… e hizmet ederler ulu âsitânedir. Bunlar pâdişâh içün sığın ve karaca ve tablalı
avlayup
pasdırma ederler. Ve Karadeniz Boğazın hıfz [u] hırâset ederler.
Mesîregâh-ı Istıranca dağları: Bir ucu Alman dağlarında nihâyet bulur çengelistândır. Bunda yeniçeri ocağından bir oda yeniçeri avcıları vardır, âsitâne-i Bektaşiyân'dır. Cümle huddâmları her hidmete cân ve baş ile hizmet ederler ulu âsitânedir. Bunlar pâdişâh içün sığın ve karaca ve tablalı avlayup pasdırma ederler. Ve Karadeniz Boğazın hıfz [u] hırâset ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146b ·
metinde göster ·
azîm dalyandır kim anda üç yerde kurulur, limanın cânib-i bahrine ağlar gerüp b …
Evvelâ esnâf-ı dalyancıyân: Dalyan aded 300, neferât 700, baş dalyan Beğkoz iskelesindedir. Kılıçbalığı avlanır azîm dalyandır kim anda üç yerde kurulur, limanın cânib-i bahrine ağlar gerüp bir âdem üç kat gemi direği üzre bir külbede oturup kılıçbalığı gözedir. Hemân bir balık nümâyân olunca dîdebân herîf direk başından bir taş atup balık [ı]ğrıb havfından dâma düşünce "ala" deyüp hâzır sayyâdlar deryâdan taraf ağları çeküp balık [ı]ğrıb ağlar içre kalup ba‘dehu kayıklarla varup balığı sopa ve toyakalar ile katl edüp İslâmbol'a götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı balıkcıyân-ı satıcıyân: Dükkân cümle 2000, neferât 3000, bunlar balık
avlayıcı
değillerdir, satıcı kavvâflardır. Dükkânları Balat'ta ve Fenerkapusu'nda ve Aya …
Esnâf-ı balıkcıyân-ı satıcıyân: Dükkân cümle 2000, neferât 3000, bunlar balık avlayıcı değillerdir, satıcı kavvâflardır. Dükkânları Balat'ta ve Fenerkapusu'nda ve Ayakapusu'nda ve Cübbe Alî'de ve Unkapanı'nda ve Yenikapu balık bâzârında ve Kumkapu'da ve Samadya'da ve Nârlıkapu'da ve Pîripaşa'da ve Hâsköy'de ve Kâsımpaşa'da ve niçe yüzü Galata'da ve Tophâne'de ve Beşiktaş'da ve tâ Boğaz'a varınca deryânın iki tarafında ve Üsküdar'da ve'l-hâsıl meyhâne olan yerlerde elbette balık bâzârları mukarrerdir, zîrâ ta‘âm-ı tarabdır. Bir Bekrî bürâder, bir balık başıyla bir gün meze ve nukl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174b ·
metinde göster ·
… e dükkânlarına gerüp çengâl ve volta ve düzen ipleriyle kendülere düzen ederek "
Avlayalım
, avladalım" diyerek ubûr ederler. Ammâ bunların hakkında elsine-i nâsda "Ağ yap …
Esnâf-ı ağcıyân: Dükkân 70, neferât 300, bunların pîri Hazret-i (---). Kabri (---) medfûndur. Bunlar gûnâ-gûn torlar urup tahtırevânlar üzre dükkânlarına gerüp çengâl ve volta ve düzen ipleriyle kendülere düzen ederek "Avlayalım, avladalım" diyerek ubûr ederler. Ammâ bunların hakkında elsine-i nâsda "Ağ yapan onmasın, avlayan bitmesin, balık yiyen doymasın" demişler. Hakkâ yiyen doymasın kelâmı mü’essir olmuş, zîrâ bir adem ne kadar kızıl kalkan balığı yese doymaz. Zîrâ bir rûh-ı mücessemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175a ·
metinde göster ·
… ına gerüp çengâl ve volta ve düzen ipleriyle kendülere düzen ederek "Avlayalım,
avladalım
" diyerek ubûr ederler. Ammâ bunların hakkında elsine-i nâsda "Ağ yapan onmasın, …
Esnâf-ı ağcıyân: Dükkân 70, neferât 300, bunların pîri Hazret-i (---). Kabri (---) medfûndur. Bunlar gûnâ-gûn torlar urup tahtırevânlar üzre dükkânlarına gerüp çengâl ve volta ve düzen ipleriyle kendülere düzen ederek "Avlayalım, avladalım" diyerek ubûr ederler. Ammâ bunların hakkında elsine-i nâsda "Ağ yapan onmasın, avlayan bitmesin, balık yiyen doymasın" demişler. Hakkâ yiyen doymasın kelâmı mü’essir olmuş, zîrâ bir adem ne kadar kızıl kalkan balığı yese doymaz. Zîrâ bir rûh-ı mücessemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı ağcıyân: Dükkân 70, neferât 300, bunların pîri Hazret-i (---). Kabri (---) medfûndur. Bunlar gûnâ-gûn torlar urup tahtırevânlar üzre dükkânlarına gerüp çengâl ve volta ve düzen ipleriyle kendülere düzen ederek "Avlayalım, avladalım" diyerek ubûr ederler. Ammâ bunların hakkında elsine-i nâsda "Ağ yapan onmasın, avlayan bitmesin, balık yiyen doymasın" demişler. Hakkâ yiyen doymasın kelâmı mü’essir olmuş, zîrâ bir adem ne kadar kızıl kalkan balığı yese doymaz. Zîrâ bir rûh-ı mücessemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175a ·
metinde göster ·
… lün ve keklik ve çil ve ördek ve sürhâb ve balıkcıl ve toy ve karabatak şekilli
avlar
ile alayköşkü dibinden ubûr ederler.
