Eyle olunca bu esnâf ordu-yı İslâmda elzem-i levâzımından olmağile bu âşbâzlara mensûb cümle ehl-i hırefleriyle beyân olunur. Cenâb-ı Bârî, bir şehri ve bir orduyu ekmeksiz ve susuz ve ta‘âmsız etmesin. Zîrâ atalar "Cân boğazdan girir" demişler, Türkmânîce kelâmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171a ·
metinde göster ·
… nâf-ı kuşbâzân: Dükkân 50, neferât 600, bunların pîri yokdur. Bunların hakkında
atalar
"Kuşbâzı kumarbâzı, anları katl eden gâzî" demişler. Bir alay şûm [u] mezmûm ka …
Esnâf-ı kuşbâzân: Dükkân 50, neferât 600, bunların pîri yokdur. Bunların hakkında atalar "Kuşbâzı kumarbâzı, anları katl eden gâzî" demişler. Bir alay şûm [u] mezmûm kavmdir. Ammâ İslâmbol çelebilerinin mîrâsyedileri anası altından elli guruşa yumurtasın alup kendi güvercini altına koyup yavru çıkarup remmâsıyla âsumâne urûc edüp hevâdan zemîne nüzûl etdikde takla ata ata zemîne düşüp ba‘zısı helâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190b ·
metinde göster ·
… e da‘vâm vardır dersiz ve umûma muhâlefet kuvvet-i hatâdan idüğü ma‘lûmunuzdur.
Atalar
sözün tutmayan hatalar demiş, el mi yaman beğ mi yaman demişler ve Sultân Murâd …
"Tiz devât ve kalem" deyü kilk-i cevâhirin yed-i tûlâsına alup derûn-ı dilinde olan gencîne-i ma‘ânî kuflini küşâde kılup dürr-i cevâhir nisâr edüp "El-ma‘nâ fî batnı's-şâ‘ir"i zebân-ı hâle getirüp niçe elfâz-ı tumturak ile bir nasîhatnâme ve niçe ta‘n-âmîz san‘at-ı şi‘riyyeli rumûz-ı künûzlu esrâra müte‘allık pendler tahrîr eyledi. Zîrâ kendileri ilm-i inşâda Ünsî-i sânî ve Tâcizâde Ca‘fer Çelebi ve Aliy-yi Ma‘nî idi ve elvân-ı kalem ile hüsn-ı hatta mâlik bir seri‘u'l-kalem ve beyne'l-akrân mümtâz-ı ilm olmuşdu. Ve gâyetü'l-gâye tîz-dest idi. Hattâ peder-i azîzleri merhûm ve mağfûrunleh Mustafâ Paşa, Murâd Hân-ı Râbi'de defterdâr iken kendüler mülâzim ve müderris olmağıla tekmîl-i fünûn edüp ilm-i lügatde Kâmûs-ı Ahterî ve Arûz-ı Me’âlî olmuşdu. Hattâ Arab u Acem'den ve Hind u Belh [u] Buhârâ'dan Tataristân'a ve Hân'a bir nâme iktizâ etse Mecd Efendi ve Durak Efendi ve Sıdkî Efendi nâmeleri müsevvede edüp bu efendimiz Defterdârzâdeye verüp tashîh ederek kendü hattıyla nâmeler tahrîr edüp her mülûk huzûruna vardıkda makbûl-ı şehriyârî olup elden ele gezerdi. Ve menâsıb-ı âlîlerde iken aslâ re’îslerine muhtac olmayup cemî‘î evâmir ü arzları ve Şehzâde Mehemmed Hân'ın mevlûdü müjdesin ve sâ’ir kılâ’ın fütûhatnâmeleri ve mekâtiblerin ve sâ’ir mürâselâtı cümle kendi hattıyla tahrîr etdüğünden Varvar Alî Paşa'ya dahi kendiler dest-i hatlarıyla muhabbetnâme yazdılar. Zîrâ Varvar Alî Paşa'nın re’îsi Niksârî Halîl Efendi dahi bir münşî-i mustalah, fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân ve rumûz-ı künûz, miftâh-ı ma‘ânî ve bir bahr-i ma‘ârif kânı kimesne idi. Ana binâ’en Alî Paşa'ya nâme-i muhabbeti kendiler yazdı. Netîce-i kelâmı oldur kim "Benim peder-i azîzim! Mektûb-ı 361a dürer-bârınızda tahrîr etmişsiz kim bir baş Üsküdar'a dek İpşir oğlum ile ve sâ’ir vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ile