… gelmeden Tatar askeri Yıldırım Hân'ın başına üşüp Timur huzûruna getirüp Timur
ayağa
kalkup ikisi bir seccâde üzre oturup bal ve yoğurd tenâvül edüp esnâ-yı kelâmda …
Âhir bi-emrillâh, altında iş görmemiş at kalup Yıldırım Hân atından tekerlenüp kıyâma gelmeden Tatar askeri Yıldırım Hân'ın başına üşüp Timur huzûruna getirüp Timur ayağa kalkup ikisi bir seccâde üzre oturup bal ve yoğurd tenâvül edüp esnâ-yı kelâmda Timur, Yıldırım Hân'dan su’âl eder kim;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24a ·
metinde göster ·
… sene mürûr etmiş âdemi gördükde "Fülân kadının oğlu fülân çebu hoş geldin" deyü
ayağa
kalkup sıçrayup reftâr ederdi. Koynu ve koltuğu mâl-â-mâl koyun ve sığır ve keç …
"Şalla Ka‘be'ye gidesin Ahmed çebu, şalla Ka‘be'ye gidesin Mehemmed çebu" deyü söz atardı. Garâbet bunda kim ömründe görmediği âdemi görünce ism [ü] resmiyle fülân çebu deyü âşinâlık arz ederdi ve yigirmi sene mürûr etmiş âdemi gördükde "Fülân kadının oğlu fülân çebu hoş geldin" deyü ayağa kalkup sıçrayup reftâr ederdi. Koynu ve koltuğu mâl-â-mâl koyun ve sığır ve keçi ve kuzu ve karaca ve sığın ve ceyrân boynuzları ile mâl-â-mâl idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114b ·
metinde göster ·
deyü katresin harâm etmişdir. Ol Cenâb-ı Kahhâr'dan korkarım kim cemî‘î mevcûdât-ı ademden vücûda getirdi. Anın emrin sımayup bâde içmenem" dedikde hemân Hân "Vallah yahşi mü’min ve muta‘assıbsın" dedi. Hakîr eyitdim "Vallah hânım muta‘assıb değilim, illâ Nu‘mân ibn Sâbit mezhebinde pâk-i‘tikâd seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem [ü] muhibb-i hânedân-ı merd-i Hudâyım" dedikde cümle huzzâr-ı meclis nüdemâları dembeste ve mest [ü] medhûş-i bî-hûş sarhoş kaldılar. Hemân musırr olup cümle dilberânlarıyla ayağa kalkup yanıma gelüp eydür "Gel gözümin nûrı! Çığı çığı Evliyâ ağam! Bu menim çâker efkende gulâmlarımdan Yezden Şîr mi ve Mirza Şâh'ı mı ve Fîrûz mı ve Pervîz mi ve Alî-yi Yâr'ı mı ve Zevâlîzen mi ve Şehland mı ve Seyf Kulu mı ve Hâl Hân'ı mı bu gulâmlarımın kangısını dilersen sana cabalarım. Kırmızı Murtazâ Alî ve Düvâzde imâmları seversin, gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir câm çakır nûş et. Gelen kim kelleler germ ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında bir kâm alalı ve bir dem süreli" deyü cümle pençe-i âfitâb [u] nûr-ı mahz gulâmlarıyla sarılup anlar beni, ben anları şarp şarp öperim, ammâ yine Feyyâz-ı Mutlak'dan isti‘ânet taleb ederim. Hemân hakîr eyitdim: "Ey Hânım! Cân sohbeti bu mıdır kim imdi Hoca Nağdî bir ayak çakır çeküp mest [ü] medhûş olup huzûrunda Hoca Nağdî 302a nakd-i rîhiyle bâd'efeşânlık edüp yüzüne karşu zartazârlık eder. Keyfiyyet [u] germiyyet-i ıyş [u] nûş-ı İrân-zemîn bu mıdır?" dediğimde hemân Hân depme urarak Hoca Nağdî'yi kaldırdıp başına tomlar urarak ser-i meclisde hâzır etdiler. Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b–302a ·
metinde göster ·
kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve c …
Ez-în-cânib Erzurûm sahrâsında efendimiz Mehemmed Paşa ile Revân derneği içün deryâ-misâl asker cem‘ olmuşken rûz-ı Kasım gelüp şiddet-i şitâdan cem‘iyyet-i asâkir târmâr olup Sâlih Paşa'nın katli haberi gelmeğile paşa dahi müte’ellim olup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde rûz-ı Kâsım sicille kayd edüp paşa efendimiz cümle eyâlet livâlarına destûr verüp herkes sancaklarına gidüp paşa efendimiz dahi kendi tevâbi‘iyle kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup yanında ancak Seydî Ahmed Paşa kaldı. Lâkin Âsitâne tarafından Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından gûnâ-gûn ta‘n-âmiz mektûblar ve emirler gelmeğe başladı. Bir gün bir ulak Âsitâne tarafından gelüp Koca Vâlide'den ve Uzun Alî Ağa'dan ve Rodosî Mehemmed Efendi'den ve Kuşcu Mahmûd Ağa'dan niçe yüz gûne mekâtibler gelüp "Paşa efendim! Başına tedârik gör. İşte Sâlih Paşa merhûmun ibtidâ hazînedârı ve ba‘dehû kethüdâsı olan Bağdâd valisi İbrâhîm Paşa katline âdem gitdi. Sen dahi Sâlih Paşa çelebisisin ve ma‘lûmunuzdur kim hâlâ Sadrıa‘zam Ahmed Paşa, Bâkî Beğ ve Mestân Beğ oğullarıyçün sana ne kadar adâveti vardır. Gâfil me-bâş, başına asker cem‘ edüp başına bir tedârik gör. Sana da elbette ma‘zûlluk mukarrerdir. Ana göre amel idesin ve Varvar Alî Paşa, İpşir Paşa'nın karısın İbrâhîm Hân'a nâ-şer‘î vermedüğü içün Sivas'dan Varvarı ma‘zûl edüp katline âdemler gitmişdir. Sakın hâ! Tenbîhü'l-gâfilîndir, başına tedârik gör" deyü bu gûne nasîhat-âmiz mektûblar gelince paşa-yı âkıbet-endîş bu haberleri güm edüp âlem-i ağyârdan bî-haber iken ziyâfet tarîkıyle bir gice niçe umûr-dîde ağalarıyla kasembillah billah edüp Kelâm-ı İzzet'e ve tuza,-ekmeğe, levendânca sır saklamak içün ahd-i emân edüp paşa eydür: "Ağalar, hâlim budur kim ben Erzurûm'da Abaza Paşa gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt etdirüp bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyü bir gicede kemendler ile iki yüz çengâlli nerdübânlar ve iki bin serdengeçdi yarar, benâm nâmdârlardan Nakışlı Bölükbaşı ve Acem Bölükbaşı ve Kürd Bölükbaşı ve Saçlı Bölükbaşı cümlesi âmâde pür silâh olup vakt-i Şâfi‘î'de cümle serdengeçdiler nerdübânlar ile şeb-i muzlimde iç kal‘aya gitmek üzre iken derûn-ı kal‘ada müstahfızân yeniçeriler haberdâr olup bir ağızdan cümle "Allah yekdir, yek" deyüp "Alarka! Vura-dura-duta" deyü feryâd [u] fiğânlara başlayup kal‘anın cânib-i erba‘asında der-i dîvârların meş‘aleler ile çerâğân edüp gülbâng-i Muhammedîler çekdiler. Ve iç kal‘ada cümle topları sarâya havâle kılup taşra varoşda olan yeniçerileri cümle iç hisâra alup taşra kal‘anın kapuların açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa ancak iki bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr olup kal‘adan sarây tuyulmağa şürû‘ edecek mahalde ale's-sabâh Ali Çorbacı mâbeyne bir kaç a‘yân [u] eşrâfdan muslihîn girüp "Bre aslı yokdur" deyü yeniçeri ağasına ve niçe yeniçeri çorbacısına ve elli bir cemâ‘at Halîl Ağa çorbacıya hil‘at-i fâhireler ve on kîse hakk-ı sükût ihsânlar edüp def‘-i fesâd oldu. Bu ma‘reke on gün mürûr edüp sene (---) târîhinde mâh-ı Zilka‘de'nin onuncı gününde bir âdem Erzincân kapusundan içeri keçe külâhıyla ve bir hımâr yükü pürçüklü 338b ya‘nî havucuyla mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn olan Emîr Buhârî şeyhi dâmâdı el-mevlâ fazîletlü Molla (---)(---) Efendi huzûruna girüp "Sultânım! Bir hımâr yükü havuç getirdim. Eşeğim bağırmadan, kal‘adan yeniçeriler çağırmadan, paşa kulların başına kığırmadan, benim şu kızıl ağacıma narh ver" deyince Molla ve gayrı huddâm-ı mahkeme end-bend olup "Âdem! Murâdın nedir?" "Sultânım! Murâdım bu Erzurûm'u müsellemliğile zabt etmekdir" deyince hemân Kadı "Safâ geldiniz Müsellim Ağa, hoş geldiniz" deyü ayağa kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya haber etdiler. Zîrâ paşadan havf ederlerdi kim gelen müsellimi salb edüp eyâlet-i Erzurûm'u zabt ide. Andan havf [u] haşyete düşmüşlerdi. Ba‘dehû müsellimi havuccu re‘âyâsı kılığından çıkarup bir kat semmûr libâslar bulup esbâb [u] ihtişâmıyla cümle yeniçeri ocağıyla paşa dîvânına gelüp hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhlar tilâvet olunup eyâlet-i Erzurûm'u Gürcî Koca Mehemmed Paşa'ya ihsân buyurulmuş. Paşa "Allah mübârek eyleye" deyü müsellime hil‘at-i fâhire giydirüp fakîr müsellim mü’eddebâne gerü gerü giderken hil‘atin eteğine basup tepesi üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. Benim suçum yokdur. Azîz başunçün beni makaraya asup katl etme" deyü feryâd etdi. Meğer Paşa dîvânhâne kemerlerinde bir makara ihdâs edüp her şeb anda kırk elli kanâdiller çerâğân olurdu. Âsitâne tarafında böyle istimâ‘ olunur kim varan müsellimi paşa salb etmek içün dîvânhâne vasatında bir makara icâd etdi, haberi şâyî‘ olmağıla fakîr müsellim tebdîl-i câme mahkemeye hımâr ile havuccu kıyâfetiyle gelmesinin aslı ol imiş. Hemân Paşa "Kaldırın müsellim ağayı" deyince Müsellim "Amân! Amân!" deyü feryâd etdi. Müsellimin koltuğuna girüp yine ri‘âyetler etmişken müsellim gördü kim kendi düşdü, hemân aklı başına gelüp eydür: "Hemân Sultânım! Yarın ale's-sabâh kal‘adan taşra çıkup üç günde tedârik görün. Elbette bu şehirden çıkarsız" deyince hemân paşa "Bre vurun şu kahbe hîz gidiyi" bu kerre fakîr müsellim gerçekden düşüp cânı azm-i bevâr ide yazdı. "Bak a mel‘ûnun teklîf-i mâlâ yutâkına. Ben düstûr-ı mükerrem olam, bana böyle ibrâm [u] ilhâh eder" deyü gâyetü'l-gâye gazab-âlûd olup elli bir cemâ‘at çorbacısı Halîl Ağa mâbeyne girüp paşa derûn-ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle bayraklar ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 338a–338b ·
metinde göster ·
… kim zemîn u âsumân dir dir ditredi. Bre nedir aslı, derken hemân bu kadar âdem
ayağa
kalkıp "Biz paşadan hoşnuduz, cürmü yokdur" derler. Bir fırkası dahi "Emîr pâdi …
nassı böyle nâzil olmuşdur. Ve cümle bâr-ı sakîllerimi ve âmedânı ve Cenâb-ı Bârî'nin hazâ’in-i gaybından harâmîler yatağı mezkûr Hacı Baba yediyle ihsân etdüğü eşyâları cümle hânemiz sâhibi veliyyü'n-ni‘am Kederzâde efendimize Allah emâneti koyup yedi aded memlûk-i pür-silâh ile ve bir aded sebük-bâr seyishâne ile kalup ale's-sabâh göç olacak mahalde ânî gördük, sabah namâzında şehr içre bir velvele ve bir gulgule ve bir feryâd u feza‘ u çeza‘ kopup bir Allah Allah ve bir hay-hûy kim zemîn u âsumân dir dir ditredi. Bre nedir aslı, derken hemân bu kadar âdem ayağa kalkıp "Biz paşadan hoşnuduz, cürmü yokdur" derler. Bir fırkası dahi "Emîr pâdişâhındır. Varvar ile birlik olmuş celâlîlerdir, tevâbî‘leri harâmîlerdir". Meğer Paşanın katline hatt-ı şerîf ile hünkâr kapucubaşılarından Mustafâ Ağa kırk kapucuyla gelüp cümle kal‘a kapuların sedd edüp nefîr-i âm dellâlların nidâsın etdirir. Hikmet-i Hudâ, paşa ol gice bir muhavvif ve muhâtara vâkı‘a görüp bir sarrac ile tebdîl-i câme olup birer esb-i tâzîye süvâr olup Seydî Battâl Gâzî pederi Hüseyin Gâzî ziyâretine kal‘a kapusu açılınca tebdîl-i kıyâfet giderler. Ekseriyyâ mu‘tâdı bu idi. Bu kadar halk kapucubaşıyla paşanın sarâyın basup bulamadılar. Şehrin enderûn [u] bîrûnunu ol kadar tecessüs etdiler kim mümkün olup nâm [u] nişânından haberdâr olamadılar. Bu haberi paşa istimâ‘ edüp gayrı şehr-i Engürü'ye dâhil olmayup şehrin şimâli tarafında Erkeksu nâm mahalle varup bir re‘âyâ ile Kethüdâ Alî Ağa'ya bir kâğıd gönderüp bayrak askerlerin 359b istemiş. Berü tarafda paşayı bulmayıcak kal‘a kapuları açılup şehr içre dellâller nidâ edüp "Vây ol paşalının hâline kim bu sâ‘atden gayrı bulunurlarsa mâlları garet olunup kendileri katl olunmasına fermân-ı şehriyârî sâdır olmuşdur" deyü cümle paşalıyı mübâşirler ile nefy-i beled etdiler. Paşalının dahi cân-ı azîzine minnet kim minâreli şehre girmeyeler. Hakîr dahi hâne sâhibimizle vedâlaşup Hacı Bayrâm-ı Velî ve Er Dede Sultân'ı dahi vedâ‘-ı ziyâret edüp Engürü'den cânib-i şimâle 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359a–359b ·
metinde göster ·
… n aklı gider. Hatta bir sığırı zibh edüp karnın şakk etdikde yavrusu zâhir olup
ayağa
kalkup hayât bulup süd ile beslediler. Bu cezîrede mevsiminde hayme hargâhlarıy …