Bu tâ’ife-i sayyâdân küheylân atlar üzre ellerinde Edil doğanları ve dal doğanları ve sunkur ve toykun ve karçığa ve şâhîn ve zağanos ve balaban ve çakır ve taştülek ve devlingec ve karakuş [ve] atmaca ve karagöz nâm bâzlar(lar)iyle tablbâzlarına turralar urarak terkilerinde sayd [ü] şikâr etdikleri kaz ve turna ve turac ve süğlün ve keklik ve çil ve ördek ve sürhâb ve balıkcıl ve toy ve karabatak şekilli avlar ile alayköşkü dibinden ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190b ·
metinde göster ·
… dırahtistân içre meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâs edüp keklik avı ve mâhî
avları
ve tereyağları ve kuzu kebâbları zevkleri eyledik. Bu Bakacak nâm mahalle anınç …
Menzil-i Bakacak: Bunda dahi dırahtistân içre meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâs edüp keklik avı ve mâhî avları ve tereyağları ve kuzu kebâbları zevkleri eyledik. Bu Bakacak nâm mahalle anınçün bakacak derler kim leyle-i Ramazânın hilâli nümâyân olur mu ve olmaz mı deyü hilâl-i Ramazâna bakdıklarıyçün "bakacak" derler. Eğer hilâli görürlerse ol Bakacak mahallinde âteşler yakup aşağı şehre işâret ederler. Anda dahi kal‘adan toplar atılur sabahı sâ’im olurlar. Bakacak mahalli fîl hortumu-misâl şehre hâyil bir yalçın kayadır. Âdem aşağı bakmağa cür’et edemeyüp, aklı perîşân olur. Bu mahalden Bursa'nın Filedâr sahrâsında olan kurâ ve kasabât u mezâri‘ ve bâğ u besâtîn nehr-i Nilüfer ile saky olmuş sahrâ, nakş-ı bukalemun olmuş sahîfe-i evrâk gibi nümâyândır. Ol kadar âlî kûh-ı bülenddir kim şehr-i Bursa altına girüp Ulu Câmi‘ ve iç kal‘a ve Bedâsten semtleri aslâ görünmez. Ammâ ba‘îd yerleri bir bir temâşâ olunur bir mekân-ı âlîdir. Bu mahalde eflâke ser çekmiş yalçın kayalar vardır kim kimi ejderhâ gibi kimi fil-sıfat, kimi keştî, kimi ukâb gibi gûnâ-gûn eşkâl-i garîbe ve acîbeli muhavvif ve mehîb kayalar vardır. Andan yine atlara süvâr olup kıble cânibine yokuş yukaru yine sünbülistân ve tûtyâ-yı reyhânistân içre ubûr ederken bu mahallerde dıraht-ı müntehâlar yokdur. Ancak çemenzâr [u] şükûfezâr yerlerdir. Beşinci sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a ·
metinde göster ·
Ve Yovane nevâhîleri yedi günde bî-bâk ve bî-pervâ
avlandı
kim yed-i kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî gözlü mahbûb u mahbûbeler sayd [ …
Ve Yovane nevâhîleri yedi günde bî-bâk ve bî-pervâ avlandı kim yed-i kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî gözlü mahbûb u mahbûbeler sayd [u] şikâr olundu kim her biri birer Mısır [u] Rûm harâcı değer. Andan kal‘a-i Tegrek zeylinde meks olundukda derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr velvele-i askeri görüp derûn-ı kal‘ada olanlar bîm ü havf [u] haşyete düşüp hedâyâlar ile taşra çıkup emân istediler. Ba‘dehû emân verüp yahşî bâkireler ve mahbûb gulâmlar hedâyâları getirüp ığmâz-ı ayn olundu. Anı ubûr edüp altı aded nâhiyeler dahi gâret olunup firâvân mâl-ı ganâ’im alındı. Ammâ nevâhîlerin isimleri ma‘lûmım değildir. Bu nevâhilerin hâneleri harâb u tâlân ve halkı esîr-i nâlân olup andan ubûr edüp on bir pâre kal‘alardan hedâyâlar gelüp ordu-yı İslâm sağîr u kebîr üsârâ-yı gûnâ-gûn ile ıskarça olup mâl-ı ganâ’imi ve bakır-âvânî eşyâları asker-i İslâm yüklenmede aciz-mânde oldular. Niçe gâzîler gerüye avdet edüp nehr-i Çoruğ'a varup anda metâ‘ [u] mâl-ı ganâ’imlerin Gönye kal‘asına, andan gemiyle Tarabefzûn'a götürüp girân-bahâ ile her metâ‘ın âkılâne fürûht edüp hamd-i Hudâ sene (---) târîhinde Azak gazâsına giderken Gönye kal‘asında meks edüp Mikrilistân'ın mutî‘ [u] münkâd olan yerlerine ticâret tarîkiyle Ketenci Ömer Paşa'nın kethüdâsı Hüseyin Ağa elçilik ile gitdikde ma‘an gidip Mikrilistân'ı seyr [ü] temâşâ etmişdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332b ·
metinde göster ·
… yârîlerden bir kaçı cirîd hamlesi teklîfinde Seydî ile azğaşup Seydî dahi birin
avlayup
cirîd ile atından yıkup ol sâ‘at musâhib cân verir. Ana kafadâr olan, Seydî'ye …
deyüp Müveylih nâm bir kal‘aya düşüp anda bir kaç gün ikâmet bulup bir beddîyeye gömlek ile elinde bir nobut ile azm-i Mısır deyüp bir refîk dahi kendi tabî‘atine münâsib "Evvelü'r-refîk sümme't-tarîk" fehvâsınca bir refîk-ı yâr-ı sâdık bulup iki kişi deşt-i hâmûn çölistân budur deyü kat‘-ı menâzil ederken bir gün bunlara üç Arab at bırağup "Işlâh yâ arsate Karamânî" deyüp arkalarında olan kamîsların almak ister. Seydî eydür "Rûh annî yâ arsa hayyâl" dedikde Arabın biri Seydî'ye sinân havâle edince hemân Seydî cüst ü çâpük ve çâlâklık edüp bir san‘at ile Arabın elindeki cıdası zerkinden rehâ bulup Arabın kellesine eyle bir nobut-ı kavvâsî urur kim Arabın kellesi Adana kabağı gibi hor olup