… kâsirdir. Nehr-i Kür'ün tulû‘undan gurûbuna varınca yüz elli pâre şehre uğrayup
aslâ bu
kurâ ve kasabâtların mezâri‘âtlarına fâ’ide olmaduğundan nehr-i Kür derler, Moğ …
Eşkâl-i kal‘a-i Tiflis: Evvelâ nehr-i Kür kenarında yalçın kayalar üzre birbirine mukâbil iki kal‘a-i Betlis-i Tiflis'dir kim mâbeyne-hümâsından nehr-i Kür cereyân edüp bir kayadan bir kayaya cisr-i azîm ile kal‘adan kal‘aya ubûr olunur. Kal‘a-i kebîr, nehr-i Kür'ün cânib-i cenûbundadır. Ve küçük kal‘a nehr-i Kür'ün şimâlindedir. Ve nehr-i Kür büyük kal‘anın sahrâya nâzır tarafında küçük kal‘aya açılan kapusu önünden nehr-i Kür kal‘a dîvârına dokunarak cereyân ederek yedinci konakda Bakü kal‘asıyla Gîlân şehri mâbeyninde Bahr-i Haraz'a mahlût olur. İbtidâ matla‘ı vilâyet-i Çıldır'da (---) dağlarından hurûc edüp tâ Kara Ardahân'dan ve kal‘a-i Ahıska'ya ve kal‘a-i Azgur'a uğrayup Tiflis içinden geçüp Bahr-i Haraz'a munsab olur. Bir nehr-i azîmdir kim müverrihân-ı İrân-zemîn, "Bu nehr-i Kür'e bin altmış uyûn-ı câriye rîzân olur" deyü tahrîr etmişler. Hakkâ ki nehr-i Furât'dan sonra nehr-i Kür azîm sudur. Bu nehr kenarında yalçın kaya üzre Betlis'in binâ etdiği kal‘a-i kebîrin dâiren-mâdâr cirmi altı bin adımdır ammâ binâ-yı atîkdir. Dîvârının kaddi altmış zirâ‘ ve yetmiş burc ve üç bin bedendir. Ve bir cisr bâbı var, handakı yokdur. Nehr-i Kür üzre suluk kullesi var. Hîn-ı muhâsarada andan def‘-i atşân ederler. Derûn-ı hisârda altı yüz bâğsız ve bâğçesiz hâne-i hâk-i mestûrı var ve Hân sarâyı bu kal‘adadır. Câmi‘i ve hân [ve] hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve küçük kal‘a sonradan Yezdcir[d] Şâh binâ etmişdir, bir yalçın püşte üzre sad-ribâz-misâl bir seng-âbâd şekl-i murabba‘ küçük kal‘adır. Cisr başına ancak bir dervezesi var. Derûn-ı kal‘ada üç yüz hâne ve câmi‘ var. Lâkin bedâsteni ve imâret yokdur. Bu kal‘anın büyük kal‘a cenûb tarafındadır. Ammâ bu küçük kal‘a sûr-ı kebîrden metîndir. Bu kal‘aların cümle üç bin nigehbânları vardır. Her şeb-i muzlimde kal‘ayı meş‘aller ile çerâğân edüp dîdebânlar "Hudâ hûb" deyü feryâd ederek nigehbânlık ederler. Gerçi Acem diyârıdır, ammâ ekseriyyâ ahâlîsi Osmânlı zamânından berü Sünnî ve Hanefî ve Şâfi‘îyyü'l-mezheb bî-hisâb kimesneleri vardır ve ulemâsı ve mahbûb ve mahbûbesi vâfirdir. Memdûhâtından, dânedâr gendümü ve hâs ve beyâz Tiflis nânı ve beyâzî ve âl tebekânî yanaklı şeftâlûsü ve âbdâr [ve] lezîzât şeftâlûsü gâyet latîf ve hoş-hordur. Zîrâ Gürcî zenâneleri bâğında hâsıl olur et şeftâlûleridir. Hubûbât [u] nebâtâtı mahsûlleri gâyet memdûhdur. Pembesi ve harîri olmaz, amma âbdâr engürü mevsûfdır. Ve nehr-i Kür'den bu mahsûlâtlara aslâ fâ’ide (yarkıdde) yokdur. Cümle bârân-ı rahmet ile hayr [u] berekât mütekâsirdir. Nehr-i Kür'ün tulû‘undan gurûbuna varınca yüz elli pâre şehre uğrayup aslâ bu kurâ ve kasabâtların mezâri‘âtlarına fâ’ide olmaduğundan nehr-i Kür derler, Moğol kavmi Kür-i ur derler, ya‘nî fâ’idesiz 320a demekdir, ammâ lezîz âb-ı nâbdır. Dâ’imâ pest akmağile âlî yerleri reyy edemez ve hammâmları memdûh değildir. Zîrâ bu şehirde ılıcalar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 319b–320a ·
metinde göster ·
kelâma Kapudan Alî Paşa gûş dutmayup bu nasîhat-âmîz kelâmları gûşına menkûş et …
