmış maymuna döndürüp kâfirden yedi pâre gemi gark olup elli pâre gemi bizden karaya düşüp bâkî kalan askerleri dahi karaya dökülüp beğ gemileri ve Cezâyir gemileri ve sâ’ir kalyonlar küffâr ile kal‘a-i Nakşa ve Berre altında kâmil yedi sâ‘at-i nücûmî ceng ede ede vâlide kalyonu ve Melek Paşa kalyonu ve Ereğli kalyonunda Mustafâ Forsa Kapudan kalyonu içre Anadolu Vâlîsi Abaza Ahmed Paşa kâfiri ortaya alup bir ceng [ü] savaş-ı perhâş ederler kim gûyâ ceng-i Ayamavra'dır. Küffâr münhezim olmuşken Duka ve Malta ve Papa ve Mesina ve Korsika ve Sardalya ve Alakorna gemileri zede vü büve yememiş kırk pâre gemiler, Âl-i Osmân donanmasının nısfı karaya düşmüş, nısfı yedi sâ‘at ceng etmiş bî-tâb u bî-mecâl gemiler içre Malta gemileri girince Venedik küffârları taze cân bulup üç sâ‘at dahi ceng-i azîm edüp ibtidâ deryâ beğleri firâr edince ba‘dehû galyonların her biri birer taraf deyüp pârekende ve perîşân olup Varna'da binâ olunan burunsuz kalyon bir gicede cezîre-i Girid'de Hanya'ya düşer. Kimi Rodos'a, kimi Nakşa ve Berre ve Foça ve İşkatoz'a ve Hereke ve İliye ve Zacca ve Darahıyye ve İstanköy'e ve Sakız'a ve Midilli'ye düşüp her biri bu zikr olunan kal‘alara düşüp cân kurtarırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97b ·
metinde göster ·
Beri tarafda Melekli ve Çelebi kethüdâlı ve Silâhdâr sipâhlı bir yire gelüp topdan Allah Allah deyüp at başı beraber at sürünce bizim çarha askeri dahi tâze cân bulup âdem leşleri çiğneyerek alay çavuşları tablbâz-ı Muhammedî çalup "Bre koma gâzîler, Kelbelâ günüdür, bre ha koma!" deyü herkes birbirine takviyet verüp hamd-i Hudâ nesîm-i zafer bizim cânibe eser gibi esüp niçe yiğitlerimiz "Bre gâziler şu yatan şehîdlerimizin kanın şu Celâlîlerden alalım" deyü birbirlerini cenge tergîb edüp herkes kanığup ejder-i heft-sere dönüp kol kol kelle paça alınmağa başlayup hakîr dahi Abdullah Paşa sancağı dibinde Feth-i Şerîf tilâvet ederdim. Anı gördüm, bir gulâmı atına aykıru yükledüp yanıma getirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b ·
metinde göster ·
… tathîrine ve kal‘aya toprak sürüp top çitleri yapmağa me’mûrlardır. Ve kırk bin
asker dahi
Bucak Tatarı derler, cebe vü cevşenli ve sadaklı ve savanlı ve zora batar yigit …
Livâ-yı Silistre: Paşa sancağı tahtıdır. İki sancak dahi iltizâm ile zabt olunur. Biri Eflâk'dır ve biri Boğdan'dır. Kâfiristân olmağıla beğleri her sene devlet-i aliyye tarafına biner kise-i Rûmî hizmet edüp mansıbları kendülere her sene mukarrer olur. İsyânları zuhûr ederse elleri vilâyetleri nehb [ü] gâret olunup katl-i âm olunurlar. Ammâ bu Eflâk ve Boğdan sancakları iltizâm ile olup sancaklarında timar ve ze‘âmet yokdur. Ammâ hîn-i seferde Eflâk ve Boğdan ve Silistre paşasıyla sefer eşüp üçer bin kefere askeri getirüp hizmet-i pâdişâhî oldukda kal‘alar meremmâtına ve handaklar tathîrine ve kal‘aya toprak sürüp top çitleri yapmağa me’mûrlardır. Ve kırk bin asker dahi Bucak Tatarı derler, cebe vü cevşenli ve sadaklı ve savanlı ve zora batar yigitlerdir. Paşa her kankı sefere gitse bile me’mûrlardır. Paşası da hâssına göre cebelüsiyle sefer eşer. Hâssı 4.489.665 akçedir. Kendi sancağında erbâb-ı zü‘amâsı 75, erbâb-ı timarı 422 vardır. Cümle eyâletinde ze‘âmet 188 ve cümle eyâleti timarı 1186. Hîn-i gazâda bu eyâlet-i Özi'de kânûn üzre cebelüleriyle paşa askeriyle ve kırk bin Bucak Tatarıyla ve üç bin Eflâk ve üç bin Boğdan askeriyle elli altı bin asker olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b ·
metinde göster ·
… ir hâkimi dahi hasîbü'n-neseb ırk-ı tâhirden nakîbü'l-eşrâfıdır. Ve bir hâkim-i
askerîsi dahi
cümle erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timara alaybeğisi sancak pâyesiyle hâkimdir. Ve …
Ve paşanın tahtı Silisre sancağında hâslarının on iki voyvodalığ vardır. 