tarfetü'l-ayn içre Arabın kısrağına Seydî süvâr olup Arabın cıdasıyla ol ân o bir iki Araba amân vermeyüp elindeki nîze ile iki Arabı dahi atlarından akdarup üçünün dahi kellele- 335a -rin bedenlerinden cüdâ edüp üç aded urbânın esbâbların Seydî ve refîki olan Seydî Alî giyüp at sâhibi ve silâh sâhibleri olup bir atı dahi yedeklerine alup yigirmi yedi gün Urbân ile ceng [ü] cidâl ve harb [u] kitâl ederek iki yiğit on bir re’s Arab küheylânı kısraklar ile Mısır'a geldiği hâlâ dâstân-ı dûstândır. Kaçan kim bu Seydî Paşa bu çöl-i çölistânda Urbânlar ile ceng [ü] cidâlin ve Bahr-i Kulzüm'de gark olup çekdiği âlâm-ı şedâ’idin ve Kasîre kal‘ası altında Abâbide Arabıyla cengin ve Elvâhât altında Za‘ğâ‘ Urbânıyla harb [u] kıtalin nakl etdükde âdemin aklı giderdi. Ba‘dehû Mısır'da (---)(---) hizmetinde olup Sultân İbrâhîm Hân'a Mısır cündîleri lâzım oldukda emr-i şerîf ile (---) Paşa on iki aded cündîler ile der-i devlete bu Seydî Paşa'yı İbrâhîm Hân'a gönderüp ibtidâ Harem-i hâsda seferliye, andan haftân altı ta‘bîr etdükleri mertebeye kadem basup andan nâm [u] şânıyla Hâsodaya girüp niçe kerre cirîdinin darbından ba‘zı cündîler hasm olup helâk oldular. Bir gün İbrâhîm Hân: "A Seydî! Benim musâhiblerime sakın cirid vurma" buyururlar. Seydî eydür: "Valaha pâdişâham! Onlar beni vururdur. Beni de onları hap vururdur. Cilîde horta yokıdır. Onlar beni baş vurursa, ben onları diş vurur" deyü Abazaca lehce-i mahsûsiyle kelimât etdiğinden İbrâhîm Hân bin altun ve bir semmûr hil‘at-i fâhire ihsân edüp masıtcıbaşı mertebesinde bıçaklı olur. Hikmet-i Hudâ bir gün Çemensofa nâm meydân-ı ma‘rekede cirît oynarken musâhib-i şehriyârîlerden bir kaçı cirîd hamlesi teklîfinde Seydî ile azğaşup Seydî dahi birin avlayup cirîd ile atından yıkup ol sâ‘at musâhib cân verir. Ana kafadâr olan, Seydî'ye atamadan cirîd urunca hemân Seydî ana dahi at yıkup dizgin aşrı bir cirîd-i haşeb-meşe-i pür-endîşe tarb ederse ol dahi atının tırnağına ser-nigûn [ve] ser ber-zemîn olup âbdestsiz secde edüp hele ânî çehresinde ansız meyyit-i müteharrik kaldırup Sarây-ı hâssa timarhânesine götürdüklerinde hemân Sultân İbrâhîm Hân gazab-âlûd olup "Tiz Seydî'yi dahi bu meydânda atından yıkup katl edin" deyü fermân edince huzzâr-ı meclisde olan musâhib-i munsıflar eydür "Pâdişâhım! Hâlâ Seydî at üzre, başı kaba gözleri kızarmış ve ejder-i heft-sere dönmüş, el gaddâreye urmuş ve uyluğunda on iki nîze-i Dahhak'dan nişân verir hıştları dizmiş. Şimdi bir ânî katl edin deyince anı bu mahalde atından bin âdem indiremez. Çok âdem helâk edüp huzûr-ı pâdişâhîde çok bednâmlık olur. Pâdişâhımdan ricâ ederiz, bir damla kanın afv edüp ba‘de zamân hakkından gelesiz" deyü ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olmayup yine Sultân İbrâhîm Hân dibelik âteş-pâre olup "Benim huzûrumda musâhiblerim öldürdü. Ben anı sağ kor muyum? Husûsan tenbîh etmişim kim benim musâhiblerimi vurma demişim", "Pâdişâhım! Bu meydân-ı ma‘reke(d)e musâhib yüsâhib yeri değildir. Âr meydânı değildir, er meydânıdır. Bunda vuran, vurulan, ölen öldürülen birdir, kânûn-ı Âl-i Osmân budur ve bu cirîd cenginden bir şu’bedir" deyü niçe gûne hüsn-i ta‘bîr ve tevcîhler etdiklerince hünkâr musırr olup "Elbette katl edin" deyince beri tarafda Seydî'nin muhibb-i sâdıkları dilsiz işâreti edüp hemân Seydî at boynuna düşüp Çemensofa'dan firâr edüp Hâsâhûr kapusundan taşra çıkup andan Bâb-ı Hümâyûn'u çıkup şehr-i azîm İslâmbol içre güm-nâm olup bir köşede karâr edüp niçe musâhibler ricâ edüp bir kaç günden sonra Sarây-ı hâsdan Çâşnigîrbaşı pâyesiyle Sarây-ı hâsdan çıkmış oldu. Andan Budin'de Siyâvuş Paşa'ya gidüp Sametorna sancâğın ihsân edüp Kopan sancağı nevâhîlerinde ve Balatın gölü kenarında kal‘a-i Fok ve kal‘a-i Kemînvar ve kal‘a-i Ekrivar küffârının Zerrinoğlu ve Yeganoğlu küffârlarıyla şeb [u] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl edüp Orta Macar diyârına vâveylâ salup şebhûnlar ile dâr-ı diyârlar ve dârü'l-bevârların harâb u yebâb edüp güzîde Macar dilîrleri ve kapudanların esîr edüp kâfiristân Hıristiyânlarına mâtem salardı. Ba‘dehû Üstolni-Belgrad sancağına mutasarrıf olup tâ nehr-i Raba ve nehr-i Rayçe kenarlarına varınca çapgunlar salup mâl-ı ganâ’imler alup kal‘a-i Tata ve kal‘a-i Papa ve kal‘a-yı Pirespirim ve kal‘a-i Çobaniçe ve kal‘a-i Ni‘met-i Uyvar ve kal‘a-i Senmartin ve kal‘a-i Yanık ve kal‘a-i Komran nevâhîlerden aslâ bir küffâr baş çıkarmağa kâdir olmayup Nemse Çasarı bir kaç kerre "Sulha muğâyir Seydî Paşa iş eder" deyü der-i devlete arz etdi. Âhir kâfirin Pirespirim kal‘asının kapudanıyla hasm olup Üstolni-Belgrad'ın ale'l-gafle yetmiş aded "Benim dîger 335b nist" diyen müşvârı belli çete ve söz sâhibi