Der-vasf-ı mesîregâh-ı şehr-i Silistre: Evvelâ handak Beğbâğçesi ve Paşa çayırı ve Çayır cisri ve İslâmbol cisri çayırı ve mesîre-i Namâzgâh ve mesîregâh-ı Küçük Mustafâ. Şehrin cenûbuna hâyil dağlar ve bâğ u bâğçeler içre cihânnümâ üç aded kasr-ı zîbâlı bir teferrücgâh-ı hergâhdır. Andan cümle şehir ve nehr-i Tuna nümâyândır. Ve teferrücgâh-ı Vişniçse ve temâşâgâh-ı Kendi kopan ve mesîre-i Karaağaç ve mesîre-i Akçeşme ve teferrücgâh-ı Kerdîme ve Seyrângâh-ı Arslanlıçeşme ve seyiregâh-ı Cezîre-i Pasdırma, nehr-i Tuna mâbeyninde bir azîm cezîredir kim beher sene yetmiş seksen bin sığır kurbân olup pasdırma edüp cemî‘i Rûm'a ve Arab'a ve Frengistân'a niçe yüz bin 120b yük pasdırma gider. Pasdırma mahallinde bu cezîreye âdem varsa niçe bin mahlûk-ı Hudâ'ya kassâb-ı ecel bıçak urdukda kanları sebîl revân olup nehr-i Tuna'ya cereyân etdikde âdemin aklı gider. Hatta bir sığırı zibh edüp karnın şakk etdikde yavrusu zâhir olup ayağa kalkup hayât bulup süd ile beslediler. Bu cezîrede mevsiminde hayme hargâhlarıyla niçe bin sığır celebi pasdırmacı bâzergânlar vardır. Bir cânibinde niçe yüz kazganlar ile bakarların iç yağların ve ilik yağların eridüp say yağına halt ederler. Bir tarafında çüriş yağından mum yaparlar. İbret-nümâ cezîredir ammâ zâbihü'l-bakar olduklarından bu kavim aslâ iflâh-ı ber-hurdâr oldukların görmemişizdir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 120a–120b ·
metinde göster ·
… er ve İpşir'den havf eylemesin. Allah ona yâverdir, dediler" deyince hemân paşa
ayağa
kalkup "Yâ Allah! şükür elhamdülillah ve aleykümü's-selâm rahmetullahi ve berek …
Paşa efendimiz bu hâli görüp tarîk-i Hâcegân'da iken fırsat ganîmetdir deyüp ol dahi bî‘at edem deyü temennâ etdikde dervîş eyitdi "Ey âşık, siz Melek Ahmed Paşa değil misiz? Siz bî‘at-ı ezeliyyeye iktidâ etmişsiz kim biz sizin hâtırınız içün kat‘-ı menâzil ederdik. Gelüp hamd-i Hudâ sıhhatle mülâkât müyesser oldu. İmdi ey Melek Dede, İşpaniye erenlerinden Mübtecil Hoca Ca‘fer ve Dervîş Angel Haydar millet-i Mesîhiyye şeklinde geçinirler ammâ ikisi de mü’mîn ü muvahhid nihânîce sâhib-i seccâdedirler. Ve pişvâ-yı tarîk-i Hâcegân birer pâdişâh-ı Cem-cenâbdırlar. Anlar hakîre bî‘at verüp "Var ey Dervîş Sünnetî! İslâmbol'da Melek Ahmed Paşa ile buluş ve görüş ve nedîmleriyle biliş ve Allah emâneti olsun Melek Baba'ya selâmımızı teblîğ eyleyüp bu sûre-i Yûsuf âyetiyle tesellî bulsun ve sûre-i (---)Arapça(---) ilâ âhirih, âyetin evrâd etsin. Âyet-i Yûsuf emâneti budur deyüp (---)Arapça âyetidir. Anlar sizlere bu âyeti gönderüp selâm eylediler ve İpşir'den havf eylemesin. Allah ona yâverdir, dediler" deyince hemân paşa ayağa kalkup "Yâ Allah! şükür elhamdülillah ve aleykümü's-selâm rahmetullahi ve berekâtihi, gönderen getiren sağ esen olsun. Hamdülillah ki derûnumda olan İpşir havfi gitdi. Evhâm-ı tahayyülâtdan ve gıll u gışdan berî olup kesâfetden halâs oldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların nutk-ı dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi râhatü'l-ervâh buldum. Maksad [u] merâmıma vâsıl oldum," deyü Dervîş Sünnetî'nin elin eline alıp diyâr-ı İşpaniye'de ve gayri büldânlarda hâl sâhibi kimler var ise su’âl ederken "Kurtuba şehrinde Mübtecil Baba Sâdık size selâm etdi ve Tanca şehrinde Şeyh Mansûr selâm etdi ve Fes-i Merânkûşî şehrinde İzzeddîn Burnâvî selâm etdiler" diyince paşa ayağa kalkup selâm alup "Biz anlara Cezâyirli Alî Sipçinoğlu ile mektûblar göndermiş idik. Vâsıl olduğu haberleri geldi" deyüp paşa Dervîş Sünnetî ile yine öpüşüp koç-kucağ ve birbirlerin derâğûş edüp künc-i bucağda bir çağ dahi sohbet-i hâssa meşğûl 176a oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175b–176a ·
metinde göster ·
… m etdi ve Fes-i Merânkûşî şehrinde İzzeddîn Burnâvî selâm etdiler" diyince paşa
ayağa
kalkup selâm alup "Biz anlara Cezâyirli Alî Sipçinoğlu ile mektûblar göndermiş …
Paşa efendimiz bu hâli görüp tarîk-i Hâcegân'da iken fırsat ganîmetdir deyüp ol dahi bî‘at edem deyü temennâ etdikde dervîş eyitdi "Ey âşık, siz Melek Ahmed Paşa değil misiz? Siz bî‘at-ı ezeliyyeye iktidâ etmişsiz kim biz sizin hâtırınız içün kat‘-ı menâzil ederdik. Gelüp hamd-i Hudâ sıhhatle mülâkât müyesser oldu. İmdi ey Melek Dede, İşpaniye erenlerinden Mübtecil Hoca Ca‘fer ve Dervîş Angel Haydar millet-i Mesîhiyye şeklinde geçinirler ammâ ikisi de mü’mîn ü muvahhid nihânîce sâhib-i seccâdedirler. Ve pişvâ-yı tarîk-i Hâcegân birer pâdişâh-ı Cem-cenâbdırlar. Anlar hakîre bî‘at verüp "Var ey Dervîş Sünnetî! İslâmbol'da Melek Ahmed Paşa ile buluş ve görüş ve nedîmleriyle biliş ve Allah emâneti olsun Melek Baba'ya selâmımızı teblîğ eyleyüp bu sûre-i Yûsuf âyetiyle tesellî bulsun ve sûre-i (---)Arapça(---) ilâ âhirih, âyetin evrâd etsin. Âyet-i Yûsuf emâneti budur deyüp (---)Arapça âyetidir. Anlar sizlere bu âyeti gönderüp selâm eylediler ve İpşir'den havf eylemesin. Allah ona yâverdir, dediler" deyince hemân paşa ayağa kalkup "Yâ Allah! şükür elhamdülillah ve aleykümü's-selâm rahmetullahi ve berekâtihi, gönderen getiren sağ esen olsun. Hamdülillah ki derûnumda olan İpşir havfi gitdi. Evhâm-ı tahayyülâtdan ve gıll u gışdan berî olup kesâfetden halâs oldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların nutk-ı dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi râhatü'l-ervâh buldum. Maksad [u] merâmıma vâsıl oldum," deyü Dervîş Sünnetî'nin elin eline alıp diyâr-ı İşpaniye'de ve gayri büldânlarda hâl sâhibi kimler var ise su’âl ederken "Kurtuba şehrinde Mübtecil Baba Sâdık size selâm etdi ve Tanca şehrinde Şeyh Mansûr selâm etdi ve Fes-i Merânkûşî şehrinde İzzeddîn Burnâvî selâm etdiler" diyince paşa ayağa kalkup selâm alup "Biz anlara Cezâyirli Alî Sipçinoğlu ile mektûblar göndermiş idik. Vâsıl olduğu haberleri geldi" deyüp paşa Dervîş Sünnetî ile yine öpüşüp koç-kucağ ve birbirlerin derâğûş edüp künc-i bucağda bir çağ dahi sohbet-i hâssa meşğûl 176a oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175b–176a ·
metinde göster ·
kalkup hatt-ı şerîfi bûs edüp ber- ser koyup kırâ‘at etdi. Ve "Fermân pâdişâhım …