Melek Ahmed Paşa kalyonun kapudanı Kapudan Alî Paşa'ya "Gel kapudan filandıra kaldıralım. Top atup askeri cem‘ edüp salpa demir edüp avanta ribaçse ve tente fora ve sök yelken edüp alarka deryâda yatalım, yâhûd orsa poça ve buruna ve baba finko yelken kullanup deryâda volta uralım. Olmaya illâ hayr" deyü gemici ıstılâhâtlarıyla niçe gûne elfâz-ı keştîbân tekellüm edüp aslâ bu kelâma Kapudan Alî Paşa gûş dutmayup bu nasîhat-âmîz kelâmları gûşına menkûş etmeyüp "Bre balıkçı! Venedik küffârı ne olsa gerek?" deyü mağrûrâne niçe kelâm-ı nâ-pûhte söyler. Âhir ale's-seher "Küffârın donanması, bre geldi!" deyince cümle asker taşra, cümle gemilerin askerin cem‘ etmeğe iktidârları olmayup salpa demir etmeden niçe bin lenger hadîdlerin halat ve palamar ve gimana ve cankurtaranlarına balta urup demirler deryâda kalup deryâya çıkalım derken cümle bizim keştîler biri biri üzerine düşüp hırâş-ı cân çekmede iken küffâr gemileri bizim donanma içine girüp cenge âğâze edüp deryâda demir üzre yatan galyon ve Cezâyirli ve altı pâre mavunalarımız kâfiri ortaya alup topa tutulmış maymuna döndürüp kâfirden yedi pâre gemi gark olup elli pâre gemi bizden karaya düşüp bâkî kalan askerleri dahi karaya dökülüp beğ gemileri ve Cezâyir gemileri ve sâ’ir kalyonlar küffâr ile kal‘a-i Nakşa ve Berre altında kâmil yedi sâ‘at-i nücûmî ceng ede ede vâlide kalyonu ve Melek Paşa kalyonu ve Ereğli kalyonunda Mustafâ Forsa Kapudan kalyonu içre Anadolu Vâlîsi Abaza Ahmed Paşa kâfiri ortaya alup bir ceng [ü] savaş-ı perhâş ederler kim gûyâ ceng-i Ayamavra'dır. Küffâr münhezim olmuşken Duka ve Malta ve Papa ve Mesina ve Korsika ve Sardalya ve Alakorna gemileri zede vü büve yememiş kırk pâre gemiler, Âl-i Osmân donanmasının nısfı karaya düşmüş, nısfı yedi sâ‘at ceng etmiş bî-tâb u bî-mecâl gemiler içre Malta gemileri girince Venedik küffârları taze cân bulup üç sâ‘at dahi ceng-i azîm edüp ibtidâ deryâ beğleri firâr edince ba‘dehû galyonların her biri birer taraf deyüp pârekende ve perîşân olup Varna'da binâ olunan burunsuz kalyon bir gicede cezîre-i Girid'de Hanya'ya düşer. Kimi Rodos'a, kimi Nakşa ve Berre ve Foça ve İşkatoz'a ve Hereke ve İliye ve Zacca ve Darahıyye ve İstanköy'e ve Sakız'a ve Midilli'ye düşüp her biri bu zikr olunan kal‘alara düşüp cân kurtarırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97b ·
metinde göster ·
İmdi bu ahvâl-i pür-melâl eskiden bâzâr-ı bî-zer bey‘ [u] şirâ olunmuş bâzârdır kim taraf-ı Hak'dandır. Mu‘âviye ve Yezîd'e şetm etmemek gerek ammâ diyâr-ı Acem'de cümle Teberrâyî ve Havâricî ve Râfızîler Hazret-i Mu‘âviye'ye sebb ederler. Zîrâ Hazret-i Alî'yi sevmeyüp nehr-i Furât kenârında Hazret-i Alî ile Sıffîn cengi etdi ve "Hilâfet Alî'nin değildir, benimdir." dediğiyçün buğz ederler. Ve Hazret-i Ömer Mu‘âviye'ye muhabbet edüp Şâm hilâfetin Mu‘âviye'ye mü’ebbed verdiğiyçün Hazret-i Ömer'e de buğz [u] adâvet ederler. "Ve Yezîd'e dâ’imâ sebb ü la‘n ederler. Ve Âl-i Osmân'a dahi hâtır-mândedirler kim Âl-i Osmân muhibb-i Hânedân ve muhibb-i Ehl-i Beyt ola da niçün Diyârbekir diyârında Yezîdî Kürdleri Sincâr'da ve Haltî ve Çekvânî ve Bapırı kavmin korudırlar ve Şâm-ı cennet-meşâm hâkinde Dürzî ve Tımânî ve Yezîdî ve Mervânî ve Hubârî ve Ma‘rûfî ve Aklı ve Kızıllı Yezîdîlerini Osmânlı bu ülkelerinde korlar ve niçe bin umûrlarına mu‘âvenet ederler?" deyü kavm-i Acem ellerine fetvâlar alup Âl-i Osmân'a kılıç çeküp adâvet etdiklerinin aslı bu tahrîr olunan mevâdâtlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 351b ·
metinde göster ·
Ve câmi‘i ve hânları ve kifâyet mikdârı dükkânları vardır. Ammâ imâret-i dârü'z-ziyâfesi yokdur ammâ bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân [u] nahlistânı çokdur. Ve ahâlî-i Basra'nın bu kal‘a-i Mühennâvî teferrücgâhlarıdır. Şehre bir sâ‘at karîb olmağile ehl-i Basra teferrüc edüp berren ve bahren piyâdece ve kayıklar ile şehr-i Basra'ya giderler. Aslen bu kal‘anın sebeb-i binâsı "Gemiler gümrük vermeden firâr etmesinler." deyü binâ olunmuşdur. Hâlâ cümle gemiler medd ü cezm üzre top altında yatup gümrüğün tamâm etmeden giderse zarabât-ı top-ı kûb ile işi tamâm olur. Ve bu kal‘ayı mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek hâk-i Basra'da bunun emsâli (---) pâre kal‘alar vardır. Her birinin ta‘rîf ve tavsîfi birer müdevven kerrâs olur. Ancak her birin birer şemme mikdârı temdîh idelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 363a ·