başı telli yiğit ile nısfu'l-leylde çatal atlar ile çıkup doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbuna vardıkda altmış beş yiğidi bir hıyâbân içre pusuya koyup Seydî ile beş yiğit-i yekke-süvâr kal‘a-i Pirespirim kapusu şems-i âteş-tâb kulle-i felekden baş gösterdikde kal‘a kapusu, küşâde olunca kal‘a kapudanı kal‘a kapusunun iç yüzünde elinde asâsıyla niçe yüz kâfir karşusunda el kavşurup sabâh dîvânında hükm-i hükûmet ederken hemândem Seydî Paşa handak üzre cisrden at koparup kapudana bir hışt-ı pehlivânî ile urur kim terzi iğnesi atlâsdan güzer eder gibi kâfirin sîne-i pür-kînesinden geçüp sâ’ir küffârlar derûn-ı kal‘aya firâr edüp beş atlı kal‘a içre meymene ve meysere küffârları kırarak kapudanın başın Seydî kesüp ve on yedi kelle dahi kesüp bî-bâk ü bî-pervâ kal‘adan taşra çıkup giderken kal‘adan toplar atılup cümle küffâr atlanup üç yüz mikdârı küffâr Seydî Paşa'yı kovarak Seydî pusuyu geçince kemîngâhda olan altmış beş nefer gâzîler bir ağızdan "Allah Allah" deyüp üç yüz kâfire kılıç korken Seydî dahi gerü dönüp "Koma kurdum" deyü üç yüz kâfirden yüz ellisini dendân-ı tîğdan geçirüp ellisi firâr edüp yüz aded kâfirleri üç aded kapudanlarıyla kayd-bend esîr edüp mürdelerin âlât-ı silâhlarıyla ve küheylân katana Sene Martin atlarıyla ertesi ale's-sabâh kal‘a-i İstolni'ye dâhil olup ertesi Siyâvuş Paşa'dan bir semmûr hil‘at-i fâhire ve bir çeleng ve bir murassa‘ zeynli at ve üç kîse nakd-i murâd ihsân geldi. Günden güne Seydî Paşa serhadd-i Kanije'de ve Budin ve Egre'de iştihâr bulup nâmdâr oldu. Bu Pirespirim kapudanın ve bu kadar küffârı kırdığın Nemse Çasarı pâdişâha bildirüp gördüler kim sulha mugâyir Seydî işler ediyor. Ammâ ne çâre, âhir sene (---) târîhinde Revân tarafında kızılbaşın isyân [u] tuğyâna müte‘allık işleri şâyi‘ olup Sadrıa‘zam Sâlih Paşa, Defterdârzâde'ye eyâlet-i Erzurûm'u ve Seydî Ahmed Paşa'ya İspir-Tortum sancağın ihsân edüp Acem serhaddinde ne işlerlerse işlesinler deyü istimâletler verilüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-azamet Sultân İbrâhîm Hân, Seydî Ahmed Paşa'nın defter-i cerâyimine nazar etmeyüp huzûrunda musâhiblerin katl etdüğünü afv edüp bir kîse altun ve bir otâk-ı nüh-tâk ve on katar-ı katır ve on katar şütür bariyle ihsân edüp tuğ ve tabl [u] alemlerin mücedded hazîneden cümle levâzımâtın ve yedi küheyl at bisâtlarıyla yedek atların ihsân edüp "Beni sevenler Seydî Paşa'ma ri‘âyet eylesiz" deyüp Seydî Paşa'ya hayr-du‘â edüp arkasın İbrâhîm Hân yepeleyüp "Yürü Allah işin onara, göreyim seni. Acem serhaddinde niçe gazâlar edersin" deyü Tortum sancâğına gönderüp Üsküdar'a çıkdıkda cümle vezîr ü vüzerâ ve a‘yân [u] kibâr-ı İslâmbol'dan ol kadar bisât u mal [u] menâl geldi kim Seydî Paşa bir vezîr dârâtı kadar azamet [u] dârâta mâlik olup mükemmel kapusuyla kat‘-ı menâzil Tortum sancâğına gidüp kal‘a-i Şuşik gazâsında ve Gönye ve Mikrilistân fütûhâtlarında cihân cihân görüşüp rûz-merre cemî‘î ahvâline vakıf-ı esrâr idim. Zîrâ Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz kendüyi gâyetü'l-gâye sevip Tortum sancağına göndermeyüp ekser evkâtda Seydî Paşa ile sohbet-i hâs edüp mâh-be-mâh birer kîse ceyb harcı ihsân edüp Erzurûm'da sâkin olup bu hakîr de ol takrîb ile âşnâlık kesb edüp niçe zamân hakîr ile hüsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b–335b ·
metinde göster ·
başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [ …
Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
… şu tarafındaki âdemler ile kimi musâhabet eder ve kimi şebeke ve olta ile balık
avlarlar
. Ve bu cisrin yemîn ü yesârında dahi niçe pencereli hücreler vardır. Üstâd-ı şî …
Bu kapulardan içeri yemîn ü yesârda cisrin temeli berâberliğinde cisrin altında hânlar vardır kim âyende vü revendegânlar yemîn ü yesârdan geldiklerinde mihmân olurlar. Ve cisrin kemeri altında müte‘addid hücreler vardır ve demir pençereli şâhnişînlerde müsâfirîn meks edüp kemerin karşu tarafındaki âdemler ile kimi musâhabet eder ve kimi şebeke ve olta ile balık avlarlar. Ve bu cisrin yemîn ü yesârında dahi niçe pencereli hücreler vardır. Üstâd-ı şîrînkâr kasd edüp "Cisrin kemerine bâr olmasın" deyü bu kantara-i ibret-nümânın için boş edüp kat-ender-kat revzenli ve kâ‘alı hücreler de eylemiş. Bu cisrin yemîn ü yesârında korkulukları cümle polad-ı Nahçevânî demirdendir, ammâ üstâd-ı haddâd dahi var makdûrun sarf edüp bir gûne musanna‘ şebeke korkuluklar etmiş kim hakkâ ki yed-i tûlâsın ayân etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b ·
metinde göster ·
… mçılı ve başları şıpırtma ve börklü ve çalmalı ve Nogay ve Şirînî ve Mansûrî ve
Avlatî
tarzı kalpaklı zor batır yiğitler ubûr etdiler.