118a Hass-ı hümâyûnu bu voyvodalıklardan hâsıl olur. Evvelâ hâs-ı Babadağı, altı kîse muhâsebesi vardır. Hâs-ı Karasu ve hâs-ı Dobruca ve hâs-ı Deliorman ve hâs-ı Hacıoğlubâzân ve hâs-ı Eskicum‘a ve hâs-ı Pirevadi ve hâs-ı Aydos ve hâs-ı Karnıbat ve hâs-ı şehr-i Silistre. Bu tahrîr olunan hâsların mâlıyla paşa askeriyle sefer eşer ve bu Silistre şehri kânûn üzre üç yüz akçe şerîf kazâdır. Niçe kerre beş yüz akçe pâyesiyle mollalara sadaka alınmışdır. Kazâ-yı hükûmetinde cümle (---) aded nâhiye kurâları var kim her biri birer rabta-misâl ma‘mûr kurâlardır. Senede kadısına otuz kise hâsıl olduğuna şübhe yokdur. Hatta zamânımızda mukîm efendi kırk kîse mâl oldu. Zîrâ re‘âyâsı şer‘-i şerîfe gâyet mutî‘lerdir. Paşasına cümle hâslarından ber-vech-i adâlet Melek Ahmed Paşa efendimiz zabtı üzre kırk bin guruş oldu. Ammâ sâ’ir vüzerâ dahi ziyâde tahsîl eder ma‘mûr eyâletdir. Sâ’ir bâd-ı havâsıyla ve cürm [ü] cinâyetiyle cümle sekiz aded sancağında iki kerre yüz bin guruş olur. Bir hâkimi dahi Tuna Kapudanı Maksûd Ağa'dır. Bir hâkimi dahi gümrük emînidir. Biri dahi sipâh kethüdâyeridir. Biri dahi yeniçeri serdârıdır. Biri dahi şehr voyvodasıdır. Biri dahi muhtesib ağadır. Biri dahi şehir nâ’ibidir. Biri dahi bâcdârdır. Biri dahi harâccıdır. Biri dahi balık emînidir kim yetmiş yük akçe iltizâmdır. Özi kal‘asıyla kırk pâre kal‘a kullarına bu balık emîni mevâcib verüp paşanın arzına altı kîse verüp paşanın arzı mûcebince der-i devlete balık emîninin muhâsebesi görülür. Bir hâkimi dahi kal‘a dizdârıdır. Ve bir hâkimi dahi mezheb-i Nu‘mân ibn Sâbit kim İmâm-ı A‘zam mezhebi şeyhülislâmıdır ve bir hâkimi dahi hasîbü'n-neseb ırk-ı tâhirden nakîbü'l-eşrâfıdır. Ve bir hâkim-i askerîsi dahi cümle erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timara alaybeğisi sancak pâyesiyle hâkimdir. Ve'l-hâsıl on sekizinci hâkimi çeribaşıdır kim cümle erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar bu çeribaşı cem‘ eder. Tâ bu mertebe âbâdân ve mazbût eyâletdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b–118a ·
metinde göster ·
… iyle sefer eşer, kânûn üzre cümle cebelüleriyle kırk bin asker olur ammâ üç bin
asker dahi
sekiz aded yürükân beğleri askeri olur. Bu hisâb üzre cümle elli iki bin asker …
Bu mastûr olan on altı sancak cümle Rûmeli eyâleti vezîriyle sefer eşer, kânûn üzre cümle cebelüleriyle kırk bin asker olur ammâ üç bin asker dahi sekiz aded yürükân beğleri askeri olur. Bu hisâb üzre cümle elli iki bin asker olur. Ammâ Revân Seferi'ne Rûmeli eyâletine mutasarrıf Cânpoladzâde Mustafâ Paşa elli üç bin asker ile gidüp Okmeydânı'nda hayme ü hargâhları ve bâr-ı bengâhlarıyla meks edüp Beşiktaş'dan Üsküdar'a yetmiş pâre at gemisiyle kırk günde ubûr etdiği musarrahdır. Ol asırda eyâlet-i Rûmda yedi yüz kaplan postlu yedek at çekilirmiş. Yine Murâd Hân-ı Râbi'de Bayrâm Paşa Rûmeli vâlîsiyken "derdes" yoklaması olup cebelüleriyle bu tahrîr olunan mertebe cüyûş-ı muvahhidîn var idi. Zîrâ Süleymân Hân Engürüs seferlerine süvâr oldukda Anadolu'dan Rûm'a aslâ asker geçirmezmiş, illâ Mihaç gazâsında Seleşdi Kral cengine Anadolu ve Mar‘aş ve Karamân eyâletleri askeri geçmişdir. Sâ’ir gazâlarda hemân Rûm askeri Rûm'a, Anadolu askeri Ümm-i Tolı'ya me’mûrlar imiş. Tâ bu mertebe asâkir-i İslâm-ı Rûmeli deryâ-misâl imiş. Bosna ve Budin ve Eğre ve Tımışvâr eyâletleri ana kıyâs oluna, ammâ Rûmeli cümleye serdâr-ı mu‘azzamdır. Hâlâ ile'l-ân ve kânûn-ı Süleymân Hânî'de Mora ve Silistre ve Nigebolu ve Vidin ve Akkirmân ve Özi ve Bender sancakları dahi Rûmeli eyâleti idi. Ba‘dehû Karadeniz'de Kazak keferesi Ak olmak ile Silisre sancakları Rûm'dan ifrâz olup Özi eyaleti deyü başka vezâret oldu. Ve Mora sancağı dahi Freng-i bed-reng-i pür-ceng Akdeniz yalılarına istîlâ etmesin içün Mora sancağı dahi Rûm'dan ifrâz olup eyâlet oldu. Ammâ yine eyâlet-i Rûmeli, diyâr-ı Rûm'da hâlâ büyük eyâletdir kim beş ayda devr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 138b ·
metinde göster ·
vakt-i Şâfi‘îde Sincâr kayalarının altında pinhân olup meterislere girdiler. Ha …
Hemân bizim paşa ile gelen asker dahi vakt-i Şâfi‘îde Sincâr kayalarının altında pinhân olup meterislere girdiler. Hatta baş bölükbaşımız olan Zıpır bölükbaşı ale's-sabâh hayya ale's-salât mahallinde alâ mele’i'n-nâs kırk bayrak sarıca ile sarı arı gibi kûh-ı Saçlı'ya âteş-i sûzân saçup meterise girdiler. Çûn ale's-sabâh oldu, gerüden asker-i deryâ-misâl gelüp vâdî-i Sincâr hayme vü hargâh ve bâr u bengâh ile lâlezâr olup zeyn oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 214b ·
metinde göster ·
… bin asker kılâ‘ kullarıdır. Kânûn üzre altı bini sefere me’mûrlardır ve üç bin
asker dahi
cebelüleriyle Van paşası askeri olur ve on iki bin asker-i Hakkarî'dir ve altı …