Ezîn-cânib ve min te’sir-i ta‘bîr-i rü’yâ-yı sâliha, hikmet-i Hudâ, alimallah ve şehidallah u kefâ billahi, Muhammedün Resûlullah, böyle olmuşdur. Bu vâkı‘ayı bu gûne ta‘bîr etdiğinin sabâhısı bir muhteşem İpşir Paşa ağası bir kıt‘a hatt-ı şerîf ile ve bir kıt‘a yarlığ-ı belîğ-i emr-i pâdişâhî ile mezkûr ağa gelüp bî-bâk u bî-pervâ paşanın halvethânesine girüp hatt-ı şerîf-i emr-i pâdişâhîyi paşanın destine sundukda paşa ayağa kalkup hatt-ı şerîfi bûs edüp ber- ser koyup kırâ‘at etdi. Ve "Fermân pâdişâhımındır, el-emru emrüküm" ve "Tiz tuğlar dîvânhânemize çıksın" dedi. Ve gelen ağaya bir kîse altun ve bir semmûr kürk ihsân etdikde almağa me’mûr değiliz. Hemân sultânımı tâ Van kal‘asına varınca götürmeğe me’mûruz. Zîrâ fermân-ı şehriyârî ve hükm-i sadrıa‘zam-ı pâdişâhî böyle sâdır olmuşdur" dedikde paşa-yı halîm u halûk eydür "Ey ağam, bizim ednâ hâtırımız içün İpşir Paşa karındaşımıza varup selâmımızı teblîğ edüp bize bir hafta mehil vereler. Tâ ki tedarük-i râhımız görüp fermânları üzre Van'a değil tâ Isfahân-ı nısf-ı cîhâna gidelim" deyü cevâb etdikde ağa-yı âkıbet-endîş bir kîse altun ve bir semmûr kürk ile huzûr-ı İpşir Paşa'ya varup Melek Ahmed Paşa'nın tevâzu‘la "emr pâdişâhın" dediği kelimâtları ale't-tafsîl bir bir İpşir Paşa'ya takrîr eder. Hemân İpşir Paşa, Kara Hasan Paşa'ya ve Kürd Kara Mehemmed Ağa'ya eydür "Allah belânız versin, şöyle bir halîm vezîri Van gibi bî-fâ’ide eyâlete gönderdiniz. Hâtırımız içün Van'ın cümle mahsûlün Van mukarrerün götüren ağamıza bir semmûr kürk ile vermiş ve yedi ay kâ’im-i makâmım olmuşken lâyık değil idi ki anı Van'a süreydik. İnşâallah akîbince yâ Bağdâd'ı yâ Diyârbekir'i ihsân ederim" dedikde Abaza Hasan Paşa {eydür} "Hey sultânım, aşîretimizden olsa gerek, zamân-ı sadâretinde Türkmân ağalığın elimden alup ocak ağaları ve Kudde Kethüdâsı iğvâlarıyla ağalığım Ak Alî Ağa'ya verüp kîsem kapu arasında kaldı. Yine böyle iken beni Üsküdar'da katl etmeğe sipâh ocağı ağaları ile Zühdî Efendi'sini gönderüp beni nâhak katl etse gerek idi. Biz dahi Üsküdar'dan firâr edüp Haleb altında sultânıma gelüp güc ile cân kurtardım. Melek Paşa'ya Van değil ana Mar‘aş Karsı bile çokdur" dedikde İpşir Paşa eydür "Hele mezâ mâ mezâ olmaya illâ hayr" deyüp hâmûşbâş olur. Ezîn-cânib hemân paşa ol şiddet-i şitâda seksen toksan merhale menâzilleri kat‘ edüp çekeceği âlâm-ı şedâ’idi fikr edüp derhâl "At!.." deyüp huzûr-ı pâdişâhîye bilâ telhîs müteveccih oldukda bu hakîr bile idim. Ol mahalde pâdişâh-ı Cem-cenâb sa‘âdetle Çemensoffa nâm {mahalde} idi. Hemân bizim paşa seğirderek huzûr-ı pâdişâha varup zemîn-bûs etmeden "Es-selâmu aleyk 183a pâdişâhım!" deyüp du‘â ederek pâdişâhın dâmenin bûs etdi. Hemân hünkâr "Bak a Melek lala. Sana ben Van'ı ihsân eyledim. Sekiz yüz kîse dutar bir eyâlet-i azîm olup otuz altı sancağı ve dörd hükûmet hânlığı ve yetmiş aded ocak beğliği ve yetmiş altı pâre kal‘alı bir eyâlet-i azîm imiş. Niçün gitmezsin" deyü hitâb etdükde "Belî pâdişâhım, sahîhdir. Cümle sancakları mevcûddur ammâ Kürdistân olmağıla Van kal‘asının top altından gayri yerde paşaların hükmü nâfiz değildir. İntihâ-yı serhadd-i bî-amân yerdir. Anda vâliler mudârâ ile geçinirler. Pâdişâhım beni garazan ol serhadde atarlar. Sekiz yüz kîse değil seksen kîse dutmaz. Zîrâ bir cezîre yerdir. Hattâ İpşir Paşa lalan pederin tâbe serâh İbrâhîm Hân asrında Van eyâleti ihsân olundukda derd [ü] belâ çekerek Van'a revâne olup alay-ı azîm ile kal‘aya gireyim derken kal‘a kapuların sedd edüp iki yüz kadar balyemez alarka topları atup dörd yüz âdem ile şehri harâb mı edersin deyü top urup kal‘aya uğratmayup ili vilâyeti harâb edersin deyü eyâleti zabt etdirmeyüp kodılar" deyince meğer İpşir Paşa bizim paşanın {pâdişâh} huzûruna gitdiğin haber alup topalca ayağıyla sehel aksayarak gelirken hemân sa‘âdetlü pâdişâh "İşte İpşir lalam geliyor" buyurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182b–183a ·
metinde göster ·
… zâde Bekir Ağa ile müşâverede imiş, hakîri görüp "Bre Evliyâm hoş geldin" deyüp
ayağa
kalkup "Gel Evliyâm, seni bu gice yine İslâmbol'a bir işe göndereyim. Gel senin …
Ve dahi bunun emsâli niçe gûne fezâhatlar edüp nâ-hak yire hûn-ı ibâdı döküp Haccâc-ı Zâlim Yûsuf zulümleri oldurdu. Hemân ol gün Kaya Sultân hakîre on kıt‘a mektûblar ile beşyüz altun harc-ı râh verüp "Meded Evliyâm, bir ayak evvel paşama yetiş. Durmasın hemân Kürdistân'a cân atsın. İşte Kudde Kethüdâsı'nı 185b ve Moralı Defterdâr Mustafâ Paşa'sını ve re’îsü'l-küttâbı olan Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'sini ve niçe tevâbi‘lerin dahi çok katl ederler. Ve elbetde paşamı katl etmek içün sa‘âdetlü pâdişâh ve cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve vüzerâ vü vükelâlar ve Vâlide Sultân ve cümle sipâh ve yeniçeri ocakları paşamın katline İpşir'in hatt-ı şerîf istediğin cümle istimâ‘ edüp "Melek Ahmed Paşa bir sâlih dindâr ve mü’min ü muvahhid, bî-garaz u ehl-i ırz bir vezîr-i dilîrdir. Ne cürm sâhibidir kim anın katline hatt-ı şerîf istersiz, verme pâdişâhım, Melek Paşa bu devlete yine lâzımlı âdemdir. Bir kerre vezîria‘zam ve üç kerre kâ’immakâm-ı mu‘azzam olup cümle kul ile hüsn-i ülfet etdi" deyü cümle kul ayak basup hatt-ı şerîfi İpşir pâdişâhdan alamadı. Ammâ Evliyâ'm, kimbilir bu İpşir Mustafâ Paşa, Melek Paşa kocamın akrabâsıdır, amma akrabâsıdır. Belki bir hâl ile paşacığımun katline nihânîce bir hatt-ı şerîf ala. Ammâ Evliyâm yetiş paşaya, hemân Kürdistân. Ve mansıbı var, acele ile revâne olsun. İsterse sonra Gence'ye ve İrân-ı Nahşivan'a Revân'a sefer etsin" deyü fakîre Kaya Sultân ağlayarak mektûbları elime verüp bir cevâhirli sâ‘at dahi verüp "Şimdi sana yollarda {sâ‘at} pek lâzımdır. Hemân durma" deyü bir semmûr parçası kürk ihsân edüp hakîri ol gice Gümrük Emîni Hasan Ağa'ya gönderdi. Ol gice Hasan Çelebi'yi, Ortaköy'de Baltacı Mahmûd Ağa yalısında Mahmûd Ağazâde Bekir Ağa ile müşâverede imiş, hakîri görüp "Bre Evliyâm hoş geldin" deyüp