Sol tarafımızda Van'ın Akkirpi dağları âvâz-ı dühül sadâsından lerzenâk olurdu. Bu hâl üzre paşa-yı zîşân kânûnnâme-i vüzerâ üzre ibtidâ alây-ı serdâr-ı mu‘azzam Melek Ahmed Paşa, evvelâ bin beş yüz aded çatal kuş atlı, küpeli Tatar {askeri kim} cümle sadaklı ve savatlı ve elleri şıdak kamçılı ve başları şıpırtma ve börklü ve çalmalı ve Nogay ve Şirînî ve Mansûrî ve Avlatî tarzı kalpaklı zor batır yiğitler ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247a ·
metinde göster ·
… değildir. Ve bu mesîregâh-ı sayd-ı şikârlarda ol kadar keklik [ve]turaç süglün
avlanır
kim kâmil altı ay bu İmâdiyye şehrinde av eti tenâvül olunur, niçe bunun emsâli …
Ve yetmiş aded mesîregâhları kûhlar içre ayn-ı zülâller kenârlarında vardır kim eğer her birin birer birer ta‘rîf ü tavsîf etsek Seyâhatnâme-i müsevvedâtımızı tahrîr etmeğe mâni‘ olur. Ammâ bu teferrücgâhlar İmâdiyye kal‘asının cânib-i etrâfında birer mesâfe-i ba‘îde kûh-ı bülendlerde ve dere vü depelerde vâki‘ olup atlar ile gidilüp keklik ve turaç ve çil ve süglün sayd-ı şikârına gidildikde varılır mesîregâhlardır. Ve kûh-ı bâlâlarında kaplan ve hirre-i beyâbânî ve kepş-i Ucânî ve âhû-yı kûhî saydı teferrücü olur kim bu dahi bir diyâra mahsûs değildir. Ve bu mesîregâh-ı sayd-ı şikârlarda ol kadar keklik [ve]turaç süglün avlanır kim kâmil altı ay bu İmâdiyye şehrinde av eti tenâvül olunur, niçe bunun emsâli şikârgâh-ı mesîregâh-ı hıyâbân-ı kûyâh yerleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 381a ·
metinde göster ·
… ğdan ve Bulkar keferesi hâneleridir. Dağlarında bâğları ve nehr-i Tuna'da balık
avlayacak
ağları vardır ve bal suyu meyhâneleri vardır ve gümrüğe karîb müfîd [ü] muhtasa …
Gâyet mahallinde binâ olunmuş elzem-i levâzımından kal‘a-i zîbâdır. Hâkimi gümrük emînidir kim on yük akçe iltizâm mu‘âf kasabadır ve yüz elli akçe kazâdır. Cümle yetmiş pâre nâhiye kurâlarından ve Beşdepe nâhiyelerinden kadısına senevî ber-vech-i adâlet üç kîse 34b mâl hâsıl olur, ammâ Silisre eyâletindedir kim Silisre alaybeğisi çerileriyle bu kal‘a etrâfını Rus-ı menhûsdan muhâfaza eder, ammâ bu Tulça varoşu sâfî saz ve hasır örtülü altı yüz aded Eflâk ve Boğdan ve Bulkar keferesi hâneleridir. Dağlarında bâğları ve nehr-i Tuna'da balık avlayacak ağları vardır ve bal suyu meyhâneleri vardır ve gümrüğe karîb müfîd [ü] muhtasar bir câmi‘i ve bir mükellef kiremit örtülü kârgîr binâ-yı metîn hânı ve birkaç dükkânları cümle Gümrük Emîni Tokatlı Mustafâ Ağa'nın hayrâtıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 34a–34b ·
metinde göster ·
kanatların ok yeleği yaparlar. Ve bu cezîre içre beher sene yetmiş seksen bin s …
şimâli ve cenûbı nehr-i Tuna'dır. Tûlı Karadeniz'e varınca sekiz sâ‘atdir. Arzı Tulça karşusundan İsmâ‘îl şehri karşusuna varınca beş sâ‘at yerdir, ammâ eyle hıyâbân-ı Rûm bir ormanistân ve cengelistân ve meşeyistân bir cezîredir kim içinde niçe bin gûne vahşî hayvânât ve hûş tuyûrların hisâbın cenâb-ı Bârî bilür, ammâ gücügen kuşu gâyet çokdur kim sayyâdları avlayup kanatların ok yeleği yaparlar. Ve bu cezîre içre beher sene yetmiş seksen bin sığır boğazlanup Kili pasdırması yapılan kanâre evleri vardır ve sivrisineği ol kadar çokdur kim vakt-i gurûbda âdemi ve atları helâk eder ve tatarcık sineği ve delem arısı âdemi helâk eder. İsmâ‘îl ve Kili ve Tulça kal‘alarında fâhişeleri dutup üryânen bu cezîreye bırağup bir gecede sivrisinek ve delem sinek ve tatarcık sinek zahmından ol avrat helâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 34b ·
metinde göster ·
… da Boğdan keferelerinden Kılıbu nâm bir kefere Tuna'dan morina ve mersin balığı
avlamak
ile bin milyon mâla mâlik olup ba‘dehû kral-ı dâl oldukda,
İbtidâ bânîsi Hazret-i İsâ asrında Boğdan keferelerinden Kılıbu nâm bir kefere Tuna'dan morina ve mersin balığı avlamak ile bin milyon mâla mâlik olup ba‘dehû kral-ı dâl oldukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65a ·
metinde göster ·
… âkin enlidir. Tuna tuğyân etdikde bu handakdan Tuna nehri cereyân edüp balıklar
avlarlar
sa‘b handakdır.
Ve bu kal‘anın Tuna tarafındaki dîvârların nehr-i Tuna yüzü dörd yüz arşın yerin harâb etmişdi. Melek Ahmed Paşa eli vilâyeti üşürüp temelinden bir esâs-ı kavî bırağup müceddeden binâ etdikde evvelkiden binâ-yı metîn ve müstahkem oldu, ammâ bu tarafın Tuna döğmek ile handakı yokdur, ammâ büyük kal‘anın kara tarafında bataklı âdem kaddi ve dahi âlîce handakı vardır, lâkin enlidir. Tuna tuğyân etdikde bu handakdan Tuna nehri cereyân edüp balıklar avlarlar sa‘b handakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66a ·
metinde göster ·
… akt-i şitâda kazı ve ördeği gâyet çok olup sayyâdlar şeb [ü] rûz niçe bin ördek
avlarlar
.