Evvelâ Muş beği ve Âdilcevâz beği ve Ercîş beği ve Bârgîrî beği ve Bâyezîd beği ve Akçakal‘a beği ve Şureger beği ve Karacakal‘a beği ve Ekrâd-ı Mekü beği ve Ziyâeddîn beği ve Abagay beği ve Şatak beğleri. Bu zikr olunan on beş sancakda olan güzîde asker beğlerinin livâları altında tabılhânelerin döğerek Âl-i Osmân askerinin sol tarafında yürürler. Ammâ kal‘a neferâtlarının nısfı kal‘ada kalup nısfı sefere gitmek şartdır. Ammâ cem‘an yekûn asâkir-i Van altı bin aded Van kal‘ası kuludur ve altı bin asker sâ’ir kılâ‘ kullarıdır kim cümle on iki bin asker kılâ‘ kullarıdır. Kânûn üzre altı bini sefere me’mûrlardır ve üç bin asker dahi cebelüleriyle Van paşası askeri olur ve on iki bin asker-i Hakkarî'dir ve altı bin asker-i kavm-i Mahmûdî'dir ve altı bin asker-i Gâzîkıran-ı Pinyanişî'dir ve beş bin asker-i Bitlîs hânıdır. Ammâ eyâlet-i Van'ın 256a eğer Osmânlı sancaklarında ve eğer Kürdistân beğleri sancakları ki bâlâda tahrîr olunduğu üzre cümle otuz yedi aded sancaklardır kim kânûn-ı Süleymân Hân üzre mezkûr sancakları erbâb-ı ze‘âmetleri ve erbâb-ı timârlarının hîn-i gazâda cümle cebelüleri ile on iki bin kılıç erbâb-ı zu‘amâ askeridir. Ve nısıf kal‘a kulları ve üç bin paşa askeri ve Bitlîs hânı ve Hakkarî ve Mahmûdî ve Pinyanişî hâkimleri askeriyle cümle erbâb-ı zu‘amâ askeriyle cümle eyâlet-i Van'da hemân sefer eşer kırk sekiz bin asker-i güzîdedir. Bunlar cümle Âl-i Osmân'ın vazîfe ve timâr ve ze‘âmetin yeyen kullarıdır. Kırk elli bin asker dahi bunların huddâmân-ı pür-silâhları olur. Hakkâ ki bir asker-i güzîdedirler kim memâlik-i Âl-i Osmân'da kırk bir sene geşt ü güzâr etmediğimiz serhad kalmamışdır. Ammâ bu abd-i kemter Rûm'da Egre ve Budin ve Bosna gâzîleri kadar mücâhidîn-i fî sebîlillah bî-hîle ü bî-hud‘a asker görmedim. Ve diyâr-ı Anadolu'da Acem serhadlerinde Kars kulu ve bu Van kulu gibi serbâz ve şehbâz u güzîde müsellah bî-emân asker görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255b–256a ·
metinde göster ·
… ümle Âl-i Osmân'ın vazîfe ve timâr ve ze‘âmetin yeyen kullarıdır. Kırk elli bin
asker dahi
bunların huddâmân-ı pür-silâhları olur. Hakkâ ki bir asker-i güzîdedirler kim m …
Evvelâ Muş beği ve Âdilcevâz beği ve Ercîş beği ve Bârgîrî beği ve Bâyezîd beği ve Akçakal‘a beği ve Şureger beği ve Karacakal‘a beği ve Ekrâd-ı Mekü beği ve Ziyâeddîn beği ve Abagay beği ve Şatak beğleri. Bu zikr olunan on beş sancakda olan güzîde asker beğlerinin livâları altında tabılhânelerin döğerek Âl-i Osmân askerinin sol tarafında yürürler. Ammâ kal‘a neferâtlarının nısfı kal‘ada kalup nısfı sefere gitmek şartdır. Ammâ cem‘an yekûn asâkir-i Van altı bin aded Van kal‘ası kuludur ve altı bin asker sâ’ir kılâ‘ kullarıdır kim cümle on iki bin asker kılâ‘ kullarıdır. Kânûn üzre altı bini sefere me’mûrlardır ve üç bin asker dahi cebelüleriyle Van paşası askeri olur ve on iki bin asker-i Hakkarî'dir ve altı bin asker-i kavm-i Mahmûdî'dir ve altı bin asker-i Gâzîkıran-ı Pinyanişî'dir ve beş bin asker-i Bitlîs hânıdır. Ammâ eyâlet-i Van'ın 256a eğer Osmânlı sancaklarında ve eğer Kürdistân beğleri sancakları ki bâlâda tahrîr olunduğu üzre cümle otuz yedi aded sancaklardır kim kânûn-ı Süleymân Hân üzre mezkûr sancakları erbâb-ı ze‘âmetleri ve erbâb-ı timârlarının hîn-i gazâda cümle cebelüleri ile on iki bin kılıç erbâb-ı zu‘amâ askeridir. Ve nısıf kal‘a kulları ve üç bin paşa askeri ve Bitlîs hânı ve Hakkarî ve Mahmûdî ve Pinyanişî hâkimleri askeriyle cümle erbâb-ı zu‘amâ askeriyle cümle eyâlet-i Van'da hemân sefer eşer kırk sekiz bin asker-i güzîdedir. Bunlar cümle Âl-i Osmân'ın vazîfe ve timâr ve ze‘âmetin yeyen kullarıdır. Kırk elli bin asker dahi bunların huddâmân-ı pür-silâhları olur. Hakkâ ki bir asker-i güzîdedirler kim memâlik-i Âl-i Osmân'da kırk bir sene geşt ü güzâr etmediğimiz serhad kalmamışdır. Ammâ bu abd-i kemter Rûm'da Egre ve Budin ve Bosna gâzîleri kadar mücâhidîn-i fî sebîlillah bî-hîle ü bî-hud‘a asker görmedim. Ve diyâr-ı Anadolu'da Acem serhadlerinde Kars kulu ve bu Van kulu gibi serbâz ve şehbâz u güzîde müsellah bî-emân asker görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255b–256a ·
metinde göster ·
… ahi sultânım hâlâ hânın başında on bin tüfeng-endâz meterisdedir ve on bin atlı
asker dahi
âmâdedir. Ve elli bin eli harbeli ve çap tirkeşli ve tüfeng-endâz re‘âyâ vü ber …