gidüp şer‘ ile da‘vâm görürüm, buyurmuşsuz. Da‘vâcın kadı, yarıcun Allah ola, deyü elsine-i nâsda darb-ı meseli ma‘lûm-ı sa‘âdet-mendiniz değil midir. Cenâbınızın hod hasmı pâdişâhdır, pâdişâh âdil gerek kim şer‘ ile da‘vâm var diyesiz. Nâ-şer‘î bir âdemin ehlin almak murâd edinen imâmın mezâhib-i erba‘a fetâvâlarında imâmeti sahîh olmaduğu hod azherü mine'ş-şemsdir. Böyle olan imâma niçe iktidâ edüp niçe mu‘âvemet edüp niçe şer‘ ile da‘vâm vardır dersiz ve umûma muhâlefet kuvvet-i hatâdan idüğü ma‘lûmunuzdur. Atalar sözün tutmayan hatalar demiş, el mi yaman beğ mi yaman demişler ve Sultân Murâd tâbe serâh hazretleri merhûmun zamânından berü harem-i hâsda perveriş bulup bu sinn-i sâliniz içre bu kadar menâsıb-ı âlîler zabt edüp bu kadar celâlî ve cemâlî ve zorbalar kim ulü'l-emr üzre ısyan [u] tuğyân edenlerin kankısı iflâh [u] ber-hurdâr olup müsmir olmuşdur. Ve karîbü'l-ahd olan Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa bu kadar sene ısyân edüp Sultân Osmân Efendi'min kanı deyü kırk bin yeniçeri kırup şer‘ ile da‘vâm vardır der idi. Şer‘î ve nâ-şer‘î da‘vâsın kim istimâ‘ edüp âhir hâli neye müncer oldu. Ve dahi karîbü'l-ahd kim vak‘ası mürûr ideli yedi sene olmuşdur, Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa bir yumurtayı bir akçeye alup adl-i adâlet ederim deyü sizin gibi yigirmi bin asker cem edüp Kör Hazînedâr İbrâhîm Paşa ile Kaysariyye altında ceng edüp Nusaf Paşazâde, Hazînedâr İbrâhîm Paşa'yı şehîd edüp niçe bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp bu kadar mâl-ı ganâ’im alıp Hüseyin Paşa mansûr u muzaffer oldum deyü Anadolu gibi arz-ı vâsi‘a sevâd-ı mu‘azzam diyârları bırağup şer‘ile da‘vâm vardır deyü sûret-i hakdan görünüp Üsküdar gibi bir teng dar yire varup şer‘ ile gezerken şerrile askeri târumâr olup arz-ı mukaddes gibi bir vâsi‘atü'l-aktâr diyârı koyup boğa[z]dan Rûmeli gibi edna'l-arz olan dar yire geçüp Varna kurbuna varup anda girîbânın ele verüp Kara Mustafâ Paşa vezîrin huzûruna dip diri getirüp doğram doğram edüp Hüseyin Paşa'yı şehîd edüp başın Bâb-ı Hümâyûn önüne bırakdılar. İmdi benim peder-i azîzim. Bu mektûb-ı muhabbet-üslûbdan me’âl-i kelâm oldur kim Kara Mustafâ Paşa, mezkûr Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa'yı böyle münhedim edüp katl etdüğü günlerde hâlâ sadrıa‘zam olan Bişin karınlı Semiz Ahmed Paşa anın tezkirecisi idi. Hüseyin Paşa'nın katli cümle bunun re’y [ü] tedbîriyle idi. Hâlâ sadrıa‘zam olup senin hasm-ı kavîn ve adüvv-i cânındır. Elbette Nasıf Paşazâde katli san‘atların sana ve bana edicilerdir. Zîrâ Âsitâne'den âdemlerim geldi. Bâb-ı Hümâyûn önünde Gazze makrameleri üzre altı vezîr ve beş mîr-i mîrân kellesi yatarmış. Sakının, el-hazer el-hazer, şer‘ile Üsküdar'a gelmen. Zîrâ Devlet-i Âl-i Osmân'a nizâm [u] intizâm veren Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Anların halîfelerinden Kemikli Alî Baba nâm bir er-i server, ârif-i billah-ı hünerverdir, Hacı Bektâş-ı Velî, anlara "Var Alî Baba, Üsküdar ile Gekbiziyye mâbeyninde bir püştecik vardır, bu