Ba‘dehû sene 735 târîhinde zor-ı bâzû ile Rûm keferesi elinden Orhân Gâzî feth edüp kal‘a dibindeki ıssı gölünde ördekleri çok olduğundan lisân-ı Türk'de Ilıbat, ya‘nî Isıcak Sulu Ördek kal‘ası derler. Sebeb-i tesmiyesi oldur. Hakkâ ki gölünün suyu ılıdır ve vakt-i şitâda kazı ve ördeği gâyet çok olup sayyâdlar şeb [ü] rûz niçe bin ördek avlarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85b ·
metinde göster ·
… . Eğer hatâ’en bir kedi ta‘âm başına gelirse azar edüp, "Yürü, seni Allâh sıçan
avlamak
içün halk etmişdir" deyü kediyi döğüp söğüp kovarlar. Hattâ Banyaluka şehri hal …
Ve cemî‘i zamânda kediyi sofra başına getirmezler. Eğer hatâ’en bir kedi ta‘âm başına gelirse azar edüp, "Yürü, seni Allâh sıçan avlamak içün halk etmişdir" deyü kediyi döğüp söğüp kovarlar. Hattâ Banyaluka şehri halkı Bosnasarâylıyı bu kedi hakkında mezemmet edüp derler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 130a ·
metinde göster ·
… a karavulları ve avcıları gûnâ-gûn alabalıkları ve semîn ve şahîm iri geyikleri
avlayup
yaz ve kış şikâr ile geçinüp dâ’imâ şikâr eti yerler, zîrâ avgâhları diller ile …
Bu kal‘a-i garîb nehr-i Sava'dan sehel ba‘îd bir hıyâbân ve ormanlı dağlar içinde nehr-i İlove kenârında şekl-i muhammes bir (---) binâ bir köhne kal‘a-i kadîmdir. Derûn-ı hisârda tahta örtülü neferât hâneleri ve anbârları ve cebehâne mehâzinleri ve bir câmi‘i var. Gayrı ne medrese ve hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârdan bir eser-i imârât yokdur. Ancak cümle gâzîleri kal‘a kapusu arasında ve cisir başındaki ağaç kasırda oturup herkes cavk cavk zevk u şevk edüp pür-silâh âmâde durup dağlarda karavulları ve avcıları gûnâ-gûn alabalıkları ve semîn ve şahîm iri geyikleri avlayup yaz ve kış şikâr ile geçinüp dâ’imâ şikâr eti yerler, zîrâ avgâhları diller ile ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 157b ·
metinde göster ·
… hisselerine varup ağlar ile ve çatal harbeler ile niçe kerre yüz bin balıkları
avlayup
emîne öşrün verirler. Ve cemî‘i küffâr memleketlerinden bâzergânlar ol günde hâ …
Kaçan kim rûz-ı Kasım olur cemî‘i sayyâd-ı mâhîlerin her biri bu göle yüzer araba çalıları döküp nişân koyup herkes mülk eder ve cümle balıklar mezkûr çalılar içinde mesken edinüp, ba‘dehû bahâr eyyâmında pelayiş(?) ta‘bîr ederler bir gün vardır. Bu gölün emîninden cümle balıkçılar izin alup herkes gemiler ve kayıklar ile göle dökdükleri çalılar üzre hisselerine varup ağlar ile ve çatal harbeler ile niçe kerre yüz bin balıkları avlayup emîne öşrün verirler. Ve cemî‘i küffâr memleketlerinden bâzergânlar ol günde hâzır bulunup niçe yüz bin guruşluk balıklar alup tuz ile salamura edüp vilâyet vilâyet balığından götürürler kim bu perâst günleri başka bir garâ’ib temâşâ gündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 178b ·
metinde göster ·
Ammâ aslâ sayd etmezler. Her kim kasd edüp bu mahalde balık
avlarsa
yâhûd balık otu dökerse ol âdem elbette iflâh ve berhordâr olmayup gitdikce mur …
Ammâ aslâ sayd etmezler. Her kim kasd edüp bu mahalde balık avlarsa yâhûd balık otu dökerse ol âdem elbette iflâh ve berhordâr olmayup gitdikce murdâr olup âhir-i kâr belki berdâr olur, ammâ bu havuzdan aşağı geçüp şehir ucundaki cisir başına varan balığı sayd ederlerse anda zarar yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161a ·
metinde göster ·
… üp gülbâng-ı Muhammed çekerek her biri karavulhânelerinde gölden gûnâ-gûn balık
avlarlar
.
Ve bu kal‘a dîvârı üzre üç yüz yerde karavulhâne odaları var kim her birinde mazgal delikleri olup şeb [ü] rûz dîdebânları "Allâh yeğdir yeğ" deyüp gülbâng-ı Muhammed çekerek her biri karavulhânelerinde gölden gûnâ-gûn balık avlarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 181a ·
metinde göster ·
… yok derse evvelbahârda leşker-i deryâ-misâlimle kalkup Alman dağlarında av kuş
avlayup
elini vilâyetini harâb u yebâb edüp Yanık kal‘asın muhâsara edüp tâ Beç'e ve Pr …
"Ecdâd-ı ızâmım Süleymân Hân tâbe serâh sulhundan ziyâde harâc 30a verirse ve Uyvar kal‘amdan ve Kanije kal‘amdan ve Çavka kal‘amdan içeri tâ nehr-i Raba'ya varınca on ikişer sâ‘at yer hudûd verirse sulhum sulhdur ve illâ yok derse evvelbahârda leşker-i deryâ-misâlimle kalkup Alman dağlarında av kuş avlayup elini vilâyetini harâb u yebâb edüp Yanık kal‘asın muhâsara edüp tâ Beç'e ve Prağ'a varınca üstüne asker çekerim, vaktine hâzır olsun" deyü nâme elçi huzûrunda kırâ’at olundukda âkıbet-endîş elçi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 29b–30a ·
metinde göster ·
… i çıkar. Sayyâdları sayd-ı semek edüp öşrünü emîne verirler. Bir âdem bir balık
avlamağa
kâdir değildir, zîrâ mîrî mâl tahsîl olur. Bu gölü bir sâ‘atde ubûr edüp bir sâ …
Dâ’iren-mâdâr on bir mîldir(?). Ammâ gûnâ-gûn lezîz mâhîleri çıkar. Sayyâdları sayd-ı semek edüp öşrünü emîne verirler. Bir âdem bir balık avlamağa kâdir değildir, zîrâ mîrî mâl tahsîl olur. Bu gölü bir sâ‘atde ubûr edüp bir sâ‘atde maşrık tarafına atlar ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 80b ·
metinde göster ·
… halde balıkların ziyâret günleri sayyâd-ı mâhîler ve gayri ferd-i âferîde balık
avlamazlar
ve balıklar dahi ol günde aslâ âdemden kaçmazlar. Niçe mâhîleri ziyâretgâha var …