metinde göster ·
… p ba‘de's-salât ta‘âmları meydâna getirüp tenâvül mahallinde Armağanî görse kim
aslâ bu
dünyâ ta‘âmından değil, cümle hubûbât ve nebâtât kökleri. Mehemmed Efendi bi'z- …
Sene 1032 târîhinde Murâd Hân-ı Râbi‘in henüz tahta cülûs etdiği sene Murâd Hân'dan ve müftî-i zamân Hüseyin Efendi'den ve Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Doğanî Efendi ve Kapânî Geysûdâr Mehemmed Efendi ve hakîrin pederi Dervîş Mehemmed Zıllî'den me’zûn olup sıla-i rahm etmeğe Üsküdar'a geçüp taban kakup Bostâncıbaşı nâm cisre varup tecdîd-i vudû edüp vakt-i zuhur ezânın tilâvet edüp görse kim cisrin yemîn ü yesârında asker-i deryâ-misâl, asker hayme vü hargâhlarıyla meks etmişler. Ammâ bir beğ ve paşa askerine ve benî Âdeme benzemez asker, Üsküdar tarafında beyâz çadırlı ve beyâz hil‘atli âdemler ammâ karşu tarafda siyâh haymeli ve siyâh çerde ve siyâh geysûlu ve eli hıştlı âdemlerdir. Bu Mehemmed Efendi {bunları görüp} "Sübhânallah ayâ bu ne asker ola." deyü ta‘accüb-künân olup vakt-i zuhuru edâ idem derken başına niçe âdem üşüp "Tiz bize imâmet eyle, bu kerre bu namâzı benî Âdem imâmetiyle kılmış olavuz." dediklerinde edâ-yı salâta mübâşeret mahallinde "Biz ehl-i seferiz, iki rek‘at kıl." derler. Mehemmed Efendi ben dahi ehl-i seferim deyü bunlar salât-ı zuhuru kılıverüp ba‘de's-salât ta‘âmları meydâna getirüp tenâvül mahallinde Armağanî görse kim aslâ bu dünyâ ta‘âmından değil, cümle hubûbât ve nebâtât kökleri. Mehemmed Efendi bi'z-zarûrî yerken görse kim lezzetde dahi dünyâ ta‘âmı lezzeti yok, ta‘accüb edüp ba‘de't-ta‘âm bunların serçeşmesi Melik Şiyam eydür: "Âdem sen eyi âdemsin, bizler tâ‘ûn askerinin ervâh-ı tayyibesiyiz. Bizim urduğumuz bi-emrillah halâs olur ammâ karşu kara çadırlılar ervâh-ı habîselerdir, anların urduğu şehîd olur." dedikde Mehemmed Efendi eydür: "Sultânım, şimdi İslâmbol'da uracak âdemler var mıdır?" dedikde, "Çok vardır, istersen uracağımız âdemleri defter eyle." dedikde Armağanî'nin cân başına sıçrayup derdest devât ve kalem alınca melik eydür "Tiz habîse meliğin dahi çağırın. Şehîd olacakları da yazasın." dedikde habîse meliği dahi gelüp kâmil ahşama dek tayyibe vü habîseden vurulacaklardan üç bin kırk yedi âdem tahrîr eder. Ol gice anda bunlar ile mihmân olup çîl aded âdem dahi tarafeynden yazup vakt-i sabâh olunca Armağanî bunlardan me’zûn olup defteriyle dosdoğru Murâd Hân'a gelüp "Beğim sana müjde olsun. İslâmbol içine yarın tâ‘ûn askeri girüp kıyâmet kopar ammâ senin hâsodanda Hazret-i Risâlet hırka-i şerîfi ve dendân-ı şerîfi vardır ve anda aslâ cimâ‘ olmadığından tâ‘ûn hâsodaya girmese gerek, ammâ yarınki gün bu şehr-i tayyıbeyene kıyâmet kopar!" deyü tâ‘ûn defterin Murâd Hân'ın eline verüp kaziyye-i sergüzeştin bir bir Murâd Hân'a nakl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396b ·
metinde göster ·
… ç kal‘aya sehm-i kazâsı gücile yetişir. Tâ bu mertebe âlî iç kal‘ası vardır. Ve
aslâ bu
kal‘anın cânib [u] etrâfında bir havâlesi yokdur kim böyle bir hısn-ı hasîn ve …
Bu kal‘a-i hoş-binâ-yı ibret-nümâ nehr-i Sava ve nehr-i Tuna kenârında cümle dokuz kat kal‘a-i bî-misâl bölme bölme hisâr-ı üstüvâr-ı pür-me’âl ve bir sûr-ı bâ-kemâldir kim aşağı kat kal‘asından niçe zor âver kemândârân dilâverân var kuvvetini bâzûya getirse yukaru kal‘aya şast ber-kabza bir ok perrân etse iç kal‘aya sehm-i kazâsı gücile yetişir. Tâ bu mertebe âlî iç kal‘ası vardır. Ve aslâ bu kal‘anın cânib [u] etrâfında bir havâlesi yokdur kim böyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i gevher-nigîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112a ·