Ve bu mahalde Erzurûm eyâletinden Pasin beği güzîde askeriyle ve Avnik beği müsellah cüyûşuyla ve Kuzucân beği mükellef ü mükemmel cündîyle üç aded beğler kânûnları üzre mehterhânelerin döğerek alây-ı azîmler ile paşa huzûrundan ubûr edüp paşadan birer hil‘at-i fâhire ile behremend olup ol ân bu üç aded sancak beğlerin ordu-yı İslâm'ın etrâfında meks etdirüp asker-i İslâm'ın ota otluğa ve zahîreye gidenlere karavul ta‘yîn olunup Van'ın sağ ve solkol ağası yine kalb-i asker ta‘yîn olundu. Ve bu mahalde ota giden fetâlar ve otluğa ta‘yîn olunan Erzurûm beğleri kemîngâhlara âdemler koyup hân tarafından niçe yüz âdemler at ve it oğlanları üzre hücûm edüp kelle almak sadedinde iken hemân kemîngâhdan Erzurûm beğleri ve bahâdıranın Rûm beğleri hân askeri içre girüp bir arbede-i hâs edüp yetmiş kelle-i Rujikiyân ve yigirmi dördü Ekrâd-ı Yezîdiyân dil dutulup kelle ve diller ile Erzurûm beğleri alây ile gelüp paşadan hil‘atler ve serlerine çelengler sancılup cümle kelleleri otak önünde bırakdılar ve paşa dilleri birer birer söyledüp Yağcıoğlu nâm bir mükessirü'l-kelâm dilli dil-i bî-bâk ü bî-pervâ eydür: "Vallahi sultânım hâlâ hânın başında on bin tüfeng-endâz meterisdedir ve on bin atlı asker dahi âmâdedir. Ve elli bin eli harbeli ve çap tirkeşli ve tüfeng-endâz re‘âyâ vü berâyâlar Bitlîs şehrinin cânib-i erba‘asını beşer altışar kat kuşadup ol sengistân içre meterisler yapup hâlâ şehri ihâta edüp muhâfaza ederler ve kal‘aya Kara Alî Ağa nâm bir ağasın üç bin tüfeng-endâz Rujikî ve Haltî ve Çekvânî ve Celüv kavmleriyle kal‘a[y]ı pür edüp muhâfaza ederler. Ve hân dahi bâğında kendü askeriyle bâğını muhâfaza edüp anda dahi kâmil üç bin tüfeng-endâz mevcûddur ammâ sultânım siz sa‘âdetle Âdilcevâz kal‘asına gelen bu bizim Bitlîs şehri içre cemî‘i re‘âyâ vü berâyâ hân askeri zulmünden mâllarıyla dağlara ve taşlara firâr edüp avret u oğlan çekilmede ve evler gâret olunmada. Derûn-ı şehirde bir vâveyla vü figân vardır kim şeb [u] rûz mahşerden bir nişân olmadadır." dedikde paşa-yı müdebbir bu dilin bî-bâk dilinden hazz edüp "Dahi beri gel ne beğlerden imdâd geldi." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263a ·
metinde göster ·
bu kadar istimâletleri ve lûtf u kerem ü iltifâtları görüp cümle asker hân üzre …
Ve deryâ-misâl Van askerleri dahi bu kadar istimâletleri ve lûtf u kerem ü iltifâtları görüp cümle asker hân üzre cenge cân atarlardı. Ve sâ’ir gürûh-ı asâkir-i şükûh kazâ-yı ebr-i kebût-ı semâvî ve seyl-i siyâh-ı nâgehânî gibi orduda cümle guzât yevmen-fe-yevmen terakkîde olup talattum-ı deryâ gibi temevvüc edüp hân askerin gark-ı hûn etmeğe azîmet ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 266b ·
metinde göster ·
… emîn ü yesârında toplarla âheste gitmek fermân olunup üç bin piyâde serdengeçdi
asker dahi
toplar akîbince me’mûr oldular.
Andan ke'l-evvel yine karavullar gelüp cümle me’mûr oldukları yerlere gidüp sekiz bin güzîde asker-i pür-silâh ile Mahmûdî beği sağ çarkaya gitdi ve altı bin yiğit ile Malazgird beği sol çarkaya gitdi ve altı bin yiğit ile Mahmûdî'den Şeref Beğ ve Bâyezîd beği orta çarkaya gitdi. Ercîş ve Âdilcevâz ve Muş ve Tekmân ve Kuzucân ve Pasin ve Avnik ve Hınıs beğleri cümle sağ cenâh oldular ve Karni ve Hiron ve Espa‘ird ve Meksen ve Şervi ve Kesân ve Espa‘ird beğlerinin askerleri sol cânibe cenâh olup on iki bin asker ile Hakkarî hânı Paşa'nın kendi çarkası ve yüğrük bayrağı önünde Hakkarî talî‘a-i asker oldu ve sâ’ir ümerâ-yı Ekrâdlardan Zerikî beği askeri ve Ağakis ve Benî Kutur'dan ve Berda‘ ve Erecik'den ve Şureger ve Çobanlu ve Alagir ve Körladik beğlerinin cümle on bin asker ile ve cümle huddâmân-ı seyis ü sarrâc ve akkâm ü meş‘alciyân ve orducu ve bâzârcılar ile yigirmi bin asker ordu-yı İslâm'ın yurd yerinde kazandibi nâm asker kalup ordu etrâfında karavullar ta‘yîn olunmak fermân olunup yurd yerin muhkem edüp andan Van kulunun (---) aded sağ kolu paşanın sağında ve sol kolu cümle (---) aded paşanın solunda âmâde durdular ve yigirmi yedi sancak asker Paşa'nın yemîn [ü] yesârında âmâde oldular. Ve Van kal‘ası piyâdeleriyle sâ’ir kılâ‘ neferâtlarının askeriyle Hakkarî piyâdeleri ve kapukulunun altı oda yeniçeri ve cebeci ve topcu ve azeb-i hisâr ve hisâr erleri cümle on iki bin piyâde asker içinde yigirmi sekiz aded şukka-i alem olup bu piyâde-i cüyûş içre 268a cümle elli aded şâhî toplar ve on pâre kolomborna toplar ve dörd pâre balyemez topları bu piyâde asker içre Van câmûsları keşân-ber-keşân Van kulunun yaşlı ve taşlı ve Hasanî ve Hüseynî ta‘bîr etdikleri güzîde asâkir-i müsellahlar mezkûr top-ı kal‘a-kûbların yemîn ü yesârında toplarla âheste gitmek fermân olunup üç bin piyâde serdengeçdi asker dahi toplar akîbince me’mûr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267b–268a ·