Ziyâret-i Baba Sultân: Bir sivr[i] kaya üzre iki dâne dıraht-ı müntehâlar (...)dir, mezbûr Dede Sultân mezkûr şecereynin sâye-i himâyesinde âsûde-hâldir. Hikmet-i Hudâ-yı azîm yılda bir kerre cümle Tuna nehrinin balıkları bu Baba Sultân cezîresi kenârına gelüp eyle yığılırlar kim Tuna'nın iki fırkası mâhî-i gûnâ-gûnlar ile zeyn olup balıkların izdihâmından Tuna üzre sehel balık yağı akar. Tâ bu mertebe esmâkların izdihâmı olup mezkûr Baba Sultân'ı ziyâret ederler. Bu mahalde balıkların ziyâret günleri sayyâd-ı mâhîler ve gayri ferd-i âferîde balık avlamazlar ve balıklar dahi ol günde aslâ âdemden kaçmazlar. Niçe mâhîleri ziyâretgâha varan yârânlar ellerine alup yine tarfetü'l-ayn içre suya korlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 94b ·
metinde göster ·
… avâlesi olan bayırlar serâpâ bâğlar ve halkının kârı ağlardır kim cümlesi balık
avlarlar
. Ve bu şehrin maşrık tarafı dağlarının ardları Eflak vilâyetidir kim bu şehir â …
Cümle üç yüz aded tahtânî ve fevkânî kimi kârgîr ve kimi cümle haşebden tahta örtülü evlerdir. Ve bir câmi‘ ve bir mescid ve bir medrese ve bir mekteb ve yüz on aded dükkânları var, ammâ bezzâzistânı yokdur. Lâkin her metâ‘ bulunur. Ve kal‘anın handak kenârında bir hammâmı ve bir hân-ı tüccârânı var. Ve nehr-i Tuna kenârınca ma‘mûr ve mükellef bâğçeli Rûm keferesi evleri ve bir kenîseleri var. Ve kal‘anın havâlesi olan bayırlar serâpâ bâğlar ve halkının kârı ağlardır kim cümlesi balık avlarlar. Ve bu şehrin maşrık tarafı dağlarının ardları Eflak vilâyetidir kim bu şehir âhıru'l-hudûd olup, Eflak serhaddidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 96a ·
metinde göster ·
"Yok Osmânlı Yanbolu ve İslimye'de ve Pravadi şehri dağlarında tavşan
avlarmış
. Biz de Kırım'dan atlanup Edirne'de veyâ Selânik'e varınca âdem avlayalım" deyü …
"Yok Osmânlı Yanbolu ve İslimye'de ve Pravadi şehri dağlarında tavşan avlarmış. Biz de Kırım'dan atlanup Edirne'de veyâ Selânik'e varınca âdem avlayalım" deyü niçe nâ-sezâ cevâblar söylediler. Âkıllar ve iş erleri kartlar ve atalıklar aslâ bu sözlere kulak dutmayup heleci ve keleci sözlere vücûd vermeyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 144a ·
metinde göster ·
… tavşan avlarmış. Biz de Kırım'dan atlanup Edirne'de veyâ Selânik'e varınca âdem
avlayalım
" deyü niçe nâ-sezâ cevâblar söylediler. Âkıllar ve iş erleri kartlar ve atalıkl …
"Yok Osmânlı Yanbolu ve İslimye'de ve Pravadi şehri dağlarında tavşan avlarmış. Biz de Kırım'dan atlanup Edirne'de veyâ Selânik'e varınca âdem avlayalım" deyü niçe nâ-sezâ cevâblar söylediler. Âkıllar ve iş erleri kartlar ve atalıklar aslâ bu sözlere kulak dutmayup heleci ve keleci sözlere vücûd vermeyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 144a ·
metinde göster ·
… erba‘ası kumsaldır. Ve halkı cümle müslim Çerkesdir. Ve kâr [u] kisbleri balık
avlamakdır
ve tokmak kayışından Çerkes kamçıları yapmakdır. Gerçi mahbûbları azdır, ammâ u …
Ve bu varoşun cümle evleri dahi serâpâ toprak örtülüdür. Ekseriyyâ kamışdan ve çalaş malaşdan mebnî müfîd [ü] muhtasar evlerdir kim cümle yedi yüz evlerdir. Ve cümle dîvârları sazlardan örülüdür. Gerçi evleri sazdır, ammâ hevâsı yazdır ve ekseriyyâ halkı beyâzdır, ammâ güzelleri azdır. Ve cânib-i erba‘ası kumsaldır. Ve halkı cümle müslim Çerkesdir. Ve kâr [u] kisbleri balık avlamakdır ve tokmak kayışından Çerkes kamçıları yapmakdır. Gerçi mahbûbları azdır, ammâ uzdur. Hattâ Temrik güzeli deyü vilâyet-i Kazan'da ve vilâyet-i Alatır [ve] vilâyet-i Ejderhân ve şehr-i Sarây'da meşhûr.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 145b ·
metinde göster ·
… i Osmân kurulsa gölgesinde kalır. Tahmînen bu dırahtın sâyesinde bin sürü koyun
avlağılanır
.
Ve bu dıraht-ı azîmin aşağıdan cüssesi yigirmi iki âdem el ele verüp kucakladık. Güc ile el ele kavuşduk. Tâ bu mertebe kalın ağaçdır, ammâ cümle yüz yetmiş aded dalları var kim bu haşeblerin de her birini onar âdem ancak kucaklar. Ve yüz yetmiş aded dalların her birinde olan beşer altışar âdem kucaklar. Dalların ve budakların hisâbın Cenâb-ı Allâh bilür. Niçe bin dalları evc-i âsumâna kad-keşân olmuşdur, ammâ mezkûr büyük dalları kırk elli âdem boyu yükseğinden sonra cânib-i etrâfına doğru doğru yayılmış yüz yetmiş nihâl-i azîmlerdir kim bu dırahtın sâye-i zıll-ı himâyesinde bârgâh-ı Âl-i Osmân kurulsa gölgesinde kalır. Tahmînen bu dırahtın sâyesinde bin sürü koyun avlağılanır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… â muhâsara olup fethi müyesser olmayup âhıru'l-emr kralın birin Ferhâd Beğ avda
avlayup
esîr eder. Öbür karındaşı Rûm kefereleriyle kal‘aya kapanup kal‘a içinden taşra …
Ve yedi kerre mukaddemâ muhâsara olup fethi müyesser olmayup âhıru'l-emr kralın birin Ferhâd Beğ avda avlayup esîr eder. Öbür karındaşı Rûm kefereleriyle kal‘aya kapanup kal‘a içinden taşra çıkmayup re‘âyâ olmak şartıyla Duka nâm kral kal‘anın miftâhların Ferhâd Beğ'e teslîm edüp ba‘dehu asker-i İslâm alâ mehil kal‘ayı kabza-i tasarrufa alırlar. Yohsa bu kal‘a sademât-ı top-ı kûb ile feth olur hisâr-ı üstüvâr değildir. Ammâ hîn-i fethde küffâr kal‘a içinde olmak üzre akd-i sulh olunduğiyçün hâlâ kal‘ada dizdârdan gayri müslim yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 205a ·
metinde göster ·
… ı gelüp niçe kerre yüz bin fıçı kuş turşusu edüp deryâdan midye ve istiridyeler
avlayup
yerler. Gâyet sa‘b vilâyetdir.