metinde göster ·
"Bire cânım, biz Vârat kal‘ası cengine gideriz. Bu ne turfa seyrdir kim Seydî Ahmed Paşa alayıyla derûn-ı hisârdan çıkup alâ mele’i'n-nâs gitdi" deyü niçe gûne turrehât kelimâtlar oldu, ammâ serdâr-ı âkıbet-endîş aslâ bu ahvâle takayyüd etmeyüp tabl [u] alemin döğerek sene (---) mâh-ı (---) gününde kal‘a-i Vârat'ı top menzilinden ba‘îd kuşadup ol ân amân u zamân vermeyüp cümle guzât-ı müslimîni azharun mine'ş-şems meterise kodu. Ve ol gün yedi kat meteris değişilüp sıçan yolları kol kol yürüyüp tâ kal‘anın top altına varılup etrâf-ı kal‘ada olan sahrâ-yı bî-pâyân hayme vü hargâhlarında meks etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123a ·
metinde göster ·
… hânım Seydî Ahmed Paşa, Budin eyâletiyle meterise gir" dediklerinde, Seydî Paşa
aslâ bu
cevâblara vücûd vermeyüp eydir:
"Bire Seydî Paşa, pâdişâh bize Erdel'i gâret edüp ıhrâk bi'n-nâr eylen demedi. Sizden Vârat kal‘asın isterim dedi. Belî bu Erdel diyârın harâb etdin ve a‘dâyı kırup hasâret etdirdin. Herkes alduğını alır. Bizim pâdişâha verecek kabza-i tasarrufumuzda ne kalır ve dîn-i mübîn içün zabtımızda ne olur ve bize âhir-i kâr â’id ü fâ’id ne olur? Bu vilâyeti nehb u gâret etmeğe Tatar askeri me’mûrdur ve Kemen Yanoş la‘în bu kal‘a altındaki asâkir-i İslâm'ı basmağa gelirse cânib-i erba‘amızda niçe eyâlet askeri karavullarımız var ve iki üç fersah yerde Tatar askeri var. Elbette bir iki gün mukaddem haberler alınur. Hemân hânım Seydî Ahmed Paşa, Budin eyâletiyle meterise gir" dediklerinde, Seydî Paşa aslâ bu cevâblara vücûd vermeyüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 124b ·
metinde göster ·
… n çâr diye diye men çârdan galat-ı meşhûr Macar (Macar) kaldı kim bu Macarların
aslı bu
sûret sâhibleri Menûçehr evlâdlarıdır kim Macar'ın asl u fer‘i ibtidâ kavm-i Ac …
Bunlar men çâr imiş, men çâr, men çâr diye diye men çârdan galat-ı meşhûr Macar (Macar) kaldı kim bu Macarların aslı bu sûret sâhibleri Menûçehr evlâdlarıdır kim Macar'ın asl u fer‘i ibtidâ kavm-i Acem'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 126b ·
metinde göster ·
Ve cümle yüz aded dükkânları var, ol kadar müzeyyen sûk-ı sultânîsi yokdur, ammâ bâğları gâyet çokdur, lâkin halkında berekât yokdur. Ol ecilden fukarâları çokdur. Hattâ Melek Ahmed Paşa efendimizi bir gece altı bin askeriyle müsâfirliğe alamadılar, ammâ Süleymân Hân asrında gâyet ma‘mûr imiş. Hattâ Süleymân Hân vüzerâlarından Ayas Paşa Gâzî Hudâvendigâr sarâyın amâr edüp ürd-i behişt-misâl bir bâğ-ı cinân edüp İslâmbol'dan her çehârşenbe gelüp zevk u safâdan sonra Cum‘aertesi dîvânına yine erermiş. Niçe kerre bir günde gelüp yine ol gün der-i devlete gidermiş. Tâ bu mertebe serî‘u's-seyr vezîr-i dilîr imiş. Aslında bu şehrin cümle hayrât [u] hasenâtları Ayas Paşa'nındır, rahmetullâhi aleyh. (---)(---)43a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 42b–43a ·
metinde göster ·
Yedi kral içün binâ olunan kasr-ı İremlerdir kim her birinin kubâblarında birer altun top olduğıyçün Kızılelma Sarâyı denildiği bâlâda endek mastûrdur, ammâ Ungurus krallarına mahsûs olmak içün kırk ayak taş nerdübân ile urûc olunur bir kasr-ı serâmedi var kim evc-i semâya ser çekmiş bir ser-bülend kasr-ı bî-mânendi var kim dillerde dâstândır. Üstâd mühendis-i bennâ var makdûrun sarf edüp bu kasrı bir tarz-ı acîb ü garîbe üzre tarh etmiş kim şekl-i müsemmeninden dahi aslâ bu kasr içre oturanlara âfitâb-ı âlem-tâb te’sîr etmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 82a ·
metinde göster ·
… olanları derhâl mest olmayan gâzîler şühedâların na‘şelerin cümle taşra çıkarup
aslâ bu
idbârdan askere bir fütûr gelmeyüp yine birbirlerin cenge tergîb ederlerdi.