ayağa kalkup "Gel Evliyâm, seni bu gice yine İslâmbol'a bir işe göndereyim. Gel seninle sehel müşâverem vardır" deyü elime yapışup hücreden taşra halk mâbeyninden çıkup bir pinhân hücrede elime üç kıt‘a mektûblar verüp "Durma yetiş paşaya, işte sana iki yüz altun" dedi ve "Kaya Sultân'dan mektûblar aldın mı?", "Aldım!" dedim. "Durma git, ammâ İzmit şehrine varınca gündüz ve gice ile ulu yollar ile gitme ve menzillere uğrayup sakın at alma. Hemân kendü atlarınla ılgar ile seğirdüp git. İşte sana yüz altun dahi" deyüp beni bir kayığa koyup alarka olacak mahalde "Evliyâ Çelebi, bizim gümrüğe İslâmbol'da uğrayup sandık emînine selâm eyle. Biz yarın İslâmbol'a varımazım" deyü halk arasında o gice hakîri İslâmbol'a gönderme evzâ‘ın edüp hemân hakîr "Nola sultânım?" deyü Ortaköy'den iki yatsı zamânı avanta kayık deyüp akıntı ile baş aşağı akup tarfetü'l-ayn içre Üsküdar'a varup mukaddemâ atların hıfz etdiğim mahall-i ma‘hûdeye varup üç nefer yarar pür-silâh gulâmlar ve beş re’s küheylân atlarım ve Abaza Marşân Yûsuf'u ve Abaza Kamış Mehemmed'i ve Abaza Cumbalı Alî'yi alup yedi aded salt u sebükbâr küheylân atlı pür-silâh âdemler olup nısfu'l-leylde ol şeb-i muzlimde "Tevekkeltü ala'llah" deyüp Çamlıca dağına yedi kişi çıkup ikişer rek‘at namâz kılup Üsküdar şehrinde ve İslâmbol'da medfûn olan erenlerin rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp cümle ervâh-ı enbiyâ vü evliyâ ve kutbu'l-aktâb u ümenâ u evtâd ve nücebâ ve nukabâ ü büdelâ ve mecâzibûn u melâmiyyûn ve ricâlü'l-gayb ve birler ve üçler ve yediler ve kırklar ve yüzler ve binler ve binbirler rûh-ı şerîfleriyçün bir Yâsîn-i şerîfe tilâvet edüp rızâ-yı Allah içün savâbın mezkûr ricâlullahların rûh-ı şerîflerine hîbe eyleyüp el yüze sürdük. Hudâ âlim u dânâdır, bu hakîr gûyâ bir zireh-i polâd-ı Nahşivânî giyüp Bismillah deyüp atf-ı ınân-ı esb-i sabâ-sür‘atimizi sür‘at ile cânib-i Van'a sürüp diyâr-ı Van'a revâne olduk. Hudâ-yı Bîçûn yolumuz âsân ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 185a–185b ·
metinde göster ·
… tdan tekerlenüp dam u bâmdan uçan âdemleri sarup sarmalayup yedi günde ol herîf
ayağa
kalkar. Hattâ bir gûne mumya-yı kânîsi vardır. Hurd olmuş âdem ol mumyadan tenâ …
Cerrâhlıkda hod lâ-nazîrdir. Atdan tekerlenüp dam u bâmdan uçan âdemleri sarup sarmalayup yedi günde ol herîf ayağa kalkar. Hattâ bir gûne mumya-yı kânîsi vardır. Hurd olmuş âdem ol mumyadan tenâvül etse mumya-yı kemer-i İskender olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b ·
metinde göster ·
… meshi yerinden asılup yine aşağıdaki mismârı çıkarup yukarudaki enser üzre yine
ayağa
kalkup kaddince dîvâra mismârı kakup anda dahi niçe yüzden hünerler gösterdi. B …
Andan yine aşağıdaki mismâra ser-nigûn süzülüp yine ayağı meshi yerinden asılup yine aşağıdaki mismârı çıkarup yukarudaki enser üzre yine ayağa kalkup kaddince dîvâra mismârı kakup anda dahi niçe yüzden hünerler gösterdi. Bu mismâr mahalli zemînden dokuz âdem kaddi oldu. Bu mismârda iken belinden tütün kisesin çıkarup mismâr üzre kiseyi koyup tepesi üzre durup ayakları ber-hevâ hareket etdirirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233a ·
metinde göster ·
… un ayakları bendi şeşilüp boğazlanmış iken birinin başı salınırken ikisi başsız
ayağa
kalkup üçü de paşanın atı önü sıra bir hayli mesâfe hân tarafına doğru seğirdüp …
Hikmet-i Rabbü'l-İzzet, paşa esb-i sabâ-peymâsına süvâr oldukda Vekîl-harc İbrâhîm Ağa, paşanın atı önünde kırk aded koyunları "Allahu ekber" tekbîriyle kurbân etdikde, hemân üç dane koyunun ayakları bendi şeşilüp boğazlanmış iken birinin başı salınırken ikisi başsız ayağa kalkup üçü de paşanın atı önü sıra bir hayli mesâfe hân tarafına doğru seğirdüp gitdiklerin niçe bin Van askeri bu hâli görüp bu kadar bin asker içinden bir ağızdan bir sadâ-yı "Allah Allah!" kopdu kim zemîn ü âsumân gülbâng-ı Muhammedî sadâsıyla pür olup cümle guzât-ı müslimîn dediler kim "Bu boğazlanmış kurbânların yürümesi hayrdır ve ricâl-i gayb bizimle biledir." deyü cümle ricâlullah şâd [u] handân olup alâylar mevc ü mevc ve fevc ü fevc ve kavuş kavuş at başı berâber oldular. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a ·
metinde göster ·
Hemân paşa-yı bâ-vakar eyitdi: "Kani bunların nâbaş-ı nâtıraşları" dedikde serdârların ileri çekdiler. Paşa gördü kim serdâr-ı bî-dârı bir siyâh çehre Kara Alî nâm murdâr-ı vâcibü'd-dâr bir eşkıyâ çehreli nâbekâr, ammâ paşa buna pek dikkatle nigerân etdi, "Ya bunlar nedir?" dedi. "Bunlar anın nökerleridir." deyince "Tiz cellâd" deyüp ol ân otak önünde cellâdlar ve iç ağaları ve iç mehterleri bunların arasına girüp tarfetü'l-ayn içre yetmiş danesin kelle paça edüp na‘şların püşte püşte yığup {hikmet-i Hudâ} Abaza Mehter Receb birine yedi kerre kılıç urup zerre kadar kesdiremedi, evvel ise bunlardan sekizin kesmiş idi. Hemân bir dahi eyle şemşîr urdu kim herîf-i mezbûr yüzü üzre kapanup ayağa kalkup eydür: "Amân Paşa! Bî-günâhım ve garîbü'd-diyârım. Babam merhûm Haleb'de saçım içine bir kurguşumlu heykel içre bir varak yazup koymuşdur. Cemî‘i kazâ vü belâdan ölünceye dek emînim. Anınçün bana kılıç geçmez." dedikde herîfi paşa âzâd edüp Van kulu gediği verüp çerâğ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 271b ·
metinde göster ·
Hemân ol demde Monlâ Muhammed Buhtî eydür: "Ey vezîr-i dilîr! Bilirsin kim bir küme halk neye gelmişsüz? Cümle a‘yân [u] kibârımız sözleri dükeli mendedir ve cümleler hâzırlardır. Hamısı ricâ ederler kim bu Ziyâeddîn Beğ'i va‘de-i sâbıka-i kerîmen üzre bize hâkim-i hân idesüz deyü cümle ayağa düşüp ricâya gelmişıh." dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 274a ·
metinde göster ·
… r kılıçlı bir muhteşem ve sâhib-i salâbet âdem zâhir olunca cümle erbâb-ı dîvân
ayağa
kalkdılar ve ta‘zîm etdiler.