Ve hevâ-yı sânî Manya dağları kavmidir kim lisânları başka kavm-i âsî keferelerdir kim Venedik'e tâbi‘lerdir kim garâ’ib ü acâ’ib dağları var. Aslâ ekin olmaz. Cümle halkı vilâyet uru[p] çarpup ve darı ve kalımbok yeyüp ve yılda bir kerre deryâdan bıldırcın kuşları gelüp niçe kerre yüz bin fıçı kuş turşusu edüp deryâdan midye ve istiridyeler avlayup yerler. Gâyet sa‘b vilâyetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 282b ·
metinde göster ·
ve şikârlarınız kanlı olup Allâhu Te‘âlâ murâdınız üzre fursatlar ver[e]" dedik …
"Gâzîler sabâhlarınız hayr olup avlarınız ve şikârlarınız kanlı olup Allâhu Te‘âlâ murâdınız üzre fursatlar ver[e]" dedikde kimi selâm aldı ve kimi "Geçe geçe dahi sabâh uzakdır" dedi, ammâ lisânları gayri gûne bir hoşça fasîh u belîğ Türkçe söyleyemediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 297b ·
metinde göster ·
… anına sizin ve bizim gemilerimiz yanaşup lenger bırağup sizin olsun. Ve limanda
avladığımız
balıkların öşr-i sultânîsi bile sizin olsun kim Hanya kal‘anız kullarının aklâm …
"Meded sultânım kal‘ada aslâ alâkamız kalmasın. Cümle cebehâne ve hazînesi ile pâdişâha teslîm edelim. Ve mezkûr üç aded adalarımıza cezîre-i Girid'den altışar mîl toprak istemeyelim. Ve ol üç aded cezîrelerin limanlarında bile alâkamız olmasın. Hattâ (Suda lima) Suda limanına sizin ve bizim gemilerimiz yanaşup lenger bırağup sizin olsun. Ve limanda avladığımız balıkların öşr-i sultânîsi bile sizin olsun kim Hanya kal‘anız kullarının aklâmları mâlı olsun. Ammâ lütf edüp Âl-i Osmân bir ankâ pâdişâh-ı zevi'l-iktidâr-ı Cem-cenâb pâdişâh-ı Haremeyn [ü] Irâkeyn'dir. Bu mezkûr üç pâre adacıklar bizim olsun, andan mâ‘adâsı sizin olsun" deyince hemân Abdurrahmân eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 302b ·
metinde göster ·
… Niçe yüz aded balık dalyanları var kim cümle mîrîdir. Bir âdem bir karış balık
avlasa
tecrîm ederler, ammâ tâze gulâmları her gece kefal balığı avlarlar, tecrîm etme …
Ve bunun cenûb tarafı ada ada sığ yerlerdir. Niçe yüz aded balık dalyanları var kim cümle mîrîdir. Bir âdem bir karış balık avlasa tecrîm ederler, ammâ tâze gulâmları her gece kefal balığı avlarlar, tecrîm etmeyüp sayd etdiği kefal balığının ücretin verirler. Ve bu mahalde deryâ içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 341a ·
metinde göster ·
… ir karış balık avlasa tecrîm ederler, ammâ tâze gulâmları her gece kefal balığı
avlarlar
, tecrîm etmeyüp sayd etdiği kefal balığının ücretin verirler. Ve bu mahalde der …
Ve bunun cenûb tarafı ada ada sığ yerlerdir. Niçe yüz aded balık dalyanları var kim cümle mîrîdir. Bir âdem bir karış balık avlasa tecrîm ederler, ammâ tâze gulâmları her gece kefal balığı avlarlar, tecrîm etmeyüp sayd etdiği kefal balığının ücretin verirler. Ve bu mahalde deryâ içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 341a ·
metinde göster ·
… yaylağından enen âb-ı hayât su Ohri gölüne karışdığı mahalde Ohrîzâde'nin balık
avlayacak
dalyanın geçüp bu mahalden tâ Ohri'ye varınca göl kenârınca sekiz bin adım kârg …
Bunda a‘yân-ı kibârdan hânedân sâhibi Halîl Ağa ve Ömer Ağa ve imâm Efendi sofra sâhibi kimesnelerdir. Bunda dahi cümle ahbâb ile vedâ‘laşup yarar refîkler alup Üştürka'dan cânib-i kıbleye göl kenârınca bâğlar ve bâğçeler geçüp ve Uştuk yaylağından enen âb-ı hayât su Ohri gölüne karışdığı mahalde Ohrîzâde'nin balık avlayacak dalyanın geçüp bu mahalden tâ Ohri'ye varınca göl kenârınca sekiz bin adım kârgîr binâ beyâz taşlı vâsi‘ kaldırımdır, anı geçüp 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 369a ·
metinde göster ·
… revzenleri suya nâzırdır. Ba‘zı yârânlar pençerelerde oturup gölden nâzük balık
avlarlar
, ammâ her gece nisâ tâ’ifesi evlerinde balık avlanup her bâr lezîz balık yerler …
Ve bu şehir göl kenârında vâki‘ olmağile ba‘zı hânedân-ı azîmlerin şâhnişîn ve maksûreleri göl kenârında olup cümle revzenleri suya nâzırdır. Ba‘zı yârânlar pençerelerde oturup gölden nâzük balık avlarlar, ammâ her gece nisâ tâ’ifesi evlerinde balık avlanup her bâr lezîz balık yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 372a ·
metinde göster ·
… oturup gölden nâzük balık avlarlar, ammâ her gece nisâ tâ’ifesi evlerinde balık
avlanup
her bâr lezîz balık yerler.
Ve bu şehir göl kenârında vâki‘ olmağile ba‘zı hânedân-ı azîmlerin şâhnişîn ve maksûreleri göl kenârında olup cümle revzenleri suya nâzırdır. Ba‘zı yârânlar pençerelerde oturup gölden nâzük balık avlarlar, ammâ her gece nisâ tâ’ifesi evlerinde balık avlanup her bâr lezîz balık yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 372a ·
metinde göster ·
… igirmi aded dekâkînler vardır. Kahvehânelerde oturan kimesneler volta ile balık
avlarlar
.
Altıncı, Kantaratü'l-cemâmîz, bir göz vâsi‘ cisr-i azîmdir. Üstünde şâhnişînli ve hücreli iki yanında kahvehâneler ve yigirmi aded dekâkînler vardır. Kahvehânelerde oturan kimesneler volta ile balık avlarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y130b ·
metinde göster ·