Ammâ kal‘aya urûc edecek yerlerde sa‘b ve paçarız ve lağımlar olmağile küffâr niçe gûne hiyel ü şeytanatlar ile âteş-feşânlıklar edüp guzât-ı müslimînin serdengeçdileri serden geçdiler, ammâ kal‘aya duhûl edemeyüp iki binden ekser gâziyân ol mahalde rütbe-i şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serhoş olanları derhâl mest olmayan gâzîler şühedâların na‘şelerin cümle taşra çıkarup aslâ bu idbârdan askere bir fütûr gelmeyüp yine birbirlerin cenge tergîb ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 92a ·
metinde göster ·
Bu Tuna kenârı ol kadar âlî ve iki kat olmaduğunun
aslı bu
aşağı kal‘anın nehr-i Tuna kenârından aslâ ve kat‘â havf u haşyet yokdur. Hattâ …
Bu Tuna kenârı ol kadar âlî ve iki kat olmaduğunun aslı bu aşağı kal‘anın nehr-i Tuna kenârından aslâ ve kat‘â havf u haşyet yokdur. Hattâ bu dîvârın Tuna kenârı taşrasında bu dîvâr dibine kâmil altı yüz adım tûlu bir şarampav yalın kat palanka dîvârı var kim cümle kazıkları serâpâ Tuna içine kakılmış meşe ve pelîd kazıklarıdır kim her biri onar arşın âlî ve âdem gövdesi kadar kalın sütûn-ı müntehâlardır. Bu şarampav kal‘a dîvârına siper olmuşdur. Hîn-i uğraş savaş-ı perhâşda Tuna üzre gemilerle düşmanlar gelse guzât-ı müslimîn bu şarampavların ardına girüp ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 96a ·
metinde göster ·
… te‘addid cihân-nümâ kasırları var, ammâ Sührâb Mehemmed Paşa kasrı derler, ammâ
aslında bu
sarây ıhrâk oldukda cümle Sührâb Mehemmed Paşa binâsıdır.
Sitâyiş-i Paşa sarâyı: Bu mezkûr çârsûda paşalara mahsûs kat-ender-kat serâpâ haşeb binâ bir hânedân-ı ra‘nâdır, ammâ gâyet mukassardır, lâkin dîvânhânesi ve yetmiş seksen aded tevâbi ve levâhık hâneleri ve müte‘addid cihân-nümâ kasırları var, ammâ Sührâb Mehemmed Paşa kasrı derler, ammâ aslında bu sarây ıhrâk oldukda cümle Sührâb Mehemmed Paşa binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 181a ·
metinde göster ·
… a ve Val ve Cân Beğ nâmân kal‘alar cümle dağları ve ormanları ile nümâyândır ve
aslâ bu
kal‘aya hâ’il yokdur, hemân bir sahrâ-yı sebzezâr u buhayre içre vâki‘ olmuş bi …
Hemân bir surâhî su kabağı gibi boğazı ince ve Began {kal‘ası} tarafı sivri ve bâğlar tarafı kabağın karnı şeklinde bir kal‘a-i serâmeddir. Bu minâreden Belgrad sahrâsının zemîninde olan mezâri‘ât ve çayır ve çemenzâr ve lâle‘ızâr bâğları ve müşebbek bostânları ebrî kâğız gibi nakş-ı bûkalemûn nümâyândır ve Polata ve Çavka ve Val ve Cân Beğ nâmân kal‘alar cümle dağları ve ormanları ile nümâyândır ve aslâ bu kal‘aya hâ’il yokdur, hemân bir sahrâ-yı sebzezâr u buhayre içre vâki‘ olmuş bir acîb ü garîb kal‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 14b ·
metinde göster ·
… erlerinde örtüleri servî gibi surâhî-i serâmed tahta örtülü musanna‘ odalardır.
Aslâ bu
kal‘ada avret ve oğlan yokdur ve çârsû-yı bâzârdan bir şey yokdur ammâ,
Ve bu kal‘anın on iki bin re‘âyâsı gelüp her sene handakı dahi enli ve dahi derin ederler. Ve bu Nemse 36b hisârı içre cümle mücerred yerli yeniçerilerinin odaları kânûn üzre birinci ikinci üçünçü deyerek kârgîr odalar binâ olunup her bir orta odalarının üzerlerinde örtüleri servî gibi surâhî-i serâmed tahta örtülü musanna‘ odalardır. Aslâ bu kal‘ada avret ve oğlan yokdur ve çârsû-yı bâzârdan bir şey yokdur ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 36a–36b ·
metinde göster ·
… bi beyâz ve hâs râyizâneli ve çörekotlu ve süsenli sipov nâm ekmekleri olur kim
aslâ bu
nân-pâre yanı sıra katık istemez gâyet lezîz ekmeği olur.
Ve memdûhâtından bâğ u bâğçesi birov hâkimlerinin nakilleri üzre Matra dağların zeyn etmiş yigirmi sekiz bin bâğdır. Eyle lezîz ve âbdâr ve hoşhor on yedi gûne engûrü olur kim yedi gûnesi misket üzümüdür, tenâvül eden inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn bulur. Ve gingöşiyye bâdesi dedikleri katresi harâm hamrı Rûm ve Arab u Acem'de misli yokdur, meğer Boğazhisâr kurbunda Akdeniz içre Bozcaada cezîresinin misket üzümü ola. Ammâ bunun hamrının humârı olmaz derler ve sudâ‘ verüp başa urmaz derler. La‘l-gûn ve beyâz ve sarı yâkût gibi berrâk ve mücellâ bâdeleri olup bir gûne sivri sivri toprak destîler ile gingöşiyye bâdesi deyerek erbâb-ı fıska hedâyâ götür[ür]ler. Beyâz süd gibi arakı dahi olur. Ve onar on beşer vukıyye gelir Haleb kalkanları gibi beyâz ve hâs râyizâneli ve çörekotlu ve süsenli sipov nâm ekmekleri olur kim aslâ bu nân-pâre yanı sıra katık istemez gâyet lezîz ekmeği olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 40b ·
metinde göster ·
… aller Macaristân'dır lâkin Nemse çâsârı hükmündedir ve cümle re‘âyâsı Macardır,
aslâ bu
mahallerde Nemse yokdur.