âteş ile bu penbeyi bu hokka ile götür. Tâ ki ol püşte üzre vardıkda âteş penbeyi yakdığı yer senin dâr-ı bâkî makâmındır, anda sâkin ol" deyü Hacı Bektâş Alî Dede'ye bu nasîhatları edüp Alî Baba'nın üzerine ism-i a‘zam tilâvet edüp üfürür. Var Alî Baba makâmında ecel-i müsemmâna dek sâkin ol. Âl-i Osmân üzre ısyân ile seni geçenlerin kemikleri, üzerinde yığılup Kemikli Baba nâmıyla cihân-ârâ olasın, deyü eyle Sultân Velî nefes etmiş ve Hacı Bektâş'dan feyz alup gûyâ ol merkezde kutb-ı ricâl gibi bir mutalsam ulu sultândır. Anı, ısyân ile ubûr edenlerin kankısı iflâh [u] ber-hurdâr olmuşdur? Ve buyurmuşsuz kim İpşir oğlum benimle biledir. Bir kılıma bin kelle verir demiş, sizi eyle inandırmış. Sakının, vallahi i‘timâd ve i‘tikâd etmen. Baş değil bir taş ve lâş ve lâşî vermez. Zirâ Abaza aşîreti mâbeyninde bir babak soydur. Ve gâyet hasîs ve denî ve le’îm ve korkak kavmdendir. Kendinin dahi cemî‘î zamânda bahâdırlığı zâhir ü bâhir olmamışdır. Ve gerçi tütün ve kahve içmeyüp süd içer ammâ eyle bir zâlimdir kim unsuz evün hâmûrun ve ineksiz evün südün bulup içer ve bir kana on bin guruş alır, etdiği zulmü Haccâc-ı Zâlim Yûsuf etmez. Benim peder-i azîzim, anın ipiyle kuyuya inen câh-ı gayyâda kalır. Hilekârdır, cengâver, dilâver [ve] server değildir. Hattâ ma‘lûmunuz değil midir kim merhûm ve mağfûrun leh Murâd Hân-ı Râbi‘in İpşir {Revân kal‘ası cenginde} emîr-i ahûr-ı kebîri değil mi idi. Üç yüz aded âdem ile yetmiş kızılbaş-ı bed-ma‘âş bunlara râst gelüp dahi kızılbaş ile elleşmeden ve zahmdâr olmadan der-ceng-i evvel üç yüz âdemlerinden hicâb etmeden firâr etdi. Ve üç yüz âdemi ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp esîr oldular. Ve İpşir'in akîbince kızılbaşlar düşüp atı kalmadan belinden tîrkeş ve kılıcın 361b bırağup piyâde nehr-i Zengî sâhilinde ahşama dek bir bostân içinde pinhân olup ba‘de'l-mağrib Ken‘an Paşa ordusuna uryânen gelüp Ken‘an Paşa bir kat esbâb ve bir kat silâh ve bir at ihsân edüp ceng ide ide halâs oldum, deyü kizb eden kezzâb u mûhenât İpşir değil midir? {Kim ol gün bir kızılbaş kendüye bir hançer uyluğuna urup ol zamândan berü topal olmuşdur. Bir kizbi dahi "atdan tekerlenüp leng oldum" der} Benim pederim, sakın böyle bed-nâm ü güm-i nâ-kem-nâm ile hem-ınân ü hem-dem ü hem-zebân olma ve kimseye i‘timâd edüp mahrem-i esrâr edinme. Sana sûret-i hakdan görünüp Âsitâne tarafıyla mansıb-ı âlî içün yek-dil [ü] yek-cihet olup vakt-i hengâmda seni meydânda korlar. Bu gûne pend [u] nasîhatları pederime yazmak küstâhânedir ammâ dâğ-ı derûnumdan cür’et edüp tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360b–361b ·
metinde göster ·
El-hâsıl bu zikr olunan hîle-i küştegîrânın biriyle amel edüp hasmının bir mahallin gâfil bulup andan atup intikâm olur. Zîrâ pehlivânlar mâbeyninde zorbâzû erlikdir. Ammâ bâb-ı hîle erlikden erlikdir. Zîrâ atalar lisânında "Erlik on, tokuzu hîle" demişler. Niçeler bunâ zâhib olmuşlar, "Belâ on, tokuzu da hîledir" demişler. Hakkâ ki ehl-i sefer olup fetâ olanlara silâhşorluk ve küştegîrlik elzem-i levâzımındandır. Zîrâ sünnet-i Resûldür kim Hazret-i Mefhâr-i Mevcûdât Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘înler ile güleşüp ikisini de taşlamadan yenüp çehre-i murdârları kanarada kan yalamış kelb-i akûr ağzına dönmüşler idi. Mehâbet ü salâbetli bir san‘atdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158b ·