Bizler dahi hândan me’zûn olup vilâyet-i Tebrîz-i dilâvîze gitmeğe hâzır-bâş oldukda hân hakîri tek ü tenhâ katına kığırup eydür: "Ömrüm! Sen menim birâder-i cân-berâberimsen. Lutf eyle meni Tebrîz hânı yanında zânû-be-zânû olanda her danışıkda meni hâna yahşı mahtayasın." deyü koynundan üç yüz aded mümessek şâh sikke altun ve iki yüz guruş ve bir sâ‘at ve bir Gürcî kölesi ve bir Acemâne eğerli ve rahtlı kara çubuk at ve iki çapariz yorğa alaca çapar at ihsân edüp "Sehel ârâm idesiz kim sizin yollarınız üzre hânlar ve sultânlar ve Tebrîz hânına varaklar yazam." dedikde mektûblar tahrîr olunup hakîre teslîm oldukda hikmet-i Hudâ hân kapusunda âmâde olan nöker ve dizçökenler ve çiğ et yiyenler ve cümle merdümhorlar pârekende ve perîşân olmağa başladılar. Hân-ı garîbin reng-i rûyi müteğayyer olup "Heni kişiler bu velvele nedir?" dedikde "Ey hânım, atebe-i âlîden eşik akası Çapar ile geledir!" dediklerinde hemân dem hânın aklı başından gedüp hakîre eydür: "Evliyâ akam, men ahrete giderem, meni du‘âdan unutma!" dedikde hakîr tesellî-i hâtır içün eyitdim: "Ey hânım uğurunuza cân u başım vermişem. Hele hânım görelim bu sözün aslı fer‘i nedir?" derken hemân hân dîvânhânesinin eşiğinden bir semmûr kürklü ve başı telli ve cevâhir zurzuvile tâclı beli cevâhir kılıçlı bir muhteşem ve sâhib-i salâbet âdem zâhir olunca cümle erbâb-ı dîvân ayağa kalkdılar ve ta‘zîm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 299a ·
metinde göster ·
varınca sağîr ü kebîri âh-ı ser çekdiklerinden Ser-âh derler ve tâli‘-i imâreti …
Lisân-ı Moğolî'de "Serâf" derler. Lisân-ı Ekrâd'da "Serâv" derler, ya‘nî "Baş-su" derler, ammâ asıl lûgatı "Serâh"'dır. Cümle halkı "Yâ Kahhâr" ismine mazhar olduklarından başdan ayağa varınca sağîr ü kebîri âh-ı ser çekdiklerinden Ser-âh derler ve tâli‘-i imâreti akrebdir ve beyti Mirrîh-i mâ’idir. Anınçün bu menhûs şehirde niçe kerre Âl-i Osmân askeri münhezim olmuşdur. Evvelâ sene 993 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Sâlis vezîri Cığalazâde Sinân Paşa serdâr-ı mu‘azzamlık ile Tebrîz deryâsı kenârıyla bu sahrâ-yı Serâv'da deryâ-misâl asker-i kerrâr ile meks eder. Arapça hadîsine i‘tibâr etmeyüp müşâvere olmadan niçe vüzerâların mansıbların pespâye âdemlere verir. Tekelü Paşa'ya Van'ı ve Râziye Kadınzâde'ye Sivas'ı verüp cümle Anadolu eyâletlerin tevcîh-i âhar eder. Bu hâl ile şâh üzre asker çeküp gider. Meğer bizzât şâh bunları dağ başından seyr eder. Kâmil vakt-i asr olunca şâh şahin gibi dağdan süzülüp şâh askeriyle İslâm askeri birbirlerine karılup katılup mâbeynde toplar ve tüfengler atılup neberd-i şâhî ve savaş-ı pâdişâhî olur kim kanlar tarafeynden seyl-i revân olur. Âhir nesîm-i nusret Acem şâhı tarafına esüp anlar gâlib Osmânlı mağlûb olup "gaynın te’sîridir" deyü cây-ı emne cân atup Âzerbaycân'da cânların halâs ederler. Ancak Tekyelü Paşa ve Karakaş Paşa ve Kacar Mehemmed Paşa Kızılbaş'ın elinden kaçup ordu-yı İslâma cân atarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 305a ·
metinde göster ·
… stekreh çehreli şeyh nâmıyla bir bednâm-ı hümâm râygân olunca cümle pîr ü cüvân
ayağa
kalkup şeyhe selâm verdiler. Ve şeyh selâm alup kürsiye urûc edüp ibtidâ bir Fâ …
Andan serâperde ardından başı zurzuvîli kebîr har kulaklı ve şütür-leb dudaklı ve pâları dolaklı ve gözü sürmeli ve rîş-i şevâribden müberrâ çâr-darb u kubh-manzaralı müstekreh çehreli şeyh nâmıyla bir bednâm-ı hümâm râygân olunca cümle pîr ü cüvân ayağa kalkup şeyhe selâm verdiler. Ve şeyh selâm alup kürsiye urûc edüp ibtidâ bir Fâtiha ve şâh-ı bedhâha {ve bed-câha} ve sâ’ir huzzâr-ı meclis-ârâ küstâha hayr du‘â edüp Şâ‘ir Fuzûlî-i Bağdâdî'nın te'lîfât-ı nâ-pesendîdesinden Makteli'l-Hüseyin nâm elfâz-ı türrehât-ı pür-hatâsın kırâat etmeğe başladıkda hâdise-i Kûfe'de şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ mahalline geldikde kimde cân kaldı. Bu asker-i Acem içre bir gırîv ü feryâd kopdu kim gûyâ rûz-ı mahşer oldu. Ve cümle "Vâ yâr-ı gâr-ı Şâh Hüseyn ve ey mücâhidân-ı Bedr [u] Huneyn ve refîkân-ı ceddi'l-Haseneyn" deyü bükâ edüp gûyâ her birin sar‘a dutardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312b ·
metinde göster ·
Hakîr eyitdim, "Sultânım evvelü'r-refîk, sümme't-tarîk fehvâsı üzre Alî Ağa kulunuz ve beğefendi karındaşınız münâsib refîkler olduklarından ve sultânım Bağdâd'da olmayup Düceyle arkın tathîr etmeğe azîmet etdiğinizden birkaç gün diyâr-ı Acem'de şehr-i Hemedân u Dergezîn ve Kum u Kâşân'da ve yetmişyedi pâre şehr-i mu‘azzamlarda eylenüp gezüp bu kadar bilâd-ı mu‘azzamaları seyr [ü] temâşâ edüp sultânımın mübârek cemâl-i bâ-kemâlin görüp bürâder-i azîziniz getirdiğim hizmet-i şerîfinde bulunduk." dedikde paşanın Alî Ağası ve paşanın karındaşı ve mahpus-ı Acem olan mataracıbaşısı gelüp ser-ber-zemîn bûs etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa ayağa kalkup bürâder-i mihter-i cân-berâberin bâğrına basup eynindeki semmûr kürki karındaşına giydirüp bir kürk Alî Ağasına ve bir semmûr lipâçe bu hakîre giydirüp Mercâniyye Medresesi cenbinde bu hakîre bir konak verüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtımız ile üç aşbâz ta‘yîn edüp yedi aded hücrelerimiz kalemkârî çin[i]lerle ve harîr haliçeler ve Mardin yasdıklarıyla hânemiz döşeyüp bir kise hammâm akçesi ihsân edüp şeb [u] rûz kendülerinin nedîm-i hâslarından olup kal‘a-i Bağdâd'ı temâşâya meşgûl olup alâ kadri'l-imkân ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etdiğimiz ahvâlâtın beyân idelim. Evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 332a ·
metinde göster ·
… vânhânede cümlemiz oturup dakku'l-hanek ederken Kör Hasan Paşa gelince cümlemiz
ayağa
kalkup ta‘zîm eyledik. Zâhir Âl-i Osmân'ın bir yüğrük üç tuğlu vezîr-i âlîşânıd …
Hikâye-i münâsib: Sene (---) târîhinde efendimiz Melek Ahmed Paşa Köpürlü Mehemmed Paşa Yanova'da iken kâ’immakâm idi. Sarı Çavuşbaşı kâ’immakâm çavuşbaşısı idi. Dîvânhânede cümlemiz oturup dakku'l-hanek ederken Kör Hasan Paşa gelince cümlemiz ayağa kalkup ta‘zîm eyledik. Zâhir Âl-i Osmân'ın bir yüğrük üç tuğlu vezîr-i âlîşânıdır. Bâ-husûs Kandiye kal‘ası altında niçe gazâları 7a var. Ve ol savaş-ı perhâşlarda gözünün biri şehîd olmağile Kör Hasan Paşa nâmıyla şöhret bulmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 6b–7a ·
metinde göster ·
kalkam? Bak bana şu gûne teklîfin" deyüp birbirlerine niçe bâzkeşleri geçüp âhi …
"Bire kör, bire mel‘ûn! Sen âdem misin kim sana ayağa kalkam? Bak bana şu gûne teklîfin" deyüp birbirlerine niçe bâzkeşleri geçüp âhir Kör Hasan Paşa ol bir nerkes gözciğezinden katre katre yaş akıdup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 7a ·
metinde göster ·
… eğ'in başı balgam ile mülevves edince hemân bu kerre Bedir Beğ ve Nûruddehr Beğ
ayağa
kalkup,