Kralın komsarı, ya‘nî başbâkî kulu köyüdür. Tuna'dan iki sâ‘at ba‘îd beş yüz evli bir kenîseli ma‘mûr karyedir ve kral tarafından tenbîh olunmuş kim cemî‘i ubûr etdiğimiz köylerin cümle der-i dîvârların ak kuğu gibi amâr etmişler ve cümle yolları pâk ü pâkîze silüp süpürmüşler ve "Yollar izdihâm olsun" deyü sâ’ir kurâlardan gelmiş ve geyinmiş ve kuşanmış küffârlar cihânı dutmuş. Ammâ bu mahaller Macaristân'dır lâkin Nemse çâsârı hükmündedir ve cümle re‘âyâsı Macardır, aslâ bu mahallerde Nemse yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46b ·
metinde göster ·
… üp berk-i hazân gibi ol hizân dervîş ditreyüp "Şey’en lillâh" deyü feryâd eder.
Aslâ bu
dervîşin feryâdına ve yüzüne bir ferd-i âferîde nazar etmeyüp dervîşi kovarlar.
Hikmet-i Hudâ: Bir gece bir za‘îf beze miskîn fakîr dervîş-i dilrîş kışda kıyâmetde ac u zâc ve uryân bir kâmiyâbun dervezesine gelüp berk-i hazân gibi ol hizân dervîş ditreyüp "Şey’en lillâh" deyü feryâd eder. Aslâ bu dervîşin feryâdına ve yüzüne bir ferd-i âferîde nazar etmeyüp dervîşi kovarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 137b ·
metinde göster ·
… eyü niçe nâ-sezâ cevâblar söylediler. Âkıllar ve iş erleri kartlar ve atalıklar
aslâ bu
sözlere kulak dutmayup heleci ve keleci sözlere vücûd vermeyüp,
"Yok Osmânlı Yanbolu ve İslimye'de ve Pravadi şehri dağlarında tavşan avlarmış. Biz de Kırım'dan atlanup Edirne'de veyâ Selânik'e varınca âdem avlayalım" deyü niçe nâ-sezâ cevâblar söylediler. Âkıllar ve iş erleri kartlar ve atalıklar aslâ bu sözlere kulak dutmayup heleci ve keleci sözlere vücûd vermeyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 144a ·
metinde göster ·
… eder bir alay şûh u yârândan Ganî ismine mazhar olmuş ganî Çerkes âdemleridir.
Aslâ bu
cezîrede Tatar yokdur, duramaz da, zîrâ Kefe eyâleti hükmünde Anatolu toprağı a …
"Cânım eğer eyle ise hânlara kon" deyü evden {müsâfiri} kovmak isterler, ya‘nî tâ bu mertebe Taman adası köylerinde müsâfire çul ve torba ve kîse çıkartmadan yedirüp içirüp kondurup göçürüp ri‘âyet ederler. Tâ bu mertebe ganîmet yerdir kim bir âdem bir evde on atı ile on gün otursa halkı hazz eder bir alay şûh u yârândan Ganî ismine mazhar olmuş ganî Çerkes âdemleridir. Aslâ bu cezîrede Tatar yokdur, duramaz da, zîrâ Kefe eyâleti hükmünde Anatolu toprağı add olunur Rûmeli tarafı karşu Kırım diyârıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 146b ·
metinde göster ·
kavm-i Takaku'da domuz ve tavuk yokdur. "Hınzîr ve tavuk necâset yerler" deyü b …
Ve aslâ bu kavm-i Takaku'da domuz ve tavuk yokdur. "Hınzîr ve tavuk necâset yerler" deyü bunlar aslâ hınzîr ve tavuk yemezler ve harâm şey geymezler ve şarâb ve boza içmezler. Ancak maksima boza ve bal suyu içerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154a ·
metinde göster ·
… ‘i dünyânın etıbbâ ve hukemâ-yı hâzıkları bu Atina şehrini mesken edinmelerinin
aslı bu
kûh-ı bâlânın edviyeleri içindir.
Hattâ bahâr mevsiminde bu kûh-ı bâlânın zirve-i a‘lâsına çıkan âdemin demâğı rûh-ı tutyâ ve sünbül ve benefşe ve müşk-i rûmî ve nergis ve reyhân ve ful ve şakâyık-ı nu‘mân ve lâle ve zerrîn kadehin gûnâ-gûnlarının râyiha-i tayyibelerinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ve zamân-ı kadîmde cemî‘i dünyânın etıbbâ ve hukemâ-yı hâzıkları bu Atina şehrini mesken edinmelerinin aslı bu kûh-ı bâlânın edviyeleri içindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254b ·
metinde göster ·
… ümle sokakları serâpâ kudretden beyâz taş döşeme kaldırım olup pâk ü pâkîzedir.