metinde göster ·
cümle âmâde olup on iki bin güzîde paşa askeri çıt-a-çıt durup tamâm üç buçuk s …
Andan paşa askeri dahi cümle âmâde olup on iki bin güzîde paşa askeri çıt-a-çıt durup tamâm üç buçuk sâ‘atde bu asker-i deryâ-misâl yerlü yerinde mükellef mükemmel oldukda paşa-yı kâmkâr "Sa‘d sâ‘atdir!" deyü Bismillah ile eynine zırhın giyüpdür. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a ·
metinde göster ·
… led-i zinâları, "Pohın yer misiz?" deyü pohından sormağa başladıklarından bizim
asker dahi
bed ismi var deyü pohından yemez oldular. Ammâ hakkâ ki lezîz ta‘âm idi. Andan …
Menzil-i karye-i Davdan: Mahmûdî hükmünde yüz hâneli ve bir câmi‘li Kürd köyüdür. Bir çemenzâr fezâda haymelerimizle meks edüp ol gice ahâlî-i kurâ cümle askere kuzu ve karaca ve sığın ve yaban koyunları getirüp ziyâfet etdiler, ammâ süd ve darı ve tereyağıyla bir ta‘âm getirdiler. Meğer "Pohın" derlermiş, ol pohından cümlemiz yedik, ammâ lezîz pohın imiş. Gerçekden safâ etdik. Meğer bu diyârda pohın mu‘teber ta‘âm imiş. Anınçün her müsâfire ikrâm içün pohın yedirirlermiş. Ammâ ba‘zı Kürd veled-i zinâları, "Pohın yer misiz?" deyü pohından sormağa başladıklarından bizim asker dahi bed ismi var deyü pohından yemez oldular. Ammâ hakkâ ki lezîz ta‘âm idi. Andan yine cânib-i şimâle meyyâlce,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286b ·
metinde göster ·
… i cümele seksen yedi bin yedi yüz asker hemân Bağdâd içre kul kor ve doksan bin
asker dahi
Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ile hâric-i sûrda muhâfazacı koyup kendüleri azm-i …
Bu tahrîr olunan üzre Gâzî Murâd Hân derûn-ı kal‘a-i Bağdâd'a cümle-i cümele seksen yedi bin yedi yüz asker hemân Bağdâd içre kul kor ve doksan bin asker dahi Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ile hâric-i sûrda muhâfazacı koyup kendüleri azm-i Dârü's-saltana ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 339a ·
metinde göster ·
… ahallinde iken hemân mukaddemâ Paşa efendimizin dağlar içre kemîngâhlara koduğu
asker dahi
pusudan bir kerre sadâ-yı "Allâh Allâh" ile çıkup kâfirin ardın aldılar.
Hemân Paşa-yı müdebbir Orhay sahrâsının sağ tarafı nihâyetinde dağlar içre cüyûş-ı muvahhidîni üç bölük edüp kemîngâhlarda âmâde edüp kendisi tevâbi‘ [u] levâhıkıyla ve yetmiş yedi bayrak sekbân u sarıcasıyla Orhay sahrâsında âmâde durup küffâr ile bizim talî‘a-i asker olan yalı askeri 39a sahrâ-yı Orhay'da "Bire vur hay" diyerek elleri ve kolları kanlı gelince hemân Paşa efendimizin Arganalı Ahmed Ağa ve Ensesi Yamalı şâmlı Halîl Ağa ve niçe yüz müsellâh Abaza ve Çerkes ve Kürd ve Türkman ağalarımız aç kurd koyuna girir gibi Eflâk ve Boğdan keferesinin içine girüp kılıç urmağa başladılar, ammâ küffâr-ı dûzah-karârın aslâ bâk-i pervâsı olmayup yaralı hınzîr gibi kudurup ceng ede ede tâ Orhay sahrâsının ortasına küffârın gerüsü de gelüp tamâm oldukda ceng-i azîm mahallinde iken hemân mukaddemâ Paşa efendimizin dağlar içre kemîngâhlara koduğu asker dahi pusudan bir kerre sadâ-yı "Allâh Allâh" ile çıkup kâfirin ardın aldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38b–39a ·
metinde göster ·
… ezîri iken tabur cenginde alnından kurşumla urulup şehîd oldukda yedi bin Budin
askeri dahi
bu mahalde şehîd olup bu hâk-i pâkde medfûnlardır. Ve yedi kerre tabur cengleri …
Merkad-i pür-envâr şehîd Karakaş Paşa: Pederimizin ve Melek Ahmed Paşa efendimizin hikâyetleri üzre mezkûr Karakaş Paşa Budin vezîri iken tabur cenginde alnından kurşumla urulup şehîd oldukda yedi bin Budin askeri dahi bu mahalde şehîd olup bu hâk-i pâkde medfûnlardır. Ve yedi kerre tabur cenglerinde on beş bin aded guzât-ı müslimîn şehîd olup cümle bu cebbânede medfûnlardır kim hâlâ niçesinin seng-i mezârlarında isimleriyle ma‘lûm kubûr-ı şühedâlardır. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 39b ·
metinde göster ·
… imizle cümle İslâm askeri kalkup Izbaraş kal‘ası altına doğru gidesiz kim Kırım
askeri dahi
ol tarafa gelmek üzredir" deyü Leh kralından böyle haber gelince hemân Kamaniçs …
Bu kal‘ayı temâşâ edüp Leh kralından haber geldi kim "Bizim askerimizle cümle İslâm askeri kalkup Izbaraş kal‘ası altına doğru gidesiz kim Kırım askeri dahi ol tarafa gelmek üzredir" deyü Leh kralından böyle haber gelince hemân Kamaniçse altından yalı ağası kalkup bir gece arada yatup ale's-sabâh vakt-i asrda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 40b ·