"Beğler bizim selâmımız almadı" deyü somurdanup bir kerre dahi ocağa "âh tû" deyüp tükürünce ocak taşı ve Bedir Beğ'in başı balgam ile mülevves edince hemân bu kerre Bedir Beğ ve Nûruddehr Beğ ayağa kalkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 10a ·
metinde göster ·
… şdu. Meğer fakîrin dahi cânı var imiş hemân hakîrin ayağına sarılup "Âh!" deyüp
ayağa
kalkup yine düşünce oda içre fakîri iç oğlanları dilim dilim ederken kapudan ta …
Nûruddehr eydir: "Evliyâm, senin paşanın çerâğıdır, sen de hânı seversin, bir hançer ursana" dedikde yerimden pertâb edüp başından mendilin ve kulağından menkûşin ve belinde[n] Hayd[ar]î pâlheng ve hançeri kının ve bıçağın aldım, ammâ semmûr kürkü pâre pâre olmuşdu. Meğer fakîrin dahi cânı var imiş hemân hakîrin ayağına sarılup "Âh!" deyüp ayağa kalkup yine düşünce oda içre fakîri iç oğlanları dilim dilim ederken kapudan taşrada Haydar Kethüdâ'nın pabucı ve çizmesin dutan huddâmları dal kılıç kapudan içeri hovlayup iç gulâmlarıyla birbirlerine eyle sâtûr-ı Haydarî urdılar kim Haydar Kethüdâ'nın yanı sıra niçe cânlar telef olup haliçeler üstü buheyre-vâr deryâ-yı hûn oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 10a ·
metinde göster ·
… ferâmûş etmeniz, yohsa at yerine atdan ve götden çıkarsız, zîrâ cümle Kürdistân
ayağa
kalkmışlardır. Hemân şimdi tuğu konakcıdan hân askerine aldırmayasız. Ana ilâc …
"Hay sultânım, bunlara eski hân yine at ve köle bağışlamağa hâzır-baş olmuşdur. Anıniçün Bitlis şehrine gitmek isterler, ammâ Hudâ âlimdir, cümle Kürdistân askeri sizden dilgîrlerdir. Hele cümle beğleri kayd [u] bend edüp bu kadar mâllarını aldığınızı ferâmûş etmeniz, yohsa at yerine atdan ve götden çıkarsız, zîrâ cümle Kürdistân ayağa kalkmışlardır. Hemân şimdi tuğu konakcıdan hân askerine aldırmayasız. Ana ilâc görün" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 14b ·
metinde göster ·
Evvelâ Melek Ahmed Paşa Mehemmed Giray Hân'a Akkirmân'dan cevâhir ve murassa‘ eğerli ve cevâhir raht ve gaddâre ve altun zincirli bir siyâh küheylân at ile kethüdâsı ve dîvân efendisi ve kapucular kethüdâsıyla cümle üç bin aded güzîde pür-silâh küheyl atlı ağalar zırh [u] zereh-külâh ile ve yetmiş bayrak piyâde sekbân ve sarıca askeriyle Hân'a istikbâle gidüp Hân'ı getürürlerken Paşa dahi Yanık kal‘ası cânibine kendüye müte‘allık tevâbi‘leriyle Hân'ı karşıladıkda hemân Hân atdan piyâde olunca Paşa dahi piyâde olup birbirleriyle ağlaşup öpüşerek yine atlanup atbaşı berâber Hân ile Paşa'nın otağına gelüp Hân otakda meks eyleyüp Kalga ve Nûreddîn otakda kalup Sefer Gâzî Vezîr, kethüdâya kondu ve Hân'ın iç ağaları Paşa'nın iç ağaları içinde kalup Paşa kendü gulâmlarından Hân'a yüz aded pâk gılmân-ı hâssalar ta‘yîn eyleyüp Paşa kendünün gayrı otağına gidüp cümle Mansûrlu ve şîrînli ve Kapukulu ağaları ve cümle gayrı mirzâları cümle ağalara kondurup yüz elli aded münakkaş çergelere sâ’ir Badrak ve Karaçi ve Nogay Tatarların kondurup tatyîb-i hâtırlarıyla mukayyed olup Paşa hemân sâ‘at yine Hân yanına varup tahte'l-fütûr nâmında iki yüz fağfûrî tabak mümessek hamîreler ve emlec ve kebbât ve kâblı ve helîle ve külbe şeker mu‘amber ve hamîre-i benefşe ve hamîre-i zambak ve hamîre-i ıtrıfil ve hamîre-i şekakul ve yetmiş aded envâ‘-ı mümessek reçeller tenâvül olunup andan gûnâ-gûn maslûka çorbaları ve gûnâ-gûn mümessek pâdişâha lâyık hoşâblar içilüp ba‘de't-ta‘âm mücevher ileğen ve ibrikler ile eller yaykanup kahveler ve şerbet ve çay ve bâdyân içildikden sonra gülâb ve buhûrlar verilüp Paşa hazînedâra işâret etdikde ayağa kalkup {cümle hedâyâlar huzûr-ı Hân'a gelince Paşa} eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50b ·
metinde göster ·
… hakîre Hasan Paşa ve Tayyarzâde Ahmed Paşa kullarıyla gelüp ‘Dahl-i emân’ deyüp
ayağa
düşüp bî-tâb ü bî-mecâl geldiler ve emân dileyüp cerâyimlerine özr-hân olup ⟦Ar …
"İzzetlü, mürüvvetlü velîyy-i ni‘am efendim sultânım arz-ı dâ‘î-i kemter efkâr-ı ahkar budur kim, Sarı Ken‘ân Paşa-yı muhannes-i keyvân ve nâdân-ı hutemân ile Harem-i Hâs'da neşv ü nemâ bulup Hâsoda'da Hırka-i Resûlullâh huddâmı olup otuz yedi sene hidmeti sebkat etmişken takdîr-i Hudâ donanma-yı hümâyûn dest-i kâfirde münhezim olduğıyçün havf u haşyet-i pâdişâhîden firâr edüp el-âye[t], Sûre-i Vennâzi‘âtda estağfirullâh Arapça âyeti itâbını müşâhede edicek âhirü'l-emr firâr edüp bir alay zaleme haşerâta teba‘iyyet edüp (---) etdiği şenâ‘at ve sefâhatleri bizim gibi çokdur ve sultânımdan gayrı kimsesi yokdur ve kabâhatları bî-nihâye olduğuna ilmimiz lahikdır, ammâ ol Âsitâne-i sa‘âdet'in kadîmî emekdârlarından olduğumuz içün bu hakîre Hasan Paşa ve Tayyarzâde Ahmed Paşa kullarıyla gelüp ‘Dahl-i emân’ deyüp ayağa düşüp bî-tâb ü bî-mecâl geldiler ve emân dileyüp cerâyimlerine özr-hân olup Arapça fehvâsınca cümlesi estağfirullâh Arapça âyetin tilâvet edüp bu muhlîsiniz yanına geldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 72b ·
metinde göster ·
… gibi cereyân ve revân ederdi, ammâ ne cür’etdir kim bu mahalde bir yiğit hemân
ayağa
kalkup eli duşakda kadanmış iken seğirdüp cellâdın birine bir depme niçe urduys …
Âhir-i kâr "Bu kadar leşleri her gün arabalarla bir yerden bir yere nakl etmek ne belâdır" deyüp katle müstehak olan kimesnelerin her gün otakda kösler önünde kırk ellisin kesdiklerinden mâ‘adâsın fermân-ı pâdişâhîyle yetmişer, seksener ve yüzer aded âdemleri cümle huzûrunda söyledüp aslâ birin âzâd etmeyüp, işâret etdikde cellâdlar benî Âdem'i koyun sürüsü gibi ayaklarıyla sürü sürü sürüyerek, kimisi ağlaşarak, kimisi çağırarak cellâdlar Kavak iskelesine götürüp cümlesin sâhil-i deryâda ale't-tertîb dizüp cümlesin uryân edüp kimi hay ve kimi vay ve kimi kelime-i şahâdet getirüp, kimi "Vay anacığım", kimi "Vay babacığım" ve kimi "Vay oğulcuğum" deyü feryâd ü nâlân ederlerken cellâdlar iki başdan başlayup şak şak kılıç urarak çalarak kırarak iskele-i Kavak şecereleri şecere-i Vakvâk altı gibi cesed-i insân ile zeyn olup hûn-ı insân deryâya nehr-i Revân gibi cereyân ve revân ederdi, ammâ ne cür’etdir kim bu mahalde bir yiğit hemân ayağa kalkup eli duşakda kadanmış iken seğirdüp cellâdın birine bir depme niçe urduysa cellâdın bağırsakları taşra çıkup ayaklarına dolaşınca hemân ol yiğit gayrı cellâdlara hücûm etdi, ammâ ne çâre el kelepçede bağlı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80b ·
metinde göster ·
… uruldukda kılıç şakırdısı eflâka çıkup Kara Receb Bölükbaşı nâmında bir bahâdır
ayağa
kalkup,
Andan kösler çalınup dîvân-ı pâdişâhî kurulup niçe yüz âdemlerin da‘vâları kadıaskereyn huzûrunda görülüp kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmetler olup herkesin hakkı ihkak-ı hakk üzre görülüp andan kösler önünde yüz yetmiş aded âdemleri cellâdlar üç sıra dizüp iki başdan kılıçlar uruldukda kılıç şakırdısı eflâka çıkup Kara Receb Bölükbaşı nâmında bir bahâdır ayağa kalkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 84b ·
metinde göster ·