Aslâ bu
kal‘aya bevvâbân [ve] nigâhbânlar köpek komazlar, zîrâ cümle yağmur suları su s …
Ve bu kal‘anın cümle sokakları serâpâ kudretden beyâz taş döşeme kaldırım olup pâk ü pâkîzedir. Aslâ bu kal‘aya bevvâbân [ve] nigâhbânlar köpek komazlar, zîrâ cümle yağmur suları su sarnıçlarına gider. Anıniçün cümle tarîk-i âmları pâkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 277a ·
metinde göster ·
tarafda kal‘a kapuların kapamazlardı, zîrâ gece ve gündüz üçer dörder bin aded …
Ve aslâ bu tarafda kal‘a kapuların kapamazlardı, zîrâ gece ve gündüz üçer dörder bin aded top ve muşkat ve kumbara ve havân taşları atar idi, ammâ yine bu mahallerde topdan alarka yerlerde mezkûr cebeciler ve muhâfazacılar çete ve potura etmeden hâlî olmayup niçe kerre kemîngâhlardan küffârın baş ve dillerin ve at ve koyun [ve] sığırların alırlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 291a ·
metinde göster ·
Ammâ öte cânibde küffâr-ı dûzah-karâr bu Kızıl tabyanın bir cânibi münhedim olduğun görüp bir haftada Kızıl tabyanın iç yüzünde yedi yüz âdem içeri bir meydân-ı azîmde tâ deryâ kenârında olan Avret tabyası burnundan tâ Panıgrad kapusu tabyasının iç yüzüne varınca bir hafta içre bir sedd-i metîn kal‘a dîvârı yapmış ki diller ile ta‘bîr olmayup ardına elli adım enli sedd-i Ye’cûc gibi kalın toprak yığmış, dahi ilerisini cümle lağımlar etmiş ve cemî‘i mühimmâtların yerli yerlerine koyup durmuş. Meğer gâzîleri yürüyüşden men‘ edüp gerüye dönderdiklerinin aslı bu dîvâr imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 295a ·
metinde göster ·
Ve bu mahallerde fermân-ı serdâr-ı mükerrem sâdır olup yedi vezîr, yetmiş mîr-i mîrân ve yüz yigirmi aded mîr-i livâların cümlesi evkât-ı hamsede tabl ü nakkâre ve nefîr ü sûrnâ ve zîl [ü] bem ile gûnâ-gûn cengî harbîler her bâr henüz çalınmağa başladı, ammâ mukaddemâ aslâ bu kolda tablhâneler çalınmazdı, ammâ içerde küffâr her bâr gûnâ-gûn torompeteler ve erganon ve nâkûslar çalınup şâdımânlar edüp sadâsından durulmazdı, ammâ bu mahallerde küffâr ol kadar luturyan boruları çalmayup şâdımânîler etmez oldu. Bizim cengî harbîler çalınmağa başlayınca asker-i İslâm bildiler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301a ·
metinde göster ·
… âfî bâğ u bâğçeli ma‘mûr u müzeyyen hânedânlardır kim üç yıldan berü muhâsarada
aslâ bu
hânelere top gülleleri dokunmamışdır.
Ve bu yeniçeri odalarının sağındaki şâhrâh yol Ağa câmi‘i mihrâbı önünden tâ Kemer Suyu kapusuna dek kâmil tokuz bin [adım] olup ba‘zı yerleri enli ve ensiz yolun yemîn ü yesârında sâfî bâğ u bâğçeli ma‘mûr u müzeyyen hânedânlardır kim üç yıldan berü muhâsarada aslâ bu hânelere top gülleleri dokunmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 316b ·
metinde göster ·
… bu şehri mâ-i cârîler ile saky edüp amâr etmişdir, zîrâ bu Abdurrahmân Paşa'nın
aslında bu
şehir maskat-ı re’sleri olduğunda[n] amâr edüp dahi niçe gûne hayrât [u] hasenâ …
Ve cümle yedi yerde âb-ı hayât çeşme-sârları var. Cümlesi Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa hayrâtıdır. Ve gâyet lezîz âb-ı hayât hoş-güvâr sulardır kim bu şehri mâ-i cârîler ile saky edüp amâr etmişdir, zîrâ bu Abdurrahmân Paşa'nın aslında bu şehir maskat-ı re’sleri olduğunda[n] amâr edüp dahi niçe gûne hayrât [u] hasenâtlara şürû‘ etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 363b ·
metinde göster ·
ahvâle münâsib bir güft [ü] gû etmediler. Böyle bir ulu sultân hânemiz sâhibini …
"Vallâhi Demirci şehrinden bunlar bizi ayardup aldığımız mâl ve atlar ve rahtlar cümle bunlardadır. Bir gecede bizi bu şehre Q 14aP 14a getirüp bu bâğ evlerinde bizi hıfz ederlerdi." deyü cevâb edince yeniçeri serdârı bunları zencîre kayd-bend edüp anlardan bize üç yüz guruş cerîme alıverüp hamd-i Hudâ memâliklerimiz ve sâ’ir serîka olan havâyiclerimiz bî-kusûr hâsıl oldu. Ve rü’yâmızda müjde eden sâhib-i hânemiz Şeyhî Çelebi'ye gelüp mübârek dest-i şerîfin bûs etmeğe kasd etdükde rızâ vermediler ve aslâ bu ahvâle münâsib bir güft [ü] gû etmediler. Böyle bir ulu sultân hânemiz sâhibini vâkı‘amızda görüp işâretleri sebebiyle gulâmlarımızı bulduk. Ve köleler tâ’ib ü tâhir olup birin sünnet edüp Kula şehrinde azîm şâdumânlar edüp bir kaç gün dahi seyr [ü] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y25b ·