metinde göster ·
haber aldılar, ammâ cümlemiz yağmurluklardan çadırlarımız kurup donlarımız çıka …
Ammâ bu kal‘a asker-i İslâm'ı görünce azîm top şâdumânları edüp zîr-i kal‘ada meks olunup gerüde kalan kırk elli bin arabalar ile bize imdâd gelen kefereler dahi gelüp kara nahır gibi kara çadırlarla konup tarfetü'l-ayn içre etrâflarına tabur handakı kazmağa başladılar. Meğer Rakofçi kralın Erdel memleketinden çıkup geliyorduğun haber almışlar. Gerçi Tatar askeri dahi haber aldılar, ammâ cümlemiz yağmurluklardan çadırlarımız kurup donlarımız çıkarup cümle atlarımız soyup arkanlarla çayırlara salup atlar dahi bizim gibi râhat olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
… z beride ceng ederken üç bin yiğit ve Nigebolı ve Kırkkilise ve Silisre sancağı
askerleri dahi
atlarıyla ve kendüleri getirebildikleri kadar zahîre ile kal‘a kapusu önüne gel …
"Ol gelen imdâdlara fişengler ucunda mektûblar atup haberdâr edelim kim biz beride ceng ederken üç bin yiğit ve Nigebolı ve Kırkkilise ve Silisre sancağı askerleri dahi atlarıyla ve kendüleri getirebildikleri kadar zahîre ile kal‘a kapusu önüne geleler. Olmaya illâ hayr" dediğimde niçesi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b ·
metinde göster ·
… kü buğdaylar ile yukaru kal‘aya girüp Nigebolı ve Kırkkilise ve Silisre sancağı
askerleri dahi
atları terkisinde birer cağ yükü buğday kal‘a kapusu önüne bırağup yine Hasan P …
"İnşâ’allâh hemân bu gecede siz deryâ tarafında eyle bir hareket edin. Bizler dahi yukaru kal‘a kapusuna hücûm ederiz" deyü haberleri gelince hemân ol şeb-i muzlimde Yûsuf Kethüdâ üç yüz aded koyunların ve keçilerin boynuzlarında fitiller ile aşağı kal‘adan taşra nısfu'l-leylde kâfirlerin meterisleri üzre sürüp kal‘adan Allâh Allâh deyince azamet-i Hudâ küffâr birbirlerine girüp kimi deryâya dökülüp kimi sahrâya firâr ederken hemân Hasan Paşa kal‘asından cümle asker imdâda çıkup bî-pâk bî-pervâ üç bin müsellâh asker birer cağ yükü buğdaylar ile yukaru kal‘aya girüp Nigebolı ve Kırkkilise ve Silisre sancağı askerleri dahi atları terkisinde birer cağ yükü buğday kal‘a kapusu önüne bırağup yine Hasan Paşa kal‘asına Allâh Allâh deyüp gitdiler. Hamd-i Hudâ bu üç bin yiğit kal‘aya selâmetle dahil olunca kağan arslan gibi kanıkmış yiğitler Yûsuf Kethüdâ'dan me’zûn olup keçilerin çıkdıkları kapudan bir kerre Allâh Allâh deyü kâfir üzre çıkup aç kurd koyuna girir gibi küffâr meterise girince kal‘anın bedenlerinden iki bin mikdârı meş‘aller ve neft ve katrân ve fânûslar ile çırâğân olunca el-azametullâh küffâra eyle sâtûr vurmuşlardı kim böyle bir şebhûnı Efrâsiyâb ve Rüstem ve Sâm-ı Nerîmân etmemişdir. Hamd-i Hudâ ol şebhûnda guzât-ı müslimîn bin altmış kelle ve beş yüz diri ve bu kadar mâl-ı ganâ’im ile yine kal‘aya girirken taşra çıkan keçilerden iki yüz adedi sağ bulup anları da ganîmet bilüp derûn-ı kal‘aya sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup bir top u tüfeng ve fişeng ve gülbâng-ı Muhammedî sadâsı olup guzât-ı müslimîn içre gûyâ hacc-ı ekberin ıyd-ı adhâsı olup cümle mâl-ı ganâ’imi guzât-ı müslimîn berâber pay edüp gelen zehâyirler ile bay oldular.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b ·
metinde göster ·
… üzre destâr-ı Muhammedîler mükellef ü mükemmel yeke atlı asker selâma durdu. Bu
askeri dahi
Köpürlü peydâ etdi, ammâ hakkâ ki salıcı desek salıcı çeri asker idi. Andan,
Alay-ı salıcı: Kâmil bin aded küheylân atlı elleri kantar sırıklı ve çatal beyâz sarıklı ekseriyyâ kılıcı ve mevlâyi külâhlar üzre destâr-ı Muhammedîler mükellef ü mükemmel yeke atlı asker selâma durdu. Bu askeri dahi Köpürlü peydâ etdi, ammâ hakkâ ki salıcı desek salıcı çeri asker idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81b ·
metinde göster ·
… semmûr kürkler geydirilüp hakîre dahi bir semmûr kafâsı kürk ihsân olunup Paşa
askerleri dahi
firâr eden küffârların akîblerine düşüp gitmede, ammâ hikmet-i Hudâ ol gece bir …