Bu şehri üç gün tamâm temâşâ edüp bir gün konağımızda âsûde-hâl dururken ceneral-i dâll âmedânî konağımıza yigirmi aded tabla şükkeri ta‘âm-ı mümesseklerle gelüp, hakîr ayağa kalkup istikbâl edüp köşe-i vahdetimizde zânû-be-zânû olup ta‘âmlar tenâvül olundukda hakîr cenerale bir mutallâ dülbend ve iki dâne münakkaş sihr-i bukalemûn Kaya Sultân yağlıkları verdim. Cihân kadar hazz edüp yağlığın birin şapkası üzre kodu. O dahi hakîre on tahta siyâh Dobra-Venedik kürkü kim kunduz siyâhı gibi kuzu bağanası kürkleridir ve on donluk elvân çukalar ve on top Fireng atlas-ı gûnâ-gûnlar ve üç yüz Bundukanî uşkota nâm sırma gümüşünden onar dirhem gelir guruşlardır ve bir sâ‘at ve bir dûrbîn ve bir Papa Monta nâm dünyâ tasv[îr]i kitâb ve yüz mümessek yaldız altunu verüp taşra çıkdıkda, kırk yedi aded huddâmlarıma beşer altun ve birer çuka ve kumaş verüp Baba Ahmedzâde İsmâ‘îl Beğ ile hukûk-ı sâbıkaları olup hem-civârları olmağile anlardan havf etdiklerinden ana bir kîse guruş ve bir donluk çuka verüp babasına dahi yüz altun ve bir donluk çuka Baba Ahmed'e gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149b ·
metinde göster ·
… i vardım. Gördüm ki bir başı telli kırmızı yağız yelekli mutarraş şahbâz kefere
ayağa
kalkup eydir:
Üç sâ‘atde şeşan dağına çıkup anı gördüm. Bir navortalı kâfir gelüp eydir: "Bire Türk sen bu dağda n'işlersin?" dedikde, hakîr eyitdim, "Bizim Yano Beğ dostumuza geldim. Buluşsam gerek" dedikde, kâfir gidüp yine gelüp, "Gel gidelim" dedikde, atdan piyâde olup sık orman içre giderken yemîn ü yesârda beş altı yüz harbalı kâfir bellerinde ikişer üçer tabanca tüfengleri ve ellerinde navortaları ile âmâde kefereler içre giderken iki tarafda belki üç yüz aded koyun ve hınzîrları kebâb ediyorlar ve Manastır şehrinden ve Maşkolor panayırından aldığı çukaları niçe yüz derziler keferelere esbâblar kesüp biçüp dikerler. Bunları temâşâ ederek geçüp ileri vardım. Gördüm ki bir başı telli kırmızı yağız yelekli mutarraş şahbâz kefere ayağa kalkup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 179b ·
metinde göster ·
… hazân gibi dir dir ditreyüp geldikde Süleymân Hân kanûn-ı kadîmeleri üzre hâna
ayağa
kalkup öpüşüp görüşüp,
Bu hâl ile hân-ı âlîşân huzûr-ı Süleymân Hân'a berg-i hazân gibi dir dir ditreyüp geldikde Süleymân Hân kanûn-ı kadîmeleri üzre hâna ayağa kalkup öpüşüp görüşüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76a ·
metinde göster ·
kalkup ma‘a'l-kerâhe ta‘zîm eder şeklinde olup anlar dahi birer iskemlede karâr …
Hakîr dahi bi'z-zarûrî iskemle üzre dururken ayağa kalkup ma‘a'l-kerâhe ta‘zîm eder şeklinde olup anlar dahi birer iskemlede karâr etdiler, ammâ mâbeynlerinde aslâ tasaddur da‘vâsı yokdur. On ikisi de halka olup dâ’iren-mâdâr oturdular kim biri sadr-ı âlîde karâr etmeyüp tasaddur da‘vâsında olmaya. Ammâ bu on iki beğin her biri birer ay hükm-i hükûmât edüp yılda bir cümle beğ hükûmetleri devr eder, ammâ yine müşâverelerinde yek-dil [ü] yek-cihetdirler. Ve bu on iki beğden biri mürd olsa kırk beğ dahi var. Andan biri gelüp on iki beğe dâhil olur. Ve kırk beğin biri mürd olsa üç yüz aded taşra beğler dahi vardır, anların bir müsta‘iddi kırklara karışır, ammâ her bir beğ kırk yaşında kâmil sâhib-i ayâr olmayınca on iki beğlere ilhâk edüp tahta geçirmezler. Âyîn-i bâtılaları tâ cedd-i nâ-pâklerinden berü böyledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 153a ·
metinde göster ·
… i ve Sadrıa‘zamın ve kethudâsı İbrâhîm Ağa'nın mektûbların verince cümle beğler
ayağa
kalkup hakîrin ve Sadrıa‘zamın ve kethudâ beğin hâl [ü] hâtırların su’âl ederke …
El-hâsıl mezkûr on iki beğler tahtlarında karâr-dâdeler iken emr-i pâdişâhîleri ve Sadrıa‘zamın ve kethudâsı İbrâhîm Ağa'nın mektûbların verince cümle beğler ayağa kalkup hakîrin ve Sadrıa‘zamın ve kethudâ beğin hâl [ü] hâtırların su’âl ederken yine şapkaların çıkarup emr-i pâdişâhîler kırâ’at olunup mefhûmu ma‘lûmları olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 153a ·
metinde göster ·
… ayak dîvânı mübârek olup şu nikrîz marazından halâs olup bolay kim pâdişâhımız
ayağa
kalkup devletinde şu kal‘a feth olup selâmete gitsek" derler.
"Elhamdülillâh pâdişâhımız hayâtda görüp ayak dîvânı mübârek olup şu nikrîz marazından halâs olup bolay kim pâdişâhımız ayağa kalkup devletinde şu kal‘a feth olup selâmete gitsek" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 174a ·
metinde göster ·
kalkup yine tahtına oturup paşa içün Osmânlı tarzı otak yanında bir otak ve bir …
Evvelki gün elçi paşayı otakda ziyâfete da‘vet etmişdi. Bu kerre kral-ı bed-fi‘âl elçi paşaya esbâb-ı ihtişâm-ı dârât-ı azamatin göstermek içün bir cemapur keferesi gibi bir asker-i bî-hadd [ü] bî-pâyân ile ubûr etdi kim kara şapkalı küffâr cihânı dutup yetmiş yerde erganon ve torompete ve nâkûs ve borular ve tabl-ı Cemşîdler döğülerek haçlı peykerler ile cünûd-ı cünüb-i küffâr piyâde ve atlı ol kadar ubûr etdiler kim hadd-i hasrı yok idi. Ba‘dehu vakt-i zuhrda kral bir cevâhirli ve on iki atlı hınto araba ile ubûr edüp ardı sıra iki binden mütecâviz pençe-i âfitâb mûğ-pîçe gılmânlar ubûr edüp dahi ardı sıra kendü tabl u nâkûs u erganonları çalınarak güzer edüp bâğ-ı Merâm'ına vardıkda hemân ol ân başkomsar gelüp elçi paşayı ziyâfete da‘vet etdikde hemân paşa-yı müdebbir cümle alayıyla pür-silâh sâde mehterhâne faslı ederek çâsârın bâğına varup çâsâr ayağa kalkup yine tahtına oturup paşa içün Osmânlı tarzı otak yanında bir otak ve bir cerge kurup yerlerinde oturup ta‘âm-ı firâvân geldi, ammâ cümle bizim aşçılar ta‘âm-ı gûnâ-gûn pişirmişlerdi. İki sâ‘at kâmil Ma‘dî-kereb gibi ta‘âmlar yenüp çâsâr yalnız başlı başına yeyüp ba‘zı ta‘âmlardan mahabbeten paşaya altun ve cevâhirli tabaklar ile ta‘âmlar gönderüp ba‘de't-ta‘âm paşaya bir semmûr kürk ve on kîse ve bir hınto araba hedâyâ verüp andan kral ile paşa vedâlaşup yine alayımızla mehterhânemiz döğerek konağımıza geldik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68a ·
metinde göster ·
… âh Kâsım Paşa'nın mahabbetnâmelerin dest ber-dest krala verüp kırâ’at olundukda
ayağa
kalkup vâfir hazz edüp,
Hamd-i Hudâ kralı bunda bulup bir azîm dîvânda bu hakîre buluşup "Hay Evliyâ Çelebi, hoş geldin." deyü ta‘zîmler etdi, zîrâ sene (---) târîhinde Alî Paşa ile diyâr-ı Erdel'in tâ Tise nehri kenârına veyâ Seykel vilâyetine varup geldikden sonra kal‘a-i Udvarhel altında bu keferenin elinden Melek Ahmed Paşa efendimiz yapışup Serdâr Alî Paşa'ya götürüp dîvân-ı azîmde müstakil kral olup efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın asâleten çerâğ-ı efrûhtesi olduğundan hukûk-ı sâbıkamız olması cihetiyle şimdi bize bir hayli i‘zâz [u] ikrâm edüp yanında berâber ber-taht-nişîn olup Varat vezîri Hısım Mehemmed Paşa'nın ve Yanova vezîri Cerrâh Kâsım Paşa'nın mahabbetnâmelerin dest ber-dest krala verüp kırâ’at olundukda ayağa kalkup vâfir hazz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 92a ·
metinde göster ·