metinde göster ·
… görmedim. Hakkâ ki bu kal‘aya mânend kal‘a-i ser-bülend yokdur kim niçe yüz bin
atalar(
?) ve babalar ve analar ağladup hemân Âl-i Osmân'ın bu kal‘ada kırk bin yiğidi ş …
Ve bu cisrin sağında 176b iç kal‘a kapusu var kim bu kadar zamândan berü seyâhatimizde bu gûne hiyel ü şeytanat ile binâ olunmuş bir kal‘a kapusu görmedim. Hakkâ ki bu kal‘aya mânend kal‘a-i ser-bülend yokdur kim niçe yüz bin atalar(?) ve babalar ve analar ağladup hemân Âl-i Osmân'ın bu kal‘ada kırk bin yiğidi şehîd olmuşdur, zîrâ bir sahrâda ve havâlesiz bir batak deryâsı içre vâkı‘ olmuş bir kal‘a-i dâr-ı amândır, lâkin şekl-i murabba‘ vâkı‘ olup bir küçük hisârdır, ammâ cemî‘i kralların gözlerine diken olup mukaddemâ gözlerinin bebeği idi, ammâ dâ’iren-mâdâr cirmi kâmil bin adımdır. Buheyre-i berzahda cezîre-misâl bir sûr-ı bî-bâkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 176a–176b ·
metinde göster ·
Meğer küffâr ol gece taburdan Süd suyu üzre kat-ender-kat arabalardan bir cisr-i azîm ihdâs edüp küffârların nısfı karşu tarafa geçmişler kim (---)(---) kal‘aya cân atalar. Hemân Tatarlar bu hâli görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114b ·
metinde göster ·
… lar gibi yığmışlar. Hîn-i muhâsarada (...) düşmana kayalardan aşağı el kayaları
atalar
, zîrâ ön son tüfeng ve top atamazlar.
Hakkâ ki bir diyârda böyle çufud kal‘ası yokdur. Vilâyet-i Kırım'ın 123a ve Bâğçesarây'ın cemî‘i ehl-i dükkân cuhûdları ve ankâ Yahûdî bâzergânları bu Çufud kal‘asında ve Menkûb kal‘asında olup her sabâh bu kal‘adan yokuş aşağı enüp bir sâ‘atde Bâğçesarây'da dükkânlarına varup gelirler. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘asındaki kayalara cuhûdlar niçe kerre yüz bin kayaları dağlar gibi yığmışlar. Hîn-i muhâsarada (...) düşmana kayalardan aşağı el kayaları atalar, zîrâ ön son tüfeng ve top atamazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122b–123a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ fe-izâ câ’e'l-kazâ amiye'l-basar. Olacak olur,
atalar
sözün tutmayan hatâlar dedikleri üzre ve sürüden ayrılan koyunu kurd yer dedikl …
Hikmet-i Hudâ fe-izâ câ’e'l-kazâ amiye'l-basar. Olacak olur, atalar sözün tutmayan hatâlar dedikleri üzre ve sürüden ayrılan koyunu kurd yer dedikleri üzre Bilbeys'in kenârında cümmeyzler altında bazımız şehre dâhil olmuşken hemân sol tarafımızdan mukaddemâ bizimle atbaşı berâber gelen Bağdâdlı paşa askeri zann etdiğimiz seksen aded hayyâl asker ale'l-umûm içimize at koyup ale'l-gafle cümlemize silâha el atdırmayup mızrak ile anı anda kimin kanda edüp tarfetü'l-ayn içre cümlemiz rumh-ı sinândan geçirüp cümle mülâzımları soymağa başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·