metinde göster ·
dükkânların kapuları ve kepenkleri yokdur. Herkes metâ‘ın gece hânesine götürür …
Ve cümle üç yüz dükkândır. Aslâ bu dükkânların kapuları ve kepenkleri yokdur. Herkes metâ‘ın gece hânesine götürürler. Ve cemî‘i sokakları kumsaldır. Kaldırımı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y133b ·
metinde göster ·
Yûnus peygamber anda olmağile Muhammedîler dahi ana rağbet etdiklerinde şehr-i …
"Bizim vatan-ı aslîmizi bu Yûnus peygamber anda olmağile Muhammedîler dahi ana rağbet etdiklerinde şehr-i kadîmimiz elimizden gitdi" deyüp yigirmi pâre gemi ile Hazret-i Yûnus'a ve beş yüz pâre gemi ile kırk bin Freng Sayda kal‘asın muhâsara eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y192a ·
metinde göster ·
"Gerçekdir, Urbân bu kadar günden berü görünmediğinin
aslı bu
zıyk boğazı gözedirler" deyüp gönlünde olanlar emîrü'l-hac olan Hârmûş Paşa yan …
"Gerçekdir, Urbân bu kadar günden berü görünmediğinin aslı bu zıyk boğazı gözedirler" deyüp gönlünde olanlar emîrü'l-hac olan Hârmûş Paşa yanına varup çarkaya hâzır oldular. Paşa dahi asker-i İslâm içre kudurmuş sarı arslan gibi askeri kol kol müheyyâ edüp âheste âheste ubûr ederken ileri giden askerden bir heccânlı yiğit gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y269b ·
metinde göster ·
Ve yelkenleri hasîrdendir. Ve alat-ı çârmıhları serâpâ hurmâ lîfindendir. Ammâ bu gemilerin mismârları olmaduğunun aslı bu Bahr-i Kulzüm demiri eridüp gemiyi pâre pâre eder. Ammâ gayri Hindustân gemileri ve Yemen ve Habeş ve Süveys gemileri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y370a ·
metinde göster ·
… tulum gibi şişer, ne‘ûzu billâh. Nîl'in ol mahalde yeşil ve kırmızı gelmesinin
aslı bu
İsvân önündeki mezkûr cezîrelerde cem‘ olan zift ü neft ve kükürd [ü] katrânlar …
Ve Nîl-i mübârek tuğyânında Mısır'a geldikde yeşil ve kırmızı cereyân edüp gelir. Ol mahalde Mısır'ın ehl-i tab‘ olan kimesneleri Nîl'den nûş etmeyüp Matariyye nâm karyede Hazret-i Îsâ kuyusundan ol rakîk âb-ı nâbdan getirdüp nûş ederler. Eğer Nîl'in ol yeşil Y 386b cereyân etdüği mahalde nûş eden halkın ekseriyyâ boğazlarında ur gibi kuşka hâsıl olur ve ayakları tulum gibi şişer, ne‘ûzu billâh. Nîl'in ol mahalde yeşil ve kırmızı gelmesinin aslı bu İsvân önündeki mezkûr cezîrelerde cem‘ olan zift ü neft ve kükürd [ü] katrânların sulariyle gelüp yedi elvân cereyân etdükde ekseriyyâ Nîl içinde olan haşerâtlar mürd olurlar. Bi-emrillâh anlar dahi bilüp ba‘zı tur‘a ve cezîrelerde pinhân olup halâs olurlar. Nîl'in yeşil cereyân etmesinin aslı odur. Ve bu İsvân'ın cenûb tarafında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y386a–Y386b ·
metinde göster ·
… emmûz'da cümle sular eksilüp Nîl-i mübârek ziyâde olup kırmızı çamur gelmesinin
aslı bu
bizim vardığımız vilâyet-i Cersinka'ya yağan yağmurlar ve türâblar sebebiyledir …
Andan cemî‘i ibâdullâh bu toprak üzre her neye mâlik ise hâk-i amber-pâk üzre gece ve gündüz zirâ‘at ederler. Ekser zirâ‘atleri darıdır, zîrâ çok mahsûl verir. Andan Kârhâne sâhibi bu tohm üzre semâdan kifâyet mikdârı matar nâzil edüp ertesi cümle sahrâlar çemenzâr olur, Bâğbân Hudâ murâdı üzre bu diyârı saky edüp kırkıncı günde terekeleri hâsıl olup mahsûllerin alup mağârâları içine koyup herkes nafakaları ile bay olup balık yağların da hâzırlayup mağârâlarına cümle ibâdullâh kapanırlar. Ammâ bu Q 332a gârlarının P 329a bâbların eyle sed edüp yekpâre taşdan kapaklar etmişlerdir kim iki taşın imtizâcı mahallinden bir katra su girmeyüp bâbların Y 430a içerden sed edüp kapanınca vakt-i Temmûz dahi erişüp âsumândan üç ay eyle matarlar boşanup bu mücellâ taşlar üzre yağan toprakları bu vilâyetlerden seyl-i revân sürüp Nîl'e döker. Nîl dahi seylden cûş-ı hurûşa gelüp ol kırmızı toprak çamuriyle Temmûz'da cereyân ederek Mısır'a gelmesinin sebebi bu vilâyet-i Cersinka'ya yağan toprak sebebiyle Mısır'a Nîl kırmızı çamur gelüp üç ay diyâr-ı Mısır Cennet çamuruna gark olup Nîl çekildikçe bu çamur üzre fellâhîn zirâ‘at edüp ganîmet olurlar. İşte Temmûz'da cümle sular eksilüp Nîl-i mübârek ziyâde olup kırmızı çamur gelmesinin aslı bu bizim vardığımız vilâyet-i Cersinka'ya yağan yağmurlar ve türâblar sebebiyledir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y429b–Y430a ·
metinde göster ·