Niçe bini dahi piyâde ve atlı dağlara düşüp ardları sıra bizim Tatar askeri düşüp anları kova kıra gitmede. Beri cânibde Yergöğü kal‘asında bu kadar zamândan berü mahsûr olan paşalar ve asker-i İslâmlar kal‘adan taşra çıkup secde-i şükürler edüp Kalga Sultân'a ve yalı ağasına semmûr kürkler geydirilüp hakîre dahi bir semmûr kafâsı kürk ihsân olunup Paşa askerleri dahi firâr eden küffârların akîblerine düşüp gitmede, ammâ hikmet-i Hudâ ol gece bir şiddet-i şitâ kopup bi-emr-i Hayy-i Kadîr nehr-i Tuna donup pây-ı taht olunca azamet-i Hudâ bu kadar zamândan berü Tuna'nın karşu tarafında muhâfazaya duran deryâ-misâl asker fursat bulup "Bire küffâr bozulmuş" deyince ümmet-i Muhammed buz üzre Tuna'yı 103b ubûr edüp beri Yergöğü'den geçüp üç gün üç gece dağlarda ve bellerde ve köy kendlerde biter ot ve öter horos komayup hadd [ü] hasrın cenâb-ı Kibriyâ bilir ol kadar hayvânât ve mâl-ı ganâ’im üsârâlar ile asâkir-i nusret-me’ser muğtenim oldular kim bir dahi böyle olmamışdır. Hemân ol sâ‘at bu feth-i meserreti Fazlî Paşa ve Kalga Sultân âdemleriyle sa‘âdetlü pâdişâha arz eyleyüp Kalga Sultân efendimiz ile kırk bin asker olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 103a–103b ·
metinde göster ·
Hâlâ ol gâzîlerin kân-ı mekânlarıdır, ammâ asr-ı Gâzî Hudâvendigâr'da bu kal‘a Erdel Kralı Metayoş Kral hükmünde bir palanka-i sağîr idi. Gâzî Hudâvendigâr'ın tulû‘ [u] hurûcundan küffâr-ı dûzah-karâr-ı füccâr bu kal‘ayı metânet üzre Metayoş Kral-ı dâl istihkâm edüp diyâr-ı Orta Macar'ı ve diyâr-ı Nemçe'yi nehb u gâret etdikde Nemse kralı bu Tımışvâr üzre gelüp yedi ayda amân vermeyüp Erdel kâfiri elinden alup içine yigirmi bin soltat [u] murtat Nemselere Luşancı nâm kapudanı hâkim nasb edüp Nemse çâsârı Ferdinand Kral dâr-ı menhûsu olan Beç kal‘asına varınca beri tarafda Tımışvâr hâkimi Luşancı nâm la‘în nehr-i Tımış'dan elli altmış pâre firkate gemiler ile nehr-i Tuna'ya çıkup tarafeynde olan kılâ‘ları ve Tuna üzre Belgrad'a varup gelen gemileri nehb u gâret edüp Tımışvâr yunakları tecâvüzden hâlî olmayup Belgrad ve Köylüc ve İhram ve Semendire ve Feth-i İslâm kılâ‘ları yolları kapanup Belgrad'da kaht [u] galâ’ olunca fermân-ı şehriyârî sâdır olup bi-fazlillâhi'l-Meliki'l-Mennân kal‘a-i Tımışvâr Memâlik-i Mahrûsa-i İslâmiyye'ye mutazammın kılınmak içün Rûmeli Beğlerbeğisi Mehemmed Paşa düstûr-ı mükerrem ve serdâr-ı mu‘azzam ta‘yîn olunup azm-i râh-ı Tımışvâr diyerek şehr-i Belgrad'a dahil olup andan nehr-i Sava üzre cisr-i azîm ile karşu hâk-i Sirem'e ubûr edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Vulkovar'dan cisirler ile nehr-i Tuna'yı da ubûr edince taraf-ı pâdişâhîden iki bin güzîde yeniçeri ile yüz elli aded şâhî darbzen-i adû-şikâr ve on beş aded balyemez top-ı kal‘a kûplar gelüp ordu-yı İslâma dahil olunca ol gün Tatar askeri dahi gelüp vâsıl oldukda sipehsâlâr-ı mu‘azzam Titel kal‘ası kurbunda nehr-i Tisa'yı dahi ubûr edüp kal‘a-i Peçey'i muhâsara edüp yedi günde feth-i kal‘a-i Peçey, sene 958, be-dest-i Vezîr Mehemmed Paşa vâlî-i Rûmeli.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 117a ·
metinde göster ·
… âr gördü kim imdâd geldi. Hemân kudurmuş yılan gibi üzerimize döndüler. Evvelki
asker dahi
bu hâli görüp tâze cân bulup kamandıkları yerden anlar dahi "Allâh Allâh"a rehâ …
Bizim gâzîler dahi susuzlukdan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlar, ammâ anlar dahi bizleri görünce susuzlukları def‘ olup hayât-ı cân buldular ammâ bir yalçın kayaya arka verüp ceng ederlerken hemân bizler dahi kemîngâhlardan çıkup bayraklarımız küşâde edüp iki bin askerin beş yüzün sular ve beksümâtlar ile gerüde kemîngâhlarda pusuya kazandibi alıkoyup hemân bin beş yüz asker bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh ile gülbâng-ı Muhammedîler getirüp kâfire göz açdırmayup bir yaylım kurşum urunca küffâr-ı dûzah-karâr gördü kim imdâd geldi. Hemân kudurmuş yılan gibi üzerimize döndüler. Evvelki asker dahi bu hâli görüp tâze cân bulup kamandıkları yerden anlar dahi "Allâh Allâh"a rehâ buldurup anlar dahi kâfirin ardlarından hücûm edüp küffâr iki askerin ortasında kalup eyle sâtûr-ı Muhammedîler uruldu kim Hudâ'ya ayândır ol serhadde böyle bir gazânın misli sebkat etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136a ·
metinde göster ·
… irmi bin asker-i İslâm cem‘ edüp Hilevne sahrâsında meks eder. Anda yigirmi bin
asker dahi
cem‘ olup hemân "Tevekkülen-alallâh" deyüp kırk bin güzîde salt asker-i kerrâr …
Hattâ sene (---) târîhinde Fazlî Paşa Bosna eyâletine mutasarrıf iken Köprez nâm sahrâda muhâfaza edüp dururken bu Kinin kal‘asın Hırvat ve İslavin ve Dodoşka memleketlerinin ceneralleri ve kralları olan la‘în ve baş kapudanları olan Hoysek nâm bî-dîn ve Venedik ceneraliyle piyâde ve süvârîden yigirmi bin aded müşrikîn ve bizim re‘â[yâ] vü berâyâmız iken Fireng'e tâbi‘ olup Uskok olan fâcirîn ve niçe bin milel-i müşrikîn-i bed-âyînlerden cümle doksan bin aded kâfir-i dâllin bir yere cem‘ olup kal‘a-i Kinin'i muhâsara edüp yedi yerden yetmiş yedi aded balyemez ve adûya amân vermez top-ı kûplar ile kal‘a-i Kinin'i döğmeğe başladıklarında, ol gün Fazlî Paşa'ya bu haber-i mûhiş erişdikde ol gün ol gece Fazlî Paşa başına yigirmi bin asker-i İslâm cem‘ edüp Hilevne sahrâsında meks eder. Anda yigirmi bin asker dahi cem‘ olup hemân "Tevekkülen-alallâh" deyüp kırk bin güzîde salt asker-i kerrâr ile bilâ-tevakkuf ılgar edüp nısfu'l-leylde kal‘a-i Kinin kurbunda bir virbelistân, ya‘nî söğüdlük içre pinhân olup yatırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 139a ·
metinde göster ·
… aded ümerâlar dahi on bin asker ile kâfire yetişüp bi-emrillâhi Te‘âlâ Rim Papa
askerin dahi
der-ceng-i evvel kırup andan sâ’ir küffârları dahi tâ deryâya varınca kova kıra …
Ba‘dehû sene 941 târîhinde Gâzî Hüsrev Beğ Kilis kal‘asına zafer bulmak içün rikâb-ı hümâyûna arz edüp arzı hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup bu kal‘a-i Solin'in esâsı üzre şekl-i murabba‘ bir seng-i müstahkem kal‘a inşâ edüp içine er ve müstevfâ cebehâne kodukda, hemân o şehir tamâm olmadan kırk bin aded cünûd-i cünüb Nasârâlar kal‘a-i İspilet tarafından gelüp kal‘a-i Solin'i soluyarak muhâsara ederler. Hemân Murâd Voyvada ve Hüsrev Beğ ve sekiz aded ümerâlar dahi on bin asker ile kâfire yetişüp bi-emrillâhi Te‘âlâ Rim Papa askerin dahi der-ceng-i evvel kırup andan sâ’ir küffârları dahi tâ deryâya varınca kova kıra bakıyyetü's-suyûf olan Nasârâlar deryâda gark olup kal‘a-i Solin dest-i küffârdan halâs olduğundan mâ‘adâ kal‘a-i Kilis'i dahi bu yüzden muhâsara edüp sene 943 feth-i kal‘a-i Kilis be-dest-i Gâzî Hüsrev Beğ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 148b ·
metinde göster ·
… -evvel şimâl tarafına tuğlar ile çarkacı İsmâ‘îl Paşa talî‘a-i asker olup Tatar
askeri dahi
ileri gitmek emr olunup kâmil 5 sâ‘atde
Menzil-i nehr-i Küçük Şamos: Bu mahalde Bistiriçse kal‘ası kapudanı itâ‘at etmeyeceği mukarrer olup şark cânibine gitmeden ferâğat olunup yine ke'l-evvel şimâl tarafına tuğlar ile çarkacı İsmâ‘îl Paşa talî‘a-i asker olup Tatar askeri dahi ileri gitmek emr olunup kâmil 5 sâ‘atde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 17a ·
metinde göster ·
… in Paşa'yı ve Küçük Mehemmed Paşa'yı ve Çatalbaş Paşa'yı asâkirleriyle ve Tatar
askerin dahi
kırk bin aded sadaklı ve savatlı ve kübeli zor batır yiğitleri cümle krala koşu …
"Kanûn-ı Nagban Ejder ceddimizin âyîni üzre kralımızdan bî‘at edelim" deyü haberleri geldikde kral bu haberi serdâra bildirüp serdâr-ı kâr-âzmûde dahi Hüseyin Paşa'yı ve Küçük Mehemmed Paşa'yı ve Çatalbaş Paşa'yı asâkirleriyle ve Tatar askerin dahi kırk bin aded sadaklı ve savatlı ve kübeli zor batır yiğitleri cümle krala koşup Vinçaz kal‘ası sahrâsına gitdiler. Ertesi gün serdâr 10 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30a ·
metinde göster ·
… ri tamâm seyr [ü] temâşâ etdikde Kadızâde İbrâhîm Paşa efendimizin gerüde kalan
askerleri dahi
gelüp Vezîria‘zam Köpürlüzâde Ahmed Paşa otağı 64a önünden bir alay ile ubûr …
Bu şehri tamâm seyr [ü] temâşâ etdikde Kadızâde İbrâhîm Paşa efendimizin gerüde kalan askerleri dahi gelüp Vezîria‘zam Köpürlüzâde Ahmed Paşa otağı 64a önünden bir alay ile ubûr etmişdir kim bizim Nigebolı mansıbıyla gösterdiğimiz alayı Şâm ve Haleb ve Sivas ve Karaman ve Rûmeli ve Bosna eyâleti vezîrleri göstermeğe kâdir olamadılar. Hattâ paşamız dahi iki tuğlu idi. Cümle asâkir-i İslâm bu alayımızı görüp "Bârekallâh" deyü engüşt ber-dehen edüp pesend etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63b–64a ·
metinde göster ·
… rın bağlayup ve Anatolu ve Sivas ve Karaman ve Adana ve Mar‘ayş ve Haleb ve Şâm
askeri dahi
hâzır-bâş olunca Süleymân Hân dahi gerüden âdem deryâsı askeriyle salt [u] sebü …
Sadrıa‘zam Kıraşiçe gölü kenârında Rûmeli askeriyle ve o[n] bin tüfeng-endâz yeniçeriyle ve yüz elli aded şâhî darbzenler ile alayların bağlayup ve Anatolu ve Sivas ve Karaman ve Adana ve Mar‘ayş ve Haleb ve Şâm askeri dahi hâzır-bâş olunca Süleymân Hân dahi gerüden âdem deryâsı askeriyle salt [u] sebükbâr gelüp çet-a-çet dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 65a ·
metinde göster ·